Bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîr sene 1051 târîhinden berü dokuz pâdişâh ve yetmiş vüzerâ-yı âlîşânlar ile müşerref olup kamusunun ahvâllerine vâkıf olup görürdük ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve cümle a‘yân-ı kibâr hoş-âmed kelâma ve rîş-handa ve bedele-gûya ve kizb ü bühtân ü iftirâya ve gammâza ve fassâl âdemlere mâyillerdir. Hattâ bu Haleb'de Murtezâ Paşa efendimizle Hünkâr Bâğçesi havzı kenarında hem-celîs idim. Ve ba‘zı safâ-âver nüdemâlar ile hem-sohbet ü hem-enîs idim. İttifâk bir kaç kerre esnâ-yı kelâmda mübâlağadan kinâye ifrât-ı kelâm üzre kizb-i sarîhi irtikâb edinüp hezârân dürûğ-gûyluk ederlerdi. Söyledikleri kizblerin sıhhati ve dürûğu hakîrin mazbûtu ve ma‘lûmu olduğu mâddelerdir kim ekseriyyâ ol seferlerde bile idim. Hakîr anlara mu‘âraza etdikçe paşa anların kizbini tasdîk edüp irtibât ve âb [u] tâb verirdi. Hatta bir gün merhûm ve mağfûrunleh Tabanıyassı Mehemmed Paşa imâmı Yahyâ Efendi Şâm'dan ma‘zûl şehr-i Haleb'de bulunup Murtezâ Paşa'nın kapu yoldaşı olması takrîbiyle paşanın musâhibi ve nedîm-i hâsı bir molla-yı muhteşem, âlim ü fâzıl kimesne idi. Ammâ bedele-gûy, hezele-gûy, dürûğ-gû idi. Paşa huzûrunda anların sergüzeşt [ü] serencâmı kelimâtlarıdır kim bu mahalle tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b ·
metinde göster ·
… u ve balgamın habâbları, beğlerin ve hakîrin üzerine hubâb-efşân oldu. Ve ba‘zı
kinâye
cevâblar ile beğlere yukarudan aşağı mu‘âmeleler edüp,
Hemân Haydar Kethüdâ fakîr arz odasında ayak reftârı ederken beğlerin yanında olan biheri, ya‘nî ocak yanına gelüp bir kerre "âh tû" deyüp ocağa bir lakoz istiridye kadar balgam tükürüp savurdu ve balgamın habâbları, beğlerin ve hakîrin üzerine hubâb-efşân oldu. Ve ba‘zı kinâye cevâblar ile beğlere yukarudan aşağı mu‘âmeleler edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 10a ·
metinde göster ·
… kalır. Vakt-i zuhradek huccâcın serleri ebr-i nîlgûn içinde kalır. Mübâlağadan
kinâye
tâ bu kadar evc-i semâya ser çekmiş kûh-ı bâlâ-yı Akabe-i kazâ-i nâgehânîdir. H …
Ve mezkûr Dîvdâr belinden yukaru Akabe sütûhuna çıkınca dik yukaru iki sâ‘at yokuşdur. Ammâ merhûm Rıdvân Beğ tathîr etmiş kim makdûr-ı beşer değildir. Rahmetullâhi aleyh. Âsân yokuşdur, ammâ gök yüzünde ba‘zı zamân kerrûbiyânın sadâları istimâ‘ olunup Hazret-i İdrîs ve Hazret-i Îsâ ile merhabâya âhiret zirâ‘ıyla bir ramak yer kalır. Vakt-i zuhradek huccâcın serleri ebr-i nîlgûn içinde kalır. Mübâlağadan kinâye tâ bu kadar evc-i semâya ser çekmiş kûh-ı bâlâ-yı Akabe-i kazâ-i nâgehânîdir. Hind ü Sind Yemen seyyâhları ve tüccârları mâbeyninde Mısır'ın Akabesi meşhûr-ı âfâkdır. Mısır'dan Ka‘be'ye gidince cümle akabeler âsândır. Dahi âsânı oldur kim mukaddemâ bâlâda tahrîr olunduğu üzre Zahrü'l-hımâr nâm körfezin boğazı dolsa bu Akabe'ye uğrayup renc [ü] anâ çekilmez ve altı konak gidişde ve altı konak gelişde fâ’ide eder ve beher yevm biner altun masrûf bâkî kalırdı. Bu müyesser olmazsa, mısra:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y379b ·
metinde göster ·