… e'l-asr ale'l-gafle niçe yüz ulemâ ve sulehâyı katl edüp Ebü'l-feth haremindeki
kuyulara
lahd-misâl doldurdular.
Bu cem‘iyyet-i ulemâyı Merre istimâ‘ edüp cümle hudd[â]mânları ve harbende ve Mercân çârsûsunda pabuccu bekârı ve bîkârlarına fermân sâdır olup ba‘de'l-asr ale'l-gafle niçe yüz ulemâ ve sulehâyı katl edüp Ebü'l-feth haremindeki kuyulara lahd-misâl doldurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63a ·
metinde göster ·
… 'da Galata şehrinin suyu kıllet üzre olmağile niçe bin kayıklar ile bu Beşiktaş
kuyularından
Galata'ya su taşıyup Galata halkı def‘-i atşân ederler. Tâ bu mertebe âb-ı zülâ …
Ve cümle yetmiş mikdârı dükkânları vardır. Şehrine göre dükkânları ve çeşmeleri azdır. Ammâ her hânede ve besâtînlerinde niçe bin âb-ı zülâl çâh-ı mâlar vardır. Hattâ mâh-ı Temmûz'da Galata şehrinin suyu kıllet üzre olmağile niçe bin kayıklar ile bu Beşiktaş kuyularından Galata'ya su taşıyup Galata halkı def‘-i atşân ederler. Tâ bu mertebe âb-ı zülâl Beşiktaş suları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135a ·
metinde göster ·
… m, yok şunda kazalım, toprağı sarıdır su çıkmaz, yok çıkar" deyüp müşâvere edüp
kuyular
kazar şeklinde ubûr ederler.
Kuyu kazıcılar ellerinde kazmaları ve kürekleri ile "Şurada kuyu kazalım, yok şunda kazalım, toprağı sarıdır su çıkmaz, yok çıkar" deyüp müşâvere edüp kuyular kazar şeklinde ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
… yalar üzre olan kuyu ağızlarında re‘âyâlardan arabalar ile arpa ve buğdayı alup
kuyulara
döküp aşağıda gemi anbârlarına dökülüp buğday ile mâl-â-mâl olur. Bu kuyuları z …
Bu tekyenin yemîn u yesârında kayalar üzre niçe yüz kuyu delikleri vardır. Bu cümle kayalar evc-i âsumâna çıkmak ile kûh-ı bî-sütûn-misâl altları serâpâ boşdur. Deryâ döğer limânlardır. Yüzer arşın alabur direğiyle gemiler kayaların altına girüp demir bırağup yatarlar. Bu gemi re’isleri kayalar üzre olan kuyu ağızlarında re‘âyâlardan arabalar ile arpa ve buğdayı alup kuyulara döküp aşağıda gemi anbârlarına dökülüp buğday ile mâl-â-mâl olur. Bu kuyuları zamân-ı kadîmde Ferhâd-vâr kefereler kazup gemiler yanaşır garîb ve acîb temâşâgâhdır kim bir diyâra mahsûs değildir. Zîrâ bu gemilere çuvallar ile arpa ve buğday ve gayrı metâ‘ indirmek mümkün değildir. Her tarafdan üçer dörder sâ‘at ba‘îd yolları vardır. Anlardan dahi piyâde âdem keçi gibi tırmaşup sarmaşup çıkmağa muhtâcdır. Karadeniz sahilinde dâiren-mâdâr böyle evc-i semâya ser çekmiş kûh-i bî-sütûn-misâl kayalar yokdur. Lodos rûzgârı ve kıble ve gün doğusu fırtınası bu kayalara urdukda ra‘d-vâr gürleyüp Silistre kurbunda Afalatar ve Alhanlar bir konak yerdir, gürüldüsü tâ Alhanlar'da istimâ‘ olunur, böyle kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş kûh-ı bülendlerdir. Kayalarda şahin ve zağanos ve miskî kartal âşiyânları var kim her bir kartal birer koyun kadar vardır. Ba‘zı âdemler tekyede kurbânlar edüp miskî kartallara bezl ederler. Ba‘zı âdemlerin kurbânın yerler, hâcet kabûl derler ba‘zı kurbânları aslâ yemezler kabûl olmadı derler, efvâh-ı âlemde böyle şâyi‘dir. Ve bu Keliğra Sultân'ın niçe yüz menâkıbı vardır ammâ ihtisar üzre tahrîr etdik. Ve bu tekyeye karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267b ·
metinde göster ·
Bu tekyenin yemîn u yesârında kayalar üzre niçe yüz kuyu delikleri vardır. Bu cümle kayalar evc-i âsumâna çıkmak ile kûh-ı bî-sütûn-misâl altları serâpâ boşdur. Deryâ döğer limânlardır. Yüzer arşın alabur direğiyle gemiler kayaların altına girüp demir bırağup yatarlar. Bu gemi re’isleri kayalar üzre olan kuyu ağızlarında re‘âyâlardan arabalar ile arpa ve buğdayı alup kuyulara döküp aşağıda gemi anbârlarına dökülüp buğday ile mâl-â-mâl olur. Bu kuyuları zamân-ı kadîmde Ferhâd-vâr kefereler kazup gemiler yanaşır garîb ve acîb temâşâgâhdır kim bir diyâra mahsûs değildir. Zîrâ bu gemilere çuvallar ile arpa ve buğday ve gayrı metâ‘ indirmek mümkün değildir. Her tarafdan üçer dörder sâ‘at ba‘îd yolları vardır. Anlardan dahi piyâde âdem keçi gibi tırmaşup sarmaşup çıkmağa muhtâcdır. Karadeniz sahilinde dâiren-mâdâr böyle evc-i semâya ser çekmiş kûh-i bî-sütûn-misâl kayalar yokdur. Lodos rûzgârı ve kıble ve gün doğusu fırtınası bu kayalara urdukda ra‘d-vâr gürleyüp Silistre kurbunda Afalatar ve Alhanlar bir konak yerdir, gürüldüsü tâ Alhanlar'da istimâ‘ olunur, böyle kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş kûh-ı bülendlerdir. Kayalarda şahin ve zağanos ve miskî kartal âşiyânları var kim her bir kartal birer koyun kadar vardır. Ba‘zı âdemler tekyede kurbânlar edüp miskî kartallara bezl ederler. Ba‘zı âdemlerin kurbânın yerler, hâcet kabûl derler ba‘zı kurbânları aslâ yemezler kabûl olmadı derler, efvâh-ı âlemde böyle şâyi‘dir. Ve bu Keliğra Sultân'ın niçe yüz menâkıbı vardır ammâ ihtisar üzre tahrîr etdik. Ve bu tekyeye karîb,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267b ·
metinde göster ·
… bâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini
kuyulara
doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini
kuyulara
doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] z …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… ece binâ-yı kadîmdir. Ve cümle hâneleri kırmızı kiremit örtülüdür. Suları cümle
kuyulardır
. Ser-i kûh üzre olmağıla hevâsı latîfdir. Ammâ suyu sakîlcedir.
lafzı târîh vâkı‘ olmuşdur. Ve derûn-ı câmi'de yetmiş aded hüsn-i hatt ile kelâm-ı İzzet'ler var kim her biri birer Mısır hazînesi değer, ammâ cümleden mihrâbın sol tarafında Yâkût-ı Musta‘sımî hattıyla olan kelâm-ı İzzet bir diyârda yokdur. Meğer Sultân Ahmed Câmi‘i'nde ola. Ve kıble kapusunun iki yanında taşra sofalarında altı aded sütun-ı gûnâ-gûnlar üzre altı âded kubbe ve bir kapu 277a kubbesiyle yedi aded kubbeler ile müzeyyendir. Ve haremi, câmi‘-i selâtîn-misâl bir harem-i vâsi‘dir kim (---)(---)(---) müzeyyendir. Ve bir şerîfeli bir tabaka minâresi vardır. Ol dahi gâyet mevzûn minâre-i âlîdir. Bu câmi‘in cânib [ü] etrâfında âyende vü revendeye mihmân olmağ içün bir mihmân-sarây var kim üç bin âdem ve iki bin at alır kârbân-sarâydır. Ve başka develiği vardır. Ve cemî‘î müsâfirîn ve mücâvirîn içün bir dârü't-ta‘âmı vardır kim mâh u sâl pîr u civâna ve ricâl u nisvâna ni‘meti mebzûl olduğundan mâ‘ada ile'l-ân her şeb ba‘de'l-ışâ mihmân-sarâyda sâkin olanlara bakır sinilerle her ocak başına birer sini çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve her ocağa birer şem‘-i revgân ve her at ve katır ve deve ve hımâr başına birer tobra yem, cânib-i vakfdan mihmândârlar getirüp hizmet ederler. Böyle bir hayrât-ı kavîdir. Ve bir âb [u] hevâsı ve binâsı latîf rûşen ve rûşenâ hammâmı vardır. Bu zikr olunan imâretlerin cümlesi serâpâ kurşum ile mestûr hayrât-ı azîmlerdir. Bunlardan gayrı sağîr ü kebîr kırk bir hânı ve yüz seksen dükkânı vardır. {Bu cümle şîrîn-kârlığ Mi‘mâr Sinân sun‘ıdır} ve çârsû içinde (---) câmi‘i sâdece binâ-yı kadîmdir. Ve cümle hâneleri kırmızı kiremit örtülüdür. Suları cümle kuyulardır. Ser-i kûh üzre olmağıla hevâsı latîfdir. Ammâ suyu sakîlcedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b–277a ·
metinde göster ·
kazup ve kapu eşiklerin kırup atları seyishânelerin re‘âyâ tennûrlarının başına …
Menzil-i karye-i Karakeçili: Bu dahi Çorum sancağı hâkinde iki yüz hâneli Etrâk köyüdür. Kızılırmağ'a bir sâ‘at karîbdir. Bu köyde ol gice yine azîm karlar ve dipi ve boranlar olup sekbân ve sarıca haşerâtları cümle ehl [ü] ıyâlleri hânelerinden çıkarup beşikleri ma‘sûmlarıyla kar üzre bırağup kuyuların kazup ve kapu eşiklerin kırup atları seyishânelerin re‘âyâ tennûrlarının başına çeküp Merzifon'dan berü Gümüş'de ve Dankazâ'da olan fezâhat [u] zulümleri Yûsuf-ı Haccâc etmemişdir. Her ne hâl ise ale's-sabâh bu Karakeçili köyünden kalkup Kızılırmağ'ın Çâşnigîr köprüsüne gitmeyüp Karakeçili geçidine gelüp sû’-i tedbîr edüp karşu tarafa geçmek murâd edinüp bir kaç menzil Çâşnigîr cisrine gitmediler. Meğer bî-emân geçid imiş. Gerçi kar teskîn oldu ammâ şiddet-i şitâ ol mertebede kim âdem at üzre, atlar zemîn üzre durmada berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Ne hâl ise cümle askere alay çavuşları tenbîh edüp ibtida paşanın otak develeri ve matbah ve dış kilâr ve ahûr ocağı ağırlığı yigirmi aded yarar ehl-i beled kulağuzlar ile vakt-i seherde ba‘zı atlılar dahi ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a ·
metinde göster ·
vardır ve taşrada cereyân eden nühûrlar cümle zîr-i zemînden cereyân edüp şâhrâ …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Cihân Şâh'ın Salmas nâm bir vezîri imâr edüp ismine Salmas dediler. Ya‘nî selâm esen kal‘ası demek olur. Bu kal‘a zeyline geldikde bi'l-acele hânı istikbâle çıkup eşik ağasıyla Rûmiyye hânını kendi sarâyına aldı. Murtezâ Paşa ağasın kethudâsına, bizi münşîsine mihmânlığa verüp kal‘ayı seyr ü temâşâya başladık. Ammâ kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin içine vâki‘ olmuşdur. Cânib-i erba‘asına Rûmiyye ve Tesûy ve Kumla ve Karabağlar ve Hoy ve Merend ve Behistân ve Çures hânlarıyla ve sultânlarıyla müşâ bir Salmas sahrâsıdır kim Pasin ve Muş hâmûnlarının beşi kadar bir deşt-i Kıpçak gibi sahrâda vâki‘ olmuş kal‘a-i Salmas'dır. Ammâ şimâle nâzır kal‘a kapusunun içeri girerken sağ tarafında çâr-kûşe bir taş üzre "Emr-i hâzâ's-sûrü'l-metîn, bi-eyyâm-ı Tâceddîn-i âlîşân ve binâ-yı Hâce Nakdî-i Mıkrîzî." deyü tahrîr eylemiş ve sûrunun dâ’iren-mâdârı bin adımdır. 300b Ve. hevâsı bürûdet üzredir. Âb-ı cârîleri cânib-i garbda Kürdistân'ın Pinyanişî ve Abagay kûh-ı bâlâlarından gelüp niçe yüz bin bâğ [u] hadîka-i hayâtları reyy edüp bâğıstân-ı engüristânlarından ubûr ederek cânib-i garba Rûmiyye deryâsına munsabb olur. Ammâ kal‘ası bir püşte üzre vâki‘ olmağile bu enhâr-ı zülâller kal‘adan cereyân etmeyüp âb-ı zülâl kuyuları vardır ve taşrada cereyân eden nühûrlar cümle zîr-i zemînden cereyân edüp şâhrâhları üzre çâh-ı mâları var. Âl-i Osmân askerinden Acem bu kuyulardan çok âdem alup esîr etmişlerdir. Bu diyârın cümle suları böyle taht-ı türâbdan ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300a–300b ·
metinde göster ·
… en cereyân edüp şâhrâhları üzre çâh-ı mâları var. Âl-i Osmân askerinden Acem bu
kuyulardan
çok âdem alup esîr etmişlerdir. Bu diyârın cümle suları böyle taht-ı türâbdan u …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Cihân Şâh'ın Salmas nâm bir vezîri imâr edüp ismine Salmas dediler. Ya‘nî selâm esen kal‘ası demek olur. Bu kal‘a zeyline geldikde bi'l-acele hânı istikbâle çıkup eşik ağasıyla Rûmiyye hânını kendi sarâyına aldı. Murtezâ Paşa ağasın kethudâsına, bizi münşîsine mihmânlığa verüp kal‘ayı seyr ü temâşâya başladık. Ammâ kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin içine vâki‘ olmuşdur. Cânib-i erba‘asına Rûmiyye ve Tesûy ve Kumla ve Karabağlar ve Hoy ve Merend ve Behistân ve Çures hânlarıyla ve sultânlarıyla müşâ bir Salmas sahrâsıdır kim Pasin ve Muş hâmûnlarının beşi kadar bir deşt-i Kıpçak gibi sahrâda vâki‘ olmuş kal‘a-i Salmas'dır. Ammâ şimâle nâzır kal‘a kapusunun içeri girerken sağ tarafında çâr-kûşe bir taş üzre "Emr-i hâzâ's-sûrü'l-metîn, bi-eyyâm-ı Tâceddîn-i âlîşân ve binâ-yı Hâce Nakdî-i Mıkrîzî." deyü tahrîr eylemiş ve sûrunun dâ’iren-mâdârı bin adımdır. 300b Ve. hevâsı bürûdet üzredir. Âb-ı cârîleri cânib-i garbda Kürdistân'ın Pinyanişî ve Abagay kûh-ı bâlâlarından gelüp niçe yüz bin bâğ [u] hadîka-i hayâtları reyy edüp bâğıstân-ı engüristânlarından ubûr ederek cânib-i garba Rûmiyye deryâsına munsabb olur. Ammâ kal‘ası bir püşte üzre vâki‘ olmağile bu enhâr-ı zülâller kal‘adan cereyân etmeyüp âb-ı zülâl kuyuları vardır ve taşrada cereyân eden nühûrlar cümle zîr-i zemînden cereyân edüp şâhrâhları üzre çâh-ı mâları var. Âl-i Osmân askerinden Acem bu kuyulardan çok âdem alup esîr etmişlerdir. Bu diyârın cümle suları böyle taht-ı türâbdan ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300a–300b ·
metinde göster ·
başka sulardır. Derûn-ı kal‘ada üç yüz aded hânedir. Bir câmi‘i var, gayrı eser …
Ammâ kal‘a-i Salmas kuyuları başka sulardır. Derûn-ı kal‘ada üç yüz aded hânedir. Bir câmi‘i var, gayrı eser-i binâ yokdur. Ve dîvârı çim ve seng-i ferahdır ve amîk handakı vardır. Ve dıraht-ı pülli vardır. Ve hân sarâyı kal‘ada ve taşra varoşunda dahi vardır. Hânı iki bin askere mâlikdir ve Tebrîz eyâleti hükmündedir. Kal‘ada beş yüz dizçöken nökerâtları vardır. Kadı ve müftî ve daroğa ve münşî ve kelenteri ve yasavul ağası ve şâhbenderi ve mihmândârı vardır. Ekseriyyâ halkı esb-süvârdır. Ve kurâları halkı sünnîler mezheb-i nihânî ve pinhânîdir. Ve cümle ünâsı tüccârân-ı sevdâgerân u züvvârândır. Ammâ taşra rabâtı etrâfında sûru yokdur, ammâ cânib-i erba‘ası handak kesilmişdir. Ve üç kapusu cânib-i kıbleye mekşûf u cânib-i garba Tesûy kapusu meftûhdur ve taraf-ı şarka Tebrîz kapusu manzûrdur. Bu rıbatın etrâfı yedi bin hatvedir. Bu cirmde olan şehr içre cümle üç bin hâne türâb ile mestûr ve üç aded câmi‘i ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300b ·
metinde göster ·
… serâpâ sokak sokak tehîdir kim âb-ı hayât sular geçer. Ve köşe köşe mahalliyle
kuyular
vardır. Ba‘dehû yine şarka cümle merkûm kendleri geçüp her biri birer kasaba-mi …
Kend-i Şeyh Safî: Erdebil'de medfûn olan şâhların ecdâdı Şeyh {Safî} hazretlerinin vakfıdır. Andan bu mahalde Kumla ile Tebrîz mâbeyninde cereyân eden nehr-i Karasu, bu nehrin menba‘ı Albak ve Karnıyarık kal‘aları dağlarından cem‘ {olup} niçe yüz kendlerin mezra‘aların reyy edüp cereyân ederek Rûmiyye deryâsına mahlût olur âb-ı hayâtdır. Tebrîz ve Kumla ve Tesûy mâbeynlerinde rûy-ı arzda râygân cereyân eden bu Karasu'dur. Mâ‘adâ cümle uyûn-ı câriyeler zîr-i zemînden cereyân eder kim Âzerbaycân'ın zemîni serâpâ sokak sokak tehîdir kim âb-ı hayât sular geçer. Ve köşe köşe mahalliyle kuyular vardır. Ba‘dehû yine şarka cümle merkûm kendleri geçüp her biri birer kasaba-misâl kend-i azîmler idi. Ba‘dehû vakt-i asrda onuncu sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 301a ·
metinde göster ·
… eleri olmamak ile Monlâ Car nakli üzre on yedi bin aded hânedân ve bâğ u bostân
kuyuları
vardır kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır. Cümle şehri …
Çâh-ı âb-ı zülâl-i hânedân: Bu şehr-i Gazvîn'in enhâr-ı kesîreleri olmamak ile Monlâ Car nakli üzre on yedi bin aded hânedân ve bâğ u bostân kuyuları vardır kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır. Cümle şehrin imâreti bu çâhlar ile {saky olunur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 315b ·
metinde göster ·
Ve çâh-ı hânedânları: Cümle bin altı yüz aded âb-ı hayât su
kuyuları
vardır. Bir cânibi Bağdâd-ı behişt-âbâd çölistânı olmağile nehr-i cârîleri yokd …
Ve çâh-ı hânedânları: Cümle bin altı yüz aded âb-ı hayât su kuyuları vardır. Bir cânibi Bağdâd-ı behişt-âbâd çölistânı olmağile nehr-i cârîleri yokdur. Cümle imâretleri çâh-ı mâlardan dollâblar ile saky olur şehr-i Kum'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 321a ·
metinde göster ·
… olmadığından derûn-ı şehir içre cümle dokuz bin âb-ı hayât buz pâre-misâl sulu
kuyuları
vardır. Hakkâ ki zülâldir.
Ve çâh-ı zemzem-i hânedân: Cümle âb-ı revânları cebel-i Demâvend'in demir ma‘denlerinden gelmeğ ile suları memdûh olmadığından derûn-ı şehir içre cümle dokuz bin âb-ı hayât buz pâre-misâl sulu kuyuları vardır. Hakkâ ki zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 325b ·
metinde göster ·
Ve bir Murâd Hân câmi‘i var ammâ bânî-i evveli Süleymân Hân'dır. Âb-ı hayât
kuyuları
ve cebehâne mahzenleri ve gılâl anbârları ve Şâtır Hüseyin Paşa hammâmı vardır, …
Ve bir Murâd Hân câmi‘i var ammâ bânî-i evveli Süleymân Hân'dır. Âb-ı hayât kuyuları ve cebehâne mahzenleri ve gılâl anbârları ve Şâtır Hüseyin Paşa hammâmı vardır, ammâ hân ve çârsû-yı bâzârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 341a ·
metinde göster ·
Ta‘rîf-i çâh-ı mâ-i hânedân: Derûn-ı şehirde cümle altı bin aded su
kuyuları
vardır kim âb-ı hayâtdan nişân verir. Gerçi bu şehir Şat sâhilindedir ammâ sula …
Ta‘rîf-i çâh-ı mâ-i hânedân: Derûn-ı şehirde cümle altı bin aded su kuyuları vardır kim âb-ı hayâtdan nişân verir. Gerçi bu şehir Şat sâhilindedir ammâ suları Şatt'dan sakkâlar ile gelmek usret olduğundan lezîz kuyuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342a ·
metinde göster ·
… at sâhilindedir ammâ suları Şatt'dan sakkâlar ile gelmek usret olduğundan lezîz
kuyuları
vardır.
Ta‘rîf-i çâh-ı mâ-i hânedân: Derûn-ı şehirde cümle altı bin aded su kuyuları vardır kim âb-ı hayâtdan nişân verir. Gerçi bu şehir Şat sâhilindedir ammâ suları Şatt'dan sakkâlar ile gelmek usret olduğundan lezîz kuyuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342a ·
metinde göster ·
… elek Ahmed Paşa ile geldiğimizde bu İmâm-ı A‘zam âsitânesini imâr edüp sâkıyeli
kuyular
kazup ve hücreler yapup imâr etdi. Ve Âsitâne'den Kaya Sultân bir altun kandîl …
Ve bu Bağdâd'a mukaddemâ sene 1058 târîhinde Melek Ahmed Paşa ile geldiğimizde bu İmâm-ı A‘zam âsitânesini imâr edüp sâkıyeli kuyular kazup ve hücreler yapup imâr etdi. Ve Âsitâne'den Kaya Sultân bir altun kandîl gönderdi ve Murâd Hân atabe-i süflîsini ve ulvîsin ve kapu kanatların ve kabr-i şerîf şebekelerin cümle sîm-i hâlis eyleyüp câmi‘-i İmâm ve kabr-i hümâm {gûyâ} cennet-i firdevs-i Dârü's-selâm olmuşdur. Ol asırdan berü cemî‘i vüzerâ ve vükelâ vü a‘yân u kibâr birer binâ-yı âsâr ederek ve gûnâ-gûn âvîzeler ile müzeyyen ederek merkad-i pür-envâr gûyâ nakş-ı nigârhâne-i Çîn olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 344a ·
metinde göster ·
beyân eder: Cümle (---) aded âb-ı zülâlden nişân verir çâh-ı mâlardır. Evvelâ H …
Kal‘a-i İmâdiyye içindeki âb-ı hayât kuyuları beyân eder: Cümle (---) aded âb-ı zülâlden nişân verir çâh-ı mâlardır. Evvelâ Hân Sarâyı içindeki kuyu seng-i hârâdan kesilmiş bir bi’r-i azîmdir. Vasfında lisân kâsırdır. Sâhibü'l-hayrât Sultân Hüseyin halîfe iken mâl-ı firâvân sarf edüp kazdırmışdır ve yetmiş arşın derindir ve âb-ı hayâtdır. Cümle atşân andan âb-ı bâridi nûş edüp sâhibü'l-hayra hayr du‘â ederler. Ve Kadı medresesi kurbünde dahi bir âb-ı nâblı kuyu vardır. Ol mahalle halkı andan nûş ederler. Ve mezâristân kurbünde mahkemeye karîb bir âb-ı rakîk bi’r-i mâ vardır. Ve Seyyid Hân medresesinde memdûh-ı âlem üç aded âb-ı hayât çâh-ı mâlar vardır kim birbirlerinden lezîzdir. Büyük kuyunun umku kâmil altmış zirâ‘dır. Ve Muzurî kapusu yanında Lulub nâm bir kuyu vardır, âb-ı kevserden nişân verir. Ve Hammâm kuyusu sehel şorcadır. Ve Ulucâmi‘ kuyusu, mâh-ı Temmuz'da yah-pâre-misâl bir âb-ı tahûrdur. Bu bi’r-i azîm dahi vâcibü's-seyr bir çâh-ı ibret-nümâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
mâ‘adâ niçe yerde seng-i hârâlardan kesme su sahrıçları var kim her biri birer …
Ve bu âb-ı hayât kuyulardan mâ‘adâ niçe yerde seng-i hârâlardan kesme su sahrıçları var kim her biri birer buhayreye benzer. Cümle bârân-ı rahmetden cem‘ olup âb-ı rakîklerdir. Ba‘zı sâhibü'l-hayrâtlar kayaları kûh-kenlere Ferhâd-vâr kesdirüp matar-ı rahmete yollar edüp andan cereyân eden bârân-ı rahmet sahrınçlara cem‘ olup hîn-ı muhâsarada kuyulardan ve sahrınçlardan âb-ı hayâtları nûş edüp def‘-i atşân ederler. Bu ahâlî-i İmâdiyye'nin bir vech ile hîn-ı muhâsarada suya ihtiyâcları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
… r edüp andan cereyân eden bârân-ı rahmet sahrınçlara cem‘ olup hîn-ı muhâsarada
kuyulardan
ve sahrınçlardan âb-ı hayâtları nûş edüp def‘-i atşân ederler. Bu ahâlî-i İmâdi …
Ve bu âb-ı hayât kuyulardan mâ‘adâ niçe yerde seng-i hârâlardan kesme su sahrıçları var kim her biri birer buhayreye benzer. Cümle bârân-ı rahmetden cem‘ olup âb-ı rakîklerdir. Ba‘zı sâhibü'l-hayrâtlar kayaları kûh-kenlere Ferhâd-vâr kesdirüp matar-ı rahmete yollar edüp andan cereyân eden bârân-ı rahmet sahrınçlara cem‘ olup hîn-ı muhâsarada kuyulardan ve sahrınçlardan âb-ı hayâtları nûş edüp def‘-i atşân ederler. Bu ahâlî-i İmâdiyye'nin bir vech ile hîn-ı muhâsarada suya ihtiyâcları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
… hâneli ma‘mûr u müzeyyen kurâlardır, ammâ cereyân eder nehirleri yokdur. Cümle
kuyulara
muhtâclardır. Ahâlîleri birbirleriyle "Müsâfir bana gelsin" deyü gavga ederler. …
Karye-i Kulaklar: Bu mezkûr kurâların cümlesi Dobruca add olunur. Her kurâsı beşer ve altışar yüz hâneli ve hân ve câmi‘ ve müsâfir hâneli ma‘mûr u müzeyyen kurâlardır, ammâ cereyân eder nehirleri yokdur. Cümle kuyulara muhtâclardır. Ahâlîleri birbirleriyle "Müsâfir bana gelsin" deyü gavga ederler. Her bir hânedânda her gece yüzer ikişer yüzer atlı konup göçer. Rabbü'l-ibâd bunların mâlına berekât-ı Halîl verüp bir kîlesi altmış kîle buğday verir, ammâ şiddet-i şitâsı şedîddir, zîrâ dağ u bâğ u râğ u dırâğ ve ormanistân yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b ·
metinde göster ·
… nda varoş-ı azîmi var kim cümle etrâfı kesme handakdır. Ve her tarafında balvan
kuyuları
ve karavulhâneleri vardır.
Ve bu hisâr-ı üstüvârın cânib-i erba‘ası ceng içün meydânlardır. Aslâ eser-i binâdan bir şey yokdur kim ol meydânlara kal‘anın topları kirpi gibi nâzırdır ve bu kal‘anın şark tarafında aslâ ve kat‘a varoşu yokdur, ammâ batı ve kıble tarafında varoş-ı azîmi var kim cümle etrâfı kesme handakdır. Ve her tarafında balvan kuyuları ve karavulhâneleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38a ·
metinde göster ·
… hr-i (---) handak 42b içinden akıdup handaklar önüne niçe kerre yüz bin hurde
kuyular
kazup aralarına çarh-ı felekler şaranpav parmak[lık]lar ve niçe kerre yüz bin a …
Ol gece tabur içre küffârın bir harekât-ı hıyel ü şeytanat etmede cidd ü cehdleri var idi kim tâ sabâha dak aslâ râhat uykusu görmediler. Ale's-seher kim oldu bir mürtefi‘ yerden tabur mahalline nazar etdik. Tabur handakından taşra iki kat handak dahi kazup cereyân eden nehr-i (---) handak 42b içinden akıdup handaklar önüne niçe kerre yüz bin hurde kuyular kazup aralarına çarh-ı felekler şaranpav parmak[lık]lar ve niçe kerre yüz bin arabaların tekerleklerin yere dökmüş ve çalıları ve niçe kerre yüz bin dallı ve budaklı dıraht-ı müntehâları paçarız içün yere dikmiş ve beş yerde asma cisrler edüp etrâf-ı tabura on bir yere dağlar gibi topraklar yığup tabya-i azîmler inşâ eyleyüp her tabyaya kırkar ve ellişer pâre balyemez toplar koyup her cânibinde havân kumbaralar hâzır eylemiş ve handaklardan taşra püskürme bârûdlu lağımlar atmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 42a–42b ·
metinde göster ·
… l mürtefi‘ olmağile zîr-i zemînde iki bin aded buğday ve arpa ve darı ve çavdar
kuyuları
var kim ağızları dar dipleri vâsi‘ yüzer aded âdem alur zîr-i zemînlerdir. Bund …
Bu Özü kal‘alarının kıble tarafına beş yüz adım gidüp ceng mahallinden alarka beş yüz aded saz örtülü kefere-i Eflâk ve Boğdan evleridir ve cümle iki yüz aded halaş ve çalaş ve balaş ve palaşdan ve saz ve kamışdan mebnî dükkânlardır. Aslâ kârgîr binâ yokdur, zîrâ her bâr ceng olup Kazak kâfiri gelüp yakar, ammâ bu dükkânların çoğu bozahâne ve meyhâneler ve at değirmenleridir ve yedi aded çalaşdan mebnî hânlar ve yüz mikdârı sehel metîn binâ olunmuş mahzenlerdir kim bunlar cümle toprak örtülü imâretlerdir. Ve bu mahallin zemîni sehel mürtefi‘ olmağile zîr-i zemînde iki bin aded buğday ve arpa ve darı ve çavdar kuyuları var kim ağızları dar dipleri vâsi‘ yüzer aded âdem alur zîr-i zemînlerdir. Bunda dahi aslâ bâğ u bâğçe ve bir ağaç yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55b ·
metinde göster ·
… e. Ve küffâr nehr-i Özü'den kal‘a içine giren su yolun bulup kesdi. Bi'z-zarûrî
kuyulardan
acı suları nûş {ederek} benî Âdem hayâtda olmağı ferâmûş edüp sekbân ve sarıcal …
Ammâ ertesi ale's-sabâh gördük kim kâfirin meterisleri üzre yetmiş yerde yetmiş aded gûnâ-gûn haçlı peykerler nümâyân olup her biri birer hatman u hotmana alâmetdir kim her hatman kolunda birer ikişer hurde şâhî toplar atılup cemî‘i küffâr bir ağızdan "Yajuj Yajuj" deyü çağırup aslâ tabıl çalmamışlar iken ertesi gün torompete ve dankiyo tulumların ve düdükleri ve nâkûs-ı erganonların çalup kara günlük râyihası cihânı mu‘attar edüp bildik ki {kâfirin} henüz imdâd-ı azîmleri gelüp topların atdıkça zerre kadar Özü kal‘asına zarar isâbet etmediğinden derûn-ı hisârda mahsûr olan guzât-ı muvahhidîn hamd edüp cümle paşalı sekbân [u] sarıca yiğitleri kırkar ve ellişer dirhem tüfengleri bir darbdan mazgal deliklerinden kotardıkça küffâr taşrada kurşumu yeyüp meterislerinden baş gösteremezlerdi, lâkin anların lağım hîlesinden havf edüp kal‘anın içinde dîvâr diplerinde lağım yerleri arayup kal‘a dîvârları üzre davullar koyup davullar üzre daru ve buğday döküp lağım hîlesi gözedirdik. Eğer küffâr kal‘a temelin kazup lağım ederse davullar üzre darılar kâfirin külüngi darbından sıçraşırlar. Hamd-i İlah eyle bir lağım hîlesi duyulmadı, ammâ gün be-gün kâfir kırıldıkça anlara nehr-i Özü ile imdâd ve zahîreleri gelmede, ammâ bize imdâd gelmeyüp zahîremiz tükenmede. Ve küffâr nehr-i Özü'den kal‘a içine giren su yolun bulup kesdi. Bi'z-zarûrî kuyulardan acı suları nûş {ederek} benî Âdem hayâtda olmağı ferâmûş edüp sekbân ve sarıcaların ve paşalıların atları acı su içmeden karın ağrısına uğrayup at sâhiblerinin başlarına cihân dâr-ı cahîm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58a ·
metinde göster ·
… ni atlar ile sahrâlarda kovarak anda katl edüp niçesi kaçarken mülhid gibi darı
kuyularına
düşüp beşer onar kuyulardan çıkarup giriftâr-ı bend-i belâ ederlerdi.
Niçesini her kolda bölük bölük kırarak niçesini atlar ile sahrâlarda kovarak anda katl edüp niçesi kaçarken mülhid gibi darı kuyularına düşüp beşer onar kuyulardan çıkarup giriftâr-ı bend-i belâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60b ·
metinde göster ·
… rak anda katl edüp niçesi kaçarken mülhid gibi darı kuyularına düşüp beşer onar
kuyulardan
çıkarup giriftâr-ı bend-i belâ ederlerdi.
Niçesini her kolda bölük bölük kırarak niçesini atlar ile sahrâlarda kovarak anda katl edüp niçesi kaçarken mülhid gibi darı kuyularına düşüp beşer onar kuyulardan çıkarup giriftâr-ı bend-i belâ ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60b ·
metinde göster ·
Bu ahvâl-i pür-melâl yedi günden sonra pâdişâh-ı âlî-câha i‘lâm olunup na‘ş-ı benî Âdem içün çâhlar kazup her gün beşer altışar yüz kesilen âdemleri kuyulara leb-ber-leb ederlerdi. Ba‘dehû kuyular kazmadan asesbaşı ve subaşı sığır arabaları peydâ edüp niçe yüz aded vücûd-ı insânı arabalara tahmîl edüp Haydarpaşa Bâğçesi önünde deryâya dökerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
… gün beşer altışar yüz kesilen âdemleri kuyulara leb-ber-leb ederlerdi. Ba‘dehû
kuyular
kazmadan asesbaşı ve subaşı sığır arabaları peydâ edüp niçe yüz aded vücûd-ı in …
Bu ahvâl-i pür-melâl yedi günden sonra pâdişâh-ı âlî-câha i‘lâm olunup na‘ş-ı benî Âdem içün çâhlar kazup her gün beşer altışar yüz kesilen âdemleri kuyulara leb-ber-leb ederlerdi. Ba‘dehû kuyular kazmadan asesbaşı ve subaşı sığır arabaları peydâ edüp niçe yüz aded vücûd-ı insânı arabalara tahmîl edüp Haydarpaşa Bâğçesi önünde deryâya dökerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80b ·
metinde göster ·
… le (---) pâre ma‘mûr u âbâdân bâğlı ve bâğçeli kurâları ve âb-ı hayât suları ve
kuyuları
vardır ve cümle dağları bâğlardır. Misket üzümü olur kim rub‘-ı meskûnda yokdur …
Eşkâl-i cezîre-i Bozca: Dâ’iren-mâdâr cirmi altmış mîldir, lâkin kıbleye tûlânîce vâki‘ olup Anadolu'da Kazdağı cânibine (---) mahalle (---) mîl karîbdir. İçinde cümle (---) pâre ma‘mûr u âbâdân bâğlı ve bâğçeli kurâları ve âb-ı hayât suları ve kuyuları vardır ve cümle dağları bâğlardır. Misket üzümü olur kim rub‘-ı meskûnda yokdur. Hattâ Kadıasker-i Rûm Dahkî Efendi bâğlarında olan on yedi gûne mümessek üzümü {olur kim} cebel-i Sincâr'da olmaz. Meğer Kuds-i şerîf kurbunda Hazret-i Halîlü'r-rahmân üzümü ola, ammâ bu Bozcaada üzümü halîlîden âbdâr ve lezîz ve hoş-hâr ve mümessekdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 92a ·
metinde göster ·
Der-zikr-i çâh-ı mâ-i hânedân: Cümle yedi yüz aded su kuyuları var. Eyyâm-ı şitâda ba‘zı sular donup kuyu suları isti‘mâl ederler, zîrâ zamân-ı zemistânda kuyu suları germâdır ve ahâlî-i Bosna hakîm tabî‘at olduklarından "Kış günleri nâfi‘dir" deyü kuyu suları nûş ederler. Hakkâ ki âb-ı hayât suları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 129b ·
metinde göster ·
… oldular. "Bire âyâ bunlar nice oldu" deyü tecessüs ederken, meğer ol kayalarda
kuyulara
girmişler. Biz ise kuyu var derken bir yiğidimizi kuyudan kurşumla urup şehîd e …
"Bire Evliyâ Çelebi kopara İhlâs-ı şerîfi" deyüp at bırağup seğirderek üç yüz kadar kâfirler kayalar üzre meç ve kılıçların oynadup kendüler de oynarlardı. Hemân bunların üzerlerine "Allâh Allâh" deyüp at bırakdık. Cümlesi yer yarılup yere geçüp gâ’ib oldular. "Bire âyâ bunlar nice oldu" deyü tecessüs ederken, meğer ol kayalarda kuyulara girmişler. Biz ise kuyu var derken bir yiğidimizi kuyudan kurşumla urup şehîd eylediler. Hakîr meyyitin bir boş atıma tahmîl eyleyüp bir piyâde yiğide verdim. Andan yine seğirdüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144b ·
metinde göster ·
… üzre bâğların maksûreleri cenbinde ikişer ve üçer kulaç kadar yakın âb-ı hayât
kuyuları
var kim her biri şarâben tahûr'dan nişân verir mâ-i kevserlerdir. Ve cümle bu b …
Ve mağrib cânibinde kal‘adan taşra yüz mikdârı bâğlı ve bâğçeli saz ve kiremit örtülü varoş evcüğezleri ve bir câmi‘i var, ammâ çârsû-yı bâzâr [ve] hân ve hammâmı yokdur, ammâ ravza-i cinândan nişân verir mesîregâh bâğları çokdur. Hikmet-i Kirdikâr bu kûh-ı ser-bülend üzre bâğların maksûreleri cenbinde ikişer ve üçer kulaç kadar yakın âb-ı hayât kuyuları var kim her biri şarâben tahûr'dan nişân verir mâ-i kevserlerdir. Ve cümle bu bâğlar a‘yân-ı Belgrad'ın mesîregâhlarıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 32a ·
metinde göster ·
ikişer üçer kulaç olmaları cümle rûhâniyyet-i Gâzî Porça ile olmuşdur, derler. …
Hakkâ ki ol şecere-i müntehâ ve ol kuyuların ikişer üçer kulaç olmaları cümle rûhâniyyet-i Gâzî Porça ile olmuşdur, derler. Hâlâ bir ziyâretgâh-ı hâss u âmmdır, rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 32a ·
metinde göster ·
… bin re‘âyâlara ücretleri verilüp asâkir-i İslâm def‘-i atşân içün beş yüz aded
kuyular
kazılup her biri gûyâ Hediyye eşmeleri-misâl âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâ …
Karye-i Koniçe: Bu dahi Sirem sahrâsına vâkı‘ olmuş bir Sırf keferesi köyüdür. Cümle Sirem arabacı kâfirleri bu Sirem köylerinde sâkin olduklarından Sirem arabaları meşhûrdur. Cümle keferelerinin kârları koçyaş arabacılarıdır. Bu köy bir susuz sahrâda olmak ile taraf-ı pâdişâhîden niçe bin re‘âyâlara ücretleri verilüp asâkir-i İslâm def‘-i atşân içün beş yüz aded kuyular kazılup her biri gûyâ Hediyye eşmeleri-misâl âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır. Her birinde gemi serenlerinden çıkrıklar yapılup kovalarıyla sular çekilüp isti‘mâl olundu, ammâ mâ-tekaddem Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis Eğre gazâsına giderken yine bu menzilde kuyular kazdırmış, ammâ zamân mürûr etmek ile cümleden 59b kuyular hâr [u] hâşâk, rimâl [ü] türâb ile leb-ber-leb olup mu‘attal kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a–59b ·
metinde göster ·
… mâ-tekaddem Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis Eğre gazâsına giderken yine bu menzilde
kuyular
kazdırmış, ammâ zamân mürûr etmek ile cümleden 59b kuyular hâr [u] hâşâk, rim …
Karye-i Koniçe: Bu dahi Sirem sahrâsına vâkı‘ olmuş bir Sırf keferesi köyüdür. Cümle Sirem arabacı kâfirleri bu Sirem köylerinde sâkin olduklarından Sirem arabaları meşhûrdur. Cümle keferelerinin kârları koçyaş arabacılarıdır. Bu köy bir susuz sahrâda olmak ile taraf-ı pâdişâhîden niçe bin re‘âyâlara ücretleri verilüp asâkir-i İslâm def‘-i atşân içün beş yüz aded kuyular kazılup her biri gûyâ Hediyye eşmeleri-misâl âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır. Her birinde gemi serenlerinden çıkrıklar yapılup kovalarıyla sular çekilüp isti‘mâl olundu, ammâ mâ-tekaddem Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis Eğre gazâsına giderken yine bu menzilde kuyular kazdırmış, ammâ zamân mürûr etmek ile cümleden 59b kuyular hâr [u] hâşâk, rimâl [ü] türâb ile leb-ber-leb olup mu‘attal kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a–59b ·
metinde göster ·
… n yine bu menzilde kuyular kazdırmış, ammâ zamân mürûr etmek ile cümleden 59b
kuyular
hâr [u] hâşâk, rimâl [ü] türâb ile leb-ber-leb olup mu‘attal kalmış.
Karye-i Koniçe: Bu dahi Sirem sahrâsına vâkı‘ olmuş bir Sırf keferesi köyüdür. Cümle Sirem arabacı kâfirleri bu Sirem köylerinde sâkin olduklarından Sirem arabaları meşhûrdur. Cümle keferelerinin kârları koçyaş arabacılarıdır. Bu köy bir susuz sahrâda olmak ile taraf-ı pâdişâhîden niçe bin re‘âyâlara ücretleri verilüp asâkir-i İslâm def‘-i atşân içün beş yüz aded kuyular kazılup her biri gûyâ Hediyye eşmeleri-misâl âb-ı hayâtdan nişân verir çâh-ı mâlardır. Her birinde gemi serenlerinden çıkrıklar yapılup kovalarıyla sular çekilüp isti‘mâl olundu, ammâ mâ-tekaddem Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis Eğre gazâsına giderken yine bu menzilde kuyular kazdırmış, ammâ zamân mürûr etmek ile cümleden 59b kuyular hâr [u] hâşâk, rimâl [ü] türâb ile leb-ber-leb olup mu‘attal kalmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59a–59b ·
metinde göster ·