samsona çekmek içün elli koyun baş verir ve bir samson içün beş yüz koyun verüp …
Bu samsonlar koyuna giren kurda değil ejderhâya hamle edüp yanar âteşe girir. Çobanlar mâbeyninde soy gözedüp bir kancık kelbin bir samsona çekmek içün elli koyun baş verir ve bir samson içün beş yüz koyun verüp asîl kelb-i Ashâb-ı Kehfler var kim gökde ukkâba, zemînde evrene, deryâda nehenge baş vurup dalup alup salar, böyle zî-kıymet kelb-i mu‘allemler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
… rbânların yanında kalup bu Urbânlar Şâm'a gelüp çârsû-yı bâzârda gezerken hemân
kelb bir
kerre bu Urbânları kelb-i sarîh gibi talamağa başlayup bir dahi gayrı âdemlerin …
{Hikâye-i münâsib}: Bu Efelioğlu Mekke'den Bursa'ya gelirken beyne'l-Haremeyn aşkıyâ-yı Urbân Efelioğlu Yorukça Halîl Hacivad'ı şehîd edüp Bedr-i Huneyn'de defn edüp Efelioğlu kelbi bu kâtil Urbânların yanında kalup bu Urbânlar Şâm'a gelüp çârsû-yı bâzârda gezerken hemân kelb bir kerre bu Urbânları kelb-i sarîh gibi talamağa başlayup bir dahi gayrı âdemlerin ayağına yüzün sürüp yuvarlanup lisân-ı hâl ile tazallum edüp yine Arabları hır hır talar ve üzerlerine hamle edüp salar, cümle halk görseler kim Efelioğlu zağarıdır,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211a ·
metinde göster ·
… keri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî
kelbe bir
fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanu …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
… doğururlar. Evlâdlarına ibtidâ siyâh kelb südü verirler. Bunların diyârında bir
kelbe bir
seng sâr etsen ol ân ol âdeme amân ü zamân vermeyüp katl ederler. Zîrâ sağîr ü …
Zenâneleri hem-çünân. Ammâ zemine pâyimal olup topuklarına ermiş siyâh geysularına aşk olsun ve zenâneleri 216a kâmil bir senede doğururlar. Evlâdlarına ibtidâ siyâh kelb südü verirler. Bunların diyârında bir kelbe bir seng sâr etsen ol ân ol âdeme amân ü zamân vermeyüp katl ederler. Zîrâ sağîr ü kibârun hânelerinde birer, beşer, onar kelbleri vardır kim evvel ta‘âmı kelbe verirler, anlar doyup ba‘dehû kendüleri yerler. Zîrâ cümlesi kelbe taparlar ve cümle kelbler kendüleriyle bile yatırlar. Bin guruşa ve on katıra siyâh kelb alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 215b–216a ·
metinde göster ·
… arınca Leh ve Çeh ve Krakov kâfiristânlar bu kadar seyâhat ve sefer etdik, eyle
kelbleri bir
diyârda görmedim. Sübû‘-ı şehr-i Vâsıt'a benz[er] idi. Hattâ niçe muta‘assıb ki …
Ammâ samson kelblerimin her biri birer arslan-ı Bağdâd'a benzer idi. Hadd-i zâtında bin elli bir târîhinden elli dörd târîhine varınca Leh ve Çeh ve Krakov kâfiristânlar bu kadar seyâhat ve sefer etdik, eyle kelbleri bir diyârda görmedim. Sübû‘-ı şehr-i Vâsıt'a benz[er] idi. Hattâ niçe muta‘assıb kimesneler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181b ·
metinde göster ·
… llem zağarım kalmış, anı da eğer hânesine alup yine nehr-i Kuban'a at ile girüp
kelbi bir
büyük buz üzre bırağup kelb buzdan buza sıçrayup kâh suda yüzüp hakîr dahi selâ …
Vaşak nâmında bir kelb-i mu‘allem zağarım kalmış, anı da eğer hânesine alup yine nehr-i Kuban'a at ile girüp kelbi bir büyük buz üzre bırağup kelb buzdan buza sıçrayup kâh suda yüzüp hakîr dahi selâmetle karşu bile geçüp esvâb kürküm geyerken karşu tarafda kırk elli bin kadar Kalmık askeri ulam ulam ulap gelerek nümâyân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 191a ·
metinde göster ·