… ı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin
kudretden
mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… ’sîr etmez ve kaymağın bıçağile keserler, sakız gibi çiğnenir bir gûne lezîz ve
kudretden
mümessek râyiha-i tayyibesi vardır. Bu kaymağın misli meğer Erzurûm hâkinde Bin …
Der-vasf-ı buhayre-i Lâdik: Şehr-i Lâdik'in cânib-i şarkîsinde nümâyân bir buhayre-i azîmdir. Bir günde devr olunur buhayre-i âb-ı hayâtdır. On bir gûne mâhîleri var kim her birin lezzeti ve hâssa ve haysiyyetiyle ve eşkâl-i reng-i gûnâ-gûniyle medh eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ammâ cümle mâhîlerinden turna balığı Mâ’ide-i Mûsâ'dan lezîz bir mâhî-i lezîz ü mukavvîdir. Bu halîcin kenarında ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar ile müzeyyen bir buhayre-i zülâldir. Cânib-i erba‘asında Zuday ve Sonisa ve kazâ-yı Kavza ve kazâ-yı Zeytun dağlarından yigirmi altı aded uyûn-ı câriyeler bu nehre munsab olup yine leb-ber-leb bir buhayredir. Bir cânibe ayağı yokdur. Evvelâ kenarında Boğazköy, gâyet latîf ve ma‘mûr ü müzeyyen köydür. Ve karye-i Otuz, bu buhayre kenarındadır. Bi-emrillah bu karyede olan kaymak bir diyârda yokdur. Küleğinin içinde iken keçi oğlağı, kaymağı üzerine 346a bassa teyesün nâhunları kışata-yı beyâza te’sîr etmez ve kaymağın bıçağile keserler, sakız gibi çiğnenir bir gûne lezîz ve kudretden mümessek râyiha-i tayyibesi vardır. Bu kaymağın misli meğer Erzurûm hâkinde Bingöl yaylası kaymağı ola (---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 345b–346a ·
metinde göster ·
ılı ve ıssı su demekdir. Karamân eyâletinde Akşehir nâhiyelerinde başka yüz ell …
Zamân-ı kadîmde şehr-i azîm imiş. Celâlî ve Cemâlî zulmünden harâb olup cümle bir mikdârı ma‘mûr [u] âbâdân 9b şehirdir. Elsine-i nâsda ba‘zılar Ilkın derler, niçeler Ilğın derler, ammâ ılıcası olmağıla sebeb-i tesmiyyesi Ilığın'dır. Zîrâ Etrâk kavmi ılıcalara ılığın, ya‘nî kudretden ılı ve ıssı su demekdir. Karamân eyâletinde Akşehir nâhiyelerinde başka yüz elli akçe şerif kazâdır ve cümle (---) aded nâhiye kurâları vardır. Askerî tâ’ifesi çok olmağıla sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı (---) tarafından (---) hâkimi vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğlı ve bâğçeli (---) aded (---) örtülü hâne-i tahtânî ve fevkânîlerdir ve cümle (---) aded mahalle ve cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9a–9b ·
metinde göster ·
… îdebânları âmâde olup nigehbânlık ederler. Ve dahi bu içkal‘a değirmânları suyu
kudretden
yine içkal‘a içinde kayadan tulû‘ edüp âsiyâbları deverân etdirüp paşa sarâyınd …
Kâmil dörd bin adımdır. İçinde yüz elli aded hücreli ve müte‘addid dîvânhâneli sarây-ı azîmdir. Her gelen vüzerâ [vü] vükelâlar birer hücre ve hammâm ve havuz ve şadırvânlar inşâ edüp kat-ender-kat bir sarây-ı müzeyyen olmuşdur. 200b Cümle revzenleri ve şâhnişînleri Şattu'l-Arab'a ve Sa‘dî köy sahrâsına ve Karadepe nâm vâdîlere nâzır manzara-ı cihân-nümâlardır. Ve sarâyun bir dîvânhâne-i atîki var. Selâtîn-i selefden Sultân (---)(---) binâsıdır. Bunda olan tarz-ı kadîm nakş-ı bukalemun meğer Mısr-ı Kâhire'de kâl‘a-ı Sultân Kalâvân'da ola. Bu kal‘a-i enderûnda cümle (---) aded neferâthâneleridir. Ve bir hammâm ve bir Hâlid ibn Velîd câmi‘i var. Ve on aded su değirmânları var. Bir içkal‘ada böyle âsiyâb-ı mâ yokdur. Ve bir diyâra mahsûs değildir kim paşalar içkal‘aya gireler, değil ki sâkin olalar. İllâ cümle vüzerâ bu Diyârbekr'ün içkal‘asında olurlar. İbtidâ bu sarâyun bânîsi Selîm Hân-ı evvel vezîri fâtih Bıyıklı Mehemmed Paşa'dır. Haylî vâsi‘ sarây-ı azîmdir. Ve içkal‘a-i metîndir. Şehir içinde cânib-i kıbleye nâzır bir demir kapusu var. Dâ’imâ dîdebânları âmâde olup nigehbânlık ederler. Ve dahi bu içkal‘a değirmânları suyu kudretden yine içkal‘a içinde kayadan tulû‘ edüp âsiyâbları deverân etdirüp paşa sarâyından geçüp kal‘a dîvârında bir demir kafes pencereden çıkup Fızkayası'ndan aşağı rîzân olup taşdan taşa kendüyi urup selsebîl-âsâ cereyân ederek nehr-i Şatt'a munsabb olur. Ammâ âb-ı nâbdan nişân verir İçkal‘a aynı'dır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 200a–200b ·
metinde göster ·
… yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle
kudretden
yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunu …
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
74b cemî‘i şühedâlar üzre gül-i gülistân ve reyhân u sünbülistân biter kim râ …
Hâlâ kudretden 74b cemî‘i şühedâlar üzre gül-i gülistân ve reyhân u sünbülistân biter kim râyihası âdemin demâğın mu‘attar eder, ammâ bu ziyâretgâhın tâ ortasında bir mermer amûd üzre küffâr bir kılıç komuş, ya‘nî biz bu mevtâları kılıç ile kırdık demekdir. Lâkin kendülerinin nakilleri üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 74a–74b ·
metinde göster ·
… ayanır bir gûne buğur develeridir kim arkalarında ikişer örgüçleri vardır. Gûyâ
kudretden
eğer gibi halk olunmuşdur.
Sene (---) târîhinde İslâm Geray Hân asrında Çoban Mirza Çerkez aşkıyâlarından emn [ü] emân olmak içün bu kal‘ayı yasamışdır, ya‘nî yapmışdır. Çâr-kûşe ağaçdan palanka binâ etmişdir. Cirmi kâmil dörd yüz adım olup çâr-kûşesinde yine birer dâne ağaçdan metîn kulleleri ve cânib-i şimâle nâzır bir ağaç kapusu var. Kal‘a içre bir kârgîr binâ bir mescidi var. Hammâmı ve çârsû-yı bâzârı ve hânı yokdur, zîrâ bu kal‘a ahâlîsi ancak kış günleri bu kal‘ada sâkin olurlar. Gayri zamân dağlarda ve sahrâlarda obaları ve koyları ve cılkılarıyle sâkin olurlar. Obaları yine Türkmân obaları gibi keçeden kubbe kubbe evlerdir kim içleri kafes kafes örülüp tokmak kayışlarıyla bağlı çubuk ağaçlardır. Hîn-i mahalde obaları bozup kayışla bağlı kafes çubukları bir yere cem‘ olur musanna‘ oba evlerdir kim tepelerinde birer delikleri vardır, andan aydınlık girir. Ve kış günleri obaları içre yanan âteşlerin tütünü ol delikden çıkar, hammâm gibi keçeden evlerdir. Göç mahallinde bu keçeden oba evleri develere ve deve arabalarına kubbe gibi obaları tahmîl edüp konup göçerler. Ve cemî‘i arabaların develer boyundurukla çeküp konak konak götürürler. Ve cemî‘i Noğay Tatarları çifti develer ile sürüp buğday ve arpa ve darı ekerler. Hattâ develer sığırdan a‘lâ çift sürerler. Çamura dayanır bir gûne buğur develeridir kim arkalarında ikişer örgüçleri vardır. Gûyâ kudretden eğer gibi halk olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147a ·
metinde göster ·
… ur‘a niçe bin yıldan berü ecdâdlarından kalmışdır. Her tarafı birer gûne rengde
kudretden
boyalı kur‘adır.
Meselâ Karpa nâm bir kişileri vardır. Taysı Şâhlarından sonra söz anındır. Ol Karpa âdemde dörd köşe bir ağaç kur‘a vardır. Ol kur‘a niçe bin yıldan berü ecdâdlarından kalmışdır. Her tarafı birer gûne rengde kudretden boyalı kur‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176b ·
metinde göster ·
… e kadar bed-çehre ise avretleri ol kadar mahbûbe siyâh kaş ve siyâh kirpikli ve
kudretden
sürme gazâl gözlü zenâneleri olur.
Ammâ bunların bir ey hâlleri var, aslâ yalan söylemezler ve yalan nedir bilmezler ve zinâ ve livâta ve calkzenlik nedir bilmezler. Cümle avretleri yüzleri açık gezerler. Erleri ne kadar bed-çehre ise avretleri ol kadar mahbûbe siyâh kaş ve siyâh kirpikli ve kudretden sürme gazâl gözlü zenâneleri olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 176b ·
metinde göster ·
… , ammâ çömlekçi ve bardakçı dükkânları iki yüzden çokdur. Ve çarşu içi câ-be-câ
kudretden
beyâz kaya kaldırımdır.
Ve cümle yüz aded dekâkînlerdir kim her şey bulunur. Lâkin kârgîr binâ bezzâzistânı yokdur, ammâ çömlekçi ve bardakçı dükkânları iki yüzden çokdur. Ve çarşu içi câ-be-câ kudretden beyâz kaya kaldırımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 206a ·
metinde göster ·
… râdır. Gayri hâkimleri yokdur. Kal‘ası şehrin aşağı cenûbîsi tarafında iki yanı
kudretden
handaklı çâh-ı gayyâ-misâl hafrli bir topraklı bayır üzre bir sivri burunda bir …
Ve yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve nâhiyesi (---) aded ma‘mûr kurâdır. Gayri hâkimleri yokdur. Kal‘ası şehrin aşağı cenûbîsi tarafında iki yanı kudretden handaklı çâh-ı gayyâ-misâl hafrli bir topraklı bayır üzre bir sivri burunda bir sûr-ı ra‘nâsı var, Şeddâdî taş binâ bir küçük ve bir ince kal‘acıkdır. Ba‘de'l-feth münhedim olduğundan dizdârı ve merdüm-hisârı yokdur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 218b ·
metinde göster ·
… îde nebâtât [u] giyâhât sebzezâr, çemenzâr yerde bir teferrücgâh kasrı kurbunda
kudretden
kayalar içre niçe yerde havz-ı azîmler var. Cümle uşşâkân-ı müştakân mahbûbânla …
Bu mahalle karîb mesîregâh-ı havz-ı azîm: Subaşı nâmıyla ma‘rûf bir vâsi‘ dere içre bir çemenzâr vâdîde nebâtât [u] giyâhât sebzezâr, çemenzâr yerde bir teferrücgâh kasrı kurbunda kudretden kayalar içre niçe yerde havz-ı azîmler var. Cümle uşşâkân-ı müştakân mahbûbânlarıyla bu havuzlar içre şinâverlik edüp cilvelenüp gûnâ-gûn zevk u safâlar etdiklerine bir ferd-i âferîde hâciz-i hazîm ve mâni‘-i kavî olamazlar. Destûr-ı şâhî olmuş gûnâ-gûn havz-ı Şâfi‘îlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235a ·
metinde göster ·
beyâz taş döşeme kaldırım olup pâk ü pâkîzedir. Aslâ bu kal‘aya bevvâbân [ve] n …
Ve bu kal‘anın cümle sokakları serâpâ kudretden beyâz taş döşeme kaldırım olup pâk ü pâkîzedir. Aslâ bu kal‘aya bevvâbân [ve] nigâhbânlar köpek komazlar, zîrâ cümle yağmur suları su sarnıçlarına gider. Anıniçün cümle tarîk-i âmları pâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277a ·
metinde göster ·
… dir kim gûyâ her dıraht-ı şâhdâr gûyâ cümle zî-rûh gibi kıyâm edüp henüz dest-i
kudretden
çıkmış gibi ale't-tertîb dizilüp dururlar.
Hulâsa-i kelâm tatvîl-i kelâma ne hâcet, bu bâğ-ı Merâmın tarh tarz u tavrı şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim Cenâb-ı Kibriyâ bu bâğda olan eşcârâta eyle hüsn verüp san‘atını ızhâr etmişdir kim gûyâ her dıraht-ı şâhdâr gûyâ cümle zî-rûh gibi kıyâm edüp henüz dest-i kudretden çıkmış gibi ale't-tertîb dizilüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323b ·
metinde göster ·
… ne nâzır olup tüfeng mazgalları var. Cümle sokakları kesme kaya kaldırımdır kim
kudretden
yekpâre döşenmişdir.
Ve üç yüz aded kiremitli kal‘a-misâl evlerdir kim her hâne birbirlerine nâzır olup tüfeng mazgalları var. Cümle sokakları kesme kaya kaldırımdır kim kudretden yekpâre döşenmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 334b ·
metinde göster ·
… nîseleri vardır, ammâ biri gâyet ma‘mûr u müzeyyen ve büyükdür. Cümle sokakları
kudretden
taşlı kaldırımlıdır. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asındaki kal‘a dîvârına muttas …
Cümle iki yüz aded kiremitli vîrân şekilli evlerdir. Ekseriyyâ Urûm keferesi hâneleridir. Bâğçeleri harâb hayli vâsi‘ meydânları vardır. Ve cümle bir aded kiremitli ve kârgîr minâreli kâr-ı kadîm bir vâsi‘ Bâyezîd Hân câmi‘i köhne binâ cemâ‘atsız garîb câmi‘-i acîbdir. Ve cümle sekiz aded kefere kenîseleri vardır, ammâ biri gâyet ma‘mûr u müzeyyen ve büyükdür. Cümle sokakları kudretden taşlı kaldırımlıdır. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asındaki kal‘a dîvârına muttasıl evlerdir. Aslâ etrâfında handakları yokdur, zîrâ dâ’iren-mâdâr yalçın uçurum kanara kayalardır kim cenûb tarafındaki Çekebeni Kayası nâm semti evc-i semâya ser çekmiş şâhin ve zağanos ve karakuş âşiyânlı ve devlingeç ve çaylak yuvalı serâmed ve mehîb kayalardır kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 357b ·
metinde göster ·
… lâmet yokdur. Ammâ bu şehrin garbında gördüğümüz mezkûr bâğlar içre kal‘a-misâl
kudretden
kayalar vardır, gûyâ kal‘alardır. Ol ecilden buna Sivrihisâr derler.
Sığla sancağında yüz elli akçe kazâ ve nâhiyesi kırk pâre kurâdır. Şehri Vâlide Sultân hâssıdır, voyvadası hâkimdir. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve a‘yânı vardır. Sivrihisâr derler, ammâ hisârdan Y 64b bir alâmet yokdur. Ammâ bu şehrin garbında gördüğümüz mezkûr bâğlar içre kal‘a-misâl kudretden kayalar vardır, gûyâ kal‘alardır. Ol ecilden buna Sivrihisâr derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y64a–Y64b ·
metinde göster ·
yanar" derler, ammâ hakîr im‘ân-ı nazar ile takayyüd eyleyüp vâkıf-ı esrârı old …
Der vasf-ı kandîl-i nûr: Zu‘m-ı bâtıllarınca "Kudretden yanar" derler, ammâ hakîr im‘ân-ı nazar ile takayyüd eyleyüp vâkıf-ı esrârı oldum. Bu kandîl bir mücevher ve musanna‘ zî-kıymet bir necef yâhûd moran veyâhûd billûr bir kandîldir. Mezkûr kubbenin vasatından bir ağreb ü garâ’ibden zencîr-i mücevher ile maslûbdur. Kızıl Yumurta bednâmlarında yanmasının sebebi oldur ki bu kubbenin tâ zirve-i a‘lâsında kurşum içre pinhân bir tûtyâ kumkuma vardır. Ol kumkuma içre dühn-i zeyt ve cüz’î dühn-i neft ile mahlût olmuş yağ ile memlû bir kumkumadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y222b ·
metinde göster ·