… ç gün meks edüp cümle halkıyla hüsn-i ülfet edüp cümle bî-ma‘nî esbâblarımız ve
kilim
ve kebe ve keçelerimiz ve bez makûlesi eşyâlarımız verüp câriyeler ve mahbûb gu …
Evsâf-ı aşîret-i Cembe : Beğlerinin ismi (---). İki bin piyâde askere mâliklerdir. Bunların iskelelerinde üç gün meks edüp cümle halkıyla hüsn-i ülfet edüp cümle bî-ma‘nî esbâblarımız ve kilim ve kebe ve keçelerimiz ve bez makûlesi eşyâlarımız verüp câriyeler ve mahbûb gulâmlar aldık. Hakîr dahi bir mahbûb Abaza gulâmı alup dördüncü gün yine cânib-i garba iki gün temâşâ ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe
kilim
ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup a …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
… er uyûn üzre niçe yüz âsiyâb-ı dakîkler ve çarh-ı tabbâğlar ve dollâb-ı keçe ve
kilim
ve kebe dinkleri deverân etmededir, kim hisâbı lâ-yuhsâdır. Zîrâ bu şehrin sanâ …
Ve bir aded müfîd ü muhtasar hammâmı var ammâ âb-ı revânları bî-hisâb olmak ile her hânede gasilhâne mukarrerdir. Ve cereyân eden enhâr-ı bî-aded bir bayır zemînden aşağı cereyân etmeğile her uyûn üzre niçe yüz âsiyâb-ı dakîkler ve çarh-ı tabbâğlar ve dollâb-ı keçe ve kilim ve kebe dinkleri deverân etmededir, kim hisâbı lâ-yuhsâdır. Zîrâ bu şehrin sanâyi‘-i memdûhâtından Yanbolu kebesi ta‘bir etdikleri pâdişâha lâyık tiftik kebe bu şehirde işlenüp Rûm [u] Arab u Acem'e gider. Ekseriyyâ a‘yân-ı vilâyetin ticâreti ve ehl-i hirfetin kâr [u] kesbi gûnâ-gûn tiftik kebe ve rengârenk velensiyeler işlenir. Anlar cümle bu dink değirmânlarında deverân edüp su içinde pişer bir aca‘ib temâşâgâh-ı çarh-ı felek-misâl dollâblardır. Bu kebeci dükkânlarından mâ‘adâ iki yüz aded dekâkîn-i sûk-ı sultânîdir, ammâ bezzâzistânı yokdur. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet çokdur. Edirne ve Filibe ve Yanbolu sahrâlarında İslimye güzeli şöhre-i şehr olmuşdur. Ekserî Bulgar güzeli çokdur. Ve ahâlîsi elvân çuka libâslar giyüp Bulkar lisânı dahi tekellüm ederler. Zîrâ re‘âyâsı cümle Bulgardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 131a ·
metinde göster ·
Bu iki Urbânın mâlı içre Firârî Mustafâ Paşa askeri koyun tuza ve kurd koyuna ve mirâs-hor mâl-ı mevrûsuna seğirdir gibi seğirdüp eyle alan u talan eyleyüp nisvânların nâlân u giryân eyleyüp ol kadar mâl-ı ganâ’im aldılar kim en ednâ harbende-i Ervâm bir katar deve yükü mâla mâlik olup harbende iken sârbân-ı revân oldu ve ednâ mertebe sayisler bir iki sürü koyun sâhibi oldular. Sâ’ir karakollukçuların mâlik olduğu bakır avânîleri ve sâ’ir kelepür makûlesi cacim ve haliçe ve kilim makûlelerinin hisâbların Cenâb-ı Bârî bilür. Ammâ iki binden ziyâde at-ı mu‘teber at-ı sâfinatü'l-ciyâd makûlesi mührât u hüssân küheylânları ve binden mütecâviz nîk ü bed zırhları ve ana göre sâ’ir âlât-ı silâhları cümle paşa tarafına kabz etdiler ve paşa beytü'l-mâlcısı cümle mevtâların kemerlerinde olan altun ve guruşları mîrîye kabz edüp bir ferde müdâhale etdirmediler. Ve Alî Fâris'in ve çöl pâdişâhının kara demir hayme vü hargâhlarında kalan mâl-ı bî-hisâbı cümle Firârî Mustafâ Paşa zabt etdi, ammâ ne mertebe mâl idi ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217a ·
metinde göster ·
… mâl-ı ganâ’imden yedi katar deve ve yedi kısrak ve üç zırh ve on beş cacim nâm
kilim
ve üç aded kılıç ve altı aded Urbân civânı huddâm verüp kendünün bir semmûr âbd …
Ba‘dehû asâkir-i Ervâm-ı avâm tarafeynde münhezim olan Urbân hâtûnlarına vaz‘-ı yed edüp nâ-şer‘î amel etmeğe başladılar. Hemân paşa-yı âdil atına süvâr olup leşler içinde ve gayrı yerlerde gezüp avretleri soyanlardan bir kaç haşerâtları katl edüp derûn-ı asker emn [ü] emân oldu. Bu hâl-i perîşân üzre cümle paşa askeri mâl-ı ganâ’im ile muğtenim olup paşa-yı bâ-vakâr Sincâr'ın kara Saçlı Kürdü üzre gitmeden ferâğat edüp üç gün bu kal‘a-i Tilhovar altında meks edüp cümle mukarreblerine dahi niçe gûne ihsân u in‘âmlar etdi. Bu hakîre mâl-ı ganâ’imden yedi katar deve ve yedi kısrak ve üç zırh ve on beş cacim nâm kilim ve üç aded kılıç ve altı aded Urbân civânı huddâm verüp kendünün bir semmûr âbdest kürkün ihsân eyleyüp hakîre gâyet muhabbet edüp bir münakkaş çerge ihsân edüp başka dâ’ire sâhibi olduk ve huddâmlarımızın aldıkları kelepür ve mâl-ı ganâ’imler ile çergemiz içi ve taşrası mâl-â-mâl olup yetmiş aded hayvânât u şütür ve mu‘teber at sâhibi olduk. Andan yine nısf-ı Recebde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217a ·
metinde göster ·
… le ve riyâzet ü perhîz ile şeyh kendüyi bu hâle koymuş." der. "Tiz bu şeyhi bir
kilim
içine koyasuz ve kal‘a-i kule handakı kenârına getüresiz" dedikde zâlimler Koça …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde merhûm olmuş cesed-i şerîf beyâz billûr gibi berrâk ve ter ü tâze ve pembe gibi yumuşak. Tokmak Hân eydür: "Hay hay sihr ile ve riyâzet ü perhîz ile şeyh kendüyi bu hâle koymuş." der. "Tiz bu şeyhi bir kilim içine koyasuz ve kal‘a-i kule handakı kenârına getüresiz" dedikde zâlimler Koçağa Sultân'ın na‘şını ol mahalle getürüp niçe yüz araba ve deve yükü odunları yığup âteş-i Nemrûd edüp cesed-i azîzi âteşe endâht ederken "Menem İbrâhîm-i sânî, yâ Hay, yâ Hay!" sadâsı istimâ‘ olunup yedi sâ‘atden sonra âteş sönüp cesed-i azîzin hâkisterin Cenâb-ı Allah bir ma‘sûm-ı pâk hey’etinde halk etmiş. Bunu görenler feza‘ u çeza‘ edüp Tokmak Hân'a rû be-rû vâfir şütûm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296a ·
metinde göster ·
… a yüzü ortasında âdem beli kadar aşağı su içinde yine asmadan örülmüş beş kıt‘a
kilim
cirminde Tuna içre durur düz bir sahrâ kafesdir. Cümle Tuna balıkları evvel bah …
Kapan oldur kim mezkûr kakılan direklerin ve örülen kafes asmaların tâ Tuna yüzü ortasında âdem beli kadar aşağı su içinde yine asmadan örülmüş beş kıt‘a kilim cirminde Tuna içre durur düz bir sahrâ kafesdir. Cümle Tuna balıkları evvel bahârda eşleri ve yoldaşları ve kardaşlarıyla Karadeniz yaylalarının Azak ve Özü ve Ölüdeniz ve Dirideniz yaylalarına çıkup gidem derken görse kim Tuna örülmüş, geçmek mümkün değil.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 65b ·
metinde göster ·
… onluk çuka ve on çift münakkaş tüfengler ve beş top mu‘amberîn güderiler ve beş
kilim
[ve] on çift Alaman nafesi kürkler ve gulâmlarıma yigirmişer uskota guruş ve bi …
Netîce-i kelâm alarkadan küffârlar bunları cümle kırup ol gün dağlar içre bir sayd [u] şikâr kebâbı faslı edüp belki bin araba şarâb nûş edüp mest evkâr evkâr yine alay ile Ligradçık kal‘asına gelüp ertesi gün hersekden me’zûn olduk. Ban ile vedâ‘a vardıkda Melek Paşa efendimize bir münakkaş camlı hinto ki altı aded atlarıyla ve içi mâl-â-mâl Firengî katîfe ve on çift altun kakma kuburlı çarklı tüfengler ve on pastav elvân saya ve prankona tuhaf çukalar ve elli çift bir gûne münakkaş Alaman kilimleri verdi kim gûnâ-gûn nakş-ı sihr-i bukalemûndur kim bir diyâra mahsûs değildir. Andan on külçe mümessek telâtin derisi ve on külçe Alaman ayusu ve Alaman sığını derisinden debâgat olunmuş pembe-misâl gûnâ-gûn güderiler verüp elime defter verdi ve on aded ümmet-i Muhammed esîrlerin birer at üzre pür-silâh edüp "Paşa'nın uğuruna âzâd etdim" deyü hakîre on aded âdemleri teslîm etdi. Ve hakîre bir kîse harc-ı râh on donluk çuka ve on çift münakkaş tüfengler ve beş top mu‘amberîn güderiler ve beş kilim [ve] on çift Alaman nafesi kürkler ve gulâmlarıma yigirmişer uskota guruş ve bizimle olan serhadlilere dahi bir kîse guruş, kapudanlarına bir çuka verüp paşaya nâmeler verüp bize beş yüz kadar atlı kâfirler refîk verüp ban ile vedâ[‘]laşup (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 163a ·
metinde göster ·
Ammâ Hudâ'ya ayândır herkesin hayme [vü] hargâhında
kilim
ve kebe ve keçe ve ihrâm kalmayup sebükbâr olduk, ammâ çadırlarda dahi döşemele …
Ammâ Hudâ'ya ayândır herkesin hayme [vü] hargâhında kilim ve kebe ve keçe ve ihrâm kalmayup sebükbâr olduk, ammâ çadırlarda dahi döşemeler kalmayup herkesin haymesi güreşçiler meydânına döndü. Hattâ atların yem tobraları ve çulları dahi kalmayup atlar yaldak ve sublak ve çıplak kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 112a ·
metinde göster ·
Ammâ bu topun öbir ağaç toplar gibi arabaları yokdur. Hemân bir
kilim
kadar kara meşe kütükleri ve pelîdden kalın tahta kızaklar üzre durur. Ol kızak …
Ammâ bu topun öbir ağaç toplar gibi arabaları yokdur. Hemân bir kilim kadar kara meşe kütükleri ve pelîdden kalın tahta kızaklar üzre durur. Ol kızakların dahi demirden kavî halka kulpları var, ikişer tekerlekli arabalar üzre bu ağaç havân topları urganlar ile bağlayup ardı sıra arabaya içi boş oyulmuş gemi serenlerin kuyruk gibi bağlayup meselâ hevâyî fişekler gibi bu serenler top atıldıkda eğri büğrü gitmeğe komaz içi boş çam seren direklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… -ı Temmûz'da bu buhayrenin yüzü buz gibi tuz donup bir karış kalınlıkda oldukda
kilim
kadar pâre pâre kırup dağlar gibi yığup bâzergânlara emîn-i memleha fürûht edüp …
Der-feth-i buhayre-i kal‘a-i Or: Bu Or kal‘asının iç yüzünde bir sahrâ-yı yâbisde bir buhayre-i berrâkdır kim anda Kefe tuz dedikleri tuz bu Or'da hâsıl olup Kefe'ye ve vilâyet-i Kırım'a ve İslâmbol'a ve cemî‘i vilâyetlere gider. Kerpiç gibi kesile kesile hâs ve beyâz ve lezîz tuzdur. Kırk yedi yük akçe iltizâmlı emânetdir. Or halkının cümlesi bu Or tuzun çıkarmalarıyçün mu‘âf u müsellemlerdir. Ve mücrim ve vâcibü'l-katlleri bu tuz buhayresine korlar. Mâh-ı Temmûz'da bu buhayrenin yüzü buz gibi tuz donup bir karış kalınlıkda oldukda kilim kadar pâre pâre kırup dağlar gibi yığup bâzergânlara emîn-i memleha fürûht edüp kal‘a-i Or neferâtlarına ve ulemâ ve meşâyihlerine ve Or beğine ve Or müftîsi ve nakîbi ve kadısına cümle ulûfe verüp mâbâkîsin hazîne edüp hâna gönderir. Dâ’iren-mâdâr beş mîl ihâta eder zehr-i mâr bir küçük buhayredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109b ·
metinde göster ·
… a otluk döşelidir. Yasdıkları koyun derisindendir, ammâ mirzalarının evleri pâk
kilim
ve kebe ve keçeler ile döşelidir. Ve müsâfirhâneleri başkadır, ammâ her müsâfir …
Fukarâlarının yataklarında otluk döşelidir. Yasdıkları koyun derisindendir, ammâ mirzalarının evleri pâk kilim ve kebe ve keçeler ile döşelidir. Ve müsâfirhâneleri başkadır, ammâ her müsâfirhânede birer ikişer Çerkes âdemleri uyumayup müsâfirleri hırsızdan muhâfaza ederler, garîb-dost âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 150b ·
metinde göster ·
… -i hâm döşelidir, kurşum kubbe değildir, ammâ mermerlerin her kıt‘ası hâlîçe ve
kilim
kadar vardır. Kurşumdan a‘lâ ve latîf musaykal ve mücellâ billûr gibi mermer-i …
Ve bu münakkaş servi tahtaların dahi üstü horasânî ve kireç ve cibis ve alçı üzre serâpâ beyâz mermer-i hâm döşelidir, kurşum kubbe değildir, ammâ mermerlerin her kıt‘ası hâlîçe ve kilim kadar vardır. Kurşumdan a‘lâ ve latîf musaykal ve mücellâ billûr gibi mermer-i hâmlardır. Güneş urdukda moran billûru gibi şa‘şa‘a verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 252a ·
metinde göster ·
… ] cidâl ve harb [u] kıtâl günden güne ziyâde olup bin ve bin beş yüz ve iki bin
kilim
benî âdemden kelle ve paçalar ile şühedâların kanları ırmak gibi akup na‘şe-i ş …
Ammâ şeb [ü] rûz ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl günden güne ziyâde olup bin ve bin beş yüz ve iki bin kilim benî âdemden kelle ve paçalar ile şühedâların kanları ırmak gibi akup na‘şe-i şehîdân gâziyân taşımada idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 289b ·
metinde göster ·
… . Ve cüssesi uyluk kalınlığı olup ağaçın sıksan suyu çıkar. Ve herbir varakları
kilim
kadar tûlânî yaprakları filandıra bayrak gibi salınır, gâyet sebzgûn berklerdir …
Eşkâl-i şecere-i mevz ve hâsiyyet-i misâl-i levz: Ve bu mevz bir turfa ağaçdır. İki âdem kaddi olur, dahi âlî olmaz. Ve cüssesi uyluk kalınlığı olup ağaçın sıksan suyu çıkar. Ve herbir varakları kilim kadar tûlânî yaprakları filandıra bayrak gibi salınır, gâyet sebzgûn berklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y191b ·
metinde göster ·
… lle bâzârından tâ Kumâme dîvârına muttasıl Hazret-i Ömer mescidi bâbına varınca
kilim
cirminde seng-i kebîreler ile mefrûş bir şâhrâhdır. Hazret-i Süleymân dîvleri b …
Ve bu şehrin cemî‘i sokakları sâfî beyâz seng-i mücellâ ile kaldırımdır. Ve galle bâzârından tâ Kumâme dîvârına muttasıl Hazret-i Ömer mescidi bâbına varınca kilim cirminde seng-i kebîreler ile mefrûş bir şâhrâhdır. Hazret-i Süleymân dîvleri binâ etdi, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y221b ·
metinde göster ·
… b⟧ Çâr amelî sütûn üzre binâ olunmuş bir kubbe-i pür-envârda medfûndur. Halı ve
kilim
ile döşeli değildir. Ve türbedârı yokdur, ancak kubbenin vasatında bir kireçli …
Ziyâret-i Hazret-i Sâre Ana: Hazret-i (---)[İshâk'ın] vâlide-i müşfikasıdır. Y 225b Çâr amelî sütûn üzre binâ olunmuş bir kubbe-i pür-envârda medfûndur. Halı ve kilim ile döşeli değildir. Ve türbedârı yokdur, ancak kubbenin vasatında bir kireçli sandûka içinde âsûdedir. Ve niçe yüz Sahâbe-i kirâm bu mahalde medfûndur. Ve bu mahalle yüz adım karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y225a–Y225b ·
metinde göster ·
… ârı serâpâ ebrî kâğıd misâli sun‘-ı Hudâ seng-i gûnâ-gûn. Her bir kıt‘ası birer
kilim
cirmi kadar vardır kim cemî‘i kanâdîller (---)(---) anda nümâyândır.
Ve bu deyrin zemîni beyâz mermer-i hâm döşelidir. (---)(---) içinde ol kadar âvîzeler yokdur, ammâ kanâdîlleri gâyet çokdur. Ve der-i dîvârı serâpâ ebrî kâğıd misâli sun‘-ı Hudâ seng-i gûnâ-gûn. Her bir kıt‘ası birer kilim cirmi kadar vardır kim cemî‘i kanâdîller (---)(---) anda nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y226a ·
metinde göster ·
… cümle esbâbların yığup herkes esbâbı üzre oturdu. Hakîr hemân üç re’s atlarımı
kilim
ve keçe ile sarup tîz tîz yerlerin tayy-ı mekân etdirüp rûzgâra kıçın verirdim. …
"Mâh-ı Zilka‘de'ye de üç gün kaldı ki gurre-i şehri görüp kalkılsa gerek. Bin tedârükde bir şey âmâde değil, hâl neye müncer olur" deyü herkes güft [ü] gûyâ vardılar. Âhir cümle halk çadırları içre cümle esbâbların yığup herkes esbâbı üzre oturdu. Hakîr hemân üç re’s atlarımı kilim ve keçe ile sarup tîz tîz yerlerin tayy-ı mekân etdirüp rûzgâra kıçın verirdim. Ve başlarından tobra ile arpa ve samanın eksik etmezdim. Ammâ yağmur göz mü açdırır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y260b ·
metinde göster ·
Beri cânibde gark olan develerin ayakları altına niçe bin
kilim
ve keçeleri pâyendâz ederek boş develeri derkenâr etdiler. Ammâ kilar-ı âmire v …
Beri cânibde gark olan develerin ayakları altına niçe bin kilim ve keçeleri pâyendâz ederek boş develeri derkenâr etdiler. Ammâ kilar-ı âmire ve surre-i pâdişâhî meydânda kaldı. Hemân paşa bu batağı ubûr edüp ileri geçen Acem huccâcının ve Türkmân a‘yânının huccâcının önlerin alup "Tîz bu mahalde konakdır" deyü paşanın otağını yüz bin renc [ü] anâ ile tarfetü'l-ayn içre kurup halkın yüzü güldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a ·
metinde göster ·
Derhâl Nûreddîn huddâmlarına işâret edüp ibrâm [ü] ilhâh ile üçün dahi
kilim
ile hâlet-i nez‘de ise getirdiler. Mâ‘adâsı kendi kadem-i nâ-mübârekleri ile hu …
Derhâl Nûreddîn huddâmlarına işâret edüp ibrâm [ü] ilhâh ile üçün dahi kilim ile hâlet-i nez‘de ise getirdiler. Mâ‘adâsı kendi kadem-i nâ-mübârekleri ile huzûr-ı Nûreddîn'e gelince Nûreddîn-i şehîd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y284b ·
metinde göster ·
cirminde tuçlar ile pûşîde edüp dahi üstüne kurşum akıtdı.
Ba‘dehu cemî‘i üstâdlar cem‘ olup ibtidâ su içre rıhtım ıskaralar edüp Horasân kireç ile mebnî bir havz-ı azîm etdiler. Ba‘dehu ol havz içre niçe bin kantâr nühâs ve kalay ve rusâsı âteş-i azîm ile kal edüp bu havz içre tucu akıdup cümle rûy-i arza çıkınca ol havuz, yekpâre tuc ile leb-ber-leb olup Hazret-i Risâlet-penâh refîkleri ile gûyâ bir tuc kal‘a içinde kaldı. Anıniçün hâlâ Urbân-ı fassâh mâbeyninde Hazret-i Risâlet'e yâ sâhibe'n-nühâs ve ba‘zılar yâ molla'n-nühâs derler. Hâlâ bu yekpâre pûlâd-ı Nahcivânî içre Hazret-i Habîb-i Hudâ âsûdedirler. Üzerlerin dahi pâre pâre kilim cirminde tuçlar ile pûşîde edüp dahi üstüne kurşum akıtdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y286a ·
metinde göster ·
… i mâl-â-mâl sudur, sıkarsan suyu çıkar, bunun hakkındadır. Ve yaprakları yorkan
kilim
kadar yeşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyn …
Evvelâ mevz: bir turfe şeydir. Ağac desen değildir, ammâ kaddi ağaç kadar vardır. Her sene yerden iki âdem kaddi kadar çıkup ve âdem uyluğu kalınlığında olup içi mâl-â-mâl sudur, sıkarsan suyu çıkar, bunun hakkındadır. Ve yaprakları yorkan kilim kadar yeşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyninde tâ zirvesinde birer salkım mevz verir. Ve her salkımı mûm sofrası gibi bir yeşil tekerlek kenârında ikişer kat sıra sıra dizilmiş iki yüz dahi ziyâde ve noksân sarı patlıcan-misâl mevzlerdir. Kemâlin bulunca sapsarı kehrübâr olur. Andan koparup Y 238a tenâvül ederler. İbtidâsı yeşildir. Gerçi sûretde patlıcan-misâl mevzûndur, ammâ içinde patlıcan gibi tohumu yokdur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan kabuğu soyulur. Ve şeker ile tenâvül olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül olunsa, lahm yemiş kadar gınâ verüp gâyet tok tutar. Serî‘u'l-hazmdır ve gâyet nâfi‘dir. Bedene kuvvet verüp menîyi ziyâde edüp kuvvet-i basarı dahi ziyâde eder ve tabî‘atı i‘tidâl üzre eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237b–Y238a ·
metinde göster ·
… n-ı eşrâfı bu sene Bedevî mevlûduna eyle cem‘ olmuşdur kim Urbân obalarından ve
kilim
ve külbeden mâ‘adâ üç bin yedi yüz çadır ve çerge ve otak-ı nühtâk çetr-i mülem …
Bu haber efvâh-ı nâsa şâyi‘ olunca Mısır halkına ise zevk [ü] safâya müte‘allık destûr-ı şâhî olunca azamet-i Hudâ var kuvveti bâzûya getürüp mu‘âmele ile akçe alup ömrün zevk [ü] safâ ile cahcahunda ve sürûr [u] şâdumânda geçirmek ve teferrüc etmek yanlarında lâ-şey’dir. Cümle eyâlet-i Mısır'ın ve şâm [u] Haleb'in ve Arab u Acem'in a‘yân-ı eşrâfı bu sene Bedevî mevlûduna eyle cem‘ olmuşdur kim Urbân obalarından ve kilim ve külbeden mâ‘adâ üç bin yedi yüz çadır ve çerge ve otak-ı nühtâk çetr-i mülemma‘ cem‘ oldu, deyü hisâb olunmuşdur. Andan mâ‘adâ sâ’ir fukarâların külbe-i ahzânları hisâbın Çalab-ı bîçûn bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y290a ·
metinde göster ·
… i gâyet firâvân olur. Ve gûnâ-gûn münakkaş ceçimi ve hımıl olur. Bunlara Rûm'da
kilim
derler. Kırkar ellişer zirâ‘ kilim olur kim kırk elli sene isti‘mâl olunur. Ve …
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbâtlarının ve masnû‘âtının memdûhâtından meşhûru mâvî bezi latîf ü nazîf olur, zîrâ pembesi gâyet firâvân olur. Ve gûnâ-gûn münakkaş ceçimi ve hımıl olur. Bunlara Rûm'da kilim derler. Kırkar ellişer zirâ‘ kilim olur kim kırk elli sene isti‘mâl olunur. Ve zeytü'l-hârı ya‘nî bezir yağı ve beyâz ekmeği ve hoş ihrâmı gâyet meşhûrdur. Ve âdem kellesi kadar mor patlıcanı ve tuzu ve münakkaş elvân elvân Mısır hasırı ve buhayresinde nice dürlü balıkları ve Karakız câniblerinde olan Safed kurâsında envâ‘-i müsmirâtdan mâ‘adâ lezîz şıralu üzümü Mısır'ı dahi ganîmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y307a ·
metinde göster ·
… ünakkaş ceçimi ve hımıl olur. Bunlara Rûm'da kilim derler. Kırkar ellişer zirâ‘
kilim
olur kim kırk elli sene isti‘mâl olunur. Ve zeytü'l-hârı ya‘nî bezir yağı ve be …
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbâtlarının ve masnû‘âtının memdûhâtından meşhûru mâvî bezi latîf ü nazîf olur, zîrâ pembesi gâyet firâvân olur. Ve gûnâ-gûn münakkaş ceçimi ve hımıl olur. Bunlara Rûm'da kilim derler. Kırkar ellişer zirâ‘ kilim olur kim kırk elli sene isti‘mâl olunur. Ve zeytü'l-hârı ya‘nî bezir yağı ve beyâz ekmeği ve hoş ihrâmı gâyet meşhûrdur. Ve âdem kellesi kadar mor patlıcanı ve tuzu ve münakkaş elvân elvân Mısır hasırı ve buhayresinde nice dürlü balıkları ve Karakız câniblerinde olan Safed kurâsında envâ‘-i müsmirâtdan mâ‘adâ lezîz şıralu üzümü Mısır'ı dahi ganîmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y307a ·
metinde göster ·
… beyânında lisân kâsırdır. Niçe kerre yüz bin deve yükü yağ ve koyun ve sığır ve
kilim
ve cacım ve hımıl ve (---)(---) siyâhlar sıbyânların fürûht ederler.
Ve çöl çölistânda kabâ’il-i Behîce ve Süleymânî ve kabâ’il-i Hınâdî ve niçe yüz bunun emsâli Urbân kavmi zikr olunan memâlik-i mahrûselerden cümlesi mâl [u] menâllerin bu âlî mevlûda getürüp hayme vü hargâhları ile Demenhûr sahrâsında meks edüp ol kadar âdem deryâsı cem‘ olur kim beyânında lisân kâsırdır. Niçe kerre yüz bin deve yükü yağ ve koyun ve sığır ve kilim ve cacım ve hımıl ve (---)(---) siyâhlar sıbyânların fürûht ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y309b ·
metinde göster ·