… ir olan şahbâzları atlanup taşra varoşda ve gök meydânda hayme vü hargâhlarıyla
konan
celâlîlere eyle kılıç urdular kim Haleb'in Çürük Kana suyuna benî Âdem kanı rev …
Vüzerâ ve mîr-i mîrânların cümlesin bî-te’essüf ve bilâ-usret Hasan Paşa'yı hüsn-i tedbîr ile Haleb'de Murtazâ Paşa sarâyında katl sadedinde iken Hasan Paşa gâfil bulunmayup hayli ceng ederken Murtazâ Paşa kahvecisi Arnavud Mehemmed, Hasan Paşa'nın depesinden bir hançer-i zü'l-ficcâm-ı mühlik urunca "Hay kahbe hîz" deyü Hasan ana hamle ederken âhir-i kâr Bitlisli İbrikdâr Deli Ahmed Hasan Paşa'yı yıkup başın kesüp Murtazâ Paşa'ya Kahveci Mehemmed ve Bitlisli Deli Ahmed başı getirdiklerinde ikisine birer kîse altun verüp Murtazâ Paşa yedi kerre secde-i şükür eyleyüp cenâb-ı Hakk'a hamd u senâ etdikden sonra cümle celâlî kelleleri birer keyd-i mekîn ü kemîn ile kimi ma‘nûken ve kimi şilim şilim ve dilim dilim ile ve kimi kemend-i ayyârân ile boğulup her biri birer hâl-i pür-melâl ile kelle paça olup başları pişmeden ve şiddet-i hârdan her baş şişmeden sâde tuz ile kutular içre basdırup fitrâklere asdırup Hasan Paşa ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Tayyaroğlu ve Sarı Ken‘ân Paşa ve Vanlı Erciş Beği Deli Ferhâd Paşa ve Cân Mirzâ Paşa ve Ma‘nek Siyâvuş ve Beğzâde ve Deli Ferhâd Paşa oğlu Yahyâ Beğ'i (---) ve niçe celâlî haşerâtlarının kelleleri Murtazâ Paşa huzûruna gelüp galtân olmada ve ba‘zı celâlîler meyhâne ve bozahâne ve konaklarında zevk u safâda iken ve niçesi keyd-i mekînden emîn olduk zann edüp sûk-ı sultânîde bey‘ ü şirâda iken ve kimi bâğ u bâğçede ayş [u] işretde iken ve kimisi kahvehâne ve hammâmda ve hazz-ı nefsi olan seyr-i sulûklerde bulunduğu yerlerde bu celâlîlere bir tîğ-i âteş-tâb urdular kim Haleblilerin derûnlarındaki âteşleri teskîn olup kellelerin sarây meydânına yığup andan Haleb'in kal‘a kapuların küşâde edüp ahâlî-i Haleb'in ata dona kâdir olan şahbâzları atlanup taşra varoşda ve gök meydânda hayme vü hargâhlarıyla konan celâlîlere eyle kılıç urdular kim Haleb'in Çürük Kana suyuna benî Âdem kanı revân olup mahlût oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 74b ·
metinde göster ·
"Melek Lalam, başın sağ olsun. El-hükmü lillâh eyle olur. Kaya'nın acısın def‘ etmek içün sana Bosna eyâletin müft ü meccânen ihsân eyledim, ammâ anda Seydî Ahmed Paşa çok zulüm etdiğinden ma‘zûl edüp sana verdim, lâkin sen adâlet edüp ol taraflarda Venedik kâfirlerine göz açdırmayup elin vilâyetin nehb u gâret edüp niçe kal‘aların feth edüp kabza-i teshîre alasın ve her hatt-ı şerîfime amel edesin ve her serhadleri bir hoş muhâfaza edesin ve cümle kılâ‘larım ta‘mîr ü termîm edüp gereği gibi gözedesin. Ben senin bunda kızını ve milk-i emlâkini ve Haremeynü'ş-şerîfeyn dollâbına konan kızının mâlın inşâ’allâh gözedirim, ammâ cebehâneye müte‘allık çok şey’ler getirmişler. Anlar bilirim ki senin mâlındır, zîrâ Kaya Sultân senden gayrı bir vezîre varmadı kim otak ve zırh [u] zereh-külâh ve tüfeng ve kalkan ve sâ’ir âlet-i silâh mîrâs yeye, anlar senindir. Tîz verilsin" deyü fermân-ı şehriyârî oldukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 78b ·
metinde göster ·
kırk elli bin asker idi. Eğer anlar bu sahrâdan kalkdılar ise izleri kalkup git …
Hakîr eyitdim: "Bire gâzîler şunda konan kırk elli bin asker idi. Eğer anlar bu sahrâdan kalkdılar ise izleri kalkup gitmedi. İzlerin arayup bulalım, ol yola düşelim. Elbette anlar yâ dün yâ bugün kalkmışlardır" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 22b ·
metinde göster ·
Der-fasl-ı hîlekâr-ı mekkâr-ı müsellim: Çünkim müsellime bir kara mankır pençik vermediğimizin dâğ-ı derûnundan otuz bin askerimizden nice intikâm alsın. Hemân hîle vü hud‘a ve şeytanata sâlik olup bu re’y [ü] tedbîr-i hîleyi edüp taht-ı hükûmetinde ne kadar Eflakân ve Sırf ve Bulgar ve Hayduk ve Çingane ve şakî ve lıssân ve harâmî ve ne kadar ipden ve kazıkdan kurtulmuş haşerât makûlesi kefereler ve fecereler var ise anlara hezâr ve hezârân va‘deler ve istimâletler verüp elbette bu gece bu kal‘a altında konan ordunun cânib-i erba‘asından cümle hayme vü hargâhlarına ve bâr [u] büngâhlarına ve esb-i fevârihlerine ve cümle esîrlerine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186b ·
metinde göster ·
Hakîkatü'l-hâl dâr-ı dünyâ bir kârbânsarâydır. Elbette
konan
göçer. Hazret-i Risâlet'e dahi bâkî kalmayup vücûd-ı şerîfin bu zikr olunan kub …
Hakîkatü'l-hâl dâr-ı dünyâ bir kârbânsarâydır. Elbette konan göçer. Hazret-i Risâlet'e dahi bâkî kalmayup vücûd-ı şerîfin bu zikr olunan kubbe-i nûr-ı Hudâ'da defn etdiler. İmdi ihvân-ı bâ-safâya şöyle ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y288b ·
metinde göster ·
… a olan sakırka ya‘nî kene zehr-i mâr suyun te’sîrinden düşüp bu sâhil-i deryâya
konan
huccâca üşerler. Halâs mümkin değildir. Ammâ leb-i deryâdan alarka konulsa latî …
Ve bu mahallin cânib-i selâsında âbâdân Urbân kurâları vardır. Cümle metâ‘ların ve âb-ı zülâl suların develer ile getirüp huccâcı ve hayvânâtların saky ederler. Ve ol kabîlenin cümle develeri ve koyunları bu deryâ kenârına gelüp bu deryâ suyu ile gasl ederler. Cümle hayvânâtda olan sakırka ya‘nî kene zehr-i mâr suyun te’sîrinden düşüp bu sâhil-i deryâya konan huccâca üşerler. Halâs mümkin değildir. Ammâ leb-i deryâdan alarka konulsa latîfdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y374b ·
metinde göster ·