bir hayli Kızılbaş kapanup cenge tekrâr âheng etdikleri mahalde iç kal‘adan dah …
Hikmet-i Hudâ karanlık kuyuda bir hayli Kızılbaş kapanup cenge tekrâr âheng etdikleri mahalde iç kal‘adan dahi bârûd-ı siyâh tutuşup ol sâ‘atde cümle guzât-ı müslimîn Bağdâd içre amân diyen Kızılbaş dahi cümle dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirüp kanlar cereyân edüp Bağdâd bu gûne feth olup Revân'da şehîd olan guzât-ı müslimînin kanları intikâmı bu yüzden alınup Sadrıa‘zam Kara Mustafâ Paşa ve efendimiz Melek Ahmed Paşa, Acem haddinde Derne ve Derteng mahallerine varup hudûdlar kesilüp ahidnâme ve sulhnâmeler kesilüp Murâd Hân Diyârbekir'e azîmet edüp geldikde Kîmyâcı Ma‘ânoğlu kızın ve Rûmiyye Şeyhi Azîz hazretleri bir günde şehîd edüp Âsitâne-i sa‘âdete sene 1048 târîhinde dâhil olup yedi gün yedi gece şâdumânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 62a ·
metinde göster ·
… btidâ pîri Benî İsrâ’îl'den Ham Nisim nâm bir bâzergân idi kim Hazret-i Yûsuf'u
kuyudan
kova ile çıkardı kim âye[t]: Arapça âyeti delîl-i kat‘îdir. Andan Mısır'a göt …
Esîrcilerin ibtidâ pîri Benî İsrâ’îl'den Ham Nisim nâm bir bâzergân idi kim Hazret-i Yûsuf'u kuyudan kova ile çıkardı kim âye[t]: Arapça âyeti delîl-i kat‘îdir. Andan Mısır'a götürüp Azîz-i Mısır'a satdı. İbtidâ esîr satmak Ham Nisim Yahûdî'den kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176a ·
metinde göster ·
… r zemân / Ol fezâ kim yoğidi anda bınar / Olmamışdı bâğ u bostân sebzezâr / Her
kuyudan
içilirdi suları / Hem su içün var idi kayguları / Gördüler kim akdı nehr -ibî-g …
Mâhasal ol su akup oldu revânMu‘cizât-ı Mustafâ'dan her zemânOl fezâ kim yoğidi anda bınarOlmamışdı bâğ u bostân sebzezârHer kuyudan içilirdi sularıHem su içün var idi kaygularıGördüler kim akdı nehr -ibî-girânDediler cümle olalım müslümân 17bEhl-i İslâm oldular cümle temâmMu‘cizât-ı Mustafâ'dan hâs u âmGördüler bu nehr-i cârî bâ sebâtBir sudur kim mislidir Nîl ü Furât
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a–17b ·
metinde göster ·
… Arapça⟧ âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u
kuyudan
niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yi …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… mle askere kifâyet edüp şehir içre cümle sebîllerin âb-ı hayâtın develer ile bu
kuyudan
taşırlar.
Tavsîf-i sebîl-i atşân: Cümle iki yüz sebîlhânedir. Bu şehir çölistânda vâkı‘ olmağıla nehr-i cârîsi olmamağile bir âb-ı hayât çâh-ı mâsı var. Cümle askere kifâyet edüp şehir içre cümle sebîllerin âb-ı hayâtın develer ile bu kuyudan taşırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 48a ·
metinde göster ·
… l çâhın kenârına kayd [u] bend ile korlar. Eğer mücrim herîf hakkâ ki kâtil ise
kuyudan
bir dûd-ı siyâh {çıkup} bed râyiha-i mühlik şemm olunur. Ba‘dehû herîfi katl ed …
Diğer şey-i acîbi: Bir bâğda bir bî-âb çâh-ı kadîm vardır. Kâtil zann olunan kimesneyi hâkim ol çâhın kenârına kayd [u] bend ile korlar. Eğer mücrim herîf hakkâ ki kâtil ise kuyudan bir dûd-ı siyâh {çıkup} bed râyiha-i mühlik şemm olunur. Ba‘dehû herîfi katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse kuyudan duman çıkmayup herîfi âzâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… ühlik şemm olunur. Ba‘dehû herîfi katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse
kuyudan
duman çıkmayup herîfi âzâd ederler.
Diğer şey-i acîbi: Bir bâğda bir bî-âb çâh-ı kadîm vardır. Kâtil zann olunan kimesneyi hâkim ol çâhın kenârına kayd [u] bend ile korlar. Eğer mücrim herîf hakkâ ki kâtil ise kuyudan bir dûd-ı siyâh {çıkup} bed râyiha-i mühlik şemm olunur. Ba‘dehû herîfi katl ederler. Eğer herîf mazlûm kâtil değilse kuyudan duman çıkmayup herîfi âzâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
Bu hâl üzre el vilâyet elden gidüp avrat ve oğlan alâ mele’i'n-nâs karanlık
kuyuda
if‘âl bâbına çekilmeğe başlandı. Ve niçe ehl-i ırz âdemlerin hâneleri her gece …
Bu hâl üzre el vilâyet elden gidüp avrat ve oğlan alâ mele’i'n-nâs karanlık kuyuda if‘âl bâbına çekilmeğe başlandı. Ve niçe ehl-i ırz âdemlerin hâneleri her gece taşlandı. "Bire bunu kim etdi" deyince üç âsî ve üç tâbi‘ vezîrlerin camapur askeri gibi derinti haşerât askerleri var kim kime söylemeğe ve sormağa kâdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73a ·
metinde göster ·
… , meğer ol kayalarda kuyulara girmişler. Biz ise kuyu var derken bir yiğidimizi
kuyudan
kurşumla urup şehîd eylediler. Hakîr meyyitin bir boş atıma tahmîl eyleyüp bir …
"Bire Evliyâ Çelebi kopara İhlâs-ı şerîfi" deyüp at bırağup seğirderek üç yüz kadar kâfirler kayalar üzre meç ve kılıçların oynadup kendüler de oynarlardı. Hemân bunların üzerlerine "Allâh Allâh" deyüp at bırakdık. Cümlesi yer yarılup yere geçüp gâ’ib oldular. "Bire âyâ bunlar nice oldu" deyü tecessüs ederken, meğer ol kayalarda kuyulara girmişler. Biz ise kuyu var derken bir yiğidimizi kuyudan kurşumla urup şehîd eylediler. Hakîr meyyitin bir boş atıma tahmîl eyleyüp bir piyâde yiğide verdim. Andan yine seğirdüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144b ·
metinde göster ·
… akdır. Gerçi harâmdır, ammâ kâfirleri esîr etdiklerinde anınla bağlarlar ve bir
kuyudan
su çekseler kuşağile çekerler ve niçe gâzîler esîr olup kuşağın kemend edüp kâf …
Ve cümle ancak iki silâhları var. Bir kılıç ve bir çakmaklı tüfeng. Aslâ fitilli tüfengleri yokdur. Ancak bir yaylım tüfeng atup, "Allâh Allâh" deyüp dal kılıç olup girişirler. Ya alışırlar, ya verişirler, yâhûd barışırlar. Cümle piyâde şehbâzlardır, ammâ her birine at yetişmez ve taşlık diyâr olmağile at işlemez ve esbâbları cümle kırmızı pırankona çuka daracık bağır yelekleri geyüp göğüslerinde birer vukıyye gümüş halkaları var ve kuşakları ekseriyyâ zünnâr ta‘bîr etdikleri teybend kuşakdır. Gerçi harâmdır, ammâ kâfirleri esîr etdiklerinde anınla bağlarlar ve bir kuyudan su çekseler kuşağile çekerler ve niçe gâzîler esîr olup kuşağın kemend edüp kâfir kal‘alarından firâr etmişlerdir. Hulâsa-i kelâm eğer ehl-i şer‘ yanında zünnâr kuşak harâm ise, anlara lâzım olduğundan ol kadarca ruhsat verilmişdir. Ve bellerinden aşağı bolca beyâz dimiden şalvar geyüp kırmızı çukadan kopçalı daracık serdelye(?) geyüp ayaklarına bir gûne nâzük çarık geyerler kim ol sengistânda her biri ceyrân gibi sekerler. Ve başlarına yine kırmızı çuka Hırvad arakıyyesi geyerler. El-hâsıl hakkâ ki cüst u çâpük u çâlâk Amr-ı Ayyâr-vâr sâhib-i ayâr yiğitlerdir. Bu gâzîler ile bu serhadlerde hüsn-i ülfet edüp zahîre-bahâ içün bu mücâhidîne aslâ zulm [u] ta‘addî etmeyüp kendü rızâlarıyla paşaya verdiklerin alup hakîr içün ücret-i kadem bir şey almadım. İllâ alâ tarîki'l-hedâye ba‘zı tüfeng ve kılıçlar alup rızâlarıyla kabûl edüp refîkler alup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157a ·
metinde göster ·
su çeküp demir üzre dökerler. Der-ân hemân ol demir bakır olur. Hakîrin dahi gu …
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı hikmet-i Hudâ: Anı gördüm bir çâh-ı mâ-yi acîbe kenârında gâzîler kuyudan su çeküp demir üzre dökerler. Der-ân hemân ol demir bakır olur. Hakîrin dahi gulâmlarının heybelerinde birer kem at na‘lları var idi. Mezkûr kuyu suyundan at na‘lları üstlerine dökünce bi-emr-i Hayy-ı Kadîr at na‘lları kıpkırmızı nühâs-ı hâs oldu. Hattâ bu na‘lları düstûr-ı mükerremimiz Ali Paşa'ya getirüp seyr etdikte âlem-i hayretde kaldı. Aceb temâşâgâh kuyudur. Suyu bir âdemin eline dokunsa kapkara yakar. Ve benî Âdemin saçına sakalına bu su dokunsa ol âdemin geysû-yı rîş-i şevâribleri dökülüp seksen yaşında âdem mahbûb-ı cüvân olur. Anıniçün Kaşa şehrinin Macar karıları bu sudan ferc-i kabîhaları etrâfına türâb ile çamurlu suyu sürüp cümle kılları dökülüp pâk ve berrâk küsâm-ı fi‘l-i kâm olur. Zenâne tâ’ifesine hırızmadan a‘lâ bir sudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15b ·
metinde göster ·
… dan oyma bir çâh-ı mâsı var kim çâh-ı gayyâdan nişân verir. Hîn-i muhâsarada bu
kuyudan
dollâblar ile âb-ı nâbı çekilüp def‘-i atşân ederler.
Bu kal‘a içre yine seng-i hârâdan oyma bir çâh-ı mâsı var kim çâh-ı gayyâdan nişân verir. Hîn-i muhâsarada bu kuyudan dollâblar ile âb-ı nâbı çekilüp def‘-i atşân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123a ·
metinde göster ·
… âfına Âl-i Osmân askeri gelüp meks edüp şeb [ü] rûz niçe kerre yüz bin asker bu
kuyudan
niçe kerre yüz bin kova su çeküp zerre kadar eksilmemişdir.
Der-vasf-ı çâh-ı mâ-i hânedân: Cümle iki yüz aded bi’r-i hâne-i hoş-güvârları var, ammâ bâzâr meydânında ve Budin kapusundan taşra (---) Tekyesi kurbunda Kral Kuyusu nâmıyla ma‘rûf bir âb-ı hayât çâhı var kim gûyâ âb-ı kevserdir. Mâh-ı Temmûz'da sermâb olup eyyâm-ı şitâda germâb olmağile cemî‘i şehir halkı bundan nûş edüp def‘-i atşân ederler. 15b Hatta bu çâhın etrâfına Âl-i Osmân askeri gelüp meks edüp şeb [ü] rûz niçe kerre yüz bin asker bu kuyudan niçe kerre yüz bin kova su çeküp zerre kadar eksilmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 15a–15b ·
metinde göster ·
… nun taşra bir ok menzili bir âb-ı hayât kuyusu var. Cümle âdemler silâhlanup ol
kuyudan
acele ile su alırlar, zîrâ Kalmık ve Kazak niçe kerre yerde bulunup suya çıkanl …
Ve bu Or şehrinin suları cümle şorca kuyu sularıdır, ammâ Or kapusunun taşra bir ok menzili bir âb-ı hayât kuyusu var. Cümle âdemler silâhlanup ol kuyudan acele ile su alırlar, zîrâ Kalmık ve Kazak niçe kerre yerde bulunup suya çıkanları kapup esîr etmişdir. Ammâ Mehemmed Geray Hân bu Or kal‘ası ve Or handakın amâr edüp Or kal‘ası henüz Sedd-i İskender olup handak kullelerine ta‘mîr [ü] termîmine Or beği ve Or tuzlası emîni nâzır ve mu‘temed olmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109b ·
metinde göster ·
… Korteni nâmıyla meşhûr bir mâ-i şarâb-ı tahûrdur. Cânib-i vakıfdan su sığırları
kuyudan
dollâblar ile su çeküp varoşda ve kal‘a içinde olan çeşme-sârlara cümle sular b …
Ammâ cümleden bu varoşda bir Freng kuyusu var, Korteni nâmıyla meşhûr bir mâ-i şarâb-ı tahûrdur. Cânib-i vakıfdan su sığırları kuyudan dollâblar ile su çeküp varoşda ve kal‘a içinde olan çeşme-sârlara cümle sular bu Korteni kuyusundan gidüp her çeşmeye taksîm olur hayrât-ı azîmedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 249a ·
metinde göster ·
… hân-ı keştîbân-ı fellâhân ve şehir halkının kibâr u sıbyân olan hüddâmânları bu
kuyudan
su çeküp isti‘mâl ederler. Ve niçe sâhibü'l-hayrâtlar bu kuyunun etrâflarında t …
Der-medh-i bi’r-i mâ-i hayât: Bu limandan cümle keştîbânlar sandallar ile kenâr-ı limana der-kenâr olup varulları ve kavataları ve destileriyle Moton'un kapusundan taşra yıldız cânibinde olan varoşda Hamursuz nâm bir su kuyusu var. Kâfir zamânından kalmış bir çâh-ı âb-ı nâbdır kim nazîri yokdur. Cümle mellâhân-ı keştîbân-ı fellâhân ve şehir halkının kibâr u sıbyân olan hüddâmânları bu kuyudan su çeküp isti‘mâl ederler. Ve niçe sâhibü'l-hayrâtlar bu kuyunun etrâflarında taş tekneler edüp cümle garîbü'd-diyâr fukarâ-yı tüccârân bunda câme-şûyluk edüp libâsların pâk ederler. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 269b ·
metinde göster ·
… rı koşup çarhları deverân etdirdikçe kubbede olan mezkûr delikden kovalar aşağı
kuyudan
suyu yukaru kasra çeküp andan aşağı minâre kaddi 270a su uçup terâzûler ile ş …
Bu kasrın kubbesi ortasındaki mezkûr kuyu üzre olan delik üzre üstâd-ı Freng gûnâ-gûn çarh-ı musanna‘lar ile su dollâbları îcâd eylemiş kim niçe engâzları cümle demirdir. Ve dollâb kovalarının ipleri dahi zencîrlerdir. Bu dollâba atları koşup çarhları deverân etdirdikçe kubbede olan mezkûr delikden kovalar aşağı kuyudan suyu yukaru kasra çeküp andan aşağı minâre kaddi 270a su uçup terâzûler ile şehrin hânedânlarına ve sarnıçlarına ve hammâm ve amâristânlarına gider, bir ibret-nümâ çâh-ı mâdır. Lâkin ba‘zı zamân atları olmayup işlemez, ammâ aşağıda kuyusu şeb [ü] rûz mu‘attal durmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 269b–270a ·
metinde göster ·
… âsî kâfirleri eksik değildir. Hikmet-i Hakîm-i Mutlak bu kenîsenin haremindeki
kuyudan
bir şorca beyâz süd gibi su çıkar. İki filcân içene hakîm şerbetinden nâfi‘ olu …
Manastır-ı Kasro: Ayende ve revendelere ni‘metleri mebzûldur ammâ içinde âsî kâfirleri eksik değildir. Hikmet-i Hakîm-i Mutlak bu kenîsenin haremindeki kuyudan bir şorca beyâz süd gibi su çıkar. İki filcân içene hakîm şerbetinden nâfi‘ olup burmadan ve sarmadan mülâyemet üzre on kadar amel edüp vücûd-ı insânda ve ma‘îdede ne kadar fazalât ve ahlât-ı fâside ve ne kadar safrâ ve sevdâ ve balgam ve namâzbur misilli şeyleri ve cemî‘i sovulcan ve kurdları kırup tahtânî niçe ameller edüp âdem ten-dürüst olur. Anıniçün bu deyre beher sene mâh-ı Temmûz'da niçe bin âdem hayme vü hargâh ve bârgâhlarıyla gelüp bu mâ-i müshilden nûş edüp ayş [u] ışret edüp zevk u şevk ederler. Ba‘dehu bundan cânib-i şimâle 6 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 282b ·
metinde göster ·
… esbâb yaykıyacak taş tekneler var. Meğer hîn-i muhâsarada cemî‘i küffâr suyu bu
kuyudan
alırlarmış.
Ve bu mezkûr kemer önünde kal‘a içinden tarafa tabya altında bir âb-ı sâf azîm su kuyusu vardır kim bu çâh-ı mânın etrâfında olan meydân-ı azîmde esbâb yaykıyacak taş tekneler var. Meğer hîn-i muhâsarada cemî‘i küffâr suyu bu kuyudan alırlarmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a ·
metinde göster ·
… eği vardır. Zîrâ sineklerin pâdişâhı, değirmenler cânibinde bir kuyu vardır, ol
kuyudadır
derler. Ve hakîkatü'l-hâl vakt-i gurûb olunca mezkûr çâhdan duman duman olup si …
Ve hâkimü'l-örf bir âdeme örf etse bir gece elin ve ayağın bir direğe kayd [u] bend edüp giderler. Sabâhın ol âdem-i fakîr yâ helâk olmuş, yâhûd tulum gibi şişmiş bulunup cemî‘i etdüği günâhlarına mu‘terif olur. Mücrim olan âdemlere böyle şikence ederler. Melemen şehrinin tâ bu mertebe nâmûsu ya‘nî sivri sineği vardır. Zîrâ sineklerin pâdişâhı, değirmenler cânibinde bir kuyu vardır, ol kuyudadır derler. Ve hakîkatü'l-hâl vakt-i gurûb olunca mezkûr çâhdan duman duman olup sivrisinekler ol bi’rden çıkup şehre müstevlî olur. Niçe kerre ahâlî-i vilâyet bu çâha neft ve katrân ve çıra ve hâr [u] hâşâk doldurup âteş etmişler, nâr-ı Nemrûd eflâke peyveste olup yine halâs olmamışlar. Ve hâlâ ihtiyâr kimesneler nakletdiler kim Sultân Ahmed zamânında bir dervîş-i dilrîş bir leyle-i Ramazân'da bu şehrimize kadem basup her kankımızın hânesine vardı ise müsâferete kabûl Y 42a etmeyüp sabâh olunca ol dervîş edâ-yı fecr etdükde câmi‘de olan cemâ‘ate,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y41b–Y42a ·
metinde göster ·
… deyü atlarımızın ayaklarına yüz sürüp sarıldıkda hemân hakîr bu Ağzı nerdübânlı
kuyuda
atdan nüzûl edüp cümle refîkler ile istirâhat etmek içün bu mahalde meks edüp m …
"Cânım ağalar! Bana kıyman" deyü atlarımızın ayaklarına yüz sürüp sarıldıkda hemân hakîr bu Ağzı nerdübânlı kuyuda atdan nüzûl edüp cümle refîkler ile istirâhat etmek içün bu mahalde meks edüp mezkûr mahbûbu yanıma getirüp bir hayli söyletdik. Ayakları seğirdüp kaçmadan şişmiş ve şiddet-i hârdan gül çehresi pişmiş ve kaça kaça bî-tâb u bî-mecâl kalmış. Hakîr eytdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51b ·
metinde göster ·
… e yeniçerileri Urla'ya gönderüp hakîr Urum kızanları ile mezkûr Ağzı nerdübânlı
kuyudan
yine cânib-i garba dörd aded ganîmet atlar ile ol muhâtara yerleri aşup sağ tar …
"Yok ben ağamdan hazz etdim. Mâl rızk istemem, ben ağama giderim" dedikde Hudâ âlimdir, Hak'dan havf etdim, yoksa boynun urup gazâ ederdim. Ammâ hîz-i nâ-puhteyi yıkup beş on balta ile hâtırın ele alup harâmîlerden boş alınan atların birisine süvâr etdirüp refîkımız Serdâr Pîrî Beşe'ye mezkûr oğlanı ve dağda bulunan mecrûh harâmîyle bile verüp cümle piyâde yeniçerileri Urla'ya gönderüp hakîr Urum kızanları ile mezkûr Ağzı nerdübânlı kuyudan yine cânib-i garba dörd aded ganîmet atlar ile ol muhâtara yerleri aşup sağ tarafımızda Kayaburun kurâları içre yedi sâ‘atde vakt-i asrda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y52a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu tüccâr Hazret-i Yûsuf'u kuyudan çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satdılar. Mürûr-ı eyyâm ile kendüye kırk yaşında nübüvvet gelüp Mısır'a halîfe olup bu kuyuyu ma‘mûr etdi. Hâlâ bu çâh üzre çâr nahîf mermer sütûn üzre bir alçacık kubbecik vardır, âdemin başı değer. Bu kubbenin içi âyende vü revendenin gûnâ-gûn hatları mastûrdur. Ve kuyunun umku bir gönder kaddi ya‘nî beş zirâ‘ ancak vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y236b ·
metinde göster ·
el ile su alınup habl ile çekmeğe ihtiyâc olmazmış. Limon ve turunc ve kebbât v …
Ba‘zı zamân ol kadar leb-ber-leb olurmuş kim her kuyudan el ile su alınup habl ile çekmeğe ihtiyâc olmazmış. Limon ve turunc ve kebbât ve sâ’ir şükûfe ifrât üzredir. Râyiha-i tayyibelerinden âdemin demâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y278a ·
metinde göster ·
Ve bu kuyunun vakıf sığırları vardır. şeb [u] rûz bu amîk
kuyudan
su çeküp tulumlarla havz-ı azîmlere döküp andan bâğ-ı iremlere taksîm olup cüml …
Ve bu kuyunun vakıf sığırları vardır. şeb [u] rûz bu amîk kuyudan su çeküp tulumlarla havz-ı azîmlere döküp andan bâğ-ı iremlere taksîm olup cümle bâğçeleri rey olur. Ve cümle huccâc bu havz-ı kebîrelerde şinâverlik edüp gusl ederler. Ve her bâğda gûy gûy sohbet edüp ibâdet ederler. Limon turunc şükûfesi râyihasından âdemin demâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y301a ·
metinde göster ·
… ârî kıbelinden sûre-i Mu‘avvazeteyn nâzil olup Hazret (---)(---)(---) hâlâ bu
kuyudan
ehl-i Medîne su içmezler ve nef‘i dahi yokdur. Ancak besâtînleri, rey ederler. …
(---)(---)(---) zamân-ı cehâletden kalmış bir çâh-ı atîkdir. Lebîd bin el-A‘zam el-Yahûdî nâm mel‘ûn (---)(---)(---) günden güne nâ-hoş olup ilâc mümkün olmadı. Âhirü'l-emr melâ’ikelerin i‘lâmıyla i‘lâmına i‘lâmına (---)(---)(---) bulup bu mahalde Cenâb-ı Bârî kıbelinden sûre-i Mu‘avvazeteyn nâzil olup Hazret (---)(---)(---) hâlâ bu kuyudan ehl-i Medîne su içmezler ve nef‘i dahi yokdur. Ancak besâtînleri, rey ederler. (---)(---)(---) hazretin hurmâ bâğı içinde bir mâ-i hayât-ı safâ-bahşdır. Hazret-i Risâlet-penâh (---)(---)(---) havâtîn tâ’ifesi Q 124b varup âb-ı nâbından nûş ederler, yetmiş hâssası vardır. Cümle nisvâna müte‘allık hâsıyyetlerdir. Cümleden biri bir hâtûn vaz‘-ı haml mahallinde usret çekse bu çâh-ı mâdan nûş etse bi-emrillâh bilâ-meşakka mahall-i masdarı şakk olup ma‘sûm müştak olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y301b ·
metinde göster ·
… i kalup cânib-i erba‘ası yoldur ve yolun her tarafından pençereler açup bu yola
kuyudan
aydınlık gelür. Meselâ İslâmbol'da Ayasofya câmi‘inin tabakalarına çıkacak yol …
"Bir vechile elbette bu kal‘aya su çıkarmak gereksiz. Yohsa cümleniz seyf-i miczemden geçiririm" dedikde cümle üstâd cem‘ olup bir kuyu kazmışlardır kim bu rû-yı arzda aslâ misli yokdur. İbtidâ çâr-gûşe bir kuyu kazarlar, yedi yılda tamâm olur. Kâmil yüz elli zirâ‘-ı Mekkî'dir. Buna ne ip dayanır ve ne âdem çekmeğe tahammül eder. Y 85a Âhir cümle kûhkenler üşüp bu kuyunun cânib-i erba‘asından yokuş aşağı kaza kaza meselâ kuyu ortada kubur gibi kalup cânib-i erba‘ası yoldur ve yolun her tarafından pençereler açup bu yola kuyudan aydınlık gelür. Meselâ İslâmbol'da Ayasofya câmi‘inin tabakalarına çıkacak yol gibi yoldur. Atlı yayan refâhiyyet üzre çıkarlar ve enerler, tâ çâh-ı gayyâya enince üç bin adımdır. Ammâ aşağısı gâyet muzlim mahûf yerdir, vehhâm âdemin kârı ol mahalle varmak değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y84b–Y85a ·
metinde göster ·
… de câmi‘-i Kanbay Sultân (câmi‘i) kurbunda yalçın kayadan kesme bir çâh-ı gayyâ
kuyudan
sâkıye ile gelür.}
Ve bir çeşme dahi Şeyh Sârî kurbundadır, ammâ Yûsuf kuyusundan gelür, sehel şorcadır. Ammâ Şeyh Sârî çeşmeleri ve havz u şâzrevânlarının başka sâkıyeleri vardır, sehel nemkîndir. {Yeniçeri kal‘ası hârici şimâlinde câmi‘-i Kanbay Sultân (câmi‘i) kurbunda yalçın kayadan kesme bir çâh-ı gayyâ kuyudan sâkıye ile gelür.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y128b ·
metinde göster ·
… Hârût ve Mârût âsumândan yer yüzüne endiklerinde bu çâhı kazup ilm-i rasadı bu
kuyuda
peydâ edüp kevâkiblere bakarlardı. Ve cümle ehl-i Mısır'a ilm-i nücûmu ve ilm-i …
{Ve cebel-i Cûşî dâmeninde Y 129b İfnây nâm bir kuyu vardır, ibtidâ Hârût ve Mârût âsumândan yer yüzüne endiklerinde bu çâhı kazup ilm-i rasadı bu kuyuda peydâ edüp kevâkiblere bakarlardı. Ve cümle ehl-i Mısır'a ilm-i nücûmu ve ilm-i sihri Hârût ve Mârût öğredüp cümle ehl-i Mısır sehere oldular. Hâlâ ol İfnây kuyusu durur, ammâ susuz olmak ile mu‘attaldır. Hâkim Bi-emrillâh tathîr edüp Hârût gibi rasad çıkarmışdır.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y129a–Y129b ·
metinde göster ·
… bir bi’r-i mâ vardır, şehrin sâhib-i tabî‘at olan Y 307a a‘yân-ı kibârları ol
kuyudan
nûş ederler, gâyet lezîz ü berd suyu vardır. Ammâ havâsı ol kadar memdûh değild …
Ve cümle tarîk-ı âmları gâyet vâsi‘dir. Ve cemî‘i evleri kerpicden ağniyâ ve fukarâ hâneleri ikişer tabaka beyt-i ma‘mûrlardır. Ve cümle suları kuyulardır, ammâ sehl şûrcadır, ammâ isti‘mâlinde hâssa vardır. Ammâ Ebürrîş râhı üzre bir bi’r-i mâ vardır, şehrin sâhib-i tabî‘at olan Y 307a a‘yân-ı kibârları ol kuyudan nûş ederler, gâyet lezîz ü berd suyu vardır. Ammâ havâsı ol kadar memdûh değildir. Bir âdeme sovuk te’sîr etse değme bir hâl ile ifâkat bulmak müşkildir. Ten-perver olan kimesne kendü vücûdunun hekîmi olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y306b–Y307a ·
metinde göster ·
çıḳarup getürdiler ayıtdılar and iç kim bizüm ilümüze yaġılıġa gelmeyesin hem b …
andan ṣoŋra şarṭ eylesün bizüm ilümüze yaġılıġa gelmeye didi vardılar ḳazanı kuyudan çıḳarup getürdiler ayıtdılar and iç kim bizüm ilümüze yaġılıġa gelmeyesin hem bizi ög oġuzı ṣındurġıl seni ḳoyu virelüm var