… usûr alesta olup lenger-endâht olup her birine üçer kat mühimmât ü levâzımât ve
levendât
verildi.
Ve'l-hâsıl evvelbahâr olunca İslâmbol'da iki yüz pâre baştarda ve kadırga ve kalyeta ve kanca kıçlı forsa kadırgalar bî-kusûr alesta olup lenger-endâht olup her birine üçer kat mühimmât ü levâzımât ve levendât verildi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 75b ·
metinde göster ·
… i hırefinin memdûh kârlarından nâzik kirde kebâbı ve kirdesi ve lezîz hoşâbı ve
levendât
içün darı bozası. Ve hâs u beyâz pembe-misâl sünger gibi göz göz pişmiş Tophâne …
Ehl-i hırefinin memdûh kârlarından nâzik kirde kebâbı ve kirdesi ve lezîz hoşâbı ve levendât içün darı bozası. Ve hâs u beyâz pembe-misâl sünger gibi göz göz pişmiş Tophâne somunu, Sabanca somunundan ve Amasiyye Lâdiki ekmeğinden lezîzdir kim bu kârhâne sâhibi Îsâ Çelebi'ye bir dervîş du‘â edüp bir vefk vermiş, ol zamândan berü Îsâ Çelebi'nin vefk-ı murâdı üzre felek müsâ‘ade edüp ekmeği cihân-ârâdır kim Acem şâhlarına bu Tophâne somunundan götürüp Rûm'dan Isfehân'a üç ayda varup aslâ müteğayyir olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 134a ·
metinde göster ·
… n çalarak müselmân gemileri kefere gemilerin yedeğe alarak ve gemiler içre olan
levendât
kırkar ellişer dirhem dalyan tüfenglerin atarak ve gemilerini niçe bin kişi kız …
Bu tâ’ife-i keştîbân var kuvveti bâzûya getirüp cümle piyâde{leri} pâk libâslar ile müzeyyen olup kızaklar üzre şayka ve karamürseller inşâ edüp içinde pür-silâh asker ile âmâde olup her gemiyi biner âdem gemi palamarları ile keşân-ber-keşân çeküp yetmiş seksen pâre Karadeniz'e çıkan Kazak keferesi şaykaların yedeğe alup alayköşkü dibine vardıkda şaykalar ve karamürseller ile Kazak şaykaları ceng-i azîm eder şekilli olup kâfir gemilerin feth edüp haçlı peykerlerin ser-nigûn edüp içinde olan Marile keferelerini demir zencîrlere urup yine kefereler mahzûn savt ile dankiyo tulum sâzların ve boruları ve erg[an]ûnça düdüklerin çalarak müselmân gemileri kefere gemilerin yedeğe alarak ve gemiler içre olan levendât kırkar ellişer dirhem dalyan tüfenglerin atarak ve gemilerini niçe bin kişi kızaklar üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 162a ·
metinde göster ·
… esîrlerin tabl [u] erganûn luturyanî boruları çalınarak yine gemileri niçe bin
levendât
keşân-ber-keşân sadâ-yı "ya moli" ile çeküp ardları sıra cümle kapudanlar üç bi …
Dûd-ı siyâh hevâya münkalib oldukdan sonra cümle guzât-ı müslimîn kâfir gemilerine dökülüp ganîmetler alup mahbûb Freng oğlanların şikâr alup gerdânlarından bûs ederek ve sakallı keferelerin kayd [u] bend ederek cümle küffârın haçlı bayrakların baş aşağı edüp gülbâng-i Muhammedî çekerek kâfir gemilerin yedeğe alup bir tarafda Âl-i Osmân tabılları bir tarafda esîrlerin tabl [u] erganûn luturyanî boruları çalınarak yine gemileri niçe bin levendât keşân-ber-keşân sadâ-yı "ya moli" ile çeküp ardları sıra cümle kapudanlar üç bin aded idi ve bin kalyon ve altı yüz barça ve iki bin şayka ve karamürsel ve gayrı keştîler idi ve neferâtları cümle yigirmi bin idi. Bu cem‘iyyet-i keştîbân bir pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165a ·
metinde göster ·
… kethüdâyeri ve müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı dahi yokdur. Ammâ
levendât
sipâhîsi gâyet çokdur.
Sene (---) târîhinde Azerbaycân pâdişâhlarından Uzun Hasan ammîsi Şâh Şapur binâsıdır. Andan sene (---) târihinde cümle krâdı itâ‘at edüp kal‘anın miftâhın Süleymân Şâh'a teslîm etdiler. Hâlâ Erzurûm eyâletinde sancak beği tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden hâssı 484.000 akçedir. Livâsında ze‘âmeti ikidir ve erbâb-ı timar 425 vardır. Kânûn üzre cebelüleri ile iki bin asker olup beğiyle cümle bin mikdârı müsellâh asker gelüp ordu-yı İslâm'da hayme ve hârgahlarıyla meks etdiler. Cümle Mahmûdî Ekrâdıdır. Yüz elli akçe kazâ-yı âsumânîdir. Dizdârı ve kal‘a neferâtları vardır ammâ serdârı ve kethüdâyeri ve müftîsi ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı dahi yokdur. Ammâ levendât sipâhîsi gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291a ·
metinde göster ·
… arba mekşûf hadîd bâb-ı kavîlerdir. Bu sûr içre dizdârhânesi ve iki yüz neferât
levendât
hâneleri ve mükellef ve mükemmel cebehâneleri vardır. Ammâ bu orta hisârda çârs …
Eşkâl-i kal‘a-i Kars: Şimâlî tarafında ensesi top menzilinden ba‘îd bir kûh-ı bâlâdır. Anın dâmeninde bu kal‘anın iç kal‘ası bir püşte üzre vâkı‘ olmuşdur, ammâ aşağı hisâr bir düzde vâkı‘ olmuşdur ve cümle beş kat sûr-ı kavî addolunmuşdur ve nârin kal‘ada ancak bir hâne vardır. Kal‘a kapusu cânib-i şarka nâzırdır. Ve yukaru kal‘a ta‘bîr olunan orta kal‘a kapusu cânib-i garba mekşûf hadîd bâb-ı kavîlerdir. Bu sûr içre dizdârhânesi ve iki yüz neferât levendât hâneleri ve mükellef ve mükemmel cebehâneleri vardır. Ammâ bu orta hisârda çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâm ve imâret yokdur. Bu kal‘adan aşağı varoş-ı hisâr-ı kebîrdir ve iki kat sûr-ı metîndir ve üç bâb hâdîd [u] cedîd dervezelerdir. Dâhil-i bâbda âlât-ı silâh ve tuğulka ve ser-penâhlar ve tüfenk ve cidâ vü gûnâ-gûn âlet-i harblar ile ârâste ve bevvâbân [u] dîdebânlar ile pîrâste olmuş derveze-i kavîlerdir. Bu kapuların biri cânib-i garba Su kapusu ve Çeri kapusu derler, Erzurûm'a mekşûfdur, biri cânib-i kıbleye meftûh Orta kapudur kim Kağızmân tarafına meftûhdur. Ve biri cânib-i şarka Behrâm Paşa kapusudur, Revân tarafına küşâdedir. Bu kal‘a dîvârının üstünde karavulhânelerde şeb [u] rûz müstahfızânlar nigehbânlık edüp her şeb-i muzlimde kal‘a hâ’itların meş‘aleler ile çerâğân ederler. Varoş-ı hisârın kaddi ol kadar âlî değildir ammâ gâyet arîz ve metîn binâ-yı sengîndir. Ve aşağı kal‘anın dâiren-mâdâ[r] handakı yerine göldür kim Behrâm Paşa kapusundan Orta kapuya {varınca ihâta etmiş âb-ı hayât göldür. Bu tarafdan kal‘aya aslâ zafer mümkün değildir}. Ve etrâf-ı kal‘ada cümle iki yüz yigirmi aded kulle-i sedd-i Kahkaha'lardır ve cümle iki bin seksen dendân-ı bedendir. Ve bu rıbât-ı azîmin dâiren-mâdâr cirmi beş bin yedi yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 324a ·
metinde göster ·
makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Var …
"Benim oğlum! İbrâhîm Hân vezîri Hezârpâre Ahmed Paşa on bir vezîri katl etmişdir. Bizi dahi eyâlet-i Sivas'dan ma‘zûl edüp İpşir Paşa'nın hâtûnu, Gürcîstân Hâkimi Mavrol Hân kızı Perî Hân'ı İbrâhîm Hân'a göndermediğim içün üç kerre başıma kapucubaşılar ve hasekîler gelüp hamd-i Hudâ başım vermeyüp Âsitâne-i sa‘âdetde cümle vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârdan ve yedi ocak halkından mektûblar ve Vâlide Sultân'dan tezkireler gelüp ayak sürüyerek deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a gelüp şer‘ile da‘vâm vardır deyüp Vezîr'i ve Cinci'yi ve Müfti'yi ve Mülakkab kadı‘asker'i ve Bektâş Ağa'yı ve Çelebi Kethüdâ'yı ve Muslihiddîn Ağa'yı ve Kara Çavuş'u isteyesin, demişler. İşte benim oğlum! Ben azîm asker ile Sivas'dan ma‘zûl olup der-i devlete Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve halâlin İbrâhîm Hân'a vermediğim İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâr oğlu Gâzî Paşa oğlum ve Kütahiyye Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsıl-ı kelâm üç vezîr ve yedi mîr-i mîrân ve on bir mîr-i livâ ordu-yı İslâmıma cem‘ olup Âsitâne tarafına müteveccih olmak üzreyiz. Eğer sen de Ahmed Paşa'dan başın kurtarmak murâdın ise Tokat kal‘ası altında senin ile mülâkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ taht ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldikde kırâ’at edüp mefhûm-ı ma‘lûm-ı şerîfleri oldukda cümle ağavâtlarıyla meşveret edüp cümle levendât makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı ve matbah emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî Paşa'ya mektûblar tahrîr olunup "İnşâallahu'r-Rahmân senin ile Âsitâne tarafına gitmek üzreyiz" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur" deyü teşvîşe düşüp "Ayâ! Bâr-ı sakîli bu erba‘în ve zemherîr günlerinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
… e kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle
levendât
paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete ge …
Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
… r, Eskidâr'dan galat üstü açık bir zindân-ı dârdır. Kal‘ası ve dervezeleri yok.
Levendât
makûlesi haşerâtı çok. Celâlî mel‘ûnları bir kerre şu Bulgurlu dağlarından nümâ …
Niçesi elinde oku yayı var ammâ oklarının yeleklerin kırk elli yıldan berü güve yemiş ammâ yine fonta kelâmı yerinde "Bre vur kahbe Celâlîyi bre kralım Celâlîyi" deyü kendüye takviyet verir. Kimisi bir yire cem‘ olup eydürler "Bre cânım! Bu Üsküdar, Eskidâr'dan galat üstü açık bir zindân-ı dârdır. Kal‘ası ve dervezeleri yok. Levendât makûlesi haşerâtı çok. Celâlî mel‘ûnları bir kerre şu Bulgurlu dağlarından nümâyân olup aşağı asker-i İslâm üzre at bıraksa cümle Üsküdar halkın Kızkullesi'nde deryâya döker.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 31b ·
metinde göster ·
… ş getirene yüz altun ve dil getirene sipâhlık ve ze‘âmet veriliyor!" deyü cümle
levendât
şehbâzları cenge terğîb edüp el tîğ-i Dahhâke urup kendi akrânları askeri içine …
Bir sâ‘ât-i nücumî ubûr edüp âsîlerin çarhacısı Katırcıoğlu nâm futacı gömiden domuz topu olup Bulgurlu dağından tîr aşağı Üsküdar sahrâsı budur deyü bırağınca hemân Çarhacı Mehemmed Paşa efendimiz derûn-ı dilden cümle askeriyle bir ağızdan "Allah Allah" deyüp iki asker birbirine karılup katılup tarafeynden kırkar ellişer dirhem Rûm tüfenkleri atılup eyle cenk [ü] savaş-ı perhâş edüp 32b Çarkacı Defterdârzâde Celâlîlere amân vermeyüp derûn-ı ceyş-i Celâlîye girüp urup kırup, askeriyle Celâlî askerin iki şak edüp bî-bâk u bî-pervâ Celâlînin öte cânibinde, ensesi havâlesinde Çamlıca dağı dâmenin çıkup andan yine Celâlî üzre tîz aşağı "Hu'dır hû gâzîler!" deyüp "Allah Allah" ile rîh-ı sarsar gibi yine Celâlî içre girüp kıra geçire yine beri sadrıa‘zam tarafına selâmetle çıkup yedi yüzden mütecâviz kelle getirüp at değişdirüp istirâhat edüp bu kerre yine Defterdârzâde ağalarından paşanın kafadârı ve yâr-ı gam-küsârı olan Şâmlı Osmân Ağa çarhaya çıkup "Katırcıoğlu katırın depmesi bi-emrillah ne olacakdır?" deyü "Be koma koçaklarım. Gün bu günkü Kelbelâ-ı pür-belâ günüdür. Sa‘âdetlü pâdişâh adâlet köşkünde adl edüp baş getirene yüz altun ve dil getirene sipâhlık ve ze‘âmet veriliyor!" deyü cümle levendât şehbâzları cenge terğîb edüp el tîğ-i Dahhâke urup kendi akrânları askeri içine girüp yine paşa ile Celâlî üzre bir hücûm-ı mehcûm eylediler kim ol cengi ne Efrâsiyâb ve ne Şâm u Nerîmân ve Zâl u Güstehem etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a–32b ·
metinde göster ·
Kâr-ı sânî: Niçe âlüfte ve âşüfte küşâde paşa askerinden
levendât
makûlesi bu pehlivânın izniyle pehlivânı bir harâr içre koyup garârın ağzın eyl …
Kâr-ı sânî: Niçe âlüfte ve âşüfte küşâde paşa askerinden levendât makûlesi bu pehlivânın izniyle pehlivânı bir harâr içre koyup garârın ağzın eyle berk kayd-bend etdiler kim Süleymân dîvleri halledemezdi. Bir kerre pehlivân garâr içinden "Yâ Allah!" deyüp harârdan taşra bulundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42a ·
metinde göster ·
… tarîk-i Uşşakîden bir âşık-ı sâdık garîb ü hasîb ü nesîb sâdât-ı kirâmım, ammâ
levendât
ile ıhtılât etdiğimden ey çöğür çalup savt-ı hazînli eyi türküler çağırdığımdan …
Herîf-i zarîf eydir: "Vallâhi pâdişâhım, ben Anadolu eyâletinde Uşak şehrinde tarîk-i Uşşakîden bir âşık-ı sâdık garîb ü hasîb ü nesîb sâdât-ı kirâmım, ammâ levendât ile ıhtılât etdiğimden ey çöğür çalup savt-ı hazînli eyi türküler çağırdığımdan Hasan Paşa beni huzûruna Bursa'ya gelirken getirdüp bile idim. Gördüm ki isyân ediyor. Âhir iki kerre firâr edüp yine halâs olamayup beni dutdular. Üçüncü def‘a anlar Konakçı Alî Paşa ve Çavuşoğlu Mehemmed Paşa ile döğüşmek sadedinde iken ben yine firâr edüp Uşak şehrinde yüz beş yaşında bir şerîfe anacığım vardır, anın yanında sekiz aydır saklı iken beni, Karahisâr beği dutup, beni halâs etmek içün benden bin guruş isteyüp, bir nukre vermediğim içün beni kayd [u] bend ile bu mahalle gönderirken anam dedi kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83a ·
metinde göster ·
… Tîz elhamdülillâh şu kâfir Seydî geldi. Bir[e] tîz ip hâzırlan. Cümle ağavât ve
levendât
ve iç ağaları hâzır-bâş olsunlar" deyü İsmâ‘îl Paşa fermân edince derhâl otağın …
İsmâ‘îl Paşa eydir:"Tîz elhamdülillâh şu kâfir Seydî geldi. Bir[e] tîz ip hâzırlan. Cümle ağavât ve levendât ve iç ağaları hâzır-bâş olsunlar" deyü İsmâ‘îl Paşa fermân edince derhâl otağının içi mâl-â-mâl âdem deryâsı pür-silâh olup âmâde durdular. Sehel zamândan Seydî Ahmed Paşa dahi karşudan nümâyân olup İsmâ‘îl Paşa otağı kapusundan içeri gürûh-ı askeriyle girüp Seydî Paşa esb-i sabâ-reftârıyla tâ otağın soffası üzre ibrişim haliçeleri pâymâl-ı esb ederek Seydî Paşa atından orta direk [di]bine nüzûl edüp bir yasdık üzre Rüstemâne karâr edüp ne selâm ve ne aleyke demeyüp cânib-i erba‘asın kat-ender-kat pür-silâh nebtîz semm-i helâhil kırkar kerre ecel destinden girîbânların çâk edüp rehâ bulmuş Seydî'nin kağan arslan kafâdâr yiğitleri içinde Seydî kalup feth-i kelâmı bu olur kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 184b ·
metinde göster ·
… ı. Gördü kim çatal fitil fitile ve tîrkeş tîrkeşe ve rikâb rikâba kat-ender-kat
levendât
, ağavât, hüddâmât pür-silâh gelirler.
Hemân Seydî bir fârisü'l-hayl olmağile atın iki cânibin üzengiye daladup kızıl kanlara atı müstağrak edüp mümkün olup at hârûnlukdan kesilmeyüp otakdan taşra çıkmak muhâl olup âhir atdan inüp bir doru ata süvâr oldukda ol dahi hırçınlığ u yanazlık edüp ol dahi iki kerre otak içine fırlayup girdikde Seydî dibelik âteş-pâre olup selâhorlara gazab-âlûd atı ihtimâm-ı tâm ile sürüp âhir otakdan taşra çıkarup yemîn ü yesârına selâm vererek giderken dönüp ardına bakdı. Gördü kim çatal fitil fitile ve tîrkeş tîrkeşe ve rikâb rikâba kat-ender-kat levendât, ağavât, hüddâmât pür-silâh gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 185a ·
metinde göster ·
… savaş-ı perhâş ma‘rifetlerinden haberdâr olmak içün cümle iç ağaları ve cemî‘i
levendât
birbirlerine mukâbil olup kırkar ve ellişer müşvâr kadar cirid oynayup mızrak o …
Ve her mansıba teveccüh etdikde kat‘-ı menâzil ederken yedi sekiz sâ‘at ömr-i azîz hebâya gitmesin içün dağ u râğlarda ve sahrâ-yı bâğlarda cümle iç ağaları at başları berâber cem‘ olup cemm-i vefîr ile bir ağızdan savt-ı a‘lâ ile sûre-i Feth'i ve sûre-i Mu‘avvizeteyn'i kırâ’at ederken dağlar ve hâmûnlar inlerdi. Kırâ’at-ı Kur’ân'dan sonra ceng-i savaş-ı perhâş ma‘rifetlerinden haberdâr olmak içün cümle iç ağaları ve cemî‘i levendât birbirlerine mukâbil olup kırkar ve ellişer müşvâr kadar cirid oynayup mızrak oyunları ve şemşîrbâzlıklar ve tîr [ü] kemândârlıklar gösterüp ekseriyyâ at üzre Mısır tarzı kurşum atardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48b ·
metinde göster ·
… iki aded güzîde yiğitlerimiz hâk-i mezellete düşüp sâ’ir karakullukçu ve gayri
levendât
gâzîlerinden üç yüz aded yiğitlerimiz dahi şehîd olup yüz on yiğitlerimiz dahi …
Âhir-i kâr askerimizin eşbehlerinden her biri birer kal‘a değer nâdirü'l-akrân mehâbet ve salâbetde sâhib-kırân mertebesinde yetmiş iki aded güzîde yiğitlerimiz hâk-i mezellete düşüp sâ’ir karakullukçu ve gayri levendât gâzîlerinden üç yüz aded yiğitlerimiz dahi şehîd olup yüz on yiğitlerimiz dahi mecrûh olunca bu ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâlde beş bin aded küffârı dendân-ı tîğdan geçirdik. Ve demet demet küffârın lâşe-i murdârların Ciğerdelen sahrâsında ciğerlerin delüp bırakdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 103b ·
metinde göster ·
… olduğu kadar askerleriyle hâzır-bâş ve müheyyâ durdular, ammâ askerin iş görmüş
levendât
makûleleri cümle zahîrede ve otda otlukdan henüz gelmemişlerdi.
Bu haber-i mûhiş Sadrıa‘zamın mesmû‘-ı şerîfleri olunca cümle sekbân ve sarıcasın Raba nehrinin karşusuna geçirüp yeniçeri meterislerinden ileri âmâde pür-silâh durdular ve çarkacı İsmâ‘îl Paşa 19b ve Yeniçeri Ağası Sâlih Paşa ve sâ’ir vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar olduğu kadar askerleriyle hâzır-bâş ve müheyyâ durdular, ammâ askerin iş görmüş levendât makûleleri cümle zahîrede ve otda otlukdan henüz gelmemişlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 19a–19b ·
metinde göster ·
… bir fersah tûllu bir şehr-i zîbâdır. Bir fersah on iki bin adımdır, ammâ zinde
levendât
hatvesiyle sekiz bin adım Bâğçesarây şehridir. Pravadi şehri gibi iki cânibi ya …
İmdi Bâğçesarây'ın ibtidâ amârına bâ‘is fâtih-i cezîre-i Kırım Cuci Hân ve Ertoğmır Hân olmuşlardır. Bu şehir dahi Eski Salâcık deresi içinden aşağı enen derenin iki yanında vâki‘ olup Salâcık kapusundan tâ Eski Yurd kenârına varınca bu Bâğçesarây'ın şarkdan garba tûlu kâmil sekiz bin germe yiğit adımıdır. Yohsa bir yalı âdemi adımı değildir. Bir yalı adımıyla kâmil bir fersah tûllu bir şehr-i zîbâdır. Bir fersah on iki bin adımdır, ammâ zinde levendât hatvesiyle sekiz bin adım Bâğçesarây şehridir. Pravadi şehri gibi iki cânibi yalçın kayalı bir vâsi‘ dere içine düşmüş bir sevâd-ı mu‘azzam şehr-i azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 124b ·
metinde göster ·
Tekye-i Alî Baba: Tarîk-i Bektaşiyândan birkaç fakr [ü] fâka sâhibi cânları var. Bu âsitâne içinde Alî Baba medfûndur, kuddise sırruhu. Bu dergâh leb-i deryâda olmak ile cemî‘i etrâfdan kayıklar ile züvvâr-ı berr [ü] bihârlar gelüp ziyâret ederler. Bir temâşâgâh mesîregâh-ı dilküşâdır. Hattâ bu âsitânede bir seçer-i azîm var kim sâyesi zemîni dutup niçe bin aded nihâl-i şâhaları serâperde-i Süleymânî gibi sâyebân olup zıll-ı himâyesindeki çemenzâr soffalar ve dikkeler üzre niçe bin uşşâkân-ı müştâkânlar zevk u safâlar edüp kimisi tâ‘at u ibâdât, kimisi me’kûlât [u] meşrûbât kaydında olup kebâb u şarâb ve çeng [ü] rebâb kaydında olup bir alay levendât harâbât erenleri mezkûr uyûn-ı câriyelerde câme-şûyluk edüp esbâbların yaykarlar, bir acâ’ib ü garâ’ib mesîregâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 260a ·
metinde göster ·
… baş kaldırmak ihtimâlleri ola, deyü hemân cengden fâriğ olup avanta deyüp cümle
levendât
küreğe girüp sekiz pâre İslâm firkatesi bizim temâşâ etdiğimiz Larinçe kal‘ası …
Hemân bizim asker-i İslâm gemileri firkatelerinin içinde mâl-â-mâl olan küffâr esîrlerinden havf etdiler kim belki ceng esnâsında esîrler baş kaldırmak ihtimâlleri ola, deyü hemân cengden fâriğ olup avanta deyüp cümle levendât küreğe girüp sekiz pâre İslâm firkatesi bizim temâşâ etdiğimiz Larinçe kal‘ası limanına girüp kapandılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 262b ·
metinde göster ·
… muhatteminden fark olunmaz elvân harîr muhattemler ya‘nî mühürlü makdemler kim
levendât
makûleleri başlarına sarup bellerine kuşak ederler. Ve siyâh zerdûz işleme poşu …
Der-memdûhât-ı sanâyi‘ât: Gûnâ-gûn harîrden Cezâyir muhatteminden fark olunmaz elvân harîr muhattemler ya‘nî mühürlü makdemler kim levendât makûleleri başlarına sarup bellerine kuşak ederler. Ve siyâh zerdûz işleme poşuları olur ve harîr münakkaş destâr-ı tavîlleri ve sâfî harîrden bürüncük nâm hayâl ve rakîk gömlekleri olur. Ve bir gömleklik bezi bir boğum kamış içine koyup pâdişâhlar ve vüzerâ ve vükelâlara hedâyâ götürürler. Bir gömleği yedi sekiz dirhem gelir. Tâ bu mertebe hayâl harîr bezi olur. Ve harîri gâyet çokdur. Sığâr [u] kibâr, zen-i duhterânları cümle ipek hâsıl edüp Eyyûb Nebî kurdcuğazları besleyüp harîr peydâ ederler, zîrâ tokuz bin aded bâğlarında cümle tut ağaçları cihânı dutmuşdur. Sahrâlarında mezâri‘âtları cümle kalımbok olup sığâr u kibârı cümle kalımbok ekmeği yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 273a ·
metinde göster ·
… gel, sağa var, sakın yoldan" deyü giderlerken bu Karanlık kapu yollarında ba‘zı
levendât
makûlesi gâzîler ba‘zı dilberin ardı sıra gözedüp ol karanlık yere geldikde ol …
Andan tâ Karanlık kapuya varınca üç bin adım yerde olan kapular cümle mesdûddur, işlemeyüp hîn-i mahalde açılır. Ammâ Karanlık kapu cânib-i garba nâzır olup üç kat metîn kapulardır. Lâkin tabyaların kemerleri altından gidilüp gâyet karanlık yer olmak ile Karanlık kapu derler, gâyet muzlim yolları vardı[r]. Hattâ ba‘de'l-feth cümle halk bu karanlık yolların izdihâmında giderlerken niçe âdemler birbirlerine başların urup "Geri tur, ileri gel, sağa var, sakın yoldan" deyü giderlerken bu Karanlık kapu yollarında ba‘zı levendât makûlesi gâzîler ba‘zı dilberin ardı sıra gözedüp ol karanlık yere geldikde ol mahbûbların bûselerin aldıklarıyçün uşşâkân mâbeyninde bu kapuya "Şeftâlû kapusu" dediler. Hakkâ ki karanlık kapudur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 310a ·
metinde göster ·
… binâlar altlarında birkaç aded küçücük balıkçı ve ekmekçi dükkânları var, ammâ
levendât
sâkin olsunlar deyü fâhişeleri çokdur.
Ve kayaların mağârâları içinde ve birkaç kemer binâlar altlarında birkaç aded küçücük balıkçı ve ekmekçi dükkânları var, ammâ levendât sâkin olsunlar deyü fâhişeleri çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 321a ·
metinde göster ·
… ethudâsı ve Eğriboz sancağının yedi bin aded pâk ve müsellah ve müretteb güzîde
levendât
askeri ol gün imdâd gelüp tabl-ı âsâyiş çalarak serâperde önünde alay ile ubûr …
Hikmet-i Hudâ ol gün Alî Paşa'nın askeriyle kethudâsı ve Eğriboz sancağının yedi bin aded pâk ve müsellah ve müretteb güzîde levendât askeri ol gün imdâd gelüp tabl-ı âsâyiş çalarak serâperde önünde alay ile ubûr etdiklerinde Manya keferelerinin elçileri bu kadar asker-i pür-silâhı bu kadar bârgâh-ı ordu-yı Âl-i Osmân'ı görüp engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 332a ·
metinde göster ·
… stabalarda yüzer âdem sığar dikkelerdir. Hattâ şehrin aşkıyâca ve maryolca olan
levendât
makûlesi cânları bu dağın koyahında fısk [u] fücûr edüp bir hafta ayş [u] ışret …
Der-mesîregâh-ı erbâb-ı merâm: Bu şehr-i Belgrad etrâflarında cümle yetmiş yedi yerde teferrücgâh [u] mesîregâh yerler vardır. Evvelâ yu[ka]ru kal‘ada mesîregâh-ı Çekebeni kayalarının maksûreleri, aşağı Debbâğhâne soffaları, Yeniçârsû meydânı dırahtları ve Tomor dağı yiğitlerin sayd [u] şikârgâhlarıdır. Ve bu Koru dağ mesîregâhı bir çemenzâr-ı lâle‘ızâr ve hıyâbân-ı Acem'dir kim gûyâ Konya'nın Merâm'ı ve Malatiyye şehrinin Aspuzu'sudur. Niçe yerlerinden uyûn-ı câriye-i âb-ı hayâtları revân olup her dıraht-ı azîm sâyelerindeki soffa ve mastabalarda yüzer âdem sığar dikkelerdir. Hattâ şehrin aşkıyâca ve maryolca olan levendât makûlesi cânları bu dağın koyahında fısk [u] fücûr edüp bir hafta ayş [u] ışret ederler. El-hâsıl acâ’ib tarbgâh ışretgâh yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 359b ·
metinde göster ·
… . Hemân ışmata hakkıyçün ya‘nî kılıcım hakkıyçün deyüp gezerler. Ammâ askerî ve
levendât
tâ’ifesi olmayup re‘âyâ oğlu olanlar ekseriyyâ bu şehirden İslâmbol'a gidüp ham …
Ve bu şehr-i Belgrad yayla eli olmağile âb [u] hevâsı latîf olduğundan mahbûb u mahbûbesi gâyet firâvân olup cümle âşık-perestlerdir, ammâ gâyet mü’eddeb ve mü’eddebelerdir. Ve cümle tâzeleri pür-silâh gezerler, zîrâ el-ıyâzen billâh hodi sedi bilmez Arnavudistân'dır. Hemân ışmata hakkıyçün ya‘nî kılıcım hakkıyçün deyüp gezerler. Ammâ askerî ve levendât tâ’ifesi olmayup re‘âyâ oğlu olanlar ekseriyyâ bu şehirden İslâmbol'a gidüp hammâmlarda üstâd-ı kâmil olup dellâklik ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 360a ·
metinde göster ·
… turup kesb-i tarâvetler edüp mübâhase-i ilm-i şer‘iyyeler edüp bir tarafda dahi
levendât
makûlesi tâze cüvânlar gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar ve silâhşorluklar ta‘lîm etmed …
Ve kıblesi önünde revzenlerinden buhayre ve sahrâ-yı bî-pâyân içre cümle amâristân zâhir ü bâhirdir. Ve hareminde kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş dıraht-ı müntehâlar var kim her birinin zıll-ı himâyesindeki çemenzâr yerlerde cümla ahibbâ ve yârân-ı bâ-safâ-yı erbâb-ı ma‘ârifân oturup kesb-i tarâvetler edüp mübâhase-i ilm-i şer‘iyyeler edüp bir tarafda dahi levendât makûlesi tâze cüvânlar gûnâ-gûn lu‘bedebâzlıklar ve silâhşorluklar ta‘lîm etmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 370a ·
metinde göster ·
… ve yağı ve dürûzî kavimdir. Bunlardan mâl-ı pâdişâhî tahsîl içün yigirmi bayrak
levendât
askeri vardır. Kendüye senevî ale'l-gasb yigirmi bin guruş hâsıl olur.
Ve sancakbeği (---) yük akçe iltizâmile mutasarrıfdır. Cümle sancağında üç yüz altmış pâre âsî ve dagî ve yağı ve dürûzî kavimdir. Bunlardan mâl-ı pâdişâhî tahsîl içün yigirmi bayrak levendât askeri vardır. Kendüye senevî ale'l-gasb yigirmi bin guruş hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y179b ·
metinde göster ·
… sı paşa ağalarından bir a‘lâ hükûmetdir. Yedi kîse hâsıl olup iki yüz kavvâs ve
levendât
ile şeb [ü] rûz şâm'ın enderûn [u] bîrûnunda olan yetmiş beş şâhrâh-ı tavîlde v …
Ve bu şâm'ın subaşısı paşa ağalarından bir a‘lâ hükûmetdir. Yedi kîse hâsıl olup iki yüz kavvâs ve levendât ile şeb [ü] rûz şâm'ın enderûn [u] bîrûnunda olan yetmiş beş şâhrâh-ı tavîlde ve üç bin sekiz yüz râh-ı kasîrde kol dolaşup hıfz [u] hirâset üzre olup niçe sayd [u] şikârlar basup haklarından gelüp şehri âsûde-hâl eder. Zîrâ bu şâm içre milel-i kesîre ve ecnâs-ı vefîre vardır. Anıniçün her kûçe ve puça başında birer tedribe bâbları vardır ve birer bevvâbı ve ikişer pâsbânı vardır ki cümle tokuz bin âdem olur. Cümlesi subaşının kabza-i destindedir. Bir mahallede bir kan ve yâhûd bir hâne gâret olunsa subaşıdan su’âl olunup ol dahi bevvâbân [ve] pâsbânândan su’âl edüp anlara örf eder. şâm bu tertîb üzre mazbûtdur yohsa bir vech ile zabtı mümkin değildir. Bu bevvâb ve pâsbânlara ahâlî-i mahalle evkâflarından ulûfe verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y247b ·
metinde göster ·
… derken üç katâr şütürü Urbân urup alıcak vâveylâ kopunca paşa derhâl beş bayrak
levendât
ta‘yîn edüp akîblerince yetişüp ceng ede ede altı Y 265b kelle ve üç dil kayd …
Ve bu mahalde bir ayn-ı câriye vardır. Tâ Halîlü'r-rahmân dağlarından berü gelüp cânib-i garbda çöl içre gâyib olup cümle huccâc ol âb-ı rakîkden def‘-i atşân edüp vakt-i gurûba karîb cemî‘i devâbbâtların saky ederken üç katâr şütürü Urbân urup alıcak vâveylâ kopunca paşa derhâl beş bayrak levendât ta‘yîn edüp akîblerince yetişüp ceng ede ede altı Y 265b kelle ve üç dil kayd-bend-i dil edüp develeri halâs edüp sâhiblerine teslîm olunup baş ve dil getiren gâzîlere kırkar altun ve gayriye üç altun ihsân olundu. Ve paşa dilleri söyledüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265a–Y265b ·
metinde göster ·
… e cümle salb siyâset basmak, asmak ve urmak ve tutmak anın hükmündedir. İki yüz
levendât
ile dâ’imâ kâ’immakâmı hükûmet edüp senevî bâd-ı havâ ve cürm [ü] cinâyetden on …
Ve bâc-ı bâzârı ve muhtesib ve tershâne neferâtları ve yuva(?) ve kaçkın köle ve balık dalyanları ve şehir subaşılığı ve cümle salb siyâset basmak, asmak ve urmak ve tutmak anın hükmündedir. İki yüz levendât ile dâ’imâ kâ’immakâmı hükûmet edüp senevî bâd-ı havâ ve cürm [ü] cinâyetden on Mısrî kîse dahi hâsıl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y319a ·
metinde göster ·
… ve şecî‘ ve hayyâl fetâ Urbânları ve sıbyânları var. Bu diyârda sıbyân ta‘bîri
levendât
makûlesi Urbânına derler. Bu diyâr-ı azîm anlar ile mâl-â-mâldir, zîrâ serhadd- …
Hulâsa-i kelâm kânûn-ı Selîm Hân üzre Circe hâkiminin bu üslûb-ı merkûm üzre îrâd [u] masârıfı vardır, kırat-be-kırat hisâb olunmuşdur. Ammâ bu kadar mâl-ı firâvânı yine külfe verdiği askerî tâ’ifesi kuvveti ile tahsîl eder. Zîrâ eyâlet-i azîm olmağile isyân tuğyân eder Urbânlar zimmetinde olan mâlları cüyûş-i Circe tahsîl eder. Cemî‘i diyârın kurâ ve kasabâtlarının ve ahâlî-i vilâyetin ahvâline anlar muttali‘ olup bî-pâk ü bî-pervâ mâl-ı gılâl tahsîl ederler. Gâyet akûr ve anîd ü pelîd ve şecî‘ ve hayyâl fetâ Urbânları ve sıbyânları var. Bu diyârda sıbyân ta‘bîri levendât makûlesi Urbânına derler. Bu diyâr-ı azîm anlar ile mâl-â-mâldir, zîrâ serhadd-i Q 307aP 304a Fûncistân'dır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y374a ·
metinde göster ·
makûlesi kırk elli pür-silâh nâmdâr fellâh yiğitler bir yere cem‘ olup beş on g …
Ve ba‘zı levendât makûlesi kırk elli pür-silâh nâmdâr fellâh yiğitler bir yere cem‘ olup beş on günde dağlarda yatup fîl ü gergerdân ve bebr ü peleng katl edüp fîlin dişleri ve postun ve gergerdânın boynuzun ve hotas içün kuyruğun götürüp ticâret ederler. Acâyib vilâyet-i şikârgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y440b ·
metinde göster ·