… ni Vâlide ve medrese-i Şemsî Paşa bu medârisler Koca Mi‘mâr Sinân binâsıdır. Ve
Kelîme
Hâtûn medresesi.
Cümle medreseleri ayân eder: Evvelâ iskele başında medrese-i Mihrimâh Sultân ve medrese-i Orta Vâlide Sultân ve medrese-i Yeni Vâlide ve medrese-i Şemsî Paşa bu medârisler Koca Mi‘mâr Sinân binâsıdır. Ve Kelîme Hâtûn medresesi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142b ·
metinde göster ·
… ça⟧ Ammâ vilâyet-i Abaz'da ibtidâ ma‘mûr olan aşîret-i Çaçlardır: Mikrilce dahi
kelîmât
ederler. Zîrâ nehr-i Faşa'nın karşu tarafı sâfî Mikrilistândır. Câc beğzâdeleri …
Çerkes ve Abaza ve Laz ve Arnavud ve Arab-ı Ummân ve Urbân-ı Tayy ve Urban-ı Keys cümle karındaş evlâdları ve Kureyşîlerdir kim Cenâb-ı Bârî'nin hikmet-i ezelîsinde rûy-ı arzı bu kavmler ile müzeyyen etmek imiş. Edîm-i arzı böyle imâr etdi. Arapça Ammâ vilâyet-i Abaz'da ibtidâ ma‘mûr olan aşîret-i Çaçlardır: Mikrilce dahi kelîmât ederler. Zîrâ nehr-i Faşa'nın karşu tarafı sâfî Mikrilistândır. Câc beğzâdeleri vardır. İsmi (---) on bin Aznavu askere mâliklerdir. Bir mezhebde değil, harâmî bahâdır kavmdir. Gâyet mahsûldâr dağları vardır. Cevizleri ve fındıkları ve zerdavaları çokdur. Silâhları, Arab gibi ok-yay ve harbedir. Atlısı azdır, piyâdeleri şehbâzdır, mahbûb u mahbûbeleri şehnâzdır. İskeleleri cânib-i garba iki konak gidüp Lakba derler, azîm iskeledir. Tarabefzûn'a üç yüz mildir. Ammâ gemiler kışlayamaz. Kıble ve gün doğusu gâyet şiddet üzre eser. Andan bir konak yine canib-i garba leb-i deryâ ile
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… âb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden
Kelîme-i
Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlard …
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
Der-ayân-ı esmâ-i nisvân: Meselâ Havvâ ve Hümâ ve Tenzile ve Ünzile ve
Kelîme
ve Âlime ve Rukiyye ve Emîne ve Kezzibân ve Gülsüme ve Fâtıma ve Hâtime ve Mery …
Der-ayân-ı esmâ-i nisvân: Meselâ Havvâ ve Hümâ ve Tenzile ve Ünzile ve Kelîme ve Âlime ve Rukiyye ve Emîne ve Kezzibân ve Gülsüme ve Fâtıma ve Hâtime ve Meryem ve Ümmühân ve Nisâkadın ve Zaliha ve Meşkûre ve Âtike ve Zuhrüfe ve Seniyye ve Hâşime ve Hadice hanım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195a ·
metinde göster ·
, Mısır şehrinden firâr edüp bu Kûfe câmi‘i yerinde sâkin olup tâ‘at u ibâdet ey …
Andan makâm u mihrâb-ı Hazret-i Mûsâ Kelîmullah, Mısır şehrinden firâr edüp bu Kûfe câmi‘i yerinde sâkin olup tâ‘at u ibâdet eylediği mahaldir. Gâyetü'l-gâye müstecâbü'd-da‘vedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 348a ·
metinde göster ·
ve makâm-ı Hazret-i İbrâhîm Halîlullah ve makâm-ı Hazret-i İsâ Rûhullah ve merk …
Ve mihrâb-ı Hazret-i Mûsâ Kelîmullah ve makâm-ı Hazret-i İbrâhîm Halîlullah ve makâm-ı Hazret-i İsâ Rûhullah ve merkad-i Müslim b. Ukayl, İmâm Hüseyin'in ammîzâdesi ve müsellimi iken Yezîdîler şehîd edüp kabri Ulucâmi‘ içredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b ·
metinde göster ·
… sayyâd-ı semek idi." demişler ammâ niçe müverrih ve müfessirler Hızır ile Mûsâ
Kelîm
hakkında âyet sâbık olmağile ve İskender hakkında sûre-i (---)
Ba‘dehû İskender-i Zülkarneyn iki aded boynuzlarının derdine dermân arayup âb-ı hayât bulmağa gitdikde Hazret-i Hızır İskender ile bile idi. İskender cümle hukemâlarıyla âb-ı hayât bulmadan el yuyup avdet ederken Cenâb-ı Bârî yârî kılup Hazret-i Hızır'a âb-ı hayâtı müyesser edüp ilâ hâze'l-ân emr-i Hakk ile zinde olup deryâ hizmetine me’mûrdur. Ve bu rûy-ı zemînde Hazret-i Hızır'ın basup durup yatduğu yerler yeşil çemenzâr olduğiyçün Hızır Nebî derler. Ammâ niçe müfessirîn ve müverrihîn Hazret-i Hızır ve İskender ve Lokmân (---)(---) Nûn haklarında "Nebî değillerdir. Ancak Hızır bir recül-i sâlih idi ve İskender bir pâdişâh-ı cihângîr idi ve Lokmân bir hâkim-i hâzık idi ve Zünnûn dahi bir sayyâd-ı semek idi." demişler ammâ niçe müverrih ve müfessirler Hızır ile Mûsâ Kelîm hakkında âyet sâbık olmağile ve İskender hakkında sûre-i (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
… emân Cenâb-ı İzzet'den bu âyet-i Tevrât, Kur’ân'da dahi vardır, nâzil olup Mûsâ
Kelîmullâh
emr-i Hak ile elindeki asâyı bir küçük taşa darb edince bi-emrillâh ol taşdan y …
Hemân Cenâb-ı İzzet'den bu âyet-i Tevrât, Kur’ân'da dahi vardır, nâzil olup Mûsâ Kelîmullâh emr-i Hak ile elindeki asâyı bir küçük taşa darb edince bi-emrillâh ol taşdan yedi yerden uyûnlar cereyân edüp cemî‘i ümmetleri ve devâbbâtları def‘-i atşân edüp yine ol taşı tobraya koyup bilelerince gezdirirlerdi. Hîn-i ihtiyâcda yine asâyile ol taşı ururlardı âb-ı hayât mâ çıkardı. Hâlâ ol seng-i asfer şâm-ı şerîf'de Hazret-i Îsâ minâresinde makâm-ı Hazret-i Îsâ'da dîvâr içre mebnîdir. Cümle züvvâr bu taşa Cenâb-ı Bârî'nin nazarı ta‘allûk etmişdir, deyü destlerin sürüp yüzlerine sürerler. Hemân i‘tikâd lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y218b ·
metinde göster ·
… mreş (---) sene ve sebeb-i ma‘îşet-i sanâyi‘i Hazret-i şu‘ayb'ın çobanı idi. Ve
Kelîmullâh
idi ya‘nî bilâ-vâsıta Cenâb-ı Bârî ile kelimât ederdi. Âye[t]: Arapça Cemî‘i …
Ba‘dehu Hazret-i Mûsâ Bahr-i Kulzüm'ün Habeş cânibine gelüp Funcistân ve Berberistân ve İsne ve İsvân memleketinin halkın dîne da‘vet ederek Sa‘îd'de vatan-ı aslîsi olan beled-i Ermen-i isfûn'a gelüp andan Mısır-ı Atîk ki şehr-i Fustât'dır, anda halkı dîne da‘vet etdi. Zamân-ı bâ-sa‘âdetlerinden vilâdet-i Hazret-i Muhammed'e gelince 3300 senedir. Ömreş (---) sene ve sebeb-i ma‘îşet-i sanâyi‘i Hazret-i şu‘ayb'ın çobanı idi. Ve Kelîmullâh idi ya‘nî bilâ-vâsıta Cenâb-ı Bârî ile kelimât ederdi. Âye[t]: Arapça Cemî‘i tevârîh-i mu‘teberelerde hikâyeti mastûrdur. Ve hâlâ bu mahal ki Kudüs-i şerîfin cânib-i şarkîsinde yedi sâ‘at ba‘îdde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y233b ·
metinde göster ·