… ü kelle almağa tenezzül etmeyüp hemân kellenin burnun ve kulakların kesüp kılıç
kesesine
koyup sebük-bâr olup bir kelle dahi kesmeğe giderlerdi.
Hemân bizim tarafımızdan Hakkarî hânı piyâde Celüvları meterislere kapananları görüp hân askerine bir nevbet dahi tüfenglerin sıkılayup atdırmağa amân vermeyüp meteris taşlarından tayr-ı ebâbîl gibi kayadan kayaya uçup hâh-nâ-hâh meterislere göz karardup girince kılıç urmağa başladılar. Meğer mukaddemâ Hakkarî Celüvları ile hân Rujikîsi mâbeynlerinde kan adâvetleri var imiş. Ol adâvet-i kadîmeye binâen Hakkarî'nin Celüv kavmi, "Fırsat ganîmetdir." deyü Van kuluyla yek-dil [ü] yek vücûd olup kâmil üç sâ‘at-i nücûmî meterisler 269b içre hânlıya eyle kılıçlar urdular kim hânlıdan bir cân meterislerde kalmayup kanları kayalar üzre seylâb-misâl cereyân edüp bakıyyetü's-seyf olanlar pây-beste vü şikeste vü haste olup her biri cellâd-ı bî-amânlar destinde dest ber-kafa kayd [ü] bend etdiler. Ve niçe bini hâk-i mezelletde pâymâl-i rimâl olup mecrûh-ı bî-tâb ü tüvân yetüp kimi "Âh!" ve kimi "Vâh illahlah!" ve kimi "Yâ Allah" ve kimi "Muhammedün Resûlullah" derken yine gözleri kızmış asker-i bî-amân anların "Ah illallah" dediklerine bakmayup kelleleri top-ı çevgân gibi galtân edüp kellesin alırlardı. Kimisi kelle bâr-ı sakîldir deyü kelle almağa tenezzül etmeyüp hemân kellenin burnun ve kulakların kesüp kılıç kesesine koyup sebük-bâr olup bir kelle dahi kesmeğe giderlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a–269b ·
metinde göster ·
… âdem helâk olur. Husûsan cerâhat âdemin eyle cümle tamarları cem‘ olduğu zekeri
kesesin
, elbette teşeniş olmak mukarrerdir. Ne ân ki bir âdem yetmiş seksen ve yüz yaşı …
"Bu da ne güzel pâk mezheb ve sünnet ferâ’izler ve ne güzel pâk edebdir, ammâ zekerin bir âdem kesmek bu fenâ mezhebdir. Bu bizim memleketlerimizde bir âdem bir âdemden bir katre kan akıtsa biz ol âdemi katl ederiz. Zîrâ vilâyetimiz şiddet-i şitâ kânı olmak ile teşeniş maraz[ı] vardır. Elde kolda ve başda olan bizlerdeki yaradan âdem helâk olur. Husûsan cerâhat âdemin eyle cümle tamarları cem‘ olduğu zekeri kesesin, elbette teşeniş olmak mukarrerdir. Ne ân ki bir âdem yetmiş seksen ve yüz yaşına gire, ‘Yeni mezhebin sünnetidir sikinizin uçlarını kesün’ deyü tenbîh etsen deli olan bu sünneti kabûl etmez. Ve Allâh'ın emr etdiği teklîflerden müşted bir teklîf-i mâlâ-yutâkdır kim zekerin kesmiş âdemler helâk olması mukarrerdir, hele dahi ma‘sûmlarımızı kesüp sünnet ederek halkı kılındıralım. Ve evvel bahârda emir Allâh'ın ibtidâ ben sünnet olayım, yohsa bu vakt-i şitâda bu 131b bizim vilâyetimize bu sünnet teklîfi el vermez" dedikde Mu‘âz ibn Cebel eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131a–131b ·
metinde göster ·
"Murâd [u] merâmın üzre ol arz eylediğin yeri kesesin" deyü İskender'den fermân sâdır olunca hemân hâkim-i Ağrıboz başına âdem deryâsını cem‘ edüp mezkûr boğazı kesüp deryâyı beriden öteye akıdup ol mahalle kehenelerin ilmiyle bir mutalsamât-ı azîme edüp cemî‘i Akdeniz balıkları ol kesilen boğazdan ubûr ederken dalyanlarda ağ duzağlara girüp sayd olunduğu sebebden mezbûr cezîreye Ağrıboz ipsarya demişler, ya‘nî lisân-ı Rûm'da "balık ağı yeri" demekdir, ammâ bundan evvel bu cezîre yerine "Makri[di]yo" derler imiş. Ve lisân-ı Latin'de "Makridiyo" uzun yere derler. Hakkâ bu cezîre dahi Rûmeli tarafına uzun vâki‘ olduğiyçün "makri" derler. Ammâ lisân-ı Rûm'da "Makridiyo" "iki boğaz" demekdir. Hakkâ ki hâlâ iki boğaz deryâsı içinde bir cezîre-i tûlânîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 249b ·
metinde göster ·