… cümle gemilerin ol bataklıkdan çıkarup arkaları ile karadan bir gayrı buhayreye
koyunca
boğaz ağzında Piyâle Kethudâ hâ’ib ü hâsir kalınca kara tarafından Özi eyâletin …
Ale's-sabâh ki oldu Piyâle Kethudâ iki yüz pâre firkate ve kadırga ve kalyeta ile boğaz ağzın alup yatdı. Küffâr dahi cümle gemilerin ol bataklıkdan çıkarup arkaları ile karadan bir gayrı buhayreye koyunca boğaz ağzında Piyâle Kethudâ hâ’ib ü hâsir kalınca kara tarafından Özi eyâletine mutasarrıf Koca Ken‘ân Paşa ve Tatar Hân Selâmet Geray Hân küffârın bu re’y [ü] tedbîr ile firârın görünce Piyâle Kethudâ'ya haber edüp derhâl Piyâle Kethudâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73b ·
metinde göster ·
seng üzere yarı zâhir / Tulû‘ etdi o dem bir mâ’-i tâhir / Serî’an anda dahi ol …
Koyunca seng üzere yarı zâhirTulû‘ etdi o dem bir mâ’-i tâhirSerî’an anda dahi oldu cârîResûl-i Kibriyâ'nın ağzı bârıDediler ol bınara şimdi EbrîzNe hikmetdir ki akar şöyle tiz tizCemî‘an etdiler tecdîd-i îmânİdüp tasdîk olup cümle müselmânMu‘cizât [u] hem kerâmet oldu buZemzem-i Ahmed değil midir bu suOldu meşhur Zemzem ile İsma‘îlHâcer anayile babası HalîlLik bu mu‘ciz-i Resûl-i KibriyâO şefâ‘at kân[ı] tâc-ı asfiyâMünkirîne oldu ma‘lûm bi't-temâmBildiler ol hazret[i] hep hâs u âm
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a ·
metinde göster ·
… ri kırarız" deyü yine dal sâtûr olup kâfirin arabalarına "Allâh Allâh" deyüp at
koyunca
yine Kaplan Paşalı "Bire n'eylersiz gâzîler" deyince arabalardan niçe mâl-ı gan …
Hemân bu mahalde anı gördük, gerü Uyvar tarafından evc-i âsumâna peyveste olmuş bir gird-i siyâh ve bir gubâr-ı siyâh içinden kırk elli aded şukka-i alemler nümâyân olup on bin kadar asâkir-i İslâm yine dal tîğ-i uryân olup gelmede, ammâ beri tarafda mukaddemâ gelen askerler hemân bu bayrakları görüp, "İşte bu kerre kâfirleri kırarız" deyü yine dal sâtûr olup kâfirin arabalarına "Allâh Allâh" deyüp at koyunca yine Kaplan Paşalı "Bire n'eylersiz gâzîler" deyince arabalardan niçe mâl-ı ganâ’imler ve niçe pençe-i âfitâb duhter-i pâkîze-ahterler ve niçe gılmânları terkilerine alup her biri birer ormana girüp gâ’ib olduklarında gerüdeki asker dahi yetişüp geldi. Meğer Şâm askeriyle Kıbleli Paşa imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120a ·
metinde göster ·
… ya ile kutudan alup herîfin kafâsı derisinin kesilen yerlerine karıncanın başın
koyunca
hemân aç karınca iki deriyi bir yerden ısırınca cerrâh karıncanın belinden makâ …
Temâşâ-yı hikmet-i cerrâhân: Hemân herîfin mukaddemâ başının derisi iki kulaklarına varınca çizilmiş idi. Hemân ol derileri birbirlerine yakın getirüp mezkûr kutu içre iri atlı karınca dediklerinin birini demir hokkaya ile kutudan alup herîfin kafâsı derisinin kesilen yerlerine karıncanın başın koyunca hemân aç karınca iki deriyi bir yerden ısırınca cerrâh karıncanın belinden makâs ile kesüp karıncanın başı iki deri kenârların ısıra kaldı. Anın yanına bir karınca dahi eyle edüp hâsıl-ı kelâm bir kulakdan bir kulağa varınca seksen aded karıncaların başlarına mecrûh başın derilerini ısırdup merhemler sürüp sarup sarmalayup herîf-i mezbûru pupula döşek üzre bir bucağa dayayup iki yanlarına yasdıklar koyup herîfin kellesinde olan kurşum deliğine bir fetîle sokup üzerine anın dahi merhem sürüp sardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… nda kim üstâd hakkâk bu elmâsı kuzu sûretine eli ayağı ve başı ve boynuzlarıyla
koyunca
ne kadar büyük elmâs olmak gerek kim bu mertebeye koyup kuzu sûreti ola. Hattâ …
Ammâ boğazında asılı elmâsdan bir kuzu sûreti var, kırk kırât gelir. Garâbet bunda kim üstâd hakkâk bu elmâsı kuzu sûretine eli ayağı ve başı ve boynuzlarıyla koyunca ne kadar büyük elmâs olmak gerek kim bu mertebeye koyup kuzu sûreti ola. Hattâ bu hakîr çâsâr huzûruna kırk elli günde niçe yüz kerre varup gâyet dikkat ile mezkûr kuzuyu temâşâ ederdim. Hakkâ ki kırk elli kırât gelir elmâs kuzudur kim boğazında sallanup durur, esbâb-ı ihtişâmı hemân budur gayri şey’i yokdur. Gûyâ hemân bir siyâh roklalı papasdır kim her bâr boynundaki kuzuyu eline alup nazar edüp yine koynuna kor.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 67a ·
metinde göster ·
… îr kralın gözü önünde hattını öpüp başıma koyup bir dîbâ kîse içine kral hattın
koyunca
kral hattına ta‘zîm etdiğimden haz edüp yine kral hattını isteyüp her konakda g …
"Yedi krallık vilâyetlerimde olan kal‘alar ve şehirler ve benderler ve kurâ vü kasabâtlarım mu‘azzez ü mükerrem gezüp seyr-i temâşâ etsün" deyü bir papinte hat verüp hemân hakîr kralın gözü önünde hattını öpüp başıma koyup bir dîbâ kîse içine kral hattın koyunca kral hattına ta‘zîm etdiğimden haz edüp yine kral hattını isteyüp her konakda günde bir koyun ve elli çift sipov ekmek ve on tavuk ve yigirmi at yemi ve on avret ve on nefer oğlan hüddâmlar verüp her konakdan konağa yüzer atlı ve yüzer yayan kefere-i fecere refîkler verüp her bender hâkimleri ve kapudanları ve beğleri istikbâlime çıkup alay ile şehirlerine getirüp murâd-ı merâmım kadar ol şehirde oturup gideceğim vakti her şehrin hâkimleri ve a‘yânları ri‘âyet edeler" deyü kral tekrâr hat yazup hakîri başvezîre başkomsar ile gönderüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 73a ·
metinde göster ·
… hemân kalkınca üstünde yağmurluk çadırı arkasına keçe döşeyüp eğerin at üstüne
koyunca
atın biri kolan yerinden ve birin kasığından iki kolanın çeküp hemân tarfetü'l- …
Ale’s-sabâh kırmızı ve mâvî bez gömleklerin geyüp hemân kalkınca üstünde yağmurluk çadırı arkasına keçe döşeyüp eğerin at üstüne koyunca atın biri kolan yerinden ve birin kasığından iki kolanın çeküp hemân tarfetü'l-ayn içre atına süvâr olup kılıcı ve tîrkeşin at üstünde koşunup ata bir iki kamçı şıdak urup yortar. Atı ve kendüsü ol şiddet-i şitâda 126a kızup azm-i râh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125b–126a ·
metinde göster ·
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle a‘yân-ı devlet ile müşâverede bu re’y-i tedbîri re’y-i ahsen görüp (---)Arapça mâ-sadakı üzre bu re’yi ma‘kûl görüp bir buçuk yıldan berü derd-i ser renc-i anâ çekilmiş cemî‘i lağımları ve cemî‘i sıçan yolları ve cümle meterisleri ve kamu tabyaları ve hemu siperleri bırağup kal‘anın şimâl cânibinde leb-i deryâda seng-i hârâlar üzre bir muzlim gecede âlem ağyârdan bî-haber iken cümle asâkir-i İslâm anda geçüp tâ sabâha dak cümle asâkir-i İslâm tabyalar üzre siperlenüp küffâr bu taraflara nâzır toplar koyunca cümle guzât siperlenüp kemâkân yerli yerlerine yerleşüp siperler peydâ etdiler kim evvelkinden a‘lâ ve metîn tabyalar îcâd edüp bu mahal[d]e Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa âheste âheste bir sıçan yolları kazdı kim iki araba yan yana ve cümle erbâb-ı dîvân at ile dîvâna gidüp gelmede, aslâ at üzre bir âdem görünmeyüp eğri büğrü ve kaçamak yollu sıçan yolları olmuşdur kim Azak kal‘ası ve Hanya kal‘ası altında böyle vâsi‘ meteris yolları olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 294a ·
metinde göster ·
… fleri ile bir bâdemi mezkûr büyük ardıç ağacının kovuğu içine "Bismillâh" deyüp
koyunca
bi-emrillâh tarfetü'l-ayn içre yeşil şâhlar verüp yedi sâ‘atde tâze bâdem biter …
"Bâdem getiriciye âdem bâğcılar! Meşâyihe keşf [ü] kerâmet etmek hayız görmek gibidir. Ammâ şu bâdemlerinizden tâze bâdem yeyin" deyü mübârek dest-i şerîfleri ile bir bâdemi mezkûr büyük ardıç ağacının kovuğu içine "Bismillâh" deyüp koyunca bi-emrillâh tarfetü'l-ayn içre yeşil şâhlar verüp yedi sâ‘atde tâze bâdem biter. Ammâ Hikmet-i Hudâ hâlâ ol kadar bâdem verir kim vilâyet be-vilâyet teberrüken hedâyâ götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y99a ·
metinde göster ·
… ine gelüp bir kemîngâhdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sâtûr-ı Muhammedî
koyunca
Tatar'ın içine âteş-i Muhammedî düşüp karârları firâra mübeddel olup âl-i Selçu …
"Bire Hızır-vâr, Alâ’eddîn cânibine imdâd edelim, bizler dahi Tatardan dilgîriz" deyü Ertuğrul Beğ bir beyâz livâ-i Muhammedî kaldırup cümle (---) bu kadar er Tatarın ensesine gelüp bir kemîngâhdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sâtûr-ı Muhammedî koyunca Tatar'ın içine âteş-i Muhammedî düşüp karârları firâra mübeddel olup âl-i Selçuk tâze cân bulup Tatardan bir hân-ı cân halâs olmayup Sultân Alâ’eddîn mansûr [u] muzaffer Konya'ya gelüp Ertuğrul'a hil‘at-ı fâhireler ihsân edüp sağ kol beğliği verüp Bursa tekuru üzre serdâr edüp Bursa'nın cânib-i erba‘asında Bilecik ve Ilıbat ve Eynegöl ve Yalakâbâd, bu makûle yerlerden Ertuğrul ol kadar mâl-ı ganâyim ile Sultân Alâ’eddîn'e gelüp mâl-ı gazâ ile cümle Rûm askerin muğtenim etdi. Alâ’eddîn dahi günden güne Ertuğrul'un i‘ânetiyle azîmü'ş-şân pâdişâh oldu. Elkâb-ı pâdişâhîde Selçukıyâna selâtîn dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y39a ·
metinde göster ·
kal‘adan iki yüz pâre top atılup mehterhâneler çalınup şâdumânlar olur. Andan c …
Ve bu askerin cümlesi paşayı alay ile sarâya koyunca kal‘adan iki yüz pâre top atılup mehterhâneler çalınup şâdumânlar olur. Andan cümle kul paşadan beş kîse alay ihsânı alırlar. Ba‘dehu azîm summât-ı Muhammedî çekilüp ba‘de't-ta‘âm du‘â ve senâ olup kânûn-ı Selîm Hân üzre azîm dîvân-ı pâdişâhî olup hatt-ı şerîfler kırâ’at olunup fermân-ı şehriyârî bu dîvânda icrâ olunursa vezîr-i Mısır cerîdir ve illâ başka hisâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y66b ·
metinde göster ·
… lesin bir yere cem‘ edüp fârûk ile mülemma‘ sarı ihrâmlar vardır, anların içine
koyunca
cümle yılanlar harekâtdan kalup sâkin oldular.
Yılanların kimi sağa ve kimi sola âdem boyu pertâb edüp gıjgırarak safîr urarak kendülerin dîvâra urarak cân havliyle sıçrarken hekîmbaşı huddâmları ve sayyâdları cümlesin bir yere cem‘ edüp fârûk ile mülemma‘ sarı ihrâmlar vardır, anların içine koyunca cümle yılanlar harekâtdan kalup sâkin oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y121b ·
metinde göster ·
… ammâ tabh oldukda dikeni mahv olur. Lâhm-ı şahm ile bişince ve içine limon suyu
koyunca
gâyet nâfi‘ ta‘am olur. Ve içinde mercimekden küçük kırmızı mercimekleri vardır …
Bamya: Yeşil yeşil şeşhâne pelid cirminde bir ta‘âmdır. Üstü keler derisi gibi dikenlicedir, ammâ tabh oldukda dikeni mahv olur. Lâhm-ı şahm ile bişince ve içine limon suyu koyunca gâyet nâfi‘ ta‘am olur. Ve içinde mercimekden küçük kırmızı mercimekleri vardır. Ba‘zılar sarımsağ ve yoğurd ile bişirüp bûrânî ederler, aceb ni‘met-i lezîz olur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y239a ·
metinde göster ·
bî-renc ü bî-anâ loru kuşu gibi yutardı. Melikin ba‘zı âdemleri cemelin kelle v …
Hemân kadîd âdem melik huzûruna gelüp "Destûr yâ sultân" deyüp deveden bir parça lahm-ı semîn kesüp âteşe bırağup pişirmeğe başladı. Ammâ pâre pâre pişince karârı kalmayup derhâl deve etin çiğle yemeğe başlayup ân-ı vâhidde deve etinden bir pâre lahm-ı zâ’id kalmadı. Andan ciğer ve yüreğine mübâşeret etdi. Ve andan Y 420a kemiklerini baltalar ile kırup kütür kütür ciğneyüp tenâvül ederdi, hemân ağzına koyunca bî-renc ü bî-anâ loru kuşu gibi yutardı. Melikin ba‘zı âdemleri cemelin kelle ve paçaların kırup herîfe verdiler, der-ân anları dahi hâra geçirdi. Ve bağırsakları ve işkenbesine başlayup anları dahi pîr [ü] pâk etdi, ancak şikenbenin muzahrefâtı kaldı, der-akab ana dahi mübâşeret edüp hayli necâset yedi, ammâ melik te’eddüb edüp men‘ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y419b–Y420a ·
metinde göster ·
… rken horosu tekbîr ile kurbân edüp kayadan oyulmuş bir dollâb hücresi var, anda
koyunca
alâ-mele’i'n-nâs horos meyyitesi gâyib olunca cümle anda olan huzzâr-ı meclis h …
Ve cümle bennâlara fermân edüp kûh-ı serâmedin sed olan bâbını mezkûr kazma ve külünkler ile renc [ü] anâ çekerek acdıklarınca bir tarafdan halk kurbân kanından münhedim olan kapudan içeri kan nisâr ede ede mağârânın kapusu açılup ibtidâ Sennâr kadısı ve melik imâmı ve Donkade vâ‘ızı tezkîr ü tekbîr ile girdiler. Ardları sıra vüzerâları dahi akîbince sultân elime yapışup mağârânın içine sıyt u sadâsız girüp âdâb üzre durdular. Bir ak sakallı âdem bir horos ile gelüp horosu vâfir urup horos feryâd ederken horosu tekbîr ile kurbân edüp kayadan oyulmuş bir dollâb hücresi var, anda koyunca alâ-mele’i'n-nâs horos meyyitesi gâyib olunca cümle anda olan huzzâr-ı meclis hamd [ü] senâ edüp bu gâr-ı azîmin cânib-i erba‘asında kat-ender-kat kayadan kesme Y 425a âdem oturacak iskemleler var, cümle yüz mikdârı kimesneler ol mastabalarda oturup âsûde-hâl summun bükmün olup turduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y424b–Y425a ·
metinde göster ·