… lup hâlâ zindedir. Ve Hazret-i Mûsâ ile refîk olduğu Kur’ân-ı azîm ile sâbitdir
kim âye[t]
:
"Bârekallâh ilhâm-ı Rabbânî ile re’y [ü] tedbîr-i ahsen bu ola" deyü cümle hukemâ-yı kudemâ-yı nüdemâ-yı mühendisîn Karadeniz ile Akdeniz'in irtifâ‘ın alup Bahr-i Siyâh'ı irtifâ‘ üzre bulup yedi kerre yüz bin kûhken ummâller cem‘ edüp Karadeniz'in kat‘ına mübâşeret edüp Hazret-i Hızır hafr üzre mübâşir idi. Zîrâ Hazret-i Hızır İskender-i Zülkarneyn'in askerî tâ’ifesinden idi. Nübüvvetinde ihtilâf vardır, ammâ nebî diyenler çokdur. İskender ile zulemâta varup âb-ı hayât Hızır'a müyesser olup hâlâ zindedir. Ve Hazret-i Mûsâ ile refîk olduğu Kur’ân-ı azîm ile sâbitdir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 9b ·
metinde göster ·
… üzerine sadlek hamd [ü] senâ olsun kim cümle mevcûdâtın ni‘meti anın üzerinedir
kim, âye[t]
:
Evvelâ ol Râzık-ı Hudâ-yı kerîm ve Hâlik-i Cennet-i na‘îm-i mukîm üzerine sadlek hamd [ü] senâ olsun kim cümle mevcûdâtın ni‘meti anın üzerinedir kim, âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
… un bulmuşlar. {Nâr-ı cahîmden bir şerer görmek isteyen bu Tophâne âteşin görsün
kim, Âye[t]
: (---)(---)(---)}
Kâmil bir gün bir gece germâ-germ âteş olduğundan sonra cümle dökücüyân ve âteş-endâhtân çelebi libâsların çıkarup pabucları ve bir gûne nikâblı maskara külâhlar geyüp hemân gözleri görünür gûyâ her biri birer hayâl-i zıll-ı Karagözleri olup eyinlerinde yine keçeden bol maskara hil‘atları geyüp hidmet ederler. Zîrâ yigirmi dörd sâ‘atden sonra âteş-i Nemrûd'un ve tuç deryâsı âteşinden gayrı gûne esbâblı âdem yanına varsa bizzât benî âdem kebâb olur, değil kim çelebi esbâbları tahammül ede. Üstâdlar ana keçe esbâb geymek yolun bulmuşlar. {Nâr-ı cahîmden bir şerer görmek isteyen bu Tophâne âteşin görsün kim, Âye[t]: (---)(---)(---)}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a ·
metinde göster ·
… ne ve gayrı belîdelere varup ticâret ederlerdi. Ve} mücâhidün fî-sebîlillâh idi
kim âye[t]
:
{Ve altı yüz yıldan sonra} Hazret-i Hâtemü'l-Enbiyâ Muhammedü'l-Mustafâ {gelüp Hadîce-i Kübrâ'nın mâlıyla Şâm kurbünde Busrâ şehrine ve gayrı belîdelere varup ticâret ederlerdi. Ve} mücâhidün fî-sebîlillâh idi kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147a ·
metinde göster ·
… i ibtidâ dedemiz Hazret-i Âdem Safî'den kaldı ve sâniyen Hazret-i Îsâ'dan kaldı
kim âye[t]
:
Anlardan bu su’âllere cevâb oldur kim bu cemî‘i cihâz-ı fakr-ı dervîşân ve eşkâl-i abdâlân ve tarîk-i muvahhidân âyînleri ibtidâ dedemiz Hazret-i Âdem Safî'den kaldı ve sâniyen Hazret-i Îsâ'dan kaldı kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 150b ·
metinde göster ·
Esîrcilerin ibtidâ pîri Benî İsrâ’îl'den Ham Nisim nâm bir bâzergân idi kim Hazret-i Yûsuf'u kuyudan kova ile çıkardı kim âye[t]: Arapça âyeti delîl-i kat‘îdir. Andan Mısır'a götürüp Azîz-i Mısır'a satdı. İbtidâ esîr satmak Ham Nisim Yahûdî'den kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176a ·
metinde göster ·
… âdemler, Cenâb-ı Allâh sizin mel‘ûnlarınızı bile hicv edüp âyet nâzil olmuşdur
kim âye[t]
: Arapça buyurmuşdur. Eyi âdemlerinizi medh edüp âyet nâzil etmişdir âye[t]: ( …
Şevrü'l-Habîb eydirdi: "Bire âdemler, Cenâb-ı Allâh sizin mel‘ûnlarınızı bile hicv edüp âyet nâzil olmuşdur kim âye[t]: Arapça buyurmuşdur. Eyi âdemlerinizi medh edüp âyet nâzil etmişdir âye[t]: (---)(---)(---)(---) buyurmuşdur. Ben kim benî âdem olam, sizin bed-ef‘âllerinizi görüp nice hicv [ü] taklîd etmeyem" deyü cevâb ederdi. Şevrü'l-Habîb'in taklîdi havfından çok âdem ahlâk-ı hamîdile muttasıf olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 210b ·
metinde göster ·
Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
Sun‘-ı Hudâ-yı Müte‘âl-i diğer: Bu şehrin sahrâsında bir gûne kaynak su zâhir olur. Her sene kabak mevsimi geldikde cemî‘i ba‘îd u karîb yerlerden bây ve gedâ, garîb u miskinler gelüp bu sahrâda hayme vü hargâhlarıyla gâh gâh meks edüp ibtidâ üç gün tuzlu yemeden ve zefîr ve sakîl ta‘âm tenâvül {etmeden} perhîz edüp ale's-sabâh bir filcân ol sudan nûş edüp üç amel eder bir fincân dahi nûş edene üç amel eder. Bu tertîb üzre on filcân nûş eden kaviyyü'l-bünye âdeme kâmil otuz amel eder. Ba‘zı âdeme istifrâğ etdirüp tahammül edemeyene istiğfâr etdirüp Arapça mazmûnu üzre pâk u tâhir olup gıll [u] gışından ve cemî‘i ilel ü emrâz-ı muhtelifden ârî olur. Anın içün bu Harbût halkı tendürüst ve ahmerü'l-vech hükemâ-yı cihâna muhtâc değillerdir. İllâ Hakîm-i Mutlak'a muhtâclardır kim âyet;:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
… tânlar dahi harâb olsa gerekdir" der. Hakîkatü'l-hâl Kur’ân-ı Azîm ile sâbitdir
kim âyet
Arapça nass-ı kâtı‘ı delîl-i bürhândır kim cümle imârlar harâb olsa gerek.
Bu şehr-i harâbı niçe gûne şerh etsem midhati zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi yokdur ve i‘tibârı olmayan nesnelerin medhi kelâmında melâmet vardır. Zîrâ kâr-ı dünyâ böyledir kim Hazret-i Dâvûd aleyhisselâm oğlu Hazret-i Süleymân'dan su‘âl eder kim "Ey oğul, bu dünyada ma‘mûr mu çokdur, harâb mı çokdur" Süleymân eydür "Baba, harâb çokdur kim cemî‘i imâristânlar dahi harâb olsa gerekdir" der. Hakîkatü'l-hâl Kur’ân-ı Azîm ile sâbitdir kim âyet Arapça nass-ı kâtı‘ı delîl-i bürhândır kim cümle imârlar harâb olsa gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 240b ·
metinde göster ·
Ehl-i hâl olan bu köhne-âbâdın harâbından ibret almak gerekdir
kim âyet
: Arapça nassı nâzil olmuşdur kim bundan ukalâ-yı dûrbîn-fikr ibret almak gere …
Ehl-i hâl olan bu köhne-âbâdın harâbından ibret almak gerekdir kim âyet: Arapça nassı nâzil olmuşdur kim bundan ukalâ-yı dûrbîn-fikr ibret almak gerekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 332b ·
metinde göster ·
Evvelâ be-kavl-i müverrihân-ı Rûm ve nükte-perdâzân-ı zevi'l-mefhûm ve hikâye-i dırâzân-ı müverrih-i Rûm Yanvan ve müverrih-i Latin Mikal ve müverrih-i Kıbtî Totis ibn Natis ve müverrih-i âlemîn Yarmenî Mıgdısî ve'l-hâsıl cemî‘i Rûm ve Arab u Acem ve Tatar kavimlerinin mu‘temed tevârîh-i mu‘teberelerinde eyle tahrîr ve tastîr ederler kim âye[t]: Arapça nass-ı şerîfi mûcebince ibtidâ rûy-ı arzda makâm edinen Âdem Safî'dir. Evlâd-ı evlâdları münteşir olup vech-i edîme âdem müstevlî oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 148a ·
metinde göster ·
… tavattun etdirüp herkese kadrine göre takdîr etdiği ni‘met-i nefîselerin verir
kim âyet
, sûre-i (---)Arapça mâ-sadakı üzre cemî‘i ins ü sakalân ve cemî‘i mahlûk-ı H …
Âyet, sûre-i (---)Arapça nassı mazmûnu üzre cemî‘i mahlûkun mürebbîsi olup cemî‘i ibâdına bu rûy-i arzı mesken [ü] me’vâ olmağiçün halk edüp tavattun etdirüp herkese kadrine göre takdîr etdiği ni‘met-i nefîselerin verir kim âyet, sûre-i (---)Arapça mâ-sadakı üzre cemî‘i ins ü sakalân ve cemî‘i mahlûk-ı Hudâ'nın Hâlık'ı Râzıki'ı Hâlık-ı Kevneyn ve her mebde-i eşyâdır, ammâ cemî‘i kullarını birer gûne endîşe-i hâma düşürüp her biri bir sevdâ ile bir ser-i kârda halk olundukda bu abd-i kemter Evliyâ-yı bî-riyâya ezel-i âzâlde seyâhat takdîr olunup âyet, sûre-i (---)Arapça nassı üzre ve âyet, sûre-i (---)Arapça fehvâsınca ve sûre-i (---)Arapça nass-ı kâtı‘ları fermânına bu hakîr-i ez‘afu'l-ibâd mazhar düşüp cihân-geşt olduk. Zîrâ, beyt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 188b ·
metinde göster ·
… -i mihnet-sarâyda bir âh-ı serd çekdirmedi ve kapusundan bir gün boş göndürmedi
kim âye[t]
(---)(---) de, Arapça dır.
Cenâb-ı Hallâk-ı Âlem'e bî-hadd ü lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hamd [ü] senâ olsun kim bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâya bir gün bu kârhâne-i mihnet-sarâyda bir âh-ı serd çekdirmedi ve kapusundan bir gün boş göndürmedi kim âye[t](---)(---) de, Arapça dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 194a ·
metinde göster ·
… dir kim ins [ü] sekalânın hâlıkı ve râzıkıdır. Takdîr eylediği erzâkların verir
kim âye[t]
:
Kâ’ide-i Hazret-i Rezzâk-ı Bîçûn ve erkân-ı kün-feyekûn ber-muktezâ-yı âdet-i Rabbü'l-âlemînin hükm-i şerîf-i ezelü'l-âzâli bunun üzerine cârîdir kim ins [ü] sekalânın hâlıkı ve râzıkıdır. Takdîr eylediği erzâkların verir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y1b ·
metinde göster ·
… -pâk her kimin kabza-i tasarrufunda ise bir mük buğday ekse, yüz mük hâsıl olur
kim âye[t]
: Arapça mazmûnunca bir dâne hıntadan on on beş ve yigirmi sünbüle zâhir olup …
Gâyet ma‘mûr u mahsûldâr kazâdır. şâm'ı ve Kudüs'ü ganîmet eden bu diyârdır. Zîrâ ibtidâ Hazret-i Âdem bu arâzî-i latîfde zirâ‘at etmişdir. Hâlâ Âdem Sâfî tarlası derler Küteybe uyûnunun cânib-i şarkîsinde niçe bin dölüm bir hâmûn-ı ferah-fezâdır. Ol hâk-i amber-pâk her kimin kabza-i tasarrufunda ise bir mük buğday ekse, yüz mük hâsıl olur kim âye[t]: Arapça mazmûnunca bir dâne hıntadan on on beş ve yigirmi sünbüle zâhir olup her birinin kâmeti hadenk kalınlığı olur ve her sünbülede mi’etün habbe mukarrerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y259b ·
metinde göster ·
… e sofra-yı bî-imtinânları ile birer nân ve birer tâs buğday çorbaları mebzûldür
kim âye[t]
:
Ve bu varoşda dörd imâret-i azîm vardır. Cümleden Süleymân Hân'ın ve Murâd Hân-ı Sâlis'in, hammâm kurbundadır. Ve Hâsekî Sultân'ın üçer kazgan çorbaları şeb [u] rûz tabh olunup merreteyn huccâca ve garîb gurebâya ve sâ’ir mesâkînlere sofra-yı bî-imtinânları ile birer nân ve birer tâs buğday çorbaları mebzûldür kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y294a ·
metinde göster ·
… atl etmeyüp tırnağile kaşınmamak sünnetdir. Ve füsûk ve cidâl ve kıtâl haramdır
kim âye[t]
:
Bu mahalle geldükde şart-ı evvel oldur kim ibtidâ Medîne-i münevvere kurbunda Bi’r-i Alî'de ihrâm geyüp ehl-i özrem deyü üç vakit namâzdan sonra cümle esbâbın geyüp cinâyet kurbânı ederim diyen kimesne bu mahalde elbette gusl edüp ihrâmın geymek ba‘dehu bu bürke kenârında musallâ-yı Hazret-i Alî'de iki rek‘at namâz kılmak sünnetdir. Ve bundan sonra pire ve kehle katl etmeyüp tırnağile kaşınmamak sünnetdir. Ve füsûk ve cidâl ve kıtâl haramdır kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y309b ·
metinde göster ·
… gâyet musaykal ve mücellâ yumru taşdır. Ve zahm-ı hurde olmasının sebebi oldur
kim âyet
ile müsbetdir kim âye[t]:
deyü ba‘zı şu‘arâ hâl-i mahbûb-ı hakîkîye teşbîh etmişlerdir. Hakkâ ki Ka‘be-i şerîfin cümle der-i dîvâr-ı münevver-i müdevveri beyâz ve sebzgûn hacerler ile mebnîdir. Ammâ bu Hacerü'l-esved şark cânibinde Mekke'ye şeref vermiş bir hâldir. Ammâ pâre pâre ve gâyet musaykal ve mücellâ yumru taşdır. Ve zahm-ı hurde olmasının sebebi oldur kim âyet ile müsbetdir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y343b ·
metinde göster ·
… llâ yumru taşdır. Ve zahm-ı hurde olmasının sebebi oldur kim âyet ile müsbetdir
kim âye[t]
:
deyü ba‘zı şu‘arâ hâl-i mahbûb-ı hakîkîye teşbîh etmişlerdir. Hakkâ ki Ka‘be-i şerîfin cümle der-i dîvâr-ı münevver-i müdevveri beyâz ve sebzgûn hacerler ile mebnîdir. Ammâ bu Hacerü'l-esved şark cânibinde Mekke'ye şeref vermiş bir hâldir. Ammâ pâre pâre ve gâyet musaykal ve mücellâ yumru taşdır. Ve zahm-ı hurde olmasının sebebi oldur kim âyet ile müsbetdir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y343b ·
metinde göster ·
… türâbı tîn etmeğe su lâzımdır. Ve ummâller dahi def‘-i atşân etmeğe su lazımdır
kim âye[t]
: Arapça dır. Anıniçün Cenâb-ı İzzet ol âb-ı Zemzemi halk etdi, derler. El-uhd …
Be-kavl-i müverrih-i âlem: Mekke-i mükerreme binâ olunmazdan evvel Cenâb-ı Bârî âb-ı Zemzemi ayân eyledi kim türâbı tîn etmeğe su lâzımdır. Ve ummâller dahi def‘-i atşân etmeğe su lazımdır kim âye[t]: Arapça dır. Anıniçün Cenâb-ı İzzet ol âb-ı Zemzemi halk etdi, derler. El-uhdetü ale'r-râvî. Niçe kîl vardır, ammâ, kâl-i kelâm-i Resûl-i Kerîm aleyhi's-selâm:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y347b ·
metinde göster ·
… m pişüp bu ni‘met-i uzmâ dîvânhâne-i Gavrî'de hâs [u] âmma bî-imtinân mebzûldur
kim âye[t]
:
Ve matbahhâne iki yüz ocak yeridir. Haftada beş kerre üçer bin sahan ta‘âm pişüp bu ni‘met-i uzmâ dîvânhâne-i Gavrî'de hâs [u] âmma bî-imtinân mebzûldur kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y81a ·
metinde göster ·
… ûfdur. Ve binâ etmesinin sebebi sûre-i Yûsuf'da âyet-i şerîfler ile musarrahdır
kim âye[t]
: Arapça âyeti ve Melik Reyyân vâkı‘a gördüğü âyeti:
Bu anbârları Hazret-i Yûsuf binâ etdüği(n) Eski Mısır evsâfında mevsûfdur. Ve binâ etmesinin sebebi sûre-i Yûsuf'da âyet-i şerîfler ile musarrahdır kim âye[t]: Arapça âyeti ve Melik Reyyân vâkı‘a gördüğü âyeti:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y216b ·
metinde göster ·
… nın sun‘una P 241b göre bundan Q 244b dahi ibret-nümâ benî âdem değil midir
kim âye[t]
:
Bu dahi garîb ü acîb hikmetdir. Ammâ bu sun‘-ı Hudâ'ya kâsıru'l-akl olan Mu‘tezilî tâ’ifesi istib‘âd edüp kabûl etmezler. Ammâ bu hakîr kendü gözümle görüp çıkaran Urbânlara beşer onar pâre verüp temâşâ etdim. Nısfı cânlı, nısfı türâb ile kanlı; ba‘zısının nısfı kanlı, dahi cânı gelmeyüp nısfı türâb idi. Ve Hak Te‘âlâ'nın sun‘una P 241b göre bundan Q 244b dahi ibret-nümâ benî âdem değil midir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230b ·
metinde göster ·
… olup bir mahlûk tavattun etmek mümkin olmazdı" deyü nakl eder. Hakkâ ki eyledir
kim âye[t]
:
İbn Abbâs'dan Avfî rivâyet eder: "Vech-i arzda cümle cereyân eden enhâr-ı sagîr ü kebîrler insânın bedeninde tamarlar gibidir, der. Eğer yeryüzünde sular cereyân etmese yerler pâre pâre olup bir mahlûk tavattun etmek mümkin olmazdı" deyü nakl eder. Hakkâ ki eyledir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y255b ·
metinde göster ·
… p berde ve bahrde olan cû‘âna bezl-i ta‘âm edüp sofra-i bî-imtinânı mebzûl etdi
kim âye[t]
:
Ve bu karyede cümle ehl-i züvvâr gemilerden taşra çıkup sâhil-i Nîl'de ta‘âmlar pişirüp zevk [ü] safâlar etmede. şeyh Mustafâ Rûmî hazretleri onar koyun alır kazganlar ile leb-ber-leb ta‘âmlar tabh edüp berde ve bahrde olan cû‘âna bezl-i ta‘âm edüp sofra-i bî-imtinânı mebzûl etdi kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y280a ·
metinde göster ·
… hal bu Merecü'l-bahreyn'dir, derler. Ve mâbeynlerine mufârakat düşdüğü mahaldir
kim âye[t]
:
âyeti ve Hazret-i Mûsâ ile Hazret-i Hızır Y 336b seyâhat etdüği mahal bu Merecü'l-bahreyn'dir, derler. Ve mâbeynlerine mufârakat düşdüğü mahaldir kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y336a–Y336b ·
metinde göster ·