… u hâricinde Dâvûd Paşa Bâğçe-i hâssı kurbünde yedi yerde ma‘âdin-i hacer vardır
kim böyle
bir sun‘-ı Girdigâr bir diyârda yokdur. Bu kadar bin yıldan berü İlâ-yevminâ hâ …
Ma‘âdin-i sâlis: Edirnekapusu hâricinde Dâvûd Paşa Bâğçe-i hâssı kurbünde yedi yerde ma‘âdin-i hacer vardır kim böyle bir sun‘-ı Girdigâr bir diyârda yokdur. Bu kadar bin yıldan berü İlâ-yevminâ hâzâ beher yevm niçe bin haml-i hımâr u bağl {taş} taşınup deryâda katre ve güneşde zerre mikdâr tenezzül bulmamışdır. Zîrâ be-emr-i Sânî‘ kesb-i hevâdan rûz-merre bitmededir. Ammâ Hızır Ma‘deni derler bir sengîn taşdır. Ayasofya binâsıyçün Hızır göstermegile Hızır Ma‘deni derler. Cümleden latîf ve kat‘ etmesi sehel âsân bir hacer-i makbûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18b ·
metinde göster ·
… celî hat ile mübârek dest-i hatları olmak üzre râyegân u ayân bir manzûm hattır
kim böyle
tahrîr olunmuşdur. Beyt:
Ve niçe bin mevtâları kayıklar ile İslâmbol'un şimâlî cânibinde 22b medfen-i kadîm olan Tershâne ardı demek ile ma‘rûf cebbâne-i kadîmde kehf-i azîmler ve tâk-ı kadîmler içre Ömer ibn Abdül‘azîz hazretleri asrından berü niçe bin sahâbe-i kirâm İslâmbol ve Galata'dan cümle ol mezâristânda medfûnlar idi. Şeyh Maksûd dahi kayıklarla cümle şühedâyı bu garâfe-i kadîmde defn edüp Şeyh Maksûd cümle mevtâyı maksûdlarına vâsıl edüp Şeyh Maksûd bu mezâristânın içinde bir azîm seng-i hârâ üzre celî hat ile mübârek dest-i hatları olmak üzre râyegân u ayân bir manzûm hattır kim böyle tahrîr olunmuşdur. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22a–22b ·
metinde göster ·
… îresinden gelmiş iki aded beyâz mermer-i hâmdan hum-ı husrevânîler getirdmişdir
kim böyle
bir küplere ne Cem ve ne Cemşîd ve ne Dâr[â] mâlik olmamışdır. Her biri birer y …
Ve yine Sultân Murâd-ı Sâlis câmi‘ içre Marmara cezîresinden gelmiş iki aded beyâz mermer-i hâmdan hum-ı husrevânîler getirdmişdir kim böyle bir küplere ne Cem ve ne Cemşîd ve ne Dâr[â] mâlik olmamışdır. Her biri birer yek pâre hammâm kubbesi kadar vardır. Allâhu a‘lem ale't-tahmîn her biri biner kîle hınta almak ihtimâli vardır. Câmi‘in dâhilinde, biri yemînde biri yesârda âb-ı hayât ile mâl-â-mâl durup cümle cemâ‘at musluklarından tecdîd-i vuzû’ edüp âb-ı nâbından nûş edüp def‘-i atşân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36a ·
metinde göster ·
… e seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret olunduğun a‘lâ bilürdüm. Hamd-i Hudâ
kim böyle
bir azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında vücûda gelmişiz.
Bu hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ ibn Dervîş Mehemmed Zıllî rahm-ı mâderden müştak olup rû-yı arza kadem basdığımız bu Sultân Ahmed Hân'ın zamân-ı saltanatında bin yigirmi Muharremü'l-harâm'ın onuncu günü yevm-i âşûrâda vücûda gelüp yigirmi altı târîhinde nâmûs [u] ârı fark edüp Sultân Ahmed Hân'ın Edirne seferin ve Yeni câmi‘ binâsına mübâşeret olunduğun a‘lâ bilürdüm. Hamd-i Hudâ kim böyle bir azîmü'ş-şân pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında vücûda gelmişiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 59a ·
metinde göster ·
"Ey imdi leb-i deryâda olursa ömrü içinde balık yememişdir
kim böyle
kitâb te’lîf etmişdir, zîrâ çok balık yiyen âdemin aklı hafîf olur ve kırk gün …
"Ey imdi leb-i deryâda olursa ömrü içinde balık yememişdir kim böyle kitâb te’lîf etmişdir, zîrâ çok balık yiyen âdemin aklı hafîf olur ve kırk gün bir âdem balık beynisi tenâvül etse elbette bî-akl olur, zîrâ balıkda idrâk-i akl halk olunmayup aklı gözündedir ve dâ’imâ yılan gibi gözü açıkdır, kirpiği ve gözlerinin kapağı yokdur" deyince Buhârâ erenlerinden bu balık evsâfların Yazıcızâde halîfeleri istimâ‘ etdükde:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 173b ·
metinde göster ·
… eri dahi cümle birbirlerine peyrev olup makâm-ı segâhda bir düdük faslı ederler
kim böyle
faslı ne Cem ü Cemşîd ve İskender-i Dârâ ve Hüseyin Baykara etmemişdir, eyle ge …
Bu bâlâdâ tahrîr olunan ağız düdüğü sâzendeleri dahi cümle birbirlerine peyrev olup makâm-ı segâhda bir düdük faslı ederler kim böyle faslı ne Cem ü Cemşîd ve İskender-i Dârâ ve Hüseyin Baykara etmemişdir, eyle geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i bahr-i vefâ ve kân-ı şifâ, rükn-i muhterem, kutb-ı muhteşem, zâhid-i zamâne, âbid-i yegane eş-Şeyh Hazret-i Şemseddîn Muhammed b. Alî ya‘nî Hazret-i Seyyid Emîr Sultân: Hüseynî nesebdir. Buhârâ'da müştak olup edâ-yı farz içün Mekke-i Mükerreme'ye, andan Medîne-i Münevvere'ye gelüp ceddi Hazret-i Resûl'ü ziyâret ederken Medîne şürefâları "Nedir bu sende sikke-i {Âl-i} Muhammedî" deyü ta‘n [u] taarruz edüp şürefâ surresin vermezler. Hemân Hazret-i Emîr eydür "Gelin ceddimiz huzûruna varup murâfa‘a-i şer‘ olalım. Kankımız ırk-ı tâhirden ise anlar hükm buyursunlar" deyü cümle şürefâ-yı Mekkiyi Hazret-i Resûl muvâcehesine götürüp hemân Seyyid Emîr "Es-selâmu aleyke yâ Ceddî" der. Hemân Ravza-i Mutahhara içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i Kibriyâ gelüp "Yâ veledî, Rûh ile'r-Rûm, ma‘a'l-kandîl" buyururlar. Hemân o mahalde cümle şürefâ-yı Mekke hâk-i pây-i Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp leyle-i muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gibi ol kandîl sönüp gâ’ib oldu. Emîr Sultân cümle fukarâlarına eyitti: "Ey ihvân-ı bâ-safâlar, bizim ömrümüz, kandîl bu şehrde sönüp makâmımız bu şehr olması işâretidir" buyururlar. Hemân a‘yân-ı Bursa Emîr Sultân'ın hâk-i pâyine yüz sürüp dörd kerre yüz bin âdem mürîdi oldular. Zîrâ ol nûr-ı kandîl ile azîzin Bursa'ya dâhil olduklarını her menzîlde cümle âşıkân görüp Bursa halkı dahi üç gün üç gice o kandîli temâşâ edüp ulu sultân olduğun müşâhede etdiklerinden cümle kibâr-ı Bursa Hazret-i Emîr'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukara-yı (---)(---) oldular. Bizzât Yıldırım Bâyezîd Hân rikâblarında piyâde yürüyüp bey‘at-kerdeleri olduklarından mâ‘adâ Yıldırım Bâyezîd Hân Nilüfer Hânım nâm-ı cânım olan kerîme-i afîfesin Emîr Sultân'a tezvîc edüp azîm sürûr [u] şâdmânlar oldu. Diyâr-ı Rûm'da bir velvele-ârâ-yı azîz oldu kim cihânda yegâne-i asr oldu. Hattâ Yıldırım Hân Ulu Câmi‘i binâ edüp evvel cum‘a namâzı edâ olundukdan sonra Yıldırım Hân, Emîr Sultân'a eydür "İyi câmi‘ olmadı mı sultânım", der. Emîr Sultân eydür: "Katı müzeyyen câmi‘ olmuş ammâ ortasında beş on küp katresi harâm hamr gerekdir kim gelüp giden cemâ‘atler şarâb-ı mel‘ûndan şürb edüp gideler, hemân ol eksikdir" deyince Yıldırım Bâyezîd Hân eydür: "Yâ Sultânım! Bu ibâdethânedir. Hiç ne mümkündür kim böyle câmi‘de şarâb ola" deyü cevâb eydür. Hemân Emîr Sultân eydür: "Bak a Yıldırım, bu câmi‘i sen binâ edüp içine şarâb komağı irtikâb etmeği ma‘kûl görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle bir katre menîden halk etdüğü tılısım-ı ism-i a‘zam ve arş [u] kürs-i kerrûbiyyândan efdal ü eşref beytullah olasın. Husûsan benî Âdem hakkında Allah "Kalbü'l-mü’mini arşullah" diye. Sen ol arşullah içre Allah'dan havf etmeden niçe gice ve gündüz şarâb-ı habîs korsun" deyince hemân Yıldırım Hân irşâd olup şarâba tevbe eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a ·
metinde göster ·
… ân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir
kim böyle
kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pâ …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
… p kadleri yigirmi yedişer karış demir küpeli serâmed toplardır. Garâbet andadır
kim böyle
mefret topları ol yalçın kaya üzre eyle sa‘b mahalle niçe çıkarup vaz‘ etdiler, …
Eşkâl-i kal‘a-i Kemâh: Şekl-i muhammes şeddâdî taş binâ kal‘a-i zîbâdır. Her burc [u] bârûsu seng-i azîmler ile yalçın kayalar üzre mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i âlîdir. Erzurûm serhadlerinde nazîri meğer Şebin Karahisârı ola. Bir kal‘a-i bî-nazîr demek olmaya, ammâ nehr-i Furât aşırı sehl havâlesi vâr şekildir. Ammâ andan zarar isâbet etmez bir kal‘a-i üstüvârdır ve dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve handakı (---) ve kıbleye nâzır bir kapusu var. Andan içeri iki kat kapular dahi var, üçü dahi musanna‘ ve metîn demir kapulardır. İbtidâki kapunun iç yüzünde, sağında ve solunda birer tuç toplar vardır kim ikisi dahi vâcibü's-seyr toplardır. Her birinde birer eskici girüp köşkerlik eylese yerim dar demez. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm ve tavîl Süleymân Hân toplarıdır. Üç kantar taş gülle atup kadleri yigirmi yedişer karış demir küpeli serâmed toplardır. Garâbet andadır kim böyle mefret topları ol yalçın kaya üzre eyle sa‘b mahalle niçe çıkarup vaz‘ etdiler, aceb san‘at-ı cerr-i eskâl ile çeküp eyle âli yire böyle top-ı kebîrleri komuşlardır. Ve tâ içerdeki üçüncü kapunun atebe-i âlisi kemeri üzre bir gürz-i pehlivânî ve bir tîr-i kemân-ı Hazret-i Alî asılmışdır kim alâmet-i azîmdir. Ve bu kal‘anın içinde cümle toprak örtülü sağîr ü kebîr altı yüz hâne-i zîbâlardır. Lâkin teng mahalde vâki‘ olmağıla bâğ u bâğçesiz ve susuz hânedânlardır. Ve cümle a‘yân-ı vilâyet ve kal‘a neferâtı hâneleridir. Kara Ya‘kûboğlu'nun ve İbrâhîm Çelebi'nin hânelerinden gayrı bâğçeli ev yokdur. Ve bu kal‘a içre mu‘attal arz-ı hâliye yerler çokdur. Hattâ hâlî olan yerlerde beş aded buğdây anbârları vardır. Leb-ber-leb Selîm Hân'dan berü pirinç çeltiği ve darı vardır. Sanasın bugün harmandan gelüp der-anbâr olmuş hububâtdır. Hîn-i muhâsarada onlar ile kut-ı kanâ‘at edinirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 340a ·
metinde göster ·
… kîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin ve hakkâ ki pâk seyyâh-ı âlemsin
kim böyle
bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve senâlar edüp derûnî muhab …
Ve bostâncıbaşıyla gemime bir Frenk hekîm girdüğü Kaya Sultân'ım 145a tarafından bir hekîm ile baltacı gelüp vücûduma hekîm-i hâzık timar etmesidir. Ve sıhhat buldukça hekîme derûn-ı dilimden muhabbet edüp ihsânlar etsem gerekdir, ammâ Allahu a‘lem alâmet-i kebîr oldur kim vücûdum gemisi direği kesilüp ten gemisinden ayrılup benim yoluma revâne olup ben marazdan halâs olurum inşâallah" deyüp bir Fâtiha deyüp ba‘de'l-Fâtiha eydür: "Evliyâm işe sen bizim sâdıkâne muhibb-i yâr-ı kadîmimiz olmağıla sen bizim içün bu vâkı‘ayı görüp ol gice bize de işâret olup Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayı kendüden su’âl edün, deyü bize tebşîr etdiklerinden bu gün bu vâkı‘anın vâkı‘-ı hâlin senden su’âl etdiğimin aslı ol idi. İmdi bu hakîr ilhâm-ı Rabbânî ile böyle ta‘bîr etdim, hayr ola" deyüp kesret-i kelâmdan bî-tâb u bî-mecâl kalup girde-bâlişe nâliş ederek söylenüp hâb-ı râhata vardı. Cümle enderûn [u] bîrûn ağaları ve gayri huzzâr-ı meclis kimesneler paşanın bu vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdüğüne engüşt ber-dehen ederek "Âferîn, sad hezârân âferîn yâ Melek Ahmed Paşa sad-lek tahsîn ola. Hakkâ ki hâl sâhibisin. Hudâ sıhhat vere" deyü cümle hayr du‘âlar edüp hakîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin ve hakkâ ki pâk seyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve senâlar edüp derûnî muhabbet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b–145a ·
metinde göster ·
… lının yanına gelüp eydür: "Cânım! Hânum. Ve Melek Ahmed be cânânum! Huzûrunuzda
kim böyle
çılbah gezmemiz terk-i edepdür ammâ meni sâhib-i zeker ve sâhib-i dübür ve kubu …
Ba‘dehû mezkûr çuvalının yanına gelüp eydür: "Cânım! Hânum. Ve Melek Ahmed be cânânum! Huzûrunuzda kim böyle çılbah gezmemiz terk-i edepdür ammâ meni sâhib-i zeker ve sâhib-i dübür ve kubur sanırsuz. Yok kişiler. Eyle {zekerli değilem} cümle {yârâna} safâ-nazar!" deyüp cümle huzzâr-ı meclisin huzûrlarına varup deverân etdi. Bunda ne zengûle ve ne hayâ ve ne dübür var. Hemân önü ardı birer tahta-misâl deri pâreleri, ünsâ da değil ve tavâşî değil ve dübüründen dahi nişân yok. Bir merd şekilli sâhib-derd budur. Andan sonra yine harârının yanına gelüp garârdan bir peştemal çıkarup beline kuşandı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… de vü revendegân içün mancınıklı bir gûne musanna‘ makaralı cisir inşâ etmişdir
kim böyle
kapân-ı cisr-i haşeb bir kal‘ada yokdur. Her şeb kal‘a huddâmları ve dîdebânlar …
Ve bu kulleden mâ‘adâ mezkûr Tebrîz kapusunda bir dirsekli tabya-i metîn etmişdir kim Tebrîz kapusunun yemîn [ü] yesârı handakı içre kuş uçurmaz. Ve handak üzre Tebrîz kapusuna âyende vü revendegân içün mancınıklı bir gûne musanna‘ makaralı cisir inşâ etmişdir kim böyle kapân-ı cisr-i haşeb bir kal‘ada yokdur. Her şeb kal‘a huddâmları ve dîdebânları bu cisri makaralar ile ipleri bocı-ırgatlar ile çekerek cisr-i haşebi kal‘a dîvârına dayayup siper ederler. Ba‘dehû iç yüzden cisri kal‘aya zencîrler ile bend ederler. Ta bu mertebe metîn cisr oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253a ·
metinde göster ·
… ân ve fânûslar ile çırâğân olunca el-azametullâh küffâra eyle sâtûr vurmuşlardı
kim böyle
bir şebhûnı Efrâsiyâb ve Rüstem ve Sâm-ı Nerîmân etmemişdir. Hamd-i Hudâ ol şeb …
"İnşâ’allâh hemân bu gecede siz deryâ tarafında eyle bir hareket edin. Bizler dahi yukaru kal‘a kapusuna hücûm ederiz" deyü haberleri gelince hemân ol şeb-i muzlimde Yûsuf Kethüdâ üç yüz aded koyunların ve keçilerin boynuzlarında fitiller ile aşağı kal‘adan taşra nısfu'l-leylde kâfirlerin meterisleri üzre sürüp kal‘adan Allâh Allâh deyince azamet-i Hudâ küffâr birbirlerine girüp kimi deryâya dökülüp kimi sahrâya firâr ederken hemân Hasan Paşa kal‘asından cümle asker imdâda çıkup bî-pâk bî-pervâ üç bin müsellâh asker birer cağ yükü buğdaylar ile yukaru kal‘aya girüp Nigebolı ve Kırkkilise ve Silisre sancağı askerleri dahi atları terkisinde birer cağ yükü buğday kal‘a kapusu önüne bırağup yine Hasan Paşa kal‘asına Allâh Allâh deyüp gitdiler. Hamd-i Hudâ bu üç bin yiğit kal‘aya selâmetle dahil olunca kağan arslan gibi kanıkmış yiğitler Yûsuf Kethüdâ'dan me’zûn olup keçilerin çıkdıkları kapudan bir kerre Allâh Allâh deyü kâfir üzre çıkup aç kurd koyuna girir gibi küffâr meterise girince kal‘anın bedenlerinden iki bin mikdârı meş‘aller ve neft ve katrân ve fânûslar ile çırâğân olunca el-azametullâh küffâra eyle sâtûr vurmuşlardı kim böyle bir şebhûnı Efrâsiyâb ve Rüstem ve Sâm-ı Nerîmân etmemişdir. Hamd-i Hudâ ol şebhûnda guzât-ı müslimîn bin altmış kelle ve beş yüz diri ve bu kadar mâl-ı ganâ’im ile yine kal‘aya girirken taşra çıkan keçilerden iki yüz adedi sağ bulup anları da ganîmet bilüp derûn-ı kal‘aya sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup bir top u tüfeng ve fişeng ve gülbâng-ı Muhammedî sadâsı olup guzât-ı müslimîn içre gûyâ hacc-ı ekberin ıyd-ı adhâsı olup cümle mâl-ı ganâ’imi guzât-ı müslimîn berâber pay edüp gelen zehâyirler ile bay oldular.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
… kat bir kebeye sarılup minâreden pâdişâh-ı vakt gibi bir seyr-i azîm etmişimdir
kim böyle
temâşâyı ne Azak cenginde ve ne şibenik cenginde ve ne Hanya ve Varna cenginde …
Hemân hakîr yine minâreden haykırup, "İşte çapul çiverdiler. Siz de kal‘a kapuların açup taşra çıkup ceng etmeğe hâzır olup cümle topları hâzır-bâş edin" deyü {nidâ edüp hakîr kurşum havfinden} dörd kat bir kebeye sarılup minâreden pâdişâh-ı vakt gibi bir seyr-i azîm etmişimdir kim böyle temâşâyı ne Azak cenginde ve ne şibenik cenginde ve ne Hanya ve Varna cenginde görmemişimdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60b ·
metinde göster ·
"Bire Hazînedâr Ağa ve Kapucular Kethüdâsı Osmân Ağa, ayıb değil midir
kim böyle
edersiz?" dedikde, hemân hazînedâr yerinden pertâb edüp bir iç ağası hıştı ile …
"Bire Hazînedâr Ağa ve Kapucular Kethüdâsı Osmân Ağa, ayıb değil midir kim böyle edersiz?" dedikde, hemân hazînedâr yerinden pertâb edüp bir iç ağası hıştı ile hakîre bir hışt havâle edüp ben dahi men‘ [u] def‘ edem derken hakîrin uyluğuna bir hışt urup bir yanımdan bir yanıma geçüp büryân kebâbı şişi sokar gibi hıştı hakîre sokunca cümle huzzâr-ı meclis, "Bire, bire Hazînedâr Ağa ayıbdır" deyince, hakîr hemân hıştı uyluğumdan çıkarup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 79b ·
metinde göster ·
… ek cümle vüzerâlar bir alay-ı müzeyyen ile pâdişâh-ı milk-ârâya selâma durdular
kim böyle
alay-ı müzeyyeni çeşm-i zamân ve dîde-i insân gibi görmemişdir ve temâşâsında h …
Andan kalkup cânib-i şarka gâh leb-i deryâ ile ve gâh dıraht-ı müntehâlar içre ubûr ederek cümle vüzerâlar bir alay-ı müzeyyen ile pâdişâh-ı milk-ârâya selâma durdular kim böyle alay-ı müzeyyeni çeşm-i zamân ve dîde-i insân gibi görmemişdir ve temâşâsında hayrân olmuşdur. Andan 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81a ·
metinde göster ·
… iç kal‘ası vardır. Ve aslâ bu kal‘anın cânib [u] etrâfında bir havâlesi yokdur
kim böyle
bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i gevher-nigîndir.
Bu kal‘a-i hoş-binâ-yı ibret-nümâ nehr-i Sava ve nehr-i Tuna kenârında cümle dokuz kat kal‘a-i bî-misâl bölme bölme hisâr-ı üstüvâr-ı pür-me’âl ve bir sûr-ı bâ-kemâldir kim aşağı kat kal‘asından niçe zor âver kemândârân dilâverân var kuvvetini bâzûya getirse yukaru kal‘aya şast ber-kabza bir ok perrân etse iç kal‘aya sehm-i kazâsı gücile yetişir. Tâ bu mertebe âlî iç kal‘ası vardır. Ve aslâ bu kal‘anın cânib [u] etrâfında bir havâlesi yokdur kim böyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i gevher-nigîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 112a ·
metinde göster ·
… ü acîbe me‘âdin-i ibret-nümâ iken Façatlı Alî Ağa'nın dest [ü] bâzûsuna kuvvet
kim böyle
bir polad-ı Nahçivânîyi bir tîğ-i bürrân ile iki pâre eden Alî Ağa'ya hezâr ahs …
Mukaddemâ bu şehr-i azîm bâlâda memdûhdur, ammâ şimdi bunda cümle asâkir-i İslâma meştâ fermân olunup dellâllar nidâ etdikde el-azametullâh Erdel diyârında alınan mâl-ı ganâ’imler meydân-ı mahabbete çıkup envâ‘-ı sîm ve zerrîn âvânları ve pençe-i âfitâb-ı mehtâb duhter-i pâkîze-ahterler ve rûh-ı musavver pençe-i âfitâb muğpîçeler ve dûşîze ve şûrîze kâlim nisvân-ı sâhib-isyânlar bâzâr-ı Belgrad'da bey‘u şirâ olundu kim hadd [ü] hasırdan efzûn idi ve serdâr-ı muzafferimizin fermânıyla şarbatak kal‘asına ve Sekelhit kal‘aları üzre sefere gitmek içün kal‘a-i Vârat'dan çıkan polad-ı Nahçivânî olan mezkûr putları top dökmek içün bir putu Ferhâdî külünkler ile yüz bin renc-i anâ çekerek kırup âteşe bırağup eritmek mümkün olmayup âhir-i kâr âteşden çıkarup ferâgat etdiler. Tâ bu mertebe böyle bir garîb ü acîbe me‘âdin-i ibret-nümâ iken Façatlı Alî Ağa'nın dest [ü] bâzûsuna kuvvet kim böyle bir polad-ı Nahçivânîyi bir tîğ-i bürrân ile iki pâre eden Alî Ağa'ya hezâr ahsend ve sadlek ve kez lek bâr[ek] Allâh. Ba‘dehû Belgrad'dan yine cânib-i cenûba,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127a ·
metinde göster ·
Böyle gazâ-i ekber ol sene-i mübârekede nasîb oldu
kim böyle
bir fütûhât-ı cemîle ma‘lûmumuz değildir kim Revân ve Bağdâd'dan berü olmuş ola …
Böyle gazâ-i ekber ol sene-i mübârekede nasîb oldu kim böyle bir fütûhât-ı cemîle ma‘lûmumuz değildir kim Revân ve Bağdâd'dan berü olmuş ola. Bu cümleden bir muhârebe-i azîme ve bir feth-i amîme-i savaş-ı perhâş idi kim hamd-i Hudâ müşârün-ileyh Fazlî Paşa'ya müyesser oldu, Allâh mu‘ammer eyleye ve böyle fütûhâtı Cenâb-ı Bârî yârî kılup efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya erzânî kıla, âmîn ve yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 139a ·
metinde göster ·
bir nehr-i azîm sâ‘ika-i azîm ile gürleyüp yıldırım gibi aşağı akarken alabalık …
Ve garâ’ib-i ibret-nümâ dahi oldur kim böyle bir nehr-i azîm sâ‘ika-i azîm ile gürleyüp yıldırım gibi aşağı akarken alabalık dedikleri serî‘ ve cerî mâhîler aşağı nehr-i Virbaz'dan baş yukaru nehr-i Pileve ile biri birlerin kovarak yıldırım gibi atılan sudan baş yukaru şakıyup çıkarlar. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151b ·
metinde göster ·
bir sâhib-kırân (...) Seydî Ahmed Paşa ile böyle gazâlarda bulunup yine Erdel g …
şükür Hudâ-ı Bîçûn'a kim böyle bir sâhib-kırân (...) Seydî Ahmed Paşa ile böyle gazâlarda bulunup yine Erdel gazâsına gitmek sadedinde iken innâ-li'llâhi nidelim n'eyleyelim takdîr-i Hudâ böyle etmiş kim bu sene-i menhûsede eyle kağan arslan vezîr-i âlîşânı mazlûmen bi-gayr-ı hakk katl edüp Erdel gazâsına Seydî ile girmek yine müyesser olmadı, el-hükmü lillâhi te‘âlâ. Mısra‘,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 187b ·
metinde göster ·
Kapudan eyitdi: "Devlet-i Âl-i Osmân bu güne mi kaldı kim böyle dîvâneyi kral edüp hazîne nice tahsîl edüp Erdel diyârın nice hıfz [u] hırâset etse gerek. Yâ bizim kralımız Kemen Yanoş'un nesi vardır" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 12b ·
metinde göster ·
… şer adım eni ve birer âdem kaddi âlî penbe-misâl ekmekler idi. Hudâya ma‘lûmdur
kim böyle
idi.
İbret-nümâ-yı ekber: Bu bir temâşâdır kim ta‘bîr olunma[z]. Kırk aded hâs ve beyâz ekmeklerin her birisin kırkar çift sığır arabası kızaklarına her bir ekmeği tahmîl edüp her birine niçe bin kefereler üşüp kırk aded ekmeği dahi summât-ı Muhammedî üzre kodular kim her biri yigirmişer adım tavîl ve beşer adım eni ve birer âdem kaddi âlî penbe-misâl ekmekler idi. Hudâya ma‘lûmdur kim böyle idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18a ·
metinde göster ·
… le çekiç çarh-ı dollâbın suyun kesüp şeb [ü] rûz böyle bir kâr-ı rûzgâr ederler
kim böyle
kârı pîr-i haddâdiyân Hazret-i Dâvûd ibn Süleymân etmemişdir. Ve niçe yüz bin s …
Ser-i kârda ancak iki üstâd örs üzre dollâb ile birer ikişer kantar demirleri çekiç altına koyup çeküp vermede olup demir uzayup bir çubuk oldukda yine bir san‘at ile çekiç çarh-ı dollâbın suyun kesüp şeb [ü] rûz böyle bir kâr-ı rûzgâr ederler kim böyle kârı pîr-i haddâdiyân Hazret-i Dâvûd ibn Süleymân etmemişdir. Ve niçe yüz bin seyyâh-ı âlem bu kâr-ı rûzgâr-ı dîvi görmemişdir. Hakkâ ki vâcibü's-seyrdir kim mısra‘.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40a ·
metinde göster ·
… mermer-i hâs ve beyâz} sütûnlar üzre yedi aded kubâb-ı ser-nigûn-ı nîlgûnlardır
kim böyle
latîf câmi‘ bir serhadde yokdur. Ve bir tula binâ-yı metîn vâsi‘ haremi var. De …
Bu câmi‘-i pür-envâr Ortahisâr'dan çıkarken şâhrâhın sağ tarafında rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile mestûr kubâblı câmi‘-i pür-nûrdur kim tûlen ve arzen kâmil yüzer ayakdır. Ve minberi ve mihrâbı ve mahâfil-i Bilâlîsi sâde güzeli musanna‘ mihrâb ve minber ve mahâfildir. Taşra soffasında altı aded {mermer-i hâs ve beyâz} sütûnlar üzre yedi aded kubâb-ı ser-nigûn-ı nîlgûnlardır kim böyle latîf câmi‘ bir serhadde yokdur. Ve bir tula binâ-yı metîn vâsi‘ haremi var. Derûn-ı harem cümle cümle dıraht-ı müntehâlar ile müzeyyen bir mesîregâh-ı sâyedâr haremdir. Ve gâyet musanna‘ bir mevzûn minâre-i serâmed-i bâng-ı Muhammedîsi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63a ·
metinde göster ·
… âğlı bunlara kâmil bir sâ‘at-i nücûmîde eyle şemşîr-i âteş-tâb-ı perrân urdular
kim böyle
seyf-i zü'l-yezeni Rüstem ü Restân ve Sâm u Nerîmân ve Güstehem ü Tihemten urma …
Ba‘dehu Budin vezîri Siyâvuş Paşa bürâderi Hüseyin Paşa kolundan Budin ve Üstürgon gâzîleri dörd bin aded esîrler dahi gelüp serâperde önünde bu kadar üsârâları getirenlere in‘âmlar olunup "Yine getirenler bu esîrin boynun ursunlar" deyü fermân olunca el-azametullâh dörd bin aded ibâdullâhı serâperde önünde çökerüp yüz, yüz elli yerde cellâd-ı bî-amânlar bu kadar mahlûk-ı Hudâ'ya şaka şak taka tak ol kadar seyf-i miczem urdular kim şakırdısı evc-i arâka çıkup her kâfir koyun ve kuzu gibi meleyüp elleri bağlı ve ciğerleri dâğlı bunlara kâmil bir sâ‘at-i nücûmîde eyle şemşîr-i âteş-tâb-ı perrân urdular kim böyle seyf-i zü'l-yezeni Rüstem ü Restân ve Sâm u Nerîmân ve Güstehem ü Tihemten urmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106b ·
metinde göster ·
… ndan bir sâ‘at kâmil âfitâb-ı âlem-tâb görünmez oldu. Hudâ-yı lâ-yezâle ayândır
kim böyle
oldu.
Ve bu yürüyüş mahallinde atılan top u tüfeng tozu ve toprağı ve dûdundan bir sâ‘at kâmil âfitâb-ı âlem-tâb görünmez oldu. Hudâ-yı lâ-yezâle ayândır kim böyle oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 115a ·
metinde göster ·
bir vezîr-i a‘zam huzûrunda bu kadarca küffâr sancağ-ı Resûlullâh'a karşu at sı …
"Ya gayret-i İslâm-ı Muhammedî bu mudur kim böyle bir vezîr-i a‘zam huzûrunda bu kadarca küffâr sancağ-ı Resûlullâh'a karşu at sıçradup giderek karşudaki yeniçerileri kıralar. Sonra pâdişâha ne cevâb verirsin" deyü unf ile gûnâ-gûn cevâblar dedikde hemân Sadrıa‘zam babalığı Kazancızâde Süleymân Ağa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18b ·
metinde göster ·
Ve bu kal‘anın cirmi kâmil üç bin adımdır. Ammâ leb-i deryâya nâzır kayaları üzre kal‘a dîvârları yokdur, zîrâ ol tarafları ne‘ûzü billâh gayyâdır, ammâ yalın kat Şeddâdî taş dîvârdır. Ve cümle kırk aded çâr-kûşeli musanna‘ kulleleri ve dendân-ı bedenleri gâyet musanna‘ kal‘a-i zîbâdır kim içinde üç kat bölme hisâr dîvârları var, birbirine geçilir kapuları ve handakları vardır. Aceb hikmetdir kim böyle serâmed kayalardan sular çıkup kal‘adan taşra âb-ı hayât uyûnlar akar. El-hâsıl bu kal‘aya bir cânibden aslâ zafer 121b mümkin değildir. Ancak muhâsara ile alınır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121a–121b ·
metinde göster ·
… rek kemâlin bulup bir pençe-i âfitâb mehtâb gulâm-ı reşîd oldu. Hudâ'ya ayândır
kim böyle
olmuşdur.
"Bu ma‘sûm gulâmın ismi Necâtî olsun" buyurup tayalara verüp perveriş ederek kemâlin bulup bir pençe-i âfitâb mehtâb gulâm-ı reşîd oldu. Hudâ'ya ayândır kim böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 123a ·
metinde göster ·
olmuşdur. Bir gün bu diyârda bir kabakda mihmân olup konak-bânımız olan Çerkes …
Hudâ'ya ayândır kim böyle olmuşdur. Bir gün bu diyârda bir kabakda mihmân olup konak-bânımız olan Çerkes âdemlik edüp fi'l-hâl taşra çıkup sehel eğlenüp geldi ve meydân-ı mahabbete sığın derisinden sofra getirüp bir ağaç tekne latîf revâk gibi bal ve bir tekne peynir ve bir tekne pasta getirüp "Aşan konaklar halâl bolsun. Benim babası cânı savasın", ya‘nî "Balı yeyin helâl olsun. Atam cânına değsin" dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 155a ·
metinde göster ·
… istimâ‘ edüp bu câmi‘in ihrâk olmasın tahrîr etdim. Ammâ vâh ve vâh ve vâveylâ
kim böyle
kazm-ı nazm-ı cinân-ı kâh misilli câmi‘-i kebîr ihrâk olup nûr iken muzlım olmu …
Zîrâ Timur, Yıldırım Bâyezîd Hânımız zamânında karîbü'l-ahd olup Timur'a yetişmiş Heşdek Tatarlarının iki yüz yaşında mu‘ammer olmuş Tatarların lisânından istimâ‘ edüp bu câmi‘in ihrâk olmasın tahrîr etdim. Ammâ vâh ve vâh ve vâveylâ kim böyle kazm-ı nazm-ı cinân-ı kâh misilli câmi‘-i kebîr ihrâk olup nûr iken muzlım olmuş. Ammâ yine böyle iken bu câmi‘in enderûn bîrûnunda olan envâ‘ füsûskârî mukavvim mahkûk kâr-ı mermer-bür ve gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk bir diyârda yokdur. İllâ Mısır-ı nâdireti'l-asrda Paşa Sarâyı civârında Sultân Kalavân câmi‘inin rûy-ı dîvârları ola. Hakkâ ol kâr-ı musanna‘ dahi bu Balu Hân câmi‘ine mu‘âdildir. Ve niçe cevâmi‘ler dahi bu Balu Hân'da hâlâ kenîse-i Mesîhiyyelerdir, ammâ yedi aded hânları ve üç aded hammâmları ve yedi bin kadar saz ve toprak örtülü evleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172a ·
metinde göster ·
bir müdebbir ve mubassır ve mubattın âkıbet-endîş vezîria‘zam gele kim böyle bi …
mazmûnunca niçe yüz yıl geçmek gerek kim böyle bir müdebbir ve mubassır ve mubattın âkıbet-endîş vezîria‘zam gele kim böyle bir ceng-i azîm tedârikin göre. Mısra:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293a ·
metinde göster ·
… ek kim böyle bir müdebbir ve mubassır ve mubattın âkıbet-endîş vezîria‘zam gele
kim böyle
bir ceng-i azîm tedârikin göre. Mısra:
mazmûnunca niçe yüz yıl geçmek gerek kim böyle bir müdebbir ve mubassır ve mubattın âkıbet-endîş vezîria‘zam gele kim böyle bir ceng-i azîm tedârikin göre. Mısra:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 293a ·
metinde göster ·
bir mermer-i hâmdan minber-i ra‘nâ bir diyârda yokdur. Meğer Karadeniz sâhilind …
Ve bir mihrâb u minbere mâlikdir kim böyle bir mermer-i hâmdan minber-i ra‘nâ bir diyârda yokdur. Meğer Karadeniz sâhilinde Sinop câmi‘i minberi ola. Derûn-ı câmi‘in iki tarafında fevkânî cemâ‘at mahâfilleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 313b ·
metinde göster ·
… istimâ‘ olunur. Bir çarhlı olup yigirmi dörd sâ‘at devr eder. Gâyet musanna‘dır
kim böyle
bir çarhlı sâ‘at bir diyârda yokdur.
İbret-nümâ sâ‘at kullesi: Hânın yol aşırısında bir serâmed sâ‘at kullesidir kim çanı gâyet büyükdür. Kâmil bir sâ‘at yerden sadâsı istimâ‘ olunur. Bir çarhlı olup yigirmi dörd sâ‘at devr eder. Gâyet musanna‘dır kim böyle bir çarhlı sâ‘at bir diyârda yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 346a ·
metinde göster ·
… i dörd gûne âlu'l-âl âlûsu ve yigirmi dörd elvân emrûdları sicillâtda mastûrdur
kim böyle
âbdâr hoş-hor emrûdlar Malatiyye şehrinde ve Kürdistân'da Bitlis şehrinde ve Te …
Der-medh-i sun‘-ı Hudâ-yı güzîde-i fâkihât: Memdûhâtından tokuz gûne ayvası ve baba ayvası ve ekmek ayvası ve bâ-husûs yigirmi dörd gûne âlu'l-âl âlûsu ve yigirmi dörd elvân emrûdları sicillâtda mastûrdur kim böyle âbdâr hoş-hor emrûdlar Malatiyye şehrinde ve Kürdistân'da Bitlis şehrinde ve Tebrîz vilâyetinde Tesü ve Ordubar şehirlerinde böyle âbdâr emrûdlar görmedim. Cümleden beğ emrûdu ol kadar lezîz ve âbdârdır kim gûyâ bir tulum katr-ı nebâtdır. Lâkin zâlim şehrin meyveleri bir yerden bir yere hedâyâ gidemez, zîrâ gâyet terdir, ammâ elması kutularla her diyâra gidüp henüz letâfet [ü] halâveti bâkî kalup tûl-ı zamânda tüffâhının rengine ve râyiha-i tayyisebine aslâ tağayyür gelmez, ammâ gayri meyveleri bir fersah yere gitmez, ammâ bu hakîr ayvasından tâ Usturumça şehrine dek pembe içinde ayva-yı sefercelisin getirdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 371a ·
metinde göster ·
… âl [ü] ashâb ve ezvâcı ve Ehl-i Beyt-i Âl-i Abâ ve Çâryâr-ı Güzîn üzerine olsun
kim böyle
bir Şâh-ı Rüsül'ün ümmetindeniz. Eş-şükrü lillâh.
ol hâtemü'l-enbiyâdır. Ammâ cümle nebîlerden evvel rûh-ı Seyyidü'l-Kevneyn halk olmuştur. Cümle nebîlerden yine öndin ümmetiyle dâhil-i cinân olsa gerek. Durûd-ı bî-tü‘ad ana ve âl [ü] ashâb ve ezvâcı ve Ehl-i Beyt-i Âl-i Abâ ve Çâryâr-ı Güzîn üzerine olsun kim böyle bir Şâh-ı Rüsül'ün ümmetindeniz. Eş-şükrü lillâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y2a ·
metinde göster ·
… rtülü neferât evleridir. Ve bir mescid ve bir âb-ı hayât çeşmesi var. Hikmet bu
kim böyle
cebel-i âlî üzre aynü'l-hayât çeşmesâr vardır. Ve aşağı yeni hisârda yigirmi ka …
Ammâ taşra kal‘ada Germiyanoğlu câmi‘i ve yetmiş aded toprak örtülü neferât evleridir. Ve bir mescid ve bir âb-ı hayât çeşmesi var. Hikmet bu kim böyle cebel-i âlî üzre aynü'l-hayât çeşmesâr vardır. Ve aşağı yeni hisârda yigirmi kadar toprak örtülü evlerdir. Ve bir tahta minâreli mescidi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y9b ·
metinde göster ·
sultânı ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden istimdâd taleb etdik. Hâlâ ziyâretgâh-ı ü …
Hamd Îzed'e olsun kim böyle sultânı ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden istimdâd taleb etdik. Hâlâ ziyâretgâh-ı ünâsdır. Ulu câmi‘de olan hırka-i şerîf bu Şehâbeddîn hazretlerinin seyyidi Âl-i Dânişmendî'den kendülere intikâl edüp Ulu câmi‘e konup ziyâretgâh idi. Ba‘dehu celâlî ve cemâlî tuğyânı mahallinde Ulu câmi‘den ref‘ edüp hâlâ Hâsoda ki Âl-i Osmân'ın sa‘âdet hânesidir, anda mahfûzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y69b ·
metinde göster ·
… Bursa'da Murâdiyye'de defn ederler, hâlâ Fransa ol zu‘m üzre- Y 122b -dirler
kim böyle
hîle edüp,
Karye-i Velanova: Cânib-i erba‘ası bâğ u bâğçe ile müzeyyen yetmiş Urum hâneli bir ma‘mûr köydür. Ve câ-be-câ müselmânları vardır. Âl-i Osmân neslinden Cem Şâh, Sultân Bâyezîd ile ceng edüp âhir münhedim oldukda Menteşe hâkinde bu Malta'ya ubûr edüp bu karyeyi ana hâs verirler, hâlâ bu karyede olan ibret-nümâ âsâr-ı acîbe binâlar ve gûnâ-gûn fıskıyye ve şâzrevân ve havzı ve selsebîller ve câm-ı Cem ta‘bîr etdikleri câmın durduğu amûd-ı ibret-nümûn bu köydedir. Ve çok âsârları mürûr-ı eyyâm ile münhedim olmuşdur. Andan Cem Sultân firâr edüp Fransa'da karâr edüp Bâyezîd Hân tarafından taleb olundukda bi'z-zarûrî bir saruşın âdemi zehirli ustura ile tırâş edüp boğup, Cem'dir deyü Âsitâne'ye irsâl edüp Bursa'da Murâdiyye'de defn ederler, hâlâ Fransa ol zu‘m üzre- Y 122b -dirler kim böyle hîle edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y122a–Y122b ·
metinde göster ·
… taşın ardına uryânen düşüp Mısır'a girdi. Cümle halk Hazret-i Mûsâ'yı gördüler
kim böyle
bir vücûd kim yed-i beyzâsı gibi vücûd-ı şerîfi dahi dürr-i beyza müşâbih.
Bir gün Mûsâ Nebî Nîl kenârında gusl ederken hırkasın bir taş üzre koyup gusl edüp taşra çıkınca hemân bu taş hırka üstünde iken Mısır'a doğru yürüdü. Mûsâ dahi taşın ardına uryânen düşüp Mısır'a girdi. Cümle halk Hazret-i Mûsâ'yı gördüler kim böyle bir vücûd kim yed-i beyzâsı gibi vücûd-ı şerîfi dahi dürr-i beyza müşâbih.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y244a ·
metinde göster ·
Âd ve Semûd kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş
kim böyle
seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir keser gibi kesüp mezkûr gârların der-i d …
Âd ve Semûd kavmine seng-i hârâlar bi-emrillâh müsahhar imiş kim böyle seng-i hârâları kalem tırâş ile peynir keser gibi kesüp mezkûr gârların der-i dîvârlarına ve revzen ü tâklarına ol kadar emek sarf edüp hûrdegîrlik etmişler kim gûyâ hıtâyî kâğıdda Fahrî oyması gibi nükûş-ı garîbe oymuşlardır. Ammâ hikmet-i Hudâ her bir hânedânın kayası başka başka yaradılmış. Herkes birin oyup vatan edinmiş. Ve her birinin mâbeyninden yol geçer kumsal yollardır. Bu râhlara nâzır kat-ender-kat hücreler ve gûnâ-gûn maksûreler vardır. Ve dîvânhâne ve zîr-i zemînler var kim her birine biner ikişer biner benî âdem sığar. Ol çölistânın şiddet-i hârında içine dâhil olduğumuzda gûyâ Bağdâd-ı behişt-âbâd Y 272a serdâblarına girmişe döndük. Ve gûnâ-gûn kapular oymuşlar kim kapunun cânib-i erba‘aları kat-ender-kat zıh-ender-zıh hurde rûmî ve eslimî ve şükûfeler ile ârâste atebelerdir kim hâlâ asrımızın üstâd mermer-bürleri tîşe ve nevregân ve tilismân urmağa kâdir değillerdir. Meğer diyâr-ı Rûm'da Atina şehrinde Sultân Mehemmed câmi‘indeki mermerlerin musanna‘âtı ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271b–Y272a ·
metinde göster ·
bir câmi‘-i bî-misâle mâlik olmuşdur kim midhâtinde diller kâsırdır. Ve bu câmi …
Âl-i (---)(---) bir pâdişâh-ı âlî-tebâr imiş kim böyle bir câmi‘-i bî-misâle mâlik olmuşdur kim midhâtinde diller kâsırdır. Ve bu câmi‘ fevkânîdir, serâpâ altı zîr-i zemînler ve dekâkînlerdir. Üç taraf kapulardan on beşer kademe taş nerdübân ile urûc olunur. İki cânibinde yetmiş pençereleri cümle esvâk-ı sultâniyyeye nâzırdır. Ve izdihâm yerde olmağile câmi‘-i Ezher'den sonra cemâ‘at-i Y 93b kesîreye mâlik olan câmi‘ budur. Gâyet havâdâr dilküşâ câmi‘-i rûşendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y93a–Y93b ·
metinde göster ·
levendâtı ve aşkıyâ ve erâzil çok diyârda ıyd-ı şerîfin destûr-ı şâhî günleri o …
Ve bir ibret şey dahi bu Mısır'da oldur kim böyle levendâtı ve aşkıyâ ve erâzil çok diyârda ıyd-ı şerîfin destûr-ı şâhî günleri ola avret ve oğlan gürûh gürûh, remmâ remmâ gezerler, bir merd bir nisvâna ve sibyâna ve gılmâna dest-dırâzlık etmek ihtimâlleri yokdur. Bu husûsda gâyet emn [ü] emândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y183b ·
metinde göster ·
… bi‘ altı kerre yüz bin Zengî ve esmerü'l-levn kavmdir. Lisânları cümle İbrî'dir
kim böyle
kelimât ederler:
Bu kal‘a dahi tûbdandır. Ve altı câmi‘i ve bin mikdârı kamışdan ve tûbdan evleri var. Câ-be-câ çalaşdan dükkânları ve bozahâneleri var. Fûncistân'a tâbi‘ altı kerre yüz bin Zengî ve esmerü'l-levn kavmdir. Lisânları cümle İbrî'dir kim böyle kelimât ederler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y423a ·
metinde göster ·
… elerinden latîf ü nazîf ü zarîf ve âşık-perest herîf-i zât-ı şerîf çelebilerdir
kim böyle
âşık-perestlikden sonra sakallanup âteş-perest olur, aleyhi mâ yüstehak.
Ve mahbûb u mahbûbeleri ahmer ve esmer ve beyâz ü'l-levn olurlar. Habeş iklîminde mahbûbe-i Zeyla‘ meşhûrdur. Merâlî ve gazâlî ve kâğız dudaklı ve hokka ağızlı ve kırmızı ve sarı ve yeşil ve siyâh ve beyâz gûnâ-gûn dişleri var kim her dendân-ı dürdâne bir gûne boya ile boyayup başka bir hüsn-i cemâl vermişdir. Ve çâh-ı zenehdânları ve sîm gabgabları dahi münakkaşdır. Ve şîve ve reftâr güftârları şîrîn mahbûbları olur kim zenânelerinden latîf ü nazîf ü zarîf ve âşık-perest herîf-i zât-ı şerîf çelebilerdir kim böyle âşık-perestlikden sonra sakallanup âteş-perest olur, aleyhi mâ yüstehak.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·