Anlar dahi Eski Sarây dâhilinde olan uyûn-ı Şem‘ûn'u cümleden hafîf ü mu‘tedil serî‘u'l-hazm bir âb-ı hayât buldular. Ve bundan gayrı uyûnların âb-ı sâfîlerin beşer miskâl olmak üzre pembeler ile berâber vezn edüp mevzûn pembeleri vezn olunmuş âb-ı rakîklere ilkâ edüp mezkûr pembeler beşer miskâl suları cezb edüp ba‘dehu pembeleri âfitâb-ı âteş-tâbda kurudup cümle pembeyi vezn edüp bu ayn-ı Şem‘ûn'da ıslanan pembe cümle pembelerden hafîf gelmek ile kavl-i hukemâ gâyet latîf su olduğundan Ebü'l-feth Sultân Mehemmed dâ’imâ ol âb-ı nâbdan nûş ederdi. İlâ hâze'l-ân cümle pâdişâhlar andan nûş ederler kim kilarcıbaşı tarafından ve dış sakkâbaşı tarafından üçer âdem beher yevm altı kişi üçer seyishâne yükü yigirmişer vukıyye gelir gümüş güğümlere ol âb-ı nâbdan leb-ber-leb edüp su nâzırı huzûrunda kilarcıbaşının mu‘temedün-aleyh âdemlerinin mührüyle kırmızı balmûmları ile güğümlerin ağızların mühürleyüp pâdişâha her bâr götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
… ların niçe yüz üstâd kesüp iki ucun mekik gibi sivri birer kulaç ince odun edüp
kurudurlar
. Ba‘dehu top dökecekleri günde cümle halîfe ve üstâdlar ve dökücübaşı ve topcub …
Ve tuç kubbelerinin cânib-i erba‘asında dağlar gibi çam katrân odunları âmâdedir. Bir sene mukaddem bu çam odunların niçe yüz üstâd kesüp iki ucun mekik gibi sivri birer kulaç ince odun edüp kurudurlar. Ba‘dehu top dökecekleri günde cümle halîfe ve üstâdlar ve dökücübaşı ve topcubaşı ve vardiyanbaşı ve muvakkıt eline kum sâ‘atin alup ve kârhâne imâmı ve mü’ezzinânı ve du‘âcıları cümle cem‘ olup du‘â ve senâ ile sadâ-yı "Allâh Allâh" ile iki furuna dahi âteş edince muvakkıt sâ‘at dutup mezkûr mekik çam odunların ale'l-ittisâl tuç kubbesinin iki taraf deliklerinden bırakmadadırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a ·
metinde göster ·
… larında olur. Hemân tilki hayâsı gibi bir sarımsak dişine benzer bir otdur, anı
kurudup
havânda un gibi edüp sükkerle pâlûde gibi pişirüp bakır ibrîklerin altında âteş …
Esnâf-ı sa‘lebciyân: Neferât iki yüz, bunların dahi dükkânları yokdur. Kış günleri hussetü's-sa‘leb derler ya‘nî tilki taşağı demek olur, Bursa'da Cebel-i Ruhbân'da ve Bingöl'de ve Eğri dağında ve Göksun yaylasında ve Ercis dağında ve Sübhân dağında ve Cûdî dağında ve Bosna'da Köprez yaylasında ve Hersek'de Çemrene yaylasında ve Samakov'da Rila yaylasında ve Filibe'de Despot yaylalarında olur. Hemân tilki hayâsı gibi bir sarımsak dişine benzer bir otdur, anı kurudup havânda un gibi edüp sükkerle pâlûde gibi pişirüp bakır ibrîklerin altında âteşler ile musanna‘ yapılmış ibrîkler ile bahârlı ve gülâblı "Râhat-ı cân sıhhatü'l-ebdân sa‘lebim nefâyis" deyüp feryâd ederek ubûr ederler. Ammâ hakkâ ki zâlim gâyet mukavvîdir. Yüz yaşında âdemin âlet-i cimâ‘ına tavakân verüp âdemi cüst ü çâpük ve serme[s]t edüp kuvvet-i nazarı dahi ziyâde eder. Yetmiş hâssasın Hekîm Dâvûd, Tezkiresi'nde tahrîr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172a ·
metinde göster ·
… u dahi Tarabefzûn'a mahsusdur. Ve Tarabzon hurması derler bir meyvedir, fırında
kurudup
vilâyet vilâyet müstevlî olur. İçinde iki üç çekirdeği olur, lezîz meyvedir. Ve …
Evvelâ meşrûbâtında (---) âb-ı hayâtdan nişân verir mâ-i zülâldir. Ve Bozdepe bâğlarının turna kanı şîre-i engûru gâyet latîf şıralı, bahâ eder metâ‘dır kim nûş edene asla humârı yokdur. Ve müselles-i şer‘iyyesi ve karanfiliyyesi ve misketi gâyet lezîz şerbetlerdir. Me’kûlâtından niçe bin hadâ’ık [u] bostânının envâ‘-ı fevâkihât [u] müsmirrât-ı nefîse ve gürûmundan, gûnâ-gûn engür-i lezîzesinden, âbdâr [u] hoş-hâr meyvelerinden dilberlebi kirazı ve Lahîcân emrûdu ve beğ emrûdu ve gülâbî emrûdu ve Sinop elması ve nâmık üzümü ve melikî üzümü ve frenk üzümü ni‘met-i nefîsedir. Ve bâdencân inciri eyle lezîz ve mümessek incirdir kim misli diyâr-ı Nâzilli'de olmaz. Husûsan limonının gûnâ-gûnu ve turunc-ı âlgûnunun envâ‘ı ve rummânı ve zeytûnu cihânı dutmuşdur kim yedi gûne zeytûnu olur. Misli meğer Şâm-ı cennet-meşâm ve Kuds-i Şerîf'de ola. Ammâ bu Tarabefzûn zeytûnunun bir hûrdesi vardır. Perveriş olmadan hâm iken tenâvül olunur. Ve siyâh kiraza benzer bir gûne meyvedir. Bu dahi Tarabefzûn'a mahsusdur. Ve Tarabzon hurması derler bir meyvedir, fırında kurudup vilâyet vilâyet müstevlî olur. İçinde iki üç çekirdeği olur, lezîz meyvedir. Ve ezhâr [u] şükûfesinde niçe bin elvân çiçekleri vardır. Ammâ bir gûne hoş-bû la‘l-gûn karanfili olur kim rub‘-ı meskûnda nazîri yokdur. Her dânesi mutabbak verd-i hamrâ gibi olup râyihası âdemin damağın mu‘attar eder. Ve her biri şapsız beşer altışar dirhem gelir karanfili hâsıl olur. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252b ·
metinde göster ·
… yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah
kurudan
kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah sa …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… zre bir pâre hamur yapışdırsa ol hamur ol tılsım sûretine müşâbih olup ol hamur
kuruduktan
sonra ol hamurun sehelce pâresin âteşe bırağup akreb sokan kimesneye dütsi etse …
Hâssa-i dîğer: Dâhil-i Hımıs'da bir bi’r-i mâ vardır. Bir kimse ol kuyu suyuyla pîrâhenin gasl edüp geyerse ol âdemi aslâ akreb sokmaz. Meğer ol gömleği gayri su ile gasl ederse hükmü bâtıl olup akreb soksa ol zemân te’sîr eder. Meşhûr-ı âfâk kuyudur. Ahâlî-i vilâyetden istimâ‘ etdim, Hımıs'ın cânib-i Bey‘a'da bir mescid vardır. Kapusu üzre bir mutalsam garîb u acîbü'l-heykel bir tasvîr vardır. Nısf-ı a‘lâsı sûret-i insândır ve nısfından aşağısı akreb şekilli mermer-i hâm timsâldir. Bir âdem ol sûret üzre bir pâre hamur yapışdırsa ol hamur ol tılsım sûretine müşâbih olup ol hamur kuruduktan sonra ol hamurun sehelce pâresin âteşe bırağup akreb sokan kimesneye dütsi etseler ol zahmdâr âdem ol hamîrin râyihasın şemmetse bi-emri Hüdâ akrebin zahm urduğu yerün vec‘i teskîn olup bi-emrillah şifâ bulur. Bu hamîrden hakîre Dizdâr Ağa elli dirhem mikdârı ihsân edüp hıfz etdim. Hikmet-i Hüdâ diyâr-ı Acem'de Rûmiyye şehrinde bir memlûküm akreb sokup mezkûr hamîrden âteşe yakup gulâmım buhûrlayup derhâl vec‘inden halâs bulup zahm-ı akreb yerinden sarı sular cereyân edüp gulâmım halâs oldu. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… ddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel
kurudup
diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âle …
Der-beyân-ı me’kûlât [u] meşrubât: Bu şehr-i Urfa'nın Harrân tarafına nehr-i Halîl'in tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve müşebbek besâtîn olmağıla sayf u şitâda sebzevâtı firâvândır. Ve iç kal‘anın ensesindeki Cebel-i Damlacık üzre cümle bâğ u bâğçedir. Bir vakıyye ve beş yüz dirhem gelir âdem kellesi kadar nârı olup gâyet hoş-hor olur. Şehr-i şehribân-ı Bağdâd'da ve Sivas 57a{Niksâr'ında} ve Bursa Gemleyik'inde böyle âbdâr [u] dânedâr narı olur, ammâ İslâmbol'un ve Karaferye'nin lüfanına ve feyz narına yan başı gelir. Zîrâ Arz-ı Mukaddes'de bu Urfa narı meşhûr-ı âfâkdır. Mar‘aş narı gerçi çok olup furûnda sehel kurudup diyâr diyâr götürürler, çok olduğundan meşhûrdur ammâ bu Urfa narı memdûh-ı âlemdir. Hattâ "en-Nârü fâkihetü'ş-şitâ" demişler, yârânın biri fâkihe lafzı olmağıla nârdan murâd olan bu Urfa nârın zann edüp husûsan Urfa'nın melesi narı ola demiş. Niçeler Arapça âyetinden murâd Urfa'nın nârı hakkında ola demişler. Tâ bu mertebe dânedâr [u] âbdâr ve hoş-hor nârı vardır. Ve sâ’ire müsmirrât-ı gûnâ-gûnu dahi memdûhdur. Ve hâs ve beyâz lavaşa ekmeği ve sacda pişen gül pembe varağı gibi yufka beyâz ekmeği ve tennûr kebâbı ve helvası ve dud şarâbı ve harîri gâyet meşhûr-ı afâkdır. Ve bu Urfa halkı gâyetü'l-gâye garîb-dost u dilnüvâz âdemlerdir. Şeb [u] rûz müsâfirsiz ta‘âm yemezler. Şecî‘ ve sipâh ve bahâdır ve çerî merd-i meydânları vardır. Ve Cenâb-ı Bârî bu şehir halkına İbrâhîm Halîlullâh berekâtı vermiş gâyet ganîmet şehirdir. Âsitâne-i Halîlü'r-rahmân olduğundan bunda zulm eden hâkim aslâ mu‘ammer olmaz. Elbette bir kazâ-yı âsumânîye mübtelâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56b–57a ·
metinde göster ·
… ksîm olur. Hukemâ-yı kudemâ bu âb-ı Hamrevât içre pembe bırağup ba‘dehû pembeyi
kurudup
vezn etmişlerdir. Ma‘arra şehri suyu pembe- 202a -sinden hafif gelüp İslâmbol …
Cümle (---) aded ayn-ı câriyelerdir. Cümlesinden memdûh olan âb-ı hayât çeşmeler ayn-ı Hamrevât'dan gelen çeşm-i cânperverlerdir. Zîrâ bu âb-ı Hamrevât Rûm ve Arab ve Acem'de Ma‘arretü'n-nu‘mân suyu gibi meşhûr-ı âfâk [ve] lisân-ı meddâhânda ale'l-ıtlâk memdûh-ı âlem ayn-ı Hamrevât'dır. İbtidâ tulû‘ı Diyârbekr'ün garbîsinde Karadağ yaylağından zîr-i zemînde iki menzil yerden pohrenkler ile kal‘a-i Âmid'e dâhil olup ibtidâ Câmi‘-i Kebîr'e andan gayrı cevâmi‘lere ve hân u imâret ü hammâmlara taksîm olur. Hukemâ-yı kudemâ bu âb-ı Hamrevât içre pembe bırağup ba‘dehû pembeyi kurudup vezn etmişlerdir. Ma‘arra şehri suyu pembe- 202a -sinden hafif gelüp İslâmbol'da Eski Sarây kapusu önündeki çeşme-i Yektâ suyunda ıslanup kuruyan pembe ile bu Diyârbekr'ün Hamrevât aynı pembesiyle berâber vezn olunmuşdur. Tâ bu mertebe hafîf ayn-ı Hamrevât'dır. Eğer pembesi sakîl olsa şûr olup bî-nefy olmasına delâlet eder. Ve bu ayn-ı Hamrevât mu‘tedil âb-ı hoş-hayâtdır. Safrâ ü sevdâ ü balgamı ve derûnda olan cümle ahlâtları mahv eder. Hattâ bu Hamrevât abının evsâfın Âl-i Osmân'dan Sultân İbrâhîm Hân istimâ‘ edüp "Elbette bana Diyârbekir'den mâ-ı Hamrevât gelsin!", deyü hatt-ı şerîf ile dergâh-ı âlî kapucubaşısı ta‘yîn olunup efendimiz Melek Ahmed Paşa Kara Âmid vâlîsiyken mezkûr ağa hatt-ı şerîf ile gelüp paşa-yı mûmâ-ileyh "Sem‘an ve tâ‘atan" deyüp onar vukiyye sîm-i hâlisden güğümler yapdı ve altı güğüm kurşumdan ve altı güğüm rûh-ı tûtyâdan ve altı aded senek ta‘bîr etdikleri çam boduçlarına cümle âb-ı Hamrevât'ı memlû edüp huzûr-ı şer‘de cümle güğümleri mühürleyüp gelen kapucubaşıya on kîse ihsân edüp ve on altı kîse dahi güğümlerinin masrûfun çeküp ılgar ile bu mâ’-i Hamrevât'ı İbrâhîm Hân'a gönderdi. Hikmet-i Hudâ bu mâ’-i zülâl İslâmbol'a dâhil olduğu gün cülûs-ı hümâyûn vâki‘ olup âb-ı Hamrevât Sultân Mehemmed ibn İbrâhîm Hân'a müyesser olup bin elli sekiz Receb'inin 18'inde sebt gün ba‘de'l-asr tahtnişîn oldukda ibtidâ âb-ı Hamrevât nûş etdi. Hulâsa-ı kelâm bu mâ’-i Hamrevât Diyârbekr'in âb-ı rûyıdır. Fetahnâ'l-Irâk lafzı {sene 941 târîhinde} Sultân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân yolların tathîr edüp Karadağ'dan getirmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201b–202a ·
metinde göster ·
… rüdeki asker-i Leh gelince ârâm edüp cümle asker dağarcıklarından talkanları ve
kurudları
ve yazmaların çıkarup yediler ve at südlerin sağup nûş etdiklerinde gerüdeki {i …
Ol gün ol gece seğirdüp altı konak yeri dokuz sâ‘atde alup menzil-i sahrâ-yı kal‘a-i İlvov fezâsının bir köşesinde cümle atlardan düşüp atları cümle soyup sehel çayırlar üzre atlar avnayup atlar râhat olunca gerüdeki asker-i Leh gelince ârâm edüp cümle asker dağarcıklarından talkanları ve kurudları ve yazmaların çıkarup yediler ve at südlerin sağup nûş etdiklerinde gerüdeki {imdâdımız} asker-i küffâr dahi geldiklerinde hemân sultân nefîrlerin çalup yine çapula seğirdüp kâmil dokuz sâ‘atde dörd günlük yolu alup sahrâ-yı (---)(---) nâm mahalle vardıkda el-azametullâh ol sahrâ-yı çemenzâr-ı lâle-izârın her otu başına âdem deryâsı cem‘ olup çıt-a-çıt tınâb tınâba kurulmuş bir tabur-ı azîm kim dâ’iren-mâdâr cirmi iki günde devr olunmaz ve etrâfı kat-ender-kat handak-ı amîk bir tarafı nehr-i (---) arka verüp Rakofçi kral iki kerre yüz bin asker ile bu tabura mütehassın olup cânib [u] etrâfına handak toprakları üzre yetmiş seksen bin arabaların birbirlerine zincirler ile bağlayup taburlar çatmış ve tabur içre ta‘âmlarının duhânları evc-i âsumâna çıkmış. Bu hâl üzre Nûruddehr [Nûreddîn] Sultân bu taburu alarkadan görüp bir orman içre müşâvere edüp ibtidâ Tatar Hân'a ve sâniyen Hotin altında Melek Ahmed Paşa'ya ve sâlisen Leh kralına mektûblar yazılup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a ·
metinde göster ·
… den âteş zâhir olup tütün yakmağa ve her şey’e istîmâl olunur, ammâ mezkûr kavı
kurudup
çaksan âteş dutmaz. Meşhûr-ı âfâk bir gûne kavdır. Arapça
İbret-nümâ-yı sırr-ı garîbe vü acîbe: Bir sırr-ı İlahîdir kim bu kâra akıllar çâk âdetullâh eyledir kim su âteşin zıddıdır. Âteş üzre su döksen âteş söner, ammâ hikmet-i Hudâ bu Manyas gölünde hâsıl olur bir gûne pembe kökü-misâl kav biter. Su içinden koparup çakmak taşı üzre koyup çakmak demiriyle ursan bi-emr-i Hayy-ı Kadîr sudan çıkmış yaş şeyden âteş zâhir olup tütün yakmağa ve her şey’e istîmâl olunur, ammâ mezkûr kavı kurudup çaksan âteş dutmaz. Meşhûr-ı âfâk bir gûne kavdır. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 88b ·
metinde göster ·
… dikde bir gecede handak içinden cereyân eden nehr-i Tımış'ı kesüp kal‘a-i Tımış
kuruda
kuruya kaldı.
Andan sene-i âtîde Sultân Süleymân Hân Edirne'ye azîmet eyleyüp mukaddemâ Tımışvâr kal‘asının fethine sû’-i tedbîr ve te’hîr olunduğundan ve Lipova kal‘asına tekrâr küffâr-ı dûzah-karâr Erdel kralı elinden alup zafer bulduğundan pâdişâh-ı gerdûn-vakâr Rûmeli vezîri Serdâr Mehemmed Paşa'ya muğber-hâtır olup serdârlıkdan ma‘zûl edüp Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa'yı serdâr-ı sipehsâlâr ta‘yîn eyleyüp kırk oda yeniçeri ile sekbânbaşı ve aşağı bölük ağaları ve topçu ve cebeci ve on yedi mîr-i mîrân ve kırk aded mîr-i livâ ve Budin Vezîri Alî Paşa'yı ma‘an ta‘yîn eyleyüp sene 959 mah-ı Rebî‘ulâhir'inin yigirmi yedinci günü ednâ'l-arz olan mahmiyye-i Edirne'den serdâr-ı müşârün-ileyh deryâ-misâl asker-i nusret-me’ser ile çıkup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil edüp adl [ü] insâf ederek şehr-i Belgrad'da meks-i hıyâm edüp andan nehr-i Tuna cisrinden ubûr edüp şehr-i Ramazânü'l-mübârekin beşinci gün kal‘a-i Tımışvâr'a amân u zamân vermeyüp on altı aded balyemezler ile yedi yerden asker döküp kal‘a döğüp bir günde yedi aded yerlerin rahnedâr etdikde bir gecede handak içinden cereyân eden nehr-i Tımış'ı kesüp kal‘a-i Tımış kuruda kuruya kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 117b ·
metinde göster ·
… kden kurtarırsan handakın suyu yolun size göstereyim. Handak suyun akıdup kal‘a
kuruda
kuruya kalsın. Amân vermeyüp kal‘ayı Türk alsın {ve sizi bu kal‘a derdinden hal …
"Eğer yuram, benim oğlumu Tatar elinde esîrlikden kurtarırsan handakın suyu yolun size göstereyim. Handak suyun akıdup kal‘a kuruda kuruya kalsın. Amân vermeyüp kal‘ayı Türk alsın {ve sizi bu kal‘a derdinden halâs edeyim. Yohsa bu kal‘ayı top u tüfeng ile döğmeden ne fâ’ide}" deyince ol ân Alî Paşa ol zen-i fertûte-i âkilenin veled-i belîdin Tatar'dan getirdüp avrata gösterdiklerinde hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123b ·
metinde göster ·
… boğazlanır ve sene başında kırk bin aded semiz yayla koyunların âteş-i isde(?)
kurudup
pasdırma ederler ve niçe kerre yüz bin fıçı lahana turşusu salamura ederler.
Hamd-i Hudâ günden güne ma‘mûr olup âdem deryâsı olmakdadır kim beher yevm bu şehir içre ikişer bin koyun boğazlanır ve sene başında kırk bin aded semiz yayla koyunların âteş-i isde(?) kurudup pasdırma ederler ve niçe kerre yüz bin fıçı lahana turşusu salamura ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 132a ·
metinde göster ·
Seyyid değildir, Seydî'dir, zîrâ kendisi Abaza ve Çerkes mâbeyninde dağlar içre Sadşe kavmi derler bir kabîlenin fetâlarındandır. Köyüne varmak bu hakîre müyesser olmuşdur. Öyle bir bahâdır ve şecî‘ kavimdirler kim Abaza'yı ve Çerkez'i esîr edüp her bâr anlar ile ceng ederler. Abaza lisânın ve Çerkez lisânın fasîh bilirler. Tâ Dağıstân'a ve Kumugıstân'a ve Lezgistân'a ve Megrelistân'a varınca bu Seydî Ahmed Paşa kabîlesi hırsızlığa gidüp ganîmet gelirler. Hikmet-i Hudâ Seydî Ahmed Paşa tâze yiğit iken Abaza kavmine esîr düşüp İslâmbol'a getirüp andan Mısır'a götürüp (---)(---) zâde efendi bâzâr-ı gılmânda Seydî'yi alup silâhşörlük ta‘lîm etdirirler. Eyle üstâd-ı kâmil cündî silâhşör olup kırk adım yerde üç silâh icrâ edüp nişân urup Mısır cündîlerinin fetâlarına Seydî derler. Bu dahi Seydî nâmıyla iştihâr bulup Sultân (---) Hân Mısır'dan cirid-endâz gulâmlar istedikde bu Seydî'yi dahi Der-i Devlet'e gönderüp Harem-i Hâs'da neşv ü nemâ bulup Hâsoda'da cirid ile bir musâhib-i şehriyârîyi şehîd edüp, andan firâr edüp ba‘dehû ricâ ile kendüye Erzurûm eyâletinde Tortum sancağı ihsân olup, anda Gürcistân ve Megrelistân tarafların kurudup (...) niçe sergüzeşt [ü] serencâmları vardır. Mısır'da neşv [ü] nemâ bulduğundan Seydî derler, ammâ seyyid değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 187a ·
metinde göster ·
… lâh" deyüp Yalı Ağası Şâh Polad Ağa kuvvetiyle kona göçe at etleri ve talkan ve
kurud
ve yazmalar yeye içe ordu-yı hümâyûndan çıkup ol gün ol gece nehr-i Tise'nin be …
İbtidâ Melek Ahmed Paşa efendimin hayır du‘âsıyla sene 1071 ıyd-ı adhâsının sekizinci gün yigirmi bin güzîde Tatar askeri ve kırk-elli bin çatal esb-i sabâ-sür‘at ile hakîr dahi refîk gulâmlarımla çatal esb-i peymâlara süvâr olup "Tevekkülen-alallâh" deyüp Yalı Ağası Şâh Polad Ağa kuvvetiyle kona göçe at etleri ve talkan ve kurud ve yazmalar yeye içe ordu-yı hümâyûndan çıkup ol gün ol gece nehr-i Tise'nin beri Erdel cânibinde niçe yüz kurâlar ve kasabâtlar yaka yıka,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 10b ·
metinde göster ·
… âdem atdan ayrılup şehîd oldular. Bu mahalde sehel ârâm edüp herkes esbâbların
kurudup
fî'l-hâl atlara süvâr olup ol sahrâ-yı çemenzâr-ı azîmin maşrık cânibine 8 sâ‘a …
Ve cümle asâkir-i İslâm yüz bin renc [ü] anâ çekerek ubûr edüp ancak on yedi âdem atdan ayrılup şehîd oldular. Bu mahalde sehel ârâm edüp herkes esbâbların kurudup fî'l-hâl atlara süvâr olup ol sahrâ-yı çemenzâr-ı azîmin maşrık cânibine 8 sâ‘atde ma‘mûr u âbâdân kurâ vü kasabâtlar ve ibret-nümâ musanna‘ manastırlar ve bâğ u bâğçeler ubûr ederek (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 12a ·
metinde göster ·
… girüp safâ etdim ve atı da nehr-i Tunca'da yaykayup eğeri ve bisâtları güneşde
kurudup
nehr-i Tunca'yı bu ılıca dibinde atlar ile geçdik. Bu mahalde nehr-i Tunca azdı …
Hemân hüddâmlarım ve birkaç ılıca teferrücüne gelen âdemler seyishânelerimin çember kolanların ve garâr kolanların çözüp yayan âdemler âheste reviş ile atın yanına varup atı boynundan ve kuyruğundan bağlayup "İsa tira mola" diyerek atı der-kenâr edüp gücile atı halâs etdik. Bi'z-zarûrî hakîr ılıcaya girüp safâ etdim ve atı da nehr-i Tunca'da yaykayup eğeri ve bisâtları güneşde kurudup nehr-i Tunca'yı bu ılıca dibinde atlar ile geçdik. Bu mahalde nehr-i Tunca azdır, zîrâ menba‘ı yakındır. Torbakurudan dağlarından gelüp Edirne içinde Mihal köprüsü altında nehr-i Meriç'e mahlût olur. Ve bu mahalde nehr-i Tunca'yı ubûr edüp (---) sâ‘atde gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53a ·
metinde göster ·
Bu gûne berzahları her gün çekerek kâfirler dahi karşu tarafda konup göçerek yigirmi birinci gün yine anâ çekerek menzil-i sâhil-i nehr-i Raba'da meks olunup hamd-i Hudâ ol gün asâkir-i İslâmın başına gün doğup yağmur yağmayup bir rûşen hevâ oldu kim 18a cümle leşker-i İslâm şâdımân olup herkes esbâblarını ve koltuğu altlarını kurudup esbâbların yaykayup ıssı ta‘âmlar tabh edüp safâ etdiklerinde nâdîler nidâ edüp "Üç gün ikâmetdir" deyü çavuşlar feryâd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b–18a ·
metinde göster ·
… ymesi yanında haymemi kurup meks etdim ve azîm âteşler yakup cümle esbâblarımız
kurudup
ıssı ta‘âmlar yeyüp râhat-ı cân bulduk ve Kazancızâde ile cân sohbetleri etdik. …
Bu menzilde hakîr yolların izdihâmından ve batak ve çatak ve top-keşân Çıtak derdinden Tatar ordusuna varamayup sipâh ordusunda velî-ni‘metimiz olan Kazancızâde Süleymân Ağa haymesi yanında haymemi kurup meks etdim ve azîm âteşler yakup cümle esbâblarımız kurudup ıssı ta‘âmlar yeyüp râhat-ı cân bulduk ve Kazancızâde ile cân sohbetleri etdik. Esnâ-yı kelâmda hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23b ·
metinde göster ·
… -i Tuna'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a
kuruda
kalmak mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki …
Evsâf-ı eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Yanık: Eyle bir Sedd-i Ye’cûc u Me’cûc'dur kim bizim Budin ve Üstürgon toprağındadır, Tuna'nın karşu tarafında değildir, beri bizim hâkda Ustolni-Belgradı kurbundadır. Şimâl tarafında nehr-i Tuna garbdan gelüp şarka doğru cereyân eder ve kıble tarafında nehr-i Kanlı Raba cereyân eder kim bizim asker-i İslâm münhezim olduğu sudur kim kal‘a-i Yanığ'ın handakından ırakda olan tabyaların handakları içinde mezkûr nehr-i Raba Tuna'ya karışır. Ve mağrib cânibinde nehr-i Rabçe Senmartin kal‘ası dağlarından gelüp Yanık varoşunun handakları içinde cereyân ederek tabya handakları içind[e] nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe bir olup Tuna'ya mahlût {olur}, ammâ kal‘a handakların ve varoş handakların deverân edüp iki nehr-i azîm maşrıka nâzır kal‘anın dîvârı dibinde Tuna'ya karışırlar. Gerçi bu Yanık kal‘ası adada değildir, ammâ bu mezkûr üç aded nehr-i azîmin mâbeynlerinde cezîre-misâl yerde kalmışdır, ammâ bu kal‘a muhâsara olunsa nehr-i Tuna'dan gayri nehr-i Raba ve nehr-i Rabçe'yi gayri yerlere akıtmak ve kal‘a kuruda kalmak mümkindir. Ve Raba ile Rabçe'nin mâbeyni bir ok menzili yerdir ve bu iki nehir kal‘a altına amelî akmışdır. Mukaddemâ akan yerleri zâhir ü bâhirdir. Hakîr im‘ân-ı nazar ile pek takayyüd etdim. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… içi mâl-â-mâl nehr-i Tuna'dır. Ancak Freng kapusu semti iki bin adım handak içi
kurudur
, çayır ve çemenzârlı zemîn-i mahsûldârdır. Ve bu tarafı seksen kulaç derin hand …
Ve bu kal‘anın mağrib ve maşrık cânibinde iki başları tâ Freng kapusuna karîb handak içi mâl-â-mâl nehr-i Tuna'dır. Ancak Freng kapusu semti iki bin adım handak içi kurudur, çayır ve çemenzârlı zemîn-i mahsûldârdır. Ve bu tarafı seksen kulaç derin handakdır kim nehr-i Tuna gelmemişdir. Ve her taraf handakı kâmil yüzer adım enli ve amîkdir, ammâ handakların iki başları alçakdır ve garb cânibi başında handak içine nehr-i Tuna'dan büyük gemiler girüp yatır handak içi bir liman-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56a ·
metinde göster ·
… ân'da Venedik şehridir, ammâ anın deryâsı medd [ü] cezm olduğundan suyu çekilüp
kurudukda
cümle halk piyâde gezer, ammâ bu gölde dâ’imâ şehr arasında kayıklar ile gezilü …
Ve bu ikinci kat varoşun gird-â-gird cirmi iki bin beş yüz elli adımdır. Kâmil ve cümle altı tabya-i kebîrleri üzre onar pâre balyemez topları suya berâber mazgal deliklerinde âdem sığar şayka topları dahi vardır. Ve bu mezkûr iki kat iç hisâr etrâfların handak yerine nehr-i Kiriş dolap şehir içinde kayıklar ve gemiler gezüp her hânenin şâhnişînleri ve bâğçelerinin maksûreleri nehr-i Kirişler kenârına vâki‘ olup herkes maksûrelerinde balıkların envâ‘ın sayd edüp herkes hâneden hâneye kayıklar ile gidüp gezerler. Acîb ü garîb vaz‘-ı esâs kurulmuş şehirdir kim gûyâ Frengistân'da Venedik şehridir, ammâ anın deryâsı medd [ü] cezm olduğundan suyu çekilüp kurudukda cümle halk piyâde gezer, ammâ bu gölde dâ’imâ şehr arasında kayıklar ile gezilüp cümle mahbûbları şeb [ü] rûz nehr-i Kiriş'de deniz mâhîleri gibi benî âdem mâhîleri şinâverlik ederken niçe uşşâkân Kiriş suyundaki dilberâna kiriş geçinirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 83b ·
metinde göster ·
… Ni‘metleri mebzûldur kim elbette ta‘âmları at eti ve lahşa çorbası ve talkan ve
kurud
ve yazma ve maksima nâm tatlı bal gibi bozadır. Andan yine taraf-ı kıbleye 5 sâ …
Karye-i Beşavlulu andan karye-i Eliksen andan karye-i Kocalak andan menzil-i Butaş: Hân sancakdârlarının ma‘mûr kurâlarıdır. Bunların evleri dahi toprak örtülüdür, ammâ cümle taş ile mebnî 118a dîvârlardır, ammâ bunda ancak üç aded büyük söğüd ağaçları var kim cezîre-i Kırım'da ma‘rûfdur. Bunlar dahi tezek yakarlar, ammâ müsâfire pek bakarlar. Ni‘metleri mebzûldur kim elbette ta‘âmları at eti ve lahşa çorbası ve talkan ve kurud ve yazma ve maksima nâm tatlı bal gibi bozadır. Andan yine taraf-ı kıbleye 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117b–118a ·
metinde göster ·
… fitâb-ı mehtâbe duhterleri ve kâlim havâtînleri olur.} Ta‘âmları yine talkan ve
kurud
ve yazma ve lahşa şorbası [ve] at eti ve at yelesi ve at kazısı, ya‘nî at egeği …
Yine giydikleri koyun ve kuzu kürkleri ve başlarında Tatar kalpakları ve ayaklarında sarı çizmeleri var. Niçesi harîr hil‘atler ve elvân boğası haftanlar ve harîr kuşaklar kuşanırlar. Ve at binüp tirkeş ve kılıç bağlanırlar. Lâkin marâlî ve gazâlî Hoten âhûsu bâdemî gözlü müjgânları Tatar hadenkli-misâl siyâh kirpikli ve kemân ya[y] kaşlı geysûdâr hâl-i Hâşimîli pençe-i âfitâb-ı mehtâbe duhterleri ve kâlim havâtînleri olur.} Ta‘âmları yine talkan ve kurud ve yazma ve lahşa şorbası [ve] at eti ve at yelesi ve at kazısı, ya‘nî at egeği kemikleri basdırması ve darı ekmeği yerler. El-hâsıl yedikleri darı, geydikleri deri, evleri saz, kendileri nâ-sâz kavimdirler. Aslâ buğday ekmeği 147b yemezler ve su içmezler. Hemân boza ve maksima bozası içerler. Bu maksima bozası keyif vermeyüp ulemâ-yı Noğay içer, keskin bozaların yiğitleri içer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147a–147b ·
metinde göster ·
… mân'ın içkilârcıbaşıları tarafından bir ağa bu Bereketli'ye gelüp niçe yük erik
kurudup
her sene pâdişâh-ı âlem-penâha erik götürürler. Mahsûsan her sene bir erik ağas …
Hattâ memdûhâtından, Bereketli eriği rub‘-ı meskûnda yokdur. Diyâr-ı Acem'de âlû-yı Buhârâ'dan Mardin encâsından ve mezkûr Derende âlûsundan latîf ve hoşhor ve serî‘u'l-hazmdır. Bir gûne küçük hurde sarı elvân eriğinin hoşâbı olur kim âdemin ciğerin tâzeler. Hattâ Âl-i Osmân'ın içkilârcıbaşıları tarafından bir ağa bu Bereketli'ye gelüp niçe yük erik kurudup her sene pâdişâh-ı âlem-penâha erik götürürler. Mahsûsan her sene bir erik ağası gelir. Bu kasaba halkı cümle bâğbânlardır. Ve evleri birbirlerinden seyrek olup bâğçeler içinde sâkin olurlar, ammâ ne kadar hâne olduğu ma‘lûmum değildir, zîrâ büyûtları tertîb üzre binâ olunmamışdır. Hemân karye-misâl evlerdir. Lâkin câmi‘i ve mesâcidleri ve küçücük hânları ve bir hammâmı ve birkaç dükkânları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217a ·
metinde göster ·
El-hâsıl bu Sultânhisârı incîrinin letâfeti ve ta‘mı gayri diyârın incîrlerine tercîh olur tîn-i mübîndir. Ve bunun kuru incîri dahi pâk ve lezîzdir, zîrâ sâ’ir diyârlarda incîrleri gird-i gubâr içre mülâmma‘ olmuş rimâl-âlûd bûriyâlar üzre kurudurlar. Ammâ bu Sultânhisârı'nda pâk sergiler üzre beyâz çârşefler üzre dâne dâne ale't-tertîb serüp şiddet-i hârda kemâlin bulunca hûş-ı tuyûrdan ve rîh-i gubârdan huddâmları hıfz ederler. Hevâda bir kesâfet olsa yine beyâz çarşaflar ile setr ederler. Anıniçün bu Nâzlı incîrinin kurusu makbûl-i hâs [u] âmdır ve gâyet latîf ve nerm tâmdır. Ba‘dehu bu şehirden cânib-i şarka Q 46b Nâzlı sahrâsı içre iki sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y90b ·
metinde göster ·
… re tahmîl edüp Âsitane'ye götürürler. Ammâ incîri ve zeytûnu az olur. Ve üzümün
kurudup
ve niçe kerre yüz bin desti üzüm turşusu yapup Mısır'a götürürler.
Ve bir vukıyye lüffân nârı sicilde mastûrdur. Ve limon suyu ve limon rub‘u cümle vilâyetlere bundan gider. Husûsâ helvâhâne-i hâssadan ve kilar-ı âmireden Hünkâr helvâcıları ve kilarcıları gelüp iki yüz fıçı rub‘ ve limon suyu çıkarırlar. Her sene bu hidmete me’mûr halîfeler gelüp limon suyun tahsîl edüp mîrî keştîlere tahmîl edüp Âsitane'ye götürürler. Ammâ incîri ve zeytûnu az olur. Ve üzümün kurudup ve niçe kerre yüz bin desti üzüm turşusu yapup Mısır'a götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y107a ·
metinde göster ·
… olan yüz yetmiş pâre şehir ve belîdeler ve iki bin yüz altmış pâre mîrî köyleri
kuruda
kalup nice rey olur. Ve bu kadar bin kîse mâl-ı pâdişâhî nereden hâsıl olur? Ve …
"Vezîrim, Allâh sana ömürler versin. Mesmû‘umuz oldu kim Kıbtî pâdişâhlarının Benî Seyf önünden Nîl'i akıtdığı yeri açmak murâd edinmişsiz. Hudâ âsân ede. Ammâ cümle Nîl Süveys deryâsına akup Benî Seyf'den tâ Dimyât [ve] Reşîd'e varınca Nîl'in tarefeyninde olan yüz yetmiş pâre şehir ve belîdeler ve iki bin yüz altmış pâre mîrî köyleri kuruda kalup nice rey olur. Ve bu kadar bin kîse mâl-ı pâdişâhî nereden hâsıl olur? Ve Nîl kalmadıkdan sonra Dimyât ve Reşîd benderleri senin iltizâmındadır, gemiler gelmeyüp gümrüğü mu‘attal oldukdan sonra cümle yigirmi bir bin Mısır kuluna ulûfeyi kanden verirsin? Bu halîci açmanın beş on kubhu ve mazarratı vardır. Bâkî fermân sultânımındır" dediklerinde paşanın aklı başından gidüp Nîl'i Süveys deryâsına akıtmadan ferâğat etdi. Ammâ Mısırlının bu yüzden müşâvere edüp sûret-i hakdan göründüklerinden murâdları "El-ma‘nâ fî batnı'ş-şâ‘iri" idi. Ammâ hakîr haberdâr oldum ki,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y385b ·
metinde göster ·
… ır'a geldiklerinde bu Tavtîs, Sâre Ana'ya dest-dırâzlık etdikde bi-emrillâh eli
kurudu
.
Hattâ Hazret-i İbrâhîm aleyhi's-selâm bunun zamân-ı hilâfetinde Sâre Ana ile P 161a Mısır'a geldiklerinde bu Tavtîs, Sâre Ana'ya dest-dırâzlık etdikde bi-emrillâh eli kurudu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y7b ·
metinde göster ·
… başın ve kuyruğun tiryâk-ı fârûk yılanı gibi kesüp yabana atup gevdesin gölgede
kurudup
bir miskâl-i Mısrî ya‘nî bir altun ağırı sakankûr etinden ve iki miskâl siyâh ü …
Bir âdem cimâ‘a takviyet içün bu sakankûru sayd edüp başın ve kuyruğun tiryâk-ı fârûk yılanı gibi kesüp yabana atup gevdesin gölgede kurudup bir miskâl-i Mısrî ya‘nî bir altun ağırı sakankûr etinden ve iki miskâl siyâh üzüm ile havânda sahk edüp aç karnına yese, ol gece on câriyesi var ise de pehlivânlık edüp güleşüp cümlesin altına alup yene ve hâtırların hoş ede. Böyle mukavvîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y163a ·
metinde göster ·
… a'da cebel-i Ruhbân'da çokdur. Sarımsak dişi gibi diş diş bir beyâz nebâtâtdır.
Kurudup
havânda sahk edüp şeker ve asel ile şerbet edüp zencebîl ile nûş olunur. Ammâ p …
şerbet-i sa‘leb: Lisân-ı Arab'da hussatü's-sa‘leb ya‘nî tilki hayâsı demek olur. Yaylalarda ve Bursa'da cebel-i Ruhbân'da çokdur. Sarımsak dişi gibi diş diş bir beyâz nebâtâtdır. Kurudup havânda sahk edüp şeker ve asel ile şerbet edüp zencebîl ile nûş olunur. Ammâ pişirmesinin şartı oldur kim pâlûze gibi karışdıralar, top top olmaya. İki fincân nûş eden vecâ‘-ı sadırdan halâs olup kuvvet-i basarı ziyâde edüp bedene takviyet verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y167b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu müdevver müdevver somun gibi edüp şems-i âteş-tâbda
kurudurlar
. Ba‘dehu tüccârları vardır, niçe bin deve yükleri andan alup gemilerle cümle Ar …
Ba‘dehu müdevver müdevver somun gibi edüp şems-i âteş-tâbda kurudurlar. Ba‘dehu tüccârları vardır, niçe bin deve yükleri andan alup gemilerle cümle Arabistân'a ve kal‘a-i İsne ve şehr-i İsvân'a götürüp ekseriyyâ fukarâ kısmı isti‘mâl ederler. Bu gâsûlü bir taşt içinde ısladup suyu ile câmeşûyluk ederler, latîf sâbûndur. Anıniçün gâsûl derler, gâsûl gasldendir, gasl yaykamağa derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y312b ·
metinde göster ·
… iz fukarâları vardır, cümle bu gâsûlü mâ’ide teresi gibi yerler. Ve demet demet
kurudup
el değirmenden çeküp un edüp hamîr edüp ekmek ederler, gâyet lezîz nân-ı hoşiki …
Hâssa-i sâdis, hikmet-i Hallâk-ı âlem: Bu gâsûl otu hâsıl olan kurâ ki beledü'r-Ruveyhib'dir, anda eş-Şeyh Seyyid Îsâ hazretleri bir kubbe-i âlîde medfûndur. Yemen'de Şeyh Şâzilî hazretleri ile hem-asır imişler. Bu Şeyh Îsâ Şâzilî hazretlerinin helâl-i zülâl kahve otu otladığın istimâ‘ edüp hazret Cenâb-ı İzzet'den ricâ eder kim "Yâ Rab, Şeyh Şâzilî kuluna ihsân etdüğin kahve otu gibi bana dahi bir ot ihsân et, anınla def‘-i cû‘ edüp kuvâ-yı beden ile sana ibâdet edeyim" deyü ricâ eder. Derhâl du‘âsı müstecâb olup bu sahrâ-yı ferah-fezâ gâsûl otiyle mâl-â-mâl olup şükûfesiyle lâlezâr olur. Hâlâ şükûfesinin râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur. Ba‘dehu Şeyh Îsâ kâmil yüz sene bu gâsûl otun tenâvül edüp def‘-i cû‘ edüp yüz sene dahi mu‘ammer olur. Mukaddemâ yüz beş sene dahi mu‘ammer olmuşdu. Cümle müddet-i ömürleri iki yüz beş sene olup Sultân Berkûk ile Tarabulus-ı Şâm fethinde bile olup ba‘de'l-feth maskat-ı re’si olan bu beled-i Ruveyhib'de merhûm olup üzerine Sultân Berkûk bir kubbe-i âlî bir tekye mînâ-yı kâlî inşâ etmişdir. Hâlâ iki yüzden mütecâviz fukarâları vardır, cümle bu gâsûlü mâ’ide teresi gibi yerler. Ve demet demet kurudup el değirmenden çeküp un edüp hamîr edüp ekmek ederler, gâyet lezîz nân-ı hoşiki olur. Hakîr teberrüken tenâvül edüp def‘-i cû‘ edüp Hakk'a hamd [ü] senâ etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y313a ·
metinde göster ·
… Ve deryâya bir mîl mikdârı bir burun gibi girüp cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp
kurudur
. Cümle esâsı deryâ içre kırmızı sommâkî sütunlar üzre mebnîdir. Ve kadırga lima …
Anı ubûr edince artık handak kenârınca cânib-i garba azîmet olunur, tâ leb-i deryâya varınca iç kal‘a burnudur. Yedi yüz adımda varılır bir iç kal‘a köşesidir. Leb-i deryâda bir burc-ı azîm kal‘adır kim cümle İskenderiyye kal‘asının rûhudur. Şeşhâne-binâ vâki‘ olmuşdur. Üstâd mühendis var kuvveti bâzûya getürüp eyle icrâ-yı ma‘rifet etmiş kim hâlâ benî âdem eyle bir seng-i hârâya tîşe urmağa âcizdirler. Ve deryâya bir mîl mikdârı bir burun gibi girüp cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp kurudur. Cümle esâsı deryâ içre kırmızı sommâkî sütunlar üzre mebnîdir. Ve kadırga limanın muhâfaza etsün içün cümle kolumburuna ve şayka ve balyemez toplar bu iç kal‘adadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y320a ·
metinde göster ·