… eret etdi. {Ol zamândan beri Macar diyârları ve Sirem ve Semendire sahrâları ve
Leh
ve Çeh ve Kırım ve Kamerü'l-kum ve Deşt-i Kıpçağ ve Heyhât vâdîleri deryâdan kü …
Ammâ ol asırda Karadeniz ile Akdeniz mâbeyninde niçe bin kurâ ve kasâbâtlar ve şehr-i mu‘azzamlar var idi. İslâmbol'un Sarâyburnu ile Üsküdar mabeyninde şehr-i Makdonya var idi. Yedi yüz germ-âbe ılıcalı bir şehr-i azîm idi. Gark-ı âb olup İskender-i Kübrâ bu takrîb ile Kaydefâ'dan intikâm alup Sarâyburnu'nda Makdonya şehrin ta‘mîr etmeğe mübâşeret etdi. {Ol zamândan beri Macar diyârları ve Sirem ve Semendire sahrâları ve Leh ve Çeh ve Kırım ve Kamerü'l-kum ve Deşt-i Kıpçağ ve Heyhât vâdîleri deryâdan küşâde olup mesken [ü] me’vâ İremezâtü'l-imâd misillü ferah-fezâ yerler olup benî âdem ve gayrı hayvânât içün kân-ı giyâhât [ve] mezâri‘ât yerleri oldu}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 9b ·
metinde göster ·
Gülâbî Ağa'nın Ayasofya câmi‘i içinde Kırklar makâmı nâm yerde sergüzeşt [ü] se …
Merhûm [u] mağfûrun leh Gülâbî Ağa'nın Ayasofya câmi‘i içinde Kırklar makâmı nâm yerde sergüzeşt [ü] serencâmın bizzât kendilerden istimâ‘ edüp münâsebetiyle bu mahalle kayd olundu. El-uhdetü ale'r-râvî. Hadîs: Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38b ·
metinde göster ·
… olup Silisre eyâleti ihsân olunup deryâ-misâl asker ile Kamaniçse câniblerinde
Leh
diyârından firâvân mâl-ı ganâyim ile Abaza Paşa Kamaniçse'den bî-feth avdet edü …
Ve andan ma‘zûl olup Silisre eyâleti ihsân olunup deryâ-misâl asker ile Kamaniçse câniblerinde Leh diyârından firâvân mâl-ı ganâyim ile Abaza Paşa Kamaniçse'den bî-feth avdet edüp Silisre'ye 66b gelüp andan dahi ma‘zûl olup Âsitâne-i Sa‘âdet'de musâhib-i şehriyârî olup cümleden ziyâde takarrüb bulmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66a–66b ·
metinde göster ·
… ve re‘âyâ ve berâyâya ve celâlî ve cemâlîlere vâveylâ salup Venedik ve Nemse ve
Leh
ve Çeh [ve] Rûs ve Maskov diyârların harâb [ü] yebâb edüp Yûsuf-sıfat bir pâdiş …
Ve vech-i şerîfi vecîhü'l-manzar idi. Açık kaşlı ve ala gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü idi. Ve şekl [ü] şemâyilde ve güftâr [u] reftârda gûyâ bir sâhib-kırân idi. Hakkâ ki yine şân-ı şerîfleriyçün cemî‘i ilm-i nücûmda ve ilm-i cifrde İbrâhîm Hân oğlu Yûsuf nâm bir pâdişâh olup hüsn-i Yûsuf-misâl olup kırân sâhibi olup şarka ve garba velvele salup cümle kâfiristâna ve re‘âyâ ve berâyâya ve celâlî ve cemâlîlere vâveylâ salup Venedik ve Nemse ve Leh ve Çeh [ve] Rûs ve Maskov diyârların harâb [ü] yebâb edüp Yûsuf-sıfat bir pâdişâh-ı gayyûr ola deyü cümle ceffârlar böyle istihrâc edüp tahrîr etmişler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 79a ·
metinde göster ·
"Harâc-güzârınız olayım bu Rakofçi'yi üzerimizden def‘ eylen" deyü küçük elçi ile hedâyâları gelüp Tatar Hân Mehemmed Geray Hân'ı ve Özi eyâletiyle ve aşağı dörd bölük sipâhiyle Melek Ahmed Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzam edüp Bender nâm kal‘aya Melek Paşa ağır asker ve cebehâne ile sefere varınca zamân ubûr edüp Tatar Hân mukaddem târîh ile Leh diyârında (---) kal‘a sahrâsında Rakofçi taburun Mehemmed Geray Hân komayup on yedi kıralzâde Tatar Hân'a rehne çıkup küffâr yine Erdel vilâyetine ric‘at üzre iken bir yerden cümle Tatar-ı adû-şikâr "Cılu cılu" deyüp ân-ı sâ‘atde taburu münhezim edüp Rakofçi la‘în üç yüz mikdârı küffâr-ı hâksâr ile Seykel dağlarına firâr edüp kırk bin kâfir tîr-i belâdan ve seyf-i anâdan geçüp yetmiş bin küffâr ve on yedi kıralzâde ve Rakofçi vezîri Kemen Yanoş dahi esîr olup cümle asker-i Tatar Orhay altında Melek Ahmed Paşa ordusuna dâhil olup iki deryâ-misâl asker-i bî-pâyân Akkirman altına sâlimîn ü gânimîn vâsıl oldukları gazâya târîhdir. Târîh:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 84a ·
metinde göster ·
vilâyetine andan Krakov vilâyetine kâmil üç buçuk senede bu yedi kıral kâfirist …
Ve gelen gark olup sahrânın ma‘reke mahallinde kalanlar ceng-i Alî ede ede cümle şehîd olup sadrıa‘zam yine metânet eyleyüp ol gün ol gece sâbit-kadem eyleyüp ertesi gün cümle balyemez toplar ve cebehâneler ile (---) günde kal‘a-i Ustolni-Belgrad altına andan Üstürgon'a ve andan tekrâr kal‘a-i Uyvar'a varup sene (---) târîhinde Nemse çâsârı sulha rağbet edüp sadrıa‘zam cümle asâkir-i İslâm ile Belgrad'da meştâ verilüp küffâr-ı Nemse'den elçiler gelüp Âl-i Osmân tarafından Elçi Kara Mehemmed Paşa Rûmeli pâyesiyle Nemse çâsârına teveccüh etdikde bu hakîri devlet tarafından fermân-ı şerîf ile ta‘yîn edüp kat‘-ı menâzil ederek Nemse çâsârına anda sulh [u] salâh mün‘akid olup hakîr çâsârın papinta hattıyla Alman diyârına andan Donkarkız vilâyetine andan Danimarka vilâyetine andan Felemenk vilâyetinde Amıstırdam'a andan İsfeç vilâyetine andan Çeh vilâyetine andan Leh vilâyetine andan Krakov vilâyetine kâmil üç buçuk senede bu yedi kıral kâfiristânda pâdişâh-ı vakt-misâl Cenâb-ı Allâh'ın mülkünü seyr [ü] temâşâ edüp Rabbü'l-âlemîn böyle müyesser etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 86b ·
metinde göster ·
İcmâl-i fütûhât-ı sefer-i hümâyûn kal‘a-i Kamaniçse: Be-vilâyet-i Leh azîmet-i pâdişâh-ı âlîşân bâ-asâkir-i nusret-nişân sene (---) fî (---)(---) Bâ-re’y [ü] tedbîr-i Serdâr Ahmed Paşa ve Sadrıa‘zam Ahmed Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87a ·
metinde göster ·
memleketinde değil belki cümle kâfiristânda yed-i kudret kayası üzre böyle bir …
Leh memleketinde değil belki cümle kâfiristânda yed-i kudret kayası üzre böyle bir Kahkahâ-yı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i gevher-nigîn yokdur. Asâkir-i deryâ-misâl rûz-ı rûşende alâ mele’i'n-nâs kal‘ayı cümle cüyûş-ı ünâs muhâsara edüp (---) günde cebren ve kahren vere ile feth olunup içinde câmi‘-i selâtîn inşâ olup âyîn-i Muhammedî oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87a ·
metinde göster ·
… ---) (---)(---)(---)(---)(---)(---) ve niçe varoşlar mutî‘ [ü] münkâd olup
Leh
kıralı harâc-güzâr olup bizzât sa‘âdetlü pâdişâh mansûr u muzaffer taht-ı sânî …
Ve cânib-i erba‘asında işçere[z] ve kal‘a-i İlvov (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve niçe varoşlar mutî‘ [ü] münkâd olup Leh kıralı harâc-güzâr olup bizzât sa‘âdetlü pâdişâh mansûr u muzaffer taht-ı sânî Edirne cânibine azîmet eyleyüp Hacıoğlubâzârı kasabasında meştâ etdi. Ve vezîr Babadağı'nda kaldı. Târîh-i feth-i Kamaniçe:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87a ·
metinde göster ·
… âr Mehemmed Efendi'nin ihsân etdüği teberi niçe sene taşıyup elli bir târîhinde
Leh
seferine gidüp nehb ü gâret mahallinde teberi bir kapu halkasına geçirüp sâ’ir …
Hikmet-i Hudâ kırk seneye bâliğ olduğumuzda Geysûdâr Mehemmed Efendi'nin ihsân etdüği teberi niçe sene taşıyup elli bir târîhinde Leh seferine gidüp nehb ü gâret mahallinde teberi bir kapu halkasına geçirüp sâ’ir mâl-ı ganâyime tama‘kârlık ederken küffâr-ı hâksâr ale'l-gafle bizi basup uryânen birer yaldak at ile cân halâs edüp bir aylık yolu çapkun alaşalarımız ile yedi günde Kırım'a selâmetle dâhil olduk. Ammâ şeb [u] rûz,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 107b ·
metinde göster ·
ve Çeh ve Nemse ve Maskov ve Rûs ve Gürcî ve Abaza ve Çerkes'den gelen esîrleri …
Bu kârhâne Emînönü'nde büyük gümrük mukâbelesinde azîm çardakdır, senevî (---) kîse mîr[î] mâl verir iltizâmdır. Leh ve Çeh ve Nemse ve Maskov ve Rûs ve Gürcî ve Abaza ve Çerkes'den gelen esîrlerin, bu kârhânede emîn cümle gulâmların ve kızların eşkâllerin yazup esîr başına birer altun alup eline pencik kâğızı verüp andan sâhibi üsârâların fürûht eder, elinde pencik eşkâlli ve memhûrlu kâğızı olmasa satamaz ve esîrin mîrîye girift ederler. Zîrâ pencik emîninin iki yüz neferâtları böyle kâr bulmağa me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
… Dükkân beş, nefer 10, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Ancak bir ma‘den-i sun‘-i Hudâ'dır.
Leh
vilâyetinde Daniska iskelesi'nden gelir. Ammâ bu hakîr sene 1071 târîhinde merh …
Esnâf-ı civacıyân: Dükkân beş, nefer 10, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Ancak bir ma‘den-i sun‘-i Hudâ'dır. Leh vilâyetinde Daniska iskelesi'nden gelir. Ammâ bu hakîr sene 1071 târîhinde merhûm Seydî Ahmed Paşa ile Erdel Macaristânın harâc-güzâr edüp Rakofçi la‘îni katl etdüğimiz sene bu hakîr çete ve potura kovarak Nagbanya Ejder kal‘ası altında kemîngâhda yatırken bir kirechâne gördük, esîrlerimizden Macar lisânı üzre su’âl etdik. Meğer ol mahalde bir gûne beyâz göz göz olmuş değirmen taşı dağlar gibi yığılmış, anlara âteş edüp anlardan civa akup hafirlere dolup civayı köpek derisi tulumlarına korlar, gayrı yerde durmak ihtimâli yokdur, böyle bir ma‘dendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b ·
metinde göster ·
Esnâf-ı tenekeciyân: Dükkân 300, neferât 305, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Bunlar
Leh
ve Çeh ve İngilis diyârından gelme demir kalaylı teneke ve pirinc teneke satarl …
Esnâf-ı tenekeciyân: Dükkân 300, neferât 305, pîrleri nâ-ma‘lûmdur. Bunlar Leh ve Çeh ve İngilis diyârından gelme demir kalaylı teneke ve pirinc teneke satarlar. Dükkânların tenekeler ile zeyn edüp güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 188b ·
metinde göster ·
… rı ve mü’elliflerini neden bilirsiz denirse Arab u Acem'de ve İsfeç ve Nemse ve
Leh
u Çeh [ve] Donkarkız ve Danimarka ve Daniska kırallıkların geşt [ü] güzâr etdiğ …
Eğer bu abd-i hakîr-i pür-taksîr Evliyâ-yı bî-riyâ'dan su’âl olunursa bu kadar sâzları ve mü’elliflerini neden bilirsiz denirse Arab u Acem'de ve İsfeç ve Nemse ve Leh u Çeh [ve] Donkarkız ve Danimarka ve Daniska kırallıkların geşt [ü] güzâr etdiğimizde zikr olunan cümle (---) aded sâzlar ve niçe bin o kadar ziyâde gûnâ-gûn sâzlar görmüşüzdür kim inşâ’allâhu Te‘alâ seyâhat etdiğimiz kurâ ve kasabât ve şehr-i mu‘azzamları evsâflarının kitâbetine mübâşeret etdiğimizde cümle sâzlarıyla ve sâzlarının eşkâl [u] sûretleriyle tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
"Var imdi Saltık Muhammed'im Bektaş'ım, seni Rûm'a gönderüp
Leh
diyârında dalâlet-âyîn olan Sarı Saltık'ın sûretine girüp ol mel‘ûnu ve Dobruca …
"Var imdi Saltık Muhammed'im Bektaş'ım, seni Rûm'a gönderüp Leh diyârında dalâlet-âyîn olan Sarı Saltık'ın sûretine girüp ol mel‘ûnu ve Dobruca'da bir ejder böceği bu tahta kılıç ile katl edüp Makdonya ve Dobruca ve yedi kırallık yerde nâm [ü] nişân sâhibi ol" deyü Muhammed Saltık-ı Buhârî'yi Hacı Bektaş'a gönderüp ol dahi Saltık Muhammed-i Buhârî'yi Rûm'a gönderüp Dobruca kâfiristânında yetmiş nefer âşıklarıyla seyâhat edüp Keliğra mağâralarında ejderi katl edüp kırk bin kâfir ve Dobruca kıralı Pravadi kal‘asında îmâna geldiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
Andan Saltık Muhammed-i Buhârî, tebdîl-i câme olup
Leh
memleketinde Sarı Saltık nâmında papası katl eyleyüp papasın savma‘asında Sarı …
Andan Saltık Muhammed-i Buhârî, tebdîl-i câme olup Leh memleketinde Sarı Saltık nâmında papası katl eyleyüp papasın savma‘asında Sarı Saltık nâmıyla karâr edüp pes-i perdeden Leh memleketinde sâkin olan Lipka kavmi Tatarın cümle İslâm ile müşerref edüp andan Saltık-ı Buhârî, Leh diyârından hurûc edüp tâ Daniska iskelesi, kim Bahr-i Muhît kenârında bir bender-i şehr-i azîmdir, elli bir târîhinde manzûrumuz olduğu inşâ’allâh tahrîr olunur, ol şehri feth edüp Lipka Tatarı'ndan yüz elli bin ümmet-i Muhammed'i anda iskân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
memleketinde sâkin olan Lipka kavmi Tatarın cümle İslâm ile müşerref edüp andan …
Andan Saltık Muhammed-i Buhârî, tebdîl-i câme olup Leh memleketinde Sarı Saltık nâmında papası katl eyleyüp papasın savma‘asında Sarı Saltık nâmıyla karâr edüp pes-i perdeden Leh memleketinde sâkin olan Lipka kavmi Tatarın cümle İslâm ile müşerref edüp andan Saltık-ı Buhârî, Leh diyârından hurûc edüp tâ Daniska iskelesi, kim Bahr-i Muhît kenârında bir bender-i şehr-i azîmdir, elli bir târîhinde manzûrumuz olduğu inşâ’allâh tahrîr olunur, ol şehri feth edüp Lipka Tatarı'ndan yüz elli bin ümmet-i Muhammed'i anda iskân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
… n olan Lipka kavmi Tatarın cümle İslâm ile müşerref edüp andan Saltık-ı Buhârî,
Leh
diyârından hurûc edüp tâ Daniska iskelesi, kim Bahr-i Muhît kenârında bir bende …
Andan Saltık Muhammed-i Buhârî, tebdîl-i câme olup Leh memleketinde Sarı Saltık nâmında papası katl eyleyüp papasın savma‘asında Sarı Saltık nâmıyla karâr edüp pes-i perdeden Leh memleketinde sâkin olan Lipka kavmi Tatarın cümle İslâm ile müşerref edüp andan Saltık-ı Buhârî, Leh diyârından hurûc edüp tâ Daniska iskelesi, kim Bahr-i Muhît kenârında bir bender-i şehr-i azîmdir, elli bir târîhinde manzûrumuz olduğu inşâ’allâh tahrîr olunur, ol şehri feth edüp Lipka Tatarı'ndan yüz elli bin ümmet-i Muhammed'i anda iskân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212b ·
metinde göster ·
Ammâ Bursa lafzı noksandır. Ba‘dehû ılgar ile Osmân Gâzî'nin na‘şın Bursa'ya getirüp iç kal‘a'da defn etdiler, ziyâretgâh-ı azîmdir. Merhûm ve mağfûrun leh Osmân Gâzî, kable'l-cülûs babası Ertuğrul Gâzî beğliğinde yetmiş pâre şehr feth etmişdir. İbtidâ fethi Kocaili be-dest-i Akçakoca ve feth-i Yalak-âbâd kal‘ası İznik şehrine karîbdir. Ve Osmân Gâzî sâdât-ı kirâmdan Hazret-i eş-Şeyh Edebalı azizin duhter-i pâkîze-ahterin alup Orhân Gâzî ol kızdan müştakk olduğu muhakkakdır. Anınçün Âl-i Osmân, vâlideleri tarafından sâdât-ı kirâmlardandır. Ve eş-Şeyh Hazret-i Tursun Fakîh, Şeyh Edebalı'nın akrabâlarından olup Osmân Gâzî'nin ibtidâ-i cülûsu hutbesin mezkûr Tursun Fakîh tilâvet etdi. Ez-în-cânib Bursa feth-i cedîd olmağıla Kayseriyye ve Konya ve Niğde ve Aydın ve Saruhân ve Lârende ve Dârende ve Mar‘aş diyârlarından ol kadar ümmet-i Muhammed gelüp cem‘ oldu kim âdem deryâsı oldu. Ve Orhân Gâzî derya-misâl cüyûş-ı müslimîn ile cânib-i erba‘ada olan düşmanlara, şahin âşiyânından süzülür gibi süzülüp düşmanlardan intikâm alup mâl-ı ganâyim ile cemî‘î guzât-ı müslimîn muğtenim olup Bursa'yı dahi ma‘mûr u âbâdân edüp Belh [u] Buhârâ ve Horâsân diyârlarında[n] niçe yüz erenler gelüp tavattun etdiler. İlâ hâze'l-ân Bursa ma‘mûr [u] âbâdân olmadadır. Ammâ ibtidâ manzûrumuz olduğu mahalde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222b ·
metinde göster ·
… ed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve Eflâk ve Boğdan ve
Leh
ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. Anınçün hâlâ Rûm' …
Bu takdîrce sâdât-ı Horâsân'ın, Hünkâr hakkında sahîhü'n-neseb olduğuna şübheleri yokdur. Şüphe eden âsim olur, el-ıyâzen billah. Ammâ Tevârih-i Ayn-ı Âlî'de böyle tahrîr eylemiş, lâkin karîne yakındır. Ammâ künye-i ecdâdlarıyla tahrîr eylemiş. Evvelâ Seyyid Muhammed Hacı Bektâş b. Seyyid Mûsâ Nişâbûrî b. Seyyid İshak es-Sâkin-i Râye b. Seyyid İbrâhîm-i Mükerremü'l-Askerî b. Seyyid Mûsâ eş-şehîr bi-Ebî Sebha b. Seyyid İbrâhîm el-Murtazâ el-Asgar b. el-İmâm Mûsâ Kâzım rahmetullahi aleyhim ecma‘în. Fe lâcerem İbrâhîm el-Mücâb Muharrem Sultân-ı Horâsân İmâm-ı Alî b. Mûsâ Rızâ'nın li-ebin ve ümmin birâder-i kihteridir. Zirâ ki imâm-ı velâyet-me’âb İbrâhîm-i Mücâb ve Abbâs ve Kâsım ve Hamza nâm büzürgvârân-ı me‘âlî {cenâb-ı} cümle bir anadan olmağla İmâm Mûsâ'nın otuz yedi evlâdı miyânında memdûh ve mümtâz olmuşlardı. Ya‘nî ki sıfât-ı "Necmetü'n-nübüvve" diye şöhret bulmuşlardı. Pes Hacı Bektâş-ı Velî'nin peder-i azîzi Seyyid Mûsâ-yı Mükerrem, "Nişâbûrî" lakabıyla şöhret bulmuşdur. İmâm Mûsâ Rızâ vefâtından sonra Horâsân vilâyetinden göçüp şehr-i Nişâbûr'da sâkin oldular. Anda Şeyh Ahmed nâm bir azîzin Hateme nâm bir duhterin alup Hacı Bektâş-ı Velî ol kerîmeden tevellüd etdi ve beyne's-sıbyân salâh [u] diyânetle ser-efrâz olup Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'nin halîfelerinden Şeyh Lokmân ki Horâsân erenlerindendir. Vâlid-i büzürgvârı Hacı Bektâş'ı Şeyh Lokmân'a tilâmîzliğe verüp Hacı Bektâş anlardan ulûm-ı zâhire ve bâtınayı tahsîl eyledi. Azîz hazretleri Horâsân'da ulu sultân idi. Hatta İmâm Ca‘fer asrında olmağıla İmâm-ı Ca‘fer mübârek kendü hırka-i şerîfin Bâyezîd-i Bistâmî eliyle mezbûr Şeyh Lokmân hazretlerine giydirdi ve "Bu hırka sâhibi geldikde emânetdir, anlara teslîm eyle" deyü emâneten gönderüp teberrüken Şeyh Lokmân giyüp yine hıfz etdiler. Anlar dahi cemî‘î Horâsân erenleri huzûrunda hırkayı Hacı Bektaş-ı Velî'ye teslîm edüp tevhîd [u] tezkîr ile hırkayı Bektâş-ı Velî giymişlerdir kim hâlâ fukarâ-yı Bektâşiyânın giydikleri on iki imâm işâretli on iki terkli tâc-ı beyâz ve cübbe yenli abâ-yı beyâz hırka idi. Ammâ irşâdı Hoca Yesevî'den görüp Rûm erenlerinden olmağla izin taleb edüp yedi yüz fukarâ ile Seyyid Muhammed-i Buhârî-i Saltık ile Hacı Bektâş'ı Rûm'da Osmâncığa gönderüp Mevlânâ-yı Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî ve Şems-i Tebrîzî ve Muhyiddîn-i Arabî ve Karaca Ahmed Sultân ve gayrı yetmiş kibâr-ı evliyâullahların bin yirde haşr olup sohbet-i hâs edüp Orhân Gâzî asrında Hacı Bektaş-ı Velî iştihâr bulup yeniden çeri ya‘nî yeni-çeri peyda edüp Rûm diyârların Orhân ile ma‘an feth edüp yedi yüz fukarâlarının cümlesin feth olunan şehrlerde sâhib-i seccâde edüp Muhammed Buhârî Sarı Saltık Bây'ı Kâfiristân'a gönderüp Dobruca ve Eflâk ve Boğdan ve Leh ve Moskov'da çok gazâlar edüp "Saltık" nâmıyla iştihâr verdi. Anınçün hâlâ Rûm'da yedi yüz âsitâne-i Bektaşiyân vardır. 234a Ba‘dehû Hacı Bektâş-ı Velî sene (---) târîhinde yine Orhân hilâfetinde merhûm olup Orhân, cenâze-i Sultân'a hâzır olup Kırşehri'nde defn etdiler. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 233b–234a ·
metinde göster ·
… eferelerdir. İbtidâ Orta Macar [ve] Erdel Macar ve Seykel ve Saz ve Hayduşak ve
Leh
ve Çeh ve Korol ve Tut ve Kırako ve Rus on iki kavmdir ve Eflâk ve Boğdan ve Si …
Acem'den hâsıl olan keferelerin ibtidası Menûçehr'in evlâdlarından dördü firâr edüp Eğre cânibinde tavattun edüp "Siz kimsüz?" deyü su‘âl etdiklerinde "Men-i çehâruz" ya‘nî "dörd âdemiz" dediler. Men-i çâr'den galat "Macar" kavmi oldular kim on beş aded kavm keferelerdir. İbtidâ Orta Macar [ve] Erdel Macar ve Seykel ve Saz ve Hayduşak ve Leh ve Çeh ve Korol ve Tut ve Kırako ve Rus on iki kavmdir ve Eflâk ve Boğdan ve Sirce ve İsfah ve Felemenk ve Dunkarkız ve Danimarka ve İngilis ve Nemse ve İngiltere ve Dış Fransa ve Hırvad [ve] Macar ve Boşnak anlardandır. (---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a ·
metinde göster ·
… ursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve
Leh
ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'd …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… nde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve
Leh
diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh d …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… e Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile
Leh
diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bı …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… şükr edüp evvel gazâmız kal‘a-i Azak ve yedi kerre gazâmız Kırım'da, vilâyet-i
Leh
ve Moskov ve Kazak. Ve tokuzuncu gazâmız bu kal‘a-i Hanya oldu. Ve derûn-ı kal‘ …
Bu hakîr-i pür-taksîr dahi sad-lek İzid-i Perverdigâr'a şükr edüp evvel gazâmız kal‘a-i Azak ve yedi kerre gazâmız Kırım'da, vilâyet-i Leh ve Moskov ve Kazak. Ve tokuzuncu gazâmız bu kal‘a-i Hanya oldu. Ve derûn-ı kal‘a meremmâtına şurû‘ olunup herkes alâ-kadri'l-imkân dükkânların zeyn edüp leyle-i muzlimlerde herkes hâne ve dekâkînlerin kanâdîl ü meş‘alelerle zeyn edüp derûn-ı kal‘a guzât-ı müslîmîn ile pür olup yine Urum re‘âyâların limanın sol tarafında iskân edüp harâc-güzâr kaldılar. Ve evkât-ı hamse edâ olundukdan sonra yetmiş koldan çeng-i harbîler çalınup gülbâng-i Muhammedîler çekilüp üç yaylım top u tüfenkler atılup tarrâkası evc-ı Irâk'a ve Kızılelma'ya çıkar. Belki âfâka sıyt u sadâsı müstevlî olup âleme velvele-i cedîd ve debdebe ve gulgule-i şedîd olurdu. Târîh-i Feth-i kal‘a-i Hanya: (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 272b ·
metinde göster ·
vilâyeti kal‘alarının esmâları bu gûnedir. Evvelâ Kamaniçse ve İlvoviçse ve Çeh …
Ammâ Leh vilâyeti kal‘alarının esmâları bu gûnedir. Evvelâ Kamaniçse ve İlvoviçse ve Çehrliçe ve Omaniçe ve Rıdvaniçe ve Yazloviçe ve Kırakoviçe ve Gürleviçe ve Lubiniçe ve İzbariçe, bu gûne isimli Leh kal‘aları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296a ·
metinde göster ·
… ve Yazloviçe ve Kırakoviçe ve Gürleviçe ve Lubiniçe ve İzbariçe, bu gûne isimli
Leh
kal‘aları vardır.
Ammâ Leh vilâyeti kal‘alarının esmâları bu gûnedir. Evvelâ Kamaniçse ve İlvoviçse ve Çehrliçe ve Omaniçe ve Rıdvaniçe ve Yazloviçe ve Kırakoviçe ve Gürleviçe ve Lubiniçe ve İzbariçe, bu gûne isimli Leh kal‘aları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296a ·
metinde göster ·
… î tekâlif-i örfîden mu‘âf [u] müsellem şehr-i sâlimdir. Zîrâ merhûm ve mağfûrun
leh
Sultân Ahmed Hân vâlidesi Bülbül Hâtûn evkâfıdır. Eyâlet sâhibi Sivas valisi ta …
Hâlâ ol hayr du‘â sebebiyle cümle ünâsı mu‘ammer ve mu‘ammere ve ehl-i zevk ve ehl-i şevk sulehâ-yı ümmetden garîb-dost âdemleri vardır. Ba‘dehû Bâyezîd-i Velî şehzâdeliği âleminde Amasiyye hâkimiyken her sene yaylağa gelüp altı ay bu şehr-i Lâdik'de yaylalanup zevk u safâ etmeğiçün pâdişâhlara mahsûs ürd-i behişt-âsâ bir bâğçe-i dilküşâ edüp hâlâ bâğçe üstâdı ve kırk aded sivri külâhlı bostâncı huddâmları ve korucuları ve taylakçıları vardır. Çayırı büyük emîr-i ahûr tarafından zabt olunur. Bir hâkim-i aslîsi dahi Dârü's-sa‘âde ağası tarafından bir ağa gelüp maktû‘u'l-kalem ve mefrûzu'l-kadem olmak üzre cemî‘î tekâlif-i örfîden mu‘âf [u] müsellem şehr-i sâlimdir. Zîrâ merhûm ve mağfûrun leh Sultân Ahmed Hân vâlidesi Bülbül Hâtûn evkâfıdır. Eyâlet sâhibi Sivas valisi tarafından bir avân şehre girüp müdâhale etmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344b ·
metinde göster ·
Gâzî Tayyâr Mustafâ Paşa, rahmetullahi aleyh. Bir kubbe-i ser-bülend içinde med …
Eş-Şeyh-i Ekber'den irşâd olup {ba‘dehû Şeyh-i Ekber yerine halîfe olmuşdur} ulu sultândır. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır. Hâlâ ikisi de Eski Câmi'de medfûndurlar. Ve Eski Câmi‘i sene 852'de anlar binâ etmişdir kim {Orhân Gâzî ulemâsı ve meşâyihindendir} ve kal‘a altında eş-Şeyh Yâvedûd Sultân ve Kova mahallesinden yukaru ziyâret-i Hıdırlık ve huccâc istikbâline çıkdıkları mahalde Ziyâret-i Balı Dede ve merhûm [u] mağfûrun leh Gâzî Tayyâr Mustafâ Paşa, rahmetullahi aleyh. Bir kubbe-i ser-bülend içinde medfûndur. Bu şehirde bundan gayrı rasâs-ı hâss-ı nîlgûn ile mestûr olmuş merkad-i pür-envâr yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346a ·
metinde göster ·
… lâver [ve] server değildir. Hattâ ma‘lûmunuz değil midir kim merhûm ve mağfûrun
leh
Murâd Hân-ı Râbi‘in İpşir {Revân kal‘ası cenginde} emîr-i ahûr-ı kebîri değil m …
"Tiz devât ve kalem" deyü kilk-i cevâhirin yed-i tûlâsına alup derûn-ı dilinde olan gencîne-i ma‘ânî kuflini küşâde kılup dürr-i cevâhir nisâr edüp "El-ma‘nâ fî batnı's-şâ‘ir"i zebân-ı hâle getirüp niçe elfâz-ı tumturak ile bir nasîhatnâme ve niçe ta‘n-âmîz san‘at-ı şi‘riyyeli rumûz-ı künûzlu esrâra müte‘allık pendler tahrîr eyledi. Zîrâ kendileri ilm-i inşâda Ünsî-i sânî ve Tâcizâde Ca‘fer Çelebi ve Aliy-yi Ma‘nî idi ve elvân-ı kalem ile hüsn-ı hatta mâlik bir seri‘u'l-kalem ve beyne'l-akrân mümtâz-ı ilm olmuşdu. Ve gâyetü'l-gâye tîz-dest idi. Hattâ peder-i azîzleri merhûm ve mağfûrunleh Mustafâ Paşa, Murâd Hân-ı Râbi'de defterdâr iken kendüler mülâzim ve müderris olmağıla tekmîl-i fünûn edüp ilm-i lügatde Kâmûs-ı Ahterî ve Arûz-ı Me’âlî olmuşdu. Hattâ Arab u Acem'den ve Hind u Belh [u] Buhârâ'dan Tataristân'a ve Hân'a bir nâme iktizâ etse Mecd Efendi ve Durak Efendi ve Sıdkî Efendi nâmeleri müsevvede edüp bu efendimiz Defterdârzâdeye verüp tashîh ederek kendü hattıyla nâmeler tahrîr edüp her mülûk huzûruna vardıkda makbûl-ı şehriyârî olup elden ele gezerdi. Ve menâsıb-ı âlîlerde iken aslâ re’îslerine muhtac olmayup cemî‘î evâmir ü arzları ve Şehzâde Mehemmed Hân'ın mevlûdü müjdesin ve sâ’ir kılâ’ın fütûhatnâmeleri ve mekâtiblerin ve sâ’ir mürâselâtı cümle kendi hattıyla tahrîr etdüğünden Varvar Alî Paşa'ya dahi kendiler dest-i hatlarıyla muhabbetnâme yazdılar. Zîrâ Varvar Alî Paşa'nın re’îsi Niksârî Halîl Efendi dahi bir münşî-i mustalah, fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve rumûz-ı künûz, miftâh-ı ma‘ânî ve bir bahr-i ma‘ârif kânı kimesne idi. Ana binâ’en Alî Paşa'ya nâme-i muhabbeti kendiler yazdı. Netîce-i kelâmı oldur kim "Benim peder-i azîzim! Mektûb-ı 361a dürer-bârınızda tahrîr etmişsiz kim bir baş Üsküdar'a dek İpşir oğlum ile ve sâ’ir vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ile gidüp şer‘ ile da‘vâm görürüm, buyurmuşsuz. Da‘vâcın kadı, yarıcun Allah ola, deyü elsine-i nâsda darb-ı meseli ma‘lûm-ı sa‘âdet-mendiniz değil midir. Cenâbınızın hod hasmı pâdişâhdır, pâdişâh âdil gerek kim şer‘ ile da‘vâm var diyesiz. Nâ-şer‘î bir âdemin ehlin almak murâd edinen imâmın mezâhib-i erba‘a fetâvâlarında imâmeti sahîh olmaduğu hod azherü mine'ş-şemsdir. Böyle olan imâma niçe iktidâ edüp niçe mu‘âvemet edüp niçe şer‘ ile da‘vâm vardır dersiz ve umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdan idüğü ma‘lûmunuzdur. Atalar sözün tutmayan hatalar demiş, el mi yaman beğ mi yaman demişler ve Sultân Murâd tâbe serâh hazretleri merhûmun zamânından berü harem-i hâsda perveriş bulup bu sinn-i sâliniz içre bu kadar menâsıb-ı âlîler zabt edüp bu kadar celâlî ve cemâlî ve zorbalar kim ulü'l-emr üzre ısyan [u] tuğyân edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olup müsmir olmuşdur. Ve karîbü'l-ahd olan Erzurûm'da Celâlî Abaza Paşa bu kadar sene ısyân edüp Sultân Osmân Efendi'min kanı deyü kırk bin yeniçeri kırup şer‘ ile da‘vâm vardır der idi. Şer‘î ve nâ-şer‘î da‘vâsın kim istimâ‘ edüp âhir hâli neye müncer oldu. Ve dahi karîbü'l-ahd kim vak‘ası mürûr ideli yedi sene olmuşdur, Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa bir yumurtayı bir akçeye alup adl-i adâlet ederim deyü sizin gibi yigirmi bin asker cem edüp Kör Hazînedâr İbrâhîm Paşa ile Kaysariyye altında ceng edüp Nusaf Paşazâde, Hazînedâr İbrâhîm Paşa'yı şehîd edüp niçe bin askerin dendân-ı tîğdan geçirüp bu kadar mâl-ı ganâ’im alıp Hüseyin Paşa mansûr u muzaffer oldum deyü Anadolu gibi arz-ı vâsi‘a sevâd-ı mu‘azzam diyârları bırağup şer‘ile da‘vâm vardır deyü sûret-i hakdan görünüp Üsküdar gibi bir teng dar yire varup şer‘ ile gezerken şerrile askeri târumâr olup arz-ı mukaddes gibi bir vâsi‘atü'l-aktâr diyârı koyup boğa[z]dan Rûmeli gibi edna'l-arz olan dar yire geçüp Varna kurbuna varup anda girîbânın ele verüp Kara Mustafâ Paşa vezîrin huzûruna dip diri getirüp doğram doğram edüp Hüseyin Paşa'yı şehîd edüp başın Bâb-ı Hümâyûn önüne bırakdılar. İmdi benim peder-i azîzim. Bu mektûb-ı muhabbet-üslûbdan me’âl-i kelâm oldur kim Kara Mustafâ Paşa, mezkûr Nasıf Paşazâde Hüseyin Paşa'yı böyle münhedim edüp katl etdüğü günlerde hâlâ sadrıa‘zam olan Bişin karınlı Semiz Ahmed Paşa anın tezkirecisi idi. Hüseyin Paşa'nın katli cümle bunun re’y [ü] tedbîriyle idi. Hâlâ sadrıa‘zam olup senin hasm-ı kavîn ve adüvv-i cânındır. Elbette Nasıf Paşazâde katli san‘atların sana ve bana edicilerdir. Zîrâ Âsitâne'den âdemlerim geldi. Bâb-ı Hümâyûn önünde Gazze makrameleri üzre altı vezîr ve beş mîr-i mîrân kellesi yatarmış. Sakının, el-hazer el-hazer, şer‘ile Üsküdar'a gelmen. Zîrâ Devlet-i Âl-i Osmân'a nizâm [u] intizâm veren Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî'dir. Anların halîfelerinden Kemikli Alî Baba nâm bir er-i server, ârif-i billah-ı hünerverdir, Hacı Bektâş-ı Velî, anlara "Var Alî Baba, Üsküdar ile Gekbiziyye mâbeyninde bir püştecik vardır, bu âteş ile bu penbeyi bu hokka ile götür. Tâ ki ol püşte üzre vardıkda âteş penbeyi yakdığı yer senin dâr-ı bâkî makâmındır, anda sâkin ol" deyü Hacı Bektâş Alî Dede'ye bu nasîhatları edüp Alî Baba'nın üzerine ism-i a‘zam tilâvet edüp üfürür. Var Alî Baba makâmında ecel-i müsemmâna dek sâkin ol. Âl-i Osmân üzre ısyân ile seni geçenlerin kemikleri, üzerinde yığılup Kemikli Baba nâmıyla cihân-ârâ olasın, deyü eyle Sultân Velî nefes etmiş ve Hacı Bektâş'dan feyz alup gûyâ ol merkezde kutb-ı ricâl gibi bir mutalsam ulu sultândır. Anı, ısyân ile ubûr edenlerin kankısı iflâh [u] ber-hurdâr olmuşdur? Ve buyurmuşsuz kim İpşir oğlum benimle biledir. Bir kılıma bin kelle verir demiş, sizi eyle inandırmış. Sakının, vallahi i‘timâd ve i‘tikâd etmen. Baş değil bir taş ve lâş ve lâşî vermez. Zirâ Abaza aşîreti mâbeyninde bir babak soydur. Ve gâyet hasîs ve denî ve le’îm ve korkak kavmdendir. Kendinin dahi cemî‘î zamânda bahâdırlığı zâhir ü bâhir olmamışdır. Ve gerçi tütün ve kahve içmeyüp süd içer ammâ eyle bir zâlimdir kim unsuz evün hâmûrun ve ineksiz evün südün bulup içer ve bir kana on bin guruş alır, etdiği zulmü Haccâc-ı Zâlim Yûsuf etmez. Benim peder-i azîzim, anın ipiyle kuyuya inen câh-ı gayyâda kalır. Hilekârdır, cengâver, dilâver [ve] server değildir. Hattâ ma‘lûmunuz değil midir kim merhûm ve mağfûrun leh Murâd Hân-ı Râbi‘in İpşir {Revân kal‘ası cenginde} emîr-i ahûr-ı kebîri değil mi idi. Üç yüz aded âdem ile yetmiş kızılbaş-ı bed-ma‘âş bunlara râst gelüp dahi kızılbaş ile elleşmeden ve zahmdâr olmadan der-ceng-i evvel üç yüz âdemlerinden hicâb etmeden firâr etdi. Ve üç yüz âdemi ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp esîr oldular. Ve İpşir'in akîbince kızılbaşlar düşüp atı kalmadan belinden tîrkeş ve kılıcın 361b bırağup piyâde nehr-i Zengî sâhilinde ahşama dek bir bostân içinde pinhân olup ba‘de'l-mağrib Ken‘an Paşa ordusuna uryânen gelüp Ken‘an Paşa bir kat esbâb ve bir kat silâh ve bir at ihsân edüp ceng ide ide halâs oldum, deyü kizb eden kezzâb u mûhenât İpşir değil midir? {Kim ol gün bir kızılbaş kendüye bir hançer uyluğuna urup ol zamândan berü topal olmuşdur. Bir kizbi dahi "atdan tekerlenüp leng oldum" der} Benim pederim, sakın böyle bed-nâm ü güm-i nâ-kem-nâm ile hem-ınân ü hem-dem ü hem-zebân olma ve kimseye i‘timâd edüp mahrem-i esrâr edinme. Sana sûret-i hakdan görünüp Âsitâne tarafıyla mansıb-ı âlî içün yek-dil [ü] yek-cihet olup vakt-i hengâmda seni meydânda korlar. Bu gûne pend [u] nasîhatları pederime yazmak küstâhânedir ammâ dâğ-ı derûnumdan cür’et edüp tahrîr etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360b–361b ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ hânemize cümle dâbbeler ve huddâmlarımızla vâsıl olup ibtidâ vâlide-i müşfikamızın dest-i şerîflerin bûs edüp ve hemşîrelerimin çeşm-i pür-nûrların bûs edüp andan yine atıma süvâr olup ahde vefâ içün ibtidâ Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerin ziyâret edüp anda bir kurbân nezrimizi rızâullah zebh edüp erbâb-ı müstahıkka bezl edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir hatm-i şerîfe bed‘ edüp yine hânemize gelüp ol gice hâb-ı râhatda yatup merhûm ve mağfûrun leh pederim vâkı‘da görürüm "Seyâhat, ticâret [ve] ziyâretin mübârek olup şefâ‘at-ı Resûlullah dahi müyesser ola. Safâ geldin, hoş geldin, hamd-i Hudâ boş gelmedin. Er Sultân tarîkında er köçeği olmuşsun. Bizi hayr du‘âdan unutma" deyü hakîre Bismillah ile sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü üç kerre okudup hâbden bîdâr olup ale's-sabâh akrabâlarımızla Unkapanı'ndan bir kayığa süvâr olup Tershâne ardında mezâristânımıza varup ibtidâ peder-i azîzim ziyâret edüp üç kerre sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü tilâvet edüp ve bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp tâ Ebü'l-feth asrından berü medfûn olan ecdâdlarımız ziyâret edüp bükâ-yı nâliş ederek yine hânemize gelüp merhûm ve mağfûrun leh pederimizden intikâl eden mâlımız alup cümle kabz edüp helâl mâl-ı zülâlimizden iki bin altun Hacc-ı şerîf râhına nezr edüp İslâmbol içre cümle ehibbâ ve dûstânlar ile mülâkât ve müşerref olup cân sohbetleri ederken hikmet-i Hudâ bin elli sekiz Receb'inin on sekizinci gün yevmü's-sebtde vakt-i sabâh İslâmbol içre bir gulgule ve velvele-i Rûm olup cemî‘î askerî tâ’ifesi ve gayrı dâğ-ı derûnu olan dilgîr ibâdullah ve gayrılar guluvv-i âm edüp pür-silâh Atmeydânı'nda ve Etmeydânı'nda ve İslâmbol içre meşhûr on iki meydânda âdem deryâsı cem‘ olup Atmeydânı'na alem-i Resûlullah ile bu kadar mahluk-ı Hudâ cem‘ olup sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b ·
metinde göster ·
Hamd-i Hudâ hânemize cümle dâbbeler ve huddâmlarımızla vâsıl olup ibtidâ vâlide-i müşfikamızın dest-i şerîflerin bûs edüp ve hemşîrelerimin çeşm-i pür-nûrların bûs edüp andan yine atıma süvâr olup ahde vefâ içün ibtidâ Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretlerin ziyâret edüp anda bir kurbân nezrimizi rızâullah zebh edüp erbâb-ı müstahıkka bezl edüp rûh-ı şerîfleriyçün bir hatm-i şerîfe bed‘ edüp yine hânemize gelüp ol gice hâb-ı râhatda yatup merhûm ve mağfûrun leh pederim vâkı‘da görürüm "Seyâhat, ticâret [ve] ziyâretin mübârek olup şefâ‘at-ı Resûlullah dahi müyesser ola. Safâ geldin, hoş geldin, hamd-i Hudâ boş gelmedin. Er Sultân tarîkında er köçeği olmuşsun. Bizi hayr du‘âdan unutma" deyü hakîre Bismillah ile sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü üç kerre okudup hâbden bîdâr olup ale's-sabâh akrabâlarımızla Unkapanı'ndan bir kayığa süvâr olup Tershâne ardında mezâristânımıza varup ibtidâ peder-i azîzim ziyâret edüp üç kerre sûre-i Elhâkümü't-tekâsür'ü tilâvet edüp ve bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp tâ Ebü'l-feth asrından berü medfûn olan ecdâdlarımız ziyâret edüp bükâ-yı nâliş ederek yine hânemize gelüp merhûm ve mağfûrun leh pederimizden intikâl eden mâlımız alup cümle kabz edüp helâl mâl-ı zülâlimizden iki bin altun Hacc-ı şerîf râhına nezr edüp İslâmbol içre cümle ehibbâ ve dûstânlar ile mülâkât ve müşerref olup cân sohbetleri ederken hikmet-i Hudâ bin elli sekiz Receb'inin on sekizinci gün yevmü's-sebtde vakt-i sabâh İslâmbol içre bir gulgule ve velvele-i Rûm olup cemî‘î askerî tâ’ifesi ve gayrı dâğ-ı derûnu olan dilgîr ibâdullah ve gayrılar guluvv-i âm edüp pür-silâh Atmeydânı'nda ve Etmeydânı'nda ve İslâmbol içre meşhûr on iki meydânda âdem deryâsı cem‘ olup Atmeydânı'na alem-i Resûlullah ile bu kadar mahluk-ı Hudâ cem‘ olup sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 369b ·
metinde göster ·
Evvelâ yâr-ı gâr-ı cân-beraberimiz olan merhûm ve mağfûrun
leh
Fehîm Çelebi sene (---) târîhinde Eyyûb Paşa ile Mısr'a gidüp Mezâkî Süleymân E …
Evvelâ yâr-ı gâr-ı cân-beraberimiz olan merhûm ve mağfûrun leh Fehîm Çelebi sene (---) târîhinde Eyyûb Paşa ile Mısr'a gidüp Mezâkî Süleymân Efendi Fehîm Çelebi'yi paşaya gamz ede ede gözden düşüp nazardan dûr [u] mehcûr olunca dâğ-ı derûnundan me‘zûn olup Rûm'a gelirken bu Ilgın'da merhûm olup derûn-ı şehirde (---) câmi‘i mihrâbı önünde medfûndur. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9b ·
metinde göster ·
… tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri
Leh
cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tul …
Hikâye-i hakîr: "Benim efendim! Sene (---) târîhinde Kırım hânlarından İslâm Girây Hân ile cezîre-i Kırım'dan diyâr-ı Moskov'a gidüp bilâ-hisâb mâl-ı ganâyim alup avdet mahalline kalınca erba‘în ve zemherîr oldu. Bu kadar mâl-ı hazâyin ile geldiğimiz yoldan dönmeğe havf edüp bi'z-zarûrî Heyhât sahrâsına ol şiddet-i şitâda on yedi gün ve on yedi gice aşup yortup hikmet-i Hudâ bir gice bir berd-i cahîm oldu kim yedi yüz esîr dondu ve bin mikdârı Tatarın eli ayağı düşdü. Ol sabah hakîre dahi felek, sovuk cehennemi rûzgâr-ı zorkârın gösterüp gûyâ ki elîm-i A‘râf'ı gördük. Yedi sâ‘at kâmil taban-keşlik edüp bî-tâb u bî-me‘âl kaldıkda esb-i sabâ-sür‘atime süvâr 53a oldum. Hikmet-i Hudâ dördüncü sâ‘atde altı yerden şems-i âteş-tâb zâhir oldu. Cümle Tatar kartları âlem-i hayretde kaldılar. Ammâ âdetullah oldur kim güneş cânib-i şarkdan tulû‘ eder. Kâmil dörd sâ‘at olunca ol tarafdan tulû‘ etmeyüp altı aded güneşin biri Heyhât'ın kıble cânibi, Çerâkise vilâyetidir, andan nümâyûn oldu. Bir güneş Heyhât'ın cenûb tarafıdır kim cezîre-i Kırım'da Kefe kal‘asıdır, ol cânibden tulû‘ etdi. Biri garb cânibidir ki Alaman vilâyetidir ki ondan hurûc etdi. Biri Leh cânibinden hurûc etdi. Beşincisi şimâl tarafında Kırako vilâyeti tarafından tulû‘ etdi. Altıncısı yine Heyhât'ın yıldız tarafında Moskov'un Görlef kal‘ası câniblerinden zuhûr edüp bu altı güneşin her biri asıl güneşin pertevinden ziyâde nümâyân idi ve altısı da semâdan zemîne balık ağzı gibi yâhûd Tûbâ şeceri gibi baş aşağı zemîne nüzûl etmişdi. Zîrâ asıl güneşin cânib-i şarkı gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ olmağıla pertevi donup ba‘zı sevâhil olan ekâlîm-i seb‘alardan pertev urup nümâyân olurdu" deyü bu hikâyeyi nakl etdiğimizde cümlesi Arapça bi-kudretihi ve yahkümü mâ yürîdü bi-izzetihi, deyü cümle tahkîkdır, dediler. Ve cümle müdâhaneciler ve orancıların hâtırları mütesellî oldu. Ammâ Hudâ âlimdir, böyle olmuşdur. Müdâhaneciler bu hikâyeden fürce bulup "İşte ol sene Erzurûm'da eyle bulutlar dahi on ay dutulup vech-i semâda müncemid-vâr ber-karâr idi" deyü hâmuş-bâş oldular. Ol zamân bildim ki cemî‘i vüzerâ vü vükelâ ve erbâb-ı devlet huzûrında müdâhane ve hoş-âmed kelâm lâzım imiş. Ammâ bizim efendimiz Melek Ahmed Paşa huzûrunda bir kimesnenin cânı yok idi kim zemm u nemm u gıybet ve mesâvî ve sû’-i zan ve müdâhane ve hoş-âmed söyleyeler idi. Anı meclisinden reddederdi ve derhâl "Çık taşra bre hannâs!" deyü ana hannâs lakab kordu. Ve bir kimesne anın yanıda bir kizb kelâm söylese ol âdemden gayri nefret ederdi. Ammâ ne kadar latîfe-âmiz kelimâtlar söylense şakadan hazz ederdi. Ammâ hâlâ zamânımızın a‘yân [u] kibârı ve vüzerâ ve mülûkları böyle hoş-âmede ve müdâhaneye mâyil olup bî-garaz ve ehl-i ırz kimesnelere taşra umûrların sormadıkları ecilden Devlet-i Âl-i Osmân'a taraf taraf rahneler gelmededir. Hudâ Devlet-i Âl-i Osmân'ı ilâ inkırâzı'd-devrân mü’ebbed ede, âmîn, yâ Mu‘în. Ammâ devlet [ü] dîn-i mübîni sıyânet eden kimesnelerden ba‘zı şu‘arâlar Sultân Ahmed Hân'a verdikleri kasîde-i belîğu'l-beyândır kim bu mahalle tahrîr olundu. Güfte-i Şeyhî Efendi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 52b–53a ·
metinde göster ·
Bu Pirevadi şehrine karîb Kazan balkanı dediklerinin aslı Muhammed Buhârî kim Sarı Saltuk'dur. "Anlar bir ejderi katl edüp bir ruhbân ben katl etdim" deyü da‘vâ-yı merd edince Muhammed Saltık Bay re’yiyle papas ile ikisi bir kazana girüp kazana ateş edüp papas herîse-misâl pişüp Saltık Bây taşra 111a çıkup ancak mübârek alnı arak-âlûd olup niçe bin küffâr imâna gelüp kendileri bu kerâmetden sonra Leh diyârına gidüp cümle kâfiristânda nâm [u] nişânı söylenüp muhabbet etdiklerinin aslı odur. Ba‘de's-seyâha yine bu Pirevadi mahallinde kazanda tabh olduğu mahalde merhûm olup kendilerin vasiyetiyle yedi tâbûta koyup yedi kral yedi tâbûtu alup bir cesed-i şerîfin Babadağı'na getirüp ter ü tâze defn ederler. Biri İdrone kral Edrine kurbunda Babaeskisi'nde defn ederler. İlâ hâze'l-ân defn olunaldan berü şeb [u] rûz kandili sönmemişdir. Bir tâbût Moskov diyârında, bir tâbût Leh diyârında (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110b–111a ·
metinde göster ·