… ra sûretli sanemler ile kal‘ayı zeyn edüp üç yüz altmış altı yerde torompete ve
luturyanî
borular ve tabl-ı erganûn-i kübrâyîler ve nâkûs-i Yûnânîler taraf taraf çalınup …
Ve üç yüz altmış altı kapunun dîdebân ü bevvâbân ve nigâhbânlarına bahşîşler ihsân edüp ubûr ederdi. Ve mezkûr bed-nâm günler olunca kal‘anın cemî‘i burc [u] bârû-yı bedenleri üzre niçe kerre yüz bin haç-peyker sancağ u bayrağ u alemler ile ve filandıra sûretli sanemler ile kal‘ayı zeyn edüp üç yüz altmış altı yerde torompete ve luturyanî borular ve tabl-ı erganûn-i kübrâyîler ve nâkûs-i Yûnânîler taraf taraf çalınup şâdumânîler olup kal‘anın bedenleri elvân harîr alemler ile lâle-zâr olurdu. Ve cemî‘i milel-i nasârâdan ve gayrı edyândan âdemler gelüp İslâmbol'un zîb ü ziynetin seyr [ü] temâşâ edüp giderlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 15b ·
metinde göster ·
… ğe alup bir tarafda Âl-i Osmân tabılları bir tarafda esîrlerin tabl [u] erganûn
luturyanî
boruları çalınarak yine gemileri niçe bin levendât keşân-ber-keşân sadâ-yı "ya …
Dûd-ı siyâh hevâya münkalib oldukdan sonra cümle guzât-ı müslimîn kâfir gemilerine dökülüp ganîmetler alup mahbûb Freng oğlanların şikâr alup gerdânlarından bûs ederek ve sakallı keferelerin kayd [u] bend ederek cümle küffârın haçlı bayrakların baş aşağı edüp gülbâng-i Muhammedî çekerek kâfir gemilerin yedeğe alup bir tarafda Âl-i Osmân tabılları bir tarafda esîrlerin tabl [u] erganûn luturyanî boruları çalınarak yine gemileri niçe bin levendât keşân-ber-keşân sadâ-yı "ya moli" ile çeküp ardları sıra cümle kapudanlar üç bin aded idi ve bin kalyon ve altı yüz barça ve iki bin şayka ve karamürsel ve gayrı keştîler idi ve neferâtları cümle yigirmi bin idi. Bu cem‘iyyet-i keştîbân bir pâdişâh-ı Cem-cenâb asrında olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 165a ·
metinde göster ·
… yiyâ sûr-ı İsrâfîl işitmişlerdir. Ammâ cümle borulardan torompete ve erganûn ve
luturyan
ve İngilis borularının vakt-i seherde savt-ı hazînleri âdemi mest [ü] medhûş bî …
Bu bâlâdâ tahrîr olunan on aded sâzendegân, nefîr [u] sûrcıyân cümlesi bir perde olup, boruda peşrev olmaz ammâ her bir fırkası birbirlerine peyrev olup {makâm-ı rehâvî sûznâk} faslı ile ubûr etdiklerinde âdeme dehşet hâsıl olup vücûd-ı insâna bir lerzân hâsıl olup dem-beste ve hayrân olur gûyiyâ sûr-ı İsrâfîl işitmişlerdir. Ammâ cümle borulardan torompete ve erganûn ve luturyan ve İngilis borularının vakt-i seherde savt-ı hazînleri âdemi mest [ü] medhûş bî-hûş eder. Bu üstâd-ı kâmiller dahi bu yüzden arz-ı ma‘rifetle güzer ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b ·
metinde göster ·
… kîleri ve dankiyo ve tulum sâzları ve misire düdükleri ve lortani ve erganûn ve
luturyanî
ve İngilis boruları çalarak bozahânecilerin alayından sonra ubûr ederler.
Âhir-i kelâm oldur kim Devlet-i Âl-i Osmân'da ve gayrı divelde bu şarâbhâneler mukarrerdir, lâkin bu meyhâneciyân şarâb, nukl, meze, kebâblarından ve dükkân-ı dûzahkârlarından bir şey etmeyüp cümle altı bin meyhâneciyân mahbûb muğ-pîçeleriyle cümle tebdîl-i câme ile pür-silâh olup saf saf, gûnâ-gûn şakalarla rehâvî ve nikrîz 215a makâmlarıyla savt-ı hazîn musanna‘ Urum türkîleri ve dankiyo ve tulum sâzları ve misire düdükleri ve lortani ve erganûn ve luturyanî ve İngilis boruları çalarak bozahânecilerin alayından sonra ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 214b–215a ·
metinde göster ·
… rçi Türkistândır, ammâ kesb-i tarâvetden mahbûb u mahbûbeleri hüsn-i cemâlde ve
lutf
ü i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn mü’eddeb ve mü’edd …
Der-sitâyiş-i mahbûb u mahbûbe: Gerçi Türkistândır, ammâ kesb-i tarâvetden mahbûb u mahbûbeleri hüsn-i cemâlde ve lutf ü i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn mü’eddeb ve mü’eddebeleri câr-ızâr bürünüp gezerler. 282a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b–282a ·
metinde göster ·
… ve sarı çizme giyüp mü’eddebâne reftâr ederler. Gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve
lutf-i
i‘tidâlde olup kelimâtları lehçelerine göre mevzûn ve dişleri hemvâre dürr-i me …
Varoş-ı Erzincân kapusu: Kal‘anın cânib-i şarkîsinde Deveçeşmesi'nden tâ Alîdeğirmeni'ne varınca varoş-ı azîmdir. Bu varoşlarda ekseriyyâ Ermeni re‘âyâlar sâkin olduğundan cümle on üç aded kenîse-i kefereler vardır. Cümle kefereleri alaca destâr peşkîr sararlar ve âyînlerine londura mâvî çuka ve ednâ re‘âyâları şal kebe ve ayaklarına nâzük çarık giyerler. Gâyet rencber re‘âyâsı vardır. Kefere avretleri yassı başlı ve beyâz ızâr çarşaf bürünürler, ammâ müselmân havâtînleri sivri se-renk ve dîbâ ve gümüş ve altun takye giyüp beyâz nâzük câr-ı ızar bürünüp ayaklarına katife çakşır ve sarı çizme giyüp mü’eddebâne reftâr ederler. Gâyetü'l-gâye hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları lehçelerine göre mevzûn ve dişleri hemvâre dürr-i meknûn ve giysû-yı müşg-bârların sarkıdırlar ve uşşâkı bin cân ile kendülerine akıdırlar. Ve hevâsının letâfetinden ricâl makûlesi ol kadar müsinn ü mu‘ammer olur kim kuvveti gitmiş, hey’eti bitmiş, ömrü yetmişe, yüze yetmiş, kuvveti kudreti gitmiş [ve] musâhabetden kalmış olurlar ve kelimâtları bu edâ ile tekellüm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288a ·
metinde göster ·
Zîrâ Melek Ahmed Paşa hâl sâhibi dervîş u dilrîş âdem idi ve dâ’imâ sulehâ-yı ümmet ile ihtilât ederdi. Bu kerre bu Dervîş Sünnetî ile kâmil beş sâ‘at cân sohbeti edüp ta‘âm geldikde hemân Dervîş Sünnetî Paşa ile musâfaha edüp yerinden bir pertâb edüp kapudan taşra berk-i hâtif gibi çıkup gidince hakîre {paşa} "Bre yetiş bak Evliyâm {Dede} gitmesin" dedikde ardı sıra seğirdüp nâm [u] nişânından ne bevvâblar, ne ehl-i sûk ve ne hakîr bir nişân görmedik. Âhir hakîr paşaya gelüp bu ahvâli dedikde iki yüz altun ve iki Keşmirî şâl verüp "Tiz Evliyâm, ol cânı kande bulursan bizden selâm edüp bunları ver. Lûtf eylesin, her bâr bize gelsin" deyü paşa ricâ edüp akîbince hakîri gönderdi. Bu abd-i kemter ata binüp sarây kapusundan taşra çıkıp "Bre ümmet-i Muhammed, şu eşkâlde bir torlak u parlak u mudallak ışık-ı âşık göndünüz mü?" deyü ona buna su’âl ederken Bayrâm Paşa Sarâyı önünde "İşte Ahûrkapu'ya doğru bir âşık boru çalarak gidiyor" dedikde hakîr at bırağup Ahûrkapu'dan taşra çıkup gördüm ki fi'l-hâl bir kayık ile tâ deryânın vasatında bâdbân-ı cenâhın açup uçarak gitmede. Hemân hakîr dahi beş çifte bir kayığa süvâr olup palpa ribaçsa kürek ve yelken edüp deryâ ortasına vardıkda Dedemin kayıkçılarına makrama saldım. Anlar dahi âheste kürek çekdiklerinde varup mülâkât olup kayığına sürüp azîzin dest-i şerîfin bûs edüp "Paşa oğlunuz selâm eyleyüp şu iki yüz altunu harc-râh eylesin ve bu iki Keşmirî şâlı ridâ eylesin ve gâhîce bize teşrif eylesin, dediler" dedim. Hemân "El-hedâyâ teşterük ve lev kâne müşterek, Hak berekât-ı Halîl versin. Şallar bizim, altunlar kayıkçılar ile sizin" dedikde "Lutf eyle sultânım, cümle sizindir" deyü ibrâm [u] ilhâh edince "Âh işte bu teklîf-i mâlâ-yutakdır" deyü hemân girîbân-ı tennûresinden cilbend-i muhabbetin çıkarup, "Destûr der, sok elin şu ummân-ı kerâmeye" deyü izin verdikde bu hakîr elim cilbend-i muhabbete sokup des-dırâzlık etdim. İçi mâl-â-mâl mümessek ve ıssıcak furûnî altun-ı bundukânî ve la‘l [u] yâkût ve elmas, zümürrüd-i Sudânî ile memlû bir cilbend-i kerâmedir. Hemân aklım gidüp eyitdim "İmdi sultânım, siz a‘lemsiz, bu hakîr size teslîmiz" dediğimde hemân cilbendine al al edüp bu hakîre bir avuç altun verüp cümle seksen yedi sikke-i hasene ve yedi taş yâkût u zümürrüd ve elmas [u] la‘l ve seylân ve pîrûze ve zeberced taşları verüp eydür, "Ey ömrüm Evliyâ, bu altunların her birin birer sene harc eylesen berekât-ı Halîl ile sana kifâyet edüp ömrün oldukça harc eyle" dedikde "Ha benim ömrüm seksen yedi sene ola" deyü hakîre gûnâ-gûn evhâm-ı garîbe vü acîbeler ârız oldu. Ba‘dehû paşanın iki yüz altunundan yüz altun dahi ihsân eyleyüp bâki yüz altunları on nefer kayıkçılarımıza onar onar 176b bezl eyledi. Ve şalın birin külâhı üzre sarup birisin gerdenine bend eyledi. Ve "Paşaya bizden selâm eyle. Biz gayri diyâr-ı Rûm'a kadem basmazız. Fer[d]âsı arz-ı mukaddeseye geçüp Mekke ve Medine câniblerine gitmeğe me’mûruz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 176a–176b ·
metinde göster ·
… ile dergâh-ı âlî kapucıbaşısın gönderüp nâme-i hümâyûnunda: "Benim karındaşım,
lutf
edüp taht-ı hükûmetinizde olan Ekrâd-ı eşirrâlarınız zabt u rabt idesiz", deyü …
Bu Sultân (---)(---) evlâd-ı evlâda Diyârbekr'e mâlik-i mülk olup tâ Sultân Selîm-i Evvel asrında Diyârbekir hâkimi el-melikü'l-muzaffer Sultân (---)(---) idi. Selîm Hân Çıldır gazâsına giderken bu Diyârbekir Ekrâdları rehzenlik edüp cüyûş-ı müslimîne Kemâh ve Tercân ve Bâybûrd ve Çânhâ kal‘aları râhlarında hayli rahne verirler. Selîm Hân'a bu ahvâl-i pür-melâl mün‘akis olup fi'l-hâl Diyârbekir hâkimine bir muhabbetnâme ile dergâh-ı âlî kapucıbaşısın gönderüp nâme-i hümâyûnunda: "Benim karındaşım, lutf edüp taht-ı hükûmetinizde olan Ekrâd-ı eşirrâlarınız zabt u rabt idesiz", deyü ricânâme tahrîr etdi. Nâmeyi hâkim-i Âmid kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmu oldukda bir nâme ile âdem gönderüp, "Eğer Şâh İsmâ‘îl'den intikâm alabilirsen, menim dahi Diyârbekr'ümün iki yüz bin tüfeng-endâz Kürd'imden intikâm alasın" deyü nâmesi geldikde Selîm Hân eydür: "Elsinetü'l-halk aklamu'l-hakdır".. Diyârbekir hâkimi bize icâzet vermiş kim ‘Diyârbekrimün Ekrâdından intıkâm alasın’ demiş. Olmaya; illâ hayr", deyüp azm-i râh-ı gazâ-yı Çıldır edüp isti‘ânet-i Cenâb-ı Bârî yârı olup şâh-ı bed-fi‘âli münhedim edüp mansûr u muzaffer yine Erzurûm'a gelüp yüz bin asker-i İslâm'a Bıyıklı Mehemmed Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzam edüp kat‘–ı menâzil ederek kal‘a-i Diyârbekr'i muhâsara edüp yetmiş gün neberd-i azîm edüp Dağkapusu ve Mardinkapusu câniblerinden tarabât-ı top-ı kûpdan rûy-ı dîvâr niçe yerden rahnedâr olup guzât-ı müslimîn yürüyüş sadedinde iken gördüler kim Mardin tarafından bir azîm asker gelir. Talî‘a-i askerden bir kaç âdem ileri ordu-yı İslâm'a gelüp mektûbları serdâr-ı mûma-ileyh Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya verüp kırâ’at etdikde serdâr safâsından raks edüp eydür: "Ey gâzîyân, Çıldır cenginde bize imdâda gelen Amâdiye hâkimi Monlâ İdrîs hazretleri kırk bin askerile yine imdâda gelirmiş. Ol nümâyân olan asker odur. Hemân gelüp ordu-yı İslâm'un bir tarafında meks etsinler", deyü fermân edüp ol ân asker-i Mollâ İdrîs gelüp emân vermeyüp meterise girerler. Bu hâli derûn-ı kal‘ada olan kavm-i Ekrâd görüp "Emân, ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘a-i Diyârbekr'i bâ-sulh vezir-i rûşen-zamîr Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya verdiler, bâ-i‘ânet-i Monlâ İdrîs-i Amâdî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 199a ·
metinde göster ·
Mahbûb ve matlûbü'l-kulûb püserânları vardır kim hüsn ü cemâlde ve
lutf
[u] i‘tidâlde hûb-manzar ve perî-peyker meh-pâre cüvânları var. Şark diyârı olm …
Mahbûb ve matlûbü'l-kulûb püserânları vardır kim hüsn ü cemâlde ve lutf [u] i‘tidâlde hûb-manzar ve perî-peyker meh-pâre cüvânları var. Şark diyârı olmağile kelimât-ı örfiyede fesâhat u belâgat üzre tekellüm etdiklerinde uşşâk-ı dil-figâr hayât bulur. Her cünbiş [ü] harekâtları ve reftâr [u] sekenâtları âdemi vâlih eder. Cümlesi zarîf u nüktedân püserânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
… âm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ eylemesiyle bu dünyâ âsûde-hâl olmuşdur.
Lutf
edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn ervâhları içün ve sa‘âdetlü pâdi …
"Evvelâ hamd idelim Hâlık-ı Bîçûn'a kim benî Âdeme akl-ı küll verüp cümle hayvânâtdan evvel eşref-i mahlûk etdi kim hayr u şerri ve zarar [u] nef‘i bilüp müfsidîn ve hâsidîn ve mekkârların hiyel ü şeytanatına aldanmayup bî-garaz Müselmanlara taşra umûrun su‘âl edüp hâkimü'l-vakt olan adâlet ide. Yürü ümîddir kim bu zerre-i nâçîzin zerre kadar hatâsın sütür etmeyüp sû-i zan 261b ile deryâ-misâl askeri ser-i sa‘âdetinize cem‘ eyleyüp tarafeynde ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ola da rûz-ı mahşerde sizden su‘âl olunmaz mı ve memâlik-i Âl-i Osmân'ın Bitlîs şehri nehb ü gâret olunursa ve bu kadar evlâd [u] ıyâl haşerât-ı Ekrâd tuğyânıyla pâymâl-i rimâl olursa sa‘âdetlü pâdişâhıma ne cevâb verirsin ve sa‘âdetle bu şehrimize gelüp hânemizde mihmân oldukda bu kadar va‘de-i kerîmeler etdiğinizi ne aceb ferâmûş etdiniz Elkerîmü izâ ahede vefâ" değil midir? Ve bir gün yine bu dâ‘î-i muhlisinizin külbe-i ahzânında buyurdunuz kim "İnşâallah hân karındaşım sana Muş sancağın ihsân etdirüp yarlığ-ı belîğlerin getirdirim." buyurduğunuzdan memnûn olup cihân cihân sürûr-ı şâdân olup bu kadar ahd-i mîsâk emrine bünyâd-ı îmân u gılâz-ı şiddâd olunmuşdu kim zamân-ı hükûmetinizde ünâs-ı merd ü zen âsûde-hâl olalar. Re‘âyâ-perverlik bu mudur kim bu kadar askerle bu şehir üzre gelesin, âsûde-hâl olmak kande kalır ve kande cây-ı menâs bulunur ve bir kerre dahi buyurdunuz kim "Hân karındaşım sen benim velîni‘am efendim Sultân Murâd Hân Gâzî'nin çerâğ-ı efrûhtesi idin, Revân senesinde çok ni‘metin yedik ve hâlâ şimdi bî-hadd ü bî-hisâb ni‘met-i uzmânı tenâvül eyledik, sen dahi ehl [ü] ıyâlinle du‘â-yı hayrımızda olup devâm-ı devlet-i Sultân Mehemmed Hân ed‘iyyesine müdâvim olup zevk u safâda ol." deyü du‘â-yı hayrınızla behremend olduk mülâhazasıyla âsûde-hâl olup kavm-i Ekrâd Malazgird yaylağına çıkarken kânûn-ı pâdişâhî üzre aded-i ağnâm hakkın alalım derken hudûdumuzda olan Mehemmed Beğ Malazgird'den bu kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın almağa mâni‘ olup biz dahi öşr-i ağnâm almak murâd etdiğimizde anlar bizi dûz eylediler, biz de anları hor eyleyüp mâbeynden bir kaç âdem düşüp demleri heder olduklarına biz dahi mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfler almışızdır ve yeniçeriler dahi bâc-ı sultânî vermediklerinden mâ‘adâ sâ’ir tüccârın şütür-bârlarına bir zibidi ve zübeydî ve Zeydî ve Zeynî-mezheb yeniçeri bâc-ı sultânîmize mâni‘ olup cebren kânûn üzre bâcımız alup gulüvv-i âm ile bâğımıza silâh ile gelüp niçe âdemlerimiz mecrûh etdikleri sicill-i şer‘-i Resûl'de kayd olunup huccetleri huzûr-ı izzete gönderilir. Yine böyle iken ol zalemeler mukaddem târîh ile sultânıma varup tasdî‘ edüp anların dürûğ kelâmlarıyla yine niçe iftirâ-gûne ta‘n-âmîz kelimâtlar tahrîr etmişsüz. Mu‘ammer olun, eğer bu abd-i kemter Abdâl za‘îf-i ahkar sultânım ile hukûk-ı sâbıkamıza mağrûr olup bir bed evzâ‘ [u] etvâr bu bendelerinden sâdır oldu ise " Arapça âyeti üzre tevbeler olsun. Arapça mazmûnu üzre cemî‘i cürmümüzü afv edin kim bizim üzerimize hüsn-i nazarınız olmuşken ahd [ü] emânınızdan rücû‘ etmen. Zirâ siz halîfe-i rûy-ı zemin vüzerâlarısuz kim ve hulefâ’i'r-râşidîni'l-mürşidîn min ba‘dihî ve vüzerâ’i fî ahdih'dir. Bu âlem-i kevn-i fesâdda nizâm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ eylemesiyle bu dünyâ âsûde-hâl olmuşdur. Lutf edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn ervâhları içün ve sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh başıyçün olsun beyne'l-akrân bu hakîri şermsâr edüp münkesir-i hâtır ile huzûr-ı şerîfe küstâhâne mektûbumuz ile Zeynel Ağa'mız gönderüp hilâf-ı inhâ eyle şikâyet eyleyenlerimizi tatyîb-i hâtır edüp mâbeynimiz ıslâh edüp bu hakîri pâymâl etmeyesiz, ve's-selâm.. Bâkî olasız, bâkî."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a–261b ·
metinde göster ·
… "Sultân efendim, sultânım hazretlerine selâm eyleyüp sıhhan u âfiyetler olsun.
Lutf
eylesinler bu cümle ta‘âm âvânîlerin kabûl eylesinler kim Dede Gâzî Zâl Paşa'da …
Netîce-i kelâm ba‘de't-ta‘âm bir gayrı deste-hân ile yigirmi kâse-i Çîn ile sükkerî ve amberîn ve mümessek hoş-âblar tenâvül olunup deste-hânlar kalkup eller gasl olundukda yine Amber Ağa dest-bûs edüp "Sultân efendim, sultânım hazretlerine selâm eyleyüp sıhhan u âfiyetler olsun. Lutf eylesinler bu cümle ta‘âm âvânîlerin kabûl eylesinler kim Dede Gâzî Zâl Paşa'dan kalmışdır. Yine anlara lâyık değilse de bize hiç lâyık değildir. Kabûl eylesinler." deyüp ricâ etdi. Paşa'nın cân-ı azîzine minnet olup "Berekât versin, tîz ağaya benim eğerli atım çekün, bir atımıza binsin." deyüp bir at ihsân edüp "Sultâna selâm eyle." deyü Amber Ağa'yı gönderdi. Paşa Ziyâeddîn Hân'a eydür: "Oğul, vâlîden bizi aceb hicâba kodu, ammâ olmaya, illâ hayr" deyüp paşa ve hân gayrı kârda oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 278b ·
metinde göster ·
eyle, menimle yahşı danışık eyle. Her bâr bu kayser-zemîn şâhları hânların hemî …
Hân eydür: "Ey cânım Evliyâ akay, lutf eyle, menimle yahşı danışık eyle. Her bâr bu kayser-zemîn şâhları hânların hemîşe kırup köklerin cûyiserlerdir. Pes niçün Vezir Kara Mustafâ Paşa'yı ve Hezârpâre Ahmed Paşa'yı ve fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa'yı ve Sâlih Paşa'yı ve Koca vezîr'i ve niçe vezîrlerin katl eder. Husûsan şimdi İpşir-i beşîr vezîr-i bî-nazîri ve ol mankâle sâhib-serîri niçün katl edüp kellesin galtân ederdi ki eyle bir nâmdâr kahramân-ı zamân u sâhibkırân-ı bî-amân, yahşiye yahşı yamana yaman bir vezîr-i Âl-i Osmân'a kıydı. Anın savlet ü salâbeti havfından İrân-zemîn kavmi değil belî zemîn [ü] âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ dirîğ kim devlet-i Âl-i Osmân'da nâhak yere kan dökerler. Ne Perverdigâr'dan havf ederler ve ne Peygamber'den hicâb ederler. İpşir Âsaf'a olan zulüm Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'ya olmamışdır. Muhibb-i fukarâ ve ebü'l-yetâmîn ve zu‘afâ bir mer[d]-i Hudâ vezîr-i dilârâ imiş. Gaddâr Osmânlı niçün bî-günâh eyle vezîri niçün katl etdi. Munı mena bir hoşça bildiresen." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293a ·
metinde göster ·
… tek ü tenhâ katına kığırup eydür: "Ömrüm! Sen menim birâder-i cân-berâberimsen.
Lutf
eyle meni Tebrîz hânı yanında zânû-be-zânû olanda her danışıkda meni hâna yahşı …
Bizler dahi hândan me’zûn olup vilâyet-i Tebrîz-i dilâvîze gitmeğe hâzır-bâş oldukda hân hakîri tek ü tenhâ katına kığırup eydür: "Ömrüm! Sen menim birâder-i cân-berâberimsen. Lutf eyle meni Tebrîz hânı yanında zânû-be-zânû olanda her danışıkda meni hâna yahşı mahtayasın." deyü koynundan üç yüz aded mümessek şâh sikke altun ve iki yüz guruş ve bir sâ‘at ve bir Gürcî kölesi ve bir Acemâne eğerli ve rahtlı kara çubuk at ve iki çapariz yorğa alaca çapar at ihsân edüp "Sehel ârâm idesiz kim sizin yollarınız üzre hânlar ve sultânlar ve Tebrîz hânına varaklar yazam." dedikde mektûblar tahrîr olunup hakîre teslîm oldukda hikmet-i Hudâ hân kapusunda âmâde olan nöker ve dizçökenler ve çiğ et yiyenler ve cümle merdümhorlar pârekende ve perîşân olmağa başladılar. Hân-ı garîbin reng-i rûyi müteğayyer olup "Heni kişiler bu velvele nedir?" dedikde "Ey hânım, atebe-i âlîden eşik akası Çapar ile geledir!" dediklerinde hemân dem hânın aklı başından gedüp hakîre eydür: "Evliyâ akam, men ahrete giderem, meni du‘âdan unutma!" dedikde hakîr tesellî-i hâtır içün eyitdim: "Ey hânım uğurunuza cân u başım vermişem. Hele hânım görelim bu sözün aslı fer‘i nedir?" derken hemân hân dîvânhânesinin eşiğinden bir semmûr kürklü ve başı telli ve cevâhir zurzuvile tâclı beli cevâhir kılıçlı bir muhteşem ve sâhib-i salâbet âdem zâhir olunca cümle erbâb-ı dîvân ayağa kalkdılar ve ta‘zîm etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299a ·
metinde göster ·
… et pâkdir ve âb u hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbeleri hüsn-i cemâlde ve
lutf-i
i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn u dişleri dürr-i meknûn cüvânları olur.
Cümle dokuz mahalledir ammâ dördü Acem Sünnîyân Müselmânlardır, beş mahallesi Gökdolak Ermenîyândır. Hân, hammâmları ve müzeyyen dükkânları ve kahvehâneleri gâyet müzeyyendir ve râh-ı şâhîleri gâyet pâkdir ve âb u hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbeleri hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn u dişleri dürr-i meknûn cüvânları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 300b ·
metinde göster ·
eyle. Bizim acele ile Melek Ahmed Paşa yanında işimiz var, ılgar ile gideriz" d …
Hakîr eyitdim: "İmdi ağam lutf eyle. Bizim acele ile Melek Ahmed Paşa yanında işimiz var, ılgar ile gideriz" deyü on âdem refîk alup yine vakt-i şâfi‘îde fi'l-hâl atlanup "Bâb-ı kazâ meftûhdur" deyü sabâh namâzın kılmayup bir sâ‘at Van deryâsı kenârında karsız kumsal yerde segirderek giderken geriden seçilir seçilmez kırk elli atlı nümâyân olup beyâz kar üzre karakuş gibi şikâr özleyip gelirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 13b ·
metinde göster ·
… â-lâ-yelzem kabîlindendir. Bu gûne mûhiş havâdisâtları yazmakdan ise yazmamanın
lutfü
çokdur ve tatvîl-i kelâmın hüsnü yokdur, zîrâ âdeme kelâl verir. Hemân ol merhû …
El-hâsıl bin kadar ebyât-ı hüsniyât ile mersiyesin tahrîr etsem güneşde zerre ve deryâda katre kadar hüsniyât ve mersiyesin tahrîr edemem ve sebeb-i şehâdeti niçe cild-i kürrâs-ı tafsîle muhtâcdır, lâkin biz bu seyâhatnâmemizde muhtasar kıldık ve bu makûle mersiyeler iltizâm mâ-lâ-yelzem kabîlindendir. Bu gûne mûhiş havâdisâtları yazmakdan ise yazmamanın lutfü çokdur ve tatvîl-i kelâmın hüsnü yokdur, zîrâ âdeme kelâl verir. Hemân ol merhûm hânın kabri pür nûr olup meskeni dâr-ı huld-i berîn ola. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 15a ·
metinde göster ·
… Karkalığ-i bâlâ ve Dimlik-i zîr ve Dimlik-i bâlâ ve Deli Alî köyü ve Söleli ve
Lutfi
Beğ ve Türk Çamurlusu ve Ayaklıköy ve Arnavudlu ve Hacı İvaz ve Sarı Gölcük.
Evvelâ Babadağı kurbunda karye-i Hergeleci ve karye-i Sebîl İlyâs ve karye-i Küçük Sarı ve karye-i Döğlek ve karye-i Sabança ve karye-i Acıgöl ve karye-i Sarı Nasûh ve karye-i Kara Hâbil ve karye-i Ahmed Fakı ve Tatar Çamurlusu ve Sarıgöl ve Konkaz ve Hacılar ve Tiresenlik ve Na‘lband ve Kızılhisâr ve Kamber köyü ve Armudlu ve Karka(lı) ve Başköy ve Bahşayış ve Çineli ve Atmaca ve Çukurova ve Kayalıdere ve Eski Baba ve Çağatay-ı zîr ve Çağatay-ı bâlâ ve Karkalığ-i zîr ve Karkalığ-i bâlâ ve Dimlik-i zîr ve Dimlik-i bâlâ ve Deli Alî köyü ve Söleli ve Lutfi Beğ ve Türk Çamurlusu ve Ayaklıköy ve Arnavudlu ve Hacı İvaz ve Sarı Gölcük.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a ·
metinde göster ·
… a eydir: "Ol gâzîler benim cânım başım kanım yoldaşlarıdır. Cânım Paşa efendim,
lutf
eylen. Birkaç günlük müsâfiriniziz. Gülün seven dikenin de sever, sabr edelim. …
Hemân Hasan Paşa eydir: "Ol gâzîler benim cânım başım kanım yoldaşlarıdır. Cânım Paşa efendim, lutf eylen. Birkaç günlük müsâfiriniziz. Gülün seven dikenin de sever, sabr edelim. Mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73b ·
metinde göster ·
… ân ba‘zı vâkı‘aların sana ta‘bîr etdirir idi. Ben de bu gece bir vâkı‘a gördüm.
Lutf
ile, ta‘bîr eyle" dedikde,
Bir gün vakt-i seherde Kaya Sultân efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya eydir: "Cânım Paşa, sen gâyet mu‘abbirsin. Babam Gazi Murâd Hân ba‘zı vâkı‘aların sana ta‘bîr etdirir idi. Ben de bu gece bir vâkı‘a gördüm. Lutf ile, ta‘bîr eyle" dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 75b ·
metinde göster ·
… bbir ve muhassıl ve yarar iş görmüş âdemimiz var. Yine Bosnevîyü'l-asıldır. Anı
lutf
eyle, şimdi Bosna'ya müsellim gönder" dedikde, hemân,
"Ammâ senden bir ricâm var. Bizim İsmâ‘îl Ağa nâmında bir müdebbir ve muhassıl ve yarar iş görmüş âdemimiz var. Yine Bosnevîyü'l-asıldır. Anı lutf eyle, şimdi Bosna'ya müsellim gönder" dedikde, hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 79a ·
metinde göster ·
… ve] şeddad ve hümeze ve lümeze ve zemmâm ve nemmâm ve fâsık ve fâcir ve zânî ve
lutîleri
birbirlerine çatışmış tasvirlerin gösterüp yılan ve çıyan ve akreb ve ukâb sıfa …
Ve dahi dâr-ı cahîm tasvîrinde Veylü deresin ve Gayyâ deresin ve Sakar deresin ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sâ’îr beli (---)(---) alev ber-alev elvân boyalar ile eyle âteş-i Nemrûdlar içinde Nemrûd ve Fir‘avn ve Karûn [ve] şeddad ve hümeze ve lümeze ve zemmâm ve nemmâm ve fâsık ve fâcir ve zânî ve lutîleri birbirlerine çatışmış tasvirlerin gösterüp yılan ve çıyan ve akreb ve ukâb sıfatlı zebânîler zift ve katrân içinde mezkûr âsîlere nobûtlar urup azâb-ı elîm etdiklerin göstermiş kim gören âdemler her şeyden tâ’ib ü tâhir olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106a ·
metinde göster ·
eyle, kolunda olan guzât-ı müslimîni Küçük Ahmed Paşa merhûmun cenglerinde görd …
mısra‘ın yâd etdiler ve benim birâderim, lutf eyle, kolunda olan guzât-ı müslimîni Küçük Ahmed Paşa merhûmun cenglerinde gördüğün gibi cenge kılındır ve mev‘ıde-i ihsânlar eyle. Bir dahi tekrâr yürüyelim; ya taht ola, ya baht. Eğer askerin bir dahi yüzü dönerse bu vech ile bir yürüyüş dahi mümkün değildir" deyü Çatalbaş Paşa 125b tarafından dahi bir azîm lağım bağlandı kim yetmiş kantar bârûd-ı siyâh ile yedi hazîneli çatal-misâl lağım-ı kebîr idi. Ertesi gün içerden bir kâfir firâr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 125a–125b ·
metinde göster ·
… ib-cemâl havâtînleri var, ammâ cemâlleri mestûrelerdir, lâkin hüsn-i cemâlde ve
lutf-i
i‘tidâlde olup kelimâtları cümle mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve geysû-yı mü …
Der-sitâyiş-i mahbûbe-i bânûyân-ı nisvân: Ekseriyyâ nisâ makûleleri Râbi‘a-i Adeviyye mertebesinde ehl-i perde sâhib-cemâl havâtînleri var, ammâ cemâlleri mestûrelerdir, lâkin hüsn-i cemâlde ve lutf-i i‘tidâlde olup kelimâtları cümle mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn ve geysû-yı müşk-i amber sârâların sarkıtdıklarında bir cihetde uşşâkı mu‘âheze edüp hallâlarının cânlarına bin cân ü dil ile kendülerine niçe dili akıdırlar. Söze gelseler bedî‘ü'l-beyân ve fasîhü'l-lisân hulvü'l-kelâm havâtînleri var ve duhter-i pâkîze-ahterleri gâyetü'l-gâye perhîzkâr bâkire bintânları var kim henüz her biri birer dâne-i dürr-i yetîm-âsâ gonca-femm-i nâ-şüküfte ve birer dürr-i nâ-sufte Meryem-âsâ kızlardır. Eb [ü] cedlerinden mâ‘adâ er yüzün ve merd sözün istimâ‘ etmemişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 130b ·
metinde göster ·
eyleyüp bizi kal‘a içine kondurmayup taşra nazareteye kondurdular deyü hâtır-mâ …
"Lutf eyleyüp bizi kal‘a içine kondurmayup taşra nazareteye kondurdular deyü hâtır-mânde olman. Kanûnumuzdur kim cümle müsâfirîni ve tüccârları ol semte kondurup kırk günden sonra halkımızla ihtilât ederler. Belki tâ‘ûnlu âdemleri vardır mülâhazasıyla kırk gün meks etdirdiriz, ammâ sizi ertesi gün huzûrumuza getirdik" deyüp bir ziyâfet-i âlîsin, âyîn-i bâtılları üzre tirepaze nâm yüksek iskemlelerinde beyâz çarşaflar üzre gûnâ-gûn kebâblar ve mi‘denüvâz ve nâne ve kerefis kökleriyle muharrâ pişmiş gûnâ-gûn sirkeli ta‘âmlar ve gûnâ-gûn helvâlar yeyüp yine âyîn-i Osmânlı üzre ellerimiz gasl eyleyüp cümlemiz birer kâse mümessek şerbetler nûş edüp andan yine alayımızla taşra konağımıza gidüp kal‘ayı ve varoşun nezâketle seyr [ü] temâşâya başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149a ·
metinde göster ·
… ralların cümle kavimleri cümle Fireng'dir, ammâ kimi Papişta mezhebinde ve kimi
Luteryan
mezhebinde ve kimi Talyan mezhebinde olup, ammâ cümlesi millet-i Mesîhiyyedendi …
Der-beyân-ı lisân-ı Fireng-i pür-ceng: Bunların lisânına Talyan lisânı derler, ammâ İşpaniye ve Fransa ve Ciniviz ve Alagorona-i Grandüka ve lisân-ı Portakal ve Donkarkız ve Danimarka ve Filimenk ve İngilis bu kralların cümle kavimleri cümle Fireng'dir, ammâ kimi Papişta mezhebinde ve kimi Luteryan mezhebinde ve kimi Talyan mezhebinde olup, ammâ cümlesi millet-i Mesîhiyyedendirler. 150a İllâ İsfaç ve Çeh ve Korol ve kavm-i Sol Mecûsî mezheblerdir. Ve lisânları Nemse ve Macar ve Leh ve Eflâk ve Boğdan gibi başka başka lisân-ı elfâz-ı mühmeleleri vardır, ammâ mezkûr Firenglerin lisânları lisân-ı Talyan'dır, ammâ her birinin birer gûne lehce-i mahsûsaları olup bir gûne ıstılâhât [u] ibârâtları vardır. Niçe kelimâtların birbirleriyle tercümânları anladır. Cümleden fasîh Venedik Firengi lisânıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 149b–150a ·
metinde göster ·
… eyesin. İnşâ’allâh ben de beş yüz aded yarar şehbâz yiğitler gönderi[ri]z, ammâ
lutf
eyleyüp kâfiristân-ı Hırvadistân kaht [u] galâ yeridir. Askerimiz sizi anda vâs …
Bu kal‘ada iken Sarhoş İbrâhîm Paşa[dan] mektûblar gelüp, "Benüm oğlum Evliyâ Efendi, Maslovin kal‘asına ve kal‘a-i Virovoniçse ve kal‘a-i Valina'ya giderken elbette Bihke'ye giden âdemlerimiz cümle mâl ile Bihke'den çıkup cenâbınıza ol kal‘alarda buluşurlar ve ol kal‘adan ikişer yüz 160a tüfeng serhad yiğitlerinden almayınca kâfiristân içine girmeyesin. İnşâ’allâh ben de beş yüz aded yarar şehbâz yiğitler gönderi[ri]z, ammâ lutf eyleyüp kâfiristân-ı Hırvadistân kaht [u] galâ yeridir. Askerimiz sizi anda vâsıl etdikden sonra bir ayak mukaddem ileri bize bir mektûb-ı mahabbet-uslûbunuz bu cânibe gönderesiz" deyü mektûb geldikden [sonra] kal‘a-i Brut'dan kalkup bu kerre cânib-i şimâle karavullar ile dağlı ormanlı yerler gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 159b–160a ·
metinde göster ·
… e cümlemiz hâlâ Erdel seferinde top çekmeğe me’mûr bir alay tâ’ife-i Yörükânız,
lutf
eylen" deyü ricâ ve minnet ederek on beş bin akçe zahîre-bahâ içün paşaya ve bi …
"Bu kazâ Fâtıma Sultân hâssıdır ve bir küçük kazâdır ve cümlemiz hâlâ Erdel seferinde top çekmeğe me’mûr bir alay tâ’ife-i Yörükânız, lutf eylen" deyü ricâ ve minnet ederek on beş bin akçe zahîre-bahâ içün paşaya ve bir o kadar dahi bize hidmet edüp kabûl etdik ve bu Eğribucak kazâsı ve Cum‘aâbâd kazâsı ve Sarıgöl kazâsı ve Karayek İçi nâhiyesi cümle top-keşân Yörükânıdır. El-iyâzü billâh akûr ve zeber-dest kavimdirler. Cümle on bin asker olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
Saz ve Macar kenîselerinde haçdan gayri bir şey yokdur, mezhebleri
Luturyan'dır
. Papişte mezhebi, ya‘nî Rim Papa mezhebinden değillerdir. (---)(---) ammâ Orta …
Saz ve Macar kenîselerinde haçdan gayri bir şey yokdur, mezhebleri Luturyan'dır. Papişte mezhebi, ya‘nî Rim Papa mezhebinden değillerdir. (---)(---) ammâ Orta Macar Nemse kavmine mağlûb olmağile gâh Papişte ve gâh Luturyan mezhebinde olur bir alay bî-mezheb ve bî-dîn kefere vü fecere ve mülhidîn ve müşrikînlerdir, ammâ Orta Macar'ın hisâblarında onar onar add etdiklerinde bu tertîb üzre sayarlar. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
… r. (---)(---) ammâ Orta Macar Nemse kavmine mağlûb olmağile gâh Papişte ve gâh
Luturyan
mezhebinde olur bir alay bî-mezheb ve bî-dîn kefere vü fecere ve mülhidîn ve mü …
Saz ve Macar kenîselerinde haçdan gayri bir şey yokdur, mezhebleri Luturyan'dır. Papişte mezhebi, ya‘nî Rim Papa mezhebinden değillerdir. (---)(---) ammâ Orta Macar Nemse kavmine mağlûb olmağile gâh Papişte ve gâh Luturyan mezhebinde olur bir alay bî-mezheb ve bî-dîn kefere vü fecere ve mülhidîn ve müşrikînlerdir, ammâ Orta Macar'ın hisâblarında onar onar add etdiklerinde bu tertîb üzre sayarlar. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
Ve cümle İncîlî ve millet-i Mesîhiyye'dendirler ve mezhebleri Luturyanî'dirler, ammâ Nemse Papişte mezhebinde, ya‘nî İrim Papalıdır kim cümle putperestlerdir, ammâ Macar-ı füccâr deyrlerinde aslâ put yokdur. Hemân birkaç murassa‘ ve mücevher haçları var kim "Hâşâ sümme hâşâ haçımız Allâh ismidir ve Allâha taparız" derler. Hakkâ ki cümle Macar Hudâ-perestlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
… ğlar içre küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr Macar-ı füccârın erganon ve torompete ve
luturyanî
borularının ve nâkûs-ı kebirgeleri ve tabıllarının sadâları istimâ‘ olunup vakt …
"Âya bu ne ola" deyü cümle hâzır-bâş oldular ve cümle atlar bir yerden süheyl-i azîm urdular, niçeleri pây-bend ve kösdeklerin kırdılar. Bi'z-zarûrî cümle guzât bilâ-rikâb atlarına süvâr olup âmâde durdular, ammâ bizden ileri ince karavullarımızın bu atlar hareketlerinden haberleri olmayup hâb-âlûd gâfil yatırlarmış. Derhâl anlara birkaç yiğit gönderdik. Niçesi karavul bekler, niçesi Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın gözler. Hele bunlar cümle hâbdan bîdâr olup pür-silâh esb-i tâzîlerine bilâ-rikâb süvâr olup tarfetü'l-ayn içre yanımıza geldiler, ammâ henüz atlarımız deşmeden kendülerin pâre pâre ediyorlar. Anı gördük bir ânda dağlar içre küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr Macar-ı füccârın erganon ve torompete ve luturyanî borularının ve nâkûs-ı kebirgeleri ve tabıllarının sadâları istimâ‘ olunup vakt-i Şâfi‘î ki oldu, haçlı peykerleri ayân u beyân olunca anlar dahi bizleri görüp at başın çeküp durdular, ammâ bizim atlar kudurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20a ·
metinde göster ·
… d-i zincîr olup kal‘a-i Foğraş küffârlarına rağmen küffârın cemî‘i torompete ve
luturyanî
boruları ve tabılları ve erganon nâkûsların "Tabur tabur" deyü çalarak ve haçlı …
Hemân yüz yetmiş aded belli başlı kapudan esîr-i bend-i zincîr olup kal‘a-i Foğraş küffârlarına rağmen küffârın cemî‘i torompete ve luturyanî boruları ve tabılları ve erganon nâkûsların "Tabur tabur" deyü çalarak ve haçlı peykerlerin açarak bu kadar mâl-ı hazîne ile ordu-yı İslâma asker-i zafer-me’ser dâhil oldular kim belki bizim sekiz aydan berü tahsîl etdiğimiz mâldan ve eşyâlardan üç kat ziyâde üsârâ ve mâl-ı bî-nihâye getirüp bir esîr bir akçeye olup cümle mahbûb u mahbûbeleri Nemse cüvânları idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27b ·
metinde göster ·
… nümâyân olan on bin kadar piyâde Çeh ve Leh ve İsfaç kavmi kâfiri torompete ve
luturyan
boruların çalarak ve nâkûs ve tabılların döğerek bizim askeri gözüne almayup "Y …
Ammâ bize asker-i İslâm tarafından aslâ bir âdem gelmez, illâ "Allâh Allâh" sadâsı imdâdı gelir. Bu ceng [ü] cidâlimiz ol mahalle vardı kim kâmil vakt-i Hanefî olup âfitâb-ı âlem-tâb acebâ Üstürgon tarafından doğdu mu doğmadı mı derken hemân sağ tarafda nümâyân olan on bin kadar piyâde Çeh ve Leh ve İsfaç kavmi kâfiri torompete ve luturyan boruların çalarak ve nâkûs ve tabılların döğerek bizim askeri gözüne almayup "Yajuj ve Yajuj" diyerek haçlı bayrakların çeküp gelmede. Subh-ı sâdık olunca Lara bayırı dibindeki meşeyistândan çinganeler ormandan çıkar gibi sürü sürü çıkup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b ·
metinde göster ·
… ri yedi koldan alayların dizüp haçlı bayrakların açarak erganon ve torompete ve
luturyanî
boruların çalarak sâf sâf olup ordu-yı İslâma yakın geldikde cümle küffâr bir k …
"İzâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehû" mazmûnu üzre kaçan kim Cenâb-ı Kibriyâ bir kulunun işini âsân etmek murâd edinse ibtidâ anın esbâbını halk eder. Çünkim Gâzî İbrâhîm Paşa yalnız başıyla altı bin aded yiğitleriyle germâ-germ beş sâ‘at-ı nücûmî otuz yedi bin kâfirle ceng-i azîmler edüp nîm sâ‘at yerde Âl-i Osmân askerinden bir imdâd gelmediğinden âhirü'l-emr münhezimen firâr edüp Tuna kenârına gelüp cümlemiz nehr-i Tuna'ya urup gark-ı âb olmağı irtikâb edüp hemân kendümüzü Tuna'ya uracak mahalde küffâr-ı hâksârın gerüden cümle küme askeri yedi koldan alayların dizüp haçlı bayrakların açarak erganon ve torompete ve luturyanî boruların çalarak sâf sâf olup ordu-yı İslâma yakın geldikde cümle küffâr bir kerreden at bırağup "Yajuj ve Yajuj" deyü yıldırım gibi şakıyup gelirlerken Cenâb-ı Kibriyâ'nın ihsânı olup Âl-i Osmân'ı mansûr u muzaffer etmek murâd edinüp esbâbını bu yüzden halk etdi kim mukaddemâ beri tarafa geçen Serdâr Ali Paşa'nın ve Gürcî Mehemmed Paşa'nın ve sâ’ir vüzerâ ve vükelâların cümle katâr katırlarını zîller ve ardalaları ve çanları ve çınkıraklarıyla donadup cümle katârı çayıra çıkarmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 104a ·
metinde göster ·
… esîrleri der-zincîr keşân-ber-keşân geçüp tabılları ve erganon ve torompete ve
luturyan
boruların çalarak cümle muhteşem kapudanları ağlaşarak bir mehâbet ve salâbetli …
Ve mansûr u muzaffer bir alay-ı azîm ile küffârın haçlı peykerlerin hınto billûr câmlı arabalar üzre fılandıra ve bayrakları ser-nigûn edüp bu kadar bin kelleleri ârâyiş-i nîze edüp ve bu kadar topları ve bu kadar cebehâneleri ve bu kadar bin esîrleri der-zincîr keşân-ber-keşân geçüp tabılları ve erganon ve torompete ve luturyan boruların çalarak cümle muhteşem kapudanları ağlaşarak bir mehâbet ve salâbetli alay-ı azîm ile Sadrıa‘zamın serâperdesine varılmışdır kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106a ·
metinde göster ·
… ra mehterhâne-i Âl-i Osmân ardı sıra mehterhâne-i kâfirân tabıl ve torompete ve
luturyan
boruların çalarak ubûr etdi. (---)(---)
Andan on binlerinin müsellah ve müzeyyen gök demire gark olmuş kralın kendüye mahsûs asker-i cünübleri geçüp {(...) Apopi Mihal Kıral} kendüsi şâtırları ve tüfengcileri ve mataracılarıyla ve kendisi küheylân at üzre semmûr kürk ve semmûr yeşil terpûş Macar kalpağıyla ve ardı sıra beş yüz aded semmûr kalpaklı kâküllerin perîşân etmiş mülebbes pâk ve müzeyyen mahbûb ve matlûb ve mergûb marâlî ve gazâlî gözlü güzîde millet-i Mesîhiyye cüvânları ubûr edüp akîblerince Âl-i Osmân'ın ihsân etdiği mîr-i mîrân pâyesiyle iki aded tuğ ve sancağ [u] bayraklardan sonra mehterhâne-i Âl-i Osmân ardı sıra mehterhâne-i kâfirân tabıl ve torompete ve luturyan boruların çalarak ubûr etdi. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113a ·
metinde göster ·
… ümle arabalarımız sancağ u bayraklarımızla donadalım ve erganon ve torompete ve
luturyan
boruları ve mehterhânelerimiz çalarak gidelim" deyü vezîria‘zamdan destûr isted …
"Kal‘ada bir havân topu var, anı alalım ve iki bin Macar re‘âyâlarımız var, anları götürelim ve cümle arabalarımız sancağ u bayraklarımızla donadalım ve erganon ve torompete ve luturyan boruları ve mehterhânelerimiz çalarak gidelim" deyü vezîria‘zamdan destûr istediklerinde vezîr-i dilîr buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119a ·
metinde göster ·
… iş aded haçlı direfş-i gâviyânîler nümâyân olunca topların çekerek ve torompete
luturyan
borularını rehâvî makâmında çalarak çet-a-çet olmuş domuz sürüsü gibi küffâr sâ …
Hamd-i Bîçûn bu gazâ-yı garrâda niçe bin aded gâziyân-ı serbâzânlar şemşîr-i cân-güdâzların bâm-ı arşda asmış niçe bin serverân-ı dilâverânlarımız var iken anı gördük, kâfirin kal‘a-i Komaran'ı tarafından bir dırahtistân [u] hıyâbânistân içre yetmiş aded haçlı direfş-i gâviyânîler nümâyân olunca topların çekerek ve torompete luturyan borularını rehâvî makâmında çalarak çet-a-çet olmuş domuz sürüsü gibi küffâr sâf sâf ve fevc fevc olup gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 124b ·
metinde göster ·
Bu zemînin cânib-i kıblesi Orta Macar'dır ve taraf-ı şarkîsi vilâyet-i Leh'dir ve Tot kavminin lisânları da Leh gibidir. Ve şimâl semtleri Çeh vilâyetleridir ve garb tarafları Nemse diyârıyla hem-hudûddur, ammâ cümle Tot kavmi başka banlıkdır kim iki kerre yüz bin askere mâlikdir, lâkin Orta Macar'a tâbi‘ olduklarından bunlar dahi millet-i Mesîhiyye'dendirler ve Macar kavmi gibi mezhebleri dahi Luturyan mezhebindedirler. Putperest olmayup salîbe perestlerdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 126a ·
metinde göster ·
mezhebinde olup başka sikke sâhibi kral-ı dâldir kim Süleymân Hân zamânından be …
Kavm-i İsfaç dahi kavm-i Mesîh'dir, ammâ Luturyan mezhebinde olup başka sikke sâhibi kral-ı dâldir kim Süleymân Hân zamânından berü Nemse küffârına hasm-ı kavî olup yetmiş altı pâre Nemse kal‘ası alup Alaman kâfirinin amânın kesmişlerdir. Yarar ve şecî‘ ve dilâver kâfirleri vardır, ammâ fârisü'l-hayl değillerdir. Cümle kefereleri Fireng gibi siyâh rokla ve siyâh Eflâtûniyye şapkası geyerler. Bu vilâyet-i İrem'e kadem basup cânib-i garba yine bir gün kâmil çapul civerüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 127a ·
metinde göster ·
… ve fevc ü fevc el urarak "Pişkindon" deyü haykırararak erganon ve torompete ve
luturyanî
boruların ve niçe bin nâkûs ve mizmerleri ve tablları ve boruların çalarak ve h …
Ba‘dehu cümle küffâr-ı dûzah-karâr alay alay olup cümlesi sâf u sâf ve mevc ü mevc ve fevc ü fevc el urarak "Pişkindon" deyü haykırararak erganon ve torompete ve luturyanî boruların ve niçe bin nâkûs ve mizmerleri ve tablları ve boruların çalarak ve hoş-elhân asvât-ı hazînli gulâmlar ile cümle nağamât-ı rehâvî ederek ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 152a ·
metinde göster ·