geldikden sonra etek der-miyân edüp ayak taklîdine başladıkda müstemi‘ yârânlar …
El-hâsıl bu gûne mahalle münâsib ebyât [u] eş‘ârları vardır kim gûyâ sultânü'ş-şu‘arâdır. Ammâ teneffüs içün haymesinden taşra çıkup çâr fincân kahve nûş edüp keyfi geldikden sonra etek der-miyân edüp ayak taklîdine başladıkda müstemi‘ yârânların gülmeden geğrekleri düşüp ensleri enderdi. Ve her kelâmının netîcesin tasarruf ederdi. Anı dinleyen cihândan ibret alırdı. Kırk yedi yıl bu hakîr niçe bin pehlivân gördüm ammâ böyle bir nüktedân ü zarîf herîf mukallid görmedim. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211b ·
metinde göster ·
… züp bir iki günlük olunca bir kâsesi âdeme Şirvânî yayla türkîsin ırladır. Ağır
keyfi
vardır, derler ammâ mukavvî olduğu sahîhdir. Bunlar dahi tahtırevânlar üzre bal …
Esnâf-ı bal-sucuyân: Dükkân 50 neferât 100. İbtidâ mü’ellifi hekîm Eflâtûn'dur kim Atina'da peydâ etmişdir. Evvel pâk balı şerbet edüp içine hümül kökü koyup âteşde germâ-germ kaynadup eleklerden süzüp bir iki günlük olunca bir kâsesi âdeme Şirvânî yayla türkîsin ırladır. Ağır keyfi vardır, derler ammâ mukavvî olduğu sahîhdir. Bunlar dahi tahtırevânlar üzre bal suyu satarak ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213b ·
metinde göster ·
… ım! Siz bâde-i nâb nûş edersiz kim bir keyfiyyet ü germiyyet hâsıl idesiz. Ammâ
keyf-i
Hudâyî gerekdir. Bana bir dâ’ire getirsinler. Tâ ki hânım keyf-i Hudâyîyi müşâh …
mazmûnunca mest [u] harâb iken Hoca Nağdî bu ebyâtı terennüm etdi. Gördüm ki Hân bir dahi hakîre ibrâm-ı tâm eder. Hemân hakîr bildim ki meclis emânındır, ol dem hakîr eyitdim: "Hânım! Siz bâde-i nâb nûş edersiz kim bir keyfiyyet ü germiyyet hâsıl idesiz. Ammâ keyf-i Hudâyî gerekdir. Bana bir dâ’ire getirsinler. Tâ ki hânım keyf-i Hudâyîyi müşâhede ide" dediğimde "Hey Yâr Alî! Aşk-ı Alî içün olsun birâderime bir dâ’ire getir" dedikde ol ân bir Hind pususkârîsi câm pullu bir dâ’ire getirüp Yâr-ı Alî destinden destime alınca tarz-ı Rûm üzre makâm-ı segâhda taksîm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… l idesiz. Ammâ keyf-i Hudâyî gerekdir. Bana bir dâ’ire getirsinler. Tâ ki hânım
keyf-i
Hudâyîyi müşâhede ide" dediğimde "Hey Yâr Alî! Aşk-ı Alî içün olsun birâderime …
mazmûnunca mest [u] harâb iken Hoca Nağdî bu ebyâtı terennüm etdi. Gördüm ki Hân bir dahi hakîre ibrâm-ı tâm eder. Hemân hakîr bildim ki meclis emânındır, ol dem hakîr eyitdim: "Hânım! Siz bâde-i nâb nûş edersiz kim bir keyfiyyet ü germiyyet hâsıl idesiz. Ammâ keyf-i Hudâyî gerekdir. Bana bir dâ’ire getirsinler. Tâ ki hânım keyf-i Hudâyîyi müşâhede ide" dediğimde "Hey Yâr Alî! Aşk-ı Alî içün olsun birâderime bir dâ’ire getir" dedikde ol ân bir Hind pususkârîsi câm pullu bir dâ’ire getirüp Yâr-ı Alî destinden destime alınca tarz-ı Rûm üzre makâm-ı segâhda taksîm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… Kimisi, "Ağa çek atın başını, benim lüleme bir çakmacık çaka" der. Niçelerinin
keyfi
yetişüp öz lehçe-i mahsûsuyla haltiyyât-ı kalenderî kelimâtlar ederdi.
Kimi acele ile cenge giden âdemlerden su ister, vermese "Hasan-Hüseyin düşmanı mısın?" der. Kimisi, "Ağa çek atın başını, benim lüleme bir çakmacık çaka" der. Niçelerinin keyfi yetişüp öz lehçe-i mahsûsuyla haltiyyât-ı kalenderî kelimâtlar ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
… mahbûbe kızları bu şehir içre cereyân eden nehirde şinâverlik edüp bâde vü arak
keyfi
germiyyetiyle birbirleriyle kuc kucak olup zevk-i bucak ederler.
Ve bu şehrin ortasında nehr-i (---) cereyân eder. Bir küçük uyûn-ı câriyedir, ammâ âb-ı hayâtdır. Küçük Alman'dan gelüp niçe kurâ ve kasabât ve belîdeleri rey edüp bu şehir içinde bâğ u bâğçeleri sakıy ederek şehrin alt yanında nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu şehrin iki cânibinde serâpâ bâğ u bâğçe ve gül-i gülistân ve hadîka-i Rıdvân misilli bâğ-ı Aspuzular gibi cinînlerde gûnâ-gûn kasr-ı âlîler ve havz u fevvâre ve sâkıyeler ile müzeyyen maksûreler ve nüzhet-âbâd ve Freng-pesend ibret-nümâ kâhlar var kim her birinde üstâd-ı kâmil birer san‘at kasd edüp eyle tasarruflar ile mebnî kasr-ı Havarnakların her birinde Freng Mânî ve Erjeng nakkâşların nakş-ı bûkalemûn-ı ibret-nümûn sihr-âsâr nakışları var kim ilm-i kalemde behresi olan engüşt ber-dehen edüp vâlih ü hayrân olur. Hattâ cümle Beç kal‘asının a‘yân u zurefâ kefereleri bu şehirde ve bâğ u bâğçelerinde aylarca ve haftalarca zevk u safâlar edüp cümle dilberânları ve mahbûbe kızları bu şehir içre cereyân eden nehirde şinâverlik edüp bâde vü arak keyfi germiyyetiyle birbirleriyle kuc kucak olup zevk-i bucak ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 51a ·
metinde göster ·
küyûfu yetişmeyüp araba içinden taşra çıkmayup kendüsi ile kalan Dağıstân kavmi …
"Tiz geçsinler, yohsa kendüleri bilir" deyü sıklet edince dîvân efendisinin keyf-i küyûfu yetişmeyüp araba içinden taşra çıkmayup kendüsi ile kalan Dağıstân kavmi muta‘assıbları efendinin arabasın piyâde çekerken kimi mu‘avvezateyn ve kimi esmâü'l-hüsnâdan "Yâ Dâfi‘ ve yâ Hâfız ve yâ Râfi‘ ve yâ Allâh" deyü geçerlerken hemân dîvân efendisinin arabası buza geçüp bir yanından buz üzre kalup dîvân efendisi fakîr İbrâhîm Çelebi cân havliyle arabadan taşra kendüyi buz üzre atup sürünerek arabadan alarka gidüp altı dâne muta‘assıb Dağıstân müselmânları buz altına geçüp gark oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 193b ·
metinde göster ·