… eymânîyi kurup meks etdükde bir gece hâb-ı râhat edüp âb [u] hevâsından tarâvet
kesb
edince ol mahalde bir sarây-ı âlî ve gûnâ-gûn nüzhet-âbâd maksûreler inşâ etdi …
Andan İslâmbol zemînine gelüp hâlâ Hünkâr bâğçesi ki Sarâyburnu nâm mahalle gelüp anda serâperde-i Süleymânîyi kurup meks etdükde bir gece hâb-ı râhat edüp âb [u] hevâsından tarâvet kesb edince ol mahalde bir sarây-ı âlî ve gûnâ-gûn nüzhet-âbâd maksûreler inşâ etdi kim dillerde dâstân-ı dostân olup inkırâzu'd-devrân ma‘mûr u âbâdân ola deyü İslâmbol zemîni içün hayr du‘â etdi. Meğer ol duhter-i bed-ahter, babası timsâline mahfî putperestelik eder. Hazret-i Süleymân vâkıf-ı esrâr olunca mezkûr kızı {babası gibi} katl etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8b ·
metinde göster ·
… kde âşiyânı olan Belde-i Tayyibeyi dürr-i beyz-âsâ gördükde cihân cihân safâlar
kesb
edüp inşâ’allâh hidmetiniz mukâbelesinde ihsân-ı azîmeye mazhar olup inkırâzu'd …
"Sultânım İslâmbol tokuz kerre amâr ve tokuz kerre harâb olmuşdur. Ammâ dest-i Âl-i Osmân'daki gibi ilâ-hâze'l-ân bir zamânda böyle harâb olmamışdır kim her ne cânibinden olursa dost [u] düşman der [ü] dîvârlarının münhedim olan yerlerinden arabalar ile girüp çıkılır. Ekâlîm-i seb‘a pâdişâhları mâbeyninde hasretü'l-mülûk bir İslâmbol ola ve pâ-yı taht-ı Âl-i Osmân ola, lâyık değildir kim sizin zamân-ı hükûmetinizde bu kal‘a böyle harâb [ü] yebâb ola. Ve bu kadar bin yıldan berü cümle der [ü] dîvârları siyâh-rû kala. Dîn-i mübîn gayretine ve Âl-i Osmân şevketine şunun ta‘mîr [ü] termîmine bezl-i himmet buyurun. Pâdişâh-ı zıll-ı İlâh inşâ’allâh Revân'dan mansûr [u] muzaffer geldükde âşiyânı olan Belde-i Tayyibeyi dürr-i beyz-âsâ gördükde cihân cihân safâlar kesb edüp inşâ’allâh hidmetiniz mukâbelesinde ihsân-ı azîmeye mazhar olup inkırâzu'd-devrân nâm-ı şerîfiniz hayr ile yâd olunur" dedükde cümle huzzâr-ı meclis taraf taraf ma‘kûl deyüp derhâl pederimiz bu niyyete El-Fâtiha deyüp seb‘ü'l-mesânî kırâ’at olundukda derhâl İslâmbol mollâsı ve Eyyûb ve Galata ve Üsküdar mollâlarının dördün dahi cem‘ edüp ve şehremînin ve dör[d] mi‘mârbaşı ve sekbânbaşı ve'l-hâsıl cemî‘i ser-i kârda olan iş erlerine fermân olunup İslâmbol'un cümle dörd bin yedi yüz mahallesinin imâmlarına tenbîh ü te’kîd olup ta‘mîr ü termîm-i kal‘a-i İslâmbol içün imdâd teklîf olunup deryâ-misâl bennâ ve ummâller ile niçe bin âdem cem‘ olup Sultân Murâd Hân Revân fethine revâne olup feth edüp gelince bir senede Koca Bayram Paşa İslâmbol'u ve Galata kal‘aların ve cemî‘i câmi‘-i selâtînleri ta‘mîr ü termîm edüp İslâmbol henüz bir tim iken beyâz bir dürr-i yetîm olup ahâlî-yi İslâmbol'dan kesâfet gidüp ferahnâk oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… Anıniçün ba‘zı zamân bu morina balığı küçük iken gelüp Çekmece gölünde tarâvet
kesb
edüp kâhîce zâhir olur. Ve,
"İşte bürâder Tuna'yı avret gibi saçından sürüyüp getirdim" dedikde bi-emrillâh Tuna cûş [u] hurûşa gelüp avdet edüp Kırkkilisa şehri kurbünde Bunarhisâr ve Yenehisâr ve bu Çekmece göllerinde zâhir olur. Anıniçün ba‘zı zamân bu morina balığı küçük iken gelüp Çekmece gölünde tarâvet kesb edüp kâhîce zâhir olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146b ·
metinde göster ·
… vardır, ol su’âllerin cevâbına kâdir olmayan yolun erkânın pâk etmeyüp kâr [u]
kesb
etse kârı harâmdır. Merd-i meydân olan pîr-perver gerekdir. Hudâyî-perver olan …
"Yâ Ashâbî, sizler dahi taht-ı hükûmetinizde olan huddâmlarınıza bî‘at aldığınıza göre her huddâmınızın isti‘dâdına göre bin bir gün hizmet etdirüp kâbil-i hitâb olup sâhib-i ayâr olanları lokma ve hırka tahsîli içün cihâz-ı fakrı verüp irşâd edüp sâhib-i post edesiz. İlâ-mâşâ’allâh inkırâzü'd-devrân ümmetim ola" deyü hayır du‘â edüp gülbâng-i Muhammedî çekildi. Hâlâ cemî‘i ehl-i tarîk mâbeyninde gülbâng-i Muhammedî anlardan kaldı. Ammâ bu ehl-i tarîkatın ve ehl-i şerî‘atın kânûn [u] kâ‘ideleri ve su’âlleri vardır, ol su’âllerin cevâbına kâdir olmayan yolun erkânın pâk etmeyüp kâr [u] kesb etse kârı harâmdır. Merd-i meydân olan pîr-perver gerekdir. Hudâyî-perver olan enâyîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148b ·
metinde göster ·
… n söyleme ve harâm yeme ve geyme ve içme ve nân u nemeke ihânet etme ve hukûkun
kesb
etdüğin pîrlere hakâret nazarıyla nazar etme ve ulular önünde gitme ve sâbır ol …
Nasîhatnâme-i Pîr: "Ey oğul evvelâ harâma bakma ve yalan söyleme ve harâm yeme ve geyme ve içme ve nân u nemeke ihânet etme ve hukûkun kesb etdüğin pîrlere hakâret nazarıyla nazar etme ve ulular önünde gitme ve sâbır ol ve hamûl ol ve komadığın yere el uzatma ve emânete hıyânet etme ve fakru fahrî ile kanâ‘at eyle" deyüp bu gûne niçe pend ü nasîhatlar edüp ferzendinin gûşuna menkûş olmağiçün şâkirdinin sağ kulağın berk çeküp ensesine bir sille-i pehlivânî urup, "Ey oğul gâfil me-bâş gözün aç gün ahşamlıdır" deyüp Fâtiha deyüp cümle pîr-i pîrân [u] cüvân Fâtiha tilâvet oluna.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149a ·
metinde göster ·
… huzûrunda Mekke ve Uhud ve Bedr-i Huneyn gazâların kırâ’at etdikce Hazret ferah
kesb
edüp Suheyb'e ihsânlar edüp hakkında hadîs buyurdu:
Evsâf-ı meddâhân-ı sultân ve vüzerâ ve a‘yân: Neferât 80, bu tâ’ife tahtırevânlar üzre ellerinde çevgânları, bellerinde mecmû‘alar ile fesâhat [u] belâğat üzre kıssahânlık ederek ubûr ederler. Pîrleri Suheyb-i Rûmî'dir kim Hazret-i Risâlet'in meddâhıdır. Bunlar zamân-ı cehâletde Anternâme okurlardı. Hazret bunlara "Ammim Hazret-i Hamza-i bâ-safânın gazavâtın okusan ümmetimi cenge terğîb ederdin" buyurduklarında ibtidâ Hamzanâme'yi bunlar te’lîf etdiler. Ba‘dehu Ebü'l-me‘âlî {hicret-i nebeviyye'nin} sene 261 târîhinde âb-ı tâb verüp altmış cild etdi. Hâlâ mezkûr altmış cildi meddâhân-ı Rûm fihris edüp üç yüz altmış altı cild Hamzanâme olmuşdur. Ammâ Suheyb-i Rûmî, Hazret huzûrunda Mekke ve Uhud ve Bedr-i Huneyn gazâların kırâ’at etdikce Hazret ferah kesb edüp Suheyb'e ihsânlar edüp hakkında hadîs buyurdu:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 156b ·
metinde göster ·
… reti vardır. Bu kuş sûretin bu kapu üzre tasvîr etmeden rumûz oldur kim kâr [u]
kesb
dedükleri ber-hevâ tayerân eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd …
Ve çâr-kûşesinde kal‘a kapuları gibi metîn ve kavî demir kapuları vardır, şimâle nâzır Sahhâflarkapusu, garba mekşûf Takyacılarkapusu, cenûba meftûh Gazzâzlarkapusu. Ve şarka küşâde Kuyumcularkapusu üzre kanatların açmış bir mehîb kuş sûreti vardır. Bu kuş sûretin bu kapu üzre tasvîr etmeden rumûz oldur kim kâr [u] kesb dedükleri ber-hevâ tayerân eder bir vahşî kuşdur. Eğer kuşı bir nezâketle sayd edebilirsen bu bezâstende kâr edebilirsin demek işâretidir. Ammâ hakkâ ki acâyib rumûz vasiyyetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
ederdi. Ammâ İslâmbol halkı bundan bir metâ‘ almasına bahâne edüp bî-bahâ bu he …
Ba‘dehu mezbûr gulâm, Unkapanı semtinde Azebler mahallesinde bir attâr dükkânı açup kâr [u] kesb ederdi. Ammâ İslâmbol halkı bundan bir metâ‘ almasına bahâne edüp bî-bahâ bu hey’et-i mecmû‘a-i ahmerluyu seyr [ü] temâşâ ederlerdi. Ve ol kadar bâzâr ederdi kim akçe almadan ve halkın izdihâmından bî-zâr olup kimi fâl dutardı, kimi nazar edüp giderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… imiz 240b tahrîr olunan sultânlardır kim her birine birer takrîb ile âşinâlık
kesb
eyleyüp hamd-i Hudâ ibtidâ seyâhatimizde bu kadar kibâr-ı evliyâullahın âsitâne …
Şehr-i Bursa içre niçe yüz bin kibâr-ı evliyâullah medfûndur ve niçe binin dahi ziyâret edüp birer Fâtiha-i şerîf ile rûh-ı şerîflerin yâd etdik. Ammâ ism-i şerîfleri ma‘lûmumuz olma[ma]ğile tahrîr olunmadı. Bu tahrîr etdiğimiz sultânlara birer Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp himmet-i aliyyelerin recâ etdiğimiz 240b tahrîr olunan sultânlardır kim her birine birer takrîb ile âşinâlık kesb eyleyüp hamd-i Hudâ ibtidâ seyâhatimizde bu kadar kibâr-ı evliyâullahın âsitâne-i merkad-i pür-envârlarının atebe-i süflâlarına rû-mâlîde eyledik. Himmetleri hâzır ola. Bu niyyet cümle ehl-i îmân rûhîçün, Allah rızâsıyçün, Fâtiha, ve's-selâm, rahmetullahi aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240a–240b ·
metinde göster ·
Bursa şehri içre kırk gün kırk gice zevk u safâlar edüp âşinâlığı ve hukukun
kesb
etdiğimiz a‘yân [u] eşrâflardır. Bursa içre hânedân sahibi velîni‘metleri ve gü …
Bursa şehri içre kırk gün kırk gice zevk u safâlar edüp âşinâlığı ve hukukun kesb etdiğimiz a‘yân [u] eşrâflardır. Bursa içre hânedân sahibi velîni‘metleri ve güzîde erbâb-ı ma‘ârifleri ayân u beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 240b ·
metinde göster ·
… yândan iki bin hâfıze ve hâfız-ı Kelâmullah vardır deyü a‘yan-ı vilâyet tefâhur
kesb
ederler. Ve bir imâreti ve bir dârü'l-hadîsi ve üç dârü'l-kurrâsı var. Ve cümle …
Bu şehri temâşâ etdiğimiz mahalde merd u zenden [ve] duhter u sıbyândan iki bin hâfıze ve hâfız-ı Kelâmullah vardır deyü a‘yan-ı vilâyet tefâhur kesb ederler. Ve bir imâreti ve bir dârü'l-hadîsi ve üç dârü'l-kurrâsı var. Ve cümle bin seksen dükkân-ı âbâdândır. Cemî‘î zî-kıymet eşyâlar mevcûddur. Me’kûlât ü meşrûbâtının memdûhâtından has ve beyâz ekmeği, (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246b ·
metinde göster ·
ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i Ferhâd: Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin zirvesinde medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî ve uhrevî mâni‘-i mülâkât olmuş mel‘ûnedir. Şehr-i Amasiyye'de bu ziyâretlerden mâ‘adâ niçe bin kibâr-ı evliyâullah ziyâretler vardır, ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır. Her birinin rûh-ı şerîfleriyçün Yâsîn ve Fâtiha tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı sadr-ı derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar ve ormanlar içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
… n bir aded odalardır. Cemî‘î erbâb-ı ma‘ârif garîbü'd-diyârlar sâkin olup kâr u
kesb
edüp kifâflanırlar. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her bir odalar bire …
Evsâf-ı hân-ı mücerredân: Cümle on bir aded odalardır. Cemî‘î erbâb-ı ma‘ârif garîbü'd-diyârlar sâkin olup kâr u kesb edüp kifâflanırlar. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her bir odalar birer câmi‘in evkâfı hayrâtlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 287b ·
metinde göster ·
… ân giyerler, dahi ednâsı ehl-i hıref olup abâ-kabâ ve bogasi hil‘at giyüp kâr u
kesb
ederler.
Evsâf-ı ahâlî-i libâs [u] lisân: A‘yânları çuka sammur ve akmişe-i fâhireler giyüp kâr ederler. Ulemâ ve sulehâsı yine çuka ferâce ve bogasi haftân giyerler, dahi ednâsı ehl-i hıref olup abâ-kabâ ve bogasi hil‘at giyüp kâr u kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 287b ·
metinde göster ·
etdik. Erzurûm'da müstecâbü'd-da‘ve türbe-i pür-envârdır.
Menâkıb-ı Türbedâr Hâtûn Baba: Kaçan Abaza Erzurûm'da ısyân etdükde sekbân, sarıca haşerâtları bu Ermeni kızını haber alup vaz‘-ı yed etmek murâd etdiklerinde bu kız eydür. "Ey Ebû İshâk tanrısı! Beni bu sekbânlar elinden Ebû İshâk aşkına halâs eyle. İslâm'a gelüp kabrinde kulu olayım" dedikde bi-emrillah kız ak sakallı bir pîr olup sekbânlar kapudan içeri girüp kızı bulmayup avdet ederler. Hemân sakallı kız âsitâne-i Ebû İshâk'a gelüp Şeyh huzurunda İslâm ile müşerref olup şeyhden sonra sakallı kız türbedâr olmuşdur. Hakîr vardığımızda hayâtda idi. Anın dahi hayr du‘âsın alup rûh-ı Ebû İshâk içün bir hatm-i şerîf tilâvet eyleyüp âşinâlık kesb etdik. Erzurûm'da müstecâbü'd-da‘ve türbe-i pür-envârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289b ·
metinde göster ·
Evsâf-ı şehr-i Tesuy: Tebrîz hâkinde Merend sultânı hudûdında nehr-i Aras kenarında üç bin toprak örtülü hâneli ve yedi câmi‘li ve üç hammâmlı ve altı hânlı ve esvâk-ı muhtasarlı 297a kenddir. Hâkimi sultândır. Bin nökere mâlikdir. Münşî ve kelenteri ve darûgası ve kadısı vardır. Bâğ u bâğçesi dünyâyı dutmuşdur. Bunı dahi Murâd Hân harâb edüp henüz imâr olmadadır. Bu şehr şehr-i Merend'e on iki fersah karîbdir. Âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Gûnâ-gûn âbdâr meyve-i Tesuy'ı dahi meşhûr-ı âfâkdır. Bunun dahi halkı cümle Şi‘îlerdir. Kâr [u] kesbleri; bâğ u bâğçe ile kâr [u] kesb edüp kifâflanırlar. Andan cânib-i cenûba deşt [u] sahrâlar içre câh-ı mâlardan âb-ı hayâtlar nûş ederek ubûr etdik. Ekseriyyâ bu zemînin mâ-i cârîleri tahtu'l-‘arzdan cereyân eder. 12 fersah gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b–297a ·
metinde göster ·
… hüsünde füruht olunur azîm bezzâzistânı vardır kim ankâ hâcegiyân anda kâr [u]
kesb
ederler {bir kârgîr yek kubbe-i azîm bezzâzistânı vardır kim rub‘-ı meskûnda na …
Aded-i çârsû-yı bezzâzistân: Cümle yedi bin esvâk-ı şâhîdir kim çoğu Haleb tarzı kârgîr kâbdır kim cemî‘î emti‘a ve kalay bu bâzâr-ı hüsünde füruht olunur azîm bezzâzistânı vardır kim ankâ hâcegiyân anda kâr [u] kesb ederler {bir kârgîr yek kubbe-i azîm bezzâzistânı vardır kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b ·
metinde göster ·
… er. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur
kesb
etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmede …
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
ederler. Eğer bunların seng-i mezârları târîhlerin tahrîr eylesek mecmû‘a-i müs …
Cümlesi Demirkapu'nun garb tarafındaki dîvârın taşrasında bir mil ba‘îd mezâristân [u] cebbânistân vardır, anda medfûnlardır. Ve dahi diyâr-ı Acem'de hâkânı münhedim eden yine Âl-i Emeviyyûn'dan Hişâm b. Abdülmelik hılâfetinde Şâm'dan deryâ-misâl asker Dağıstân ve Kumuk ve Tâbserân ve Kaytak ve bu Bâbü'l-ebvâb kal‘alarını feth edüp cümle ahâlîleri İslâm ile müşerref oldukları senede yine bu Demirkapu'da şehîd olan sahâbe-i kirâmın merkad-i âsitânları bu cebbânede medfûnlardır. Kimi kıbâblı ve kimi seng-i mezârında sülüs hatt-ı ma‘kal ve hatt-ı kûfî ile niçe yüz kibâr-ı ashâbın ism [ü] resmleriyle tahrîr olunmuşdur. Yetmiş beşi râvî-i hadîs ashâb-ı güzîn medfûndur, deyü a‘yân-ı Demirkapu tefâhur kesb ederler. Eğer bunların seng-i mezârları târîhlerin tahrîr eylesek mecmû‘a-i müsevvedâtımız tomâr-ı tavîl olur. Ve ba‘zı merkadin senglerinde celî hattıyla Osmânlı kabirleri vardır. Ve kadîm-i evvel kabirlerinin seng-i mezârlarında sebeb-i mevtleri ve unvân [u] saltanatları ve ism [u] resmleriyle tahrîr olunmuş seng-i mermer-i hâmlardır. 318a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 317b–318a ·
metinde göster ·
… e ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık
kesb
edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
deyüp Müveylih nâm bir kal‘aya düşüp anda bir kaç gün ikâmet bulup bir beddîyeye gömlek ile elinde bir nobut ile azm-i Mısır deyüp bir refîk dahi kendi tabî‘atine münâsib "Evvelü'r-refîk sümme't-tarîk" fehvâsınca bir refîk-ı yâr-ı sâdık bulup iki kişi deşt-i hâmûn çölistân budur deyü kat‘-ı menâzil ederken bir gün bunlara üç Arab at bırağup "Işlâh yâ arsate Karamânî" deyüp arkalarında olan kamîsların almak ister. Seydî eydür "Rûh annî yâ arsa hayyâl" dedikde Arabın biri Seydî'ye sinân havâle edince hemân Seydî cüst ü çâpük ve çâlâklık edüp bir san‘at ile Arabın elindeki cıdası zerkinden rehâ bulup Arabın kellesine eyle bir nobut-ı kavvâsî urur kim Arabın kellesi Adana kabağı gibi hor olup tarfetü'l-ayn içre Arabın kısrağına Seydî süvâr olup Arabın cıdasıyla ol ân o bir iki Araba amân vermeyüp elindeki nîze ile iki Arabı dahi atlarından akdarup üçünün dahi kellele- 335a -rin bedenlerinden cüdâ edüp üç aded urbânın esbâbların Seydî ve refîki olan Seydî Alî giyüp at sâhibi ve silâh sâhibleri olup bir atı dahi yedeklerine alup yigirmi yedi gün Urbân ile ceng [ü] cidâl ve harb [u] kitâl ederek iki yiğit on bir re’s Arab küheylânı kısraklar ile Mısır'a geldiği hâlâ dâstân-ı dûstândır. Kaçan kim bu Seydî Paşa bu çöl-i çölistânda Urbânlar ile ceng [ü] cidâlin ve Bahr-i Kulzüm'de gark olup çekdiği âlâm-ı şedâ’idin ve Kasîre kal‘ası altında Abâbide Arabıyla cengin ve Elvâhât altında Za‘ğâ‘ Urbânıyla harb [u] kıtalin nakl etdükde âdemin aklı giderdi. Ba‘dehû Mısır'da (---)(---) hizmetinde olup Sultân İbrâhîm Hân'a Mısır cündîleri lâzım oldukda emr-i şerîf ile (---) Paşa on iki aded cündîler ile der-i devlete bu Seydî Paşa'yı İbrâhîm Hân'a gönderüp ibtidâ Harem-i hâsda seferliye, andan haftân altı ta‘bîr etdükleri mertebeye kadem basup andan nâm [u] şânıyla Hâsodaya girüp niçe kerre cirîdinin darbından ba‘zı cündîler hasm olup helâk oldular. Bir gün İbrâhîm Hân: "A Seydî! Benim musâhiblerime sakın cirid vurma" buyururlar. Seydî eydür: "Valaha pâdişâham! Onlar beni vururdur. Beni de onları hap vururdur. Cilîde horta yokıdır. Onlar beni baş vurursa, ben onları diş vurur" deyü Abazaca lehce-i mahsûsiyle kelimât etdiğinden İbrâhîm Hân bin altun ve bir semmûr hil‘at-i fâhire ihsân edüp masıtcıbaşı mertebesinde bıçaklı olur. Hikmet-i Hudâ bir gün Çemensofa nâm meydân-ı ma‘rekede cirît oynarken musâhib-i şehriyârîlerden bir kaçı cirîd hamlesi teklîfinde Seydî ile azğaşup Seydî dahi birin avlayup cirîd ile atından yıkup ol sâ‘at musâhib cân verir. Ana kafadâr olan, Seydî'ye atamadan cirîd urunca hemân Seydî ana dahi at yıkup dizgin aşrı bir cirîd-i haşeb-meşe-i pür-endîşe tarb ederse ol dahi atının tırnağına ser-nigûn [ve] ser ber-zemîn olup âbdestsiz secde edüp hele ânî çehresinde ansız meyyit-i müteharrik kaldırup Sarây-ı hâssa timarhânesine götürdüklerinde hemân Sultân İbrâhîm Hân gazab-âlûd olup "Tiz Seydî'yi dahi bu meydânda atından yıkup katl edin" deyü fermân edince huzzâr-ı meclisde olan musâhib-i munsıflar eydür "Pâdişâhım! Hâlâ Seydî at üzre, başı kaba gözleri kızarmış ve ejder-i heft-sere dönmüş, el gaddâreye urmuş ve uyluğunda on iki nîze-i Dahhak'dan nişân verir hıştları dizmiş. Şimdi bir ânî katl edin deyince anı bu mahalde atından bin âdem indiremez. Çok âdem helâk edüp huzûr-ı pâdişâhîde çok bednâmlık olur. Pâdişâhımdan ricâ ederiz, bir damla kanın afv edüp ba‘de zamân hakkından gelesiz" deyü ricâ ederler. Ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olmayup yine Sultân İbrâhîm Hân dibelik âteş-pâre olup "Benim huzûrumda musâhiblerim öldürdü. Ben anı sağ kor muyum? Husûsan tenbîh etmişim kim benim musâhiblerimi vurma demişim", "Pâdişâhım! Bu meydân-ı ma‘reke(d)e musâhib yüsâhib yeri değildir. Âr meydânı değildir, er meydânıdır. Bunda vuran, vurulan, ölen öldürülen birdir, kânûn-ı Âl-i Osmân budur ve bu cirîd cenginden bir şu’bedir" deyü niçe gûne hüsn-i ta‘bîr ve tevcîhler etdiklerince hünkâr musırr olup "Elbette katl edin" deyince beri tarafda Seydî'nin muhibb-i sâdıkları dilsiz işâreti edüp hemân Seydî at boynuna düşüp Çemensofa'dan firâr edüp Hâsâhûr kapusundan taşra çıkup andan Bâb-ı Hümâyûn'u çıkup şehr-i azîm İslâmbol içre güm-nâm olup bir köşede karâr edüp niçe musâhibler ricâ edüp bir kaç günden sonra Sarây-ı hâsdan Çâşnigîrbaşı pâyesiyle Sarây-ı hâsdan çıkmış oldu. Andan Budin'de Siyâvuş Paşa'ya gidüp Sametorna sancâğın ihsân edüp Kopan sancağı nevâhîlerinde ve Balatın gölü kenarında kal‘a-i Fok ve kal‘a-i Kemînvar ve kal‘a-i Ekrivar küffârının Zerrinoğlu ve Yeganoğlu küffârlarıyla şeb [u] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl edüp Orta Macar diyârına vâveylâ salup şebhûnlar ile dâr-ı diyârlar ve dârü'l-bevârların harâb u yebâb edüp güzîde Macar dilîrleri ve kapudanların esîr edüp kâfiristân Hıristiyânlarına mâtem salardı. Ba‘dehû Üstolni-Belgrad sancağına mutasarrıf olup tâ nehr-i Raba ve nehr-i Rayçe kenarlarına varınca çapgunlar salup mâl-ı ganâ’imler alup kal‘a-i Tata ve kal‘a-i Papa ve kal‘a-yı Pirespirim ve kal‘a-i Çobaniçe ve kal‘a-i Ni‘met-i Uyvar ve kal‘a-i Senmartin ve kal‘a-i Yanık ve kal‘a-i Komran nevâhîlerden aslâ bir küffâr baş çıkarmağa kâdir olmayup Nemse Çasarı bir kaç kerre "Sulha muğâyir Seydî Paşa iş eder" deyü der-i devlete arz etdi. Âhir kâfirin Pirespirim kal‘asının kapudanıyla hasm olup Üstolni-Belgrad'ın ale'l-gafle yetmiş aded "Benim dîger 335b nist" diyen müşvârı belli çete ve söz sâhibi başı telli yiğit ile nısfu'l-leylde çatal atlar ile çıkup doğru kal‘a-i Pirestpirim kurbuna vardıkda altmış beş yiğidi bir hıyâbân içre pusuya koyup Seydî ile beş yiğit-i yekke-süvâr kal‘a-i Pirespirim kapusu şems-i âteş-tâb kulle-i felekden baş gösterdikde kal‘a kapusu, küşâde olunca kal‘a kapudanı kal‘a kapusunun iç yüzünde elinde asâsıyla niçe yüz kâfir karşusunda el kavşurup sabâh dîvânında hükm-i hükûmet ederken hemândem Seydî Paşa handak üzre cisrden at koparup kapudana bir hışt-ı pehlivânî ile urur kim terzi iğnesi atlâsdan güzer eder gibi kâfirin sîne-i pür-kînesinden geçüp sâ’ir küffârlar derûn-ı kal‘aya firâr edüp beş atlı kal‘a içre meymene ve meysere küffârları kırarak kapudanın başın Seydî kesüp ve on yedi kelle dahi kesüp bî-bâk ü bî-pervâ kal‘adan taşra çıkup giderken kal‘adan toplar atılup cümle küffâr atlanup üç yüz mikdârı küffâr Seydî Paşa'yı kovarak Seydî pusuyu geçince kemîngâhda olan altmış beş nefer gâzîler bir ağızdan "Allah Allah" deyüp üç yüz kâfire kılıç korken Seydî dahi gerü dönüp "Koma kurdum" deyü üç yüz kâfirden yüz ellisini dendân-ı tîğdan geçirüp ellisi firâr edüp yüz aded kâfirleri üç aded kapudanlarıyla kayd-bend esîr edüp mürdelerin âlât-ı silâhlarıyla ve küheylân katana Sene Martin atlarıyla ertesi ale's-sabâh kal‘a-i İstolni'ye dâhil olup ertesi Siyâvuş Paşa'dan bir semmûr hil‘at-i fâhire ve bir çeleng ve bir murassa‘ zeynli at ve üç kîse nakd-i murâd ihsân geldi. Günden güne Seydî Paşa serhadd-i Kanije'de ve Budin ve Egre'de iştihâr bulup nâmdâr oldu. Bu Pirespirim kapudanın ve bu kadar küffârı kırdığın Nemse Çasarı pâdişâha bildirüp gördüler kim sulha mugâyir Seydî işler ediyor. Ammâ ne çâre, âhir sene (---) târîhinde Revân tarafında kızılbaşın isyân [u] tuğyâna müte‘allık işleri şâyi‘ olup Sadrıa‘zam Sâlih Paşa, Defterdârzâde'ye eyâlet-i Erzurûm'u ve Seydî Ahmed Paşa'ya İspir-Tortum sancağın ihsân edüp Acem serhaddinde ne işlerlerse işlesinler deyü istimâletler verilüp sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-azamet Sultân İbrâhîm Hân, Seydî Ahmed Paşa'nın defter-i cerâyimine nazar etmeyüp huzûrunda musâhiblerin katl etdüğünü afv edüp bir kîse altun ve bir otâk-ı nüh-tâk ve on katar-ı katır ve on katar şütür bariyle ihsân edüp tuğ ve tabl [u] alemlerin mücedded hazîneden cümle levâzımâtın ve yedi küheyl at bisâtlarıyla yedek atların ihsân edüp "Beni sevenler Seydî Paşa'ma ri‘âyet eylesiz" deyüp Seydî Paşa'ya hayr-du‘â edüp arkasın İbrâhîm Hân yepeleyüp "Yürü Allah işin onara, göreyim seni. Acem serhaddinde niçe gazâlar edersin" deyü Tortum sancâğına gönderüp Üsküdar'a çıkdıkda cümle vezîr ü vüzerâ ve a‘yân [u] kibâr-ı İslâmbol'dan ol kadar bisât u mal [u] menâl geldi kim Seydî Paşa bir vezîr dârâtı kadar azamet [u] dârâta mâlik olup mükemmel kapusuyla kat‘-ı menâzil Tortum sancâğına gidüp kal‘a-i Şuşik gazâsında ve Gönye ve Mikrilistân fütûhâtlarında cihân cihân görüşüp rûz-merre cemî‘î ahvâline vakıf-ı esrâr idim. Zîrâ Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz kendüyi gâyetü'l-gâye sevip Tortum sancağına göndermeyüp ekser evkâtda Seydî Paşa ile sohbet-i hâs edüp mâh-be-mâh birer kîse ceyb harcı ihsân edüp Erzurûm'da sâkin olup bu hakîr de ol takrîb ile âşnâlık kesb edüp niçe zamân hakîr ile hüsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b–335b ·
metinde göster ·
etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevc …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
etdik. Merkad-i pür-envârının cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn müzehheb ve mutalla …
Ziyâret-i Hüseyin Gâzî; Malatıyyeli Seydî Battâl Ca‘fer Gâzî'nin peder-i azîzidir. Bir ulu âsitâne-i Bektâşiyândır. Yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne ârif-i billah ve fakr u fahrîle tefâhur eder fukarâ-yı billah dervîşân-ı âgâhları var kim her biri Fârisî ve Arabî-şinâs sâhib-i tab‘, erbâb-ı ma‘rifet dil-rîşleri vardır. Azîzin kabr-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik. Merkad-i pür-envârının cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn müzehheb ve mutalla şam‘dân ve çerâğdânlar ve Kelâm-ı İzzet'ler ile müzeyyen bir kabr-i münevverdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 355b ·
metinde göster ·
… rûşenâlardır. Ve iki yüz sarây hammâmları vardır, deyü a‘yân-ı vilâyet tefâhur
kesb
ederler. Ve cümle yetmiş aded bâğ u bâğçeli sarây-ı âlîler ve azîm binâlar vard …
Bunlar gâyet hammâm-ı dil-küşâ ve âb [u] hevâları müferrah hammâm-ı rûşenâlardır. Ve iki yüz sarây hammâmları vardır, deyü a‘yân-ı vilâyet tefâhur kesb ederler. Ve cümle yetmiş aded bâğ u bâğçeli sarây-ı âlîler ve azîm binâlar vardır. Lâkin binâları kârgîr değildir. Cümle kerpiç dîvârlar ile kat-ender-kat hâne-i zîbâlardır. Ve bu şehirde aslâ kiremit örtülü imâret yokdur. Cümle hâk-i amber-i pâk ile mestûr hâne-i pür-nûrlardır. Ve cümle hâneleri kerpiç ile olmağıla Engürü kerpiçi meşhûrdur kim gûyâ seng-i hârâdır. Hattâ elsine-i nâsda darb-ı mesel olmuşdur kim "Engürü kerpiçi gibi bir kalıba dizilmişdir" derler. Bu kelâm, bir şey tertîb üzre dizilmiş olsa ana misâl edüp 357b Engürü kerpiçin yâd ederler. Zîrâ kerpiçden ibâret bir şehr-i azîmdir kim cümle altı bin altmış altı hâne-i ma‘mûrlardır. Evvelâ cümleden Paşa sarâyı ve Molla sarâyı ve Kederzâde sarâyı ve Çavuşzâde sarâyı ve Ahmed Paşa sarâyı (---)(---)(---)(---)(---) Niçe sarây-ı zîbâlar dahi vardır, ammâ ma‘lûmum olan bunlardır. Ve cümle (---) aded hân-ı hâcegiyândır. Cümleden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 357a–357b ·
metinde göster ·
… dem tarafından, İpşir Paşa efendim sikadan zevi'l-erhâm akrabâmdır deyü tefâhur
kesb
eder. Siz anınla ecnebî mu‘âmelesi edersiz" dediğimde "Hây gidi ışık. Üs kes bi …
Ba‘dehû İpşir fermânlar yazup Varvar'ın münhedim olmuş askerinin ardı sıra İpşir kapucıbaşıları ta‘yîn olunup nefîr-i âm ile Varvar'ın askerin kırmağa başlayup günden güne Çerkeş sahrâsında yüzer ikişer yüzer âdem katl olunup mâl [u] erzâkları İpşir içün kabz olunup tevâbi‘-i İpşir'in en ednâsı bir mîr-i muhterem gibi oldu. Ve İpşir Paşa ol kadar mâl-ı Kârûn'a mâlik olup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ve Kara Sefer Paşa'nın ve Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendioğlu'nun cümle mâlların Varvar zabt etmişdi. Varvar münhedim olunca cümlesinin mâlın İpşir zabt edüp hadd [u] hesâbın Cenâb-ı Bârî bilür mâl-ı gence mâlik oldu. Ammâ hakîr havfe düşüp Varvar tevâbi‘i hakkına emirler sâdır olunca hakîre telâş el verüp ba‘de'l-asr doğru İpşir Paşa'ya varup eyitdim: "Sultânım! Şimdi ortalıkda cümle asker ayak üzre. Ben aralıkda kaldım. Bana bir dest-i hattınız ihsân eyle" dedikde "İşte Varvar'a mektûblarla geldin. Yine Varvar buyurdu versin" deyü Varvar'ın leşin gösterüp şaka edüp "Tiz şuna bir buyurdu verin. Durmasın gitsin, yohsa şimdi Varvar'ın yanına korum" dedikde "Yâ ben âsî değilim ve pâye kat‘ edüp tûğ ve sancâğ ve bayrak sâhibi değilim, aşk olsun yola" deyüp İpşir Paşa vâfir hazz edüp tebessüm edüp eydür: "Sen Defterdâroğlu yanında nişlersin. Niçin yine bizim Melek Ahmed Paşa yanında olmazsın" dedikde "Vallahi Sultânım! Bir iki vezîrin mâbeyni mahsûlüyüm. Her kankısı menâsıb-ı âlîye nâ’il olursa seyâhat hâtıriyçün anınla mansıba giderim. İnşaallah şimdi Defterdâroğlu ma‘zûldür. Bu feth-i meserret haberleriyle kelleler der-i devlete vardıkda size Şâm-ı cennet-meşâm toprağı müşk-i amber-i hâm ve Şam-ı dârü's-selâm geldikde İnşâallahu Te‘âlâ size intisâb edüp Şâm-ı Şerîfe giderim" dedikde "Yok, götürmem. Hemân yine Melek Ahmed Paşa yanına var. Mehemmed Paşa yanında durma" dedikde "Sultânım! Üçünüzde dahi fark yokdur. Mehemmed Paşa efendimizin vâlidesi sizinle ve Melek Ahmed Paşa efendimizin vâlidesiyle hısm-ı kavm [ü] kabîle değil midir ve benim vâlidem de Melek efendimin vâlidesi kız karındaşı değil midir, arada müfârakat yokdur, deyü Mehemmed Paşa efendim vâlidem tarafından, İpşir Paşa efendim sikadan zevi'l-erhâm akrabâmdır deyü tefâhur kesb eder. Siz anınla ecnebî mu‘âmelesi edersiz" dediğimde "Hây gidi ışık. Üs kes bizi Defterdâroğluyla akrabâ edüp mâbeynimiz ıslâh etdi" dedikde hemân kalkup dest bûs edüp eyitdim: 366b "Habîb-i Hudâ aşkına olsun. Paşaya bir muhabbetnâmeniz ihsân edüp bu ma‘zûllığında mahzûn kalbini dilşâd ve vîrân gönlünü âbâd idün. Allah da sizin her işde mu‘în ve zahîriniz ola. Ve mâl-ı ganâ’imden İslâmbol'a gitmeğe atdan ve esvâbdan, ba‘zı sipâhlıkdan şeyler ihsân [u] in‘âm ediniz" dedikde bisâtıyla bir at ve bir çerke çadır ve yetmiş altun verdi. Zira hisseti kemâlinde idi. Abaza kavminin "Hasîs" kabîlesinden idi. Hele mektûb-ı muhabbet-üslûbuyla bir emr alup ahîrecisi Alî Ağa ile Çerkeş'de hizmetkârlarımla ve merhûm Varvar Alî Paşa'nın geldiğim gün ihsân etdüğü metâ‘lar ve katarlar ve memlûklar ile Çerkeş'den cânib-i garba 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366a–366b ·
metinde göster ·
etdik. Paşa efendimiz cümle fukarâya yüz altun tasadduk edüp harem-i şerîfin or …
Bu kapudan içeri cümle züvvâr dâhil olunca âdemin vücûdu lerzân olup âdeme dehşet hâsıl olur bir mehâbetli kabr-i tavîldir kim kaddi kâmil on adımdır. Cânib-i erba‘asında niçe yüz gûnâ-gûn zer-i hâlis-misâl çerâğdânlar ve buhûrdân ve gülâbdân ve şem‘dânlar ile kat-ender-kat müzeyyen olmuşdur. Dahi hârici etrâfında yetmiş aded hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ile 8a tezyîn olmuşdur. Ve ser-i sa‘âdeti tarafında gûnâ-gûn alemler ve tîr [u] kemânları var kim okları harb-misâl kimi demir ve kimi hadeng oklardır ve cümle der-i dîvârında niçe bir âşıkânın cihâz-ı fakrlarından def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u] bemm ü teber ve pâleheng ve zerdeste ve sapan-ı dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile ve gayri eşyâ-yı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen olmuş kubbedir ve cümle rûy-ı dîvârda her gelen âşıkânın birer gûne âsâr-ı hatları vardır. Hattâ bu hakîrin dahi küstâhâne "Şefâ‘at yâ Muhammed evliyâya" bir hatt-ı müstekreh-i hem-züvvârdır. Bu âsitâneyi Murtezâ Paşa ile ziyâret edüp azîzin rûh-ı pür-fütûhu içün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp azîzin rûh-ı şerîfine hîbe edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Paşa efendimiz cümle fukarâya yüz altun tasadduk edüp harem-i şerîfin ortasındaki şâdırvânda üç kurbân edüp andan kapu arasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 7b–8a ·
metinde göster ·
… ûfesinin râyiha-i tayyibesinden cemâ‘at-i kesîrenin dimâğı mu‘attar olup hoş bû
kesb
etdikde ibâdet-i Yezdân ederler. Ve câmi‘in iki kapusu var, biri kıbleye mekşûf …
Eşkâl-i kal‘a-i Payas: Leb-i deryâda şekl-i murabba‘ seng bînâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Cümle sekiz aded topları vardır ammâ bir burc-ı azîminde balyemez topları ile limanı korudur. Zîrâ Hâleb iskelesi olmağıla gâyet serhaddir ve kal‘ası dâ’iren-mâdâr cirmi sekiz yüz germe hatve adımdır. Dâhil-i kal‘ada toprak ve kireç ile mestûr üç yüz aded hâne-i ma‘mûrları var ve kal‘ası dâ’iren-mâdâr iki kat dîvârları burc [u] bârûsu gâyet metîn ü müstahkem binâ-yı kavîdir ve cânib-i şarka nâzır ikişer kat demir kanatlı kapuları ve handakı üzre ağaç cisri var ve iskele kullesi bir metîn ve müdevver kulledir. Şeb u rûz kal‘a neferâtları bu kulle üzre nigehbânlık ederler. Zirâ gümrük bu mahaldedir ve liman zamân-ı kadîmde gâyet latîf liman imiş. Mürûr-ı eyyâm ile hâlâ ol kadar me‘mûr değildir, bir âb-ı hayât göldür. Yine ba‘zı gemiler girer ammâ iri bârçe ve karavana ve burtun ve galyon gemiler girüp demir bırağıp yatmazlar. Cümle gemiler alarka lenger-endaht olup yatarlar. Sekiz rûzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı limandır ve kal‘a handakının sol tarafı kenarında bir müferrah mahkeme-i şer‘-i Resûl müntehâ dud ağacı vardır. Ve bu mahalde iki kanatlı demir kapulu kal‘a-misâl bir hân-ı azîmi var. Kapusu üzre târîhi sene 1007 târîhidir. Bu hân kapusu kal‘a kapusuna nâzırdır. Hânı gâyet mükellef ve müzeyyen ve ma‘mûr [u] âbâdân ve müte‘addid harem odaları ve ıstabl-ı anterli ve develikli ve imâret ve dârü'z-ziyâfeli ve bir harem-i vâsi‘li cemî‘i âyende vü revendegâna ârâmgâh hâne-i bî-minnetdir ve bu hâna karîb bir câmi‘-i musanna‘-i acîb var kim misli meğer İslâmbol'da Silivrikapusu dâhilinde İbrâhîm Paşa 20a câmi‘i ola. Mihrâbı ve minberi gâyet musanna‘dır. Tûlen ve arzen seksen ayakdır ve gâyet şîrîn ü müzeyyen bir câmi‘-i mahbûbdur. Hemân haremi bâğ-ı cinândan nişân verir bir mesîregâh [u] teferrücgâh yerdir. Bu şehr içre böyle bir selâtîn-misâl câmi‘-i pür-envâr olduğundan cemâ‘at-i kesîreli ibâdetgâhdır. Evvelâ harem-i ferâh-fezâsının ortasında bir havz-ı müşebbeki var, dâ’iren-mâdâr etrâfında âbdest muslukları var kim selsebîl-âsâ şeb [u] rûz cereyân edüp tecdîd-i vudû‘ olunur ve bu havzın etrâfında gûnâ-gûn turunc dırahtlarıyla ârâste olmuşdur. Her birisinin sâye-i hoş-hevâsında limon ve turunc şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden cemâ‘at-i kesîrenin dimâğı mu‘attar olup hoş bû kesb etdikde ibâdet-i Yezdân ederler. Ve câmi‘in iki kapusu var, biri kıbleye mekşûfdur kim harem kapusudur. Üzerinde âhir mısra‘ı târîhi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19b–20a ·
metinde göster ·
… vlet "Şehr-i Kayseriyye'mizde bu kadar sarây hammâmlarımız vardır" deyü tefâhur
kesb
ederler.
Der-beyân-ı hammâm-ı mahsûs-ı kibâr [u] a‘yân: Cümle (---) aded ekâbir ve a‘yânın sarây hammâmları vardır ve hakkâ muhakkakdır kim sicillâtda mastûrdur. Cümle kibâr [u] eşrâf [u] a‘yân-ı devlet "Şehr-i Kayseriyye'mizde bu kadar sarây hammâmlarımız vardır" deyü tefâhur kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 66a ·
metinde göster ·
Ertesi gün Melek Ahmed Paşa efendimizi Kubbealtı'nda ikinci vezîr rütbesi sadaka olunup Sadrıa‘zâm Kara Murâd Paşa ile dîvân-ı pâdişâhî hizmetinde oldular. Dahi irtesi gün Yeniçeri ağası Kara Çavuş'a ve Bektâş Ağa'ya ve Çelebi Kul kethüdâsına ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye ve Bahâî Efendi ve Ebû Sa‘îd Efendi'ye ve'l-hâsıl hukukun kesb ettiğim efendilerime buluşup şeref-i sohbetleriyle müşerref olurduk. Ammâ ekser evkâtda Melek Ahmed Paşa ile Sultân Murâd asrından berü sarây-ı hâssada hukûk-ı sâbıkamız ve vâlidemiz tarafından karâbet-i ezelîmiz hasebiyle her bâr anda varup birkaç gice misâfir olup şeb [ü] rûz cemî‘i tevâbi‘ [u] levâhıkıyla hûsn-i ülfet ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95b ·
metinde göster ·
… ubâğları'nda bir ârâmgâh-ı ferahşâd yerdir kim gam u gussa ile anda varan ferah
kesb
eder. Bu Korubâğları'nda niçe yüz mesîregâh-ı bî-minnetler vardır ammâ tavsîf e …
Mesîregâh-ı Ahmed Hoca: Bu dahi Korubâğları'nda bir ârâmgâh-ı ferahşâd yerdir kim gam u gussa ile anda varan ferah kesb eder. Bu Korubâğları'nda niçe yüz mesîregâh-ı bî-minnetler vardır ammâ tavsîf etmek müşkildir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141a ·
metinde göster ·
… u mâ yekûn en ednâ hânede bir guslhâne mukarrerdir, deyü kibâr-ı Edirne tefâhür
kesb
ederler. Hakkâ ki niçesine hakîr vâkıf-ı esrârım ki ikişer üçer hammâmları vard …
Şehr-i Edirne a‘yânlarının şehâdetleriyle bu taht-ı sâlis olan Edirne'de cümle üç bin yüz elli aded hânedân-ı azîm hammâmları vardır kim niçe yüz sarây-ı vûzerâ, vükelâ ve a‘yân [u] kibâr hânedânlarında ikişer ve üçer hammâm-ı mahsûsaları vardır. Ekallu mâ yekûn en ednâ hânede bir guslhâne mukarrerdir, deyü kibâr-ı Edirne tefâhür kesb ederler. Hakkâ ki niçesine hakîr vâkıf-ı esrârım ki ikişer üçer hammâmları vardır. İsimleriyle tahrîr eylemekde kelâl vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 164a ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne'de bu tahrîr olunan ziyâretlerin âsitâne-i süflîlerine rûmâlîde kılup her bir kibâr-ı evliyâullaha birer Yâsîn-i şerîf veyâ bir sûre-i Elhâkümü veyâhûd bir Fâtiha-i ümmü'l-kitâb ile rûh-ı şerîflerin yâd edüp her bir kibâr-ı kümmelîne bir âyet-i şerîfeyle âşinâlık kesb edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb eyledik. Rahmetullahi Te‘âlâ aleyhim ecma‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169a ·
metinde göster ·
… e kerre hukûk-ı vâlideyn içün ve zerre ve şemme ihsân [u] in‘âmın görüp hukukun
kesb
etdiğimiz efendilerimiz içün ve hâssaten efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın sıhhat …
Hamd-i Hudâ bu âsitânelerde niçe kerre hukûk-ı vâlideyn içün ve zerre ve şemme ihsân [u] in‘âmın görüp hukukun kesb etdiğimiz efendilerimiz içün ve hâssaten efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın sıhhat u ifâkati içün hayr du‘â ve senâlar edüp cümle ehibbâ ve dostân u yârân-ı bâ-safâlar ile yigirmi gün sohbet-i hâs ve temâşâlar ve teferrücler edüp ba‘de'l-vedâ‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169a ·
metinde göster ·
… irbirlerinin mâbeynlerinde "Atamız şu kadar Hüseynî katl etmişdir" deyü tefâhur
kesb
ederler.
Ve niçe yüz mel‘ûnların hânelerinde mahfûz şehîdân-ı deşt-i Kerbelâ'nın esbâbları ve âlet-i silâhları vardır kim birbirlerinin mâbeynlerinde "Atamız şu kadar Hüseynî katl etmişdir" deyü tefâhur kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 2b ·
metinde göster ·
Dizdâr bizi görüp, "Bire cânım Evliyâ Efendi, hoş geldin ve bire cânım Menteş Bölükbaşı safâ geldin" deyü bizlere ol kadar ta‘zîm ü tekrîm eyledi kim hadden efzûn, zîrâ Melek Ahmed Paşa ile Bitlis hânı üzre sefere gelirken bu Ahlad kal‘asında meks etdiğimizde bu dizdâr ile âşinâlık kesb edüp paşaya buluşdurup neferâtların yoklama etdirmemişdim. Hamd-i Hudâ ol eylik etdiğimizin semeresi zuhûr edüp hâne-i bî-minnetinde râhat edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 14a ·
metinde göster ·
… a bârgîr ve bir sırma mebrûm tîrkeş ile yüz altun ihsân edüp beyne'l-akrân safâ
kesb
etdik. Bu gazâ-yı meserretden sonra Leh kralından ve Krakov kralı Varşalka'dan …
Bu târîh-i nâ-merbûtumuzu Hân'a arz etdikde beş esîr ve beş at ve bir semmûr kürk ve bir gümüş eğerli yorga bârgîr ve bir sırma mebrûm tîrkeş ile yüz altun ihsân edüp beyne'l-akrân safâ kesb etdik. Bu gazâ-yı meserretden sonra Leh kralından ve Krakov kralı Varşalka'dan yigirmişer araba mâl-ı firâvân ile gûnâ-gûn akmişe-i fâhireler gelüp Leh kralı nâmesinde ricâ edüp eyle tahrîr etmiş kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44b ·
metinde göster ·
Vârid olup dîvân-ı pâdişâhî oldukda fetihnâme-i hümâyûn kırâ’at olunup cemî‘i asker-i İslâm ferah kesb edüp kal‘a-i Akkirmân top şâdumânları edüp kal‘a-i Akkirmân gûyâ murg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup âteş-nişân olup fermân-ı pâdişâhî üzre yedi gün yedi gece top u tüfeng ve fişeng şâdumânlarından mâ‘adâ cümle şehr-i Akkirmân akmişe-i fâhireler ile ve niçe kerre yüz bin kanâdiller ile şehir çırâğân olup herkes köşe köşe cavk cavk gûnâ-gûn zevk u şevk edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhî ed‘iyesine müdâvemet ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53b ·
metinde göster ·
… . Ve bu Betlen Gabor kal‘ası kavmi kal‘a sâhibi Erdel'e kral olduğundan safâlar
kesb
edüp belki gece ve gündüz bin pâre toplar atup kal‘a kapuların küşâde kılup ask …
Sultân Süleymân asrında Betlen Gabor binâ etmeğile Betlenvar derler. Henüz kral olan Apopi Mihal kralın mülk-i mevrûsudur ve Erdel krallarına tâbi‘dir, ammâ bu kal‘a vilâyet-i Saz Macarı hâkindedir, Erdel Macarı hükmü bu arada tamâm oldu. Ve bu Betlen Gabor kal‘ası kavmi kal‘a sâhibi Erdel'e kral olduğundan safâlar kesb edüp belki gece ve gündüz bin pâre toplar atup kal‘a kapuların küşâde kılup asker-i İslâm ile yağ u balı olup avreti ve oğlanlarıyla asker bir alma ve bir verme bâzâr etdiler kim ba‘zı yiğitler ol bâzârdan bîzâr-ı pür-zâr oldular. Ve kal‘a kapudanı ve nemeşleri ve birovları ve şagları ve dojları hedâyâlarıyla ordu-yı İslâmı ganîmet edüp mâl u cân ve başları ve evlâd [u] iyâlleri bile hidmet edüp ol gece kal‘ayı niçe bin meş‘al ve kanâdîl ve neft ve katrân ile çerâğânlar etmişlerdir kim şeb-i zulumâtîleri gûyâ rûz-ı rûşen oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16b ·
metinde göster ·