… defn etmeğe mezâr kazarken kubbe-i pür-envâr içinden bir sâ‘ika ve bir kıyâmet
kopdu
kim cümle huddâmlar firâr edüp üç gün ol âsitâneye bir ferd-i âferîde girmek mu …
Pâdişâh na‘ş-ı Cem'i Bursa'da Murâd-ı Sânî ki Ebü'l-feth'in pederi, Bâyezîd-i Velî'nin dedesidir, anda defn olunmağı emr edüp na‘ş-ı Cem'i Bursa'ya götürüp Murâd-ı Sânî cenbinde defn etmeğe mezâr kazarken kubbe-i pür-envâr içinden bir sâ‘ika ve bir kıyâmet kopdu kim cümle huddâmlar firâr edüp üç gün ol âsitâneye bir ferd-i âferîde girmek muhâl oldu. Âhirü'l-emr yine Murâd-ı Sânî türbesi kurbünde Sultân Şehinşâh türbesine na‘ş-ı Cem Şâh deyü defn edüp bu vakâyi‘âtı Âsitâne'ye arz etdiler. Târîh-i fevt-i Şehzâde Cem Şâh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… ellinci gün kim oldu, ol ân kal‘a içinden bir feza‘ u çeza‘ zâhir olup kıyâmet
kopdu
. Hemân ol ân niçe bin bî-edyân küffâr-ı Hıristiyan zî-kıymet eşyâları ile burc …
Âhirü'l-emr ellinci gün kim oldu, ol ân kal‘a içinden bir feza‘ u çeza‘ zâhir olup kıyâmet kopdu. Hemân ol ân niçe bin bî-edyân küffâr-ı Hıristiyan zî-kıymet eşyâları ile burc [u] bârûlar üzre beyâz vere bayrakları diküp "El-amân ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘ayı vere ile teslîm edüp cümle küffâr bir gün mehil alup berren ve bahren her biri birer diyâra ve deyre ve îre gitdiler. Meğer kal‘a içre melâmiyyûndan Yâvedûd Sultân merhûm olunca küffârın başına kıyâmet kopup kal‘ayı emân ile verüp deryâ-misâl asker-i İslâm sadâ-yı Allâh Allâh {ile} şehr-i İslâmbol'un cânib-i selâsından asker-i bî-pâyân yürüyüş edüp mâl-ı ganâyim almağa şürû‘ etdüklerinde Koca Ebü'l-feth örf-i 30a izâfetiyle ayağında âsumânî çizmesiyle katıra süvâr olup elinde seyf-i Muhammedîyi kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29b–30a ·
metinde göster ·
… erek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd
kopdu
. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası …
mazmûnu üzre üçüncü gün vakt-i zuhrda bi-emrillah bir kum gelüp sandalı baş aşağı edüp hakîr dahi baş aşağı deryâya düşüp cân havliyle şinâverlikde bi-sehl mahâretimiz olması sebebiyle el kol atarak çabalıyarak Cenâb-ı Hakk'a bir âh-ı dil-sûz çeküp Hazret-i Kur‘ân-ı Azîm'i ve Furkân-ı Mecîd'i derûn-ı dilden şefî‘ dutup cemî‘î ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâullahın rûhâniyyetlerinden derûnîce istimdâd taleb edince Cenâb-ı İzzet derûnuma bir âteş halk edüp kalb âyînesi mücellâ olup derûn-ı dilden Kelîme-i Tevhîd'e meşgûl olup gâyet tesellî-i hâtır buldum kim seyâhat etdiğim diyârlarda ehl-i hâl kimesneler hâtırıma gelüp havf u haşyetden berî olup cân başıma gelüp temevvüc-i deryâda bî-bâk u bî-pervâ gavvâs-vâr yüzüp kâh âlî ve kâh süflî deryâda sehl şinâverlik ederken ol Kâdir [u] Kayyûm ve Perverdigâr-ı Lem-yezel [i]râdet-i ezelîsi bu imiş kim bu abd-i âsîyi halâs ide. Ânî gördüm mukaddemâ sandalımız yanına gelen tavîl ü arîz mezkûr kovuş tahtası yanından ubûr ederken hemân hakîr cüst u çâbük ve çâlâklık edüp bu Bahr-i siyâh-ı bî-emânda gark olmadan ise bu levhaya sarılayım deyüp cân havliyle tahtaya sarılup her-çi bâd-âbâd deyüp cân bâzârında cânbâzlık edüp levha-i azîme yılan gibi sarılup gûyâ deryâda Hazret-i Hızır'a râst geldim ve sandal içre olan refîklerimden haberim olmayup gâ’ib oldular. Hakîr bu hâl üzre kâh sovukdan kâh talattum-ı deryâ havfinden Bahr-i siyâh üzre galtân u cünbân ederek emvâc-ı bî-emânda ser-gerdân-ı hayrân iken gerü tarafda deryâda bir feryâd kopdu. Cân havliyle gerüye nazar etdim. Meğer benim süvar olduğum uzun kovuş tahtası üzre iki Gürcî gulâmı ve iki Çerkes bâkiresi ve bir Rus gulâmı tahta-i kebîr üzre süvâr olup yarasa kuşu gibi sarılmışlar. "Âh bunlar benim süvâr olduğum tahtaya bâr-ı girân olup garkıma sebeb olurlar. Âh hal-i digergûnum neye müncer ola" deyüp perîşân-hâtır olup, "Âyâ bunları ne hâl eylesem kim levha bana yalnız münhasır olup sebük-bâr olsam", derken hikmet-i Hudâ bizim süvâr olduğumuz tahta yanından bir su varülü kabak gibi yüzerek geçerken hemân Rus gulâmı tahta üstünden kendüyi şinâverlik eden varül üzre atup varülü der-âğûş edemeyüp "Ala müsâfiri" kelâmı üzre fakîr gulâm gark-âb olup sohbet dörd esîre kaldı. Hudâ Kerîm'dir, deyü bu hâl üzre deryâda aslâ bir sahîl-i bahr zâhîr ü bâhîr değil, ammâ hamd-i Hudâ hevâ sehl mu‘tedil olup âfitâb-ı âlem-tâbın şiddet-i harâreti dahi sehl ziyâde olup talattum-ı deryâ dahi cüz’î tenezzülde olup gündoğusu rûzgârı bizi süre süre hamd-ı Hudâ üçüncü gün evc-i âsumâna berâber kûh-i bî-sütûnlar nümâyân olup vakt-i zuhrda temevvüc-i deryâ bizi sâhil-i bahre bırağup bî-tâb u bî-mecal türâb [u] rimâl üzre düşdüğüm bildim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 265b ·
metinde göster ·
… küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘
kopdu
kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn g …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… edân Şücâ‘ Beğ'e top güllesi isâbet edüp ol ân mürd olup kal‘a içre bir velvele
kopdu
ve cânib-i erba‘adan guzât-ı müslimîn kal‘anın der-i dîvârının rahnedâr yerleri …
Lisân-ı Ekrâdda Şuşik, kal‘ası olduğu kûh-ı bülendin ismidir. Lâkin bânîsi Sultân Hasan oğlu Ziyâeddîn binâsıdır. Evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın kayanın tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘adır. Ammâ meri-i afacan ve müfacandır. Asker-i deryâ-misâl ile zîr-i hisârdan bir top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kurulup hemân ol sâ‘at kal‘a muhâsara olunup zîr u bâlâ olan kemîngâhlarında guzât-ı müslimîn meterise girüp tüfenkleşmeğe başlandıkda hemân kal‘adan bir yaylım top bir yaylım tüfenk atup yetmiş âdem bir tahtdan şehd-i şehâdet câmın nûş edüp dâr-ı berînde karâr etdiler. Hemân Serdâr Seydî Ahmed Paşa var kuvveti bâzûya getirüp niçe yüz iş eri olan mîr-i mîrânlara ve sâ’ir ümerâlara hulvü'l-lisân ile ve sâ‘ir guzâtı ihsânlar ile bende edüp bizzât kendileri atın dermiyân edüp dörd pâre tavîl şâhîleri kal‘anın cânib-i şarkîsinde havâle-i ba‘îdeler üzre koyup siperler ardından derûn-ı kal‘aya bir yaylım top urunca bi-emrillah derûn-ı kal‘ada Şuşik beğinin ammîzâdesi Çendedân Şücâ‘ Beğ'e top güllesi isâbet edüp ol ân mürd olup kal‘a içre bir velvele kopdu ve cânib-i erba‘adan guzât-ı müslimîn kal‘anın der-i dîvârının rahnedâr yerlerinden ankebût-vâr resen-bâzlar gibi birer vecihle kal‘aya tırmaşmağa başladılar. Hulâsa-i kelâm bir gün bir gice ceng-i azîm olup ertesi ale's-sabâh dendân-ı bedenlere amân bayrakları dikilüp derûn-ı kal‘ada olan cümle Ekrâd "Amân, amân, ey güzîde-i asâkir-i Âl-i Osmân" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Ol ân Serdâr Seydî Ahmed Paşa kal‘a altına başbölükbaşıyla Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimizin Alacaatlı Hasan Ağasıyla kal‘a kapusuna varup kal‘adan taşra yedi aded nâmdâr Kürd beğleri rehn çıkup "Bu gice beğimiz Mustafa Beğ kal‘adan kemend-i hîle ile nüzûl edüp Acem'e firâr etdi" dediler. Der‘akab Serdâr Seydî Ahmed Paşa bu dürûğ kelâma i‘timâd etmeyüp "Tiz beğiniz bulun, yohsa sizin yediniz dahi kelle paça edüp Erzurûm vezîri Mehemmed Paşa hâlâ Hınıs kal‘asındadır, anâ gönderirim" deyü bu yedi âdemi kayd-bend edüp kal‘a içine ale'l-gafle yedi yüz âdem koyup Şuşik beğinin sarâyında cümle emvâl [u] erzâkın kabza-i tasarrufa alup cümle Ekrâd eşkiyâların taşraya sürüp cümle âlât-ı silâhların alup üç bin tüfenk ve altı bin kılıç ve gayrı âlât-ı silâh cem‘ olup mâh-ı (---) minde kal‘a feth olup efendimiz Mehemmed Paşa'ya müjde etdiler. Ol gün kal‘ada bang-i Muhammedî tilâvet olunup kal‘a içine iki bin tüfenk-endâz kondu ve azîm top u tüfenk şâdmânîleri olup tâ Acem'e varınca Şuşik beğinin ili vilâyeti nehb u gâret olunup niçe kerre yüz bin koyun ve sığır ve at ve katır ile guzât-ı müslimîn muğtenim oldu. Ammâ Şuşik beğinin ele girmesiyçün ile vilâyete âdemler gidüp bir Gök dolak tülüngi çaşıt bulup Serdâr Ahmed Paşa "Cellâd!" deyüp ibtidâ burnun ve kulağın kesüp cellâd-ı bî-amân daltığ-ı perrân olup çaşıdın kellesin galtân edecek mahalde ayak üzre kalkup "Hey demirayak paşa! Endek hâlime merhamet et. Gelin bir danışığım vardır diyem" deyüp cellâd amân verdi. "Vallah ve billah Şuşik beği çaşt çağı kal‘a-i Mekü'ye gelüp Acem hânına câr düşdü. Henim kal‘ada mahbusdur" deyince Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ve Malâzcird Beği Mehemmed Beğ ile cümle üç bin asker Mekü kal‘asında
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 292a ·
metinde göster ·
… âlâm-ı şedâ’id-i Direklibel}: Hikmet-i Hudâ bi-emri Hudâ bir dipi ve boran dahi
kopdu
kim tâ sabâha dek beş karış kar yağdı. Ba‘de'l-fecr borular çalınup "göç"dür de …
{Der-beyân-ı şitâ-yı âlâm-ı şedâ’id-i Direklibel}: Hikmet-i Hudâ bi-emri Hudâ bir dipi ve boran dahi kopdu kim tâ sabâha dek beş karış kar yağdı. Ba‘de'l-fecr borular çalınup "göç"dür deyü haber olunca herkes boruzânlara cereb-i (?) şîrinler çalup ale's-sabâh olunca cümle yiğitlere eğer Hazînedâr Alî Ağa ve Kethüdâ Boşnak Alî Kethüdâ va‘de-i kerîmeler eyleyüp ne hâl ise cümle bâr [u] bengâhları devvâbâtlara tahmîl eyleyüp hâh-nâ-hâh bâr-ı belâ-yı azîmler ile dipi ve boran ve şebe çekerek Direklibel nâm mahalle geldikde hevâya yine bir gûne teğayyür-i tâm gelüp bir mertebe şitâ-yı elîm ve bir selc-i azîm nâzil oldu kim cümle halk el-azametullah deyü cân-ı {azîzlerinden} bîzâr olup âlem-i hayretde kalup bir serd-i rîh-ı ıanâ ve bir sarsar-ı bâd-ı fenâ zâhir oldu kim nüzûl eden berf-i nâre ne devâb, ne ünâs, belki hannâs u sevvâs bile tahammül edemeyüp ne karara ârâmgâh ve ne yol belli ve ne bedraka-i râh ve ne şa‘îr ü ne giyâh, ancak zâhirde müşâhede olunan halk hayâtda zann olunurdu, ammâ cümlesi meyyit-i müteharrîk idi. Direklibel nâm mahallin beli ve deşt [u] kûhu berf-i İlâh ile memlû idi. Paşa niçe cür’et sâhibi yiğitlere ve niçe ehl-i beled kulağuzlara ihsân [u] in‘âmlar edüp ayaklarına at kılından ve kazıldan örülmüş paçılalar giyüp kar üzre yol aramağa gitdiler. Vasf-ı pâçile oldur kim: Kürdistân'da ve Acem diyârında kar çok yağsa kalbur gibi bir çemberdir, içini at kılı kazılıyla pâbuç gibi örüp ol çemberi ayaklarına giyüp kar üzre yürürler. Şâhidî hazretleri
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349a ·
metinde göster ·
… ancak 353b gidüp Sarıalan nâm beli aşacak mahalde bir dipi ve boran ve tûfân
kopdu
kim cümle asker târumâr olup mâl [u] menâl dağlarda ve bellerde ve yollarda kal …
Menzil-i karye-i Nenekler: Bu mahal dahi Kal‘acık hâkinde yüz hâneli ve bir câmi‘li Etrâk köyüdür. Bunda dahi ol gice bir arşın kar yağup herkes konağından taşra çıkmak ihtimâli olmadı. Ale's-sabâh nefîrler çalınup herkes cân havliyle bâr [u] bengâhlarına yapışup bârgîr ve bârkeşlerine yüklerin yükledüp cümle karye-i Nenekler Etrâki kulağız olup üç sâ‘at ancak 353b gidüp Sarıalan nâm beli aşacak mahalde bir dipi ve boran ve tûfân kopdu kim cümle asker târumâr olup mâl [u] menâl dağlarda ve bellerde ve yollarda kalup herkes "nefsuhu nefsî"ye düşüp cân bâzârına gitdiler, kimi halâs olup kimi yitdiler. Ammâ paşanın iç ağaları ve taşra ağaları cân-baş kaydına düşdüler. Paşayı ve hazîneyi bırağup birer cânibe kaçdılar. Hattâ paşanın oğlu Mustafâ Beğ efendimiz lalaları ve huddâmları ve hocasıyla gâ’ib etdiler ve hazîne katârıyla dağlarda serserî gezüp gitdiler. Bu hakîr bir kemîngâh dere içre sehl ârâm edüp savruntu, boran sehl amân verdikde altı gulâmımla ve üç seyishânemle bir cânibe giderken üç memlûküm dahi bulup on çâşnigîr ta’ifesi netîce yigirmi beş kişi olup şiddet-i şitâ çekerek hamd-i Hudâ Sarıalan belin aşup öte tarafda düz sahrâya düşdük. Ammâ cân-ı azîz dahi birden deşmeğe az kalup halâs olma ümîdinden me’yûs olup kar sökerek kâh piyâde olarak gitmedeyiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a–353b ·
metinde göster ·
… benî Âdemden nâm u nişân kalmayup âsûde-hâl dururken paşa kapusunda bir hây hûy
kopdu
. Meğer Âsitâne tarafından yigirmi kapucu ile ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden bir …
Bu kasabada bu temâşâları edüp cem‘iyyet-i benî Âdemden nâm u nişân kalmayup âsûde-hâl dururken paşa kapusunda bir hây hûy kopdu. Meğer Âsitâne tarafından yigirmi kapucu ile ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden bir kapucubaşı gelüp paşaya haber etdiler. Cümle asker kat-ender-kat olup paşa huzûruna kapucubaşı kığırup geldikde yüz bin ta‘vîz ile girüp zemîn bûs edüp cümle keçeli kapucular kelb-i sarîh gibi taşrada kalup kapucubaşı yalnız paşa yanında kaldı. Zîrâ Çorum şehrinde paşaya hücûm eden Berber Bayrâm kapucubaşıdan ibret alındı. Ba‘dehû kapucubaşı emirleri paşanın kapucular kethüdâsı Alî Ağa'ya verüp meğer Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından emr-i şerîf gelüp "Düstûr-ı mükerremim Mehemmed Paşasın, emr-i şerîfim vardıkda bir ân ve bir sâ‘at durmayıp Erzurûm Karsı eyâletin sana ihsân etmişim. kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ol taraflarda ısyân u tuğyânı zâhir olmağıla ol serhadlere gitmek elzem-i levâziminden olmağıla ağırlığın bırağup ılgar ile varup eyâlet-i Kars'a mutasarrıf olup alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılasın" deyü bu mü’ekked emr ile Mustafâ Ağa gelüp emr-i pâdişâhî kırâ’at olundukdan sonra paşa "Emr pâdişâhındır, nola" deyüp ol ân İmâd Ağa'ya bir kîse-i guruş verüp "Tiz tûğlar gitsin" deyü fermân edüp İmâd Ağa'yı yolladı. Meğer Engürü'de paşanın katline nefîr-i âm getiren bu Mustafâ Ağa imiş. Paşa emre aslâ itâ‘at etmeyüp Istanoz'dan Murtat 360b ova câniblerine doğr[u] gitmek fermân olup ol sâ‘at Varvar Alî Paşa'dan muhabbetnâmeler ile kapucubaşılarından Melanlı Huseyin Ağa geldi. Netîce-i mektûb-ı muhabbet-üslûb budur kim "Benim veliyyi ni‘amın oğlu efendim, sultânım! Mesmû‘umuz oldu kim Erzurûm'dan ma‘zûl olalı bu şiddet-i şitâda niçe berzahlar çeküp meşakkat-i râh çekerek Kızılırmak geçidinde azîm hasâreler çeküp vâfir âdemleriniz gark-ı âb olmuşdur. El-hükmülillah. Hemân sizler sağ olasız. İnşâallahu Te‘âlâ an karîbi'z-zamân Cenâb-ı Bârî yârı kılup ivazın eder. Bizim ahvâl-i pür-melâlimizden su‘âl ederseniz Âsitâne tarafından bir kapucubaşı hatt-ı şerîf ile Sivas'a gelüp İpşir Paşa oğlumuzun hâtûnu ki Gürcîstân'da Mavrol Hân'ın kerîmesi Perîhân'dır, anı bizden emr-i şerîf ile Sultân İbrâhîm Hân vezîri Ahmed Paşa ilkâsıyla kerreteyn evâmir u hatt-ı şerîfler vârid olup nâ-şer‘îdir deyü vermeyüp Tokat kal‘asında dizdâra verüp cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlere emânetullah deyü sicille kayd edüp verdim. İpşir Paşa oğlum bu ahvâli istimâ‘ edüp mektûb-ı dürerbâr gönderüp buyurmuş kim ‘benim efendim ve peder-i azîzim, Allah senden râzî ola. Ehlimi vermemişsin. Eğer verirsen dü cihânda iki elim yakandadır ve rûz-ı mahşerde mes’ûl olursun ve eğer bu husûs içün pâdişâh tarafından bir ser-encâm çekersin. Her ne gûne maksûd [u] merâmına göre yoluna bin cân ile yüz bin baş ve İpşir oğlunun başı yoluna fedâdır’ deyü mektûbları geldi. Bu mahallerde İpşir'in hâtûnun pâdişâha nâ-şer‘î vermediğim pâdişâhın mesmû‘-ı hümâyûnları olıcak Sivas'dan bizi ma‘zûl edüp iki def‘a katlimize hatt-ı şerîfler gelüp avret hatıriyçün avret sözüne uyan avretden kötüdür, deyü hamd-ı Hudâ başımız vermeyüp Sivas'dan ma‘zûlen yedi bin asker ile hâlâ Turhal sahrâsında basîret üzre olup meks edüp günden güne tevâbî‘lerimiz gelüp cem‘ olmadadır. Ve İpşir Paşa oğlum Karaman eyâletiyle gelüp ve niçe ma‘zûl mîr-i mîrânlar ve sâ’ir ümerâlar gelüp cem‘iyyet-i kübrâ ile Üsküdar'a varup şer‘ ile da‘vâmız görüp yetmiş kimesnenin katlin isteriz. Bir vezîr oğlu vezîrsin, mührü sana, Mısr'ı bana, İpşir oğluma Şâm'ı, Süleymân Paşa oğluma Bağdâd'ı, Çavuşzâde oğluma Haleb'i, Melek Ahmed Paşa oğluma Erzurûm'u isteriz. İmdi benim efendim oğlu efendim, bu mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz varup vüsûl buldukda bir ân ve bir sâ‘at durmayup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek biri birimizle haberleşerek deryâ-misâl asker ile gelüp Bursa altında cem‘ olavuz ve yedi vezîr ve on mîr-i mîrân ve bî-hisâb mîr-i livâlar ile yek-dil [ü] yek-cihet olup adl-i adâlet edüp bir beyza-i mürğu bir akçeye alarak Âsitâne-i sa‘adet tarafına varup murâfa‘a-i şer‘ olavuz", deyü eblehâne mektûblar tahrîr eylemiş. Paşa mektûbları kırâ’at edüp hakîre eydür: "Ne ahmak herifdir. Mektûbunda cemî‘î hamâkatin ve bî-tedbîrliğin ifşâ etmek içün hâl-i dilin i‘lâm eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360a–360b ·
metinde göster ·
… tılınca el-azemetullah sahrâ-yı Üsküdar'da bir sît u sâdâ-yı velvele ve gulgule
kopdu
kim gûyâ cümle Celâlîler mürg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup tarafey …
Bu hâl üzre tarafeynden çarha cengi karışup germâ-germ ceng-i azîm olurdu. Bu minvâl üzre Gürcî Nebî tetiğin büzmeyüp âheste âheste Bulgurlu'dan aşağı cüyûş-ı müslimîn üzre yürüdükçe şehr-i Üsküdar içre temâşâcılar bengî ve sankı ve bakkâl ve çakkal alak bulak olup "Aya birâderler, hâlimiz neye müncer ola" derlerdi. Hemân cümle asâkir-i muvahhidîn kol kol ve mevc mevc ve fevc fevc olup yetmiş yerden Celâlî askerin ihâta edüp Cenâb-ı Bârî yârî kılup Gürcî Nebî galebe mertebesinde iken tarafeynden bir yaylım top u tüfenk atılup Üsküdar sahrâsındaki âdem deryâsı cûş u hurûşa gelüp dağ u bâğ ve yakın u ırağı âdem deryâsı gibi temevvüc edüp cihânı dutmuş Celâlî askeri bir sene kırmağile tükenmez âsîler dendân-ı tîğdan geçmişken bakıyyetü's-süyûf olanları gayret ve hamiyyeti elden komayup bir kaç hamle dahi etdikçe cümle hamele ve hîlekârları şemşîr-i âteş-tâbdan 33a geçüp hemân Gürcî Nebî'nin dib alayı talattum-ı deryâ gibi dal tîğ-ı uryân Bulgurlu'dan tîz aşağı yürüyünce yine çarhacı Defterdârzâde alem-i Nebî önünde Gürcî Nebî askeri içine "Hû'dır Hû Allah" deyüp aç kurd koyuna girer gibi girüp Gürcî Nebî askeri bazurup aşağı toplar üzre meterîsleri basmak sadedinde olup cümle meterîsde olan tüfenk-endâz Hacı Bektâş-ı Velî köçekleri bir yaylım kurşursum ve bir yaylım top atılınca el-azemetullah sahrâ-yı Üsküdar'da bir sît u sâdâ-yı velvele ve gulgule kopdu kim gûyâ cümle Celâlîler mürg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup tarafeynden cümle asker vâlih [ü] hayrân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32b–33a ·
metinde göster ·
… Cebelü'l-Lübnân'ın üzerinde niçe bin fitîl çerâğân görünüp bir "Hûbâr", sadâsı
kopdu
kim zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp ne cânibden ordu-yı İslâma şebhûn hücûmla …
Bu kal‘ada bir gice subaşı Saçlıoğlan'da mihmân olup ertesi yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde sür‘at ile gidüp yine kal‘a-i Şıkıf altında askere dâhil olup gice derûn-ı askerde bir güft-gû olup "Ordu-yı İslâm'ı kırk bin tüfenk-endâz Dürüzî basacak imiş" deyüp niçe hây-hûy olup ol gice ordu-yı İslâm'ın cânib-i erba‘asına niçe bin tüfenk-endâz kemîngâhları konulup âmâde durdular. Tâ ki nısfu'l-leyl oldu, el-azametullah Cebelü'l-Lübnân'ın üzerinde niçe bin fitîl çerâğân görünüp bir "Hûbâr", sadâsı kopdu kim zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp ne cânibden ordu-yı İslâma şebhûn hücûmlar etdilerse kemîngâhda âmâde olan guzât-ı Müslimîn üzre uğrayup dendân-ı seyf-i Murtezâ Paşa'dan geçüp münhedimen hâ’ib ve hâsir gitdiler. Ertesi ale's-sabâh bir gün mukaddem tuğlar ileri gitmesin ma‘kûl görmeyüp cümle asâkir-i zafer-şi‘âr bir topdan kalkup yine cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38a ·
metinde göster ·
… tmişlerdir. Zîrâ diyâr-ı Arab'dan sonra şa‘şa‘a-i Muhammedî Mâverâü'n-nehir'den
kopdu
. Hatta ba‘de'l-hicreti'n-Nebeviyye sene 446 târîhinde bu bâlâda tahrîr olunan ş …
İşte Cenâb-ı Hâlık-ı Eflâk-ı Kevneynin irâdet-i ezeliyyesi böyle imiş kim bu edîm-i arzı {mezkûr akvâmlar ile ve} Arab u Tatar-ı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen edüp diyâr-ı (...) Âl-i Osmân ve Âl-i Selçukiyân ve Âl-i Çobaniyân ve Âl-i Dânişmendiyân ve Âl-i Karacakoyunlu ve Âl-i Akçakoyunlular ile habîbi Muhammedü'l-Mustafâ dînini inkırâzu'd-deverân âşikâre ve mü’ebbed olmasiyçün mülûk-ı merkûmlar ile Rûm u Arab u Acem'i ecnâs-ı mütenevvi‘a-i benî Âdem ile imâr etdi. Ammâ bu tahrîr olunan selâtîn-i ümerâ ve kay u bay misilli mülûklerin cümle tulû‘ları Belh [u] Buhârâ ve Mâverâ ve diyâr-ı Mâhân'dan hurûc etmişlerdir. Zîrâ diyâr-ı Arab'dan sonra şa‘şa‘a-i Muhammedî Mâverâü'n-nehir'den kopdu. Hatta ba‘de'l-hicreti'n-Nebeviyye sene 446 târîhinde bu bâlâda tahrîr olunan şehr-i Ahlat'da medfûn olan beş fırka mülûkun cümlesi diyâr-ı Mâhân'dan gelmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
… bu hâli görüp bu kadar bin asker içinden bir ağızdan bir sadâ-yı "Allah Allah!"
kopdu
kim zemîn ü âsumân gülbâng-ı Muhammedî sadâsıyla pür olup cümle guzât-ı müslimî …
Hikmet-i Rabbü'l-İzzet, paşa esb-i sabâ-peymâsına süvâr oldukda Vekîl-harc İbrâhîm Ağa, paşanın atı önünde kırk aded koyunları "Allahu ekber" tekbîriyle kurbân etdikde, hemân üç dane koyunun ayakları bendi şeşilüp boğazlanmış iken birinin başı salınırken ikisi başsız ayağa kalkup üçü de paşanın atı önü sıra bir hayli mesâfe hân tarafına doğru seğirdüp gitdiklerin niçe bin Van askeri bu hâli görüp bu kadar bin asker içinden bir ağızdan bir sadâ-yı "Allah Allah!" kopdu kim zemîn ü âsumân gülbâng-ı Muhammedî sadâsıyla pür olup cümle guzât-ı müslimîn dediler kim "Bu boğazlanmış kurbânların yürümesi hayrdır ve ricâl-i gayb bizimle biledir." deyü cümle ricâlullah şâd [u] handân olup alâylar mevc ü mevc ve fevc ü fevc ve kavuş kavuş at başı berâber oldular. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
… zamet-i Hudâ cümle cüyûş-ı müvahhidîn içre atlar üzre bir sadâ-yı Kur’ân-ı azîm
kopdu
kim felekde melekler, aleyke avnullah dediler.
mazmûnunca niçe alâylar ârâste vü kemîngâhlar cümle pîrâste olup herkes at başı berâber kafadâr u sırdaş ve hâldaş u yoldaş ve karındaşlarıyla öpüşüp ve görüşüp ve gülüşüp birbirlerine vasiyyet ederken çalıcı mehterbaşı tabl [u] kudüm ü çengî [vü] harbî çalmağa izin taleb etdikde paşa-yı âkıl "Vakti değildir, du‘â mahallidir. Tiz alây çavuşları gelsin" dedikde cümle gelüp "Varın, cemî‘i asâkir-i İslâm Feth-i şerîf okusunlar. Bilmeyenler İzâ câ’e sûresin ve İhlâs-ı şerîf ve Fâtiha-i seb‘u'l-mesânîyi tilâvet etsinler." deyü tenbîh edüp çavuşlar dahi cümle asâkir-i İslâma kavl-i tenbîhler etdikde azamet-i Hudâ cümle cüyûş-ı müvahhidîn içre atlar üzre bir sadâ-yı Kur’ân-ı azîm kopdu kim felekde melekler, aleyke avnullah dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
sandık. Andan gice ile giden niçe bin piyâdegân kavl-i karâr üzre atılan toplar …
Ne çâre hakîr at üzre kalup hicâbımdan gerü dönemeyüp gaflet ile Mahmûdî kavmi içinde kaldım. Allah âlim u dânâdır kim bir kerre başım dönüp gözüm karardı. Ba‘dehû cânım yerine gelüp havf [u] haşyetden berî olup gözlerim tas-ı pür-hûna döndü.Tarafeynden kurşum bârân-ı la‘net gibi yağar. Halkın kimi düşer ve kimi kalkar ve kimi kalkmaz. Bu hâli görüp cân başıma sıçrayup ol yalçın kayalar içre hakîr de alâ kadri'l-imkân bir hayli fârisü'l-hayllik edüp vâfirce fodullandık. Ammâ mukaddemâ kıyâmet başıma kopdu sandık. Andan gice ile giden niçe bin piyâdegân kavl-i karâr üzre atılan topların sadâsın istimâ‘ etdikleri gibi anlar dahi kal‘a-i Bitlîs'in şarkîsi tarafında Ayn-ı İskender deresi meterislerine Allah deyüp yürüyüş edüp çat-a-çat tüfengleşerek ol tarafı anlar dahi süzüp şehre koyuldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a ·
metinde göster ·
… bilirsüz." deyü bu beğlere ve ağalara bir sıkı verdi kim sıkılarından dızıkları
kopdu
.
Âhir a‘yân-ı vilâyetden cümle ulemâ vü sulehâ vü meşâyih-i sâdât-ı Ekrâd-ı Bitlîs ale'l-acele paşanın pây-ı semendine yüzler sürüp envâ‘-ı tazarru‘ [u] nâlişler edüp "Dâd u feryâd ey vezîr-i âlî-nijâd, hasmınız Hân idi, hamd-i Hudâ münhedim olup firâr etdi. Ya bu kadar ibâdullahı niçün gâret etdirirsüz?" deyü paşaya tazallum arz etdiklerinde cümle ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup, hemân paşa-yı müdebbir cümle Van eyâleti ümerâların ve cümle ocak beğlerin ve hemi ocak ağaların cümle at üstünde iken yanına getirdüp tenbîh ü te’kîd edüp der: "Pâdişâh başıyçün ve azîmü'ş-şân Allah hakkiyçün eğer bu anda Bitlîs şehri içre yağma vü alan u talanda âdem bulup bir dahi feryâdcılar gelüp tazallum ederlerse sizi azl-i ebed etmek ile mütesellî olmayup başlarınızı keserim. Tiz şehre gidüp yağmacılarınızın aldığı eşyâları ashâblarına redd edin. İşte ben de akîbinizce şehre giderim. Siz bilirsüz." deyü bu beğlere ve ağalara bir sıkı verdi kim sıkılarından dızıkları kopdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270a ·
metinde göster ·
… elâ mahalline geldikde kimde cân kaldı. Bu asker-i Acem içre bir gırîv ü feryâd
kopdu
kim gûyâ rûz-ı mahşer oldu. Ve cümle "Vâ yâr-ı gâr-ı Şâh Hüseyn ve ey mücâhidân …
Andan serâperde ardından başı zurzuvîli kebîr har kulaklı ve şütür-leb dudaklı ve pâları dolaklı ve gözü sürmeli ve rîş-i şevâribden müberrâ çâr-darb u kubh-manzaralı müstekreh çehreli şeyh nâmıyla bir bednâm-ı hümâm râygân olunca cümle pîr ü cüvân ayağa kalkup şeyhe selâm verdiler. Ve şeyh selâm alup kürsiye urûc edüp ibtidâ bir Fâtiha ve şâh-ı bedhâha {ve bed-câha} ve sâ’ir huzzâr-ı meclis-ârâ küstâha hayr du‘â edüp Şâ‘ir Fuzûlî-i Bağdâdî'nın te'lîfât-ı nâ-pesendîdesinden Makteli'l-Hüseyin nâm elfâz-ı türrehât-ı pür-hatâsın kırâat etmeğe başladıkda hâdise-i Kûfe'de şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ mahalline geldikde kimde cân kaldı. Bu asker-i Acem içre bir gırîv ü feryâd kopdu kim gûyâ rûz-ı mahşer oldu. Ve cümle "Vâ yâr-ı gâr-ı Şâh Hüseyn ve ey mücâhidân-ı Bedr [u] Huneyn ve refîkân-ı ceddi'l-Haseneyn" deyü bükâ edüp gûyâ her birin sar‘a dutardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 312b ·
metinde göster ·
. Meğer bir arslan-ı Yezîdî, Şakakî Yezîdîlerinin bir câmûs-ı mefretin kovarak s …
Bir gice bu mahalde bir hay huy kopdu. Meğer bir arslan-ı Yezîdî, Şakakî Yezîdîlerinin bir câmûs-ı mefretin kovarak sakız gölüne câmûs gark olur. Esed-i Yezîdî dahi akîb-i câmûsa düşüp kovarak arslan dahi sakız ma‘deni içre gark olup câmûsu pençesiyle reşh urup var kuvvet-i bâzûsıyla câmûsu gölden taşra atmış ammâ câmûsun bir kolunu pençesiyle söküp silküp ayırmış ve câmûs kenâr-ı gölde kalmış ammâ arslan dahi câmûsu sakızdan taşra atdığı zorundan beli kırılup sakız ma‘deni içre kalmış. Ale's-sabâh temâşâsına vardık, fakîr arslan sakız ma‘deni dâmına giriftâr olup bar bar bâğırır ve çar çar çağırır. Paşalı fetâlarından bir yiğit arslana bir kurguşum urup {esed} mürd oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
… la firâr etmişlerdi, ammâ yine Varna Urûmları içre bir vâveylâ vü feza‘ ü çeza‘
kopdu
kim istimâ‘ edenlerin ciğeri hûn-ı siyâh olur. Hemân paşa-yı müdebbir şehir içi …
Paşa ta‘âmı bırağup "Bire at" deyüp bilâ-rikâb çakal ata süvâr olup ol ân yetmiş aded sekbân ve sarıca bayrakları ve muhâfazaya me’mûr olan Silisre ve Kırkkilise ve Nigebolı ve Çirmen ve Vidin [ve] Vize sancaklarının erbâb-ı zu‘amâsı ve erbâb-ı tîmârı ve paşanın yedi bin aded ağavâtları esb-i sabâ-sür‘atlerine süvâr olup fi'l-hâl Varna şehri ile Galata köyü arasına varup bâğlar içre cümle asker piyâde olup kemîngâhlarda âmâde olunca hemân küffâr-ı hâksâr Kazak-ı Ak bî-bâk u bî-pervâ yigirmi pâre şaykasıyla kenâra yanaşup altı pâre gemisi deryâya açıldı, ammâ yine kenârdan ayrılmazlardı. Beri tarafda Kazak-ı Ak-ı bed-ahlâk bî-havf [ü] haşyet şehri âlân u tâlân ve nehb ü gârete başlayup şehr-i Varna içre Rûm keferesinden gayrı bir cân kalmayup cümle dağlara zî-kıymet mâllarıyla firâr etmişlerdi, ammâ yine Varna Urûmları içre bir vâveylâ vü feza‘ ü çeza‘ kopdu kim istimâ‘ edenlerin ciğeri hûn-ı siyâh olur. Hemân paşa-yı müdebbir şehir içini yağma eden Kazaklara aslâ bakmayup hemân cümle asker ile ale'l-gafle bâğlar içinde leb-i deryâda olan Urus-ı menhûsun kayıkları üzre hücûm edüp kayıklara bir yaylım kurşum urunca şayka içre olan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp sademât-ı kurşuma tahammül edemeyüp salpa demir edüp 29b bi'z-zarûrî alarka olup şehri gârete çıkan cümle küffâr meydânda kalup cân başlarına düşüp aldıkları mâl-ı ganâ’imi bırağup serseri gezerken kal‘a-i Varna'dan ve limanda yatan şaykalardan Kazağa eyle toplar urup darebât-ı top-ı kûpdan niçesi helâk olmada ve niçesi dağlara kaçarken el vilâyet halkı erişüp taraf taraf hücûmlar eyleyüp bu kadar küffâr karârı firâra dönüp cân baş halâsıyçün leb-i deryâda olan şaykalarına gelüp gördüler kim deryâya alarka olmuşlar. Hemân cân başlarına sıçrayup kimi silâhın bırağup deryâya girüp yüzer. Kimi karaya cân atup cândan bezer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a–29b ·
metinde göster ·
… çre bir gırîv [ü] feryâd kopup sabâha dak küffâr-ı dûzah-karâr içre bir vâveylâ
kopdu
kim ta‘bîr olunmaz.
El-hâsıl üç yüz aded ferzend-i ayyârlar birer gûne şeytanat ile ol şeb-i muzlimde kol kol tabura birer lu‘b ile girdiklerinde tabur içre bir gırîv [ü] feryâd kopup sabâha dak küffâr-ı dûzah-karâr içre bir vâveylâ kopdu kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42b ·
metinde göster ·
… este-reviş giderken hemân ileride bir sadâ-yı Allâh Allâh ile bir tüfeng sadâsı
kopdu
. Derhâl anı gördük. Geceden giden yayanlar har har soluyarak çıkageldiler.
Çün kim bu Virpolise nâm mahalde ol gece cümle guzât helâlleşüp cümle atlara yemlerin kesdirüp vakt-i şâfi‘î oldukda evvelâ Atlıbeğzâde ve Çoltaroğlu ve Tilki Bölükbaşı ve Gırbo Bölükbaşı ve Hasan Bölükbaşı Yenge Kırığı bölükbaşılar cümle bin sekiz yüz aded yiğitler piyâde pür-silâh karanlıkda ileri gitdiler ve ardları sıra iki bin güzîde salt cürd atlı yiğitler ile Bosna Alaybeğisi Gâzî İsmâ‘îl Beğ ve Hersek alaybeğisi bu atlılara serdâr olup âheste âheste gitmede. Ve serdârımız Yûsuf Kethüdâ dahi beş bin piyâde ve atlı yiğitler ile kilt-â-kit giderken sancak dibinde hakîr Feth-i şerîfe müdâvemet edüp giderken paşa efendimizin pusuya koduğu asâkir üstlerine uğrayup tenbîh ü te’kîdler edüp ileri ubûr etdik. Çün vakt-i Hanefî oldu. Ale't-ta‘cîl salât-ı fecri edâ edüp der-ân atlara süvâr olup du‘â ve senâyı atlar üzre edüp âheste-reviş giderken hemân ileride bir sadâ-yı Allâh Allâh ile bir tüfeng sadâsı kopdu. Derhâl anı gördük. Geceden giden yayanlar har har soluyarak çıkageldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
… edüp şehîd etdiklerinde azamet-i Hudâ ordu-ı İslâm içinde bir gırîv [ü] feryâd
kopdu
kim gûyâ (gûyâ) rûz-ı mahşerden nişân oldu.
Bu hâl ile köpek cengi ederek otak dâ’iresinden taşra çıkdı, ammâ kafâdâr askeri yok ve her tarafda düşmanı çok. Bir sarıca kâfiri matbahda ucu yanmış bir odun ile Seydî'nin koluna bir odun nice urdu ise Seydî'nin destinden hançeri fırlayup bir şâtırı ol ân paşaya bir gaddâre yetişdirince dal gaddâre olup hayli âdem yıkup bir âdemi iki pâre etdi. Ve şâtırı dahi şehîd etdiler. Ve yedi âdemi dahi zahm-âlûd olup silihdârı dahi Küçük şahin ve Gürcî Beğzâdeler mecrûh olup yan verdiler, ammâ Seydî fakîr de bî-tâb u bî-mecâl meydân-ı ma‘rekede bî-dermân hareket etmeğe başladıkda ol ân sarrâcbaşı Seydî'ye bir esb-i menhûs yetişdirüp eğer hânesine el uram derken bir kâfir-i bî-dîn fakîr atı kılıç ile sinirleyüp at dahi cân havliyle Seydî'nin sîne-i bî-kînesine dû-pây-ı edbâr-ı zahmdâr urdu kim garîb Seydî iki aded perende-i mu‘allâk kılınca ol mahalde kereke bid‘atin gaytânları Seydî'nin boğazına geçüp anın halâsına ve yakasının dem-bestesine halâsda iken yine ol Seydî hüddâmlarından bir nânkör (---)(---) nâm deli mel‘ûn Seydî ile yaka yakaya ceng edüp kereke gaytânı mâr-ı ecel-vâr boğazına sarılup çadırlar tınâbları dahi ayağına dolaşup elindeki gaddâre de gaddârlık edüp yâverlik etmeyüp eyle dilâverin serine mezkûr (---)(---) deli bir odun ile nice urduysa artık garîb Seydî serâsime olup cümle haşerâtlar başına üşüp dest ber-kafâ kayd [u] bend ile serâsime otak içre götürüp derhâl asker içinde fetret ü tuğyân olmasın içün ol ân Gâzî Seydî Ahmed Paşa'nın kellesin teninden cüdâ edüp şehîd etdiklerinde azamet-i Hudâ ordu-ı İslâm içinde bir gırîv [ü] feryâd kopdu kim gûyâ (gûyâ) rûz-ı mahşerden nişân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185b ·
metinde göster ·
… de ederken mâ-fevkimde ağaçlık içinden bir catırdı ve bizim(?) gibi bir patırdı
kopdu
.
Bu cengden sonra ber-mûceb-i tekâzâ âlem ağyârdan hâlî deyü bir mahfî köşede bend-i şalvara rehâ buldurup dâmen der-miyân ve ceyb hemyân edüp başlı başıma edebde yesteh-i bârânzede ederken mâ-fevkimde ağaçlık içinden bir catırdı ve bizim(?) gibi bir patırdı kopdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21a ·
metinde göster ·
"Pâdişâhım, işte küffâr askeri yerinden kopdu geliyor" dediklerinde Semendire Beği Yahyâ Paşazâde Balı Beğ, Bosna Beği Husrev Paşa beşer bin güzîde "Benem, diğer nîst!" diyen yiğitlerden on bin aded yanar âteşli şehbâz [u] şehnâzlar talî‘a-i asker olup âmâde dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65a ·
metinde göster ·
… e su dolunca hemân dollâblar deverân etmeğe başlayup el-azametullâh bir gürüldü
kopdu
kim gûyâ haşr [ü] neşrden bir yevmü'n-nüşûr olup ba‘zı çarhlar sağa ve niçesi s …
"İmdi oğullar korkman sehel alarka durun" deyüp ibtidâ damın mezkûr bacasının kapağın açup kârhane küşâde olup mezkûr ılıcanın Tuna'ya akan yolun sed edüp kârhâne içre olan çarh-ı âlînin su girecek ağaç hâneciklerin içlerine su dolunca hemân dollâblar deverân etmeğe başlayup el-azametullâh bir gürüldü kopdu kim gûyâ haşr [ü] neşrden bir yevmü'n-nüşûr olup ba‘zı çarhlar sağa ve niçesi sola deverân edüp cümle çarhlar birbirlerine girüp gûyâ sâ‘at gibi çarhları deverân ederken hemân âsiyâb-bâz koca baba-yı kurnaz "Korkman oğullar" deyüp bir demir çeşme lülesi gibi lüleyi kuvvet ile burup çevirince kal‘aya çıkan su borusundan âdem gerdânı kalınlığı bir su evc-i âsumâna mezkûr baca deliğinden taşra çıkup üç Süleymâniyye minâresi kaddi su evc-i semâya gıjlayarak ve gürleyerek eyle çıkdı kim tâ nihâyet mâ evc-i semâya urûc edüp ba‘dehu kavs-ı kuzah-vâr şazrevânı baş aşağı nehr-i Tuna'ya dökülüp nîm sâ‘at temâşâsında 97a dem-beste ve hayrân olduk, ammâ Hudâ'ya ayândır ibtidâ suyun pertâb etdiğinden zehremiz çâk menzilimiz hâk olayazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 96b–97a ·
metinde göster ·
… serâmed toplara âteşler edüp cümle kayıkları âdemleriyle gark olup bir vâveylâ
kopdu
kim âh-ı enîn-i benî âdem evce peyveste olup artık limana imdâd giremeyüp liman …
Ammâ deryâda olan gemilerden gece gece kayıklar ve filikalar ile limana imdâd korken Göllük tarafında Haleb vâlîsi İbrâhîm Kethudâ Paşa ve Kapudan Kaplan Paşa küffârın kal‘aya gece imdâd koduklarının haberin alup vâkıf-ı esrâr olduklarında liman ağzına mukâbil suya berâber yetmişer seksener pâre serâmed balyemez toplar koyup ertesi gece yine küffâr yüz pâre sandal ve filikalar ile limana imdâdları girecek mahalde cemî‘i serâmed toplara âteşler edüp cümle kayıkları âdemleriyle gark olup bir vâveylâ kopdu kim âh-ı enîn-i benî âdem evce peyveste olup artık limana imdâd giremeyüp liman ağzında kuş uçmaz oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297a ·
metinde göster ·
… eryâ-misâl asâkir-i nusret-me’serleri hâbdan bîdâr olup bir sadâ-yı Allâh Allâh
kopdu
kim cemî‘i hâb ile âlûd olmuş bî-rûh benî âdemler zî-rûh olup gördüler kim içle …
"Bire ordu-yı İslâmın tâ ortasında küffâr lağım atdı, bir[e] yok küffâr orduyu basdı" deyince Âl-i Osmân'ın deryâ-misâl asâkir-i nusret-me’serleri hâbdan bîdâr olup bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim cemî‘i hâb ile âlûd olmuş bî-rûh benî âdemler zî-rûh olup gördüler kim içlerinde küffâr askeri gecelemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 298a ·
metinde göster ·
… alde bir sengistân dere giderken bir mukassî orman içinde bir vâveylâ ve feryâd
kopdu
. Hemân refîklerimizin bir kaçı gerüye firâr etdi. Bir kaçı dalkılıç ileriye at …
Sergüzeşt-i hakîr: Bu mahalde bir sengistân dere giderken bir mukassî orman içinde bir vâveylâ ve feryâd kopdu. Hemân refîklerimizin bir kaçı gerüye firâr etdi. Bir kaçı dalkılıç ileriye at bırağup gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y92b ·
metinde göster ·
… ı var imiş. Anların evleri tarafında bir fezâ‘ ve bir çezâ‘ vâveylâ ve vâveledâ
kopdu
kim zehremiz çâk olup Allâh Allâh sadâsından ve tüfeng ve balta ra‘d-vârından o …
Ba‘de't-ta‘âm bir boğça don ve gömlek ve bir keçe seccâde ve iki ağır Türkmân kilimleri hedâyâ getirüp anda mihmân olup zevk u safâ etdik, der iken hikmet-i Hudâ ol gece bu hâne sâhibimizin iki ihtiyâr karındaşları var imiş. Anların evleri tarafında bir fezâ‘ ve bir çezâ‘ vâveylâ ve vâveledâ kopdu kim zehremiz çâk olup Allâh Allâh sadâsından ve tüfeng ve balta ra‘d-vârından ol derelerin içi sıyt ü sadâdan doldu. Bu hakîr mebhût oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y149b ·
metinde göster ·
kim cümle hayme [vü] hargâhları Y 264b yerinden koparup pâre pâre etdi. Ne hâ …
Ve bu mahalde yine bir rîh-i sarsar kopdu kim cümle hayme [vü] hargâhları Y 264b yerinden koparup pâre pâre etdi. Ne hâl ise paşaya bir gayri cerge kurdular. Hemân paşa cümle iç ağalarına ve huccâca En‘âm-ı şerîf ve ihlâs-ı şerîf ve salavât-ı şerîfe fermân edüp tâ vakt-i gurûba dek tilâvet olundukda hamd-i Hudâ bârân sâkin olup ol gece bir kuru sovuk oldu kim on bir âdem ve iki yüz deve ve katır ve at ve hımâr dondu. Ve cemî‘i tulumlarda sular yahpâre oldu. Ve Balka ve Mafrak gölleri ve Ka‘be çölleri dondu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264a–Y264b ·
metinde göster ·
… Y 270b üç sâ‘atde ubûr ederken asker-i İslâm içinden bir sadâ-yı Allâh Allâh
kopdu
kim zemîn ü âsumân dir dir ditredi. Ve niçe kerre yüz bin tüfeng ve beş yaylım …
Ammâ bizim huccâc dahi bu mahalle geldiklerinde azemetullâh kâmil cümle huccâcın nihâyeti Y 270b üç sâ‘atde ubûr ederken asker-i İslâm içinden bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu kim zemîn ü âsumân dir dir ditredi. Ve niçe kerre yüz bin tüfeng ve beş yaylım toplar atılup gûyâ cemî‘i dağlar pâre pâre oldu. Tâ cümle huccâc ubûr edince bu hây hûy vâveylâ ve debdebe velvele sadâsı munkatı‘ olmadı. Yine böyle hengâme mâbeyninde semîn ü şâtır develerden yetmiş seksen deve kaldıkda deve sâhibleri eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y270a–Y270b ·
metinde göster ·
Yerine ammîsi kızı Zâlikâ melike oldu. Ammâ gâyet sehere
kopdu
. Bu dahi merhûme olup babası Me’mûm yanında medfûndur. Hâlâ Kabâbıta kavmi bu Z …
Yerine ammîsi kızı Zâlikâ melike oldu. Ammâ gâyet sehere kopdu. Bu dahi merhûme olup babası Me’mûm yanında medfûndur. Hâlâ Kabâbıta kavmi bu Zâlikâ avrete peygamberdir, deyü i‘tikâd-ı bâtıla edüp Behnîsâ şehrinde kubbesine varup ziyâret ederler. Sihrile izhâr etdiği eşyâları mu‘cize add edüp kavm-i Kabâbıta tevârîhlerine yazmışlardır. Ammâ Cenâb-ı Bârî'nin yüz yigirmi dörd bin peygamberi vardır. İçlerinde nisvân tâ’ifesinden bir peygambere gelmemişdir. Ve bu Zâlikâ melike çok mu‘ammere olup bunun zamânında Kıbtî kavmi ol kadar çok oldu kim ekâlîm-i Mısır'ı dutdular. Tâ Tûfân-ı Nûh'dan Bayzar ibn Hâm bin Nûh'dan bu Zâlikâ avret melikeye gelince iki yüz kırk bir pâdişâh gelüp cümle devletleri 2006 sene oldu. Ve bu Zâlikâ avretin asrında Benî Amâlîka hurûc edüp Kabâbıta askerin münhezim edüp Mısır'a mâlik oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y8a ·
metinde göster ·
… mız olmayup ale'l-ittifâk avdet edelim, derken kuşlar tarafından bir rîh-i akîm
kopdu
kim şiddet-i şitâsından helâk mertebelerine varup,
Netîce-i kelâm cümlemize bu ukkâb kuşların kanat gürüldüsünden bir vehm târî olup ol havuzdan ileri bir kadem atmağa iktidârımız olmayup ale'l-ittifâk avdet edelim, derken kuşlar tarafından bir rîh-i akîm kopdu kim şiddet-i şitâsından helâk mertebelerine varup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233b ·
metinde göster ·
Andan tenâvül ederken harîmde bir vâveylâ ve vâveledâ
kopdu
. Âyâ bu ne feza‘ u çeza‘dır, derken şeyh hazretleri harîmden reftâr ederek çıku …
Andan tenâvül ederken harîmde bir vâveylâ ve vâveledâ kopdu. Âyâ bu ne feza‘ u çeza‘dır, derken şeyh hazretleri harîmden reftâr ederek çıkup cümleye selâm verdi. Aleyke alup ayağa kalkdık. Azîzin gözleri tâs-ı pür-hûna dönmüş ve arak-âlûd olup mübârek vech-i şerîflerinden dürdâne gibi arak çekîde çekîde olup cereyân eder. Cümlemiz ta‘accüb edüp Âyâ harîmde bir kimesneye hâtırmânde mi oldu, deyü derûndan böyle geçdi. Hemân şeyh,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y308a ·
metinde göster ·
Derhâl bu hâl harîme mün‘akis olup yine bir mâtem-i cedîd dahi
kopdu
. Meğer azîz hazretleri üç kazgan ıssı su edüp ve kefen ve gülâb Y 308b ve buh …
Derhâl bu hâl harîme mün‘akis olup yine bir mâtem-i cedîd dahi kopdu. Meğer azîz hazretleri üç kazgan ıssı su edüp ve kefen ve gülâb Y 308b ve buhûrların cümle mevtâya lâzım eşyâları hâzır edüp evlâdı ve ehli ve kerîmesiyle helâlleşüp taşra bize çıkmış imiş. Cümle asker sehel ârâm edüp derhâl şeyh şinnâvî'de emânet olan bin akçeyi ıskât salâtıyçün üç yüz âdeme vasıyyet rumûzları üzre tevzî‘ edüp şeyh şinnâvî gasl edüp hakîr âb-ı tâhir sabb edüp şinnâvîzâde buhûr edüp techîz [ü] tekfînine sarup tâbûtunu tevhîd ile bu kadar asker cenâzesiyle feryâd [u] figân ederek ecdâd-ı izâmları Ebürrîş hazretlerinin câmi‘inde salât-ı cenâzesin kırk elli bin asker edâ edüp savâbın rûh-ı şemsüddîn'e hibe eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y308a–Y308b ·
metinde göster ·
… s edüp ale's-sabâh sahrânın cânib-i şarkîsi nihâyetinde bir sadâ-yı Allâh Allâh
kopdu
. Meğer Kör Hüseyin Kan'ın ordusu anda muntazır imiş. Bizim asker ile zahîre gel …
Fûncistân meliki dâbiri hükmündedir. Cümle askerimiz ile bunda tınâb tınâba meks edüp ale's-sabâh sahrânın cânib-i şarkîsi nihâyetinde bir sadâ-yı Allâh Allâh kopdu. Meğer Kör Hüseyin Kan'ın ordusu anda muntazır imiş. Bizim asker ile zahîre geldiğin istimâ‘ edüp safâlarından sadâ-yı tekbîre rehâ verdiler. Hemân bizimle gelen kal‘a hâkimleri bâr [u] büngâhların bırağup salt ileri hecînler ile ılgara hâzır oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y398b ·
metinde göster ·
Vakt-i asrda gördüm, Hüseyin Beğ haymemize gelüp bizi hâkden ref‘ etdi. Hemân hakîr ba‘zı mâhazar nakliyyât ve zülbiyyât makûlesi ve şeker lokum getirüp bir kâse mümessek anber şerbeti nûş edüp safâ etdi. Ba‘dehu Q 318aP 315a gidecek mahalde huzûruna bir tob sof ve iki Dimyât alacası ve iki kavanoz mümessek reybâs şerbeti hedâyâ verdiğimizden gâyet memnûn oldu ve sâyebânına gitdi. Ve cemî‘i gelen zahâyirleri askerine tevzî‘ edüp vakt-i gurûbda asker-i bî-pâyân içinden bir ün ve gırîv ü feryâd kopdu kim hakîrin yüreği kopdu. Meğer gülbâng çekerlermiş. Nısfu'l-leylde kösleri çalup cümle haymeleri bozup âmâde oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y399a ·
metinde göster ·
Vakt-i asrda gördüm, Hüseyin Beğ haymemize gelüp bizi hâkden ref‘ etdi. Hemân hakîr ba‘zı mâhazar nakliyyât ve zülbiyyât makûlesi ve şeker lokum getirüp bir kâse mümessek anber şerbeti nûş edüp safâ etdi. Ba‘dehu Q 318aP 315a gidecek mahalde huzûruna bir tob sof ve iki Dimyât alacası ve iki kavanoz mümessek reybâs şerbeti hedâyâ verdiğimizden gâyet memnûn oldu ve sâyebânına gitdi. Ve cemî‘i gelen zahâyirleri askerine tevzî‘ edüp vakt-i gurûbda asker-i bî-pâyân içinden bir ün ve gırîv ü feryâd kopdu kim hakîrin yüreği kopdu. Meğer gülbâng çekerlermiş. Nısfu'l-leylde kösleri çalup cümle haymeleri bozup âmâde oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y399a ·
metinde göster ·
… npûlâdzâde Âdiliyye'de iken Mısır içinde bir azîm velvele ve gulgule ve debdebe
kopdu
kim gûyâ meydân-ı haşır neşirden bir gün oldu. Meğer ahâlî-i Mısır Defterdâr Ah …
Cânpûlâdzâde Âdiliyye'de iken Mısır içinde bir azîm velvele ve gulgule ve debdebe kopdu kim gûyâ meydân-ı haşır neşirden bir gün oldu. Meğer ahâlî-i Mısır Defterdâr Ahmed Paşa'yı gördüler kim bir iskemle hâkimi âdil ve sâlih dîndâr ve sözünde sâdıku'l-kavl ve ilm-i hisâbda ve muhâsebede fünûn-ı şettâya mâlik akl-ı Arasto ve müdebbir ehl-i ırz ve sâhib-vakâr ve her şeyde perhîzkâr âdem idiğin bildiler ve anladılar kim bu Mısır'ı tas[h]îh edüp ve arâzî-i Mısır'ı mesâha edüp iki Mısır hazînesi dahi hâsıl eder ve erzâklarımız bu hâl üzre kat‘ eder, deyü bir hayli âdem cem‘ olup paşadan emîn olup paşaya kat‘-ı erzâk etmeyeceğine yemîn vermeğe gûşmâl içün çıkınca hikmet-i Hudâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·