… lamış Burnu, Kadıköy bâğları ile Fener bâğçesi mâbeyninde bir körfez içre beyâz
kumsal
bir bahrdir. Cümle dilberân [u] âşıkân-ı sâdıkân anda deniz mâlikleri gibi âdem …
Ve teferrücgâh-ı Kalamış Burnu, Kadıköy bâğları ile Fener bâğçesi mâbeyninde bir körfez içre beyâz kumsal bir bahrdir. Cümle dilberân [u] âşıkân-ı sâdıkân anda deniz mâlikleri gibi âdem mâlikleri ve melekleri şinâverlik edüp âşık [u] ma‘şûk birbirlerin bilâ vâsıta kuc-kucağ olup dirâgûş ederler bir teferrücgâh yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 143b ·
metinde göster ·
… eğin ve ne cezîreye uğrayup ol limana karîb sığ mıdır ve dökündülü taşlık mı ve
kumsal
mı ve amîk mi ve a‘lâ yatak liman mıdır? Cümle bu hartalarda mastûr olup re’îsl …
Esnâf-ı hartacıyân: Nefer 15 ve dekâkîn sekiz, bu tâ’ife cemî‘i ulûm-ı garîbe ve acîbeye mâliklerdir ve bir kaç lisâna mâliklerdir, cümleden lisân-ı Latin-i Eflâtîn'e mâliklerdir kim selef hukemâlarına ilm-i hey’et üzre te’lîfâtlarında Kitâb-ı Atlas ve Minor ve Coğrâfiyye ve Papamonta misilli kitâbları okuyup cemî‘i rû-yı zemînde olan Karadeniz'i ve Akdeniz'i ve Bahr-i Muhît'i ve Bahr-i Okyûnûs'u ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Süveys'i ve Bahr-i Harez'i ya‘nî Gîlân Denizi ve Bahr-i Ummân'ı ve Bahr-i Hürmüz'ü ve Halîc-i Bundukân'ı ve Bahr-i Van'ı ve'l-hâsıl cümle ebhurları ve halîcleri ve tur‘aları ve bu deryâlara mahlût olan nehr-i azîmleri ve rû-yı arzda olan dağ ve taşları cümle tasvîre getirüp hey’etle yazup gemicilere fürûht ederler kim cemî‘i keştîbânların bu ilm-i harta cânlarıdır. Zîrâ sekiz rûzgâr ve yetmiş kerte üzre ne diyâra gideceğin ve ne cezîreye uğrayup ol limana karîb sığ mıdır ve dökündülü taşlık mı ve kumsal mı ve amîk mi ve a‘lâ yatak liman mıdır? Cümle bu hartalarda mastûr olup re’îsler bu hartılar ile amel edüp Bahr-i Ummân'da mellâhlık ederler, ilm-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 163a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ sebeb-i hilkat-i dil: Bir gün bir seyyâh-ı âlem, Orhân Gâzî asrında bu mahalle gelüp keştîbânlara eydür "Oğullar beni karşu tarafa geçirin" der. Gemiciler dervişi karşu geçirmeyüp giderler. Hemân dervîş-i dilrîş-i âlim u âmil u ârif-i billah eteğine toprak doldurup "Biz karşuya bi-emrillahi Te‘âlâ böyle geçeriz" deyü eteğinden türâbı deryâya dökdükçe deryâ kara olup yürüyerek geminin ardı sıra yürür. Gemiciler bu hâli görüp "Meded Sultânım boğazı doldurup ekmeğimize mâni‘ olup İslâmbol'dan İzmit'e gemiler geçmez olur. Lütf edüp gemimize girin" deyü ricâ ederler. Anlar dahi on iki bin adım kadar deryâyı dil gibi doldurdukdan sonra gemiye girerler. Hâlâ anınçün dil derler, bir sivri kumsal burundur. Ve dervîş hazretleri karşu cânibe geçüp keşf [ü] kerâmet etdikleriyçün derhâl rûh-ı pâklerin cânib-i Hakka teslîm edüp Gekbiziye dili iskelesi hânı kurbunda Dil Baba Dede medfûndur. Kuddise sırruhu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 244a ·
metinde göster ·
… etdik. Bu nehr, Nahşivân dağlarından cem‘ olup nehr-i Araz'a mahlût olur. Andan
kumsal
yerlerde gubâr-ı gird-i siyâh evce peyveste olup toz ve toprak çekerek 2 sâ‘atd …
Menzil-i kend-i Veşle Çayı: Kenarında haymelerimizle meks edüp bir gice zevk [u] safâ etdik. Bu nehr, Nahşivân dağlarından cem‘ olup nehr-i Araz'a mahlût olur. Andan kumsal yerlerde gubâr-ı gird-i siyâh evce peyveste olup toz ve toprak çekerek 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307a ·
metinde göster ·
… Etrâk âdemleridir, ammâ ankâlardır. Zîrâ gâyet kâr [u] kisb yeridir. Şehri bir
kumsal
düz yEre vâkı‘ olmuşdur. Andan cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Der-sitâyiş-i kasaba-i Hersek: Sene 861 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân Gâzi Bosna diyârında Hersek kralının tahtı olan Bolagay kal‘asın muhâsara edüp fethinde usret çekerken içerden kralın oğlu kemend ile kal‘adan taşra nüzûl edüp Ebü'l-feth huzûrunda İslâm ile müşerref olup kal‘anın fethi mümkin olan yerlerin gösterüp bi-emrillah kal‘a feth olup mâl-ı ganâyimiyle ol kal‘ayı müselmân olan Hersek Kralı zâdesi Ahmed Beğ'e ber-vech-i sancak ihsân edüp ol taraflarda yetmiş altı pâre babasından kalmış kal‘aları feth edüp bilâd-ı İslâmiyeye zamîme olunduğu makbûl-ı şehriyârî olup mezkûr Ahmed Beğ'e Bosna eyâleti ihsân olunup andan vezîr-i âlîşân olduğu mahallerde gazâ mâlından bu Hersek kasabası yeri bir mahsûldâr arz-ı hâliye olup memerr-i nâs-ı huccâc-ı zevi'l-ihtiyâc olmağıla Hersekoğlu Ahmed Paşa bu cây-ı latîfe yedi yüz hâne re‘âyâ meks etdirüp cemî‘i tekâlîfden mu‘âf [u] müsellem olmağiçün ellerine hatt-ı şerîfler verüp ahâlî-i belde ve âyende vü revendeye ibâdethâne olmak içün bir minâreli ve vâsi‘ haremli ve cânib-i erba‘ası kıbâbları sütûnlar üzre ârâste iki kubbe-i âlî ile pîrâste ve mihrâb ve minber-i münîri ber tarz-ı kadîm bir müzeyyen câmi‘-i azîm binâ eder ve bir mescid ve bir medrese ve bir mekteb ve bir tekye ve iki hân ve bir hammâm ve bir imâret-i dârü'l-it‘âm binâ edüp hâlâ cemî‘i âyende vü revende müsâfirîn ü mücâvirînleri mihmânsarâyda meks edüp mihmândârlar kârbânsarâyın her ocağına bir sini ta‘âm çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve şem‘-i revgân getirirler ve her at ve deve başına birer tobra şa‘îr getirüp mihmândârlar hizmet ederler, evkâf-ı azîmdir. Ve cümle yetmiş aded dükkândır. Ve cümle sonradan ihdâs beş aded hânlardır kim cümle binâları kiremitlidir ammâ Hersekoğlu Ahmed Paşa'nın bu kasaba içre cümle câmi‘ ve imâretleri kurşumlu binâ-yı azîmlerdir. Anınçün Hersek kasabası derler. Lâkin âb [u] hevâsı sakîldir, serçe ısıtma dutar. Cümle halkı asfaru'l-levn Etrâk âdemleridir, ammâ ankâlardır. Zîrâ gâyet kâr [u] kisb yeridir. Şehri bir kumsal düz yEre vâkı‘ olmuşdur. Andan cânib-i kıbleye 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 4b ·
metinde göster ·
… e yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu kal‘a bir
kumsal
yerde vâki‘ olmağıla leb-i deryâda limana nâzır bir kulle-i kavîsi Fâtih-i Yeme …
Leb-i deryâda İskender-i Kübrâ binâsıdır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Melikü't-Tâhir İşpaniye keferesi elinden feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Şâh'a emân ile vermişlerdir. Sayda hâkinde voyvadalıkdır ve kazâdır. Ve kal‘ası leb-i deryâda bir kal‘a-i azîm ve liman-ı kebîri var. Hâlâ câ-be-câ yerleri mündehimdir. Cirmi altı bin adımdır. Ve üç mahalle ve üç yüz toprak örtülü hâneleri ve bir câmi‘i ve bir hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı ve bir deyr-i ma‘mûru var, cümle kefere Aleksandır'ın ma‘bedgâhıdır deyü i‘tibâr ederler. Bu mahalde cümle keferelerdir ammâ aslâ lisân-ı Rûmî bilmeyüp Arabî tekellüm ederler ve yemîn etseler "Vahad Allah, bi-sırrı Hazret-i Şem‘ûn" derler. Ve bu kal‘a bir kumsal yerde vâki‘ olmağıla leb-i deryâda limana nâzır bir kulle-i kavîsi Fâtih-i Yemen Sinân Paşa binâsıdır. Dizdârı ve merdim-i hisârı elli nefer ile bunda sâkinlerdir. Sekiz rüzgâr-ı zûr-kârdan emîn liman-ı kebîri vardır. Akka limanında gemiler kışlamayup burda yatarlar ammâ kum deryâsı günden güne şehri gark-ı rimâl etmededir. Zamân-ı kadîmde kum tılsımâtı olmak üzre bir amûd-ı âlî var imiş. Ma‘ânoğlu defîne vardır deyü amûdı münhedim edüp kum bu şehre dâhil olmağa başlar. Niçe gûne evsâfları bu kal‘a-i Sûr'un yine Mekke-i Mükerreme'ye gitdiğimiz sene Şâm Tarablusu evsâfıyla mufassal tahrîr olunmuşdur. Bu kal‘ayı seyr [u] temâşâ edüp mahall-i ma‘hûdda cümle asker Nakura Boğazı'n geçmek içün hâs u âm müşâvere edüp Sıfet hâkimi çarhacı olup kırk bayrak sekban sarıca askeri nısfu'l-leylde pür-silâh olup Nakura Boğazı'na varup hâlî bulup pusu yerlerine sepişüp cümle bahâdırân âmâde hâmûş-bâş yatdılar. Ol gice Dürüzîlerden yedi aded çaşıt dutulup Paşa'ya geldükde söyledüp aslâ amân vermeyüp Sûr kal‘ası önünde kelleleri tenlerinden tîğ-ı Murtezâ ile galtân olup ale's-sabâh Nakura Boğazı'ndan feryâdcılar gelüp "Bre Sultânım, pusuda olan asâkir-i İslâm'ı Dürüzî basup gâlib gelüp bizim bayraklar mağlûb olmada. Hâlâ ceng-i azîmdir" deyünce mukaddemâ ileri kırk bayrak piyâde Sayda-i Berût ve Sıfet askeri gidüp imdâd yetişir. Paşa dahi atlanup cümle asker ile bir sâ‘atde imdâda yetişüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 38b ·
metinde göster ·
… şkâl-i sitâyiş-i kal‘a-i Akye: Akdeniz kenarında bir körfez nihâyetinde bir düz
kumsal
ve havâlesiz yerde şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i kadîmdir. Cümle beş katdır. Her …
Eşkâl-i sitâyiş-i kal‘a-i Akye: Akdeniz kenarında bir körfez nihâyetinde bir düz kumsal ve havâlesiz yerde şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i kadîmdir. Cümle beş katdır. Her kat dîvârı yigirmişer arşın enli dîvârdır. Bir sıra horâsânî tula ve bir sıra çârkûşe seng-traş ile mebnîdir. Ve beş kat dîvârının mâbeynlerinde birer kat elli arşın enli handakları var. Cümle beş kat handakdır. İçinden Bahr-i Sefîd cereyân eder. Ve cümle yedi bâb-ı azîmler imiş. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dokuz bin adım ihâta edüp cümle der-i dîvârı harâb [u] türâb olup yerde yatar. Bu kal‘a-i kebîr içre cümle incir ve dud bâğlarıdır. Hâne-i imâristândan bir âsâr yokdur. Ammâ bu kal‘anın cenûbı tarafında leb-i deryâda sene (---) târîhinde Süleymân Hân vüzerâlarından Koca Lala Mustafâ Paşa şekl-i murabba‘ bir küçük seng binâ kulle-misâl bir kal‘a-i ra‘nâ binâ etmiş. Cümle etrâfı sekiz yüz adımdır. Cânib-i garba bir kapusu var. Dizdâr ve neferât cümle bunda sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41a ·
metinde göster ·
Tâ kâfiristân zamânından berü belde-i atîkdir. Lisân-ı Yunan'da ismine (---)(---) derler. Hâlâ Mankaliyye denmesinin vech-i tesmiyyesi oldur kim (---)(---)(---)(---) . Hâlâ imâr olan şehrin şimâl cânibinde şehrin ağzında kal‘a esâsları âşikâredir. Sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân asrında Ece Ya‘kûb oğlu Gâzî Omurça feth etmede usret çeküp ba‘de'l-feth kal‘ayı münhedim etmişdir. Ammâ hâlâ şehri leb-i Karadeniz'de bir düz kumsal yerde ma‘mûr [u] âbâdân şehr-i İsmihân Sultân'dır. Zîrâ anın evkâfıdır. Hâkimi örfî mütevellîsidir. Ammâ Silisre eyâletinde Dobruca hâkinde üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve nâhiyesi (---) kurâdır. Senevî yedi kîse hâsıl olur. Şeyhülislâm ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve birinci odadan Gedikzâde nâm yeniçeri serdârı ve şehir muhtesibi ve subaşısı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124b ·
metinde göster ·
olduğundan temel tutmayup cisrler münhedim olduğu ecilden ahşâbâtdan cisr-i azî …
Andan ve Ekmekçizâde Ahmed Paşa cisri, nehr-i Tunca üzre gâyet cisr-i musanna‘dır. Büleyde-i Demirdeşe andan gider. Ne mikdâr göz idüğü ma‘lûmum değildir. Ammâ ibret-nümâ kantara-i ra‘nâdır. Andan sonra nehr-i Arda üzre iki yerde burdinar ağaç direkler ile mebnî cisr-i azîmlerdir kim bunlar dahi vâcibü's-seyrdir. Niçe mülûk bu cisrleri kârgîr binâ inşâ etmişlerdir. Lâkin nehr-i Arda dîvânevâr cereyân edüp zemîni sâfî kumsal olduğundan temel tutmayup cisrler münhedim olduğu ecilden ahşâbâtdan cisr-i azîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 163b ·
metinde göster ·
… â meftûhdur" deyü sabâh namâzın kılmayup bir sâ‘at Van deryâsı kenârında karsız
kumsal
yerde segirderek giderken geriden seçilir seçilmez kırk elli atlı nümâyân olup …
Hakîr eyitdim: "İmdi ağam lutf eyle. Bizim acele ile Melek Ahmed Paşa yanında işimiz var, ılgar ile gideriz" deyü on âdem refîk alup yine vakt-i şâfi‘îde fi'l-hâl atlanup "Bâb-ı kazâ meftûhdur" deyü sabâh namâzın kılmayup bir sâ‘at Van deryâsı kenârında karsız kumsal yerde segirderek giderken geriden seçilir seçilmez kırk elli atlı nümâyân olup beyâz kar üzre karakuş gibi şikâr özleyip gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… r bir su kapusu vardır. Cümle ahâlî-i kal‘a suyu andan alırlar. Ve Turla kenârı
kumsal
yer olmak ile ol tarafda kal‘anın handakı yokdur. Ve ba‘zı yeri kal‘anın bu cân …
Ve Turla kenârında şark cânibine nâzır bir su kapusu vardır. Cümle ahâlî-i kal‘a suyu andan alırlar. Ve Turla kenârı kumsal yer olmak ile ol tarafda kal‘anın handakı yokdur. Ve ba‘zı yeri kal‘anın bu cânibi kanara kaya üzre vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38a ·
metinde göster ·
… ları dar daracık dârlardır. Ve bu Hasan Paşa ile Piyâle Paşa kal‘aları alçak ve
kumsal
yerde vâki‘ olmağile aslâ handakları yokdur, zîrâ bir karış zemîni kazsan su çı …
Cümle bu kal‘a içre üç yüz aded toprak örtülü bâğ u bâğçesiz ve havlıları dar daracık dârlardır. Ve bu Hasan Paşa ile Piyâle Paşa kal‘aları alçak ve kumsal yerde vâki‘ olmağile aslâ handakları yokdur, zîrâ bir karış zemîni kazsan su çıkup hîn-i muhâsarada aslâ lağım ve meteris kabûl etmez. Anıniçün handakı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55b ·
metinde göster ·
… yüz germe adımdır, ammâ dîvârı elli arşın bâlâdır ve aslâ handakı yokdur, zîrâ
kumsal
bir alçak yerde binâ olunmuşdur. Ve karşu Kılburun'a ve nehr-i Özü boğazına ve …
Bu kal‘a içre ancak beş hâne ve Murâd Hân'ın bir câmi‘i ve buğday anbârı ve cebehânesi var. Gayrı imâretden bir nişân yokdur. Dizdârı ve yüz aded âmâde ve hâzır-bâş neferâtları vardır. Kal‘ası leb-i Özü'de sekiz köşe bir küçük kal‘acıkdır kim cirmi üç yüz germe adımdır, ammâ dîvârı elli arşın bâlâdır ve aslâ handakı yokdur, zîrâ kumsal bir alçak yerde binâ olunmuşdur. Ve karşu Kılburun'a ve nehr-i Özü boğazına ve kara câniblerine on iki köşeye bakar on iki pâre balyemez top-ı serâmedleri var kim nazîrleri meğer Rodos kal‘asında ola. Ve her topların delikleri Özü nehrine berâber demir kapaklı kapulardır. Özü ve Karadeniz temevvüc etdiği yer olmak ile iki bahrin fırtınası bu top deliklerinden içeri su girir. Ve her kulleleri ejder-i heft-ser-misâl metîn ve müstahkem kullelerin depeleri cümle tahta örtülü kubbelerdir. El-hâsıl "Kilidü'l-bahreyn" nâm denilse sezâ bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a ·
metinde göster ·
… eniz'dir ve poyraz cânibi Özü suyudur. Bu ikisi mâbeyninde kıl gibi bir incecik
kumsal
on iki sâ‘at uzun dil gibi tâ şarkdan garba gelince bu ince burunun garbî ucund …
Bu kal‘adan taşra garb tarafında elli ve altmış mikdârı saz örtülü ahurları var ve şark tarafında mahsûldâr bostânları var kim Kırım vilâyetine bu bostânlar içinden gidilir ve buna Kılburun kal‘ası denmesinin aslı oldur kim bu 56b kal‘anın lodos cânibi Karadeniz'dir ve poyraz cânibi Özü suyudur. Bu ikisi mâbeyninde kıl gibi bir incecik kumsal on iki sâ‘at uzun dil gibi tâ şarkdan garba gelince bu ince burunun garbî ucunda bir kal‘acık olduğundan Kılburun derler ve eyle dil gibi bir Kılburun'dur kim her bâr Karadeniz fırtınası ince burnu atlayup nehr-i Özü'ye Özü dahi gâhice Karadeniz'e atlar bir ince kıl gibi burun nihâyetinde olmağile Kılburun derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56a–56b ·
metinde göster ·
… ar ile Paşa'ya ve Hân'a feryâdnâme bitileri verüp kal‘anın Özü tarafında küffâr
kumsal
yer olmağile meterise giremeyüp ol tarafda küffâr seyrek ve sermest evkâr yatır …
"Hân'dan ve Paşa'dan imdâd isteyelim. Bize imdâd gelmez. Kâfirin kapu komşusu olmağile berren u bahren imdâdı gelmede" deyüp dörd aded şahbâz yiğitlere mâl-ı firâvânlar ile Paşa'ya ve Hân'a feryâdnâme bitileri verüp kal‘anın Özü tarafında küffâr kumsal yer olmağile meterise giremeyüp ol tarafda küffâr seyrek ve sermest evkâr yatırlarken bir gece hemân kal‘adan dörd nâmdâr fetâları ipler ile aşağı sarkıdup ol {yiğitler} esbâbları ve silâhların cümle tulumlar içre koyup bu dörd aded Amr-ı Ayyâr çâlâk cân fetâlar nehr-i Özü'ye girüp ellerine birer {delikli} kamış alup {kamışın} uçların ağızlarına alup kendü vücûdların nehr-i Özü içre saklayup kamış ile soluk alarak nehr-i Özü ile cereyân ederek küffâr içinden ubûr edüp nehr-i Özü Karadeniz'e mahlût olduğu yerdeki burunda Küçük Hasan Paşa kal‘asına dörd kişi sâlimîn ü gânimîn vâsıl olup andan atlanup iki yiğit Akkirmân'da Melek Ahmed Paşa'ya ve iki yiğit Kırım'a Mehemmed Giray Hân'a {figân u} feryâda revâne olmada, ammâ beri bizim kal‘ada bir merd-i nâ-murâd-ı sâhib-cihâd Kara Alî nâmında bir fetâ-yı sâhib-i ciyâd yiğit seğirderek Yûsuf Kethüdâ ile Özü beğine gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b ·
metinde göster ·
… altına geldi, zîrâ ol tarafda handaklar yokdur, zîrâ alçak su çıkar. Özü kenârı
kumsal
yerdir.
Hemân vakt-i Hanefîde alâ mele’i'n-nâs kırk elli bin kâfir karadan arabaların birbirlerine zincirler ile bağlayup Tabur kal‘ası gibi tabur sürerek ibtidâ Özü kal‘asıyla Küçük Hasan Paşa kal‘ası arasına arabaların küren çatup bî-bâk u bî-pervâ "Yajuj Yajuj Durujunka" deyüp gelirken el-azametullâh ibtidâ Özü nehri karşusundaki Kılburun kal‘asından Özü nehri aşrı bunların içine yigirmi pâre sekdirme {top} gülleleri girince bunlar bir kerre alak bulak kimi kolak ve kimi çolak olup karış katış mahallinde iken {kal‘a-i} Küçük Hasan Paşa'dan ve {kal‘a-i} Büyük Hasan Paşa'dan ve {kal‘a-i} Piyâle Paşa'dan ve {kal‘a-i} Macar Alî Paşa kal‘alarının dördünden dahi top gülleleri kâfir derilerinin içlerine eskici bızı girir gibi girüp tâ güneş bir mızrak boyu çıkınca kâfir gülle yemeden kelleleri galtân olup Özü varoşu önünde arabalar kırığı ve kâfirlerin leşleri yarığı yığın yığın püşte püşte ve deste deste ve ceste ceste ve kimi mecrûh dil-haste yatırlardı, ammâ evvelki kâfirler kal‘anın şimâli tarafında gûyâ bu yeni gelen kâfirlerden rû-gerdân olup âsûde-hâl yatırlardı, ammâ yine anlar tarafına dahi beş altı bin âdemlerimiz kal‘adan anlara nezârede idiler, ammâ bu yeni gelen kâfirler bu sademât-ı top-ı kûpların darblarına aslâ bakmayup arabalarıyla hâh-nâ-hâh kal‘a altına geldi, zîrâ ol tarafda handaklar yokdur, zîrâ alçak su çıkar. Özü kenârı kumsal yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b ·
metinde göster ·
Eşkâl-i kal‘a-i Sultâniyye: Leb-i deryâda bir burunlu boğaz ağzında ve bir
kumsal
yerde bir tarafı nehr-i (---)(---) cereyân edüp tulû‘u tâ (---) gelüp bu kal‘a …
Eşkâl-i kal‘a-i Sultâniyye: Leb-i deryâda bir burunlu boğaz ağzında ve bir kumsal yerde bir tarafı nehr-i (---)(---) cereyân edüp tulû‘u tâ (---) gelüp bu kal‘a dibinde Akdeniz'e munsabb olur. Kal‘anın 91b bir burcu bu nehir kenârında olmağile gizlice su yolları henüz binâ olunmada idi. Kal‘a dahi hemçünân nâ-tamâm olup ancak leb-i deryâda azîm tabyalar üzre mehîb balyemez topları var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 91a–91b ·
metinde göster ·
Ve şehri kal‘adan bir top menzili maşrık cânibinde bir vâsi‘ sahrâ-yı kumsal içre ma‘mûr şehirdir ve a‘yân [u] eşrâfı gâyet çokdur. Hattâ Koca Arslan Paşazâde Beğefendi hânedân sâhibidir. 176a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175b–176a ·
metinde göster ·
pâk zemîne vâki‘ olmuş şehr-i vasatü'l-hâldir ve şehrin kıble cânibi bir azîm s …
Ve bu şehir içre aslâ çamur olmaz, zîrâ bir kumsal pâk zemîne vâki‘ olmuş şehr-i vasatü'l-hâldir ve şehrin kıble cânibi bir azîm sahrâ-yı mahsûldârdır kim nehr-i Vardar cereyân etdiği nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 176a ·
metinde göster ·
zemînde bir alçak püşte üzre şekl-i murabba‘ kârgîr Şeddâdî binâ bir küçük beyâ …
Leb-i deryâda bir kumsal zemînde bir alçak püşte üzre şekl-i murabba‘ kârgîr Şeddâdî binâ bir küçük beyâz kal‘a-i ra‘nâ görünürdü, ammâ Allâhu a‘lem ol kadar metîn değildir, zîrâ her cânibinde dîvârları alçakdır. Derûn-ı hisârda birkaç kenîse çanlığı nümâyân idi. Niçe yüz gâzîlerimizin cân u başa kalmayan serdengeçdi fetâları bir yere gelüp müşâvere edüp beşer onarı birer yere gelüp cümlesi azharun mine'ş-şems Allâh Allâh deyüp kal‘anın suyu altına girüp varoşa vardıklarında gördüler kim bu varoşun cânib-i erba‘ası kat-ender-kat gemi direklerinden hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuş şarampavlar ve vâsi‘ handakları içinde deryâ var. Ve her tarafda cisirleri kalkup kal‘a bir cezîre-misâl yerde kalup bir vech ile yanına varılmak muhâl, lâkin taşrada olan bâğ u bâğçelerinde kalup kal‘aya giremeyen kâfirlerden kırk bir nefer kefereleri esîr edüp bâğlarında olan kasr-ı müzeyyenleri ve hânelerin ıhrâk edüp niçe bin dıraht-ı müntehâların baltadan geçirüp harâb u yebâb ve hânelerin türâb etdiler, ammâ bî-hisâb bâğ u bâğçeleri var. Cümle bir kumsal düz vâsi‘ fezâda bâğ-ı İremler iken bâğlara yağı ayağı girüp İremleri veremler olup sâhiblerinin demleri dem-beste ve kimisi esîr-i dil-haste oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157a ·
metinde göster ·
… yebâb ve hânelerin türâb etdiler, ammâ bî-hisâb bâğ u bâğçeleri var. Cümle bir
kumsal
düz vâsi‘ fezâda bâğ-ı İremler iken bâğlara yağı ayağı girüp İremleri veremler …
Leb-i deryâda bir kumsal zemînde bir alçak püşte üzre şekl-i murabba‘ kârgîr Şeddâdî binâ bir küçük beyâz kal‘a-i ra‘nâ görünürdü, ammâ Allâhu a‘lem ol kadar metîn değildir, zîrâ her cânibinde dîvârları alçakdır. Derûn-ı hisârda birkaç kenîse çanlığı nümâyân idi. Niçe yüz gâzîlerimizin cân u başa kalmayan serdengeçdi fetâları bir yere gelüp müşâvere edüp beşer onarı birer yere gelüp cümlesi azharun mine'ş-şems Allâh Allâh deyüp kal‘anın suyu altına girüp varoşa vardıklarında gördüler kim bu varoşun cânib-i erba‘ası kat-ender-kat gemi direklerinden hiyel ü şeytanat ile binâ olunmuş şarampavlar ve vâsi‘ handakları içinde deryâ var. Ve her tarafda cisirleri kalkup kal‘a bir cezîre-misâl yerde kalup bir vech ile yanına varılmak muhâl, lâkin taşrada olan bâğ u bâğçelerinde kalup kal‘aya giremeyen kâfirlerden kırk bir nefer kefereleri esîr edüp bâğlarında olan kasr-ı müzeyyenleri ve hânelerin ıhrâk edüp niçe bin dıraht-ı müntehâların baltadan geçirüp harâb u yebâb ve hânelerin türâb etdiler, ammâ bî-hisâb bâğ u bâğçeleri var. Cümle bir kumsal düz vâsi‘ fezâda bâğ-ı İremler iken bâğlara yağı ayağı girüp İremleri veremler olup sâhiblerinin demleri dem-beste ve kimisi esîr-i dil-haste oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 157a ·
metinde göster ·
Eşkâl-i kal‘ası: Nehr-i Neretva'dan sehel içeri bir düz vâsi‘ ve
kumsal
ve havâlesiz bir vâsi‘ fezâda vâkı‘ olup sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân …
Eşkâl-i kal‘ası: Nehr-i Neretva'dan sehel içeri bir düz vâsi‘ ve kumsal ve havâlesiz bir vâsi‘ fezâda vâkı‘ olup sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî binâsı olup esâs-ı binâsı sâfî alçak kayalar üzre inşâ etmişler kim aslâ lağım kâr eylemez ve kumsal yer olmağile meteris dahi olmaz, zîrâ kumluğu üzre bir zirâ‘ yer kazılsa su çıkar, anıniçün bu kal‘aya meterisle düşman gelemez. Gâyet metîn ve emîn kal‘a-i hısn-ı hasîn hâit-i üstüvâr olup çâr-kûşesinde Çâr-yâr-ı güzîn aşkına çâr kullesi var kim hakkâ ki her biri birer gûne sedd-i Kahkahâlardır. Ve şimâl cânibine nâzır bir demir kapusu olup bu kal‘a içre cümle yigirmi aded kayağan örtülü hâneleri ve Ebü'l-feth'in bir küçük câmi‘i ve gılâl anbârı ve cebehânesi var, gayri âsâr-ı binâ-yı imâretden bir şey yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162b ·
metinde göster ·
… âs-ı binâsı sâfî alçak kayalar üzre inşâ etmişler kim aslâ lağım kâr eylemez ve
kumsal
yer olmağile meteris dahi olmaz, zîrâ kumluğu üzre bir zirâ‘ yer kazılsa su çık …
Eşkâl-i kal‘ası: Nehr-i Neretva'dan sehel içeri bir düz vâsi‘ ve kumsal ve havâlesiz bir vâsi‘ fezâda vâkı‘ olup sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî binâsı olup esâs-ı binâsı sâfî alçak kayalar üzre inşâ etmişler kim aslâ lağım kâr eylemez ve kumsal yer olmağile meteris dahi olmaz, zîrâ kumluğu üzre bir zirâ‘ yer kazılsa su çıkar, anıniçün bu kal‘aya meterisle düşman gelemez. Gâyet metîn ve emîn kal‘a-i hısn-ı hasîn hâit-i üstüvâr olup çâr-kûşesinde Çâr-yâr-ı güzîn aşkına çâr kullesi var kim hakkâ ki her biri birer gûne sedd-i Kahkahâlardır. Ve şimâl cânibine nâzır bir demir kapusu olup bu kal‘a içre cümle yigirmi aded kayağan örtülü hâneleri ve Ebü'l-feth'in bir küçük câmi‘i ve gılâl anbârı ve cebehânesi var, gayri âsâr-ı binâ-yı imâretden bir şey yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162b ·
metinde göster ·
… büyük ve metîn olmuş, lâkin bu dahi yerli kaya üzre temeli olup ve etrâfı alçak
kumsal
yerler olmağile bunun dahi handakı yokdur.
Ve bu mahal gâyetü'l-gâye intihâ-i serhad olup kal‘ası küçücük olmağile Bundukanî Venedik'inin ısyân [u] tuğyânı ziyâde olduğundan bu kal‘ayı dahi tevsî‘ etmek iktizâ etdikde sene (---) târîhinde Sultân İbrâhîm Hân, Çengîzâde (---) Paşa'ya Hersek sancağın sadaka edüp cümle Hersek ve Bosna eyâleti askerleri bu Gabele kasabası dibinde meks edüp Ebü'l-feth'in Gabele-i Atîk kal‘asına muttasıl bir kal‘a-i nev-binâ dahi zamîme eyleyüp henüz kal‘a-i Gabele sedd-i İskender'e mânend olmuş ve evvelkiden bin kat ziyâde sa‘b ve metîn olmuş ve bunun çâr-rüknünde olan ebrâcları kal‘a-i atîk kullelerinden büyük ve metîn olmuş, lâkin bu dahi yerli kaya üzre temeli olup ve etrâfı alçak kumsal yerler olmağile bunun dahi handakı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162b ·
metinde göster ·
… salt u sebükbâr asker olup kal‘a-i Seğitvar'dan cânib-i garba gâh dağlık ve gâh
kumsal
ve ormanlık içinde katana kâfiri yatağı içre 6 sâ‘at gidüp,
Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp niçe yârânlar ile vedâlaşup Sadrıa‘zama yetişmek içün iki bin aded pür-silâh salt u sebükbâr asker olup kal‘a-i Seğitvar'dan cânib-i garba gâh dağlık ve gâh kumsal ve ormanlık içinde katana kâfiri yatağı içre 6 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177a ·
metinde göster ·
zemînde sehel tatlı kuyular olduğundan kavm-i Tatar Kopkuyu, ya‘nî çok kuyulu y …
Nehr-i Özü ile Karadeniz mâbeyninde bir kumsal zemînde sehel tatlı kuyular olduğundan kavm-i Tatar Kopkuyu, ya‘nî çok kuyulu yerler demek olur. Âsâr-ı binâdan aslâ bir şey yokdur. Ancak küffârın yollar üzre pusu yerleri çokdur. Andan kalkup semt-i şarka (---) sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 106b ·
metinde göster ·
… r. Ve ekseriyyâ halkı sığır boku kokarlar, zîrâ fukarâları çokdur. Bu varoş bir
kumsal
zemîn başına vâki‘ olmağile şehir içre aslâ kaldırım yokdur. Cânib-i erba‘asınd …
Meşhûrâtından keskin ve aru, ya‘nî pâk, Tatar bozası olur. Hattâ ibret içün bu bozayı abdest makramasına koyup evlerine götürürler, bir katre akmaz. Tâ şol mertebe koyu ilik gibi tatlı bozası olur. Hattâ kavm-i Tatar beş konak yerden atlanup "Or bızkası içelim" deyü gelirler. Bir tostağan bozasın içen, sermest olup kılalay ve bolalay türkisi ırlar. Tâ bu mertebe sekir verir bozası vardır. Bu diyârda şarâb içmek ayıbdır. Ve bâğ u bâğçe olmadığından şarâbı dahi yokdur, zîrâ şiddet-i şitâsı katıdır, bir ağaç yemiş değildir, odunu dahi yokdur. Cümle sığır tezeği yakarlar ve at ve deve tezeği dahi satarlar. Ve ekseriyyâ halkı sığır boku kokarlar, zîrâ fukarâları çokdur. Bu varoş bir kumsal zemîn başına vâki‘ olmağile şehir içre aslâ kaldırım yokdur. Cânib-i erba‘asında kal‘a dîvârı dahi olmayup dâ’iren-mâdâr etrâfı derin handakdır. Üç yerde vâsi‘ ağaç kapuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… tmişdir. Nehr-i Özü üzre şekl-i murabba‘ bir seng binâ kal‘a-i ra‘nâcıkdır. Bir
kumsal
yerde dâ’iren-mâdâr cirmi bin yüz adımdır. Beş kiremit örtülü serâmed kulleleri …
Sene (---) târîhinde Şâhîn Geray Hân binâ etmişdir. Nehr-i Özü üzre şekl-i murabba‘ bir seng binâ kal‘a-i ra‘nâcıkdır. Bir kumsal yerde dâ’iren-mâdâr cirmi bin yüz adımdır. Beş kiremit örtülü serâmed kulleleri ile iki kapusu var. Biri kıble cânibiyle şarka meyyâl büyük kapudur ve bir kapusu yıldız tarafına nâzır nehr-i Özü kenârında, bu dahi demir kapudur kim nehr-i Özü karşusundaki Gâzîkirmân'a, ya‘nî Doğan geçidi kal‘asına nâzır iskele kapusudur. Bu kal‘a içinde ancak seksen kadar toprak örtülü Tatar evleri ve bir câmi‘i var, Şâhîn Geray Sultân'ındır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 110a ·
metinde göster ·
Bu iç kal‘anın deryâ tarafında aslâ handakı yokdur, zîrâ alçacık
kumsal
yerdir, ammâ kal‘anın kara cânibleri dâ’iren-mâdâr kesme kaya handakdır kim Meh …
Bu iç kal‘anın deryâ tarafında aslâ handakı yokdur, zîrâ alçacık kumsal yerdir, ammâ kal‘anın kara cânibleri dâ’iren-mâdâr kesme kaya handakdır kim Mehemmed Geray Hân Gâzî mâl-ı firâvân sarf edüp henüz bu handeği niçe bin kûhkenlere kazdırmışdır kim makdûr-ı beşer değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118b ·
metinde göster ·
… na mekşûf işlek kapulardır. Ve cümle cânib-i 140a şimâle nâzır deryâda önleri
kumsal
yerlerdir. Cümle yüz on yedi aded kulle-i bâlâlardır.
Bu zikr olunan sekiz aded kapuların cümlesi limana mekşûf işlek kapulardır. Ve cümle cânib-i 140a şimâle nâzır deryâda önleri kumsal yerlerdir. Cümle yüz on yedi aded kulle-i bâlâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 139b–140a ·
metinde göster ·
… bir göl kenârındadır. Andan 5 sâ‘atde göller kenârınca acı sular içerek kâhîce
kumsal
yerler geçerek,
Menzil-i Şolomkay salası: Cân Arslan Paşa'nın köyüdür. Bu dahi bir göl kenârındadır. Andan 5 sâ‘atde göller kenârınca acı sular içerek kâhîce kumsal yerler geçerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145b ·
metinde göster ·
zemînde şekl-i murabba‘ kârgîr ve yalın kat dîvârlı sarp kal‘adır kim cirmi dör …
Kal‘ası bir kumsal zemînde şekl-i murabba‘ kârgîr ve yalın kat dîvârlı sarp kal‘adır kim cirmi dörd yüz adımcıkdır. Her köşesinde birer kullesi var. Her burcları üstlerinde tahta örtülü kubbesi var, ammâ etrâfında handakı yokdur, zîrâ alçak ve kumsaldır. Bir karış kazsan su çıkar. Handak olmak mümkin değildir. Ve içinde cümle yüz aded toprak ile mestûr hâne-i ma‘mûrları vardır. Ve kıblesi tarafı nehr-i Kuban'dır. Ve şark tarafı Kuban nehrinden azmış bir azîm sığlık göldür, ammâ lezîzdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145b ·
metinde göster ·
zemînde sa‘b kal‘a imiş. Bunda Salsal ile niçe bin sâhib-kırânlar ceng eylemişl …
Azak denizi kenârında bir kumsal zemînde sa‘b kal‘a imiş. Bunda Salsal ile niçe bin sâhib-kırânlar ceng eylemişlerdir. Hâlâ şühedâların kırkar ve ellişer ayak kaddi kabr-i şerîfleri vardır. Ammâ kal‘asın Timur Leng harâb etmişdir. Hâlâ eser-i binâları zâhir ü bâhirdir. Ammâ hakkâ ki kal‘a-i Berber-zemîn imiş. Diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Andan bu abd-i kemter garb tarafına göller ve bayırlar geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 146a ·
metinde göster ·
… gemileri Karadeniz'e çıkamazlardı. Ana karîb yerde Tuzla burnu nâm mahalde bir
kumsal
yerde,
Kal‘a-i Anapa: Ciniviz binâsıdır, ammâ Gedik Ahmed Paşa feth edüp "Lâzımlı kal‘a değildir" deyü harâb etmişdir, ammâ içinde âb-ı hayât suyu vardır. Bu kal‘a ma‘mûr olsa Azak boğazından kâfir gemileri Karadeniz'e çıkamazlardı. Ana karîb yerde Tuzla burnu nâm mahalde bir kumsal yerde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 146b ·
metinde göster ·
… aman cezîresi tarafı kâmil bir mîl birer âdem kaddi ve birer arşın kadar sığ ve
kumsal
yerlerdir. Eğer mülûk murâd edinse ol Taman tarafındaki bir mîl sığ yerleri Çoç …
Ammâ bu mezkûr Çoçka burnu boğazı Azak denizi ile Karadeniz'in mâbeyninde iki mîlden eksik bir boğazdır kim iki tarafda kal‘alar olsa nehr-i Ten Kazağı Azak kal‘ası dibinden geçüp Karadeniz'e çıkamazdı. Ve Taman cezîresi tarafı kâmil bir mîl birer âdem kaddi ve birer arşın kadar sığ ve kumsal yerlerdir. Eğer mülûk murâd edinse ol Taman tarafındaki bir mîl sığ yerleri Çoçka burnuna kal‘a binâ etseler bu boğaz bir mîlden yakın olup kuş geçmez olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 195a ·
metinde göster ·
… yüz mîl aded bir körfezin cânib-i garbîsi nihâyetinde vâki‘ olup ol halîcin bir
kumsal
pâk limanı kenârında iç kal‘ası bir topraklı ve kayalı püşte-i âlî üzre şekl-i …
Evvelâ Bahr-i Sefîd'in Rûmeli sâhilinde tûlu yüz mîl aded bir körfezin cânib-i garbîsi nihâyetinde vâki‘ olup ol halîcin bir kumsal pâk limanı kenârında iç kal‘ası bir topraklı ve kayalı püşte-i âlî üzre şekl-i müselles Şeddâdî seng-i beyâz sengîn binâ bir sûr-ı ra‘nâ-yı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn hisâr-ı üstüvâr-ı refî‘u'l-bünyân ve halkı azîmü'ş-şân kirmân-ı kadîmdir kim eyle bir rabât-ı ma‘mûre bu mertebe sâhil-i Bahr-i Ebyaz'da misli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 224a ·
metinde göster ·
… raflarına demir bırakmak lâzımdır, zîrâ köğlerden tarafında deryâ kenârları sığ
kumsal
denizdir kim gâyet hazer lâzımdır, belki bir maraza(?) zâhir ola. Anıniçün iki …
Ve cânib-i erba‘ası alçak ovalı ve kenârları yufka ya‘nî sığ sulu yerlerdir ammâ yine a‘lâ demir dutar. Ve bu limanın karşu tarafında karye-i Kadha, karye-i Viçitroz köylerinin önleri yahşi demir dutar deryâdır. Mezkûr köyler karada deryâdan ikişer mîl alarkadır ve Selânik ol köylerden otuz mîl uzakdır. Ammâ ol köylerin önlerine varan gemiler iki taraflarına demir bırakmak lâzımdır, zîrâ köğlerden tarafında deryâ kenârları sığ kumsal denizdir kim gâyet hazer lâzımdır, belki bir maraza(?) zâhir ola. Anıniçün iki demir üzre bu köyler önünde yatmak ma‘kûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 225b ·
metinde göster ·
… bu şehirde aslâ kaldırım yokdur. Yine böyle iken aslâ çamur olmaz, zîrâ serâpâ
kumsal
zemîn-i hâk-i pâkdir. Ve dahi aslâ çemşesârlar yokdur, zîrâ âb-ı hayât su kenâr …
Der-beyân-ı lisân-ı ahâlî: Şehir halkının ekseriyyâ lehçe-i ıstılâhları lisân-ı Arnavud'a yakınrak kelimât ederler, ammâ yine fasîh [ü] belîğ Urûmca bilüp Türük lisânı üzre dahi kellim ederler. Lâkin yine "Varmişik, gelmişik, görmişik" lafzını ziyâde isti‘mâl ederler. Ve bu şehirde aslâ kaldırım yokdur. Yine böyle iken aslâ çamur olmaz, zîrâ serâpâ kumsal zemîn-i hâk-i pâkdir. Ve dahi aslâ çemşesârlar yokdur, zîrâ âb-ı hayât su kenârında vâki‘ olmağile gâyet mahbûbe Rûm kızları bokliçse nâm desti ve bardaklar ile nehr-i ilimboz'dan su taşırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235a ·
metinde göster ·
… yen vâsi‘ hâneli ve ekseriyyâ bâğçeli mihmân hânelerdir. Ve cümle sokakları pâk
kumsal
zemîndir kim aslâ çamur olmadığından bu şehirde aslâ kaldırım yokdur.
El-hâsıl gâyet sa‘b u metîn ve ma‘mûr u müzeyyen vâsi‘ hâneli ve ekseriyyâ bâğçeli mihmân hânelerdir. Ve cümle sokakları pâk kumsal zemîndir kim aslâ çamur olmadığından bu şehirde aslâ kaldırım yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 253b ·
metinde göster ·
… el'i Kapudan Hayreddîn Paşa-yı müdebbir, dûrbîn fikr-i Arasto, Mora hâkinde bir
kumsal
burunda havâlesiz ve dahi handaksız der-i dîvârı yigirmişer ayak kalın sedd-i s …
Ammâ bu Mora Kastel'i Kapudan Hayreddîn Paşa-yı müdebbir, dûrbîn fikr-i Arasto, Mora hâkinde bir kumsal burunda havâlesiz ve dahi handaksız der-i dîvârı yigirmişer ayak kalın sedd-i sedîd dîvârlı kıbleye nâzır bir demir kapulu ve on iki aded balyemez toplu kal‘a-i metîndir kim topları karşu İnebahtı tarafındaki Kastel'i ve cânib-i garbda körfezin boğaz ağzını döğer, serâmed balyemez topları var. Bu kal‘anın çâr-kûşesinde dörd aded tabya-i azîmlerinin suya berâber topları var. Demir kapuları ile âmâde durur. Dizdârı ve iki yüz aded merdüm-hisârı var. Hâkimi Balıbadra şehrindedir ve Ballıbadra niyâbetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 260a ·
metinde göster ·
Anıniçün hâlâ Vostiçse tarafından bir mîl kadar yer
kumsal
burundur kim ucunda bir hânı vardır. Mora'dan İnebahtı'ya iskele ol burundadır. …
Anıniçün hâlâ Vostiçse tarafından bir mîl kadar yer kumsal burundur kim ucunda bir hânı vardır. Mora'dan İnebahtı'ya iskele ol burundadır. Hâlâ ol kerâmât-ı aliyye bu Badra'da âsûde olan Sarı Sıddîk Sultân'ındır. Niçe keşf [ü] kerâmetleri dahi vardır, ammâ bu kerâmeti ızhâr etdiğiyçün âhirete intikâl etmişlerdir. Hakkâ ki Rûm tevârîhlerinde çok menâkıbların yazmışlardır. Anların tahrîri üzre bu azîz Âl-i Osmân'ın Osmâncık pâdişâhı asrında Hacı Bektaş-ı Velî halîfesi imiş, eyle terkîm etmişler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 262a ·
metinde göster ·
… erba‘ası kayasın deryâ döğüp ihâta etmişdir. Ancak maşrık tarafında bir incecik
kumsal
yolu var karadır ve bir ince kumsal yol dahi limanın tâ ortasında vâki‘ olmuşdu …
Kal‘ası ebr-i semâya ser çekmiş bir yalçın sarı kayanın tâ zirve-i a‘lâsında bir Şeddâdî binâ ve kûh-ı Kahkahâ-misâl bir kal‘a-i bâlâdır kim gûyâ Kürdistân'da Van kal‘asıdır. Ammâ bu kal‘anın cânib-i erba‘ası kayasın deryâ döğüp ihâta etmişdir. Ancak maşrık tarafında bir incecik kumsal yolu var karadır ve bir ince kumsal yol dahi limanın tâ ortasında vâki‘ olmuşdur. Bu iki yoldan mâ‘adâ cânib-i erba‘ası deryâdır kim bir tarafdan zafer mümkin değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266b ·
metinde göster ·