… evver ile cihân-arâ olmağın bu şehre Aksarây deyü tesmiye etdiler, ammâ zamân-ı
keferede bu
şehre lisân-ı Yunan'da ilâ hazâ'l-ân Pigâhelinâ derler. Hazret-i İsâ asrında im …
Kılıç Arslan Şâh'ın bu şehir tahtgâhı olmağıla (---) nâm mahallinde bir sarây-ı azîm binâ eder kim niçe yerde kasr-ı İremleri ve kasr-ı Havernâkları ve kâh-ı ekâsireleri ve eyvân-ı hakanîlere mânende kâ‘alar ile ârâste ve Merâm-misâl cenîn ü hıyâbânlar ile pîrâste edüp bu sarây-ı azîmîn yedi bin aded manzara ve dakka ve revzenleri ve üç bin aded müte‘addid nakş-ı bûkalemûn hücreleri var idi. Ve Kılıç Arslan binâsı olmağıla dârü's-sa‘âdesinin yemîn [u] yesârında tucdan iki aded arslan-ı mehîb timsâli inşâ etdirmişdi ve mağrib-zemîn üstâdlarından iki üstâd-ı kâmil bu esedlere birer ilm ile tılsım edüp bir arslanın ağzından âteş feşân olurdı. Bir sübû‘ın ağzında bir sayha-yı mühlik sâdır olurdu. Tâ ki bir âdem bu sarâyâ kem kasd ile girse yâ sarâydan bir şey serika edüp taşra çıkarken bu arslan-ı âteş fişânın şerâresinden ve öbür esedün na‘rasından harâmî ve sârık herîfler helâk olurdı. Bu şehir bu sarây-ı münevver ile cihân-arâ olmağın bu şehre Aksarây deyü tesmiye etdiler, ammâ zamân-ı keferede bu şehre lisân-ı Yunan'da ilâ hazâ'l-ân Pigâhelinâ derler. Hazret-i İsâ asrında imâr olduğun Rûmlar sıhhat üzre yazmışlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 69b ·
metinde göster ·
… âneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ
kefereleri bu
kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. G …
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
… Arz-ı Mısr'ı umûmen harâb u yebâb edüp yine kal‘a-i Mardin'e geldi. Anınçün Rûm
kefereleri bu
Mardin'e rağbet edüp Dârâ Şâh'ın destinden dest-i kahr ile alup mutasarrıf oldu …
Ba‘dehû kefere-i Rûm bu Dârâ Şâh'ı 210b münhedim edüp cümle Âzerbaycân u İrân u Turan'a Yunaniyân istîlâ edüp Dârâ Şâh'ı harâca kesüp bu kal‘a-i Mardin'e mâlik olup binâ-yı azîm düyûrlar ihdâs etdiler. Zirâ Hazret-i İsâ aleyhisselâm asrında bu Mardin içre Buhtunnasr-ı sâhib-hurûcun bir puthâne-i âteşgedesi var idi. Buhtunnasr hûn-ı Yahyâ talebiyçün bu Mardin'den hurûc edüp Haleb'i ve Şâm'ı ve Beyt-i Makdis'i ve Beytü'l-hazân'ü ya‘nî şehr-i Safet'i ve Taberistân'ı ve Askalân'ı ve Arz-ı Hasan'ı ve Arz-ı Mısr'ı umûmen harâb u yebâb edüp yine kal‘a-i Mardin'e geldi. Anınçün Rûm kefereleri bu Mardin'e rağbet edüp Dârâ Şâh'ın destinden dest-i kahr ile alup mutasarrıf oldular. Andan yine Ermenî keferesi destine girdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 210a–210b ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Göllü: Mardin hükmünde ve kazâsında 500 hâneli Ermenî ve Ekrâd köyüdür ve suları sarnıçdır. Bu mahalden kal‘a-i Mardin nümâyândır. Dârâ Şâh Rûm kefereleriyle bu sahrâda ceng-i azîm edüp Dârâ Şâh münhedimen kal‘a-i Nasîbîn kurbünde taht-ı kadîmi olan Karadar nâm mahalde karâr etdi, ammâ hâlâ bu Göllü sahrâsında Dârâ Şâh'ın helâk olan Acem üstühânları püşte püşte nümâyândır. Rûm keferelerinin kemikleri başka kümlerdir kim niçe küffârlar ol hâk-i nâ-pâke yüzlerin sürerler. Andan yine çöl ile (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 212a ·
metinde göster ·
… (---)(---) ve bunun emsâli niçe bin milel âdemlerinden hayr-hâh-ı devlet olan
kefereler bu
a‘râfa girer demişler.
Ammâ niçe musannifîn ve mü’ellifîn İblîs-i telbîsin dâr-ı A‘râf'ın yedi derecesinde yedi aded esmâların ahlâk-ı zemîmeleriyle sûre-i A‘râf tefsîrinde Şeyh Bağavî ve Müfessir Keşşâf tahrîr etmişlerdir. {Ammâ dâr-ı} A‘râf oldur kim ne cennetdir ve ne cehennemdir. Cennet ile cehennem mâbeyninde yedi derece vâdîlerdir kim keferelerin nâ-bâliğ mûğ-beççe evlâdları ve {Enûşirvân-ı} âdil gibi kefere kıralları ve perhîzkâr olan papaz u bıtrîk ve râhibân u kıssîsler ve erbâb-ı ma‘ârif Nasrânîler (---)(---)(---)(---) ve bunun emsâli niçe bin milel âdemlerinden hayr-hâh-ı devlet olan kefereler bu a‘râfa girer demişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 394b ·
metinde göster ·
… lü nâm bâğ-ı merâma kondurup i‘zâz [ü] ikrâm etdiler. Hazret-i Hacı Bektaş Velî
kefereden {bu
kal‘ayı} istedi, vermediler. "İnşâ’llâh an-karîb Yıldırım gibi bir er zuhûr edü …
Ba‘dehû Konya'da Sultân Alâ’eddîn inkırâz bulduğu mahalde Ermeni ve Rûm kefereleri fürce bulup bu kal‘aya bir takrîb ile istîlâ eylemişlerdi. Ol sene Sultân Hacı Bektaş Velî-i Horasanî cedd-i ızâmımız Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Horasan'dan diyâr-ı Rûm'a gelüp Âl-i Osmân'ın ibtidâ-i tulû‘unda Ertuğrul'a ve Osmâncığa imdâd etmeğe geldikde bu kal‘a-i Tokad'a karîb gelirken cümle kefere istikbâline çıkup şehrin şimâli hâricinde Sünbüllü nâm bâğ-ı merâma kondurup i‘zâz [ü] ikrâm etdiler. Hazret-i Hacı Bektaş Velî kefereden {bu kal‘ayı} istedi, vermediler. "İnşâ’llâh an-karîb Yıldırım gibi bir er zuhûr edüp bunu feth eder" deyü Sünbüllü nâm makâmda bir halîfesin sâhib-i seccâde edüp anda alıkodu. Hâlâ Sünbüllü Sultân nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir kutb-ı istihkâk kimesne anda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19b ·
metinde göster ·
… ukda bu dahi harâb olur. Hattâ bu diyâr, kefere destinde iken Hacı Bektaş Velî,
kefereden bu
kal‘ayı Osmâncığa taleb etdikde,
İbret-i mutalsam-ı mu‘attal: Bâlâda zikri sebkat eden Sünbüllü Baba tekyesi kurbunda bâğlar içre Taşoluk tekyesi nâm tekyede hâlâ bir turfe elvân-gûn hacer vardır. Bir tarafı oluk gibi kazılmışdır ve üzerinde hatt-ı İberî yazılmışdır. Zamân-ı kadîmde hükemâ-yı selef mi yâhûd kehene-i kudemâ mı bu taşa üç satır hatt ile bir tılsım harfleri tahrîr etmiş, günde birer kerre bu seng-i hârâdan süd akarmış ve bir sâ‘atden yine münkatı‘ olurmuş. Hazret-i Risâlet-penâh sa‘âdetle rûy-ı arza kadem basdıkda niçe kerre yüz bin mutalsamâtlar mu‘attal oldukda bu dahi harâb olur. Hattâ bu diyâr, kefere destinde iken Hacı Bektaş Velî, kefereden bu kal‘ayı Osmâncığa taleb etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 23a ·
metinde göster ·
Hattâ "Bu kal‘a-i İrem-âbâdın fethinde Hazret-i Hacı Bektaş Velî bile idi" deyü yazmışlar, ammâ Rûm keferesi bu kal‘ada ceng-i azîm etmeğile ba‘de'l-feth kal‘asın câ-be-câ yıkmışlar. Kal‘ası leb-i deryâda bir boğaz körfezi ağzında bir püşte-i âlî üzre şeddadî çâr-kûşe taş binâ bir sûr-ı ra‘nâ imiş. Murâd olunsa sehel şey ile amâr olmak mümkündür. İçinde Rûm keferesi fukarâları sâkinlerdir. İki tarafı bayırlar arası bir vâsi‘ vâdîde bir ma‘mûr u müzeyyen bâğ-ı İremli bir şîrîn şıralı kasaba-i şîrînkârlı amâr rabta-i ra‘nâdır kim der-i devlet bostâncıbaşısı defteri üzre cümle yigirmi altı bin bâğ u bâğçe tahrîr olunmuşdur kim sicilde dahi mastûrdur, zîrâ beher sene bostâncıbaşı izniyle terekecibaşı tarafından beş on nefer bostâncılar gelüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâhın kilâr-ı âmiresi içün bu Gemleyik şehrinin yetmiş yedi bin dölüm bâğlarından pâdişâh içün yüz bin aded âdem kellesi kadar narların güzîdesin alırlar kim gûyâ her biri diyâr-ı Bağdâd kurbunda şehribân'ın feyz narlarıdır. Andan vezîre ve şeyhülislâma ve kadıaskereyne ve vâlide sultâna ve hasekilere el-hâsıl Der-i devletde ser-i kârda olanlara dahi yüz bin aded kelle kadar lüffân narları koparırlar ve niçe bin aded narları dâne dâne edüp pâdişâh içün cenderelerde sıkup la‘lgûn şıra-i rümmân olup fıçılar ile pâdişâha gidüp defter ile cemî‘i nârları hâliyetü'l-hâliye olan yerlere bezl ederler. Bundan gayrı İslâmbol'a beher sene bin pâre gemi nâr gelüp rümmân-ı Gemleyik gelüp İslâmbol'u vakt-i şitâda nâr ile ganîmet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 84a ·
metinde göster ·
… der-i Kübrâ târîhinin (---) senesinde Dubrovnik penc-pirimlerinden İstircan nâm
kefere bu
Hilevne kal‘asın İstircam nâmıyla binâ eder. Ba‘de zamân bu kal‘aya Hırvat tâ’i …
Be-kavl-i müverrihîn-i Latin bu kal‘a olduğu dağda Süleymân Nebî asrında Rivne nâm bir div-i be-nâm Süleymân Nebî'den firâr edüp bu cebel-i bâlâda bir kehf-i azîm kazup demirü(?) gârda kırup mesken edüp ol gârdan bir nehr-i azîm çıkardı. İlâ hâze'l-ân ol âb revândır. Anda ol div mürd olup bu Kilis diyârı anın derdinden halâs oldukda İskender-i Kübrâ târîhinin (---) senesinde Dubrovnik penc-pirimlerinden İstircan nâm kefere bu Hilevne kal‘asın İstircam nâmıyla binâ eder. Ba‘de zamân bu kal‘aya Hırvat tâ’ifesi istîlâ edüp lisân-ı Latince ismine Hilevne derler. Ol lisân üzre Hilevne (---) demekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134a ·
metinde göster ·
… fında beş yüz aded re‘âyâ hâneleridir kim niçe kerre derûn-ı hisârda sâkin olan
kefereler bu
kal‘ayı hîle ile gâh kâfire ve gâh müselmânlara verdikleriyçün hâlâ derûn-ı his …
Ve mezkûr Vinçaz kapusu cisrinin karşu tarafında beş yüz aded re‘âyâ hâneleridir kim niçe kerre derûn-ı hisârda sâkin olan kefereler bu kal‘ayı hîle ile gâh kâfire ve gâh müselmânlara verdikleriyçün hâlâ derûn-ı hisârda kâfir sâkin olmayup la‘netnâme-i Süleymân Hân olduğundan cümle eflâkan re‘âyâları taşra varoşlarda sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 152a ·
metinde göster ·
Ve cümle yetmiş aded kenîseleri var. Cümlesi gölün kenârında papas ve bıtrîk ve keşiş ve kıssîs ve ruhbânları ve ladika ve mitrepolid ve kalayorozlarıyla memlû duyûrlardır. 178b İslâmbol'un ve gayrı diyârın tâ Maskov vilâyetinin Gürcî keferelerinden bu kenîselere nezerâtlar gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 178a–178b ·
metinde göster ·
… Bir alay âkıl ve müdebbir ve munsıf ve ehl-i ırz ve âkıbet-endîş ankâ bâzergân
keferelerdir. Bu
kal‘a-i Praşo kapudanları ve şagları ve birovları ve jodojları ve birovları cüm …
Lisân-ı Saz Macarınca (---)(---) demekdir. "Bânîsi Adom nâm kral-ı Saz binâsıdır" deyü esîrlerim nakl etdi. Erdel krallarının hükmündedir, ammâ Saz Macarı irşeklerinin tahtgâhlarıdır kim cemî‘i 28a zamânda bu kavm-i Saz Macarı'ndan Âl-i Osmân'a isyânları zâhir olmamışdır. Bir alay âkıl ve müdebbir ve munsıf ve ehl-i ırz ve âkıbet-endîş ankâ bâzergân keferelerdir. Bu kal‘a-i Praşo kapudanları ve şagları ve birovları ve jodojları ve birovları cümle pür-silâh atlar üzre ellerinde gümüş asâlarıyla alay edüp bizim askere istikbâle çıkup bizi şehir varoşuna kondurup meks etdik. Gayri asâkirimize şehrin cânib-i garbîsinde yer gösterüp hayme vü hargâhlarıyla anlar dahi konup dörd bin askerimiz der-ân defter edüp âdem başına nîm vukiyye et ve birer vukiyye sipov beyâz ekmek ve buna göre sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbât envâ‘larından bal ve yağ ve pirinç ve şeker ve kahve ve büber ve darçın ve karanfile varınca her gün bir bir ve araba araba ta‘yînâtları getirüp teslîm edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27b–28a ·
metinde göster ·
kal‘aya mâlik oldum zann edüp âhir helâk olup hâlâ Mâlikü'l-mülk hükmündedir, a …
Niçe mülûk-ı kefere bu kal‘aya mâlik oldum zann edüp âhir helâk olup hâlâ Mâlikü'l-mülk hükmündedir, ammâ sene 772 târîhinde Gâzî Hudâvendigâr kim Gâzî Murâd Hân-ı Evvel'dir, bu kal‘a anın fermânıyla gâzî ve ba‘dehu şehîd-i hür Vezîr Lala şâhin Paşa fethidir. Hîn-i arbedede bu kal‘a altında usret u renc [ü] anâ çekmek ile bir dahi küffâr bu kal‘a tama‘ına düşmesin içün bu sûr-ı üstüvârı esâsından münhedim etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39b ·
metinde göster ·
… t ber-dehen edüp vâlih ü hayrân olur. Hattâ cümle Beç kal‘asının a‘yân u zurefâ
kefereleri bu
şehirde ve bâğ u bâğçelerinde aylarca ve haftalarca zevk u safâlar edüp cümle d …
Ve bu şehrin ortasında nehr-i (---) cereyân eder. Bir küçük uyûn-ı câriyedir, ammâ âb-ı hayâtdır. Küçük Alman'dan gelüp niçe kurâ ve kasabât ve belîdeleri rey edüp bu şehir içinde bâğ u bâğçeleri sakıy ederek şehrin alt yanında nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu şehrin iki cânibinde serâpâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân ve hadîka-i Rıdvân misilli bâğ-ı Aspuzular gibi cinînlerde gûnâ-gûn kasr-ı âlîler ve havz u fevvâre ve sâkıyeler ile müzeyyen maksûreler ve nüzhet-âbâd ve Freng-pesend ibret-nümâ kâhlar var kim her birinde üstâd-ı kâmil birer san‘at kasd edüp eyle tasarruflar ile mebnî kasr-ı Havarnakların her birinde Freng Mânî ve Erjeng nakkâşların nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn sihr-âsâr nakışları var kim ilm-i kalemde behresi olan engüşt ber-dehen edüp vâlih ü hayrân olur. Hattâ cümle Beç kal‘asının a‘yân u zurefâ kefereleri bu şehirde ve bâğ u bâğçelerinde aylarca ve haftalarca zevk u safâlar edüp cümle dilberânları ve mahbûbe kızları bu şehir içre cereyân eden nehirde şinâverlik edüp bâde vü arak keyfi germiyyetiyle birbirleriyle kuc kucak olup zevk-i bucak ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 51a ·
metinde göster ·
… m her biri birer gûne tarh olunmuşdur. Ve cümle câme-şûy, ya‘nî esbâb yaykayıcı
kefereler bu
varoşda olurlar. Başka beş yüz hâneli mahalle-i ma‘mûredir. Şehr-i Beç içinde a …
Ve kral-ı dâllın bu varoşda bir vâcibü's-seyr bâğçesi vardır kim eğer bunu dahi başka ta‘rîf ü tavsîf etsek felâhatnâme-misâl bir kitâb olur. Ancak ma‘mûr ve müzeyyenliği şundan ma‘lûm ola kim üç bin bâğbân keferesi ve yetmiş yedi bin ma‘dûd şeceresi ve yetmiş yerde her biri bir kral âsârları kasr-ı âlîleri var kim gören âdem vâlih ü hayrân olup cemî‘i nahlistân-ı gül-i gülistânın sâyesinden zemîne âfitâb-ı âlemtâbın şu‘lesi te’sîr etmez, gûyâ bir çârbâğ-ı hıyâbân-ı Acem'dir. Ve her â‘yân-ı kefere bâğlarının etrâfı kal‘a dîvârı gibi sûr çekilmiş bâğçeleri var kim her biri birer gûne tarh olunmuşdur. Ve cümle câme-şûy, ya‘nî esbâb yaykayıcı kefereler bu varoşda olurlar. Başka beş yüz hâneli mahalle-i ma‘mûredir. Şehr-i Beç içinde aslâ bir evde esbâb yaykanup çerkâb dökülmez. Cümle keferelerin esbâbları bunda gasl olur üstâd gassâllar vardır ve mahbûbe gassâl kızları meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57a ·
metinde göster ·
… u Alman diyârında Rûm'da ve Arabistân'daki gibi çok mecnûn yokdur. Lâkin meshûr
kefereler bu
tîmârhânelerde çokdur. Anlara dâ-i devâ eder dahi yokdur.
Ve her tîmârhânenin ma‘âcinhânesinde hekîmbaşı oturup yevmiyye birer kantâr sükkerî ma‘âcinleri ehl-i derde ve fukarâlara bezl ederler. Niçe yüz bin hokka ve kavanos ma‘âcin ve me’kûlât [ü] meşrûbâtı hulviyyâtları vardır. Ve her tîmârhânede müte‘addid yazlı ve kışlı hücrelerinde gûnâ-gûn havz u şâzrevânları var. Kış odalarında hammâm gibi sobalar yaz odalarında şâzrevânları olup pençereleri bâğçelere nâzır olup her hastanın tabî‘atine göre sâzendeler gelüp gûnâ-gûn sâz çalup fasl ederler, ammâ aceb hikmet-i Hudâ'dır kim bu Alman diyârında Rûm'da ve Arabistân'daki gibi çok mecnûn yokdur. Lâkin meshûr kefereler bu tîmârhânelerde çokdur. Anlara dâ-i devâ eder dahi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
… e (---) târîhinde vilâyet-i Kırım'ın âdem deryâsın ve dör[d] kerre yüz bin esîr
keferelerin bu
Or mahalline cem‘ edüp mukaddemâ Or handakının iç yüzünde yığılı olan toprağı ü …
Ammâ bu Kırım'ın Or handakı mürûr-ı eyyâm ile dolup Kırım içinden taşra esîrler firâr etmeğe başlayup taşradan Kazak-ı âk ve Tatar-ı Kalmak dahi Kırım'a girmeğe râh-ı âsân buldular. Hemân efendimiz Mehemmed Geray Hân sene (---) târîhinde vilâyet-i Kırım'ın âdem deryâsın ve dör[d] kerre yüz bin esîr keferelerin bu Or mahalline cem‘ edüp mukaddemâ Or handakının iç yüzünde yığılı olan toprağı üzre handakın toprağın şarkdan garba bir sâ‘atlik yerün handakın tathîr edüp iç yüzde handak toprağı dağlar gibi yığıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109a ·
metinde göster ·
iç kal‘aya ahâlî-yi vilâyet Freng hisârı derler. Bu dahi ol taşra kal‘anın câni …
Evsâf-ı iç hisâr-ı kal‘a-i Kefe: Bu iç kal‘aya ahâlî-yi vilâyet Freng hisârı derler. Bu dahi ol taşra kal‘anın cânib-i şarkîsi tarafı köşesi içinde bir kat bölme kal‘a dîvârlı metîn kal‘adır. Lâkin taşra büyük kal‘a gibi iltifâtda değildir, zîrâ şehrin içinde kalmışdır. Cümle dîvârı iki bin germe adım handaksız bölme Şeddâdî taş binâlı dîvârdır. Lâkin bu kal‘anın deryâ tarafı taşra kal‘a dîvârındandır. Hemân bu Freng dîvârı şehir içinden bölünmüş bir kat enli ve âlî dîvârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 140a ·
metinde göster ·
resm üzre seksen aded mahalle-i müslimdir, ammâ Ermenî ve Rûm ve Yahûdî ve Çing …
Der-defter-i esmâ-i aded-i mahalle-i mü’minân: Hamusu enderûn [u] bîrûn-ı Kefe'de bu resm üzre seksen aded mahalle-i müslimdir, ammâ Ermenî ve Rûm ve Yahûdî ve Çingane alacıklı ve obalı evleriyle cümle yüz yigirmi cemâ‘at mahalle add olunmuşdur, ammâ Topraklık nâm varoş kurbunda çok mahalle Tatar obalıları fukarâlardır. Lâkin derûn-i şehirde cümle la‘l-gûn kırmızı kiremit örtülü sarây-ı azîmler ve hânedân-ı kadîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141a ·
metinde göster ·
şehr-i kadîm mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-ı fuzalâ olup iklîm-i acîbe ve garîbe old …
Der-vasf-ı şehrengîz-i külliyât-ı şehr-i Kefe: Bu şehr-i kadîm mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-ı fuzalâ olup iklîm-i acîbe ve garîbe olduğundan ulemâları dahi ulûm-ı garîbe ve fünûn-ı kesîreye mâliklerdir. Hattâ hukemâ-yı hâzıkı ve cerrâhân-ı fâsıdı dahi bî-kıyâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141b ·
metinde göster ·
İki nefer Urûm kralları karındaşlar idi. Birinin ismi Dimo, birinin Duka. Bu iki kefereler bu kal‘ayı iştirâk-i sevî üzre binâ etdiklerinden Dimo Duka'dan galat-ı meşhûr Dimetoka derler. Sene 762 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethidir. Be-dest-i Gâzî Ferhâd Beğ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205a ·
metinde göster ·
… -i fecere mahallâtlarıdır kim Ermenî ve Rûm ve Freng ve Sırf ve Bulgar ve Latin
kefereleri bu
mahallâtlarda dâhillerdir. Bunlar dahi zîbâ dâr-ı menhûslardır, ammâ müselmân m …
Ve cümle on altı aded kefere-i fecere mahallâtlarıdır kim Ermenî ve Rûm ve Freng ve Sırf ve Bulgar ve Latin kefereleri bu mahallâtlarda dâhillerdir. Bunlar dahi zîbâ dâr-ı menhûslardır, ammâ müselmân mahallâtlarından aşağı gayri semtde bir düz yerin Kelemerye kal‘ası kapusu tarafına vâki‘ olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 228a ·
metinde göster ·
keferelerin lâşe-i sûzânların görüp dibelik Sultân Veliyyullâh'a i‘tikâd-ı tâm …
Cümle şehir kefereleri bu keferelerin lâşe-i sûzânların görüp dibelik Sultân Veliyyullâh'a i‘tikâd-ı tâm hâsıl etdiler. Ammâ niçe kefereler bunların kapkara yandıkların görüp tekyeden aldıkları eşyâları bırağup firâr ederek mukaddemâ matbahdan sahan ve tancere alanlara bu ahvâl-i pür-melâli deyüp kimisi mâl-ı ganâ’imi bırağup kimisi cür’et edüp götürürken bi-emrillâhi te‘âlâ başlarında tancere geyen kâfirin başlarında tancereler kızup kara şapkalarında kara saçları 245b ve kara başları kara tancerenin kızgınından başları yanup tancereleri ve kazganları bırağup kaçarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 245a–245b ·
metinde göster ·
… lâtları sürüp âdemin için pâk eder. Lâkin Moton ve Koron askeri firkatelerinden
kefereler bu
suyu huzûr ile içemeyüp niçe bin fıçılar ile bu sudan cümle Frengistân'a su göt …
Ve limanın şimâli tarafındaki kayalardan bir su çıkar, sehel şorcadır. Yılda bir kerre kiraz mevsiminde cümle Frengistân'dan firkateler ve kalyonlar ile mübtelâ ve ehl-i özr kefereler gelüp ol sudan içüp on beş yigirmi kerre tahtânî ameller edüp vücûd-ı insâ[n]da olan ilel-i muhtelifelerden cümle safrâ ve sevdâ ve balgamı ve gayri ahlâtları sürüp âdemin için pâk eder. Lâkin Moton ve Koron askeri firkatelerinden kefereler bu suyu huzûr ile içemeyüp niçe bin fıçılar ile bu sudan cümle Frengistân'a su götürüp anda içerler. Gâyet meşhûr-ı âfâk müshil nâfi‘ sudur kim hekîm şerbetinden a‘lâdır, zîrâ Hakîm-i Mutlak'ın sun‘-ı kudreti şerbetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 333a ·
metinde göster ·
… cümle Vitiloz keferelerinin ihtiyârları ve papas-ı hannâslarıyla müşâvere edüp
kefereler bu
mahalde kal‘a ne lâzımdır dediklerinde bizimle me’mûr olan Moton ve Koron gâzîl …
"İnşâallâhu te‘âlâ bir kal‘a binâ edelim. Ne cirmde ve ne eşkâlde olacağın ve ne kadar neferât lâzım olacağın ve ne yerden kul mevâcibleri tahsîl olacağın her gûne mühimmât [u] levâzımâtlarıyla mufassal tahrîr edüp bize i‘lâm edüp inşâallâh biz dahi cemî‘i asâkir-i İslâm ve cümle donanma-i hümâyûn ile Vitiloz limanına lenger-endâz olmamız mukarr[er]dir" deyü tahrîr edüp mektûbları geldikde mefhûmu ma‘lûm olup cümle Vitiloz keferelerinin ihtiyârları ve papas-ı hannâslarıyla müşâvere edüp kefereler bu mahalde kal‘a ne lâzımdır dediklerinde bizimle me’mûr olan Moton ve Koron gâzîleri eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 335b ·
metinde göster ·
… urd olmuş. Ancak keferenin leşi abâsı içinde tiftik tiftik [olmuş.] Biz dahi bu
kefereyi bu
hâl ile göricek dibelik aklımız başımızdan gitdi. Ammâ bu kefereler harâmîler i …
Hakîkatü'l-hâl kefereye eyle nobut urmuş kim âdem vücûdudur diyecek yeri kalmayup cümle hurd olmuş. Ancak keferenin leşi abâsı içinde tiftik tiftik [olmuş.] Biz dahi bu kefereyi bu hâl ile göricek dibelik aklımız başımızdan gitdi. Ammâ bu kefereler harâmîler imiş, mürd olanları başları imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 345a ·
metinde göster ·
… mezkûr üç pâre kurâlar mu‘âf müsellemler ve müsellimlerdir. Re‘âyâları Arnavud
kefereleridir. Bu
mahallerde azîm çiftlikler dahi vardır.
Karye-i Marican andan karye-i Kılçoklar: Bu mezkûr üç pâre kurâlar mu‘âf müsellemler ve müsellimlerdir. Re‘âyâları Arnavud kefereleridir. Bu mahallerde azîm çiftlikler dahi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 357a ·
metinde göster ·
… s-i tâbân olup ka‘r-ı deryâda bir sûzen olsa rûz-ı rûşen-misâl nümâyân olur. Bu
keferelerin bu
gûne makdûr-ı beşer olmayan pesendîde san‘atları vardır.
Ve deryâ içre nehenkvâr şinâverlik edüp yüz kulaç deryâya gavvâslık edüp sünger çıkarırlar. Ve deryâya gark olan keştîlerden eli ile komuş gibi ba‘zı eşyâlar çıkarırlar. Ve deryâ içre ba‘zı nehenk ile ceng ederler. Bellerinde sünger kesmeğe tîğ-ı Dahhâkdan nişân verir bıçakları vardır. Ve mâbeynlerinde yüz kulaç yere talmayan kefereye kız vermezler. Ve ağızlarına zeytûnyağı alup deryâ dibinde ağzındaki zeyte rehâ verüp derhâl rûy-ı deryâya zeyt çıkup hubbâb-vâr zeyn olup her biri birer şems-i tâbân olup ka‘r-ı deryâda bir sûzen olsa rûz-ı rûşen-misâl nümâyân olur. Bu keferelerin bu gûne makdûr-ı beşer olmayan pesendîde san‘atları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y113a ·
metinde göster ·