… mâbeynlerine niçe kerre yüz bin şecere-i müsmirâtın envâ‘ın diküp bir murgzâr-ı
lâle
ızâr cân fezâ bâğçe oldu kim ilâ hâze'l-ân ravza-i bâğ-ı cinândan nişân verir.
Ve kilar-ı hâssa-i bîrûn ve kilar-ı hâssa-i enderûn ve kilar-ı terekeciyân-ı bîrûn bu tahrîr olunan âsâr-ı gûnâ-gûnun cânib-i erba‘asına İremezâtü'l-imâd misilli bir bâğ-ı İrem inşâ edüp yigirmi bin serv [ü] çınâr ve bîd-i sernigûn ve ar‘ar ve sanavber ve şimşâd misilli nahl-i nevresleri tertîb üzre diküp mâbeynlerine niçe kerre yüz bin şecere-i müsmirâtın envâ‘ın diküp bir murgzâr-ı lâle ızâr cân fezâ bâğçe oldu kim ilâ hâze'l-ân ravza-i bâğ-ı cinândan nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32a ·
metinde göster ·
… ızıl tâciyle şâhîler gibi / Çaldı sûsen tîğını Sünnî sipâhîler gibi / Râfızîdir
lâle
tâcın bâde ver Yârap deyü / Yâsemenler Hakka yüz tutmuş ilâhîler gibi / Ey Nihâ …
Lâleler çıkdı kızıl tâciyle şâhîler gibiÇaldı sûsen tîğını Sünnî sipâhîler gibiRâfızîdir lâle tâcın bâde ver Yârap deyüYâsemenler Hakka yüz tutmuş ilâhîler gibiEy Nihânî çâr-yârî sev Muhammed aşkınaBâyezîdî meşreb ol olma tebâhîler gibi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 101b ·
metinde göster ·
… dir dir ditrer. Ve meş‘aleleri içre gûnâ-gûn şükûfelerden sünbül ve erguvân ve
lâle
ve reyhân doldurup meş‘al sapların atlaslarla sarup mahmil-i şerîfin ardı sıra …
Bu tâ’ife dahi pür-silâh olup sefere me’mûr cemî‘i vüzerâ ve a‘yânın meş‘alcileri cem‘ olup ellerinde def u kudüm [ve] makrafalara turralar urup ale'l-umûm "Allâh yansuru's-sultân" deyüp feryâd etdiklerinde zemîn u âsumân dir dir ditrer. Ve meş‘aleleri içre gûnâ-gûn şükûfelerden sünbül ve erguvân ve lâle ve reyhân doldurup meş‘al sapların atlaslarla sarup mahmil-i şerîfin ardı sıra sadâ-yı Allâh Allâh ile bu kadar bin âdem ubûr etdikde el-azametullâh kimin cânı var kim vâlih [ü] hayrân olmayup ağlamaya, bu tarîk ile meş‘aleciyân kümesi dahi ubûr ederler. Andan ekmekcibaşı önü sıra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 161b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû ale's-sabah yine dâbbelere süvâr olup yine kıble cânibine baş yukaru
lâle
ve sünbül ve reyhân ve gül [ü] gülistânlı ve tutyâ ezhârlı ve gûnâ-gûn şükûfele …
Ba‘dehû ale's-sabah yine dâbbelere süvâr olup yine kıble cânibine baş yukaru lâle ve sünbül ve reyhân ve gül [ü] gülistânlı ve tutyâ ezhârlı ve gûnâ-gûn şükûfeler ile zeyn olmuş dağlar içre güzer etdikçe zerrîn ve reyhânın râyiha-i tayyibesinden dimâğlarımız mu‘attar olup âb-ı hayâtlar nûş ederek üç sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… ahv olup çeşmi rûşen olur. Yüz, yüz elli hâneli sünbül ve müşk-i Rûmîsi olur ve
lâle
ve zerrîni ve nilüfer ve şakâyıkı ve tırfîl ve zâteri ve na‘nâsının râyiha-i ho …
Evsâf-ı Eğerlidağ: Erzurûm'un cânib-i kıblesinde nısf sâ‘at ba‘îd bir kûh-ı bülenddir. Eğer misâl olduğundan elsine-i nâsda Eğerlidağ derler. Zîrâ zirve-i a‘lâsı iki çatal dağdır. Kal‘a-i Hınıs'a ve Malazgird'e ve Bingöl yaylasına andan gider. Bu dağda cemî‘î hukemâ edviyeleri olur. Şükûfe-i tûtyâ râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Ve dahi yernebas ve ışkın ve südlüce ve cacıh ve kıjı ve tere ve râvend ve cedvâr ve yabrûhu's-sanem ve şâhtere ve niçe bin gûne 289a edviyeler bu dağda mevcûddur. Niçe kehhâller bu dağa gelüp tûtyâ cem‘ edüp kırk elli sene alîl olmuş âdemin gözüne mil ile çeküp cemî‘î buhâr ve perde mahv olup çeşmi rûşen olur. Yüz, yüz elli hâneli sünbül ve müşk-i Rûmîsi olur ve lâle ve zerrîni ve nilüfer ve şakâyıkı ve tırfîl ve zâteri ve na‘nâsının râyiha-i hoş-bûsu âdeme hayât verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b–289a ·
metinde göster ·
… bir tarafına iki bin adımda çıkup ol cebelin zirve-i a‘lâsında bir çemenzâr ve
lâle
-‘ızâr ve müşk-bûlu bir fezâda bi-emrillahi Te‘âlâ bir başlı bir ejdehâ kara taş …
İbret-nümâ-yı sü‘bân-ı azîm: Yine bu Eğerlidağ'ın dâmeninde Hazret-i Resûl-i Ekrem'in alemdârı Abdurrahmân Gâzî medfûndur. Anın tekyesinin kıblesi tarafına yokuş yukarı Eğerlidağ'ı bir tarafına iki bin adımda çıkup ol cebelin zirve-i a‘lâsında bir çemenzâr ve lâle-‘ızâr ve müşk-bûlu bir fezâda bi-emrillahi Te‘âlâ bir başlı bir ejdehâ kara taş olmuşdur. Başından kuyruğuna varınca yedi yüz yetmiş adımdır. Başı Erzurûm sahrâsına nâzır, kuyruğu Malazgird kal‘ası yoluna vâki‘ olmuşdur. Paşa sarâyından dağları kar bürüdükde yahşi görünür. Vücûdunun cüsse-i arzı iki yüz adımdır. Dörd ayağı vardır. Her bir pây-ı haceri onar adım kalındır, kuyruğu minâre kalınlığıdır. Sultân Selîm-i Evvel asrına dek bu ejdehâ dörd ayağ üzre durup ağzını cânib-i şimâle açup durur imiş. Ol zamân bir zelzele-i azîm olup zelzeleden ejdehâ münhedim olup pâre pâre çemenzâr üzre olup yatar. Hatta kubbe-misâl kellesinin haceri iki şakk olup gözünün bir bebeği kellesinden çıkup cânib-i kıbleye, Malazgird yoluna galtân olup küçük hammâm kubbesi kadar müdevver ve mücellâ ve muşa‘şa olup yatar. Gûyâ çarhdan çıkma bir müdevver ayn-ı sü‘bândır. Ammâ sol gözünün bebeği yine kellesinde durur. Hikmet-i Hudâ bu sü‘bânın hacerleri kar yağdıkda kara siyâh katrân gibi taşı gâyet ayân u beyân temâşâ olunur. Zîrâ kar yağdıkda bu ejder taşları üzre aslâ kar karâr etmeyüp mahv oldukda cânib-i erba‘ası beyâz kar ortasında siyâh taşdan başı ve ağzı ve burnu ve dili ve kulakları ve dörd ayakları ve endam-ı vücûdu ve kuyruğu ayân u beyân nümâyândır. Hikmet bu kim şiddet-i şitâda kara taşı âteş gibi ıssı olup alev ber-alev buhârı zâhir olur. Ammâ temmûzda buz pâre olup misk yılanı râyihası-misâl bir hoş-bûsu şemm olunur. Acîb u garîb sırr-ı Hudâdır. Taş olması sebebi oldur kim kaçan Risâlet-penâh Dâr-ı bâkîye intikâl etdiklerinde alemdârı böyle bir Resûl-i Kevneyn'den cüdâ düşdüm deyü terk-i yâr-ı gâr [u] ashâb-ı güzîn edüp bu Erzurûm dağında bir gâr içre bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘at u ibâdet ile geçirirken bir sabâh savma‘asından çıkup görse dağdan bir büyük 289b ejdehâ ra‘d-vâr gürleyüp gelir. Hemân dem şeyh "Kıf yâ sü‘bân, kabr-i râhdır. Bi-emrillah ejder lisân-ı hâl ile "Erzurûm halkı yiyüp Van deryâsı kenarında Sübhân dağı gârlarında yavrularım vardır, anlara nafaka götürsem gerek" deyince hemân şeyh "Üskün bi-iznillahi misli'l-hacer ve imsek yâ cibâle Sübhân zürriyete sü‘bân" deyü gazâb-âlûd olup emr edince bi-emrillah bu ejder taş olur ve Van deryâsı kenarındaki Sübhân dağında ejderin evlâdları habs olup kâhîce niçe kerre zâhir olduğu inşallah mahalliyle tahrir olunur. Bir sırr-ı İlâhî ejderhâdır kim Erzurûm halkının ma‘lûmlarıdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a–289b ·
metinde göster ·
… îye hayâ verir. Ol hadîka-i ravza-i pür-envâr-ı rıdvânda menbût olan benefşe ve
lâle
ve erguvânın râyiha-i tayyibesi cemâ‘atin dimâğın mu‘attar eder. Ve cânibi vakf …
Mihrâb önündeki bâğ-ı İreminin içinde mesken edinen mürg-ı hoş-elhânın savt-ı hazînleri cemâ‘at-i musallîye hayâ verir. Ol hadîka-i ravza-i pür-envâr-ı rıdvânda menbût olan benefşe ve lâle ve erguvânın râyiha-i tayyibesi cemâ‘atin dimâğın mu‘attar eder. Ve cânibi vakfdan câmi‘-i şerîfin nâzırı olan mütevellîsi gül [ü] sünbül ve nesrin ü zanbakun mevsiminde cümle sâflar mâbeynin niçe yüz aded hokkaları mezkûr şükûfeler ile derûn-ı câmi‘-i pür-envârı tezyîn edüp câmi‘-i nûr iken derûn [u] bîrûnu pür-nûr olup müşk-bû olur. Ve kıble kapunun atebe-i ulyâsı üzre 152a celî hatt-ı Müsta‘sımî ile mastûr olan târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151b–152a ·
metinde göster ·
… e şehrinde olan şükûfe ve ezhâriyyât makûlesinden gül ü sünbül ü müşk-i Rûmî ve
lâle
ü benefşe ve sünbül-i Hıtâyî ve reyhân u yâsemen ve erguvân ü zerrîn ve nerkis …
Ammâ bu Edirne şehrinde olan şükûfe ve ezhâriyyât makûlesinden gül ü sünbül ü müşk-i Rûmî ve lâle ü benefşe ve sünbül-i Hıtâyî ve reyhân u yâsemen ve erguvân ü zerrîn ve nerkis ü zanbak ve nesrîn ü şebboy ve şakâyık [u] karanfil ve bunların emsâli niçe bin elvân müşk-bû şükûfeler ile bezeyistân olmuş bir gaytândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 161a ·
metinde göster ·
… nu ve müşk-i rûmî ve yâsemen ve gül-i nesrîn ve şebboy [ü] karanfil ve reyhân u
lâle
ve benefşe ü erguvân u şakâyık-ı nu‘mân ve nergis [ü] sünbül ve buhûr-ı meryem …
Ve mevsim-i bahârda şükûfe kısmından sîm u zerrîn ve nebâtî ve deveboynu ve müşk-i rûmî ve yâsemen ve gül-i nesrîn ve şebboy [ü] karanfil ve reyhân u lâle ve benefşe ü erguvân u şakâyık-ı nu‘mân ve nergis [ü] sünbül ve buhûr-ı meryem ü za‘afrân misilli şükûfeleri hastalara verüp râyiha-i tayyibesinden şifâ bulurlar. Deli birâderlere bu şükûfeleri verince kimin yerler kimin pâymâl ederler, sehel âkılları şemm ederler. Ve ba‘zı deli birâderler pencerelerden taşra olan eşcâr-ı müsmirrâta ve âbdâr meyve-i gûnâ-gûna nazar edüp "Ah ha ha hil hop pa po he pi poh" deyüp çemenzâr temâşâsın ederler. Bâ-husûs bahâr faslında dîvâne birâderlerimizin zencîr kırdıkları mahalde şehr-i Edirne'nin cümle dilberânları cavk cavk u remma remma bîmârhâneye gelüp dîvânelerini seyrâna gelüp ol mahâl kân-ı şifâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 165b ·
metinde göster ·
… ve karanfil ve fül ve zanbak ve süsen ve nerkis ve buhûr-ı meryem ve yâsemen ve
lâle
ve gülhatmi ve bunun emsâli niçe bin şükûfeler var kim tarla tarla zemîni tarh …
Ve bu bâğda olan tarla tarla gül ü sünbül ü reyhân ve benefşe ve erguvan ve zerrîn ve nebâtî ve deveboynu ve kâfûrî ve şakâyık ve müşk-i rumî ve karanfil ve fül ve zanbak ve süsen ve nerkis ve buhûr-ı meryem ve yâsemen ve lâle ve gülhatmi ve bunun emsâli niçe bin şükûfeler var kim tarla tarla zemîni tarh edüp hoş-bû-yı zerrînden ve gayrı ezhârdan âdemin dimâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b ·
metinde göster ·
… ün yevm-i âşûrada fezâ-yı Dergezîn hûn-ı insân ile rengîn olup zemîn-i Dergezîn
lâle
reng olurdu. Ve cemî‘i âşıkân-ı sâdıkânın dâğları üzre dâğ dâğ oldu. Ve her bir …
Netîce-i kelâm ol gün yevm-i âşûrada fezâ-yı Dergezîn hûn-ı insân ile rengîn olup zemîn-i Dergezîn lâle reng olurdu. Ve cemî‘i âşıkân-ı sâdıkânın dâğları üzre dâğ dâğ oldu. Ve her birinin sîne ve bâzûlarından ahmergûn hûnlar revân oldu. Ve bu hay hûdan sonra cümle muhibbân-ı dûstân kanların revân ederek bir tevhîd-i sultânî etmişlerdir kim cümlesi mest [ü] hayrân oldu. Ba‘de't-tevhîd meydân-ı muhabbete deste-hânlar gelüp niçe bin sahûn mümessek âşûralar ve ta‘âm-ı hûşek pilav u muza‘fer pilav-ı dûzde büryânlar geldiler ve cümle mahlûk-ı Hudâ tenâvül etdiler. Ve bu sahrâda ol gün niçe bin yerde âşûra ve sâ’ir ni‘met-i nefîseler tenâvül olunup ba‘de'l-asr şehr-i Dergezîn'e gitdiler. Bu dahi bir gûne bir mesîregâh idi kim vâcibü's-seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 313a ·
metinde göster ·
… me urup atlar rehâ bularak âdemleri depüp ısırarak kâfirlerin kellelerine oklar
lâle
gibi konarak derûn-ı taburda bir gırîv ü feryâd kopup Leh küffârı dahi yedi kol …
Hân bu hâli görüp "Min indillâh hayırlısı ola" deyüp Hân'ın iç ağaları hakîr ile feth-i şerîfe müdâvemetde iken cümle cüyûş-ı muvahhidîn atbaşı berâber taburun top altına karîb varıldıkda yüz bin Tatar yaylarının çilelerine ikişer üçer tabur okları gezleyüp şast ber-kabza çeküp tabura doğru şastlara küşâd verdiklerinde iki kerre yüz bin ok bârân-ı la‘net gibi tabur içre yağup niçe bin oklar üryân atlara güzer etdikde atlar âdemler[e] depme urup atlar rehâ bularak âdemleri depüp ısırarak kâfirlerin kellelerine oklar lâle gibi konarak derûn-ı taburda bir gırîv ü feryâd kopup Leh küffârı dahi yedi koldan tabur içine balyemez top-ı kûbları urarak bize imdâda gelen Kazak dahi tabur içre kurşumu yağdırarak bir hâl-i pürmelâl olup hemân derûn-ı taburdan sene 1067 Zilhicce'sinin yigirmi üçüncü günü tabur içinden Macar-ı küffâr-ı füccâr cenge âhenk edüp bir yaylım kurşum ve bir yaylım top atup tarafeynden üç sâ‘at ceng-i azîm olup bârûd-ı siyâhın dumanından göz gözü seçemez olup taşradan sadâ-yı "Allâh Allâh" ile ceng-i harbî-i Efrâsiyâblar ve tabur içinden "Yajuj Yajuj" sadâsıyla nâkûs ve torompete boruları sadâsı evce peyveste olup bu arada niçe bin cân ecel câmın nûş etdikde bir kerre hemân Tatar askeri evvel taşra amân ile çıkan kralzâdeleri kayd [u] bend ile alup taburdan gerüye yan verince taburdan küffâr bu hâli görüp hemân ölüsü dirisine binüp 44a taburdan cümle balyemez toplarıyla "Yajuj Yajuj" diyerek Tatarın ardı sıra kovarak sahrâ-yı (---) çıkdıkda gerüden Kazak ve Leh askeri tarfetü'l-ayn içre tabura koyulup ganîmete başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 43b–44a ·
metinde göster ·
… ânî önü hûn-ı benî Âdem'le tâ bu mertebe oldu kim birkaç günden cemî‘i çemenzâr
lâle
erguvân-vâr humret üzre olup hûn-ı benî Âdem koyun kanarasında akar gibi cereyâ …
Ve celâlîlerin müte‘addid kimesnelerinden olanları i‘zâzen otak-ı nüh-tak içinde huzûrunda söylede söylede perrân-ı kelle etdirüp niçe kerre pâdişâhın üzerine kan sıçrayup hûnkârlığı icrâ ederdi. Serâperde-i Süleymânî önü hûn-ı benî Âdem'le tâ bu mertebe oldu kim birkaç günden cemî‘i çemenzâr lâle erguvân-vâr humret üzre olup hûn-ı benî Âdem koyun kanarasında akar gibi cereyân-ı seyl-i revân olduğundan bir müte‘affin bed râyiha hâsıl olup cümle hayme vü hargâhlarında sâkin olan erbâb-ı dîvânlar muztarib olduklarından mâ‘adâ bilâ-had ü lâ-add sinekler hûn-ı insân üzre megesler meks edüp hûn-âlûd oldukda haymelerde âsâyiş edenlerin üzerlerine sinekler konup herkesin esvâbı ve destârı münakkaş-ı hûn olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 80a ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Karaağaç. Abelyond nâhiyesinde bâğlı ve bâğçeli ve çemenzâr ve
lâle
ızâr fezâlı ma‘mûr u âbâdân köydür kim gûyâ kasaba-misâl bin aded evleri cümle …
Menzil-i karye-i Karaağaç. Abelyond nâhiyesinde bâğlı ve bâğçeli ve çemenzâr ve lâle ızâr fezâlı ma‘mûr u âbâdân köydür kim gûyâ kasaba-misâl bin aded evleri cümle kırmızı kiremit ile mestûrdur ve hâkimi (---) . Andan
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 85b ·
metinde göster ·
… 174b⟧ bir hadeng urup kal‘a kapusu eşiğinde kellesi galtân olup kellesindeki ok
lâle
gibi nişân kalup cân ber-cehennem gider.
Ammâ kal‘a beği olan Zirniski Mikloş nâm ban-ı benâm "Bu hâli görmekden ise ölmek yeğdir" {deyü} cümle esbâb-ı ihtişâmın geyüp yürüyüş eden guzâta hücûm edince hemân bir mübârizân-ı bahâdırân koluna kuvvet bu kâfir banına bir şehbâz yiğit göğsüne bir kurşum urup bir gâzî dahi kellesine 174b bir hadeng urup kal‘a kapusu eşiğinde kellesi galtân olup kellesindeki ok lâle gibi nişân kalup cân ber-cehennem gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 174a–174b ·
metinde göster ·
… aller boğazlarına zî-kıymet münakkaş yağlıklar bağlayup ve meş‘allerin içlerine
lâle
ve sünbül ve benefşe ve erguvânlar ve gül ü ful ü reyhânlar zeyn edüp âdâb üzre …
Cümleden evvel tâ’ife-i akkâmân ve cümle meş‘alciyân meş‘allerinin saplarına gûnâ-gûn atlaslar sarup ve meş‘aller boğazlarına zî-kıymet münakkaş yağlıklar bağlayup ve meş‘allerin içlerine lâle ve sünbül ve benefşe ve erguvânlar ve gül ü ful ü reyhânlar zeyn edüp âdâb üzre illâ yansuru's-sultân deyerek ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54a ·
metinde göster ·
… bül ve benefşe ve müşk-i rûmî ve nergis ve reyhân ve ful ve şakâyık-ı nu‘mân ve
lâle
ve zerrîn kadehin gûnâ-gûnlarının râyiha-i tayyibelerinden âdemin demâğı mu‘att …
Hattâ bahâr mevsiminde bu kûh-ı bâlânın zirve-i a‘lâsına çıkan âdemin demâğı rûh-ı tutyâ ve sünbül ve benefşe ve müşk-i rûmî ve nergis ve reyhân ve ful ve şakâyık-ı nu‘mân ve lâle ve zerrîn kadehin gûnâ-gûnlarının râyiha-i tayyibelerinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ve zamân-ı kadîmde cemî‘i dünyânın etıbbâ ve hukemâ-yı hâzıkları bu Atina şehrini mesken edinmelerinin aslı bu kûh-ı bâlânın edviyeleri içindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 254b ·
metinde göster ·
"Ey vay dirîğ böyle bir kal‘a vîrân ola ve böyle bir mahsûldâr fezâ-yı
lâle
-‘izâr tehî yata" deyüp asker-i İslâm ile kal‘a içre girüp ezân-ı Muhammedîler o …
"Ey vay dirîğ böyle bir kal‘a vîrân ola ve böyle bir mahsûldâr fezâ-yı lâle-‘izâr tehî yata" deyüp asker-i İslâm ile kal‘a içre girüp ezân-ı Muhammedîler okuyup ma‘mûr olmasın fermân eyleyüp bizzât kendüler el açup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321a ·
metinde göster ·
ve zerrîn ve nergis meğer Erzurûm diyârında Bingöl yaylasında ve kûh-ı Bîsütûn' …
Bu yaylada olan sünbül ve misk-i Rûmî ve lâle ve zerrîn ve nergis meğer Erzurûm diyârında Bingöl yaylasında ve kûh-ı Bîsütûn'da ve kûh-ı Demâvend ve kûh-ı Erciş'de ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 371b ·
metinde göster ·
… alle-i Gökçemen ve mahalle-i Böğürcük ve mahalle-i Şaraküsdü ve Orta mahalle ve
Lâle
mahallesi ve Ahi Erbasan mahallesi ve Ahi Mustafâ mahallesi ve mahalle-i Kâncık …
Ve aşağı varoş-ı azîm cümle 34 mahalledir. Evvelâ mahalle-i Sarây ve mahalle-i Gökçemen ve mahalle-i Böğürcük ve mahalle-i Şaraküsdü ve Orta mahalle ve Lâle mahallesi ve Ahi Erbasan mahallesi ve Ahi Mustafâ mahallesi ve mahalle-i Kâncık ve mahalle-i Börekçiler ve Sultânbâğı mahallesi ve mahalle-i Bezciler ve Efendi yolu mahallesi ve Kadı Şeyh mahallesi ve Cemâleddîn mahallesi ve Çukur mahalle ve Analıca mahallesi ve Balıklı mahallesi ve Buladın mahallesi ve Servi mahallesi ve Meydân mahallesi ve Hacı İbrâhîm mahallesi ve İsak Fakı ya‘nî İshâk Fakîh mahallesi ve Ma‘rûf mahallesi ve Dibik (?) mahallesi ve Hüseyin Paşa mahallesi ve Yeni mahalle ve Çerçi Süleymân mahallesi ve Ahi Evran mahallesi ve Mûmcular mahallesi ve Ahi İzzeddîn mahallesi ve Pîrler mahallesi ve câ-be-câ kefereler mahallesi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y10a ·
metinde göster ·
… ahi şîrîn ve hoşbûy ahmergûn ve müdevverü'ş-şekl ü katîfe-misâl havlı bir la‘lî
lâle
.}
Hakîkatü'l-hâl acâ’ib uzun sûsen şükûfeleri olur kim râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. {Ve lâlesi memdûh-ı âlemdir. Soğanın Rûm'a hedâyâ götürürler. Şükûfe bî-râyiha iken mücerred hüsn-i eşkâli ve mahbûb nümâyişi olduğıyçün mergûbdur. Rûm'un zurefâlarından Balatlı Solak ve Çelebi Cüce bir Ma‘nisa soğanın on guruşa almışlardır. Gerçi Monlâ Çelebi lâlesi gibi serâmed olmaz ammâ dahi şîrîn ve hoşbûy ahmergûn ve müdevverü'ş-şekl ü katîfe-misâl havlı bir la‘lî lâle.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y33a ·
metinde göster ·
… konak yere tâ Ayn-ı Tüccâr'a ve Kâkûn ve Leccûn'a varınca Heyhât-misâl çemenzâr
lâle
ve erguvân bahâr ile mahsûldâr bir dâr-ı diyârdır kim her sene kırk elli bin Tü …
Ve âb-ı hevâsının letâfetinden bâğ u bâğçesi firâvândır. Ve engûrü Halîlü'r-rahmân inebine müşâbihdir. Ve şehrinin yıldız cânibi iki konak yere tâ Ayn-ı Tüccâr'a ve Kâkûn ve Leccûn'a varınca Heyhât-misâl çemenzâr lâle ve erguvân bahâr ile mahsûldâr bir dâr-ı diyârdır kim her sene kırk elli bin Türkmân sehillenüp mihmân olurlar. Bu şehrin cânib-i şarkîsinde iki sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y235a ·
metinde göster ·
… t sarf etmişdir kim gûyâ kâr-ı Hazret-i Dâvûd'dur. Her tarafında hurde hadîdden
lâle
ve sünbül ü reyhân ve gül [ü] erguvân tasvîr etmişdir. Ancak râyihasın edememiş …
Ve bu kubbe-i şerîfin cânib-i erba‘asındaki on tokuz tâkların mâbeynleri dâ’iren-mâdâr âdem parmağı sığmaz musanna‘ demir kafes şebekeleridir kim üstâd-ı âhenkâr-ı hurdekâr eyle san‘at sarf etmişdir kim gûyâ kâr-ı Hazret-i Dâvûd'dur. Her tarafında hurde hadîdden lâle ve sünbül ü reyhân ve gül [ü] erguvân tasvîr etmişdir. Ancak râyihasın edememiş. Ammâ bunda olan râyiha-i tayyibe râyiha-i Resûlullâh'dır kim şemm eden uşşâkın demâğı mu‘attar olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y286b ·
metinde göster ·
… kınayî ve sadef ve şebbûy ve nergis ve marsama ve hınnâ ve zanbak ve sünbül ve
lâle
ve müşk-i rûmî ve akgül ve kargı —henüz zuhûr etdi— ve şakâyık ve zerrîn ve dev …
İbtidâ Mısır'da binâ olunan bâğçe Eski Mısır mukâbilinde cezîre-i Ravza'dır, lisân-ı Arabîde bâğçeye derler. Andan sonra niçe bin gaytânlar ma‘mûr olup ba‘dehu karîbü'l-ahd Topatan bâğı bâğ-ı İremezât imiş. Andan Y 241a niçe bakçeler dahi amâr olup hâlâ anlarda gül [ü] gülistânları ve reyhân ve bülbül-i destân firâvândır. Gülünden mâ-i gülâb hâsıl olur kim âdemin demâğı mu‘attar olur. Ve karanfîl ve benefşe ve yâsemen ve fûl-i katmer ve reyhân-ı katmer ve reyhân-ı geysûdâr ve reyhân-ı mekkî ve reyhân-ı yemenî ve reyhân-ı kınayî ve sadef ve şebbûy ve nergis ve marsama ve hınnâ ve zanbak ve sünbül ve lâle ve müşk-i rûmî ve akgül ve kargı —henüz zuhûr etdi— ve şakâyık ve zerrîn ve deve boynu ve buhûr-ı Meryem ve sevsen ve amberbûy. Q 248bP 245b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y240b–Y241a ·
metinde göster ·
… hibi Koca Halîl Ağa ve şeyhü'l-harem Dâvûd Ağa ve Tercümân Acem Mehemmed Ağa ve
Lâle
Yâkût Ağa.
Ve Selîm Efendi ve Bekir Efendi ve Deli Hüseyin Efendi ve Receb Efendi ve Karakapucuzâde Abdullâh Efendi ve pederi Karakapucu Ağa ve Rûznâmeci Abdurrahmân Efendi ve Eytâm kâtibi İbrâhîm Efendi ve Erzâk kâtibi Ömer Efendi ve Çavuşlar kâtibi Hüseyin Çavuşzâde Çelebi Efendi ve Köy dellâlı Ahmed Çelebi ve Azebler ağası Hasan Ağa ve Müteferrikabaşı şa‘bân Ağa ve Tercümânbaşı Yûsuf Ağa ve Azebler kethudâsı Ahmed Ağa ve Nakîb çavuşu Seyyid Hanefî ve Koca Hüseyin Çavuş ve Mirzâ Kâşif ve Musâhib-i şehriyârî Hâdım Mes‘ûd Ağa ve Abdülhalîm Ağa ve Nezîr Ağa ve Abbâs Ağa ve Hazînedâr şâhîn Ahmed Ağa ve Hoca Sâlih Ağa ve Beşîr Ağa ve Abdurrahmân Ağa ve Sultân Murâd musâhibi Koca Halîl Ağa ve şeyhü'l-harem Dâvûd Ağa ve Tercümân Acem Mehemmed Ağa ve Lâle Yâkût Ağa.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y251a ·
metinde göster ·