… kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem
Kelenter
bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîr …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… zi mihmândâra ve korucubaşıya ve darûgay ve kelentere teslîm edüp alay ile bizi
kelenter
bâğına getirüp anda karâr etdik. Cihân-ârâ bir bâğ-ı İrem'dir. Akîbimizce hammâ …
Ba‘de'l-kırâ’at nâme mefhûmu ma‘lûm olup hân eydür. "İnşâallahu Te‘âlâ, Îzid [u] Yezdân [u] Perverdigâr yâver olursa ve hakîre amân-ı cân verirse kayser-zemîn şâhı vezîri karındaşıma bu mâh içre bin baş karbân-ı yezdân-baş ve bin baş kârban-ı evbâş-ı şütürbâş çıharam. Be-ser [u] çeşm" deyüp "Hoş gelmişsin, safâ gelüp yüz basa gelmişsin, hayr-makaddem ömrümün vârı, dîdemün nûrı" deyüp zânû-be-zânû olup nice hoş-âmed kelâmü örfiyye ile letâ’if-i sohbete müte‘allık kelimâtlar olup dest ber-sîne edüp azîm ziyâfet tertîb edüp ba‘de't-tenâvül buhûr ve gülâb nisâr olunup ba‘de't-ta‘âm paşanın hedâyâlarından incü tesbîhi ve çarkâb tirkeşi ve Ceneviz [ve] Venedik hârelerini "Paşa-yı zî-şân karındaşınız selâm edüp şu metâ‘ları cenâb-ı âlî-me‘âbınıza tehî-dest olmamak içün hedâyâ-yı muhabbet gönderdi" deyü arz-ı kâlây etdim. Sebha-i dürr-i cevâhirden ve tîrkeş [ü] kemândan haz edüp hezâr-ahsend etdi. "Ve cenâbınıza iki küheylân ve husân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misillü iki re’s esb-i sabâ-sür‘at pîşkeş gönderdi. Manzûr-ı sa‘âdetiniz ola" dedim. Hemân ayâğ kalkup dîvânhane kenarında geldikde hakîr işâret edüp ibtidâ cevâhir zeynli ve murassa‘ rahtlı atı çekdiler. Hamd-i Hudâ ol esb-i tâzî rahş reftâr ederek ve sehîl abraş-gülendâm çekerek gerdenin keç kılup raks-ı hırâm ederek meydân-ı muhabbete geldikde cümle erbâb-ı dîvân-ı İrân-zemîn engüşt-ber-dehen etdiler. Hakîr Bismillah ile Esb-i Peymâ'nın licâmın hânın destine verüp "mübârek-bâd" dedim. Hân sürûr [u] hubûrundan ol esb-i tâzîye bilâ-rikâb süvâr olup meydân-ı muhabbetde fâris-i meydân-ı belâgat-vâr bir kaç kerre torıl, cevelân edüp nüzûl etdi. Ba‘dehû yelken-duz atı çeküp andan dahi cihân cihân hazz edüp (---) teslîm etdiler. Ba‘dehû hân cümle püserine fermân edüp cümle tevâbi‘lerimize avşıla şerbetleri bezl olunup yine gülâb ve buhûrdan sonra hân-ı âlîşân bizi mihmândâra ve korucubaşıya ve darûgay ve kelentere teslîm edüp alay ile bizi kelenter bâğına getirüp anda karâr etdik. Cihân-ârâ bir bâğ-ı İrem'dir. Akîbimizce hammâm-bahâ kırk tümen bisitî ve bir zeyn rahtıyla küheylân-ı karaçabuk atı ve bir alaca aşkar yorga at ve yedi deve yükü me’kûlât [ü] meşrûbât [ve] müsmirrât hedâyâlar gelüp hânemiz ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297b ·
metinde göster ·
… kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz
Kelenter
bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Mesîregâh-ı ibret-nümâ-yı acîbe ve garîbe: Her sene mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın onuncu gün yevm-i Âşûr olunca bu Çevgân Meydânı'na cümle a‘yân [u] eşrâf, sığâr u kibâr hayme ve hargâhlarıyla çıkup meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâsu'l-hâs edüp ervâh-ı şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ içün niçe yüz bin kazgan âşûrâsı tabh edüp bây u gedâ-yı hâs u âmma bezl edüp sevâbın şehîdân-ı Kerbelâ rûhuna hîbe ederler kim deşt-i Yezîd'de rûz-ı aşurada şehîd olmuşlardır, deyü ol gün bu fezâda şükür şerbetleri bezl olunup sakkâlar billûr ve necef ve moran ve çam u tihtâb taslar içre akîk-i Yemenî ve pîrûze-i balgamî taslara koyup üzerine kırbalardan şerbetler ve âb-ı rakîk zülâller koyup atşâna âb-ı hayâtlar bezl ederken nûş edenler 301a bu mısra‘ı terennüm ederler "Hüseyn-i Kerbelâ aşkına sahhâ" der. Ba‘zısına Arapça der, ba‘zıları Arapça der. Ve niçe a‘yân-ı kibâr bu günde gerdenine kırbasın bend kılup âr [u] nâmûsu terk edüp rûh-ı Hüseyn içün su bezl eder. Ammâ temâşâ-yı azîm, elbette Tebrîz hânı bu arsagâhda çetr-i mülemma‘ın ve serâperde-i münakkaşın kurup cemî‘î a‘yân-ı Tebrîz çıt-â-çıt zânû-be-zânû olup Maktelü'l-Hüseyni, Rum'da kürsî üzre Mevlûd-i Nebî okur gibi tilâvet ederler. Cümle muhibb-i hânedânlar süst-endâm olup hulû‘ [u] huşû‘ ile sâmi‘înden olup âh [u] enîn-i ciğer-sûz çekerek dinlerler. Tâ ki "Mazlûm Hazret-i İmâm Hüseyn'i Şibr-i zâlîm [u] la‘în böyle şehîd etdi" deyince hemân maktelü'l-Hüseyn kırâ‘at edenin ardındaki perde ardından başı ve gövdesi başka bir beyâz teni meydân-ı muhabbete getirüp kanları cereyân ederek serâperde meydânına bırağup sâ’ir evlâd-ı İmâm şeklinde susuz merhûm olmuş ma‘sûm-ı pâk cesedlerin meydâna getirdiklerinde azametullah halkdan bir gırîv u feryâd u figân kopup herkese bir vecd hâleti el vurup mest [ü] medhûş olurlar. Bu mahalde niçe yüz Selmânî berberler âşıkân [u] sâdıkânlar içre girüp ellerinde usturalar ile ol gün Hüseyn aşkına kan akıtmak murâd edinen kimesnelerin sînesine ve kollarına aşk-ı Hüseyn deyü ol kadar şerha çeküp kanlar akıdırlar kim zemîn-i sebze-zâr, hûn-alûd olup lâle-zâr olur. Niçe bin aşıkân kellesi üzre teslîm-i dâğî ve bâzûlarına Hasanî ve Hüseynî ve Ukaylî dâğları yakup kollarına be-aşk-ı Hüseyn na‘ller kesüp kanlar akıdırlar. Ba‘dehû ol İmâm Hüseyn vücûdu şeklin meydân-ı muhabbetden kaldırup yüz bin bükâ ile tevhîd [u] tezkîrler ile Maktelü'l-Hüseyn'i tamâm edüp âşûrâlar tenâvül olunup üç gün üç gice cân sohbetleri olur. Böyle bir çemenzâr ve mesîregâh-ı zemîn teferrücgâhdır. Ve bu şehrin âb [u] hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçe-i gülistânı hisâba gelmez, mesîregâh-ı İreme zâtü'l-imâd misillü bir şehr-i rûşen-âbâddır ki her teferrücgâhı bâğ-ı Merâm'dan ve bâğ-ı Aspozu'dan veya Sudak'dan nişân verir. Tarz-ı Acemâne musanna‘ kâh-ı Şîrînler ve kâ‘a-i Vâmık u Azrâlar var kim henüz dillerde dâstândır. Hattâ sâkin olduğumuz Kelenter bâğı kasrının hatt-ı Kutbeddîn Muhammed Yezdî ile târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b–301a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kal‘a-i Kumla: Sene 998 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis asrında serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa binâsıdır. Kûh-ı Velyâ[n] dâmeninde şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i seng-binâdır. Dâiren-mâdâr cirmi üç bin seksen adımdır ve yedi kulle ve iki kapudur. Biri cânib-i garba Rûm tarafına küşâdedir, biri cânib-i şarka Tebrîz kapusudur kim Hadım Ca‘fer Paşa Tebrîz serdârıyken Tebrîz kulundan firâr edüp bu kal‘aya mütehassın olup Tebrîz kulu bu Kumla kal‘asın muhâsara edüp içerden Ca‘fer Paşa bir gicede kal‘anın Tebriz tarafı dîvârın yarup yedi bin güzîde askerler taşra çıkup cümle gâfil yatan Tebrîz kulların dendân-ı tîğdan geçirüp bakıyyetü's-seyfin Tebrîz'e dek kovup kul Tebrîz'e vardıkda görseler kim Hadım Ca‘fer Paşa'nın kethüdâsı Tebrîz kal‘asın kapayup bunlara balyemez toplar urup kal‘adan top ve ardlarından Tavâşî Ca‘fer Paşa Kürdistân askeriyle kırup gelir. Âhir cümlesi birer diyâra firâr edem sanup cümlesi dendân-ı tîğdan geçüp Ca‘fer Paşa müstakil serdâr-ı mu‘azzam olup bu Kumla kal‘asın yıkdığı dîvârın yerini bir bâb-ı azîm binâ edüp Gedik kapu ve Tebrîz kapusu derler, sa‘b u metîn kapudur ve kal‘a-i kavîdir. İçinde yedi yüz hâne ve bir câmi‘ vardır. Ammâ taşrada varoşu Kumla şehridir kim bâğ u bâğçesine hadd u nihâyet yokdur. Kumla engürü ve alub hârâsı ve Abbâsî ve milçe emrûdu meşhûrdur. Şehri yetmiş mihrâbdır, on biri câmi‘dir. Cümleden Ferhâd Paşa Câmi‘i binâ-yı latîfdir, ammâ şehrin kenarında kalmış gayrı câmi‘leri ve hân [u] hammâmları ve çârsû-yı bâzârları vardır. Ve bu şehir, Tebrîz hâkinde başka sultânlıkdır. Bin kadar nökere ve kelentere ve darûgaya mâlikdir ve kadılıkdır. Bunda dahi azîm ziyâfetler tenâvül olunup sultândan hedâyâlar alındı. Bu diyârda sultân, sancak beğine derler, hân, emîr-i mîrâna derler, hânlar hânı üç tuğlu vezîr pâyesine derler, i‘timâd-ı devle (---) derler. Sipehsâlâr-ı mu‘azzam, serdâr-ı vezîria‘zama derler. Kapucubaşı (---) derler. Münşî, re’îsü'l-küttâba derler. Kelenter, alaybeğine derler. Darûga, subaşıya derler. Yasavul ağası alay çavuşuna derler. Dizçöken ağası, yeniçeri ağasına derler. Dizçöken, yeniçeriye derler. 304b Mihmândâr, müsâfir kondurana derler. Bu zikr olunan kimesnelerin cümle hükûmetde alâkaları olup mîr-kelâmlardır kim kânûn-ı İrân-zemîn budur. Andan kalkup 7 sâ‘atde bâğ u bâğçeler içre gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 304a–304b ·
metinde göster ·
… yine şehr-i Tebrîz-i dilâvize dâhil olup niçe gün dahi zevk [u] safâ edüp cümle
kelenter
ve darûga ve mihmândârlar bin baş kârbân âmâde edüp Hoy cânibine ve şehr-i Behi …
Kend-i Mirza İmâd: Nâhiye-i Dîdeherd hâkinde sekiz yüz hâneli âbâdân kenddir. Andan 7 sâ‘atde yine şehr-i Tebrîz-i dilâvize dâhil olup niçe gün dahi zevk [u] safâ edüp cümle kelenter ve darûga ve mihmândârlar bin baş kârbân âmâde edüp Hoy cânibine ve şehr-i Behistân hânına ve kal‘a-i Çûres hânına ve Revân hânına hakîre ri‘âyet edüp her menzilde nâmdâr kulağızlar verilmesiyçün mektûblar terkîm olundu. Ve Paşa-yı âlîşân efendimize nâme-i muhabbet-üslûblar yazılup on katar tâvûsî deve yükü pirinç ve huşk-i engür ve sâ’ir huşk-i Abbâsî emrûd ve gülnâr ve âlûlar verdi ve iki küheylân karaçabuk atı ve dörd aded alaca çapar atı verdi. Ve iki Gürcî gulâmlarının ellerinde dîbâ ve zerbâf ve zencîrbâf ve müşk [ü] anber-i hâm ve peten bâf-ı akmişe-i fâhireler ile Gürcî gulâmların verdi. Ve hakîre on tümen Abbâsî ve iki tümen bisitî ve bir Gürcî gulâmı ve bir semmûr Acemâne kürk ve bir kat Acemâne câme ve iki kürk-i kebûtî ve altı aded serbend hanî ve bir katar yükü mâya tavûsî-devesiyle Revân pirinci ve bir karaçabuk atı ve bir alaca çapar Özbek atı Acemâne eğeri ve licâmıyla ihsân edüp cümle ihtilât etdiğimiz dostlarımızla vedâlaşup ertesi ale's-sabâh hân-ı âlî-şân askeriyle süvâr olup kerrenây [u] kös-i Hakâniyânın ve sûr-ı Efrâsyab'ın döğüp çalarak bizi göndere gidüp Tebrîz hâricinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306b ·
metinde göster ·
… mihmândârlık eyledi. Ale's-sabâh bu kendden iki yüz yekkesüvâr âdem refîk olup
kelenter
vedâ‘ edüp avdet etdi. Andan cânib-i şimâle (---) sâ‘at kend-i imâristân içre g …
Menzil-i kend-i Hacı Harâmî: Tebrîz hâkinde ma‘mûr [u] âbâdân kend-i hıyâbândır. Cümle üç yüz hâne-i gülistândır ve evkâf-ı Hazret-i Şâm-ı Gazan'dır ve kabr-ı Şâm-ı Gazan bu kendden nümâyândır. Bunda mihmândâr aceb hizmet edüp mihmândârlık eyledi. Ale's-sabâh bu kendden iki yüz yekkesüvâr âdem refîk olup kelenter vedâ‘ edüp avdet etdi. Andan cânib-i şimâle (---) sâ‘at kend-i imâristân içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307a ·
metinde göster ·
… ltânlıkdır kim bin mikdârı nökere mâlikdir. Kadı ve müftî ve nakîbi ve münşî ve
kelenter
darûgası ve korucusu ve diz çökenleri ve mihmândârları vardır. Ve bu şehr-i Hoy …
Evsâf-ı kal‘a-i Hoy-ı dilcûy: (ve) Şehr-i hûb-hûydır ve Menend'e mânend şehr-i İrem'dir, Azerbaycân hâkinde başka sultânlıkdır kim bin mikdârı nökere mâlikdir. Kadı ve müftî ve nakîbi ve münşî ve kelenter darûgası ve korucusu ve diz çökenleri ve mihmândârları vardır. Ve bu şehr-i Hoy-ı hûb, Menend'in cânib-i garbı tarafındadır ve mâbeynehümâsı on fersah yerdir. Kal‘ası bir düz sahrâda vâkı‘ olmuş şekl-i murabba‘ seng-binâ kal‘a-i zîbâdır. Dâiren-mâdâr cirmi yedi bin adımdır. Cânib-i erba‘asında handakı ol kadar amîk değildir. İki dervezesi var, biri cânib-i cenûba Bâb-ı Tebrîz, biri cânib-i garba Bâb-ı Menend. İçinde yüz aded hâne ve bir câmi‘i var. Bânî-i kal‘a Ferhâd Paşa'dır. Ammâ şehr-i kadîminin bânîsi Şah Haydar-ı Kerrârdır. Niçe kerre harâb u âbâdân olmuşdur. Taşra şehri yedi bin hâk-ı amber-i pâk ile mestûr hâne-i pür-nûrlardır. Ve cümle yetmiş mihrâb ve on bir cum‘adır ve iki hammâm ve yedi hân ve bin aded esvâk-ı sultân ve cânib-i erba‘ası bâğ u bostân ile müzeyyen bir hûb-huy ve mahbûb ve mahbûbesi dilcûy, şehri-i müşk-bûydur. Bu şehr-i azîmin devri kâmil on üç bin hatve ile, gulâmlarımız adımlamışdır. Murâd-ı Gâzî harâb idelden berü henüz âbâdân olmadadır. Ve cümle sahrâsında mahsûlâtı dânedâr pirinci hâsıl olduğundan hevâsı harârete mâ’ildir ve pembesi ve âbdâr engûrü olur. Ve nehri Kûh-ı Selmâs'dan cem‘ olup nehr-i Araz'a rîzân olur. Bâğistân, bûsitân [u] gülistânı meşhûrdur. Ve müsmirrâtından 307b memdûhî peygamber emrûdu, şîrîn ve âbdâr-ı hoş-hordur kim nazîri yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden cümle halkının reng-i rûyları gâyet beyâzdır. Ve mahbûb u mahbûbesine hadd [ü] hasr yokdur. Ve ba‘zı müverrih âlimler bu şehre Türkistân, Avşaristân, İrânistân derler. Şehr-i kadîm ve bender-i azîmdir ve cümle nevâhîleri yüz seksen pâre avadân kend [ü] büldânları var. Ve ekseriyyâ halkı Şâfi‘î-Sünnî mezheblerdir. Şâh İsmâ‘îl bu kavmden tûl-i sakal harâcı alırmış. Hâlâ Şâh Safî'den berü mu‘âflardır. Sakalların uzadup sakal harâcı vermezler. Ve mahbûb u mahbûbesine hadd [ü] hasr yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307a–307b ·
metinde göster ·
sarâyı ve Münşî sarâyı ve Hoca Nakdî sarâyı ve hâlâ Diyârbekir'de medfûn Rûmiyy …
Andan Kelenter sarâyı ve Münşî sarâyı ve Hoca Nakdî sarâyı ve hâlâ Diyârbekir'de medfûn Rûmiyye Şeyhi sarâyı, azîz-i merhûm bu Rûmiyye'den olmağile Rûmiyye Şeyhi derler. Hâlâ akrabâ ve ta‘allukâtları bu şehir içre çokdur ve Münşî sarâyı ve Şâhbenderoğlu sarâyı ve Kadı sarâyı dahi niçe bunun emsâli hıyâbânlı sarây-ı zîbâlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294b ·
metinde göster ·
… ve Ferhâd Paşa câmi‘i ve Koçuğa Sultân câmi‘i Rûmiyye Şeyhi ecdâdı câmi‘idir ve
Kelenter
câmi‘i ve Şeyh Akay câmi‘i, meşhûr cevâmi‘ler bunlardır, mâ‘adâ mesâcidlerdir. …
Andan câmi‘-i Alî Hân. Rûşen-âbâd câmi‘-i dilsitândır ve Ca‘fer Paşa câmi‘i ve Ferhâd Paşa câmi‘i ve Koçuğa Sultân câmi‘i Rûmiyye Şeyhi ecdâdı câmi‘idir ve Kelenter câmi‘i ve Şeyh Akay câmi‘i, meşhûr cevâmi‘ler bunlardır, mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ammâ bu şehir içre aslâ kurşum ile mestûr binâ-yı ma‘mûr yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294b ·
metinde göster ·
… r. Bir havz-ı kebîri vardır ve âb u hevâsı latîf hammâm-ı rûşenâdır ve hammâm-ı
Kelenter
, bu dahi zîbâ hammâm-ı hûbdur ve dellâkleri mahbûbdur ve Daroğa hammâmı ve Kork …
Evvelâ cümleden Rûmiyye Şeyhi hammâmı, binâ-yı azîm ve ziyâretgâh-ı kadîmdir. Ekseriyyâ hasta girse bi-emrillah şifâ bulur. Bir havz-ı kebîri vardır ve âb u hevâsı latîf hammâm-ı rûşenâdır ve hammâm-ı Kelenter, bu dahi zîbâ hammâm-ı hûbdur ve dellâkleri mahbûbdur ve Daroğa hammâmı ve Korkud Hân hammâmı bunlar cümle havzlı hammâmlardır, ammâ niçe yüz hânedân hammâmları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294b ·
metinde göster ·
Evvelâ yedi elvân gendümü olur kim gûyâ gılâl-ı Havrân-ı Şâm'dır ve şa‘îri gûyâ Sivas arpasıdır ve baklası ikişer dirhem gelir, danedâr fûli olur kim bir diyârda olmaz. Sâ’ir hubûbâtları dahi ana göre kıyâs oluna. Ve Kelenter kavli üzre yigirmi bin bâğdır, dedi. Cümleden âbdâr engürü Şâm'ın zeynî üzümüne ve Bozcaada'nın misket üzümüne ve İslâmbol kurbünde Bâzârköy kumla üzümünden lezîz ü âbdâr ve hoş-hor üzümü olur. Hatta efvâh-ı nâsda ve gayrı büldânda bir mahbûb-ı zamânı bir nâ-sezâ merd ile görseler "Şeledirende içre Rûmiyye engürü gibi yancılmış cüvândır." derler. Hâlâ elsine-i nâsda darb-ı mesel olmuş bir mümessek âbdâr u ter engürü olur. Ve sâ’ir envâ‘-ı müsmirrâtından memdûh olan fâkihesi yetmiş gûnedir. Ammâ nebî emrûdu ve meleçe emrûdunun aslâ nazîri yokdur. Eyle âbdâr emrûdlardır kim şırası şır şır akar ve âlusı ve âluvı ve zendisi gâyet latîf ter olduğundan aslâ cirmi yokdur ve kalınları bâdem gibi lezîzdir. Ve âb u hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi memdûhdur. Ammâ ulemâsı meşhûr değildir. Lâkin sulehâsı gâyet çokdur. Hatta nihânîce cemâ‘atle namâz kılar Sünnîleri dahi çokdur. Cümle tarîk-ı Hâcegân fukarâlarıdır kim âsitâne-i Koçağa sultândır. İklîm-i (---) bulunup arz-ı beledi (---) ve tûl-ı nehârı (---) sâ‘at ve dericedir. Ve tâli‘-i imâreti sünbülede vâki‘ olup beyt-i Utarid-i turâbîdir, dimişler. Anınçün cümle hubûbâtının sünbülesi "Miete habbe." olup ezheriyyâtı Utarid-i ıtriyyât gibi dimâğ-ı insânı mu‘attar eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295a ·
metinde göster ·
… e nâm zâd-ı sultândır. Kadı ve müftî ve ser-tâc-ı seyyidî ve münşî ve daroğa ve
kelenter
ve yasavul akası ve dizçöken ağası ve altı yüz kal‘a nökerleri ve cebehânesi ve …
Evsâf-ı kal‘a-i Tesûy-ı bî-sûy-ı pür-sürûr: Tebrîz eyâletinde Merend sultânı hudûdunda şehr-i Tesûy başka sultânlıkdır kim dü-hezâr cengâver dilîrân-ı pehlivânân nökere nâm zâd-ı sultândır. Kadı ve müftî ve ser-tâc-ı seyyidî ve münşî ve daroğa ve kelenter ve yasavul akası ve dizçöken ağası ve altı yüz kal‘a nökerleri ve cebehânesi ve topları vardır. Zamân-ı kadîmde Yezdcürd Şâh'ın Tesûbân nâm bir hurmesi bu kal‘ayı binâ etmeğile {bu şehir Tesûbân ismiyle müsemmâ idi. Ba‘dehû} Timur Şâh-ı pür-zûr harâb edüp Cihân Şâh imâr etmişdir. Kal‘ası nehr-i Aras kenârında üç bin aded toprak ile mestûr hâne-i ma‘mûr olup yedi câmi‘i ve üç hammâmı ve altı hânı ve bâzâr-ı muhtasarı olduğu ve şehr-i Merend'e on iki fersah karîb olduğu ve âb u hevâsı ve bâğ u bâğçesi ve mahbûb u mahbûbesi ve me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından ve düvâzdeh elvân engürü ve melçe emrûdu ve Abbâsî ve peygamber emrûdu rub‘-ı meskûnda nazîri olmayup hoş-hor u âbdâr olduğu bu şehr-i Tesûy'a {mahsûsdur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 301a ·
metinde göster ·
Cânib-i erba‘ası ka‘r-ı zemîne ermiş handaklı bir varoş-ı azîmdir.
Kelenter
Karçığa Ağa'nın nakli üzre "Yedi bin hâne ve yedi câmi‘ ve beş medrese ve on me …
Cânib-i erba‘ası ka‘r-ı zemîne ermiş handaklı bir varoş-ı azîmdir. Kelenter Karçığa Ağa'nın nakli üzre "Yedi bin hâne ve yedi câmi‘ ve beş medrese ve on mekteb ve yedi hân ve çâr hammâm ve yedi bin çârbâğ u bostân ve altı yüz dükkân-ı şâhân vardır." dedi. Ammâ çârsû-yı şâhîsinin tertîbine ve kahvehâne ve Selmânî berber dükkânlarının şîrînliğine aşk olsun.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312a ·
metinde göster ·
aka nakli üzre cümle iki bin altmış dükkânçe-i şâhîleri vardır. Niçesi kârgîr k …
Şâdmân-ı çârsû-yı şâhân: Kelenter aka nakli üzre cümle iki bin altmış dükkânçe-i şâhîleri vardır. Niçesi kârgîr kârdır ammâ bezzâzistânı ve kahvehâneleri ve Selmânîleri gâyet pâk u müzeyyen bâzâr-ı hüsndür. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
… inin monlâsı ve hâce-i İslâm'ı ve şerîf-i şürefâ-yı hasîb [ü] nesebi vardır. Ve
kelenter
ve münşî ve daroğa ve yasavul ağası ve dizçöken ağası ve şâhbenderi ve'l-hâsıl …
Der-beyân-ı hâkimân-ı Mihribân: Hâlâ dest-i şâhda ve hâk-i pâk-i Irâk'da başka hânlıkdır kim dörd bin çörek çeken ve donluk giyen nökere mâlik bir hân-ı âlîşânlıkdır. Zamânımızdaki hânın ismi Tolabar Hân idi. Hâk-i Kehrevân'dan bir şecî‘ ü dilîr idi. Mihribân şehrinin monlâsı ve hâce-i İslâm'ı ve şerîf-i şürefâ-yı hasîb [ü] nesebi vardır. Ve kelenter ve münşî ve daroğa ve yasavul ağası ve dizçöken ağası ve şâhbenderi ve'l-hâsıl on iki kadağa hâkimi vardır. Zîrâ hudûd-ı Bağdâd'da intihâ-yı serhaddir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 318b ·
metinde göster ·