… n çözünce bir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların
kolanların
berk edüp hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu ka …
Hemân hançer ile atların pâybend kösdeklerin kesüp der-ân atımı gemleyüp belime kılıcım çalınca Hüseyin nâm bir gulâmım ber-hurdâr olsun hâzır olup öbürleri dahi gözün ovmada ve kuşağın bağlamada gördüm ki anlardan fâ’ide yokdur. Meğer Kâzım da hâzır olmuş ve ol dahi esvâbıyla yatırmış. Başı ucundan kılıcın alup beline çalup ve tüfeğin eline alup atının pâybendlerin çözünce bir kılıç ve iki tüfeng alup ve bir teberkeşi belime çalup ve atların kolanların berk edüp hakîr iki memlûkumla süvâr olup dörd memlûkum ve altı re’s atım bu kadar mâl [u] esvâbım kalup Hânbâğı'ndan teper aşağı kar buz üzre şahin süzülür gibi süzülüp yokuş aşağı buz üzre gıjlayup aşağı Değirmenler deresine inüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… n hüddâmlarım ve birkaç ılıca teferrücüne gelen âdemler seyishânelerimin çember
kolanların
ve garâr kolanların çözüp yayan âdemler âheste reviş ile atın yanına varup atı …
Hemân hüddâmlarım ve birkaç ılıca teferrücüne gelen âdemler seyishânelerimin çember kolanların ve garâr kolanların çözüp yayan âdemler âheste reviş ile atın yanına varup atı boynundan ve kuyruğundan bağlayup "İsa tira mola" diyerek atı der-kenâr edüp gücile atı halâs etdik. Bi'z-zarûrî hakîr ılıcaya girüp safâ etdim ve atı da nehr-i Tunca'da yaykayup eğeri ve bisâtları güneşde kurudup nehr-i Tunca'yı bu ılıca dibinde atlar ile geçdik. Bu mahalde nehr-i Tunca azdır, zîrâ menba‘ı yakındır. Torbakurudan dağlarından gelüp Edirne içinde Mihal köprüsü altında nehr-i Meriç'e mahlût olur. Ve bu mahalde nehr-i Tunca'yı ubûr edüp (---) sâ‘atde gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53a ·
metinde göster ·
… kaç ılıca teferrücüne gelen âdemler seyishânelerimin çember kolanların ve garâr
kolanların
çözüp yayan âdemler âheste reviş ile atın yanına varup atı boynundan ve kuyruğu …
Hemân hüddâmlarım ve birkaç ılıca teferrücüne gelen âdemler seyishânelerimin çember kolanların ve garâr kolanların çözüp yayan âdemler âheste reviş ile atın yanına varup atı boynundan ve kuyruğundan bağlayup "İsa tira mola" diyerek atı der-kenâr edüp gücile atı halâs etdik. Bi'z-zarûrî hakîr ılıcaya girüp safâ etdim ve atı da nehr-i Tunca'da yaykayup eğeri ve bisâtları güneşde kurudup nehr-i Tunca'yı bu ılıca dibinde atlar ile geçdik. Bu mahalde nehr-i Tunca azdır, zîrâ menba‘ı yakındır. Torbakurudan dağlarından gelüp Edirne içinde Mihal köprüsü altında nehr-i Meriç'e mahlût olur. Ve bu mahalde nehr-i Tunca'yı ubûr edüp (---) sâ‘atde gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53a ·
metinde göster ·
… ber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem
kolanlar
ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-he …
Hemân kırk elli kadar zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendesesine avret ber-hevâ çıkınca hemân mukaddemâ salıncak başına çıkan kefere bir kerre salıncağın zencîri tetiğini koyverince azamet-i Hudâ fakîre avret salıncakdan çıkup kuş gibi hevâda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn âteş-pâreler avredün vücûdundan vızır vızır deyerek yanup kül oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
Yekûnisi kırk yerde teferrücgâhları vardır. Evvelâ şehir içinde Köprü ovası nâm yerde bir acâ’ib ü garâ’ib çemenzâr u lâle‘ızâr vâdî-i mesîregâhdır kim niçe yüz aded gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar ile zeyn olmuş evc-i âsımâna kad keşân olmuş sâyedâr çınâr ve kavak ve bîd-i ser-nigûn ve karaağaç ve misk-bû uhlamur ağaçlarının zıll-ı himâyelerinden zemîne aslâ güneş te’sîr etmeyüp duhâvî katîfe gibi zemîn sebiz-gûn olup câ-be-câ âb-ı revânlarının kenârelerinde maksûre ve nişîmen ve soffalar ile ârâste ve matbah ve kebâb çarhlarıyla pîrâste olmuş âb-ı hayâtları cereyân edüp her dıraht-ı serâmedin şâhalarında tâze cüvân yiğitler salıncaklar kurup uşşâkları kolanlar çeküp salınırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 232b ·
metinde göster ·
… ti taşra çekdirdim. Hattâ su kalmayup tıyn türâblı bulanık su kalup yine çember
kolanlarıyla
hakîr taşra çıkdım. Ba‘zı âdemler dahi enüp su bulamayup taşra çıkdılar.
Bu mahalle Yûsuf ve Hazret-i Cibrîl nâzil olduğu hâtıra hutûr edüp kuyu içre hakîre bir bükâ ârız olup ol kadar tazarrû‘ Y 237a[u] nâlişler edüp Cenâb-ı Bârî'den sıhhat-i beden seyâhat-i tâm ve âhir nefesde îmân ricâ edüp cemî‘i atşânın delvelerin ve mataraların doldurup def‘-i atşânlarına sebeb olup hakîr dahi mataramız pür edüp ve mezkûr gümüşlü hışti taşra çekdirdim. Hattâ su kalmayup tıyn türâblı bulanık su kalup yine çember kolanlarıyla hakîr taşra çıkdım. Ba‘zı âdemler dahi enüp su bulamayup taşra çıkdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236b–Y237a ·
metinde göster ·
Andan esnâfbaşılar andan kisve nâzırı ile emîrü'l-hac kethudâsı ve kisve emîni paşadan Kara Meydân'da geydükleri hil‘at ile at başları berâber enselerinde müsellah u müzeyyen iç ağaları ve dahi akîblerinde emîrü'l-hac paşanın mehterhânesi ve köslerine turralar urulup ubûr edüp Mısır içinde âdem deryâsı temâşâ edüp izdihâm-ı azîm sökerek kisve-i şerîfi İmâm Hüseyn makâmına varup kisve-i şerîfi ve sâ’ir mühimmâtları anda koyup yedi gece anda cemî‘i ulemâ cem‘ olup ihyâ ederler. Ve kisve-i şerîfin asdarların ve kolanların dikerler. Zîrâ meşhed-i Hüseyn'in cirmi hemân Ka‘be-i şerîf cirminde olduğunda Meşhed câmi‘inin direklerine kisve-i şerîfi ihâta edüp ana göre dikerler, ba‘dehu Ka‘beye götürüp râst gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y198b ·
metinde göster ·
taşı sallaya sallaya murâd [u] maksûdları merkezine taş vardıkda üçüncü ipin bi …
Alatları ve halatları acâyibdir. Meselâ kal‘anın tâ zirvesinde iki amelî pâye var kim semâyâ ser çekmiş. İki pâyenin üstüne azîm hûrmâ dırahtları komuşlar ve fîl derisinden üç dâne urganlar urmuşlar. Bu üç urganın yukaru ucları mezkûr hûrmâ ağaçlarında bağlıdır. Aşağı ucunda yine fîl derilerinden örülmüş bir sofra-misâl şeydir, anın içine seng-i hârâları koyup Rûm ıydlerinde sıbyânlar içün salıncak binâ ederler, gûyâ eyledir. Fîl derisi kolanlarla taşı sallaya sallaya murâd [u] maksûdları merkezine taş vardıkda üçüncü ipin birin halâs edince ol müdevver taş tayerân ederek murâd edindikleri yere varup düşmeni helâk eder. Ammâ saded anda kim evvelden düşmen geleceği mahalle atup tecrübe etmişler. Ve mancınık amûdları üzre müte‘addid ipler komuşlar, mahall-i merâma geldikde ipin birine rehâ verüp atarlar. Ammâ bu dâ’imâ kal‘ada dâyimdir, cânib-i erba‘aya atılır, gayrı yere gitmez. Ammâ taşra sefere gitdikleri zamân gayrı âsî hûrmâ direklerinden mancınıkları vardır, develer ile götürüp bununla dahi ceng ederler. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y396a ·
metinde göster ·