yıka. Anın ümmetleri Antâkıyye ve Kudüs'ü ve Mısır'ı ve Kostantıniyye'yi ala ve …
"Âhir zamânda bir Muhammed gele, niçe bin kiliseler yıka. Anın ümmetleri Antâkıyye ve Kudüs'ü ve Mısır'ı ve Kostantıniyye'yi ala ve karadan niçe bin pâre yelkenleri açılmış gemiler ile gele ve başında kadı sarığı ola ve katıra binüp ayağında mâvî çizme ola. Ol Muhammed'se gelüp kiliseler yıkılalı ve Mısır'ı [ve] Antâkıyye ve Kudüs'ü ümmetleri feth edeli sekiz yüz elli sene oldu. Ve karadan gemi yürüyüp bu kal‘a feth olmak muhâldir. Ve bu Muhammed ol Muhammed değildir. Büyük Muhammed'lerinden berü bu Kostantîn on bir kerre muhâsara görüp fethi Arab'a müyesser olmayup bu Türk'e mi müyesser ola" deyü akl-ı kâsırları üzre niçe lâf-ı güzâf urup Kostantîn'e tesellî-i hâtır verüp yine cenge âheng etdiler. Ammâ taşrada asker-i İslâm esâs-ı kal‘anın ka‘rına girüp câ-be-câ kal‘ayı rahnedâr etmeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
… a kadı sarığı ola ve katıra binüp ayağında mâvî çizme ola. Ol Muhammed'se gelüp
kiliseler
yıkılalı ve Mısır'ı [ve] Antâkıyye ve Kudüs'ü ümmetleri feth edeli sekiz yüz el …
"Âhir zamânda bir Muhammed gele, niçe bin kiliseler yıka. Anın ümmetleri Antâkıyye ve Kudüs'ü ve Mısır'ı ve Kostantıniyye'yi ala ve karadan niçe bin pâre yelkenleri açılmış gemiler ile gele ve başında kadı sarığı ola ve katıra binüp ayağında mâvî çizme ola. Ol Muhammed'se gelüp kiliseler yıkılalı ve Mısır'ı [ve] Antâkıyye ve Kudüs'ü ümmetleri feth edeli sekiz yüz elli sene oldu. Ve karadan gemi yürüyüp bu kal‘a feth olmak muhâldir. Ve bu Muhammed ol Muhammed değildir. Büyük Muhammed'lerinden berü bu Kostantîn on bir kerre muhâsara görüp fethi Arab'a müyesser olmayup bu Türk'e mi müyesser ola" deyü akl-ı kâsırları üzre niçe lâf-ı güzâf urup Kostantîn'e tesellî-i hâtır verüp yine cenge âheng etdiler. Ammâ taşrada asker-i İslâm esâs-ı kal‘anın ka‘rına girüp câ-be-câ kal‘ayı rahnedâr etmeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25b ·
metinde göster ·
Ol balkanda cümle huddâmlarımla bir kefere hânesine mihmân olup bir hücrede âteş kenarında safâ-yı hâtırla dururken anı gördüm, kapudan içeri bir acûze-i bed-likâ geysûların fetile fetile târumâr kılup gazab-âlûd içeri girüp bî-pervâ âteş başına oturup lehçe-i mahsûsuyla vâfir şütûm etdi. Hakîr eyle fehm etdim ki taşrada huddâmlar birez nâ-hemvar evzâ‘ [u] etvâr teklîf-i mâlâ yutâk etmiş olalar. Hüddâmlara tenbîh etdikde hâşâ bir şeyden haberimiz yokdur, dediler. Ba‘dehû bu acûzenin yanına yedi aded sıbyân, gulâm, bintân-ı nâresîdeler gelüp acûzenin cânib-i erba‘asına cem‘ olup çağıl çuğul Bulkarca söyleşüp âteş başın ihâta etdiler. Hakîre aslâ bir yer komadılar. Garîb temâşâdır deyü gen yakadan seyr ederdim. Âhir nısfu'l-leyl oldukda anı gördüm, bir hareket eder şeklinde bir ayak savaşı oldu. Hemân hakîr hâb-ı râhatdan bîdâr olup anı gördüm, acûze karı kapuyu açup ocakdan bir avuç kül alup fercine sürüp elinde kalan küle bir efsûn okuyup elindeki külden ocak başındaki uryân yatan yedi aded oğlan ve kızların üzerlerine ol külü saçup anı gördüm, yedisi de birer iri piliçler olup civ civ demeğe başladılar. Hemân elindeki bâkî kala[n] külden kendünün başına saçınca ol ân kendüsü de bir büyük kuluçka tavuk olup gurk gurk diyerek kapudan taşra çıkup ardı sıra yedi aded piliç evlâdları civ civ diyerek aşra çıkınca ol ân "Bre oğlan!" deyü cân havliyle feryât edip gulâmlarım 130b hâbdan bîdâr olup geldiler. Gördüler kim burnumdan kan boşanmış. Bre bu ne hâldir, taşra çıkın, görün bu ne kütürdü oluyor dedikde taşra çıkdılar, gördüler kim atlar arasında mezkûr câzû tavuk piliçler gezdiğinden atlar boşanıp birbirlerin helâk ediyorlar. Hâlâ ki atlar tavukdan ve hınzırdan hazz edüp atlara sıraca ve kızılkurd marazı girmez. Anınçün na‘lbend dükkânı tavuksuz ve değirmânları hınzırsız ve ekâbir hâneleri Yahûdîsiz olmaz. Bu kerre atlar birbirlerin helâk ederken gökden re‘âyâ kefereleri bu kârdan âgâh olup atları kayd-bend etdiler. Cadu tavuklar bir cânibe gitdiler. Gulâmımın manzûru olduğu üzre, anın naklidir, Ânî gördüm, der, bir kefere hemân zekerin çıkarup tavukların üzerine sepe sepe işedikde anı gördüm, sekiz aded tavuklar benî Âdem olup yine ol acûze fertûte oldukda ol teşelşül eden kâfir acûze avreti ve gulâmları döğe döğe bir cânibe götürdü. Ardı sıra nazar etdik. Meğer ol hâne kiliseleriymiş, avreti papasa verüp papas avreti okıyarak afaroz-ı mandolos eyledi" deyü gulâmlarım yemin etdiler. Ve Antâbî Mü’ezzin Mehemmed Efendi huddâmları ve mataracıbaşı huddâmları gördü tavuklar âdem olduğun, deyü şâhid duyurdular. Ol gice sabâha dek havfimden mi yâhûd kan hareketinden mi burnumun kanı cereyân etmeden kesilmedi. Tâ vakt-i sabâh olup demden halâs oldum. Ba‘dehû mü’ezzin huddâmlarına ve Mataracı Mehemmed Ağa huddâmlarından su’âl etdim: "Vallahi ahşam tavukların üstüne ol kefere işeyince tavuklar âdem oldu. İsterseniz işeyen kefereyi getirelim" dediler. Cânım getirin, dedim. Ol ân kefere hande ederek gelüp eydür: "Sultânım, ol karı başka soydur. Kış giceleri yılda bir kerre eyle kara koncoloz olurdu. Ammâ bu yıl tavuk oldu. Kimseye zararı yokdur" deyüp gitdi. İşte bu hakîr-i pür-taksîr mezkûr Çalıkkavak'da böyle bir temâşâya düş gelüp aklım başımdan gideyazdı. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a–130b ·
metinde göster ·
… tdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle
kiliselerimiz
türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Alla …
Hikmet-i Hudâ iki aydan sonra şehr-i Edirne içre üç nehr-i azîm âmedânî gelüp 150b deryâ-misâl olup cûş u hurûş ederek niçe bin sarhoş küffârı gark edüp kimin nâhoş ederek şehrin bâğ [u] bostânların ve gaytân-ı gülistânların harâb u yebâb ve niçe bin hânelerin türâb edüp günden güne üç nehir sâkin olmayup ziyâde olmağa başladı. Âhir-i kâr Monka kral-ı dâll-ı hâkisâr şehirden firâr edüp dârü'l-bevârda karâr etmeğe karâr verdi. Cümle iş erlerin başına cem‘ edüp müşâvere edüp "Aya! Böyle bu şehr-i mu‘azzamım elden gidiyor. Buna ne ilâc eylesek" dediklerinde netîce-i kârları namâzgâh cânibindeki fezâ-yı çemenzâra handaklar kazup halâs olduk zanneyleyüp ol gice bir ra‘d u berk olup üç aded nehir Ceyhûn u Seyhûn u Furât-vâr temevvüc edüp şehrin imâr kalan yerlerin dahi seyl-âb edüp hâne ve düyûrların harâb etdi. Âhiru'l-emr cümle küffâr dediler kim "Şu şehrimize bir alay Muhammedî dervîşler gelüp şu Hıdırlık dağında her gice uyumayup boru ve düdük ve davul çalarlar. Anlar çok gezüp çok yaşayup çok bilirler. Anlardan bu şehrimiz ahvâlin bir kere su’âl edelim. Görelim ne derler ve bu sulara ne ilâc ederler" deyü Sefer Şâh Sultân'a haber gönderdiler. Anlar dahi Hızır Dede'yi ve gayri fukaraları alıp âyîn-i Bektâş-ı Velî üzre alem kaldırup def [u] kudûmlerin döğerek tevhid-i erre ederek Monuka kral huzûruna gelüp bî-bâk her biri ale't-tertîb ber-zânû edep [ü] hayâ üzre oturdular. Monuka kral bunlara hayli ikrâm edüp kral, "Hoş geldiniz! dedikde Sefer Şâh eyitdi, hoş bulduk!" dedi. Kral eyitdi: "Bu üç su pek taşdı ve cümle âdemlerimiz şaşdı, mâlik-i emlâkimiz ve cümle kiliselerimiz türâb oldu. Bu hâl-i pür-melâl neye müncer olur?" dedi. Sefer Şâh eyitdi: "Allah emriyle buna ilâc emr-i sehldir. Bu sulara akma desem akmaz. Lâkin sizden kâmil üç bir âdem Hazret-i Muhammed dînine girmek gerekdir kim bu sular akmayıp teskin ola" dediğinde hemân huzzâr-ı meclis olan küffârlar bi'l-ittifâk İsâ ve Muhammed Allah'ın kulları ve peygâmberlerdir. Üç bin değil on bin kadar âdem derûn-ı dilden îmâna gelelim. Hemân şu gark olmadan halâs olalım!" deyü yemîn billah ve kasem tallah etdiler. Derhâl Sefer Şâh Sultân cümle fukarâsıyla tevhîd-i sultânî edüp Mihal köprüsü nâm mahalde enhâr-ı selâsın cem‘ olduğu yire varup iki rek‘at namâz kılıp eline asâsın alıp yine tevhîd ederek deryâ-misâl üç aded nehrin üstüne postun döşeyüp elindeki asâ ile her nehre birer kerre urup "Yâ enhâr, üskün bi-hakkı'l-Meliki'l-Kahhâr!" deyü asâsıyla derk edince el-azametullah bi-emrillahi Te‘âlâ üç aded deryâ-misâl nehr-i azîmler ol ân mahv olup birer tur‘acık kadar cereyân etdikde "Yâ mübârekler, birer birer cûş-i hurûş ile gelin" deyü du‘â vü senâ edüp el yüze sürdükde hemân cümle küffâr bu nehr-i azîmlerin bu gûne keşf [u] kerâmetle sâkin olup Sefer Şâh'ın deryâ üzre seccâde döşeyüp namaz kıldığın gördüklerinde cümle hâzır olan küffâr ve kral-ı bed-kirdâr-ı murdâr ile derhâl el kaldırup cemî‘i ruhbânlarıyla İslâm'a gelüp İslâm ile müşerref olmayanları kendüler kırup kılıçdan geçirdiler. Hamd-i Hudâ şehr-i Edirne bilâ-cidâl müselmân olup gâhîce Bursa'dan asker-i İslâm gelüp Edirne'de Monuka Abdullah'a buluşup yine hâkim Monuka Abdullah idi. Nice müddet mu‘ammer olup Sefer Şâh Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl etdi. Ba‘dehû Sefer Şâh Dede sene 761 târîhinde dâr-ı bâkîye irtihal edüp Mihal Cisri yanında Ortaoda'da bir tekye içinde medfûndur. Zîrâ ba‘de'l-keşf kendüleri hemân merhûm oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a–150b ·
metinde göster ·
… r. Ve bu kasaba mukâbelesinde deryâ içre üç aded cezîrecikler üzre birer ma‘mûr
kiliseleri
var. Andan yine Ayâ Anastansiyye derler bir cezîre üzre bir ma‘mûr manastırı va …
Sâhil-i Karadeniz'de ma‘mûr iskeledir. Leb-i deryâda azîm mahzenleri var. Kal‘ası leb-i deryâda (---) üzre şekl-i murabba‘ Rûm binâsı kal‘adır. Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---) hâkinde mu‘âf müsellem Kiritsiler zabtındadır. Sene 814 Mûsâ Çelebi fethidir. (---) kazâsıdır. Emîni ve serdârı ve kethüdâyeri vardır ve altı yüz kiremitli hânelerdir. Câmi‘i ve hânı u hammâmı ve çârsû-yı bâzârı var. {Ve re‘ayâsı cümle kefere olduğundan kenîseleri var. Ve bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Ve bu kasaba mukâbelesinde deryâ içre üç aded cezîrecikler üzre birer ma‘mûr kiliseleri var. Andan yine Ayâ Anastansiyye derler bir cezîre üzre bir ma‘mûr manastırı var. Yılda bir kerre niçe bin kefereler cem‘ olup bednâm ederler. Bu cezîrenin karşusunda Çingane iskelesi derler a‘lâ yataklı iskele-i ma‘mûrdur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 28a ·
metinde göster ·
… î binâ bir kal‘a-i garrâdır kim derûn-ı hisârda cümle beş bin hâne ve beş çanlı
kiliseleri
ve çârsû-yı bâzârı ve bâğçeleri vardır. Hâkimi Durujunka hatmandır, ammâ Leh kr …
Evsâf-ı kal‘a-i Kaniv: Bânîsi (---) Lisân-ı Lehce Kaniv (---) derler. şeddadî binâ bir kal‘a-i garrâdır kim derûn-ı hisârda cümle beş bin hâne ve beş çanlı kiliseleri ve çârsû-yı bâzârı ve bâğçeleri vardır. Hâkimi Durujunka hatmandır, ammâ Leh kralına tâbi‘dir. Cümle üç bin Kazak tüfenglisine mâlikdir. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 47b ·
metinde göster ·
… cümle iki bin aded şindire ve saz örtülü meykede ve hınzîrhânelerdir. Câ-be-câ
kiliseleri
nümâyân olup çârsû-yı bâzârı ve gayrı âsâr-ı binâlarına nazar etmedim. Bu mahal …
Evsâf-ı kal‘a-i Praslov: Bânîsi (---)(---) dır. Lisân-ı Lehçe Praslov (---)(---) derler. Evvel ve âhir Leh kralı hâkindedir, ammâ bu kal‘a Durujunka, ya‘nî Durucan hükmünde üç bin çengâl dest-i sermest Kazaka mâlikdir. Bu dahi nehr-i Tasma kenârında cümle palanka çıt ve rıhtım dolma hisâr-ı kavîdir. Derûn-ı hisârda cümle iki bin aded şindire ve saz örtülü meykede ve hınzîrhânelerdir. Câ-be-câ kiliseleri nümâyân olup çârsû-yı bâzârı ve gayrı âsâr-ı binâlarına nazar etmedim. Bu mahalle nehr-i Tasma tâ batı tarafından gelüp Çehrin kal‘ası kurbunda nehr-i Özü'ye karışır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 49a ·
metinde göster ·
… mâl-â-mâl su idi. Ve bir varoş-ı azîmi var idi kim gûnâ-gûn sarâylar ve hân ve
kiliseler
ile ârâste ve bâğ u bâğçe ve çârsû-yı bâzâr ile pîrâste bir şehr-i şîrîn iken ı …
Erdel krallarına tâbi‘dir, lâkin Saz Macarı kavmi hükmündedir. İçinde Nemse çâsârı tarafından asker olmak ile itâ‘at etmeyüp kal‘ayı hâlî bırağup kal‘ası ve şehri ıhrâk olundu, ammâ kal‘ası bir dağ dibinde havâleli şekl-i müdevver bir kal‘a-i ra‘nâ idi. Ve handakı mâl-â-mâl su idi. Ve bir varoş-ı azîmi var idi kim gûnâ-gûn sarâylar ve hân ve kiliseler ile ârâste ve bâğ u bâğçe ve çârsû-yı bâzâr ile pîrâste bir şehr-i şîrîn iken ıhrâk bi'n-nâr olurken ol kadar mâl-ı ganâ’im ve zahâ’irler bulundu kim asâkir-i İslâm sîr-i muğtenim oldular. Bunda dahi dağlarda ve bâğlarda üç yüz yiğit ile esîr ve mâl-ı ganâ’imler çıkarup ordu-yı İslâm'da fürûht edüp üç yüz yiğit ile üçer guruş hissemend olup çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’id hebâya gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4b ·
metinde göster ·
… nehr-i Moriş'in beri cânibinde cisir başında bir varoş-ı azîmi var. Ve mu‘azzam
kiliseler
ile evleri ve hân ve çârsû-yı bâzâr ile müzeyyen şehr-i ma‘mûr iken bir gece Ta …
Bu kal‘a-i Vinçaz ise nehr-i Moriş'in karşu tarafında evc-i semâya berâber bir topraklı kûh-ı bâlâ sırtında bir Şeddâdî sengîn-bünyâd bir kal‘a-i Şeddâd'dır. Ve cânib-i erba‘ası dereli ve depeli ufacık dağlardır. Ve nehr-i Moriş'in beri cânibinde cisir başında bir varoş-ı azîmi var. Ve mu‘azzam kiliseler ile evleri ve hân ve çârsû-yı bâzâr ile müzeyyen şehr-i ma‘mûr iken bir gece Tatar-ı sabâ-reftâr askeri bu şehrin cümle âdemlerin esîr edüp ol kadar mâl-ı firâvân ve ol mikdâr zahâ’ir-i bî-pâyân alup şehri âteşe urup harâb u yebâb ve hayvânâtları kebâb ve hâneleri türâb oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4b ·
metinde göster ·
Lâkin Âl-i Osmân askerine mukâbil olup mukâvemet edemeyeceğin bilüp böyle bir kal‘a-i hısn-ı hasîni ve böyle bir müzeyyen ve mahbûb ve mergûb şehr-i metîni bırağup cümle kefereleri dağlara firâr etdiklerinde bu kal‘anın her tarafından yağmâcı asâkiri Tatar girüp zabt u rabtları mümkün olmayup ibtidâ kiliselerinin çanların çıkarup sâ’ir mâl-ı künûzların bulup hadd [ü] hasrdan bîrûn ve hisâbdan efzûn mâl-ı ganâ’imler alup böyle nâzenîn şehri âteş-i Nemrûd'a urup garîb şehir, murg-ı semender-vâr böyle ma‘mûr dâr-ı diyâr âteş içinde kalup deyyâr bir imâret kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5a ·
metinde göster ·
… olmuş deyr-i ibret-nümâların hücreleri kâşî elvân kiremitler ile pûşende olmuş
kiliselerin
yedisine mihrâb ve minber ve mahâfil-i mü’ezzinân ve kürsîler ve musanna‘ eserl …
Ve binâ-yı âlî deyr-i musanna‘ları var idi kim her biri eflâke ser çekmiş, her biri rusâs-ı hâs ile mestûr ve nakş-ı bûkalemûn kâşîler ile ma‘mûr olmuş deyr-i ibret-nümâların hücreleri kâşî elvân kiremitler ile pûşende olmuş kiliselerin yedisine mihrâb ve minber ve mahâfil-i mü’ezzinân ve kürsîler ve musanna‘ eserler vaz‘ olunmak fermân olunup guzât-ı müslimîne ve gürûh-ı muvahhidîne ma‘bedhâne olunması revâ görüldükde efendimiz Melek Ahmed Paşa revâ görmeyüp cümle a‘yân-ı devlet ve erkân-ı izzet ve sâ’ir iş erleri ve guzâtın ihtiyâr serverleri bir yere gelüp meşveret etdiklerinde Melek Ahmed Paşa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 6a ·
metinde göster ·
… mle kitâb-ı İncîlî ve millet-i Mesîhiyye'dendirler, ammâ putperest değillerdir,
kiliselerinde
aslâ asnâm-ı Vedd ve Süvâ‘ ve Yeğûs ve Ye‘ûkları yokdur.
Ve lehçe-i mahsûsalarında hayli fesâhat u belâğat vardır. Ve a‘yân [u] eşrâfları ve bizzât kralları re‘âyâlarına "yuram", ya‘nî "ağam, cânım" deyü ta‘zîm ile tekellüm ederler. Cümle kitâb-ı İncîlî ve millet-i Mesîhiyye'dendirler, ammâ putperest değillerdir, kiliselerinde aslâ asnâm-ı Vedd ve Süvâ‘ ve Yeğûs ve Ye‘ûkları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
… uş yerlerine girüp ve kimin söyündürüp ol kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâneler ve
kiliselerden
cevâhirli haçlar aldılar kim hadd [ü] hasrı yok idi.
Hemân cümle asker-i İslâm kal‘anın ıhrâk olmuş yerlerine girüp ve kimin söyündürüp ol kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâneler ve kiliselerden cevâhirli haçlar aldılar kim hadd [ü] hasrı yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22a ·
metinde göster ·
… r-ı adû-şikâr mâl-ı ganâ’imlerin alup ıhrâk bi'n-nâr etmişler. Ancak bu varoşda
kiliseleri
ve bî-hisâb bâğ u bâğçeleri kalmış.
Ba‘dehu bu mahalde Kaplan Paşa kal‘a-i Novigrad muhâsarasına gelirken bu kal‘a-i Diregel kefereleri Tatar havfından kal‘a içinde olan hânelerinden çıkup kal‘ayı hâli üzre mu‘attal bırağup firâr etmişler. Ve aşağı varoşun Tatar-ı adû-şikâr mâl-ı ganâ’imlerin alup ıhrâk bi'n-nâr etmişler. Ancak bu varoşda kiliseleri ve bî-hisâb bâğ u bâğçeleri kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134a ·
metinde göster ·
… cebehânesin alalım ve sâ’ir mühimmâtlarıyla Kanije kal‘asına gönderelim. İçinde
kiliseleri
ve soltat hânelerin yakalım ve kal‘asın niçe yerden lağımlarla yıkalım. Ba‘dehu …
"Pâdişâh sağ olsun, bu kadar hazîne ve bu kadar asker gitdiyse, hele yüz bin kerre küffârdan intikâm almış olduk. Bu da böyle olsun, çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’id dîn uğuruna yanımıza kalmasın. Hemân devletli vezîr bu kal‘anın cümle cebehânesin alalım ve sâ’ir mühimmâtlarıyla Kanije kal‘asına gönderelim. İçinde kiliseleri ve soltat hânelerin yakalım ve kal‘asın niçe yerden lağımlarla yıkalım. Ba‘dehu cümle guzât-ı müslimîn ile murâd-ı şerîfiniz olan seferlere gidelim" dediler ve ale's-seviyye bu re’y [ü] tedbîre karâr verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 188b ·
metinde göster ·
… lı ve yigirmi tahta örtülü kulleli ve üç aded kapulu ve on aded mu‘azzam binâlı
kiliseleri
ve üç yüz kadar boş dükkânları var ve handakı hâricinde dâ’iren-mâdâr şarampav …
İç kal‘a kayasının cânib-i kıblesinde kayaların dâmeninde bir düz vâsi‘ fezâda cümle yedi yüz aded kat-ender-kat kârgîr binâ serâpâ tahta örtülü evlerdir. Nısfına asâkir-i İslâm girüp nısfına Hatvan kal‘amızın martolosân kefereleri girüp zabt edüp kal‘a neferâtları oldular. Bu varoş dahi cümle kârgîr Şeddâdî binâ şekl-i muhammes derin handaklı ve yigirmi tahta örtülü kulleli ve üç aded kapulu ve on aded mu‘azzam binâlı kiliseleri ve üç yüz kadar boş dükkânları var ve handakı hâricinde dâ’iren-mâdâr şarampav kazıklı metîn kal‘a-i serâmeddir ve cemî‘i kulleleri ve cümle dendân-ı bedenleri ma‘mûr ve müzeyyendir. Ammâ bu aşağı varoşun bâğlar tarafında sehel havâlesi var, ammâ yukaru kal‘ada eyi serâmed toplar olsa ol havâlede kuş kondurmaz. Ve bu kal‘a Orta Macar elinde iken bunun katana küffârları etrâf serhadlerimizi kurutmuş idi. Hamd-i Hudâ diyâr-ı İslâma zamîme olup yine ma‘bedgâh-ı ümmet-i Muhammed oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 41a ·
metinde göster ·
… ü'l-hâl alayımızın temâşâsına çıkan cümle avretler idi, ammâ çârsû-yı bâzârı ve
kiliseleri
gâyet ma‘mûrdur. Andan,
Bu kralın anası olan karının hâssıdır. Bunun etrâfı handaklı ve cümle şarampavlı varoş-ı İremdir kim lisân-ı Nemse'de buna Dona Firav derler, ya‘nî karılar vilâyeti demekdir. Hakîkatü'l-hâl alayımızın temâşâsına çıkan cümle avretler idi, ammâ çârsû-yı bâzârı ve kiliseleri gâyet ma‘mûrdur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50a ·
metinde göster ·
… ağlarının dâmeninde bir düz vâsi‘ mahsûllü sahrâ içre bir sevâd-ı mu‘azzam gibi
kiliseleri
ve manastırları ve kat-ender-kat kalay tenekeli ve pirinç teneke ve gûnâ-gûn sı …
Ya‘nî çâsâr şehri demekdir. Bu şehr-i müzeyyen Kinah dağlarının dâmeninde bir düz vâsi‘ mahsûllü sahrâ içre bir sevâd-ı mu‘azzam gibi kiliseleri ve manastırları ve kat-ender-kat kalay tenekeli ve pirinç teneke ve gûnâ-gûn sırça kiremitli bir şehirdir kim âfitâb-ı âlemtâbın şu‘lesi bu şehre urup şa‘şa‘asından merdüm-i dîdeler hîrelenir. El-hâsıl cümle on bin evdir ve iki bin dükkândır ve cümle kırk manastırdır ve bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. Eğer mâ-vaka‘ı üzre bu şehrin evsâfın tahrîr etsek tatvîl-i kelâm olur. Lâkin bunda paşaya azîm hedâyâlar verüp ve ziyâfetler edüp andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 50a ·
metinde göster ·
Cümle manastırlar bu mahalde tamâm oldu. 64a Mâ‘adâ mahalle
kiliseleridir
, ammâ bu mezkûr manastırların cümlesi kurşum örtülü değildir ve İstifani kenîse …
Cümle manastırlar bu mahalde tamâm oldu. 64a Mâ‘adâ mahalle kiliseleridir, ammâ bu mezkûr manastırların cümlesi kurşum örtülü değildir ve İstifani kenîsesinin dahi niçe yerleri kurşum örtülü kubbe değildir, hemân harpüşte tahta münakkaş tavan üzre gûnâ-gûn münakkaş sırçalı kiremit örtülüdür. Ve gayri düyûrlar dahi eyle münakkaş kiremitlidir. Ve cümle şehrin amâristân olan dâr-ı menhûsları ve niçe yüz sarâyları cümle elvân reng kiremit ve kurşum ve sarı pirinç ve kırmızı bakır ve kalaylı teneke ve câ-be-câ şindire tahta örtülü ma‘mûr u âbâdân hâne-i menhûslardır. Ve eğer
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b–64a ·
metinde göster ·
… etdiğimizde niçe bin küffârlar bu düyûrlara kapanup hayli ceng edüp âhır-ı kâr
kiliseleri
feth edüp içindeki keşîş palâs-pûşânları ve gayri keferelerin kimin kırup kimin …
Ve iki taraf şehri gâyet ma‘mûr benderler olmuş. Hâlâ dahi ziyâde amâr olmada. Hamd-i Hudâ mukaddemâ ihrâk etmişdik. Şimdi yine amâr olmuş gördük. İki tarafı cümle beşer bin aded şindire tahta örtülü ve sazdan ve saz örtülü tahtânî ve fevkânî ma‘mûr hânelerdir, ammâ çoğu tahtânîdir. Ve tarafeynin yedişer aded kârgîr binâ manastırları vardır kim Tatar ile bu şehri şebhûn etdiğimizde niçe bin küffârlar bu düyûrlara kapanup hayli ceng edüp âhır-ı kâr kiliseleri feth edüp içindeki keşîş palâs-pûşânları ve gayri keferelerin kimin kırup kimin esîr-i bend-i zencîr etmişdik. Hâlâ kenîseler evvelkiden ziyâde amâr olmuş. Bâ-husûs Eflak hudûdu tarafında Eflak beği olan Lağorveşli(?) nâm zimmî beğ bir manastır binâ etmiş. Gâyet müzeyyen ve evkâfı çok ve içinde bir âb-ı hayât su kazmış ve bir imâret yasamış. Rûz-merre buğday çobrası pişüp Meryem Ana rûhiyçün beze miskîn keferelere ve yolcuların mü’min ve gayr-i müslimlerine birer nân-pâre ile âdem başına birer çanak çobrası mebzûldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 104a ·
metinde göster ·
mâ-tekaddem selâtîn câmi‘ler[i] imiş. Cümle ikişer ikişer minâreli manastırlard …
Cümle yigirmi aded kiliseleri mâ-tekaddem selâtîn câmi‘ler[i] imiş. Cümle ikişer ikişer minâreli manastırlardır. Ve elli kadar ma‘mûr Heşdek kavmi mesâcidleri vardır. Bu şehirde yedi gün meks edüp dörder vakit namâz kılardık. Bu diyârda aslâ yatsı namâzı kılınmaz, zîr[â] vakt-i salât-ı ışâ şer‘-i şerîf üzre yokdur. Hemân pirinç pilavı suyun kaynadup pirincin salup yağ ile haşlayup pilav olacak mahalde salât-ı fecr olup namâz kılınır. Yatsı namâzının vakti yokdur. Şeb-i yeldâsı cümle bir buçuk sâ‘at ve üç derece ve iki dakîkadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 173a ·
metinde göster ·
… rı dahi var metîn kal‘alardır. Lâkin küçük kirmenlerdir. İçlerinde birer ikişer
kiliseleri
ve çârsû-yı bâzârları var. Me’kûlât [ü] meşrûbâtaları balık ve rakı ve bozadır. …
Şivakirmen, andan Holokirmen, andan Kupuşakirmen, andan Sonhokirmen, andan Karinakirmen, andan Poloşakirmen, andan Visilokirmen, andan Mihalkirmen, andan İsfinikirmen, andan Kapusakirmen: Bu on pâre kal‘aların cümle hatman ve kapu[d]anları başka başkadır. Ve her biri beşer altışar bin askere mâlik, içlerinde kavm-i Heşdek müselmânları dahi var metîn kal‘alardır. Lâkin küçük kirmenlerdir. İçlerinde birer ikişer kiliseleri ve çârsû-yı bâzârları var. Me’kûlât [ü] meşrûbâtaları balık ve rakı ve bozadır. Gayri meyve sâ’ir me’kûlâtları nâdirdi, ammâ koyunları ve hınzîrları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 180a ·
metinde göster ·
… ile ubûr etdik, ammâ yine on bin kadar saz ve kamış örtülü evleri ve kırk aded
kiliseleri
var. Çârsû-yı bâzârı gâyet müzeyyendir. Ammâ bu Japohakirmen mahalli dağıstân v …
Bu şehri de Timur Hân harâb etmişdir. Bir günde harâbistânını güc ile ubûr etdik, ammâ yine on bin kadar saz ve kamış örtülü evleri ve kırk aded kiliseleri var. Çârsû-yı bâzârı gâyet müzeyyendir. Ammâ bu Japohakirmen mahalli dağıstân ve ormanistân yerler olmak ile hasırdan yelkenli kızak gemilerimiz artık işlemez olup kızaklardan çıkup atlara süvâr olunmak tenbîh olunup üç gün bu Japohakirmen'de tekâ‘üd etmek tenbîh olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 182b ·
metinde göster ·
… âfî zeytûn ağ[aç]larıyla müzeyyen olup elbette her tağ başında birer dâne küçük
kiliseleri
mukarrerdir. Andan cânib-i kıbleye 2 sâ‘at gidüp,
Ve memdûhâtından, bâğlarında beyâz kirazı gâyet latîf ve ter ü tâzedir. Ve dağı ve taşı sâfî zeytûn ağ[aç]larıyla müzeyyen olup elbette her tağ başında birer dâne küçük kiliseleri mukarrerdir. Andan cânib-i kıbleye 2 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 250b ·
metinde göster ·
… pusu önünde mezâristân içinde Velî Paşa câmi‘i. Bunlar cemâ‘at-i kesîreye mâlik
kiliselerden
ma‘bedgâh-ı müslim olmuş ibâdetgâh-ı kadîmelerdir. (---)(---)(---)(---) (--- …
Der-defter-i cevâmi‘hâ-yı selâtîn-i Âl-i Osmân ve gayri kibâr-ı a‘yân: Güzîdesi altı aded câmi‘dir. Evvelâ Yukaru hisârda İbrâhîm Hân câmi‘i, andan Tekye kapusunun iç yüzünde Vâlide Sultân câmi‘i, andan çârsû içinde Deli Hüseyin Paşa câmi‘i, andan Ankebût Ahmed Paşa câmi‘i, andan Tekye kapusu önünde mezâristân içinde Velî Paşa câmi‘i. Bunlar cemâ‘at-i kesîreye mâlik kiliselerden ma‘bedgâh-ı müslim olmuş ibâdetgâh-ı kadîmelerdir. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 286b ·
metinde göster ·
… î Paşa ba‘zı keferelerden kendü malıyla alup cümle küffârı kal‘adan taşra kovup
kiliselerde
olan 334a lâşe-i murdârların dahi taşra çıkardup şehri mülevvesât-ı müşrikînd …
Bu kal‘a içre kat-ender-kat beş yüz aded kiremitli ve kayağan örtülü evler var. Câ-be-câ dıraht-ı müntehâlar var. Bu evleri Alî Paşa ba‘zı keferelerden kendü malıyla alup cümle küffârı kal‘adan taşra kovup kiliselerde olan 334a lâşe-i murdârların dahi taşra çıkardup şehri mülevvesât-ı müşrikînden tâhir etdirüp cümle yedi aded kenîselerin kal‘a ortasındakin sa‘âdetlü pâdişâh içün câmi‘-i münevver binâ etdirüp kubâbları ve minâreleri üzre altun ile mutallâ alemler ile müzeyyen etdirüp birin dahi sadrıa‘zam câmi‘i edüp birin dahi Alî Paşa kendü nâmına câmi‘ edüp Zekeriyyâ Efendi bir mescid inşâ edüp hakîr bir hânkâh-ı Halvetî edüp vâlide sultân içün bir medrese ve iki mekteb ve bir Alî Paşa tekyesi ve bir hammâm ve bir hân ve bir Alî Paşa sarâyı ve Hacı Ahmed sarâyı ve Zekeriyyâ Efendi sarâyı on aded odalar olup altları cümle bir sıra elli aded dükkânlar olup cümle Zekeriyyâ Efendi çârsûsu mescidine vakf olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 333b–334a ·
metinde göster ·
… up yıldız cânibi ucunda bir küçücük kal‘acığı var, içinde ancak üç aded vîrâ[n]
kiliseleri
kalmış, mâ‘adâ hâneleri yeri nümâyândır. Ammâ sarnıçları çokdur, zîrâ ol taraf …
Beş mîl ihâta eder bir küçük adacıkdır. Sâfî taşlıklı bî-hâsıl cezîre olup yıldız cânibi ucunda bir küçücük kal‘acığı var, içinde ancak üç aded vîrâ[n] kiliseleri kalmış, mâ‘adâ hâneleri yeri nümâyândır. Ammâ sarnıçları çokdur, zîrâ ol taraf köylerinin koyunları ve keçileri bu cezîrede gezüp sularlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 334b ·
metinde göster ·
… [ü] menâlimiz halâs edelim. Ve yine bu cezîrede sâkin olalım ve kal‘a içindeki
kiliselerimiz
kadar taşra varoşda kenîse ihdâs edelim ve bâğ u bâğçeler ve hâneler binâ edeli …
"Sulh ile kal‘ayı verelim ve ehl-i ıyâl mâl [ü] menâlimiz halâs edelim. Ve yine bu cezîrede sâkin olalım ve kal‘a içindeki kiliselerimiz kadar taşra varoşda kenîse ihdâs edelim ve bâğ u bâğçeler ve hâneler binâ edelim ve âdem başına beher sene birer altun harâc verelim ve ruhbânlarımız Muhammed şer‘i üzre harâcdan mu‘âf edelim" deyü yüz yigirmi mâdde üzre meşveretlerin bir yere koyup Piyale Paşa'ya ricâ-nâmeler ile arzların arz eylediklerinde ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup imzâ-yı şer‘-i Resûl-i mübîn olup hamd-i Hudâ bilâ-ceng [ü] cidâl bîm [ü] ra‘b-i savlet-i asâkir-i İslâm ile kal‘a feth olup cümle küffâr-ı hâksâr mikdârlarınca götürecek kadar eşyâları yüklenüp kal‘adan sağîr u kebîr yetmiş üç bin kâfir zî-kıymet metâ‘ları ile kal‘adan hurûc edüp taşra varoşda cây-ı menâslar peydâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y56a ·
metinde göster ·
… r kim misli Kızıl Elma'da ve Beç tahtında İstifani ve Amıstırdam ve Kaşa şehri,
kiliseleri
ola. Ammâ bu deyre küffâr-ı bedgirdâr ale'l-ittifâk var makdûrların sarf edüp b …
Ammâ dağlarda olan mesîregâh kenîselerin cümlesinden mükellef ve ma‘mûru şehrin cenûbunda iki sâ‘at ba‘îd dağlar içinde Aya Moni manastırı kâbilü's-seyr bir deyr-i ma‘mûrdur kim misli Kızıl Elma'da ve Beç tahtında İstifani ve Amıstırdam ve Kaşa şehri, kiliseleri ola. Ammâ bu deyre küffâr-ı bedgirdâr ale'l-ittifâk var makdûrların sarf edüp bir gûne bâğ-ı şükûfezâr, murgzâr, lâlezâr etmişler kim gûyâ kasr-ı kayser-i Rûm'dur. Zîrâ bu Aya Moniya deyrin Hazret-i Îsa havâriyyûnlarından Şem‘ûn-ı Safâ binâ etmişdir. Bilâ-teşbih kıblesi hâlâ Kudüs-i Şerîfedir, sâ’ir deyrler gibi cânib-i şarka değildir. Ve bir halîfe-i havâriyyûn anda medfûndur, ammâ ismi ma‘lûmum değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y60a ·
metinde göster ·