Bu hânlardan mâ‘adâ İskele başında cümle iki yüz aded
keraste
ve gayrı metâ‘ mahâzinleridir ve cümle bin yüz aded dükkân ehl-i hıref-i gûnâ-g …
Bu hânlardan mâ‘adâ İskele başında cümle iki yüz aded keraste ve gayrı metâ‘ mahâzinleridir ve cümle bin yüz aded dükkân ehl-i hıref-i gûnâ-gûndur ve kırk aded münakkaş kahvehâneleri vardır. Serdâr kahvesi (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 243a ·
metinde göster ·
… u şehrinin iskelesidir. Leb-i deryâda serâpâ yetmiş aded mahzenlerdir kim cümle
keraste
ve çam tahtalarıyla memlû mehâzinlerdir ve bu şehrin kıblesi ve taraf-ı şarkîsi …
Evsâf-ı Akçaşar: (---)(---) hâkinde voyvodalıkdır. Ve yüz elli akçe şerîf kazadır ve yeniçeri serdârı vardır. Zamân-ı kadîmde âb [u] hevâsı latîf şehr-i azîm imiş. Ahmed Hân asrında Kazak-ı Ak keferesi ihrâk-bi'n-nâr edüp hâlâ altı yüz bâğlı ve bâğçeli Etrâk hâneleridir. Niçesi kiremitli ba‘zıları tahta örtülü hânelerdir. Çârsû içre (---) câmi‘i kiremitli ve bir minâreli mezkitdir. Bu diyârda câmi‘e mezkît derler. Ve câmi‘i (---)(---)(---)(---) mâ‘adâ mesâcidlerdir ve cümle kırk aded dükkânları vardır. Bedâsteni yokdur. Ve bir hammâmı ve üç hânı vardır. Mukaddemâ hânın biri kurşumlu mu‘azzam hân imiş. Hâlâ kasabası ol kadar ma‘mûr ve müzeyyen değildir. Bolu şehrinin iskelesidir. Leb-i deryâda serâpâ yetmiş aded mahzenlerdir kim cümle keraste ve çam tahtalarıyla memlû mehâzinlerdir ve bu şehrin kıblesi ve taraf-ı şarkîsi dağlardır, dağlar üzre bâğlardır. Hevâsının letâfetinden halkı sağlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 245a ·
metinde göster ·
… ğa gölü balığı da meşhûrdur. Ve'l-hâsıl bu Çağa kazâsının dağlarında bâğları ve
keraste
ve tahtaları ve sâ’ir eşyâlardan kırk gûne mahsûlât ile memdûh bir nâhiye-i ma‘ …
Sitâyiş-i eğir: Bu gölde bi-emrillâh-i Te‘âlâ ol kadar eğir olur kim cemî‘i halkı gölden eğir kökü çıkarup iplere dizüp vilâyet vilâyet gönderirler. "Eğir ye de geğir" demişler. Gâyetü'l-gâye hâzımü'l-ifrâtdır. Gerçi Azak kal‘ası dibinde nehr-i Ten'de ve Kanija kal‘ası gölünde ve İslâmbol Kâğızhâne nehrinde eğir kökü olur, ammâ bu Çağa'nın eğiri Rûm u Arab u Acem'de memdûhdur. Anıniçün Çağa gölü balığı da meşhûrdur. Ve'l-hâsıl bu Çağa kazâsının dağlarında bâğları ve keraste ve tahtaları ve sâ’ir eşyâlardan kırk gûne mahsûlât ile memdûh bir nâhiye-i ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 26b ·
metinde göster ·
… ın sâhiblerine ücretlerin verüp elli pâre gemilere Akkirmân'dan on bin guruşluk
keraste
ve beksimâd ve bârûd-ı siyâh ve gülle ve gayrı âlet-i silâhlarla ve sâ’ir levâz …
Der-beyân-ı re’y [ü] tedbîr-i âhir: Hemân Akkirmân limanında sene-i sâbıkadan kalmış Varna cenginde alınan yigirmi pâre Urus-ı menhûs şaykalarının cümle mühimmâtların tarfetü'l-ayn içre koyup ve küçük şayka ve zarbuna ve şayka sandallarının sâhiblerine ücretlerin verüp elli pâre gemilere Akkirmân'dan on bin guruşluk keraste ve beksimâd ve bârûd-ı siyâh ve gülle ve gayrı âlet-i silâhlarla ve sâ’ir levâzımât mühimmâtlar ile elli pâre gemileri leb ber-leb edüp yüz kantar mismâr ve cümle Akkirmân ve Kili mi‘mârların gemilere iki bin kile buğday ve beş bin kile darı dahi doldurup kendü bayraklarından yigirmi bayrak sekbân ve sarıca ve Akkirmân kal‘ası kulundan bin aded güzîde şehbâz yiğitler ile cümle iki bin ma‘dûd asâkir-i pür-silâhı iki günde elli pâre gemilere doldurup Akkirmân'dan bi-emr-i Hudâ eyyâm-ı muvâfık ile sekiz sâ‘atde kal‘a-i Özü'ye varınca cümle asker-i İslâm elli pâre gemiyle gelen zahîre ve kerasteleri ve askeri görüp tâze cân bulup cümle cebehâne ve zahîreleri der-anbâr ve der-mahzen edüp kal‘anın ta‘mîr ü termîmine ve handak-ı azîmlerin tathîrine mukayyed olup bu asâkir-i İslâm sâlimîn ü gânimîn Özü'ye vâsıl oldukları haberi ertesi gün zahîre getüren gemilerle gelüp, Urus şaykalarının birkaçın bozup kal‘a ta‘mîrine iskeleler yapıldığı haberi Yûsuf Kethüdâ mektûbiyle gelüp Yalı Tatarların bi'l-cümle Özü ağaları ve Özü Beği Kargılı 53b Halîl Ağa ve sâ’ir iş erleri ve Yûsuf Kethüdâ dahi Tatar askerin istemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53a–53b ·
metinde göster ·
… elvân direkler ve mismâr ve şindire tahta ve sâ’ir top tahtaları ve gayrı elvân
keraste
ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar ile bin aded mi‘mâr ve çerâhor ve iki bin Ef …
Paşa eyitdi: "Bunda dahi bize asker lâzımdır" deyüp ol gün Eflâk ve Boğdan ve Bender beğlerine mektûblar yazılup Özü kal‘ası meremmâtıyçün on bin kıt‘a belvân direkler ve mismâr ve şindire tahta ve sâ’ir top tahtaları ve gayrı elvân keraste ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlar ile bin aded mi‘mâr ve çerâhor ve iki bin Eflâk ve üç bin Boğdan ale'l-acele gelsin" deyü buyurdular mü’ekkeden tahrîr olunup Ensesi Yamalı şâmlı Halîl Ağa mübâşir olup katar-ı mehâr ile Halîl Ağa Eflâk ve Boğdan'a gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53b ·
metinde göster ·
ile bin aded müsellâh asker gelüp anlar dahi eyyâm-ı muvâfık ile üç sâ‘atde Özü …
Ve ol gün İsmâ‘îl ve Kili kal‘asından on gemi keraste ile bin aded müsellâh asker gelüp anlar dahi eyyâm-ı muvâfık ile üç sâ‘atde Özü kal‘asına varup vâsıl oldukları haberi geldi. Bu messerret üzre Akkirmân altında Melek Ahmed Paşa ile âsûde hâl dururken sene 1068 târîhinde Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından Köpürlü Mehemmed Paşa vezîria‘zam ağalarından (---) Ağa nâm bir hümâm gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53b ·
metinde göster ·
… aşa ve Çelebi Hasan Paşa iskeleleri kaldı. Bu mahalde Akkirmân'dan on pâre gemi
keraste
ve Eflâk ve Boğdan'dan iki bin çerâhor re‘âyâ me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla kal‘ …
Hakîkatü'l-hâl yukaru eski kal‘anın hisâr-pîçe tarafına nazar olunmayup niçe yerinden âdem murâd edinse güzer etdi. Ol dahi bir haftada itmâm bulup dahi kara çavlar dururken ve mukaddemâ aşağı kal‘alar meremmât olup anların dahi iskeleleri dururken kal‘ayı beyâz etmeğe Yûsuf Kethüdâ sa‘y edüp yukaru kal‘a tamâm dürr-i yetîm gibi beyâz olup iske[le]leri bozulup aşağı Piyâle Paşa ve Çelebi Hasan Paşa iskeleleri kaldı. Bu mahalde Akkirmân'dan on pâre gemi keraste ve Eflâk ve Boğdan'dan iki bin çerâhor re‘âyâ me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla kal‘a meremmâtı hidmetine gelüp taşra varoşda cümlesin deftere kayd edüp hidmete kullanmağa başladılar. Ol gece Bozcaada'nın altıncı gece donanması şâdumânı oldu kim zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle gâzîyân-ı serbâzân mu‘tâdları üzre pür-silâh âmâde durup beş yerden mehterhâneler çalınup gülbâng-ı Muhammedîler çekilüp sabâha dak altı geceden berü böyle şâdumânlar ve zevk [u] safâlar olurdu, ammâ hikmet-i Hudâ-yı Müte‘âl [ü] bî-zevâl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56b ·
metinde göster ·
… eldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına
keraste
ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu …
Başka balık kassâbları ve sayyâdları vardır kim şeb [ü] rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğaza gelüp bir dahi dönemez. Agreb ve garâ’ibden san‘at-ı şeytândır ve bir Tuna gemisi gelse mezkûr kapanın iplerin koyverüp 66a gemiler tarfetü'l-ayn içre geçerken meğer ol mahalde fakîr balıklar fürce bulup geçüp Karadeniz'de yaylalara varup yumurta döker, ammâ Karadeniz'den balıklar Tuna'ya gelse giremezler. Gerçi ol tarafda kapan yokdur, ammâ cümle çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve keraste ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve iki yüz kîse ve yigirmi kîse ve ba‘de'l-harc ve'l-mesârıf beş kîse kalmamış emîn-i medyûnlar vardır, zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın ol mâyide mahlûku kanında nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ bir dalyan-ı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b–66a ·
metinde göster ·
… gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve
keraste
ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve …
Başka balık kassâbları ve sayyâdları vardır kim şeb [ü] rûz bu kapan ağzın bekleyüp gelen balıkları sayd ederler, zîrâ balık ol dar boğaza gelüp bir dahi dönemez. Agreb ve garâ’ibden san‘at-ı şeytândır ve bir Tuna gemisi gelse mezkûr kapanın iplerin koyverüp 66a gemiler tarfetü'l-ayn içre geçerken meğer ol mahalde fakîr balıklar fürce bulup geçüp Karadeniz'de yaylalara varup yumurta döker, ammâ Karadeniz'den balıklar Tuna'ya gelse giremezler. Gerçi ol tarafda kapan yokdur, ammâ cümle çit ile mesdûddur. Tâ ki şiddet-i şitâ olup yedi aydan sonra balık kalmayup kış geldikde bu dalyanları ve sarâyları emîn ağa sökdürüp yine Tuna'nın iki tarafına keraste ve direkleri dağlar gibi yığılır, zîrâ bu dalyana emîn ağanın yüz kîse masrûfu gider, ammâ beş yüz kîse kâr edüp kal‘a neferâtları ulûfelerin kebe ve keçe ve keraste ve balık ve kazma ve çapa ve kürek verüp haklaşdıkdan sonra kendüye yüz elli ve iki yüz kîse ve yigirmi kîse ve ba‘de'l-harc ve'l-mesârıf beş kîse kalmamış emîn-i medyûnlar vardır, zîrâ Cenâb-ı Kibriyâ'nın ol mâyide mahlûku kanında nice bed ve berekât olur. Bir kerre anı gören andan ibret alup böyle ibret-nümâ bir dalyan-ı temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b–66a ·
metinde göster ·
… vilâyet ile meşveret edüp ol gün etrâf [u] eknâfdan buyurdumlarla beş yüz araba
keraste
ve saz ve kamışlar ve altı yüz aded neccâr ve bennâlar gelüp ol gün bi-hakk-ı H …
Silisre sancağı hâkinde (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve yüz elli akçe pespâye kazâdır ve nâhiyeleri cümle (---) aded kurâdır. Subaşı ve muhtesibi ve kal‘a dizdârı ve seksen aded neferâtları vardır, ammâ neferâtları, kal‘ada evler olmayup hâlî mu‘attal yer olmak ile kal‘a neferâtlar[ı] cümle taşrada olup ancak dizdâr ve kethüdâ derûn-ı hisârda müfîd ü muhtasar evlerde olup her gece nöbet ile kulları taşradan içeri gelüp kal‘a bekleyüp rûz-ı rûşende âdem kalmayup giderdi. Hakîr bu temâşâyı Paşa'ya dediğimde hemân atına süvâ[r] olup kal‘ayı seyr [ü] temâşâ etdikde aklı gidüp ahâlî-i vilâyet ile meşveret edüp ol gün etrâf [u] eknâfdan buyurdumlarla beş yüz araba keraste ve saz ve kamışlar ve altı yüz aded neccâr ve bennâlar gelüp ol gün bi-hakk-ı Hudâ kal‘a içre on aded havlılı evler binâ olup hâsıl-ı kelâ[m] derûn-ı hisârda bir arz-ı hâliye kalmayup bir haftada yüz on aded mükellef havâdâr hâneler binâ olunup cümle neferâtı kal‘a içine koyup on aded dükkâncıklar ve Tuna'ya nâzır kapu önünde bir kahvehâne ârâmgâh ve seksen kul dahi tahrîr edüp iskelesinden vazîfelerin müceddeden ta‘yîn edüp cümle yüz altmış nefer olup dizdârı kal‘adan bir ok menzili taşra gitmemeği şart edüp sicille kayd-ı murakkam etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 68a ·
metinde göster ·
… eyn olup durur, ammâ derûn-ı hisârda âsâr-ı binâdan bir şey yokdur. Ancak biraz
keraste
haşebleri mâl-â-mâldır.
Bedenleri üzre haydûd kelleleri mızraklar üzre zeyn olup durur, ammâ derûn-ı hisârda âsâr-ı binâdan bir şey yokdur. Ancak biraz keraste haşebleri mâl-â-mâldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 109b ·
metinde göster ·
ve hatablar su ile cereyân ederek mezkûr bend başında karâr edince odun sâhible …
Sitâyiş-i ibret-nümâ-yı âbâdân: Bu mezkûr cisirlerden yukar[ı] Mevlevîhâne kurbunda nehr-i Milaçka üzre bir bend-i azîm binâ vardır kim 130a bu şehrin cemî‘i odun kesenleri nehr-i Milaçka başında olan kûh-ı bî-sütûnlardaki ormanlarda dıraht-ı müntehâları kesüp odun ederler ve herkes kesdüğü odunlarına birer gûne kesik kertik kesüp kertikden nişân edüp herkes odunların nehr-i Milaçka'ya atar. Ba‘dehû cümle keraste ve hatablar su ile cereyân ederek mezkûr bend başında karâr edince odun sâhibleri gelüp birbirlerinin kertiklerine bakup odunlarına ipler takup evlerinde yakup zevk ederler. Bir turfa acâ’ib ü garâ’ib ibret-nümâdır. Ve bir ibret dahi bu şehirde karı ve buzu saman içine koyup mahzenlerde hıfz ederler. Ba‘dehû mâh-ı Temmuz'un şiddet-i hârında billûr gibi buzları vişne hoşâblarına koyup buz pâreli hoşâb yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b–130a ·
metinde göster ·
Ve bu kal‘anın Tuna kenârı köşesinde bir vîrân kenîsesi var, içinde
keraste
ve gayri mühimmât [u] levâzımâtları ve şehrin niçe hayvânâtları memlûdur. Hattâ …
Ve bu kal‘anın Tuna kenârı köşesinde bir vîrân kenîsesi var, içinde keraste ve gayri mühimmât [u] levâzımâtları ve şehrin niçe hayvânâtları memlûdur. Hattâ bu kal‘a içinde olan guzât-ı muvahhidînin ehl [ü] iyâlleri birbirlerinden aslâ kaçmazlar, zîrâ cümle evlâd-ı evlâdları birbirleriyle dükelisi akrabâ ve ta‘allukâtlardır. Anıniçün birbirlerinden hicâb edüp ceng etmede yarar ve bahâdırlardır. Bu kal‘a içre gayri âdem girüp müte’ehhil olup sâkin olamazlar. Meğer taşra varoşda tavattun edeler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… kaç tombaz gemilerinin bendlerin çözüp gemiler cisrin bir yanında durup ba‘dehu
keraste
ve gılâl gemileri geçüp giderler. Ba‘dehu yine cisir gemilerin yerine korlar, g …
Der-manzara-i vâcibü's-seyr ibret-nümâ-yı âbâdân: Cümleden temâşâgâh-ı Budin nehr-i Tuna üzre yetmiş pâre gemiler üzre demir zincîrler ile birbirlerine bağlı ve demir zincîrler ile nehr-i Tuna'ya kakılı cisr-i azîmdir kim üç yüz kadar pâsbânları var. Aşağıdan ve yukarudan gelüp giden gemiler ubûr etmek içün bu cisr-i haşebin birkaç tombaz gemilerinin bendlerin çözüp gemiler cisrin bir yanında durup ba‘dehu keraste ve gılâl gemileri geçüp giderler. Ba‘dehu yine cisir gemilerin yerine korlar, garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 86b ·
metinde göster ·
… rk elli bin kadar küffâr deryâ-misâl olup niçe bin arabalarıyla taş ve kireç ve
keraste
ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr …
"İzn-i pâdişâhîyle Nemse hudûdunda çâsârın bir kal‘a yapalım" dedüği nev binâ bu kal‘a-i nâ-tamâmdır kim nehr-i Pojon ile nehr-i Vak mâbeynindeki cezîre içre nehr-i Vak kenârında ve nehr-i Vak ile nehr-i Pojon bir yere mahlût olduğu mahalde hâlâ kırk elli bin kadar küffâr deryâ-misâl olup niçe bin arabalarıyla taş ve kireç ve keraste ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtlar taşıyup yeri göğü toz dutmuş. Niçe bin küffâr handaklar kazmağa ve kal‘a temellerin hafr etmeğe çalışırlardı. Hattâ kal‘a temeli bir âdem kaddi kârgîr ve rıhtım binâ rûy-ı arza çıkmış ve yigirmi arşın kadar dahi dîvâr-ı âlî olursa kifâyet eder derlerdi. Tâ ol kadar metîn ve derin handakı içre deryâ-misâl nehr-i Pojon ve nehr-i Vak cereyân ederdi. Ve temeli serâpâ sâfî hurde hurde kemerler olup dîvârı kâmil elli adım enli Şeddâdî tula rıhtım binâdır. Ve Uyvar gibi şekl-i müseddesdir, ammâ kâmil iki Uyvar kal‘ası kadardır. Ve kal‘a handakından taşra bir kat handak dahi kazmağa işâret edüp çizmişler ammâ dahi kazmamışlar. Lâkin yüz elli adım enli ve vâsi‘ handak tarh etmişler. Bu hisâb üzre bu kal‘a eğer itmâmı müyesser olursa Uyvar kal‘asından sarp ve metîn olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 76a ·
metinde göster ·
… berâber edüp hân ve câmi‘ ve çârsû-yı bâzârından bir âsâr-ı binâ kalmayup cümle
keraste
ve ahşâbâtların yerlerinden kal‘ edüp Kandiye kal‘ası altında Sadrıa‘zamın çetr …
Biz bu tekyegâhı temâşâ ederken sadrıa‘zamdan fermân gelüp inâdiyye kal‘ası varoşuna Âl-i Osmân'ın deryâ-misâl askeri üşüp ân-ı sâ‘atde yere berâber edüp hân ve câmi‘ ve çârsû-yı bâzârından bir âsâr-ı binâ kalmayup cümle keraste ve ahşâbâtların yerlerinden kal‘ edüp Kandiye kal‘ası altında Sadrıa‘zamın çetr-i mülemma‘ı kurbunda ordu-yı İslâmı amâr etmeğe şürû‘ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288a ·
metinde göster ·
… miş. Ve niçe bârûd hazînelerin ve niçe kerre yüz bin lağım yolların sedd etmeğe
keraste
direkleri ve taşları ve sâ’ir âlât-ı lağım mühimmâtların seyr [ü] temâşâ ederek …
Bu iki tarafda lağımları ve yolların add edüp bu mezkûr yolların her birinden niçe gûne sağa sola perîşân olmuş lağım yolları içre geze geze bî-tâb ü bî-mecâl kalup "Meded bildiğimiz yolları gâ’ib etmeyelim" deyüp gerüye dönüp niçe lağım kuyularına ve niçe bağlı lağım yollarına uğradık. Meğer dahi bârûtları içinde imiş. Ve niçe bârûd hazînelerin ve niçe kerre yüz bin lağım yolların sedd etmeğe keraste direkleri ve taşları ve sâ’ir âlât-ı lağım mühimmâtların seyr [ü] temâşâ ederek selâmetle serâsime taşra çıkup sehel güneş görüp kesb-i hevâ edüp râhat-ı cân bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311b ·
metinde göster ·
… erlerin ta‘mîr ü termîme cümle yetmiş pâre kurâların re‘âyâları kireç ve taş ve
keraste
taşımağa me’mûr oldular.
Kal‘a dizdârı ve üç yüz aded merdüm-hisârı konulup cebehâne ve sâ’ir mühimmât [u] levâzımâtlarından mâ‘adâ kırk pâre mahbûb serâmed toplar konulup kal‘asının ba‘zı yerlerin ta‘mîr ü termîme cümle yetmiş pâre kurâların re‘âyâları kireç ve taş ve keraste taşımağa me’mûr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321a ·
metinde göster ·
… lleri gibi çok mahsûl hâsıl olmaz. Ekseriyyâ halkının kâr [u] kisbleri serviden
keraste
ağaçları kesüp servi odunu ve servi tahtaları ve gayri ağaçlardan kerasteler ke …
Andan dördüncü nev‘a halkının reng-i rûyları isfakiye kavmidir kim âb [u] hevâsı yaylak-ı azîm olup kışları ziyâde olduğundan limon turuncu ve nârı ve inciri ve zeytûnu ve hurmâsı olmaz, ammâ câ-be-câ bâğçelerinde engûrları ve gûnâ-gûn müsmirâtları ve gayri me’kûlât [u] meşrûbâtları nâdir olur. Lâkin kestânesi ve kızılcığı ve kış elması çok olup câ-be-câ kuytu yerlerinde bâğları vardır ammâ engûrü lezîz olmayup hoş-horca olur, ammâ gayri yerlerin mahsûlleri gibi çok mahsûl hâsıl olmaz. Ekseriyyâ halkının kâr [u] kisbleri serviden keraste ağaçları kesüp servi odunu ve servi tahtaları ve gayri ağaçlardan kerasteler kesüp cânib-i erba‘adaki kılâ‘ u şehirlere götürüp fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325b ·
metinde göster ·
"Sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh seni Manya gazâsına serdâr etdi" deyüp tenbîh [ü] te’kîdler edüp on iki pâre kadırgalar ile deryâ paşalarından Mahmûd Paşa'ya ve Maryoloğullarından Mustafâ Paşa ve Abdî Paşa ve 330b Hasan Paşa ve Cığaloğlu ve sâ’ir deryâ beğleri âmâde olup bir oda yeniçeri ağası ve bir ota topçular ağası ve bir ota cebeciler ağası ve beş aded sancak beğleri ta‘yîn olunup evvelâ Mora paşası Hasan Paşa ve Misistre sancağı ve Eğriboz sancağı ve İnebahtı sancağı ve Karlıeli sancağı ve Yanya sancağı ve Tırhala sancağı paşaları askeriyle ve cümle tîmâr ve ze‘âmet erbâbları cümle cebelü askerleriyle ve bu altı aded sancaklarda olan yüz on aded kılâ‘ların nısf askerleriyle ve bu altı aded mezkû[r] sancakların yüz elli aded kadılık yerde (binden ve) binden yüz bine varınca eli berâtlı tekâlîf-i örfiyye müslim ve müsellem olan sığâr u kibâr yeniçeri ve topçu ve cebeci ve kuloğlu ve gayri kullar ki ol kazâlarda sâkinlerdir, cümle ata dona ve bisâta mâlik olup askerî geçinen altı sancak yerde on iki bin asker dahi Manya gazâsına me’mûr olup altı aded mezkûr sancaklarda on iki bin aded re‘âyâ vü berâyâlar ve ırgat ve neccâr ve bennâ ve çerâhorlar Manya'ya gelüp taş ve kireç ve keraste taşımalarıyçün emr-i şerîfler Serdâr Alî Paşa'ya fermân-ı âlîşânlar verilüp yine kendinin iki pâre kadırgalarıyla ve oğlunun iki pâre kadırgasıyla Alî Paşa'ya Mora eyâleti ser‘askerlik ile ihsân olunup Moralı Zekeriyyâ Efendi ordu kadısı ta‘yîn olunup fermân-ı şehriyâriyle mâl defterdârı ve ordu emîni ve nüzûlât emîni ve sürsat ağaları ta‘yîn olunup bu abd-i kemteri dahi Sadrıa‘zam huzûruna kığırup Kandiye altında fetihnâme tahrîr etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 330a–330b ·
metinde göster ·
… ler değildir. Ve cümlesi beyâz kireç ile pûşîde müzeyyen ü musanna‘ evlerdir ve
keraste
ve ahşâbları hurmâ ağacındandır. Câ-be-câ Rûm ahşâbâtları da Mısır'dan Süveys'e …
Evsâf-ı varoş-ı Medîne-i Münevvere: Bu kal‘anın kıble tarafı ve cenûb cânibi ve garb cânibi ve şimâl cânibi serâpâ bâğ u bâğçeli ma‘mûr u âbâdân sarây-ı hânedânlardır kim yedi mahalle ve iki bin kârgîr binâ ikişer kat vâsi‘ evlerdir. Kal‘a hâneleri gibi teng hâneler değildir. Ve cümlesi beyâz kireç ile pûşîde müzeyyen ü musanna‘ evlerdir ve keraste ve ahşâbları hurmâ ağacındandır. Câ-be-câ Rûm ahşâbâtları da Mısır'dan Süveys'e andan gemi ile Yenbû‘a andan develer ile Medîne'ye gelüp hâneler binâ ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y293b ·
metinde göster ·