… n olup kadd-i kemân olup sûre-i (---)Arapça âyeti alâ tarîkı'l-kısas Resûl-i
Kibriyâ'ya bu
âyet nâzil olduğu bu nahleteyn hakkındadır" derler.
Rivâyet-i uhrâda "Hazret-i Meryem babasız oğul getirdiğiyçün halkdan hicâb edüp Nablus şehrinden İsâ ile bu nahl altına gelüp meks etdükde bu iki nahl İsâ üzre sâyebân olup kadd-i kemân olup sûre-i (---)Arapça âyeti alâ tarîkı'l-kısas Resûl-i Kibriyâ'ya bu âyet nâzil olduğu bu nahleteyn hakkındadır" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43b ·
metinde göster ·
… tahrîr olunduğu üzre cân kavminden bir âbid ü zâhid gulâm-ı necîb idi. Cenâb-ı
Kibriyâ bu
Hâris-i İblîs'e melâyikeleri imdâd verüp âsî olan cân kavimlerin kırup rûy-ı ar …
Hülâsa-i kelâm her elsine-i muhtelifede niçe İblîs esmâları vardır ammâ biz muhtasar kıldık. Hatta ıstılâh-ı sûfiyyûnda ismine Nedîm derler. Hatta bâlâda tahrîr olunduğu üzre Hazret-i Risâlet ile {İblîs} yedi sâ‘at kelimât edüp anda dahi merdûd olup gitdikde Hazret-i Alî buyurmuşlardır kim "Eğer İblîs mel‘ûn olmasa iyi musâhib olurdu. Zîrâ devr-i dünyâdan berü mu‘ammer olup çok umûr u ser-encâmlar görmüşdür, ammâ la‘îndir." buyurmuşlardır. Ammâ cemî‘i elsinede ismi yâd olunsa la‘n edüp isminden nefret ederler. Ammâ sâhib-i sülûk olan kimesneler dillerin zabt eylemek içün İblîs'e ve Yezîd'e la‘net demeğe revâ görmemişler. Netîce-i kelâm bu edîm-i arzda ve yedi kat ka‘r-ı zemînde ve yedi kat gökde ismi vardır. Hatta lisânları olmayan kavm-i bî-zebânlarda ya‘nî dilsizler lisânı üzre şeytânın işâreti sağ elinin salavât parmağın sağ gözü yanına koyup parmağın eğri etse şeytân demek işâretidir. Ammâ be-kavl-i Cerîr-i Taberî ve be-kavl-i Keşşâf hazretleri ve Sultânu'ş-şüyûh Hazret-i Ekber Arabî ya‘nî eş-Şeyh Muhyiddînü'l-Arabî bunlar müttefekun aleyhdirler kim evvelâ İblîs bâlâda tahrîr olunduğu üzre cân kavminden bir âbid ü zâhid gulâm-ı necîb idi. Cenâb-ı Kibriyâ bu Hâris-i İblîs'e melâyikeleri imdâd verüp âsî olan cân kavimlerin kırup rûy-ı arzda İblîs yedi bin yıl pâdişâh olup zühd [ü] takvâsıyla bile Cenâb-ı Allah'a takarrub edüp kâhîce âsumâne urûc edüp yedi kat gökde ve sekiz kat uçmakda cemî‘i melâyike-i kerrûbânlara karışup emr-i Hak ile cümle meleklere mu‘allim olup yedi kat göğün her katında yedişer bin yıl ibâdet edüp âhir-ı kâr Hazret-i Âdem'e secde etmeyüp Allah'a âsî olduğu ecilden merdûd olup yine vatan-ı aslîsi olan 395b edîm-i arza Hazret-i Âdem ve Havvâ ve yılan ve tâvûs ile dördü rûy-ı zemîne dergâhdan hubût etdiklerinde cenâb-ı Allah Racîm'e ibtidâ nefsi havâle kıldı. Zîrâ Âdem ile Havvâ cennetde hırâmânî reftâr [u] güftâr ederlerken İblîs anların cimâ‘ına hased edüp Âdem'i ta‘kîb ederdi. Rûy-ı arzda ana dahi Allah şehveti havâle edüp serserî vü sergerdân ve zâr u giryân gezerdi ve dâ’imâ cânından bezerdi. Âhir sihr-i efsûn ile hâkden kendüye bir dişi peydâ edüp anınla cimâ‘ ederdi. Eşinün ismin Sanâ‘ koyup her anda niçe bin kerre serçe kuşu gibi cimâ‘ ederdi ve cimâ‘ı dahi hemân kuş gibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395a–395b ·
metinde göster ·
… f cengi ola mülâhazasıyla cümle bir top menzili sahrâ-yı çemenzârdır ve Cenâb-ı
Kibriyâ bu
diyârlara verdiği atf-ı râyı(?) ve hâk-i pâk-i amber-pâke verdiği şecere-i münt …
Bu serhadlerde kırıntı derler. Nemse ve Alaman'da tabur derler. Erdel'de ve Leh'de ve Eflâk ve Boğdan'd[a] becene derler, ammâ bu Zirinoğlu kırıntısı tâ nehr-i Drava'dan tâ nehr-i Sava'ya varınca, ya‘nî şimâlden kıble cânibine üç günlük yol kırıntı etmiş kim(?) ve hâlâ her sene tecdîd edüp aslâ ne kal‘aya benzer ve ne tabur handakına benzer ve kırıntı içre olan sıradaki(?) evc-i âsumâna ser çekmiş ağaçları kesmeyüp yerli ağaçlar kalup hıyâbân ormanistân olmuş, devlet-i mühmelleri sekiz yüz yıldan berü beher sene niçe kerre yüz bin kâfir cem‘ olup niçe kerre yüz bin ve sad kerre hezâr dıraht-ı bâlâları kırup sene-i mâzîde kırılmış dıraht üstlerine dağlar gibi yığdıklarından bu diyârda kırıntı derler. Hakîkatü'l-hâl kırıntıdır. Balta ile kırıntı olmadır, ammâ bu kırıntı olan yerlerin iç yüzünde ve taşrasında Osmânlı hâkinde abdâlâne ağaç kökü bile komamışdır. Belki mesâff cengi ola mülâhazasıyla cümle bir top menzili sahrâ-yı çemenzârdır ve Cenâb-ı Kibriyâ bu diyârlara verdiği atf-ı râyı(?) ve hâk-i pâk-i amber-pâke verdiği şecere-i müntehâları bir diyârda görmedim. İllâ Bosna şehrine [bir] konak karîb yer Ravna dağında ve nehr-i Tuna'nın başı olan Alman dağında görmüşüm, ammâ bu Zirin vilâyetinin ağaçları kalınlığı ve âlîliği eflâke ser çeküp zemîne sâye salmışdır. şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim bir dırahtı teberdârlar kesüp bâl ve perri ve şâhaları kırılup zemîne indikden sonra hurd olup bir ağaçdan üç aded oyma yek pâre gemiler yapup en kalın yeri dibidir, andan bin yük alma alır. Ve niçe âdemler metâ‘larıyla binüp Belgrad'a gelirler. Gören yârân-ı bâ-safâlar[a] hafî değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160a ·
metinde göster ·
… asâkir-i İslâm'ı bala ve yağa gark edüp niçe bin âdeme ziyâfet etdiler. Cenâb-ı
Kibriyâ bu
şehir halkını Ganî ve Kerîm ismine mazhar etmiş. Cümle cünûd-ı müslimîn bu şehi …
Memdûhâtından beyâz ekmeği ve beyâz gömeç balı meşhûrdur. Hattâ cümle asâkir-i İslâm'ı bala ve yağa gark edüp niçe bin âdeme ziyâfet etdiler. Cenâb-ı Kibriyâ bu şehir halkını Ganî ve Kerîm ismine mazhar etmiş. Cümle cünûd-ı müslimîn bu şehir halkından hoşnûd ve râzı olup "Hak berekât-ı Halîl vere" deyü halkına ve iyâlları ve mâllarına hayr du‘âlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
dağ içinde pişmiş koyun kebâbları ihsân eyledi. Evvel cân sonra cihân, gelin şu …
"Bire oğlancıklar, Cenâb-ı Kibriyâ bu dağ içinde pişmiş koyun kebâbları ihsân eyledi. Evvel cân sonra cihân, gelin şu kebâbı ekele ye’külü bâbında sıyğaya çekelim, def‘-i cû‘ edüp Hâlık-ı Râzık Allâh'a hamd edelim" dedikde memlûkumun biri eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… ânîler ve teys-i kûhîler ve Alman ayıları var kim fîl kadar, ve'l-hâsıl cenâb-ı
Kibriyâ bu
edîm-i arzda ne halk etdiyse zî-rûh kısmından bu bâğda mevcûd olduğundan mâ‘adâ …
Ve bir tarafında dahi eğer berrî ve eğer bahrî olan hûş u tuyûrun envâ‘ı mevcûddur kim Mısır'dan Menzile nâm vilâyetden ve Funcistân pâdişâhı vilâyetinden niçe bin gûne kuşlar ve kaz ve ördek ve an[g]ıt ve güvercinlerin envâ‘ları ve her diyârın ecnâs-ı mahlûk murğânları mevcûd olduğundan mâ‘adâ ceyranlar ve hımâr-ı beyâbânîler ve sığın ve karacalar ve tablalılar ve yağmurcalar ve geyikler ve kebş-i beyâbânîler ve teys-i kûhîler ve Alman ayıları var kim fîl kadar, ve'l-hâsıl cenâb-ı Kibriyâ bu edîm-i arzda ne halk etdiyse zî-rûh kısmından bu bâğda mevcûd olduğundan mâ‘adâ Yenidünyâ mahlûkları dahi bî-hisâb mevcûddur, zîrâ bu Nemse çâsârı cemî‘i milel-i Nasârâ üzre tasaddur edüp şehinşâh olduğundan bu gûne eşyâlar âsitânesinde bulunmak ünvân-ı esbâb-ı ihtişâmından ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 52b ·
metinde göster ·
kal‘ayı masûn [u] mahfûz [ede], zîrâ bu kal‘a dörd beş konak yer İslâm diyârınd …
Bu esmâ’ü'l-hüsnâ (...) Hünkâr câmi‘inde rûy-ı dîvâra tahrîr etmişim. Bu esmâ’ullâh hürmetine Cenâb-ı Kibriyâ bu kal‘ayı masûn [u] mahfûz [ede], zîrâ bu kal‘a dörd beş konak yer İslâm diyârından ba‘îd tâ kâfirin gözü bebeğinde binâ olunmuşdur. Hakkâ ki mahallinde inşâ olunmuşdur, zîrâ bu kal‘a yok iken Izbaraş seferinde münhezim olup yedi gün yedi gece kaçup bu mahalle geldiğimizde meğer kâfir beri kemîngâhlarda katlanırmış. Atlarımız erenlerimiz yorgun argın bu mahalle geldikde kâfir önümüz alup bir ceng-âşûb edüp aldığımız mâl-ı ganâ’imi cümle üsârâları bırağup cân havliyle nehr-i Özü'ye kendümüz urup karşu Şâhînkirmân'a geçüp cân kurtarup niçe yüz atlarımız ve gâzîlerimiz suda yaldadırlarken kurşumla küffâr su içinde altı yüz aded gâzîlerimiz şehîd edüp binden mütecâviz gâzîler mecrûh beri tarafa çıkdılar. Hattâ bu hakîrin ol asırda bir abd-i memlûküm ve iki atım bu Özü suyunda gark-ı âb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111a ·
metinde göster ·
… cet, bu bâğ-ı Merâmın tarh tarz u tavrı şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim Cenâb-ı
Kibriyâ bu
bâğda olan eşcârâta eyle hüsn verüp san‘atını ızhâr etmişdir kim gûyâ her dırah …
Hulâsa-i kelâm tatvîl-i kelâma ne hâcet, bu bâğ-ı Merâmın tarh tarz u tavrı şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim Cenâb-ı Kibriyâ bu bâğda olan eşcârâta eyle hüsn verüp san‘atını ızhâr etmişdir kim gûyâ her dıraht-ı şâhdâr gûyâ cümle zî-rûh gibi kıyâm edüp henüz dest-i kudretden çıkmış gibi ale't-tertîb dizilüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323b ·
metinde göster ·