mazmûnunca İpşir Paşa hîle ve hud‘aya sâlik olup Varvar Alî Paşa askerine hâb [u] hargûş verüp ale'l-gafle basup ömürleri kemânın yasup Varvar askerin kırmağa başladılar. Ammâ Varvar nefsinde hayli bahâdır, dilâver, server-i hünerver [ve] merd-i meydân gürbüz er idi. Bu hâli görüp üç yüz iç ağalarıyla Allah deyüp İpşir askerinin bir cânibinden kılıç urup koyuldu. Ammâ çi-fâ’ide, ba‘de harâbu'l-Basra der-ceng-i evvel gâfilâne cümle kafadâr serdârları ve cengâver erleri sa‘îd ü şehîd ve kimi cânib-i erba‘aya mûr-ı mâr-misâl târumâr olup Varvar, İpşir askeri içinde deryâda katre ve güneşde zerre-misâl kalup yine var kuvveti bâzûya getirüp ura kıra kırılarak, İpşirliyi allak bullak ederek bir siyâh kaytas at-ı sâfinât ile İpşir askerin söküp kendünün târumâr olmuş ordusu içinden çıkup ânî gördük bu hakirin olduğu dağa doğru at boynuna düşüp gelerek karârı firâra mübeddel ederek gelmede. Hemân İpşir askeri Varvar'ın akabine düşdüler ve Çerkeş ensesindeki dağda yetişüp Varvar'ın başına üşdüler. Fakir Varvar ol mahalde dahi urba kuşak ile beyâz sâde giymiş dal kılıç olup niçesin atdan aktardılar. Âhir bir mel‘ûn bir hışt urup mecrûhan atdan yıkup atın aldılar ve bir kaç tevâbi‘in paşa üzre ceng ederken şehîd etdiler. Âhir paşayı bir gayrı ata bindirüp İpşir Paşa huzûruna götürmede. Varvar'ın askerin İpşirli kovmada ve kırmada ve yağma ve alan ve talân etmede ve soymada ve katl etmede. Gûyâ ol gün mahşerden bir nişân oldu. Ânî gördük, bir niçe yüz Varvar askeri kümelenüp bizim temâşâ etdiğimiz dağ cânibine doğru firâr edüp gelirler. Akîblerince İpşirli kovup gelirler. Hemân hakîr "Bre meded! İki asker mâbeyninde kalırız, bre yârânlar aşağı şehre inelim" deyü Çerkeş ahâlîsinin a‘yân [u] kudâtıyla atlarımıza süvâr olup aşağı indik. Çerkeş hânının cânib-i erba‘asında leş leşe çitilmiş kimin soyarlar ve kimin kırarlar, bir vâveylâ ve mâtem "Bre meded mahkemeye varalım" deyüp mahkemeye geldikde kadı mahkeme kapusun sedd edüp bizi mahkemeye komak istemez. Hele mukaddemâ içerde emânet duran huddâmlarımız "Bizim Efendi geldi" deyü kadıya haber edüp Kadı Nesîmî Efendi, havfinden kendüsü kapuya gelüp "Evliyâ Efendi, birâder-i cân-berâberim, siz misiz?" deyince "Belî, biziz" deyüp güç ile kapuyu açup mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîne girüp hıfz [u] emânda olup mahkeme pencerelerinden bu Çerkeş sahrâsında olan hengâme yedi sâ‘at kâmil ceng [ü] cidâli ve harb [u] kıtâli seyr [u] temâşâ edüp âlem-i hayretde kaldık. Eğer bu rüsvâ-yı âmlığı ve bu gûne fezâhat u bed-nâmlığı tahrîr eylesek başka bir sergüzeştnâme olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 365a ·
metinde göster ·
… lah deyüp yürüyüş edüp çat-a-çat tüfengleşerek ol tarafı anlar dahi süzüp şehre
koyuldular
.
Ne çâre hakîr at üzre kalup hicâbımdan gerü dönemeyüp gaflet ile Mahmûdî kavmi içinde kaldım. Allah âlim u dânâdır kim bir kerre başım dönüp gözüm karardı. Ba‘dehû cânım yerine gelüp havf [u] haşyetden berî olup gözlerim tas-ı pür-hûna döndü.Tarafeynden kurşum bârân-ı la‘net gibi yağar. Halkın kimi düşer ve kimi kalkar ve kimi kalkmaz. Bu hâli görüp cân başıma sıçrayup ol yalçın kayalar içre hakîr de alâ kadri'l-imkân bir hayli fârisü'l-hayllik edüp vâfirce fodullandık. Ammâ mukaddemâ kıyâmet başıma kopdu sandık. Andan gice ile giden niçe bin piyâdegân kavl-i karâr üzre atılan topların sadâsın istimâ‘ etdikleri gibi anlar dahi kal‘a-i Bitlîs'in şarkîsi tarafında Ayn-ı İskender deresi meterislerine Allah deyüp yürüyüş edüp çat-a-çat tüfengleşerek ol tarafı anlar dahi süzüp şehre koyuldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a ·
metinde göster ·
… e Âvîh deresinden Ercîş askeri girdiler ve Taklaban deresinden Âdilcevâz askeri
koyuldular
ve Kassâb çeşmesi boğazından cümle Van askeri aç kurd koyuna girer gibi girdile …
Ve Âvîh deresinden Ercîş askeri girdiler ve Taklaban deresinden Âdilcevâz askeri koyuldular ve Kassâb çeşmesi boğazından cümle Van askeri aç kurd koyuna girer gibi girdiler. Ve Katah deresinden Muş beği ve Tekman beği girişdiler ve Âvîh deresi tarafından Kuzucân beği ve Pasin beğleri meterislere döküldüler. El-hâsıl cemî‘i asâkir-i İslâm toplar atıldığı işaretlerden istimâ‘ etdikleri gibi şehr-i Bitlîs'in cânib-i erba‘asından sedd-i şedîd meterislerden içeri göz karardup "Allah Allah!" deyüp girdiler ve birbirleriyle kafadâr olup Hân askerine eyle kılıçlar urdular kim Mirrîh-i felek bu kassâblığa reşk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a ·
metinde göster ·
… u haddır(?) bire vura şu gidiyi" deyince Kara Abdullâh bire âdemler masharalığı
koyuldum
zann edüp ol ân Kara Abdullâh'ı hemân pâre pâre ve dilim dilim ve şılım şılım e …
Kul eydir: "Ya sen bizi beğnemedin mi Kuşlu haddır(?) bire vura şu gidiyi" deyince Kara Abdullâh bire âdemler masharalığı koyuldum zann edüp ol ân Kara Abdullâh'ı hemân pâre pâre ve dilim dilim ve şılım şılım edüp na‘şını Mehterhâne kapusu önündeki parmaklığa ayaklarından salb etdiler, ammâ pâdişâhımızın kulun murâdları ne idiğin bilmedi ve musâhibler kulu pâdişâha hilâf inhâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6a ·
metinde göster ·
… çinde cem‘ olmuş kâfirlere râst gelüp üç yerden üç bin yiğit ile "Allâh!" deyüp
koyulduk
, ammâ yüz bin renc [ü] anâ ile hamd-i Hudâ beceneyi feth edüp yüz yigirmi bir e …
Evvelâ bu sahrâ-yı Haçek'den Budin gâzîleriyle cânib-i garba dağlar içre girüp Desne dereleri içre ve Desne dağları üzre bir gün bir gece seğirdüp dere ve depe ve dağ u rağ u bâğ ve yakın u ırağ gezerek Desne dağları bir becene-i azîme, ya‘nî bir sarp kırıntılık içinde cem‘ olmuş kâfirlere râst gelüp üç yerden üç bin yiğit ile "Allâh!" deyüp koyulduk, ammâ yüz bin renc [ü] anâ ile hamd-i Hudâ beceneyi feth edüp yüz yigirmi bir esîr ve bu kadar kelle ve bu kadar mâl-ı ganâ’im kelepürler alup sâlimîn ü gânimîn bir gün bir gecede Desne derelerin ubûr edüp sahrâlara çıkup dördüncü gün Hasek sahrâsında ordu-yı İslâm'a vâsıl olup esîrleri ve mâl-ı ganâ’imlerimiz fürûht ederken hikmet-i Hudâ Serasker Ali Paşa bu ganîmet ile geldiğimizi istimâ‘ edüp herkes çeteye gidüp 3a ordu-yı İslâm boş kalır mülâhazasıyla "Çete memnû‘dur!" deyü dellâllar nidâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2b–3a ·
metinde göster ·
"Bire meded küffâr boğazın ağzın almış ve azîm ağaçları kırıntılar dökmüş. Sol tarafda pür-silâh olup dururlar" dedikde biz dahi Tatar gâzîlerimizle bir yere cem‘ olup müşâvere edüp elimizde olan esîrlerin elleri kılıca yapışmağa kâdir olanları ân-ı vâhidde kılıçdan geçirdik. Ve cümle sığır ve koyunları sıyırup saldık. Ve cümle arabaları tabur gibi ederek kâfir bizi beklediği Bortin boğazı nâm mahalle varup tekrâr müşâvere edüp küffâr aşağı boğazı beklerken yüz aded tüfeng-endâz yiğitlerimiz dağdan kâfirlerin üzerlerine bir yaylım kurşum yağdırdıkları gibi bizler dahi Tatarlar ile iki yüz yiğit dere içinden "Allâh" deyüp koyuldukda hamd-i Hudâ küffârı boğaz ağzından koparup atlıların atlımız, piyâdelerin piyâdelerimiz kıra kıra ol ân yüz kelle ve iki yüz Macar ve iki avret esîr edüp mukaddemâ kırdığımız(ın) esîrlerin ivazın Hudâ-yı Barî yârî olup bu kadar mâl-ı ganâ’im alup bırakdığımız sığırları dahi çözüp {ve esîrleri alup}4a hamd-i ilâh esîrlikden halâs olup serserî giderken on iki aded esîr Macarlarımız eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b–4a ·
metinde göster ·
… isân-ı Yûnânca Hazret-i Risâlet-penâhın sa‘âdetle dünyâya geldikleri gece temel
koyulduğunun
târîhi tahrîr olunmuşdur kim hatt-ı garîbedir.
Ve tevârîhin sağ köşesinde lisân-ı Yûnânca Hazret-i Risâlet-penâhın sa‘âdetle dünyâya geldikleri gece temel koyulduğunun târîhi tahrîr olunmuşdur kim hatt-ı garîbedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205b ·
metinde göster ·