… de girde-bâliş-i nâliş üzre hâb-ı murâda yasdanup bin kırk {mâh-ı} Muharreminin
leyle-i
âşûrası idi kim bu hakîr beyne'n-nevm ve'l-yakazada iken görürüm ki Yemiş iskel …
Hikmet-i Hudâ sebeb-i seyâhat ve geşt [ü] güzâr-ı vilâyet Evvelâ mahlas-ı hakîr-i fakîr ve dâ‘î-i kesîrü't-taksîr seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem, Evliyâ-yı bi-riyâ ibn Dervîş Mehemmed Zıllî dâ’imâ ed‘iye-i me’sûre-i istihâreye tâlib ü müdâvim ve esniye-i mevfûre-i müşerrefeye râğıb ü mülâzım olup Hikmet-i Rabbânî ve hidâyet-i Yezdânî, sûre-i kerîm-i Furkâniyye ve âyât-i azîme-i Kur’âniyye berekâtiyle dil-i çeşm-i alîl Cenâb-ı Hazret-i Celîl tarafından istimdâd taleb edüp maskıt-ı re’simiz olan İslâmbol'da künc-i mihnethânemizde girde-bâliş-i nâliş üzre hâb-ı murâda yasdanup bin kırk {mâh-ı} Muharreminin leyle-i âşûrası idi kim bu hakîr beyne'n-nevm ve'l-yakazada iken görürüm ki Yemiş iskelesi kurbünde Ahî Çelebi câmi‘i nâm câmi‘ kim helâl-i zülâl mâl ile inşâ olunmuş bir müstecâbü'd-da‘ve câmi‘-i atîkdir, menâmımda hakîr kendümi ol câmi‘de gördüm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 6b ·
metinde göster ·
… 1044 mâh-ı (---) günü Revân fethinin müjdesi gelüp cümle 15a halkın geceleri
leyle-i
isrâ, rûz-ı rûşenleri ıyd-i adhâ olup yedi gün yedi gece Hüseyin Ba[y]kara fası …
Ol mahalde sene 1044 mâh-ı (---) günü Revân fethinin müjdesi gelüp cümle 15a halkın geceleri leyle-i isrâ, rûz-ı rûşenleri ıyd-i adhâ olup yedi gün yedi gece Hüseyin Ba[y]kara fasılları oldu. Ol mahalde Sarâyburnu'ndan tâ Yedikulle'ye varınca leb-i deryâda kal‘anın esâsı önüne yigirmi zirâ‘ arîz bir sedd binâ edüp kal‘adan taşra bir şâhrâh-ı azîm oldu. Cümle keştîbânlar ol mahalden gemilerin ısparçına alat ipler ile keşân-ber-keşân çeküp Sarâyburnu'ndan içre dâhil olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b–15a ·
metinde göster ·
… üncü tılısm: Temâşâ. Bu bakır geminin emsâli Tophâne tarafında âmâde imiş. Yine
leyle-i
zemherî[r]de cümle sehhâr ü kâhinler {bu bakır gemiye} süvâr olup Karadeniz cân …
Üçüncü tılısm: Temâşâ. Bu bakır geminin emsâli Tophâne tarafında âmâde imiş. Yine leyle-i zemherî[r]de cümle sehhâr ü kâhinler {bu bakır gemiye} süvâr olup Karadeniz cânibinde sihrile gezüp muhâfaza edermiş. Yezîd ibn Mu‘âviye Galata'yı feth edüp bu keştîyi pâre pâre etdi derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
… lup helâk olanlar dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler
leyle-i
cum‘ada pâ-bürehne olup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek gelüp ziyâret ederler. Zî …
Bu gûne meşhûr-ı âfâk bir hatt-ı garîbdir kim Rûm ve Arab ve Acem'den niçe bin seyyâh-ı âlem gelüp bu cebbâne-i kadîmi ziyâret edüp bu hat içün ba‘zı ârifân cifrdir derler, ba‘zılar rumûz [u] künûzdur deyü ol mahalde olan şeddâdî binâlara Ferhâdî külünkler urup defîne çıkarmak kaydında olup helâk olanlar dahi anda medfûndur. Ammâ ba‘zı sulehâ-yı ümmetden kimesneler leyle-i cum‘ada pâ-bürehne olup sûre-i Tekâsür tilâvet ederek gelüp ziyâret ederler. Zîrâ bu mahalde Sahâbe-i kirâmdan ve şühedâ-yı izâmdan niçe bin Muhâcirîn [u] Ensârdan kimesneler medfûndur. Ve beyne'l-ulemâ efvâh-ı nâsda şâyi‘dir kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
"Bu İslâmbol'un şimâl cânibinde Halîc-aşırı olan mezâristânda bir deliğinden bin bir Muhammed isimli kâse-i ser çıka" deyü meşhûr-ı âfâkdır. Zîrâ bu cebbâne üzre niçe bin kerre leyle-i kadirlerde nûr yağduğın niçe bin sulehâ-yı ümmetden kimesneler müşâhede etmişlerdir kim ol mahalli ziyâret etmeden hâlî olmamak gerekdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 22b ·
metinde göster ·
… m basup âlemi münevver kıldığı mevsim-i nisanın yigirmisi idi, hikmet-i Hudâ ol
leyle-i
mübârekde cemî‘i Kâfiristân içre bir zelzele-i azîm olup Bağdâd'da tâk-ı Kisrâ …
Ba‘dehu İskender vefâtından 882 sene sonra Hâtemü'l-enbiyâ Muhammedü'l-Mustafâ mâh-ı Rebî‘ü'l-evvel'in on ikinci isneyn gecesi rahm-ı mâderden sa‘âdetle müştak olup dünyâya kadem basup âlemi münevver kıldığı mevsim-i nisanın yigirmisi idi, hikmet-i Hudâ ol leyle-i mübârekde cemî‘i Kâfiristân içre bir zelzele-i azîm olup Bağdâd'da tâk-ı Kisrâ ve kubbe-i Kızılelma ve kubbe-i Ayasofya-yı bâlâ münhedim olup cümle âteş-gede-yı nâr-ı Nemrûd-ı merdûd sönüp niçe alâmetler zuhûr etdüğinden bildiler kim Muhammed dünyâya geldi dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34b ·
metinde göster ·
… t-ı hamsede anda cemâ‘atden hâlî değildir. Ve sulehâ-yı ümmetden çok kimesneler
leyle-i
mübârekelerde anda i‘tikâfa girirler.
Andan makâm-ı Ebâ Eyyûb-ı Ensârî: Hicretin elli ikinci senesinde serdâr olup bâ-sulh Ayasofya içre iki rek‘at namâz kılduğı mahalle makâm-ı Eyyûb Sultân derler. Terlerdireğ'in kıblesindeki mihrâbdır. Hâlâ evkât-ı hamsede anda cemâ‘atden hâlî değildir. Ve sulehâ-yı ümmetden çok kimesneler leyle-i mübârekelerde anda i‘tikâfa girirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37a ·
metinde göster ·
… Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup du‘â-yı istiskâ içün üç gün nâdîler nidâ edüp "
Leyle-i
Kadir'de Ayasofya câmi‘inde ihyâ olup cem‘ olalar ve Ayasofya câmi‘i ne kadar â …
Ol Gülâbî Ağa hikâyet eder: Bir gün Sultân Selîm-i Sânî asrında tâ‘ûn-ı azîm olup şehr-i İslâmbol içre eyle tâ‘ûn-ı ekber olur kim İslâmbol'un yigirmi yedi kapusundan taşra beher yevm üç bin âdem cenâzesi çıkdığı Selîm Hân'ın mesmû‘-ı hümâyûnları olup du‘â-yı istiskâ içün üç gün nâdîler nidâ edüp "Leyle-i Kadir'de Ayasofya câmi‘inde ihyâ olup cem‘ olalar ve Ayasofya câmi‘i ne kadar âdem alur add olunsun" deyü fermân-ı şerîf sâdır olunca el-azametullâh Ayasofya-i Kebîr içre âdem deryâsı cem‘ olup {omuz} omuzu sökmeyüp benî âdem zânû-be-zânû çıtâ-çıt oturup eş-Şeyh Beşiktaşî Yahyâ Efendi hazretlerinin va‘z [u] nasîhatına muntazır olmuşlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 37a ·
metinde göster ·
mübârekelerde kanâdîller çerâğân edecek bir kat tabaka vardır. Ve niçe bin âsâr …
Ve kubbe etrâfında leyle-i mübârekelerde kanâdîller çerâğân edecek bir kat tabaka vardır. Ve niçe bin âsâr-ı maslûbât âvîzeler ile müzeyyen bir câmi‘dir. Bunlardan gayrı câmi‘ içre bir alâmet yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43a ·
metinde göster ·
Ve câmi‘ içre kubbede ve amûdlar üzre iki kat tabakalar dahi vardır kim anlarda
leyle-i
mübârekelerde kanâdîller çerâğân ederler. Cümle yigirmi iki bin kanâdîl ve niçe …
Ve câmi‘ içre kubbede ve amûdlar üzre iki kat tabakalar dahi vardır kim anlarda leyle-i mübârekelerde kanâdîller çerâğân ederler. Cümle yigirmi iki bin kanâdîl ve niçe bin maslûbât âvîzeler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43b ·
metinde göster ·
… l‘a-i Seğitvar fethidir kim yedi gün mukaddem mâh-ı Safer'in yigirmi ikinci gün
leyle-i
pencşenbenin tokuzuncu sâ‘atde Arapça fehvâ-yı şerîfi mûcebince vedâ‘-ı tâc-ı …
Çün mutlakâ nüfûs-ı benî âdem âhirü'l-emr kabza-i ecele düşüp Kâfdan Kâf'a hükm eden pâdişâh-ı cihângîrlere ve cemî‘i peygamberlere bâkî kalmayup Arapça emrine râm olup dâr-ı Illiyyîn'i makâm etdiler. Pes pâdişâh-ı mağfûr dahi âsûdâr-ı gurûrda kırk sekiz yıl pâdişâh-ı devrân olup İslâmbol'u amâr edüp niçe bin hayrât [u] hasenâtlar edüp cemî‘i feth [ü] fütûhât etdüği kılâ‘ ve belîdelerde iki bin altmış hutbesi tilâvet olunup ekâlîm-i seb‘ada fütûhâtları hissesi olup evvel gazâsı Şâm'da Çerkes Cânberdî Gazâlî fethidir, âhir kal‘a-i Seğitvar fethidir kim yedi gün mukaddem mâh-ı Safer'in yigirmi ikinci gün leyle-i pencşenbenin tokuzuncu sâ‘atde Arapça fehvâ-yı şerîfi mûcebince vedâ‘-ı tâc-ı taht-ı Süleymânî edüp na‘ş-ı şerîfi yine pinhân edüp Ma‘nisa'dan Selîm-i Sânî gelüp cümle guzât-ı müslimîn bî‘at etdiler. Andan na‘ş-ı Pâdişâh Süleymân Hân'ı Âsitâne'de kendü câmi‘leri mihrâbı önüne defn edüp Selîm Hân müstakil pâdişâh oldu. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 57b ·
metinde göster ·
… ı hâs ile mebnî minâreteyndir. Bu hisâb üzre altı minâre on altı şerîfedir. Her
leyle-i
mübârekelerde on iki bin kanâdîller ile bu minâreler çerâğân oldukda gûyâ her b …
Ve bu câmi‘in evsâf-ı minârâtı altı aded ayyûka ser çekmiş minâre-i serâmedlerdir. Bu câmi‘-i Ahmed Hân selâtînlerin on altıncısı olmağın ve on altıncı pâdişâh binâ etdiğiyçün ana alâmeten altı minâresi on altı tabakadır. Mihrâb dîvârının yemîn [ü] yesâr köşesinde iki minâre ve harem kapusunun şimâl-cenûbundaki minâreteyn dahi üçer tabakalı minârelerdir kim dördü on iki tabaka eder ve taçları ve yigirmişer zirâ‘ tavîl alemleri cümle zeheb-i hâlis ile mutallâ minâre-i bâlâlardır kim külâhlarının ve alemlerinin şu‘lesinden merdüm-i dîdeler hîrelenir. Ve haremin gerüdeki 61a köşelerindeki iki minâreler dahi alçak ve ikişer tabaka ve taçları rusâs-ı hâs ile mebnî minâreteyndir. Bu hisâb üzre altı minâre on altı şerîfedir. Her leyle-i mübârekelerde on iki bin kanâdîller ile bu minâreler çerâğân oldukda gûyâ her biri birer nûrdan servi gibi pertev-i fer verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60b–61a ·
metinde göster ·
kadrinde Ayasofya-i Kebîr'de her sene üç gece ihyâ olunup niçe bin âdem cem‘ ol …
Sene 1045 Ramazân-ı şerîfinin leyle-i kadrinde Ayasofya-i Kebîr'de her sene üç gece ihyâ olunup niçe bin âdem cem‘ olur. Hakîr ol asırda merhûm u mağfûrun-leh üstâdımız Evliyâ Efendi'den hıfzı tekmîl edüp sekiz sâ‘atde kerrâtile hatm-i şerîf edüp Seb‘a kırâ‘atin dahi me’hazları ve Şâtıbî kitâbıyla tekmîl edüp Aşere kırâ’atine şürû‘ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 68b ·
metinde göster ·
"Bir aşr-ı Kur’ân-ı azîm tilâvet eyle" deyü hitâb etdikde üstâdımız Evliyâ Efendi'den gördüğümüz üzre leyle-i Kadir'de Ayasofya-i Kebîr'de sûre-i En‘âm âhirinde kalup bism-i İlâh ile sûre-i A‘râf'ın ibtidâsından bed’ edüp iki yüz altı aded âyet-i şerîfi savt-ı a‘lâ ile on iki makâm yigirmi dörd şu‘be ve kırk sekiz terkîb üzre itmâm edüp ba‘de'd-du‘â Sultân Osmân'ı ve pederi Sultân Ahmed'i ve Âl-i Osmâniyân'ın selâtîn-i seleflerinin rûh-ı şerîflerin yâd edüp savâb-ı Kur’ân-ı azîmi rûhlarına hibe eyleyüp Fâtihatü'l-kitâb ile hatm-i kelâm edüp dest-i şerîflerinde yek pâre mücevher balık dişinden bir arka kaşağısı var idi, hakîre ihsân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70b ·
metinde göster ·
Ve mu‘tâd-ı Murâd Hân bir haftayı sayf [u] şitâda sekiz bahş etmişdi. İbtidâ
leyle-i
cum‘ada ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân ve hâfız-ı Kur’ân edüp sabâha dek mübâhese …
Ve mu‘tâd-ı Murâd Hân bir haftayı sayf [u] şitâda sekiz bahş etmişdi. İbtidâ leyle-i cum‘ada ulemâ ve sulehâ ve meşâyihân ve hâfız-ı Kur’ân edüp sabâha dek mübâhese-i ilm olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73a ·
metinde göster ·
erba‘ada sulehâ-yı ümmetden mazanna-yı kirâmlar ile ve leyle-i hamîsde dervîşân …
Ve leyle-i erba‘ada sulehâ-yı ümmetden mazanna-yı kirâmlar ile ve leyle-i hamîsde dervîşân-ı dil-rîşân ve sergüzeşt sâhibi erbâb-ı ma‘ârif ile sohbet edüp ale's-sabâh umûr-ı müslimîni görerek bu gûne zevk [u] safâ ederek cânib-i erba‘asında olan düşmanlarından intikâm alup kabza-i tasarrufunda olan memâlik-i Âl-i Osmân üzre kuş kondurmayup cemî‘i re‘âyâ ve berâyâsı emn [ü] amânda idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73a ·
metinde göster ·
Ve leyle-i erba‘ada sulehâ-yı ümmetden mazanna-yı kirâmlar ile ve
leyle-i
hamîsde dervîşân-ı dil-rîşân ve sergüzeşt sâhibi erbâb-ı ma‘ârif ile sohbet edü …
Ve leyle-i erba‘ada sulehâ-yı ümmetden mazanna-yı kirâmlar ile ve leyle-i hamîsde dervîşân-ı dil-rîşân ve sergüzeşt sâhibi erbâb-ı ma‘ârif ile sohbet edüp ale's-sabâh umûr-ı müslimîni görerek bu gûne zevk [u] safâ ederek cânib-i erba‘asında olan düşmanlarından intikâm alup kabza-i tasarrufunda olan memâlik-i Âl-i Osmân üzre kuş kondurmayup cemî‘i re‘âyâ ve berâyâsı emn [ü] amânda idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73a ·
metinde göster ·
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yahyâ Efendi {mevtine târîhdir:
Leyle-i
ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin zirvesinde bir kubbe-i …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yahyâ Efendi {mevtine târîhdir: Leyle-i ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin zirvesinde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim çâr-kûşe dîvârının cânib-i erba‘asında niçe yüz bin uşşâkân-ı hattâtın gûnâ-gûn hatt-ı ebyât-ı eş‘ârları tahrîr olunmuş bir âsitânedir. Bizzât kendüleri Tarabefzûn'da mütevellid olup Süleymân Hân Gâzî ile süd karındaş olmuşlardır. Zîrâ Süleymân Hân ve pederi Selîm Hân-ı Evvel Tarabefsûn'da tevellüd etmişlerdir. Ba‘dehu Yahyâ Efendi, Süleymân Hân hilâfetinde cebren İslâmbol'a gelüp terk-i dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp terk-i dünyâ olmuşdu. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… cebren İslâmbol'a gelüp terk-i dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her
leyle-i
cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp terk-i dü …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yahyâ Efendi {mevtine târîhdir: Leyle-i ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin zirvesinde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim çâr-kûşe dîvârının cânib-i erba‘asında niçe yüz bin uşşâkân-ı hattâtın gûnâ-gûn hatt-ı ebyât-ı eş‘ârları tahrîr olunmuş bir âsitânedir. Bizzât kendüleri Tarabefzûn'da mütevellid olup Süleymân Hân Gâzî ile süd karındaş olmuşlardır. Zîrâ Süleymân Hân ve pederi Selîm Hân-ı Evvel Tarabefsûn'da tevellüd etmişlerdir. Ba‘dehu Yahyâ Efendi, Süleymân Hân hilâfetinde cebren İslâmbol'a gelüp terk-i dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp terk-i dünyâ olmuşdu. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… . Ammâ gece ile aslâ âteş yakmazlar. Zîrâ Karadeniz'de şinâverlik eden keştîler
leyle-i
muzlimde boğaz ağzı zan edüp karaya düşerler. Ana binâ’en gece ile âteş yakmazl …
Bu kal‘a halkı Karadeniz'de Kazak şaykaları nümâyân olsa âteş yakup etrâf kurâlara haber olur. Ol işe me‘mûrlardır. Ammâ gece ile aslâ âteş yakmazlar. Zîrâ Karadeniz'de şinâverlik eden keştîler leyle-i muzlimde boğaz ağzı zan edüp karaya düşerler. Ana binâ’en gece ile âteş yakmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu Hazret-i Risâlet-penâh cümle siğerde tahrîr olunduğu üzre
leyle-i
Mi‘râc-ı Nebî'de on sekiz bin âlemi temâşâ edüp Arapça mertebesine varup Cenâ …
Ba‘dehu Hazret-i Risâlet-penâh cümle siğerde tahrîr olunduğu üzre leyle-i Mi‘râc-ı Nebî'de on sekiz bin âlemi temâşâ edüp Arapça mertebesine varup Cenâb-ı Bârî'nin cemâlin müşâhede edüp binbir kelimât etdi. Kâbe kavseyn oldur kim bir yayın iki başı mâbeyni kadar ola. Ve esahh-ı kavl kâbe kavseyn iki kaş mâbeyni kadar. Hazret-i Risâlet, Cenâb-ı Bârî'ye karîb olup ba‘zılar yetmiş bin kelimât etdi derler. Yine ol gece hânesine gelüp câme-hâbın ıssı buldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 147b ·
metinde göster ·
Mi‘râc'da Hazret-i Risâlet bir ak incüden bir hücre görüp su’âl etdükde Cibrîl- …
Ve hırka aslında Resûl-i Mübîn'den kalmışdır. Leyle-i Mi‘râc'da Hazret-i Risâlet bir ak incüden bir hücre görüp su’âl etdükde Cibrîl-i Emîn cevâb veremedikde derhâl Cenâb-ı İzzet'den hitâb gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 148b ·
metinde göster ·
… ı nübüvvet müyesser olmuşdur. Ammâ âhir zamân peygamberi Muhammedü'l-Mustafâ'ya
leyle-i
Mi‘râc'da bizzât Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle tâc-ı enbiyâ müyesser olup c …
Ammâ tâc geymenin kırk su’âli vardır, değme âşık-ı cân cevâb veremez. Ammâ netîce-i kelâm ibtidâ tâc geymek Âdem Safî'den kaldı ve yüz yigirmi dörd bin mürsel ve gayrı mürsel suhuf nâzil olmuş peygamberlere tâc-ı nübüvvet müyesser olmuşdur. Ammâ âhir zamân peygamberi Muhammedü'l-Mustafâ'ya leyle-i Mi‘râc'da bizzât Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle tâc-ı enbiyâ müyesser olup cümle enbiyâya ser-tâc-ı asfıyâ oldu. Ol tâcı, Ehl-i beyt-i Mustafâ-yı Âl-i abâ dahi geymişdir. Andan gayra müyesser olmamışdır. İlâ hâze'l-ân bu rû-yı arzda geyilen tâc-ı gûnâ-gûnlar ol tâcın bir misâlidir kim her kavm birer gûne tâc-ı kabâ geyerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 150b ·
metinde göster ·
… geydirdi. Ve iki cânibinde iki taylasânı var idi. Ol tâca zi's-sehâb derlerdi.
Leyle-i
Mi‘râc'da Hazret-i Risâlet, Cenâb-ı İzzet'in yed-i kudretiyle geymiş idi. Hâlâ …
Ve Hazret-i Alî'ye du‘â edüp ser-i sa‘âdetine bir siyâh tâc geydirdi. Ve iki cânibinde iki taylasânı var idi. Ol tâca zi's-sehâb derlerdi. Leyle-i Mi‘râc'da Hazret-i Risâlet, Cenâb-ı İzzet'in yed-i kudretiyle geymiş idi. Hâlâ ümmet-i Muhammedin geydikleri tâc anın nişânesidir. Ammâ tâc geyüp muktedâ-yı nâs olan imâma lâzımdır kim bu dörd mes’eleyi bile imâm-ı A‘zam'dan menkûldur. Kim ki bu dörd mes’eleyi bilmese pîr olmaz ve imâmeti dürüst değildir. Eğer sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 151a ·
metinde göster ·
… bin yeniçerisine Selânik'den gelen mâvî çukayı bu anbâra koyup yılda bir kerre
leyle-i
Kadir'de bu anbâr açılup kul kethudâsı ve sâ’ir ocak ağaları ve anbâr emîni ve …
On dördüncü, evsâf-ı emîn-i çuka anbârı: (---) emîn bir, neferât yüz elli ve yeniçeri ocağından tâ’ife (---) bir oda nefer ile çuka nâzırıdır. Âl-i Osmân'ın seksen bin yeniçerisine Selânik'den gelen mâvî çukayı bu anbâra koyup yılda bir kerre leyle-i Kadir'de bu anbâr açılup kul kethudâsı ve sâ’ir ocak ağaları ve anbâr emîni ve anbâr çorbacısı hâzır olup yüz altmış iki odanın cümle odabaşıları neferâtlarıyla gelüp bölük bölük ve cemâ‘at cemâ‘at gelüp kânûn-ı pâdişâhî üzre ale'l-umûm onar arşın çukaların ve birer asdar sarıkların ve birer asdâr gömleklerin alup üç gün üç gecede tamâm olup pâdişâha hayr du‘â ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 177a ·
metinde göster ·
Ve gûnâ-gûn badaluçka ve havân ve tulumba ve nerdübân ve şems-i cihân ve kafesler ve mühr-i Süleymânlar ve çatal âsumânîler ve ra‘dîler ve evrenler ve ejdehâlar ve havân ve kumbaralar ve husrevânî küpler ve mârîler ve kelebekler ve'l-hâsıl bin yüz elli pâre âlât-ı âteşbâzlıklar san‘atı Freng-i pür-renge mahsûs iken bu Âl-i Osmân'ın fişengbâzları bâlâda zikr olunan eşkâllere âteş edüp her birinde birer san‘at-ı ibret-nümâ müşâhede olunur kim zî-akl olan gaş[y] u hayrân olup sihr-i i‘câz mertebesinde san‘atların icrâ eyleyüp arz-ı mahâret eyleyüp fişekler ile şeb-i muzlimi leyle-i Kadir edüp rûz-ı rûşen-misâl ederler ve geceleri Kadir, rûzları rûz-ı ıyd-ı adhâ olup pâdişâh huzûrunda bu gûne arz-ı mahâret ederek alayköşkü dibinden ubûr ederler. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
… Hotin seferine götürdüğü fîl kösleri var kim her biri hammâm kubbesi kadardır.
Leyle-i
ıydeynde ve rûz-ı ıydeynde ve sûr-ı hümâyûnlarda ve on sekiz pâdişâh ve kralın …
Esnâf-ı mehterân-ı kösciyân: Kârhâne birdir. Odunkapusu'nun iç yüzünde Bıçkıcılar içinde bir azîm kârhânedir kim yüz elli çift deve kösleri ve Osmân Hân'ın Hotin seferine götürdüğü fîl kösleri var kim her biri hammâm kubbesi kadardır. Leyle-i ıydeynde ve rûz-ı ıydeynde ve sûr-ı hümâyûnlarda ve on sekiz pâdişâh ve kralın elçileri cem‘ olanda bu kösleri çalup ra‘d-vâr sadâları evce peyveste olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b ·
metinde göster ·
… senesinde Fâtımatü'z-Zehrâ on sekizine bâliğa iken Hazret-i Alî menkûhası olup
leyle-i
zifâfda Baba Ömer ve Hazret'in hoş-hânı Hamza bin Yetîm dâ’ire çalup sûr etdile …
Esnâf-ı dâ’ireciyân: Dükkân 10, neferât 50, ibtidâ dâ’ire Hazret-i Süleymân ile Belkîs'ın zifâfı gecesi çalınmışdır. Ba‘dehu hicretin (---) senesinde Fâtımatü'z-Zehrâ on sekizine bâliğa iken Hazret-i Alî menkûhası olup leyle-i zifâfda Baba Ömer ve Hazret'in hoş-hânı Hamza bin Yetîm dâ’ire çalup sûr etdiler. Anıniçün dâ’irezenlerin pîri Amr-ı Ayyâr'dır. Zîrâ Hazret-i Resûl buyurmuşdur: Arapça demişlerdir. Anıniçün dâ’ire-i Arabistân helâldir, hattâ tevhîdlerde bile çalarlar, ammâ celâcilsiz olup içinde halkaları ola gerekse sadefkârî olsun. Sûrlarda ve hitânlarda ve zekât verecek mahallerde çala. Arabistân'da def ü kudüm çalınmak şer‘îdir. 203a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202b–203a ·
metinde göster ·
… inden haberdâr değilim. Ancak kutu bozası ve pirinc subyası ve Kırım maksımasın
leyle-i
ramazânlarda kuvâ-yı beden içün nûş eden e’imme ve hutebâ ve meşâyihâne teba‘iy …
Ancak hakîr bir fâsik-i mahrûm ve bir bî-mezâk turfe şallâk abdâl-meşreb bir cânız ve cümle ahibbâ ve asdıkâ cânlara cânımız fedâ edüp bâlâda zikr olunan meşrûbât mükeyyifâtlarından ve me’kûlât mükeyyiflerinden berâ-yı hâtır-ı yârân-ı bâ-safâ hâne-i bî-minnetimizde hâzır etmişizdir. Anıniçün ism [ü] resimlerin ve isti‘mâl edenlerin keyfiyyet-i ahvâllerine vâkıf olup esmâ-yı mükeyyifâtdan anıniçün haberdârız. Yohsa riyâ olmaya, vallâhi'l-azîm birinden haberdâr değilim. Ancak kutu bozası ve pirinc subyası ve Kırım maksımasın leyle-i ramazânlarda kuvâ-yı beden içün nûş eden e’imme ve hutebâ ve meşâyihâne teba‘iyyeten nûş etmişizdir, aslâ sekri yok bir bulamaçlardır ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ leyle-i ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile elbette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elbette çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür-savâb verdiler. Hattâ ma‘sûmun pederi Hacı Envâr'dan, bu ma‘sûmun sinn-i sâli ve niçe ahvâlin, taraf-ı pâdişâhîden su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ
leyle-i
ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp …
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ leyle-i ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile elbette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elbette çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür-savâb verdiler. Hattâ ma‘sûmun pederi Hacı Envâr'dan, bu ma‘sûmun sinn-i sâli ve niçe ahvâlin, taraf-ı pâdişâhîden su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
"Vallâhi âlem-i fetâlığımızda âlem-i nâb tavakanıyla sermest ile
leyle-i
ıyd-i adhâda ehlimle lu‘bedebâzlık ederken bismillâhı demek hâtırıma gelmeyüp v …
"Vallâhi âlem-i fetâlığımızda âlem-i nâb tavakanıyla sermest ile leyle-i ıyd-i adhâda ehlimle lu‘bedebâzlık ederken bismillâhı demek hâtırıma gelmeyüp vücûduma bir lerzân olup yanımda tulum gibi bir yumuşak şey durup leş gibi kokardı. Biz dahi dibelik sermest olup bî-tâb u bî-mecâl kalup sabâhısı şikeste-hâtır olup salât-ı ıydı edâ edemeyüp işte anı bilirim ki, ol gece ehlim hâmile kalup kâmil on iki ayda bu ma‘sûm vücûda gelüp âteş gözlü ve kırmızı yüzlü ve burnunun orta direği olmayup bulûğiyyetden sonra işte böyle serencâma uğrayup bu çehreye mâlik oldu" deyü cevâb verüp Murâd Hân'a haber böyle vardıkta, Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Hekîmbaşı kelimâtlarına, gulâmın pederi kelâmı mutâbık geldi. İmdi bundan anlanan oldur kim, bir âdem ehliyle oynaşırken sarhoş olmaya ve bismillâhsız tarlaya tohum ekmeye, gâyet hazer lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… rine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir
leyle-i
mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü …
Hamd [u] sipâs ol Sâni‘-ı zerre ve şemme ve mülevven kâyinâta kim bu abd-i hakîri diyâr-ı ademden vücûda getürüp tâ‘ât [u] ibâdât etmeğe me’mûr etdi kim âyet Arapça emriyle evkât-ı hamseye me’mûr eyledi ve şerâ’it-i İslâm'dan salât [u] sıyâmı ve zekâtı (---)(---)(---) haccı kullarına farz eyleyüp emr-i Hakk'a imtisâlen her kulları edâ-yı farz edüp ibâdet ederler. Bu abd-i kemter dahi edâ-yı hacc eylemek arzûsıyla seyâhate tâlib ü râğıb olup "Âyâ, peder ü mâder ve birâder kahrından niçe halâs olup cihânı geşt [ü] güzâr edüp seyyâh-ı âlem olabilirim?" deyü bin kırk senesinin mâh-ı Muharrem'inin gurresinde piyâdece şehr-i İslâmbol içre serserî gezüp bâlâda cild-i evvelimizde İslâmbol evsâfın tahrîr etdiğimiz üzre şehr-i bî-misâl mahmiye-i Kostantıniyye'yi bi't-temâm ve'l-kemâl seyr [u] temâşâ edüp alâ kadri'l-imkân cemî‘î âsâr-ı binâları ve ibret-nümâ kârları ve'l-hâsıl cemî‘î imâretleri tavsîf edüp kırk yedi fasl üzre cemî‘î esnâfâtların pîr [ü] perverleri ve kânûn [u] kâideleriyle Sultân Murâd Hân Gâzî'nin Bağdâd gazâsına azîmetinin ordu alayın dahi tahrîr edüp Belde-i Tayyibe içre seyâhat u ziyâret ve temâşâ etmeğe arzumuz def‘ olup şeb [u] rûz, ışk [u] şevkimiz arz-ı mukaddese ve Bağdâd-ı behişt-âbâd [ve] Mekke ve Medîne ve Mısr u Şâm câniblerine azîmete bel bağlayup cild-i evvelimiz ibtidâsında tahrîr olunduğu üzre bir leyle-i mübârekede künc-i mihnethânemde hâb-âlûd iken bizzât Hazret-i Risâlet-penâhı rü’yâ-yı sâlihimde görüp dest-i şerîflerin bûs edüp "Şefâ‘at yâ Resûlallah" diyecek mahalde "Seyâhat yâ Resûlallah" demişiz. Mübârek, nikâbların küşâde kılup arz-ı cemâl edüp tebessüm-künân olup buyurdular kim "Şefâ‘atî ve seyâhatî ve ziyâretî, Allahümme yessir bi's-sıhhati ve's-selâme" deyü Fâtiha dediler. Cümle huzzâr-ı meclis ashâb-ı güzîn Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp cümle kibâr-ı ashâbın dest-i şerîflerin bûs edüp hâbdan bîdâr olduğumuz bâlâda mufassaldır. Hikmet-i Hudâ Arapça ertesi ale's-sabâh Gedikpaşa semtinde bir yâr-ı gâr-ı kadîmimiz Okçuzâde Ahmed Çelebi hânesine varup ânî gördüm, bir tedârik-i azîm ile Bursa şehrinin teferrücü ve ziyâretlerine âmâde olmuşlar. Ol yâr-ı vefâdâr-ı gamgüsâr eyitdi "Ey birâder-i cân-berâberim Evliyâ-yı mâ. Gel senin ile "Evvelu'r-refîk, sümme't-tarîk" fehvâsınca refîk olup beş-on gün içinde taht-ı kadîm-i evvel, sevâd-ı mu‘azzam olan Bursa şehrin seyr [u] temâşâ edüp kalbün âyînesi jeng-i gamdan mücellâ olup mahzûn gönlümüz şâd ve gam-gîn gönlümüz âbâd olup niçe bin ibret-nümâ âsârlâr ve niçe yüz erbâb-ı ma‘ârif cânlar ve mülûk-ı selef-i selâtîn-i âl-i Osmâniyân ve gayrı merâkıd-ı pür-envârları ziyâret edüp husûsan Hazret-i Emîr Sultân'ın âsitânesine yüz sürüp kalbimiz münevver olup cihân cihân cân sohbetleri edelim" dedikde hemân derûnuma bir âteş düşüp ol yâr-ı vefâdârın teklîfiyle tabî‘ata diyâr-ı Bursa'ya gitme arzûları gelüp gûyâ kıbel-i Hak'dan bir 221a ilhâm-ı Rabbânî olup Bismillah deyüp cümle huzzâr-ı meclis, ehibbâ ve dûstânlar, "Mübarek olup sâlimîn ü gânimîn avdet müyesser ola", deyüp hayr du‘â ile bir Fâtiha-i Seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup hakîr dahi hemân ol mahalde peder ü mâder ü birâder [ü] hâher haberleri yok iken yigirmi nefer yârân-ı bâ-safâ ile Eminönü'ne gelüp bir Mudanya kayığına süvâr olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 220b–221a ·
metinde göster ·
… u kebâbları zevkleri eyledik. Bu Bakacak nâm mahalle anınçün bakacak derler kim
leyle-i
Ramazânın hilâli nümâyân olur mu ve olmaz mı deyü hilâl-i Ramazâna bakdıklarıyç …
Menzil-i Bakacak: Bunda dahi dırahtistân içre meks edüp üç gün üç gice sohbet-i hâs edüp keklik avı ve mâhî avları ve tereyağları ve kuzu kebâbları zevkleri eyledik. Bu Bakacak nâm mahalle anınçün bakacak derler kim leyle-i Ramazânın hilâli nümâyân olur mu ve olmaz mı deyü hilâl-i Ramazâna bakdıklarıyçün "bakacak" derler. Eğer hilâli görürlerse ol Bakacak mahallinde âteşler yakup aşağı şehre işâret ederler. Anda dahi kal‘adan toplar atılur sabahı sâ’im olurlar. Bakacak mahalli fîl hortumu-misâl şehre hâyil bir yalçın kayadır. Âdem aşağı bakmağa cür’et edemeyüp, aklı perîşân olur. Bu mahalden Bursa'nın Filedâr sahrâsında olan kurâ ve kasabât u mezâri‘ ve bâğ u besâtîn nehr-i Nilüfer ile saky olmuş sahrâ, nakş-ı bukalemun olmuş sahîfe-i evrâk gibi nümâyândır. Ol kadar âlî kûh-ı bülenddir kim şehr-i Bursa altına girüp Ulu Câmi‘ ve iç kal‘a ve Bedâsten semtleri aslâ görünmez. Ammâ ba‘îd yerleri bir bir temâşâ olunur bir mekân-ı âlîdir. Bu mahalde eflâke ser çekmiş yalçın kayalar vardır kim kimi ejderhâ gibi kimi fil-sıfat, kimi keştî, kimi ukâb gibi gûnâ-gûn eşkâl-i garîbe ve acîbeli muhavvif ve mehîb kayalar vardır. Andan yine atlara süvâr olup kıble cânibine yokuş yukaru yine sünbülistân ve tûtyâ-yı reyhânistân içre ubûr ederken bu mahallerde dıraht-ı müntehâlar yokdur. Ancak çemenzâr [u] şükûfezâr yerlerdir. Beşinci sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 230a ·
metinde göster ·
… düp Ivaz Paşa'nın iki gözlerine mil çeküp Ivaz Paşa a‘mâ olur. Hikmet-i Hudâ ol
Leyle-i
Kadr'de Mevlânâ Şems kadre irüp çeşm-i nergisleri bi-emrillah rûşen olup Ivaz P …
Ziyâret-i âfitâb-ı nihânî ve kamer-i zindegânî el-Mevlâ Şemseddîn Muhammed b. Muhammed b. Hamza b. Muhammed Fenârî: Yıldırım Hân ulemâlarının eşbehlerindendir. Yetmiş ulûmda te’lîfâtları vardır. Lâkin bi-emrillah sonra a‘mâ olmuşlardır. A‘mâ olması sebebin eyle yazmışlar kim bir gün bu molla üstâdı Kara Alâeddîn hazretlerinin kabr-i şerîfin açup üstadının vücûd-ı şerîfin ter ü tâze görür. Ol mahalde kabr-i münevver içinden bir sadâ istimâ‘ eder kim "Hel sadakte, amallâhu nazarek" lafz-ı dürer-bârın istimâ‘ edince bi-emrillah bir rîh-ı âsıf zâhir olup cümle kabrin gubârı Molla'nın gözüne girüp Molla'ya bi-emrillah umy lâhık olur. Meğer Molla-yı merkûm "Enne'l-arza lâ ye’külü luhûme'l-ulemâ" kelâmına münkir imiş. Niçe sene a‘mâ kalup bir gün Orhân vezîri Ivaz Paşa mezkûr Molla'ya 238a hâtır-mânde olup eder "Ayâ ol günü görem mi ki ol a‘mâ Şemseddîn Muhammed'in meyyit namâzın kılam" der. Derhâl Ivaz Paşa'nın bu kelâmın a‘mâ Molla'ya yetişdirirler. Mevlânâ dahi buyururlar kim "Cenâb-ı İzzet Kahhâr [u] kayyûm u kâdirdir kim bir anda Ivaz Paşa'yı nâ-bînâ ide, bu hakîri sâhib-i bînâ edüp anın namâzın bu hakîr âciz kıla" der. Hikmet-i Hudâ az müddet geçmeden bir gün Yıldırım Hân, Ivaz Paşa'ya bir husûs içün gazab edüp Ivaz Paşa'nın iki gözlerine mil çeküp Ivaz Paşa a‘mâ olur. Hikmet-i Hudâ ol Leyle-i Kadr'de Mevlânâ Şems kadre irüp çeşm-i nergisleri bi-emrillah rûşen olup Ivaz Paşa'nın cenâzesine imâm olmuşdur. Aceb keşf [u] kerâmet-i ulemâdır. Sene 833 merhûm olup Bursa'da kendü medreseleri cenbinde âsûdedirler. İlm-i zâhir [u] bâtında kâmil ve mükemmel idi. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 237b–238a ·
metinde göster ·
… et ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp
leyle-i
muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gib …
Ziyâret-i bahr-i vefâ ve kân-ı şifâ, rükn-i muhterem, kutb-ı muhteşem, zâhid-i zamâne, âbid-i yegane eş-Şeyh Hazret-i Şemseddîn Muhammed b. Alî ya‘nî Hazret-i Seyyid Emîr Sultân: Hüseynî nesebdir. Buhârâ'da müştak olup edâ-yı farz içün Mekke-i Mükerreme'ye, andan Medîne-i Münevvere'ye gelüp ceddi Hazret-i Resûl'ü ziyâret ederken Medîne şürefâları "Nedir bu sende sikke-i {Âl-i} Muhammedî" deyü ta‘n [u] taarruz edüp şürefâ surresin vermezler. Hemân Hazret-i Emîr eydür "Gelin ceddimiz huzûruna varup murâfa‘a-i şer‘ olalım. Kankımız ırk-ı tâhirden ise anlar hükm buyursunlar" deyü cümle şürefâ-yı Mekkiyi Hazret-i Resûl muvâcehesine götürüp hemân Seyyid Emîr "Es-selâmu aleyke yâ Ceddî" der. Hemân Ravza-i Mutahhara içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i Kibriyâ gelüp "Yâ veledî, Rûh ile'r-Rûm, ma‘a'l-kandîl" buyururlar. Hemân o mahalde cümle şürefâ-yı Mekke hâk-i pây-i Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp leyle-i muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gibi ol kandîl sönüp gâ’ib oldu. Emîr Sultân cümle fukarâlarına eyitti: "Ey ihvân-ı bâ-safâlar, bizim ömrümüz, kandîl bu şehrde sönüp makâmımız bu şehr olması işâretidir" buyururlar. Hemân a‘yân-ı Bursa Emîr Sultân'ın hâk-i pâyine yüz sürüp dörd kerre yüz bin âdem mürîdi oldular. Zîrâ ol nûr-ı kandîl ile azîzin Bursa'ya dâhil olduklarını her menzîlde cümle âşıkân görüp Bursa halkı dahi üç gün üç gice o kandîli temâşâ edüp ulu sultân olduğun müşâhede etdiklerinden cümle kibâr-ı Bursa Hazret-i Emîr'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukara-yı (---)(---) oldular. Bizzât Yıldırım Bâyezîd Hân rikâblarında piyâde yürüyüp bey‘at-kerdeleri olduklarından mâ‘adâ Yıldırım Bâyezîd Hân Nilüfer Hânım nâm-ı cânım olan kerîme-i afîfesin Emîr Sultân'a tezvîc edüp azîm sürûr [u] şâdmânlar oldu. Diyâr-ı Rûm'da bir velvele-ârâ-yı azîz oldu kim cihânda yegâne-i asr oldu. Hattâ Yıldırım Hân Ulu Câmi‘i binâ edüp evvel cum‘a namâzı edâ olundukdan sonra Yıldırım Hân, Emîr Sultân'a eydür "İyi câmi‘ olmadı mı sultânım", der. Emîr Sultân eydür: "Katı müzeyyen câmi‘ olmuş ammâ ortasında beş on küp katresi harâm hamr gerekdir kim gelüp giden cemâ‘atler şarâb-ı mel‘ûndan şürb edüp gideler, hemân ol eksikdir" deyince Yıldırım Bâyezîd Hân eydür: "Yâ Sultânım! Bu ibâdethânedir. Hiç ne mümkündür kim böyle câmi‘de şarâb ola" deyü cevâb eydür. Hemân Emîr Sultân eydür: "Bak a Yıldırım, bu câmi‘i sen binâ edüp içine şarâb komağı irtikâb etmeği ma‘kûl görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle bir katre menîden halk etdüğü tılısım-ı ism-i a‘zam ve arş [u] kürs-i kerrûbiyyândan efdal ü eşref beytullah olasın. Husûsan benî Âdem hakkında Allah "Kalbü'l-mü’mini arşullah" diye. Sen ol arşullah içre Allah'dan havf etmeden niçe gice ve gündüz şarâb-ı habîs korsun" deyince hemân Yıldırım Hân irşâd olup şarâba tevbe eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a ·
metinde göster ·
"Sen bin elli Muharrem'inin yevm-i aşûrasında gâ’ib olduğun
leyle-i
mübârekede niçe ed‘iye-i mü’essire tilâvet edüp ve sûre-i innâ a‘teynâ'yı bin k …
"Sen bin elli Muharrem'inin yevm-i aşûrasında gâ’ib olduğun leyle-i mübârekede niçe ed‘iye-i mü’essire tilâvet edüp ve sûre-i innâ a‘teynâ'yı bin kerre kırâ‘at edüp ol gice vâkı‘amda seni görürüm. Bursa'da Emîr Sultân hazretlerin ziyâret edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb {idüp} seyâhat ricâ edüp bükâ ederdin ve ol gice bana niçe kibâr-ı evliyâullahlar ricâ edüp senin seyâhata gitmen içün izin taleb etdiler. Ben dahi ol gice cümlenin rızâsıyla sana destûr verüp Fâtiha tilâvet etdiler. Gel imdi oğul, şimden gerü sana seyâhat göründü. Allah mübârek eyleye. Ammâ sana nasîhatim var" deyü elimden yapışup huzûrunda ber-zânû oturup sağ eliyle sol kulağıma berk yapışup nasîhate âğâze etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 241a ·
metinde göster ·
… e Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri
leyle-i
Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
muzlimlerde herkes hâne ve dekâkînlerin kanâdîl ü meş‘alelerle zeyn edüp derûn- …
Bu hakîr-i pür-taksîr dahi sad-lek İzid-i Perverdigâr'a şükr edüp evvel gazâmız kal‘a-i Azak ve yedi kerre gazâmız Kırım'da, vilâyet-i Leh ve Moskov ve Kazak. Ve tokuzuncu gazâmız bu kal‘a-i Hanya oldu. Ve derûn-ı kal‘a meremmâtına şurû‘ olunup herkes alâ-kadri'l-imkân dükkânların zeyn edüp leyle-i muzlimlerde herkes hâne ve dekâkînlerin kanâdîl ü meş‘alelerle zeyn edüp derûn-ı kal‘a guzât-ı müslîmîn ile pür olup yine Urum re‘âyâların limanın sol tarafında iskân edüp harâc-güzâr kaldılar. Ve evkât-ı hamse edâ olundukdan sonra yetmiş koldan çeng-i harbîler çalınup gülbâng-i Muhammedîler çekilüp üç yaylım top u tüfenkler atılup tarrâkası evc-ı Irâk'a ve Kızılelma'ya çıkar. Belki âfâka sıyt u sadâsı müstevlî olup âleme velvele-i cedîd ve debdebe ve gulgule-i şedîd olurdu. Târîh-i Feth-i kal‘a-i Hanya: (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 272b ·
metinde göster ·
… ur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu
leyle-i
kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî …
Bizzat Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî halîfesidir. Sene (---) târîhinde muhabbetullahi Te‘âlâ merhûm olup anda medfûndur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu leyle-i kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî ve bir câmi‘-i şerîf ve dervîşân-ı zî-şân içün bir meydân ve bir it‘âm-ı dârü'z-zıyâfe-i pîr [ü] civân ve bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler ve matbah ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr bir binâ-yı ma‘mûrdur kim bir fersah ba‘îd yerden gömgök deryâ gibi kurşumları temevvüc eder şeklinde nümâyân olup kubbe-i nîl-gûnları ve kubbe-i merkad-i pür-envârının altun alemlerinin şa‘şa‘asından benî Âdemin çeşm-i nergîsi hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîsin bûs edüp es-selâmu aleyk ile kabr-i şerîfine dâhil olup bir hatm-i şerîfe rûh-ı şerîfiçün şürû‘ edüp hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser oldu. Kubbe-i münevveresi misk ü anber-i hâm râyihasıyla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire, fukarâ ve türbedârları gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
… eyleyüp bizden artık emîn olup bâde teklîfinde olmadı. Kâmil bir ay her şebimiz
leyle-i
kadr ve her rûzumuz yevm-ı ıyd-ı adhâ olup niçe bunun emsâli cân sohbetleri edü …
deyüp üç murabba‘ ve bir semâ‘î ve ba‘dehû bir dü-beyt ile faslı tamâm etdiğimde cümle huzzâr-ı meclis engüşt-ber-dehen edüp hemân Hân eyninden tarz-ı Acemâne semmûr libâçesin kendi eliyle eynime giydirüp hezâr-ahsend deyüp bir Gürcî gulâmı ihsân etdi. Ve "sad-i lek bârekallah ey Kayser-zemîn âlüftesi" deyüp on tümen Abbâsî ve bir karaçabuk esb-i sabâ-reftâr hîbe eyleyüp bizden artık emîn olup bâde teklîfinde olmadı. Kâmil bir ay her şebimiz leyle-i kadr ve her rûzumuz yevm-ı ıyd-ı adhâ olup niçe bunun emsâli cân sohbetleri edüp şehr-i Tebrîz-i dilâvîzi seyr [u] temâşâ ederdik. Ammâ adl-i adâlet ve emn [u] emânlarına ve re‘âyâ vü berâyâ perver olmalarına ve zabt u rabt ve çârsû-yı bâzârının pâklığına ve narh-ı Şeyh Safîlerinin nizâm [u] intizâmlarına aşk-ı sad-lek aşk olsun. Zîrâ cemî‘î halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir ammâ şâhrâhda aslâ mestâne bir kimesne yokdur. Gâyet mü‘eddeb halkı vardır kim anların hakkında bu şi‘r-i belîğ denilmişdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302a ·
metinde göster ·
… salât üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ve üç nevbet top u tüfenkler atılup
leyle-i
muzlimde niçe kerre yüz bin kanâdil ve meş‘ale ve rîh-i şem‘ler ile niçe bin ha …
Eşkâl-i kal‘a-i Revân: Yüz elli bin asâkir-i İslâm-ı zafer-encâm, dîn-i mübîn gayretine cidd ü cehd-i tâm edüp niçe bin bennâ-yı benâm ve kühken ü beldârân ve hâs [u] âm himmetiyle kal‘a-i Revân'ı kırk beş günde tamâm ve kırk günde dahi cemî‘î cebehânesi ve sâ’ir levâzımâtıyla itmâm bulup ibtidâ mîr-i mîrânı Süleymân Hân'ın harem-i muhtereminde neşv ü nemâ bulan Cığalazâde Yûsuf Paşa'ya vezâret ile verilüp ve andan ma‘zûlen ılgar ile kal‘a-i Revân'a gelüp ibtidâ hâkim vezîr-i Revân Yûsuf Paşa oldu. Ve muhâfazasına yetmiş bin asker-i imdâd koyup Ferhâd Paşa eyâlet-i Revân'da kal‘a-i Şurakil'i ta‘mîr u termîm edüp asker kodu. Andan kal‘a-i Kars'ı meremmât edüp cüyûş-ı muvahhidîn ile mâl-â-mâl etdi. Andan kal‘a-i Ardahân'ı feth [u] imâr edüp derûn-ı kal‘aya yeniçeri kodu. Ve kal‘a-i Ahıçka'yı termîm edüp dürr-i beyz-âsâ oldukda üç bin kul dahi ziyâde koyup vezâret ile Tomris Hân oğlun hâkim edüp Ferhâd Paşa azm-i Âsitâne-i Sa‘âdet edüp beri tarafda Revân vezîri Cağalazâde Yûsuf Paşa eyâlet-i Revân'ı adl [u] dâd ile eyle imâr eder kim Süleymân Hân asrında Lala Mustafâ Paşa imâr etdüğünden bed-ter ma‘mûr u âbâdân olup cânib-i çârında olan her bir karyesi birer belde-i mu‘azzama-misâl olup re‘âyâ vü berâyâya kemâl-i adl [u] ihsân ve kerem üzre hareket etmeğile âbâdân etmişlerdi. Ekseriyyâ cümle evkât kârları zevk u sohbet ile güzerân etmişlerdi. Ba‘dehû sene 1012 târîhinde kızılbaş-ı bed-ma‘âş Gence ve Şirvân'a istîlâ edüp bu Revân'ı yedi ay döğüp cânib-i Erzurûm'dan imdâd gelmeyüp derûn-ı kal‘ada olan guzât-ı müslimîn aç ve susuz bi'z-zarûrî kal‘ayı Tokmak Hân'a verüp emân ile cümle guzât-ı müslimîn bî-silâh kal‘a-i Kars'a piyâde çıkup andan Erzurûm'a geldiler. Sene [10]37 dest-i sürhserânda durup evvelkiden dahi ziyâde imâr olup içinde olan Mîr Gûne Hân asker-i bed-ma‘âş-ı evbâş ile kal‘a-i Kağızmân ve Kars ve Çıldır ve Ahıçka ve Ardahân taraflarına dest-dırâzlık etdüğü Ahıçka ve Gürcîstân beğleri ve Erzurûm valisi taraflarından feryâdcılar ile Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e arz-ı mahzarlar gelince ol ân Acem Şâhına elçiler gidüp tûğ-ı hümâyûn Üsküdar bâğçesinde karâr edüp cemî‘î Rûm ve Anadolu eyâletlerine mîr-i mîrânlar ve mu‘temed ve mukdim kapucubaşılar asker sürmeğe gidüp Tabanıyassı Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup bir sene mukaddem cânib-i Revân'a revân olup sene 1044 (---) ayında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ yer götürmez deryâ-misâl asker ile Üsküdar'daki bâğ-ı İremi önünde serâperde-i Süleymânîsinde meks edüp âyîn ü kavânîn-i Osmân'ı ve şevket u şöhret-i şehnişânı ve savlet-i sâhib-kırânı yerine getirüp cemî‘î tekmîl levâzımâtı mükemmel edüp kırk bin yeniçeriyâna ve yigirmi iki bin sipâh-ı dilîrâna ihsân [u] in‘âmların bezl edüp {Bayrâm Paşa der-i devletde kâ’im-makâm kalup} sene-i mübârekenin mâh-ı Şevvâlü'l-mükerreminin beşinci günü menzil-i Üsküdar-ı dilâvîzden hareket edüp atf-ı ınân, râh-ı Revân üzre askeriyle revâne olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Konya şehrine andan kasr-ı Kayseriyye şehrine ve andan menâzil kat‘ ederek kal‘a-i Sivas'a, bu menzilde Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya vezâret-i sânî olup taşra çıkdılar, ammâ yine nedîm-i şehriyârî idi ve Silâhdâr Mûsâ Paşa otâğ-ı hümâyûn hizmetine "Konakçı Paşa" ta‘yîn olunup ba‘dehû nişâncı olan (---) paşa ol gün silâhdâr olup Melek Ahmed Ağa çukadâr ağa oldu, andan niçe menâziller ubûr ederek kal‘a-i sahrâ-yı Erzurûm'a girerken "İki kerre yüz bin asâkir-i deryâ-misâl add olundu" deyü Murâd Hân'a i‘lâm etdiler. Hemân Rûmeli eyâletine mutasarrıf Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa'nın otuz bir bin askeri add olunup "Cümle eyâleti askerinde bin yedi yüz Hasanî ve Hüseynî Tunageçdi kınalı ve başı ablaklı küheylân atlar yancıkları ve bahrî hatayîleriyle yedek çekildi" deyü pâdişâha i‘lâm etdiler. Erzurûm Valisi Halîl Paşa 309a mağzûb-ı şehriyârî olup adüvleri Silâhdâr Paşa ve Murtazâ Paşa şâdân u handân olup Erzurûm, Şâm Vezîri Küçük Ahmed Paşa'ya sadaka olunup eyâlet-i Şâm ber-vech-i arpalık Silâhdâr Mustafâ Paşa'ya tevcîh olundu. Ba‘dehû Erzurûm'dan üç günde Hasankal‘ası andan Kars yoluyla cânib-i Revân'a revân olundu. Ve yigirmi birinci günde Erzurûm'dan iki kerre yüz bin asker ile Revân altına meks-i hıyâm olundu. Ve kal‘adan sürhserân dırâz-kad toplar ile asker-i İslâm'ı muztarib eyleyüp bu mahalde cüyûş-ı muvahhidîn kızılbaşın top-ı kûbüne bakmayup nehr-i Zengî'yi karşu tarafa ubûr edüp bir solak pâdişâh-ı Cem-cenâbın rikâbında piyâde nehr-i Zengî'yi ubûr ederken nehr-i azîm mezkûr solağı toparlayup götürürken Murâd Hân nehr içre at ile solağa yetişüp girîbânından şîrâne pençe salup solağı sol eliyle nehr-i Zengî'den çıkarup halâs etdüğü hâlâ diyâr-ı İrân-zemînde meşhûr-ı Azerbaycân-ı Ûcân'dır. Bu nehri bu hâl ile ubûr edüp der-akab cümle guzât-ı müslimîni rûz-ı rûşende alâ-mele’i'n-nâs meterise koyup Rûmeli eyâletiyle ve zağarcıbaşıyla yigirmi oda yeniçeriyle Cânpolâdzâde Mustafâ Paşa Tebrîz Kapusu tarafından meterise girerler. Ve yemîninden Anadolu Vezîri Gürcî Mehemmed Paşa eyâletiyle ve yigirmi oda dergâh-ı âlî yeniçeriyânıyla meterise girer. Ve Sadrıa‘zam Tabanıyassı Mehemmed Paşa kapusu kulu ve yigirmi oda yeniçeriyle Rûmeli ve Anadolu miyânına girüp cenge âheng eder. Ve Yeniçeri Ağası olan Kara Mustafâ Paşa yeniçeri kethüdâsıyla on cemâ‘at oda yeniçeriyle cânib-i Zengî'de meterise yigirmi aded toplar ile şeb [u] rûz kal‘aya amân vermeyüp döğerdi. Cümle beş koldan yigirmişer aded toplar ile amân u zamân vermeyüp döğerlerdi. Bir gün bizzât Murâd Hân Rûmeli eyâletinin meterisine girüp Karabali nâm topu nişâna alup hân sarâyına bir top urdu. Ve Erzurûm Valisi Küçük Ahmed Paşa, cânib-i şimâlinde elli pâre şâhî darbzânlar ile bir tabye-i âlî üzre derûn-ı kal‘ayı ve burc [u] bârû üzre sürhserânlara ser çıkardmayup derûn-ı kal‘ayı harâb [u] yebâb ederdi. Ve Kapudan Deli Hüseyin Paşa Revân kal‘asına hâ’il Muhnâd depesinden derûn-ı kal‘a-i bîrûnu leylen ve nehâr döğüp harâb ederdi. Kal‘anın bedenleri ve mazgallarında ve çârsû-yı bâzârında değil herkes hânelerinin serdâblarında bile sadamât-ı top-ı kûbden oturup baş göstermeğe kâdir değiller idi. Ve Murtazâ Paşa bölük sipâhîleriyle Toprak kal‘ası câniblerinde karavul beklemeğe me’mûrlar idi. Ve Mûsâ Paşa ve Ken‘an Paşa müteferrika-i dergâh-ı âlîler ile serâperde-i pâdişâhîyi muhâfazaya me‘mûr idiler. Ve bu kal‘anın cânib-i erba‘asında beşer sâ‘at ba‘îd âdem deryâsı ihâta edüp karavul bekleyüp iki vilâyeti nehb ü gâret etmeğe bir ferd-i âferîdenin cânı olmayup günden güne niçe bin Sünniyân re‘âyâ vü berâyâ istîmân ile hedâyâlar getirüp gelirler idi. Bu himmet ile kal‘aya göz açdırmayup tokuzuncu günde kal‘anın burc [u] bârûları üzre niçe bin Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar "Amân, amân ey güzîde-i Âl-i Osmân!" deyüp kal‘adan taşra miftâhlar ile (---) Hân rehn-i istîmâna çıkup cüyûş-ı muvahhidîn kal‘aya leb-ber-leb olup ertesi ale's-sabâh derûn-ı kal‘adan amân ile Mâzenderân tüfenkciler ağası pür-silâh Mîr Fettâh-ı bî-ıslâh pây-bûs-ı şehriyâr ile şerefyâb olup muhâfazacılarıyla cânib-i Nahşivân'da dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Ol yevm-i mezbûrda Revân Hâkimi Mîr Gûne Yûsuf Hân Gürcîyyü'l-asl yedi aded hân ile hâk-i pây-ı pâdişâhı bûs edüp her birine birer serâperde ihsân olunup birer vezîre müsâfir verildi. Ve burc [u] bârû-yı kal‘ada ezân-ı Muhammedîler kırâ‘at olunup yedi gün yedi gice burc [u] bârû-yı kal‘a sancağ ve bayrağlar ile zeyn olup evkât-ı hamsede ba‘de's-salât üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp ve üç nevbet top u tüfenkler atılup leyle-i muzlimde niçe kerre yüz bin kanâdil ve meş‘ale ve rîh-i şem‘ler ile niçe bin hayme ve hargâh çerâğân olup sadâ-yı Allah Allah ile gulgule-i Rûm evce peyveste olup diyâr-ı Acem'e bîm ü ru‘b düşdü. Bu hâl ile kırk günde kal‘a ta‘mîr u termîm olunup Murtazâ Paşa hâkim-i Revân olup kırk bin guzât-ı müslimîn muhâfazacı kalup Sultân Murâd Hân 309b şikârı olan Revân hânı Emîr Gûne Hân'ı ve gayrı hânları önüne katup {yolda eyâlet-i Haleb ihsân olunup kethüdâsı Murâd Ağa'yı katl etdüğünde Emîr Gûnezâde Haleb'den ma‘zûl olup eyâlet-i Haleb, Küçük Ahmed Paşa'ya verilüp Emîr Gûne Yûsuf Paşa der-i devlete gelüp musâhib-i şehriyârî olup Murâd Hân intikâl edince Kara Mustafâ Paşa Emîr Gûne oğlun katl etdi}. Erzurûm şehrinden Tabanıyassı Mehemmed Paşa ve Cânpolâdzâde'yi Erzurûm'da yetmiş bin asker muhâfız-ı Revân olmağiçün bırağup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Nahşivân ve Karabâğlar ve {ve kal‘a-i Şorakil'i ve kal‘a-i Çûres'i ve şehr-i Bihistân'ı ve kal‘a-i Hoy ve kal‘a-i Ordubârı ve şehr-i Tebrîz'i yedi gün yedi gicede harâb [u] yebâb ve halkın esîr [u] kebâb ve kal‘a-i Lur'u hânî edüp andan kal‘a-i Bâğ-ı cinân ve kal‘a-i Ûcân ve kal‘a-i Kehrân ve kal‘a-i Kumla ve kal‘a-i Merend ve kal‘a-i Salmas vilâyetlerin nehb ü gâret ederek Van üstünden Bitlis'e ve Diyârbekir'e gelüp andan Âsitâne-i sa‘âdete mansûr u muzaffer gelüp şâdmânîler oldu. Ba‘dehû} şâh-ı dâll-ı bed-fi‘âl yüz bin asker-i sürhserân ile kal‘a-i Revân'ı yedi ay döğe döğe amânın kesüp Tabanıyassı, Revân'da mütehassın olan Murteazâ Paşa'ya adâveti olmağıla Revân imdâdına yetişmeyüp {şâh-ı gümrâhın Revân üzre hareketin istimâ‘ edüp Erzurûm'a gelüp Revân imdâdına yetişmedi} yedi ayda derûn-ı kal‘ada zehâ’ir ve top ve barut kalmayup âhir bir gice Murtazâ Paşa elmas hâtemin yudup merhûm olıcak ertesi ale's-sabâh cümle cüyûş-ı muvahhidîn uryânen emân ile kal‘adan çıkup kal‘ayı şâha teslîm edüp giderken cümle guzât-ı müslimîni kızılbaş-ı nâ-tırâş şehîd edüp niçesi nehr-i Araz'a {gark} ve niçesi Sünnî eliyle Araz'dan çıkup halâs olup kal‘a-i Kars'a ve kal‘a-i Bâyezîd'e düşüp halâs oldular. Bu ahvâl-i pür-melâli Murâd Hân istimâ‘ edüp niyyetü'l-gazâ-yı Bağdâd-ı Behişt-âbâd deyüp iki yerden gayret kılıcın miyânına bend kılup mezhebimiz sâhibi Nu‘mân ibn Sâbit İmâm-ı A‘zam ve hümâm-ı akdem hazretlerini kızılbaş-ı evbâş elinden halâs etmeğe bezl-i ihtimâm etdi. Ez-în-cânib sene 1045 târîhinden berü kal‘a-i Revân bu gördüğümüz mahalle dek 12 sene {dest-i Acemde} olup adl-i adâletleriyle Revân bir azîmü'ş-şân kaviyyü'l-bünyân, kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuş ammâ yine hücûm-ı Âl-i Osmân'a yedi gün tahammülü yokdur. Zîrâ cümle yalın kat dîvâr ile mebnî bir kal‘a-i üstûvârdır. Sâhil-i Zengî'de vâkı‘ cânib-i cenûbdan cânib-i şimâle tûlânîdir. Ve arzı gâyet ensizdir. Hattâ Sultân Murâd Hân'ın urduğu balyemez top-ı kûblerin darbından gülleleri bir yanından urup cânib-i Tebrîz Kapusu tarafı dîvârın münhedim edüp gülle taşra çıkarmış ve niçe yüz gülleler kulle-i metînelerde te’sîr edüp nümâyândır. Kal‘a-i Revân'ın Ferhâd Paşa binâ etdüğü dîvârları kırkar zirâ‘-ı melikiy-yi âlîdir. Ammâ Tokmak Hân binâ etdüğü elli zirâ‘ enli ve yigirmi zirâ‘ arîz rıhtım binâdır. Cümle (---) burc-ı azîmdir ve cümle (---) benddir ve dâiren-mâdâr (---) adımdır. Zengî tarafından handakı yokdur, ammâ mazgal delikleri çokdur. Cenûbî ve şarkî ve şimâlî tarafında handakları vardır. Ammâ sulu yerde olmağıla handakı ol kadar amîk değildir. Lâkin ba‘zı yerleri yüz ellişer zirâ‘-ı bennâ enli handakdır. Ve cümle edvârında üç aded hadîd, kavî derveze-i sedîdlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308b–309b ·
metinde göster ·
… k Seydî bir tahta pâresiyle bir gün bir gice rûy-ı deryâda şinâverlik edüp âhir
leyle-i
Kadr'de kadre uğrayup beyt:
Ammâ ahvâl-i Seydî Ahmed Paşa: Kendilerinin takrîri üzre Abaza kavmi ile Çerâkise mâbeyninde bir gûne kavm vardır. Dağıstânlar içinde olur. Abazaca ve Çerkesce lisânı bilirler. Sadşe kavmi derler bir şecî‘, yarâr, bahâdır, hırsız kavm-i fetâ yiğitlerdir. Bu Seydî Ahmed Paşa anlardandır. Hattâ lehçe-i mahsûsu ol kavmden olmasın gösterirdi. Ammâ bu Sadşe kavminin ekseriyyâ ihtilâtları Abaza tâ’ifeleriyledir. Zîrâ Abaza diyârı Karadeniz sâhilinde olmağıla iskeleleri vardır. Dağlarda olan Sadşe kavmi anınçün Abaza'ya muhtâclardır. Bir gün Abazalardan Melek Ahmed Paşa akrabâlarından Zebhûs nâm-ı benâm nâmdârlar ile Sadşe dağlarına hırsızlığa gidüp Seydî Ahmed Paşa henüz on dördüne bâliğ olmadan Seydî Paşa'yı âlem-i sabâvetde serîka edüp Melek Ahmed Paşa aşîreti olan (---) kavm içinde bâliğ olup Abazalar bu Seydî'yi bir gün firâr eder deyü iskelede bâzargâna satarlar. Bâzargân dahi Mısır'a götürüp bir fertûte-i Züleyhâ-yı Mısr'a bey‘ eder. Anda yigirmisine bâliğ olunca cündîlik ve silâhşorluk fenninde ol kadar üstâd-ı kâmil olur kim yüz yetmiş altı gûne lu‘bede-bâzlığı tekmîl-i fünûn edüp ta‘tîl günlerinde cümle ahâlî-i Mısr, hâric-i Mısr'da mastabalarda cirîd oynarken at üzre kırk sekiz gûne san‘at ile kırkar ellişer dirhem tüfenk atmak ve kırk adım yirde at sıçradup rûy-i arzda üç kelle postu urup ol teng mahalde üç kerre üç silâh icrâ etmek ve Kavak meydânında altun topa ok ve kurşum atmak ve urmak, tutmak ve kapmak ve asmak ve basmak ve at üzre yay kurup yasmak misillü ma‘rifetler ile şöhre-i şehr-i Mısr olup nâmdâr bir server olur. Hikmet-i Hudâ mezkûr fertûte hâtûndan bu Seydî Paşa'yı (---)(---) bir kâşif alup bender-i Süveyş'den bahr-i Kulzum içre gemiler ile bender-i Cidde'ye giderken bi-emr-i Hudâ Şap deryâsında talattum-ı deryâ ziyâdesiyle cûş [u] hurûşa gelüp cezîre-i Hasan kurbunda Seydî'nin gemileri gark olup cümle âdemler helâk olup ancak Seydî bir tahta pâresiyle bir gün bir gice rûy-ı deryâda şinâverlik edüp âhir leyle-i Kadr'de kadre uğrayup beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334b ·
metinde göster ·