… varır, dedik. İnşâ’allâh hakîr kîseleri yan yana ve hemyân hemyâna muttasıl iki
konak
yer dizeyim."
"Belî pâdişâhım mümkündür. Nehr-i azîm gibi cereyân eder. Ey imdi sen kîseleri uç uca eğer dizersen bu su İslâmbol'a varır, dedik. İnşâ’allâh hakîr kîseleri yan yana ve hemyân hemyâna muttasıl iki konak yer dizeyim."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46a ·
metinde göster ·
… almışlardır kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Hattâ ol gazâda
Konakcı
Alî Paşa Sâm Nerîmân-vâr bir ceng-i azîm edüp mâl [u] menâl almışdır kim tahrîr …
"Bire Boğdan'da Burunsuz Kostanta bozulup koma Tatar askeri geldi" deyü küffâr Yergöğü kal‘asında {mahsûr olan} Âl-i Osmân askerin muhâsara etmeden ferâğat edüp Tirkovişte cânibine firâr edince küffârın akîblerince mahsûr olan asâkir-i İslâm kâfiri kova kıra bu kadar mâl-ı hazâyin ve esîr ü defâyin almışlardır kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Hattâ ol gazâda Konakcı Alî Paşa Sâm Nerîmân-vâr bir ceng-i azîm edüp mâl [u] menâl almışdır kim tahrîri mümkün değildir, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 85b ·
metinde göster ·
Ezîn-cânib Eyyûb ve Südlüce ve Hâsköy ve Kâsımpaşa ve Tophâne ve Beşiktaş'dan tâ bu mahalle gelince Rûmeli tarafıdır kim İslâmbol tarafıdır ve merkûm yigirmi iki pâre şehir ve kasabalar ki tahrîr olunup cümle İslâmbol'un birer mahallesidir. Ammâ Yedikulle'den tâ bu Karadeniz Boğazı'na gelince kâmil iki konak yerdir. Ammâ her kasabanın mâbeynlerinde arz-ı hâliye yokdur. Serâpâ birbirlerine müşâ bâğ u bâğçeleri vardır kim bu arada Rûmeli kasabâtları tamâm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 138b ·
metinde göster ·
… errisköy kemerleri ve Kovuk Kemerler, bunlar İslâmbol'un cânib-i garbîsinde bir
konak
tavîl menzildir.
{Evsâf-ı Tetimme-i Su Kemerleri: Evvelâ Uzun Kemerler ve Mu‘allak Kemerler ve Güzelce Kemerler ve Müderrisköy kemerleri ve Kovuk Kemerler, bunlar İslâmbol'un cânib-i garbîsinde bir konak tavîl menzildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146a ·
metinde göster ·
… i imâm Hüseyin, Yezîd cenginde Kûfe'de şehîd olup cesed-i şerîfi Bağdâd'a (---)
konak
karîb imâm Hüseyin'de bir âsitâne-i azîmde medfûndur ve ser-i sa‘âdetin Yezîd Ş …
Evsâf-ı ırk-ı tâhir âl-i abâ, sâdât-ı kirâm, evlâd-ı Resûlullâh: Aded on yedi bin, el-azametullâh bu tâ’ifenin alay-ı azîmi destâr-ı evlâd-ı Resûlullâh ile nümâyân oldukda cümle teferrüc ehli "Allâhümme salli ala Muhammed" derler. Gûyâ bir nûr-ı ilâhî berk urup cümlesi esbâb-ı ihtişâmları ile esb-süvâr çifte çifte ubûr ederler. Pîrleri imâm Hasan ve imâm Hüseyin ve vâlideleri Fâtımatü'z-Zehrâ ve cedleri Hâtemü'l-enbiyâ Muhammedü'l-Mustafâ'dır. Kabr-i imâm Hasan (---) medfûndur. Ehli, sem verüp mesmûmen şehîd oldu, sene (---) ba‘de hicret-i nebeviyye'de. Kabr-i imâm Hüseyin, Yezîd cenginde Kûfe'de şehîd olup cesed-i şerîfi Bağdâd'a (---) konak karîb imâm Hüseyin'de bir âsitâne-i azîmde medfûndur ve ser-i sa‘âdetin Yezîd Şâm'dan Mısır'a gönderüp hâlâ Mısr-ı Kâhire içre Hân-ı Halîl kurbünde meşhed-i imâm Hüseyin'de bir kubbe-i âlî içinde ser-i sa‘âdetleri medfûndur. Bir câmi‘i var, cânib-i erba‘asındaki mermer amûdlar Ka‘be-i Şerîf hareminde binâ olmağile Ka‘be-i Şerîf'in siyâh örtüsün ol amûdlara kuşadup anda dikerler, ba‘dehu Ka‘be'ye götürürler. İmâm Hüseyin azîm âsitânedir. Cemî‘i ehl-i Mısır şeb [u] rûz ziyâret ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157b ·
metinde göster ·
… kendülere mûnis olup zebân-ı hâl ile kelimât ederler. Kabr-i Alî, Bağdâd'a beş
konak
karîb (---) medfûndur.
Bunların pîri Esedullâhi'l-Gâlib Hazret-i Alî ibn Ebî Tâlib'dir. Cümle esedler gelüp hâk-i pâyine yüz sürüp cemî‘i yırtıcı vahşî hayvânlar kendülere mûnis olup zebân-ı hâl ile kelimât ederler. Kabr-i Alî, Bağdâd'a beş konak karîb (---) medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169a ·
metinde göster ·
… seksen kulaç kazup anda âb-ı hayât su var idiğin bilüp ka‘r-ı zemînde dörd beş
konak
yerler kazup yüzer adımda bir kuyu ağzı menfez açup kuyu ağzına yelken bezlerin …
Su yolların dağlarda kazıyup bir yerden bir şehre su gideceğin ilm-i hendese ile dağları yetmiş seksen kulaç kazup anda âb-ı hayât su var idiğin bilüp ka‘r-ı zemînde dörd beş konak yerler kazup yüzer adımda bir kuyu ağzı menfez açup kuyu ağzına yelken bezlerinden bâdgîrler yapup andan su yollarına rûzgâr girüp ka‘r-ı zemînde üstâdlar rûzgârda işleyüp suları bir yere cem‘ edüp murâd edindikleri yere lağımlarla ve terâzûlarla suları götürürler, acâyib ma‘rifetdir. Bunlar dahi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
… u Amasra'nın, Sinap kal‘ası cânib-i şarkîsindedir. İkisinin mâbeyni karadan beş
konakdır
, denizden mâbeynleri yüz mildir. Ve bu Amasra, Karadeniz Ereğlisi'nin şarkî tar …
Evsâf-ı kal‘a-i Amasra : Kayser-ı Rûm binâsıdır. Sene (---) târîhinde Kastamonu sahibi (---) feth edüp anın destinden sene (---) târîhinde (---)(---) fethidir, be-dest-i (---)(---) Bolu sancağı hâkinde voyvodalıkdır. Kal‘ası, leb-i deryâda bir püşte-i âlî üzre şekl-i murabba‘dan tûlânî metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. (---) nâzır (---) kapusu var. Kal‘a içre cümle (---) hâne-i zîbâlardır kim (---) mestûrdur. Bu kal‘ayı bir kaç kerre Rus-ı menhûs urup bir zafer edemeyüp hâ’ib ü hâsır gitdiler. Handakı yokdur, ammâ dizdârı ve neferâtı ve yüz elli akçe kadısı ve yeniçeri serdârı vardır ve kal‘a içre câmi‘ ve mesâcidi (---)(---)(---)(---)(---) vardır, ammâ medrese ve imâret-i it‘âmı ve kurrâ ve dârü'l-hadîsi yokdur. Lâkin mükellef çârsûsu vardır. Ve bu Amasra'nın, Sinap kal‘ası cânib-i şarkîsindedir. İkisinin mâbeyni karadan beş konakdır, denizden mâbeynleri yüz mildir. Ve bu Amasra, Karadeniz Ereğlisi'nin şarkî tarafındadır ve ikisi mâbeyni karadan dört menzildir ve Amasra ile Ereğli mâbeyni deryâdan elli mildir. Ve bu şehrin bâğ u bâğçesi ve gûnâ-gûn meyvesi ve âb [u] hevâsı ve mahbûb ve mahbûbesi gâyet memdûh-ı âlemdir. Ve bu şehrin iki cânibinde biri şarkî ve biri garbî azîm limanları vardır kim sekiz rûzgârdan emîn a‘lâ yatak cây-ı menâs limân-ı hâsdır ve şark tarafındaki limânın sâhasında âb [u] hevâsı ve binâsı latîf hammâm-ı dil-küşâsı vardır ve dahi varoşı (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---). İskele başında mahzenleri ma‘mûrdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---). Me’kûlât ü meşrûbâtının memdûhı (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)Ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 245b ·
metinde göster ·
… iyerler. Ve Sinop ile bu Samsun'un mâbeyni deryâdan (---) mildir, karadan (---)
konakdır
. Ve bu Samsun'un cenûb tarafına Sinop vâkı‘ olmuşdur. Bu Samsun kal‘ası leb-i d …
(---)(---) galatdır. Kayser-i Rûm oğlu Harkıliye binâsıdır. Sene (---) târîhinde Sultan Alâeddîn-i Selçûkî fethidir. Andan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân destine girdi. (---) hâkinde voyvodalıkdır ve emânetdir ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve yeniçeri serdârı ve kethüdâyeri ve kal‘a dizdârı ve (---) neferâtı vardır, ammâ müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur, ammâ a‘yân [u] eşrâfı çokdur. Halkı, cümle keştîbân ve kendirciyândır ve a‘vânı yokdur ve uleması çokdur. Herkes iktidârına göre akçe ve gökçe ve pâkça libâslar giyerler. Ve Sinop ile bu Samsun'un mâbeyni deryâdan (---) mildir, karadan (---) konakdır. Ve bu Samsun'un cenûb tarafına Sinop vâkı‘ olmuşdur. Bu Samsun kal‘ası leb-i deryâda (---) üzre Şeddâdî binâ-yı sengîn-âbâddır. Fâtih-i Eğre asrında Urus bu kal‘aya istîlâ edüp kal‘anın câ-be-câ yerlerin münhedim edüp sonra yine ta‘mîr u termîm edüp gayrı dizdâr ve neferâtlar ta‘yîn eyleyüp müstevfâ cebehâneler kodular. Hâlâ mükemmel [u] ma‘mûr kal‘adır. Dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır ve yetmiş kullesi ve iki bin bedeni ve (---) kapusu vardır. (---) kapusu (---) nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 247a ·
metinde göster ·
… i mâr-misâl bir bahr-i azîmdir. Karadeniz ile ol Bahr-i Haraz'un mâbeyni on beş
konak
yerdir kim vilâyet-i Kabartay Çerkezi ve vilâyet-i Dağıstân'ın kûh-ı Elburz'ı v …
Menzil-i nehr-i azîm Faşa çayı: Bir nehr-i azîmdir kim Tuna-misâl bir vâsi‘ nehrdir. Ba‘zı yeri bir mil enli ba‘zı mahalli nısf mil teng mahallerdir. Ammâ umkı sekiz kulaç ve on kulaç derbenddir. İçinde Mikrilistân ve Abaza vilâyetine giden gemiler girüp yüz mil yukaru giderler. Âb-ı hayatdan nişân verir nehr-i kebîrdir. Karadeniz'in cânib-i poyrazı nihâyetinde bir körfez bucağına vâki olmuşdur. İslâmbol'dan bu mahalle gelince bin üç yüz mildir. Karadeniz'in bir ucı bu Faşa çayıdır. {İslâmbol'dan Faşa nehri 1300 mil}. Menba‘ı, Mikrilistân ve Gürcîstân ve Dağıstân ve Kabartay Çerkezistânı mâbeynlerinde kûh-ı Elburz'dan ve Ubur dağından ve Sadşe dağlarından cem‘ olup cânib-i cenûba cereyân ederek Mikril ve Abaza mâbeyninde Karadeniz'e mahlut olur. Cânib-i şarkîsi serâpâ âsî Mikrilistân köyleridir. Cânib-i garbîsi Abazistân'ın Çaçlar kavmi diyârıdır. İki cânibi dahi çengelistân ve ormanistân olmağıla Abazalar Mikrili, Mikril Abazaları serîka edüp bâzargânlara satarlar. Ve dahi ba‘zı müverrihler bu Faşa çayıyçün Şirvân ve Gîlân ve Demirkapu deryâsı ki âna müverrihler Bahr-i Haraz [Hazar] derler, "Bu çay-ı azîm ol deryânın ayağıdır kim Karadeniz'e munsab olur", derler. Ammâ bu nehr-i Faşa âb-ı hayâtdır ve Gîlan deryâsı Karadeniz kadar bir deryâdır, belki dahi vâsi‘dir. Zehr-i mâr-misâl bir bahr-i azîmdir. Karadeniz ile ol Bahr-i Haraz'un mâbeyni on beş konak yerdir kim vilâyet-i Kabartay Çerkezi ve vilâyet-i Dağıstân'ın kûh-ı Elburz'ı var. Niçe ayağı olup Bahr-i Haraz Karadeniz'e mahlût olabilür. Eğer derlerse, "Zîr-i zemînden menfez bulup gelir" derlerse Bahr-i Haraz acıdır; bu Faşa çayı âb-ı hayâtdır. Bu kavl hilâf-ı tasavvurdur. Bu Faşa çayın ubûr edüp artık cânib-i garba teveccüh edüp kâmil bir günde Karadeniz kenarınca gidüp.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b ·
metinde göster ·
… âdeleri şehbâzdır, mahbûb u mahbûbeleri şehnâzdır. İskeleleri cânib-i garba iki
konak
gidüp Lakba derler, azîm iskeledir. Tarabefzûn'a üç yüz mildir. Ammâ gemiler kı …
Çerkes ve Abaza ve Laz ve Arnavud ve Arab-ı Ummân ve Urbân-ı Tayy ve Urban-ı Keys cümle karındaş evlâdları ve Kureyşîlerdir kim Cenâb-ı Bârî'nin hikmet-i ezelîsinde rûy-ı arzı bu kavmler ile müzeyyen etmek imiş. Edîm-i arzı böyle imâr etdi. Arapça Ammâ vilâyet-i Abaz'da ibtidâ ma‘mûr olan aşîret-i Çaçlardır: Mikrilce dahi kelîmât ederler. Zîrâ nehr-i Faşa'nın karşu tarafı sâfî Mikrilistândır. Câc beğzâdeleri vardır. İsmi (---) on bin Aznavu askere mâliklerdir. Bir mezhebde değil, harâmî bahâdır kavmdir. Gâyet mahsûldâr dağları vardır. Cevizleri ve fındıkları ve zerdavaları çokdur. Silâhları, Arab gibi ok-yay ve harbedir. Atlısı azdır, piyâdeleri şehbâzdır, mahbûb u mahbûbeleri şehnâzdır. İskeleleri cânib-i garba iki konak gidüp Lakba derler, azîm iskeledir. Tarabefzûn'a üç yüz mildir. Ammâ gemiler kışlayamaz. Kıble ve gün doğusu gâyet şiddet üzre eser. Andan bir konak yine canib-i garba leb-i deryâ ile
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… Ammâ gemiler kışlayamaz. Kıble ve gün doğusu gâyet şiddet üzre eser. Andan bir
konak
yine canib-i garba leb-i deryâ ile
Çerkes ve Abaza ve Laz ve Arnavud ve Arab-ı Ummân ve Urbân-ı Tayy ve Urban-ı Keys cümle karındaş evlâdları ve Kureyşîlerdir kim Cenâb-ı Bârî'nin hikmet-i ezelîsinde rûy-ı arzı bu kavmler ile müzeyyen etmek imiş. Edîm-i arzı böyle imâr etdi. Arapça Ammâ vilâyet-i Abaz'da ibtidâ ma‘mûr olan aşîret-i Çaçlardır: Mikrilce dahi kelîmât ederler. Zîrâ nehr-i Faşa'nın karşu tarafı sâfî Mikrilistândır. Câc beğzâdeleri vardır. İsmi (---) on bin Aznavu askere mâliklerdir. Bir mezhebde değil, harâmî bahâdır kavmdir. Gâyet mahsûldâr dağları vardır. Cevizleri ve fındıkları ve zerdavaları çokdur. Silâhları, Arab gibi ok-yay ve harbedir. Atlısı azdır, piyâdeleri şehbâzdır, mahbûb u mahbûbeleri şehnâzdır. İskeleleri cânib-i garba iki konak gidüp Lakba derler, azîm iskeledir. Tarabefzûn'a üç yüz mildir. Ammâ gemiler kışlayamaz. Kıble ve gün doğusu gâyet şiddet üzre eser. Andan bir konak yine canib-i garba leb-i deryâ ile
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… îf limandır. Sayf u şitâda gemiler eksik değildir. Andan yine cânib-i garba iki
konak
Karye-i Hıfal: Aşîret-i Arlan hudûdudur. Bin bahâdıra mâlikdir ve gâyet mahsûllü yerleri vardır. Beğlerinin ismi (---) iskelesi Laçığa derler, baş iskeledir. Bunda bir gice mihmân olduk. Latîf limandır. Sayf u şitâda gemiler eksik değildir. Andan yine cânib-i garba iki konak
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… ir bâğlı ve bâğçeli karyesi vardır. Andan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile üç
konak
gidüp
Aşîret-i Çandalar hudûdudur. Beğlerinin ismi (---) on beş bin bahâdır kavm olur. Sahîh Abaza bunlardır. Dağ Çandaları derler. İskelelerine kakır derler. Dağda Hoka nâmıyla deryâya nâzır bir bâğlı ve bâğçeli karyesi vardır. Andan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile üç konak gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… mşuh Çerkesi vilâyetidir. Bu Çandalardan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile bir
konak
gidüp,
Aşîret-i Büyük Çandalar: Yigirmi beş kurâları vardır. On beş bin askere mâlikdir. Beğinin ismi (---) limanına Çanda derler. Gemiler kışlayamaz. Bu kabîlenin dağları ardı Mâmşuh Çerkesi vilâyetidir. Bu Çandalardan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile bir konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
… bal ve şılharçı ve pastalar tenâvül edüp def‘-i cû‘ etdik. Andan yine garba iki
konak
,
Evsâf-ı aşîret-i Keçler : Bâğ-ı İrem-misâli bir mahsûlâtlı vilâyetdir. Yetmiş pâre kurâdır. İki bin tüfenk-endâza mâlikdir. Beğinin ismi (---) ve âb-ı hayât suları vardır. Ammâ Pisu nehri nâmında bir nehr-i azîm suyu var, gemiler girer. Kûh-ı Elburz'dan berü gelüp bu mahalde Karadeniz'e munsab olur. Mâh-ı temmûzda aslâ geçid vermez âb-ı hayâtdır. Kış günleri gemiler yatar emîn yerdir. Ve Keçler kavminden bu mahalle gelince bu nehrin iki cânibi bâğ-ı İremlerdir kim gûnâ-gûn meyve-i hüdâyîler hâsıl olur. Bu Keçlerin on bin askeri olur, çoğu atlılardır ve ulu kavmdir ve gâyet mâldâr hırsızlardır. Bu aşîretde Havka nâm bir karyede Zepraha nâm bir Abaza hânesinde mihmân olup cümle yeniçeri yoldaşlarımıza on koyun boğazlayup ziyâfet edüp sızbal ve şılharçı ve pastalar tenâvül edüp def‘-i cû‘ etdik. Andan yine garba iki konak,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257a ·
metinde göster ·
deryâ kenarınca hıyâbân ve dırahtistân ve çengelistân kûh-ı bülendleri ve niçe …
Andan yine cânib-i garba üç konak deryâ kenarınca hıyâbân ve dırahtistân ve çengelistân kûh-ı bülendleri ve niçe ammâr kurâları seyr [ü] temâşâ ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… Ammâ iskele başlarında bâzâr yeri vardır. Bundan yine garba leb-i deryâ ile üç
konakda
,
Evsâf-ı aşîret-i Kamış : Beğlerinin ismi (---). On bin bâhâdır, şecî‘ kavmdir. Melek Ahmed Paşalı Kamış Mehemmed Ağa bu kabîledendir. Kerrât ile Arıt kavmin bozup beğlerin esîr etmişlerdir. Zirâ bu Abaza kavmi birbiriyle ceng [u] cidâl edüp evlâdların ve avretlerin uğurlayup kâr etmeğile geçinirler. "Hırsız olmayan âdem bu kavmin yanında şûm u bedbaht kavmdir" deyü meclislerine komayup kız vermezler. Bu Kamış dağlarında iri domuzları olur kim her biri eşek kadardır. İskelesi vardır ammâ ol kadar işlemez. Zîrâ halkı gâyet âsîlerdir. Ve bu Kamış kavmi içinde Mısır'dan ve İslâmbol'dan gelme Tophâne Abazaları vardır. Mescidleri var, evlâd [u] ensab sâhibi müselmânları çokdur. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Cümle kurâları kıbleye ve deryâya nâzırdır. Bunda dahi çârsû-yı bâzâr yokdur. Ammâ iskele başlarında bâzâr yeri vardır. Bundan yine garba leb-i deryâ ile üç konakda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… râları değiş-tokuş iledir. Bu Suçalardan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile iki
konak
gidüp,
Evsâf-ı aşîret-i Suçalar : Beğlerinin ismi (---) Cümle on bin piyâde asker-i nâmdâr olur. Amma sengistân yerler olmağıla atlısı azdır. İskelesi vardır ammâ ismi ma‘lûmım değildir. Bunda bir gice Havdıka nâm bir köyde mihmân olup meğer ol gice bir düğünleri var imiş. Bize yüz tekne söğüş pişmiş koyun etleri ve böğrilce çorbaları ve bal suları ve bozalar ve pasta ve şılharcı ve sızballar getirüp niçe yüz pençe-i âfitâb gılmân ve bâkireler hizmet edüp ale's-sabâh Gönye ağası refîkımız sâhib-i hâneye bir dülbend bâğılsadıkda cihân anın oldu. Zirâ bu diyârlarda aslâ çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâm ve dükkân ve kenîse ve gayrı imâretlerden bir şey yokdur. Hemân dağlar başında kırkar ellişer hâneli köylerdir. İskelelerine yılda bir kerre her diyârın gemileri barut ve kurşu[m] ve tüfenk ve ok-yay ve fişenk ve kılıç ve kalkan ve mızrak ve gayrı âlât-ı silâh ve eski pabuç ve çuka kenarı ve gömleklik bez ve bogası ve ocak demirleri ve kazan ve ocak içine kazan asacak demir zincir [ve] tuz ve sabun (---)(---) bu makûle şeyleri tüccârdan alup bâkireler ve gılmânlar ve rûgân-ı şem‘ ve asel-i şem‘ ve zerdeva ve asel verirler. Aslâ ve kat‘â bu diyârda altun ve guruş olmaz. Bey‘ [u] şirâları değiş-tokuş iledir. Bu Suçalardan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile iki konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… odokının mâbeynlerinde Obur dağı derler bir kûh-ı bülenddir. Mâbeynehümâları üç
konakdır
. Yine birbirini gelüp basup evlâdların uğurlarlar. Bu Abaza Bozodokından yine c …
Evsâf-ı aşîret-i Bozodok : Beğlerinin ismi (---). Yedi bin âdeme mâlikdir. İskelelerinde on pâre İslâmbol gemisi bulup ba‘zı yârânlarımıza râst gelüp dünyâ kadar safâ etdik. Kaba saba esbâblarımızı anlara Allah emâneti verüp gulâmlarımızla sebük-bâr kaldık. Bu Bozodok kavminden Menkli Girây Hân üç bin asker Ejderhân Seferine götürüp Ejderhân fethinden sonra Bozodok kavmi Çerkes vilâyetinde kûh-ı Obur dibinde yurd verüp anda kaldılar. Hâlâ Çerkesde Bozodok kavmi derler. Ammâ Abazaca dahi bilirler, bahâdır kavmdirler. Ve bu Abaza Bozodokıyla Çerkes Bozodokının mâbeynlerinde Obur dağı derler bir kûh-ı bülenddir. Mâbeynehümâları üç konakdır. Yine birbirini gelüp basup evlâdların uğurlarlar. Bu Abaza Bozodokından yine cânib-i garba leb-i deryâ ile iki konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… dların uğurlarlar. Bu Abaza Bozodokından yine cânib-i garba leb-i deryâ ile iki
konak
gidüp,
Evsâf-ı aşîret-i Bozodok : Beğlerinin ismi (---). Yedi bin âdeme mâlikdir. İskelelerinde on pâre İslâmbol gemisi bulup ba‘zı yârânlarımıza râst gelüp dünyâ kadar safâ etdik. Kaba saba esbâblarımızı anlara Allah emâneti verüp gulâmlarımızla sebük-bâr kaldık. Bu Bozodok kavminden Menkli Girây Hân üç bin asker Ejderhân Seferine götürüp Ejderhân fethinden sonra Bozodok kavmi Çerkes vilâyetinde kûh-ı Obur dibinde yurd verüp anda kaldılar. Hâlâ Çerkesde Bozodok kavmi derler. Ammâ Abazaca dahi bilirler, bahâdır kavmdirler. Ve bu Abaza Bozodokıyla Çerkes Bozodokının mâbeynlerinde Obur dağı derler bir kûh-ı bülenddir. Mâbeynehümâları üç konakdır. Yine birbirini gelüp basup evlâdların uğurlarlar. Bu Abaza Bozodokından yine cânib-i garba leb-i deryâ ile iki konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… şitâda yatamazlar, açık yerdir. Ammâ dağları mahsûldârdır. Andan yine garba bir
konak
gidüp,
Evsâf-ı aşîret-i Aşağılı : Beğinin ismi (---), İki bin mikdârı âdeme mâliklerdir. Müflis ve hırsız kavmdir kim cümle Abaza bunların şerrinden korkarlar. Zîrâ gâyet bahâdır ve şecî‘ kavmderler. Bunda dahi bir vîrân kal‘a vardır. İskelesine Aşkalı derler. Kefe ve Kerş ve Taman gemileri çok gelir, ammâ vakt-i şitâda yatamazlar, açık yerdir. Ammâ dağları mahsûldârdır. Andan yine garba bir konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… rından müselmânlar vardır. Bunda dahi bir mescid gördük. Bu Çerkes diyârına bir
konak
yakındır. Her bâr Çerkes ile ceng ederler. Andan iki günde,
Karye-i Ateme, Aşağılı'ya tâbi‘dir. Dağ içre bir ma‘mûr köydür. İçinde Tophâne Abazalarından müselmânlar vardır. Bunda dahi bir mescid gördük. Bu Çerkes diyârına bir konak yakındır. Her bâr Çerkes ile ceng ederler. Andan iki günde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… Sovuksu derler. Mâldâr ve mün‘im âdemleri vardır. Andan yine cânib-i garba iki
konak
gidüp,
Evsâf-ı aşîret-i Sovuksu : Beğinin ismi (---). Üç bin bahâdıra mâliklerdir. Küheylân atları vardır. İskeleleri Hardine'dir, a‘lâ yatak limanı vardır. Sovuksu nâmıyla geçit vermez bir nehr-i azîmi Çerkes dağlarından gelüp bu mahalde Karadeniz'e munsab olur. Âb-ı hayâtdan nişân verir bir nehr-i azîm kenarına vâkı‘ olmağıla bu aşîrete Sovuksu derler. Mâldâr ve mün‘im âdemleri vardır. Andan yine cânib-i garba iki konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… Jana Çerkesi gâyet yakın meşâdır. Mabeynehümâlarında bir cebel-i suğra üzre bir
konakda
Jana'ya varılur. Bunlar Çerkesce dahi bilirler. Bunlar Çerkese; Çerkes, bunları …
Evsâf-ı aşîret-i Kutası : Beğlerinin ismi (---). Cümle yedi bin asker olur. İskelelerine Kotası derler. Tahta ile binâ olunmuş hasır örtülü mahzenleri vardır. Köyleri, limana havâle dağlardadır. Limanında Kefe ve Taman gemileri çokdur. Azağ'a sefer-i azîm olduğun bunlardan dahi haber alup birkaç Kırımlı âşinâlar bulduk. Ve her bâr bu aşîret içine Çerkes diyârından Kırım atlıları gelüp bey‘ [u] şirâ ederler. Ankâ ve mutî‘ kavmi vardır. Zirâ yerleri sarp değildir, buğday dahi zirâ‘at ederler. Bundan gayrı tahrîr olunan Abaza diyârlarında cümle pasta darısı ekerler. Bir kilesi yüz kile darı verir. Bu Kotası kavminin dahi evleri cümle sazdan ve tahta örtülü evlerdir. Ocakları ortadadır. On eve bir kabak ta‘bîr edüp cânib-i erba‘aları kal‘a-misâl çit azbarlardır. (?) Cümle hayvanâtların her gice hıfz edüp arslan-misâl kelbleri ile nevbet beklerler. Cemî‘î Abaza aşîretlerinin hâlleri budur. Zîrâ cümle evleri ormanlar içredir. Birbirlerinden havf ederler. Bu Kotası kavmi ile Jana Çerkesi gâyet yakın meşâdır. Mabeynehümâlarında bir cebel-i suğra üzre bir konakda Jana'ya varılur. Bunlar Çerkesce dahi bilirler. Bunlar Çerkese; Çerkes, bunların limanına emân ile metâ‘ getirirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
, deryâdan (---) mildir ve arzı beş konak ve dörd menzil ve üç menzil ve iki men …
Bu mahalde Abaza vilâyeti tamâm olup bu mahalden ta Faşa çayına varınca geldiğimiz ve temâşâ etdiğimiz aşîretler serâpâ leb-i deryâda olup cümle kurâlarının evleri kıble cânibine Karadeniz'e nâzır Abaza memleketidir. Ve Faşa çayından şarkdan garba bu Kotası aşîretine gelince Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, deryâdan (---) mildir ve arzı beş konak ve dörd menzil ve üç menzil ve iki menzil ve bir menzil yeri. Bu Kotası'yla Jana Çerkesi mâbeynidir. {Ve bu Abaza diyârının kırk konak yerinde kırk nehr-i azîm var. Cümlesi Çerkes ile Abaza mâbeyninde dağlardan gelüp Karadeniz'e mahlut olup cümle birbirine muttasıl yetmiş aded kûh-ı bâlâlardır}. Cümle iki bin pâre köydür derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Dağların gezmedim. Harâc ve bâğ u bâğçe ve sâ’ir mahsûlât öşrü dahi vermezler. Niçe yüz bin dâğî ve bağî ve yağî kavmdirler. Kâfir dersen âdemi katl ederler, müselmân desen hazz ederler, ammâ kâfiri sevmeyüp müselmâna cân verirler. İslâm'a gelseler gâyet mü’min ve muvahhid olurlar. Kitâbî değiller ve bir mezhebde değiller bir alay oğuz ve şehbâz dağî âdemlerdir kim ecdâdları kabâ’il-i Kureyş'den Arab Abazî'dir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… nce Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, deryâdan (---) mildir ve arzı beş
konak
ve dörd menzil ve üç menzil ve iki menzil ve bir menzil yeri. Bu Kotası'yla Jan …
Bu mahalde Abaza vilâyeti tamâm olup bu mahalden ta Faşa çayına varınca geldiğimiz ve temâşâ etdiğimiz aşîretler serâpâ leb-i deryâda olup cümle kurâlarının evleri kıble cânibine Karadeniz'e nâzır Abaza memleketidir. Ve Faşa çayından şarkdan garba bu Kotası aşîretine gelince Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, deryâdan (---) mildir ve arzı beş konak ve dörd menzil ve üç menzil ve iki menzil ve bir menzil yeri. Bu Kotası'yla Jana Çerkesi mâbeynidir. {Ve bu Abaza diyârının kırk konak yerinde kırk nehr-i azîm var. Cümlesi Çerkes ile Abaza mâbeyninde dağlardan gelüp Karadeniz'e mahlut olup cümle birbirine muttasıl yetmiş aded kûh-ı bâlâlardır}. Cümle iki bin pâre köydür derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Dağların gezmedim. Harâc ve bâğ u bâğçe ve sâ’ir mahsûlât öşrü dahi vermezler. Niçe yüz bin dâğî ve bağî ve yağî kavmdirler. Kâfir dersen âdemi katl ederler, müselmân desen hazz ederler, ammâ kâfiri sevmeyüp müselmâna cân verirler. İslâm'a gelseler gâyet mü’min ve muvahhid olurlar. Kitâbî değiller ve bir mezhebde değiller bir alay oğuz ve şehbâz dağî âdemlerdir kim ecdâdları kabâ’il-i Kureyş'den Arab Abazî'dir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… menzil yeri. Bu Kotası'yla Jana Çerkesi mâbeynidir. {Ve bu Abaza diyârının kırk
konak
yerinde kırk nehr-i azîm var. Cümlesi Çerkes ile Abaza mâbeyninde dağlardan gel …
Bu mahalde Abaza vilâyeti tamâm olup bu mahalden ta Faşa çayına varınca geldiğimiz ve temâşâ etdiğimiz aşîretler serâpâ leb-i deryâda olup cümle kurâlarının evleri kıble cânibine Karadeniz'e nâzır Abaza memleketidir. Ve Faşa çayından şarkdan garba bu Kotası aşîretine gelince Abaza diyârının tûlu kâmil kırk konakdır, deryâdan (---) mildir ve arzı beş konak ve dörd menzil ve üç menzil ve iki menzil ve bir menzil yeri. Bu Kotası'yla Jana Çerkesi mâbeynidir. {Ve bu Abaza diyârının kırk konak yerinde kırk nehr-i azîm var. Cümlesi Çerkes ile Abaza mâbeyninde dağlardan gelüp Karadeniz'e mahlut olup cümle birbirine muttasıl yetmiş aded kûh-ı bâlâlardır}. Cümle iki bin pâre köydür derler, ammâ ma‘lûmum değildir. Dağların gezmedim. Harâc ve bâğ u bâğçe ve sâ’ir mahsûlât öşrü dahi vermezler. Niçe yüz bin dâğî ve bağî ve yağî kavmdirler. Kâfir dersen âdemi katl ederler, müselmân desen hazz ederler, ammâ kâfiri sevmeyüp müselmâna cân verirler. İslâm'a gelseler gâyet mü’min ve muvahhid olurlar. Kitâbî değiller ve bir mezhebde değiller bir alay oğuz ve şehbâz dağî âdemlerdir kim ecdâdları kabâ’il-i Kureyş'den Arab Abazî'dir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258a ·
metinde göster ·
… e varup du‘a vü senâ ile Or'dan taşra çıkup kal‘a-i Azağ'a müteveccih olduğumuz
konakları
beyan eder:
Evsâf-ı cezîre-i vilâyet-i Kırım : Or-ağzı nâm kal‘aya dâhil olduğumuz mahalde Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından Vezîria‘zam Kara Mustafâ Paşa'nın ulak Kara Receb Ağa'sı yigirmi atlı ile Azağa giderken bize râst gelüp Azak Kal‘ası fethi müyesser olmaduğunun kıssa-i pür hissesin bir bir takrîr etdiğimizde Hân hazretlerinden mektûblar alup yine gerü Âsitâne tarafına dönüp gitdi. Hakîr, Hân hazretleriyle cezîre-i Kırım'a dâhil olup Bâğçe Sarây nâm şehr-i azimde Çürüksu nâm dere kenarında bu abd-i ahkara bir mihmânhâne ihsân olunup cümle ta‘yînâtlarımızla devâm-ı devlet-i Hân'a hayr du‘â edüp ibâdete meşgûl olup sehel şikeste-hâl ve her seyrden fâriğu'l-bâl olup şiddet-i şitâdan bir kadem seyâhate dermânımız olmadı. Bu vakt-i şitâda Tatar Hân hazretleri Azak Kal‘ası'nda mahsûr olan küffâra imdâd gelmesin içün Kırım cezîresinden üç kerre kırkar ellişer bin asker ile tâ Azak Kal‘ası altına çapul seğirdüp şikârlar alınup sâlimîn ü gânimîn ve mansûr u muzaffer cezîre-i Kırım'a dâhil olurdu. Ve bir senede üç kerre yine Moskov diyârına Kalga[y] Sultân seksener bin asker ile çapul cıvarup beşer onar bin esîr ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle cezîre-i Kırım'a dâhil olurduk. Vakt-i şitâ gidüp mevsim-i bahâr-ı nevrûz-ı Harzemşâhî gelüp der-i devletden dergâh-ı mu‘allâ kapucıbaşılarından (---) Ağa gelüp Hân hazretlerine çizme-bahâ on iki bin altun getirüp "Evvel bahâ[r]da yüz bin Tatar-ı adüv-şikâr ile serdâr-ı mükerremimiz Civân Kapucubaşı Mehemmed Paşa ile Kal‘a-i Azak muhâsarasına âmâde olasın" deyü yarlığ-ı belîğ-i Âl-i Osmân gelince Hân hazretleri "semi‘nâ ve eta‘nâ" deyüp kırk gûne at bağlayup cemî‘î kabâ’il atların beslemeğe başlayup işbu sene (---) mâh-ı (---) günü seksen yedi bin asker-i Tatar ile mevsim-i bahârda Kırım'dan Or-ağzı nâm mahalle varup du‘a vü senâ ile Or'dan taşra çıkup kal‘a-i Azağ'a müteveccih olduğumuz konakları beyan eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263a ·
metinde göster ·
… u kayalara urdukda ra‘d-vâr gürleyüp Silistre kurbunda Afalatar ve Alhanlar bir
konak
yerdir, gürüldüsü tâ Alhanlar'da istimâ‘ olunur, böyle kehkeşân-âsâ semâya ser …
Bu tekyenin yemîn u yesârında kayalar üzre niçe yüz kuyu delikleri vardır. Bu cümle kayalar evc-i âsumâna çıkmak ile kûh-ı bî-sütûn-misâl altları serâpâ boşdur. Deryâ döğer limânlardır. Yüzer arşın alabur direğiyle gemiler kayaların altına girüp demir bırağup yatarlar. Bu gemi re’isleri kayalar üzre olan kuyu ağızlarında re‘âyâlardan arabalar ile arpa ve buğdayı alup kuyulara döküp aşağıda gemi anbârlarına dökülüp buğday ile mâl-â-mâl olur. Bu kuyuları zamân-ı kadîmde Ferhâd-vâr kefereler kazup gemiler yanaşır garîb ve acîb temâşâgâhdır kim bir diyâra mahsûs değildir. Zîrâ bu gemilere çuvallar ile arpa ve buğday ve gayrı metâ‘ indirmek mümkün değildir. Her tarafdan üçer dörder sâ‘at ba‘îd yolları vardır. Anlardan dahi piyâde âdem keçi gibi tırmaşup sarmaşup çıkmağa muhtâcdır. Karadeniz sahilinde dâiren-mâdâr böyle evc-i semâya ser çekmiş kûh-i bî-sütûn-misâl kayalar yokdur. Lodos rûzgârı ve kıble ve gün doğusu fırtınası bu kayalara urdukda ra‘d-vâr gürleyüp Silistre kurbunda Afalatar ve Alhanlar bir konak yerdir, gürüldüsü tâ Alhanlar'da istimâ‘ olunur, böyle kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş kûh-ı bülendlerdir. Kayalarda şahin ve zağanos ve miskî kartal âşiyânları var kim her bir kartal birer koyun kadar vardır. Ba‘zı âdemler tekyede kurbânlar edüp miskî kartallara bezl ederler. Ba‘zı âdemlerin kurbânın yerler, hâcet kabûl derler ba‘zı kurbânları aslâ yemezler kabûl olmadı derler, efvâh-ı âlemde böyle şâyi‘dir. Ve bu Keliğra Sultân'ın niçe yüz menâkıbı vardır ammâ ihtisar üzre tahrîr etdik. Ve bu tekyeye karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267b ·
metinde göster ·
… zak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa
konak
hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on …
Seyyâhân-ı berr [u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı olup temâşâ etdiğimiz hesâbı üzre bu boğazdan Karadeniz'in tûlu Anadolu cânibine şimâle gidüp Tarabefzûn önünden geçüp tâ Faşa Çayı boğazına varınca bin beş yüz mildir. Ve yine Boğazdan Abaza memleketi bin yedi yüz mildir. Ve yine Boğazdan tâ Azak Kal‘ası bucağına varınca iki bin tûlî bir Karadeniz'dir. Anadolu ve Rûmeli cânibinde bu Karadeniz'e bin yedi yüz sağîr ü kebîr nehr-i azîm mahlût olur. Cümlesinden ulu nehr-i azîm Rûmeli'nde nehr-i Tuna'dır kim ana da yedi yüz nehr-i azîm munsab olmağıla bahr-i azîm olup Bahr-i siyâha Kili Kal‘ası önünde ve Tulça Kal‘ası dibinde ve Soluna Boğazı'nda ve Karaharman Boğazı'nda ve Hızır-İlyâs Boğazı'nda, bu beş yerde Karadeniz'e karışır. Bu nehirden küçük Tarabefzûn kurbunda nehr-i Faşa ve nehr-i Çoruğ ve Taman Kal‘ası kurbunda nehr-i Kuban, andan küçük nehr-i Tün Azak dibinde ve nehr-i Özü, andan nehr-i Turla, andan küçük Anadolu cânibinde Bafra kurbunda Kızılırmak ve nehr-i Çehârşenbe ve nehr-i Sakarya. Bu zikr olunanlar deryâ-misâl nehr-i azîmlerdir. Bunlardan mâ‘adâ bin altı yüz seksen nehirler, geçit vermez azîm sular mahlût olur, böyle bir Bahr-i siyâhdır. Ve yine İslâmbol Boğazı'ndan Kefe'ye (---) mildir. Ve Balıklağa (---) mildir. Ve Akkirmân (---) mildir. Ve Varna kal‘ası (---) mildir. Ve Keliğra kayası burnundan karşu Anadolu tarafında Sinop kal‘ası burnu (---) mildir. Ve yine Boğazdan Amasra (---) mildir. Ve Ereğli (---) mildir. Ve Karadeniz'in dâiren-mâdâr cânib-i etrâfı Azak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda devr olunur. Böyle bir bahr-i azîmdir. Bu hakîr-i pür-taksîr Karadeniz'in dâiren-mâdârın seyâhat edüp bin elli (---) Şa‘bânü'l-mu‘azzamının evvelki gün Karadeniz Boğazı'ndan sıhhat u selâmetle İslâmbol'a dâhil olup hemân ol sâ‘at Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerine varup âsitâne-i sa‘âdetine yüz sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp râh-ı Hakka bir kurbân edüp andan peder ü mâderimize gelüp buluşdukda hakîri bağırlarına basdılar. Andan hakîr bir dahi Karadeniz'e gemiyle çıkmağa tevbe-i nasûh etdim. Hak Te‘âlâ cemî‘î ümmet-i Muhammed'i şerrinden emîn eyleye. Âmîn, yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268a ·
metinde göster ·
… ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli
konak
ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda d …
Seyyâhân-ı berr [u] bihâra ma‘lûm ola ki bu Karadeniz'i seyâhat edüp im‘ân-ı nazar ile gavvâsı olup temâşâ etdiğimiz hesâbı üzre bu boğazdan Karadeniz'in tûlu Anadolu cânibine şimâle gidüp Tarabefzûn önünden geçüp tâ Faşa Çayı boğazına varınca bin beş yüz mildir. Ve yine Boğazdan Abaza memleketi bin yedi yüz mildir. Ve yine Boğazdan tâ Azak Kal‘ası bucağına varınca iki bin tûlî bir Karadeniz'dir. Anadolu ve Rûmeli cânibinde bu Karadeniz'e bin yedi yüz sağîr ü kebîr nehr-i azîm mahlût olur. Cümlesinden ulu nehr-i azîm Rûmeli'nde nehr-i Tuna'dır kim ana da yedi yüz nehr-i azîm munsab olmağıla bahr-i azîm olup Bahr-i siyâha Kili Kal‘ası önünde ve Tulça Kal‘ası dibinde ve Soluna Boğazı'nda ve Karaharman Boğazı'nda ve Hızır-İlyâs Boğazı'nda, bu beş yerde Karadeniz'e karışır. Bu nehirden küçük Tarabefzûn kurbunda nehr-i Faşa ve nehr-i Çoruğ ve Taman Kal‘ası kurbunda nehr-i Kuban, andan küçük nehr-i Tün Azak dibinde ve nehr-i Özü, andan nehr-i Turla, andan küçük Anadolu cânibinde Bafra kurbunda Kızılırmak ve nehr-i Çehârşenbe ve nehr-i Sakarya. Bu zikr olunanlar deryâ-misâl nehr-i azîmlerdir. Bunlardan mâ‘adâ bin altı yüz seksen nehirler, geçit vermez azîm sular mahlût olur, böyle bir Bahr-i siyâhdır. Ve yine İslâmbol Boğazı'ndan Kefe'ye (---) mildir. Ve Balıklağa (---) mildir. Ve Akkirmân (---) mildir. Ve Varna kal‘ası (---) mildir. Ve Keliğra kayası burnundan karşu Anadolu tarafında Sinop kal‘ası burnu (---) mildir. Ve yine Boğazdan Amasra (---) mildir. Ve Ereğli (---) mildir. Ve Karadeniz'in dâiren-mâdâr cânib-i etrâfı Azak deniziyle bile cümle altı bin altmış mil ihâta eder. Ve karadan devr olunsa konak hesâbınca Karadeniz'in etrâfı yüz elli konak ve beş aylık yoldur. Her konağı on ikişer sâ‘at olmak üzre Karadeniz beş ayda devr olunur. Böyle bir bahr-i azîmdir. Bu hakîr-i pür-taksîr Karadeniz'in dâiren-mâdârın seyâhat edüp bin elli (---) Şa‘bânü'l-mu‘azzamının evvelki gün Karadeniz Boğazı'ndan sıhhat u selâmetle İslâmbol'a dâhil olup hemân ol sâ‘at Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerine varup âsitâne-i sa‘âdetine yüz sürüp rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp râh-ı Hakka bir kurbân edüp andan peder ü mâderimize gelüp buluşdukda hakîri bağırlarına basdılar. Andan hakîr bir dahi Karadeniz'e gemiyle çıkmağa tevbe-i nasûh etdim. Hak Te‘âlâ cemî‘î ümmet-i Muhammed'i şerrinden emîn eyleye. Âmîn, yâ mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 268a ·
metinde göster ·
… on kîse ve on at ve bî-hesâb tuhef [ü] tefârik zî-kıymet hedâyâlar geldi. Andan
konakçı
Alaca Atlı Hasan Ağa ve kilarcıbaşı ve matbah emîni ve bâzâra giden Konakçı ağa …
Menzil-i karye-i Pendik: Leb-i deryâda bir azîm kefere köyüdür. Ma‘mûr hâneleri vardır. Üsküdar kazâsında Kireççibaşı hükmünde (---) evkâfıdır. Subaşısı var, bâğ u bostânları olmağıla İslâmbol'un cümle sebzevâtları bundan gelir. Gayrı evsâfları cild-i evvelde mesturdur. Bu mahalde sadrıa‘zam Sâlih Paşa'dan Paşa efendimize on kîse ve on at ve bî-hesâb tuhef [ü] tefârik zî-kıymet hedâyâlar geldi. Andan konakçı Alaca Atlı Hasan Ağa ve kilarcıbaşı ve matbah emîni ve bâzâra giden Konakçı ağa ile ileri gidip bir tûğ beş yüz âdem ile ileri gitdiler. Andan 6 sâ‘at
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276a ·
metinde göster ·
… dan konakçı Alaca Atlı Hasan Ağa ve kilarcıbaşı ve matbah emîni ve bâzâra giden
Konakçı
ağa ile ileri gidip bir tûğ beş yüz âdem ile ileri gitdiler. Andan 6 sâ‘at
Menzil-i karye-i Pendik: Leb-i deryâda bir azîm kefere köyüdür. Ma‘mûr hâneleri vardır. Üsküdar kazâsında Kireççibaşı hükmünde (---) evkâfıdır. Subaşısı var, bâğ u bostânları olmağıla İslâmbol'un cümle sebzevâtları bundan gelir. Gayrı evsâfları cild-i evvelde mesturdur. Bu mahalde sadrıa‘zam Sâlih Paşa'dan Paşa efendimize on kîse ve on at ve bî-hesâb tuhef [ü] tefârik zî-kıymet hedâyâlar geldi. Andan konakçı Alaca Atlı Hasan Ağa ve kilarcıbaşı ve matbah emîni ve bâzâra giden Konakçı ağa ile ileri gidip bir tûğ beş yüz âdem ile ileri gitdiler. Andan 6 sâ‘at
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276a ·
metinde göster ·
… Sakarya ile düşman girmez ve İzmit şehri iç il olup şehr-i Bolu'ya varınca beş
konak
yer ammâr olup Bolu şehri iskeleye karîb olup cümle İslâmbol'un gemileri tâ Bol …
Nehr-i azîm Sakarya : İki sâ‘at karîb ubûr edüp Kocaili içinde kasaba-i İrva kenarında bahr-i Siyâh'a munsab olup sehl himmet-ile nehr-i Sakarya bu buhayreye mahlût olmak şey-i kalîl idi. Ve bu buhayre İzmit körfezine üç sâ‘at karîb olmağıla bu gölün ayağı İzmit tuzlası önünde deryâya karışır. Hatta Sultân (---) asrında bu buhayreyi İzmit körfezine ilhâk eylemeğe niçe kerre yüz bin kazma ve çapa ve ırgad ve bennâ çalışup ittisâline sehl kalmışken "Vâfir genc ve ömr-i Nûh gerekdir" deyü İzmit halkının ığvâsıyla ferâğat etdiler. Ammâ eğer Sakarya nehri halîce ve halîc İzmit körfezine mahlût olsa Karadeniz'den bir dahi nehr-i Sakarya ile düşman girmez ve İzmit şehri iç il olup şehr-i Bolu'ya varınca beş konak yer ammâr olup Bolu şehri iskeleye karîb olup cümle İslâmbol'un gemileri tâ Bolu'ya yanaşup İslâmbol'da bir tahta üç akçeye ve bir kantar odun beş akçeye olup hayrat-ı azîm olurdu. Allahümme yessirü'l-hayr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277b ·
metinde göster ·
… ar. Bolu tahtası İslâmbol'da memdûh u makbûldür. Bu şehrin cânib-i garbında iki
konak
yerde leb-i deryâda Akçaşar iskelesidir. Ve Ereğli İskelesi ve Bartın ve Hisârö …
Me’kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından kirazı ve âb-ı hayât suları ve kutu bozası ve çam ve ardıç bardakları olur kim andan su içen hayât-ı câvidân bulur. Ol diyârda ana senek ve boduç derler. Ve halkı ekseriyyâ tüccâr-ı berr u bihârdır. Ve dağlarında çam ağaçları olmağıla re‘âyâ vü berâyâsı çam tahtası ve çam direği yiyüp kifâflanırlar. Bolu tahtası İslâmbol'da memdûh u makbûldür. Bu şehrin cânib-i garbında iki konak yerde leb-i deryâda Akçaşar iskelesidir. Ve Ereğli İskelesi ve Bartın ve Hisârönü iskelesi Bolu sancağıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 278a ·
metinde göster ·
… egen pirinci olur. Ve bu kal‘anın cânib-i şimâlinde Karadeniz kenarında (---) 2
konak
karîbdir.
Me’kûlat-ı mahsûlât [ve] meşrûbâtının memdûhâtından bâğı ve bâğçesi cihânı zeyn edüp bir vukıyye ve beş yüz dirhem lüffân narı olur kim içinde her dânesi kızılcık dânesi kadardır. Ve gâyet âbdâr lüffândır kim âdem kellesi gibi olur ve peyniri ve küfteri ve pasdığı ve sahrâlarında çeltikliği çok olmağıla dânedâr ve pişegen pirinci olur. Ve bu kal‘anın cânib-i şimâlinde Karadeniz kenarında (---) 2 konak karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b ·
metinde göster ·
… döledâr mahbûbe Ermeni kızları vardır. Üsküdar'dan tâ bu mahalle gelince (---)
konakda
cümle baş yukaruya cânib-i şarka gidüp cümle sular hep ol cânibden Tokad ve Osm …
Karye-i Şahne: Erzurûm eyâletinde İskefsir nâhiyesinde iki yüz hâneli Ermeni köyüdür ve ze‘âmetdir. Acâ’ib döledâr mahbûbe Ermeni kızları vardır. Üsküdar'dan tâ bu mahalle gelince (---) konakda cümle baş yukaruya cânib-i şarka gidüp cümle sular hep ol cânibden Tokad ve Osmâncığ'a doğru şarkdan garba akardı. Ya‘nî hâk-i Erzurûm ne kadar âlî zemîndir, demek olur. Bu mezkûr Şahne köyünden kalkup artık eyâletimizdir deyü kâr-ı der-âmede mukayyed olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283b ·
metinde göster ·
… -) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş
konakda
oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
{Evsâf-ı nehr-i azîm, mâ-i Furât: Bu nehrin evsâfı tâ Aşağı Eğerli dağ evsâfı başında yazıla} Erzurûm sahrâsının tâ ortasından nehr-i azîm mâ-i Furât cereyân eder kim Gürcîstân tarafının cânib-i şarkîsinde Dumlu Baba Sultân ziyâretgâhının kayası dibinden çıkup cânib-i garba cereyân ederek Erzurûm sahrâsında niçe batak ve halîc ve buhayre ve tar‘alar olup niçe kerre yüz bin Bağdâdî turnalara kân-ı mekân olup andan karye-i Kân dibinden geçüp ikinci konakda kal‘a-i Kemâh dibinden ubûr edüp andan İzolı Ekrâdı içre Bingöl yaylasından gelir nehr-i Murâd'a mahlût olup deryâ-misâl Malatiyye kurbundan cereyân eder ve kal‘a-i Semisat'a Kal‘atü'r-Rûm'a ve kal‘a-i Birecik'e ve Cisr-i Bombuç'a ve Bolis'e ve kal‘a-i Ca‘ber'e ve kal‘a-i Rakka'ya ve Rûhbese'ye ve Karkisa'ya ve Ane'ye ve Haddîşe'ye ve Hiyet'e ve Ebyâr'a ve Takuk'a ve Hılle'ye ve Kûfe'ye uğrayup andan Batâyıh'da Kurna kal‘ası dibinde Şattu'l-Arab'a mahlût olup deryâ-misâl bir nehr-i azîmdir kim Basra önüne Hindistân gemileri gelir nehr-i deryâdır. Ammâ deverân [u] cereyânı, tulû‘ [u] gurûbu cümle dörd yüz fersah yerdir ve dörd yüz büleyde ve kasabâtlara uğrar, ammâ Erzurûm sahrâsında ibtidâsı gâyet lezîzdir kim hakkında Cenâb-ı Bârî Kur’ân-ı azîminde ve Furkân-ı mecîdinde yâd eylemişdir. Âyet; Sûre-i ve'l-Mürselât Arapça âyetin cümle müfessirîn bu Erzurûm suyuyla tefsir etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a ·
metinde göster ·
… yet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki
konak
yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü v …
Gerçi şiddet-i şitâdan bâğı ve bâğçesi yokdur, amma Paşa sarâyında gül bâğçesi ve Hacı Murâd bâğı gülistânı ve Kefeniğnesioğlu güllüğü ve Bedros bâğı güllüğü ve niçe gül bâğları dahi vardır. Ammâ bu zikr olunan bâğların mutabbak gülleri meşhûrdur. Câbecâ kış elması ve ahlâd emrudu vardır, ammâ gayrı meyve aslâ olmaz. Lâkin mesîregâhlarında ve gül bâğlarında dıraht-ı kavak ve bîd-i sernigûnları firâvândır. Gayrı eşcâr-ı müsmirrâtı olmaz. Kışı katı olduğundan iki ayda ekerler ve biçerler ve secc edüp döğerler ve ale'l-fevr der-anbar ederler. Bizim senemizde atlar mâh-ı temmûzda çayırda iken bir ra‘d u berk u dipi vü boran ve bârân yağup cümle atlar boşanup Erzurûm sahrâsında olan Umudum köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid olur. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf rahmetinden gelirim", der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan "Ere zulüm" olan Erzurûm'dur, der. "Anda yaz olduğuna râst geldin mi", derler? Derviş eydür: "Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözülüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak'da ve Deşt-i Kıpçak'da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ammâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü ve kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedir. El-hâsıl me’kûlât cihetinden lâ-nazîr şehr-i bî-bedeldir. Lâkin odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki konak yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşındır. Kırk akçeye verirler. Anı yakup def‘-i şitâ ederler ve develer ile pelid ve meşe odunları dahi iki konak yerde (---) dağlarından gelir. Bir deve yükü odunu otuz akçeye verirler. Paşanın odunun gümrüğe gelen cümle kârbân develeri birer sefer odun götürürler, kanûndur. Başka odun ağası vardır, ammâ re‘âyâlarının koyunları ve sığırları çok olmağıla fukarâlar sığır tezeği yakarlar. Fukarâ re‘âyâlarının cümle ocakları evlerinin ortasındadır. Cânib-i erba‘alarında hayvanları durup hâneleri hammâm gibi olur. Tennûrlarında herîseleri ve ekmekleri pişmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b ·
metinde göster ·
… odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki
konak
yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşın …
Gerçi şiddet-i şitâdan bâğı ve bâğçesi yokdur, amma Paşa sarâyında gül bâğçesi ve Hacı Murâd bâğı gülistânı ve Kefeniğnesioğlu güllüğü ve Bedros bâğı güllüğü ve niçe gül bâğları dahi vardır. Ammâ bu zikr olunan bâğların mutabbak gülleri meşhûrdur. Câbecâ kış elması ve ahlâd emrudu vardır, ammâ gayrı meyve aslâ olmaz. Lâkin mesîregâhlarında ve gül bâğlarında dıraht-ı kavak ve bîd-i sernigûnları firâvândır. Gayrı eşcâr-ı müsmirrâtı olmaz. Kışı katı olduğundan iki ayda ekerler ve biçerler ve secc edüp döğerler ve ale'l-fevr der-anbar ederler. Bizim senemizde atlar mâh-ı temmûzda çayırda iken bir ra‘d u berk u dipi vü boran ve bârân yağup cümle atlar boşanup Erzurûm sahrâsında olan Umudum köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid olur. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf rahmetinden gelirim", der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan "Ere zulüm" olan Erzurûm'dur, der. "Anda yaz olduğuna râst geldin mi", derler? Derviş eydür: "Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözülüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak'da ve Deşt-i Kıpçak'da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ammâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü ve kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedir. El-hâsıl me’kûlât cihetinden lâ-nazîr şehr-i bî-bedeldir. Lâkin odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki konak yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşındır. Kırk akçeye verirler. Anı yakup def‘-i şitâ ederler ve develer ile pelid ve meşe odunları dahi iki konak yerde (---) dağlarından gelir. Bir deve yükü odunu otuz akçeye verirler. Paşanın odunun gümrüğe gelen cümle kârbân develeri birer sefer odun götürürler, kanûndur. Başka odun ağası vardır, ammâ re‘âyâlarının koyunları ve sığırları çok olmağıla fukarâlar sığır tezeği yakarlar. Fukarâ re‘âyâlarının cümle ocakları evlerinin ortasındadır. Cânib-i erba‘alarında hayvanları durup hâneleri hammâm gibi olur. Tennûrlarında herîseleri ve ekmekleri pişmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b ·
metinde göster ·