… cânib-i şimâle nâzır Sarâyburnu'dur. Bir köşesi cânib-i garb ile yıldız rûzgârı
mâbeynine
nâzır Ebû Ensârî kapusu köşesidir. Ve Kostantîn Ciniviz kıralından kız alup kar …
Ve kal‘a-i İslâmbol dâ’iren-mâdâr kâmil on sekiz mîl ihâta eder şekl-i müselles bir kal‘a-i bî misâldir. Bir köşesi cânib-i kıbleye mevzûn Yedikulle'dir, bir köşesi cânib-i şimâle nâzır Sarâyburnu'dur. Bir köşesi cânib-i garb ile yıldız rûzgârı mâbeynine nâzır Ebû Ensârî kapusu köşesidir. Ve Kostantîn Ciniviz kıralından kız alup karâbet takrîbiyle kırala ruhsat verüp İslâmbol Halîc'inin şimâl cânibinde Galata nâm kal‘ayı Ciniviz kıralı dörd oğluna dörd kal‘a birbirine muttasıl hisâr-ı azîmler binâ etdi kim her biri birer hasîn-i üstüvârdır. Lisân-ı Yûnân'da "gala" süde derler. Mukaddemâ Kostantîn'in südhânesi olup cümle sağmal hayvânâtları anda durduğiyçün Galata derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14a ·
metinde göster ·
ol ucbe-likâ ile girüp halkı korkudurlar ve hem halkı iki tarafa açarlar ve gûn …
Bu esnâf subaşıya tâbi‘ olmağile ordu alayında rûz-ı rûşende ellerinde gûnâ-gûn musanna‘ fânûsları yakup şem‘-i asel kâfûr-ı ihşidîler ve şem‘-i rîhleri yakup ellerinde ucu demirli sopalar ile bellerinde kılıçlar ve teber-kemânlar ile ve palâs palâs esbâblar geyüp başlarında mahûf ucbe-likâ kurd derilerinden tâclar ve sivri gûnâ-gûn külâhlar geyüp birbirlerine sopa urarak gûyâ hırsız kaçarmış şeklinde "Bire koma, kaşdı ha vardı ha, bire koma, gitdi gidi, vardı gidi, işte gidi" deyü ba‘zı temâşâcıları gösterirler ve seyirciler mâbeynine ol ucbe-likâ ile girüp halkı korkudurlar ve hem halkı iki tarafa açarlar ve gûnâ-gûn şaka ederler. Bunların pîri Dîvâne Hurûm'dur, Selmân, Alî huzûrunda belin bağladı. Bahr-i Ummân'ın Lahsa tarafında medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155a ·
metinde göster ·
… mi uryân ü büryân ve kimi hımâr-süvâr bir hengâme du‘â ile niçe bin bayrakların
mâbeynine
cerrârlar şeyhini ortaya alup şeyhleri du‘â etdükce yedi bin fukarâ bir sadâdan …
Tâ’ife-i fukarâ-i dilenciyân: Nefer 7000, âye[t]: Arapça nass-ı kâtı‘ına mazhar olmuş bir alay-ı azîm cerrâr [ü] kerrâr garîblerdir. Herbiri birer hırka-i peşmîneler ve ellerinde gûnâ-gûn alemleri, başlarında bûryâdân ve lîf-i hurmâdan destârları ile Yâ Fettâh esmâsıyla cümle a‘mâları birbirinin omuzlarına yapışup kimi leng ve kimi a‘rec ve kimi ık‘ansis ve kimi meflûc ve kimi masrû‘ ve kimi bî-dest ve kimi bî-pâ ve kimi uryân ü büryân ve kimi hımâr-süvâr bir hengâme du‘â ile niçe bin bayrakların mâbeynine cerrârlar şeyhini ortaya alup şeyhleri du‘â etdükce yedi bin fukarâ bir sadâdan Allâh Allâh ile âmîn dediklerinde sadâları evce peyveste olur. Bu tertîb üzre anların dilenciler şeyhi alay içinde alayköşkü dibinden ubûr mahallinde durup pâdişâha hayır du‘â edüp ihsân [ü] in‘âmlar alup ubûr ederler. Pîrleri eş-Şeyh Hâfî'dir, Selmân belin bağlamışdır. Gazâdan gelen guzât-ı müslimînden âye[t]: Arapça nassı üzre "Şey’ullâh" deyüp sadaka alırdı. Kabri Medîne-i Münevvere'de Kıbleteyn kurbünde medfûndur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157a ·
metinde göster ·
… lunan on aded dağda sâkin olan âsî aşîretlerin Aşağılı'da olan iskele Abazaları
mâbeynine
gelemezler, bâğîler ve yağı kavmlerdir. Amma bu dağ Abazalarının cümleye ser-çe …
Bu bâlâda tahrîr olunan on aded dağda sâkin olan âsî aşîretlerin Aşağılı'da olan iskele Abazaları mâbeynine gelemezler, bâğîler ve yağı kavmlerdir. Amma bu dağ Abazalarının cümleye ser-çeşme, güzîde, yarar ve nâmdârı bâlâda tahrîr olunan Sadşe kavmidir, ve's-selâm. Bu mahalde eğer dağî, eğer sâhil-i bâhrî olan cümle yigirmi beş aded Abaza aşîretleri bu mahalde tamâm oldu, et-temâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 258b ·
metinde göster ·
… ahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmeğe murâd edinüp Bahr-i Haraz ile Karadeniz
mâbeynine
ilm-i hendese sâhibleri ukalâ-yı zû-fünûn mühendisler gönderüp üçüncü günde Dağ …
Cemî‘î müverrihân-i âlemân tahrîrleri üzre kıbel-i Hak'dan İskender-i Zülkarneyn'e Arapça âyeti ile fermân olunup İskender sedd-i Ye’cûc'u binâ edüp bu Demirkapu zemînine gelüp görse kim Dağıstân hudûdunda sahil-i bahrde bir cây-ı dilküşâdır. Vezîri Rîstalis ve Fisagores-i Tevhîdî ve hazînedârı Bitilîs ve Câlinus ve Bukrât ve Sokrât hukemâ-yı kudemâ-yı dûr-bîn efkâr-ı cihân-ârâlar ile meşveret edüp bu Demirkapu zemînin irtifâ‘a alup bu Bahr-i Haraz'ın arzını Karadeniz'den 316a ziyâde irtifâ'da bulup Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmeğe murâd edinüp Bahr-i Haraz ile Karadeniz mâbeynine ilm-i hendese sâhibleri ukalâ-yı zû-fünûn mühendisler gönderüp üçüncü günde Dağıstân ve kûh-ı Elburz dâmeninden Karadeniz sâhilinde Mikrilistân hudûdunda Karadeniz'in nihâyeti olan nehr-i azîm Faşa çayına varup anda dahi irtifâ‘ alup ilm-i hendese ile Karadeniz'i Bahr-i Haraz'dan yigirmi arz-ı süflîde bulup üçüncü günde yine İskender'e mâ-vaka‘ı üzre takrîr ederler. Hemân İskender Bismillah ile bu Demirkapu kurbunda Bahr-i Haraz kenarında üstâd-ı kûhken ve nakkâblara mühimmât ve levâzımâtlar verüp yetmiş gün ka‘r-ı zemînde yedi bin adım zemîn içre giderler. Cümle hukemâ-yı kudemâ "Yâ İskender! Sen sedd-i Ye’cûc'ü binâ etmeğe me’mûr edin, buna me’mûr değilsin ve buna mübâşeret etmen tûl-i emeldir. Gerçi bu Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeyni dağlar aşup piyâde âdem üç günde reh-revlik edüp varır. Lâkin kûh-ı Elburz dâmeninde yalçın çakmak taşlı kayalar vardır. Anlara tîşe urup nakb edince niçe bin hazîne telef olup ömre zamân ister. İlm-i nücûm üzre sizin müddet-i hilâfetinize otuz iki sene vardır. Şimden sonra taraf-ı Hakka yönelin ve dahi enfa‘ işler vardır, anı eylen" deyü cümle hukemâ, İskender'in Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmemesine zâhib olup Karadeniz'i İslâmbol boğazından kesüp Üsküdar ile Sarâyburnu'ndan aşağı Makedonya şehrin gark etdirip ve Kaydefâ şehirlerin gark-ı âb etdirmeğe sevk ederler. Hikmet-i Hudâ İskender dahi ol gice bir muhavvif vâkı‘a görüp Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e halt etmeden ferâğat edüp yine cümle hukemânın re‘yiyle İskender-i Kübrâ bu Demirkapu'dan yedi konak Dağıstân dağları içre Karadeniz'e varınca üç kat rasîf sedd-i İskender ve üç kat handak-i azîm çeküp Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeynin sedd etmişdir kim şark cânibinde İrân u Tûrân kavmi, garb cânibinde Deşt-i Kıpçak kavmi ve Benî Asfer ve Sal‘ât ve Kırım ve Rus-ı menhûs tâ’ifesi mâbeynlerinde hudûd etmişdir kim hâlâ kûh-ı Elburz içinde ve Irak-ı Dâdyân dağlarında üç kat dîvâr ve üç kat handak hafr-i azîmi bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîrin manzûru olmuşdur. Ekseriyyâ Kırım'dan Kumuk diyârına giden hânlar im‘ân-ı nazar ile nazar etse ma‘lûmları olur. Bir rivâyetde İskender binâ etdüğü bu sedd-i rasîfdir, derler. Ammâ İskender hılâfetinden vilâdet-i Resûlullah'a gelince bi-kavli Muhammed ibn İshak 882 sene idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315b–316a ·
metinde göster ·
… 'ın yeridir, derler, sahîhdir. Bâbü'l-ebvâb ve Şemahı ve Niyâzâbâd şehirlerinin
mâbeynine
vâkı‘ olmuş şehr-i kadîmdir. Lâkin üç serhad mâbeyninde kalmak ile ol kadar imâ …
Evsâf-ı kal‘a-i şehr-i Serîrü'l-lân: Kadîm-i evvelde kal‘ası Hürmüz-i Tâcdâr ibn Enûşirvân binâsıdır. Bu şehr üzre niçe mülûk mâlik olmağiçün ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl ide ide Dağıstân şâhı elinden Acem Şâhı Kör Hudâbende istîlâ etdikde bir dahi Dağıstân ve Gürcîstân ve Âl-i Osmân tama‘ edüp istîlâ etdükde mütehassın olmasınlar deyü kal‘asın münhedim edüp hâlâ şehri dest-i Acem'de Eriş kal‘ası hâkimi hükmünde kûh-ı Elburz dâmeninde zamân-ı kadîmde Dağıstân pâdişâhının taht-ı kadîmi bu şehr-i azîm idi. Tevârîh-i Dağıstân'da bu şehri ibtidâ Hazret-i Süleymân kûh-ı Elburz'u Belkıs Hâtûn ile ve yer götürmez ins [u] cîn ve cemî‘î emrine râm olan mahlûkât ile kûh-ı Elburz'u seyr [u] temâşâya geldikde ber-hevâ tayarân eden serîrin bu şehrde koyup andan kûh-ı Elburz'ı temâşâ edüp bu şehri imâr edüp serîri bunda kalmağile şehr-i Serîrü'l-lân deyü tesmiye olunmışdır. Ya‘nî serîr-i taht-ı Süleymân'dır. Lân, luğat-i Fârisî'de yuva'dır, bir lüğatde serîr seyrân idicidir. Ya‘nî "Gezici yuva" şehri demek ola. Anın içün şehr-i Serîrü'l-lân derler. Hâlâ bir püşte-i hevâdâr üzre hıyâbân-ı Acem bir mesîregâh yerdir, serîr-i Süleymân'ın yeridir, derler, sahîhdir. Bâbü'l-ebvâb ve Şemahı ve Niyâzâbâd şehirlerinin mâbeynine vâkı‘ olmuş şehr-i kadîmdir. Lâkin üç serhad mâbeyninde kalmak ile ol kadar imâristân değildir. Ve hevâsı burûdet üzre olmağıla bâğı ve bâğçesi azdır. Cümle üç bin hâk-ı pâk ile mestûr hânelerdir. Câmi‘leri vardır, lâkin dest-i Acem'de olmağıla cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Yedi hammâm ve on bir kârbânsarâyı ve yetmiş aded çârsû-yı bâzâr dükkânları vardır. Bir şeb müsâfir olmağıla ol kadar temâşâ edemedik. Ammâ yine hânlıkdır ve kadılıkdır. Kelenteri ve münşî ve darûgası ve bin mikdârı nökeri ve dizçökeri ve şâhçöreği yiyüp bende-i şâhdırlar, lâkin Sünnî âdemleri çokdur. Cümlenin kâr [u] kesbleri pembe bezi cüllâhlarıdır. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Serîrü'l-lân mahbûbu gâyet memdûhdur. Cümle pembe mezâri‘lerini ve müşebbek bostânlarını rey edecek âb-ı hayâtları cânib-i garbîsinde kûh-ı Elburz'dan tulû‘ edüp cereyân ederek nehr-i Kür'e rîzân olur. Âb-ı hayâtdan nişân verüp niçe yüz âsiyâbları vardır. 318b Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318a–318b ·
metinde göster ·
… l‘a-i Kars'dır. Ve Ahıska'dan kal‘a-i Tiflis'e beş menzil cânib-i şark ve şimâl
mâbeynine
gider. Ve kal‘a-i Gence beş menzil cânib-i şarka gider. Ve Gürcîstân'ın kal‘a-i …
Bu Ahıska'dan Revân cânib-i şarka altı konakdır. Mâbeyne-hümâsında kal‘a-i Kars'dır. Ve Ahıska'dan kal‘a-i Tiflis'e beş menzil cânib-i şark ve şimâl mâbeynine gider. Ve kal‘a-i Gence beş menzil cânib-i şarka gider. Ve Gürcîstân'ın kal‘a-i (---) cânib-i şimâle (---) günde gider. Bu kal‘a-i Ahıska ortada kalup Çıldır sahrâsına vâkı‘ olmuş bir ma‘mûr [u] âbâdân kal‘a-i Gürcîstân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 322a ·
metinde göster ·
… ağısı olan zemîne {komuş}, ba‘dehû bu demir direciği bu iki mıknatıs taşlarının
mâbeynine
vaz‘ edince iki seng-i mıknatısın mâbeyninde mu‘allak kalmışdır. Yohsa ne kerâm …
Acibe-i diğer: Bu deyrin havlısında meydân-ı muhabbet içre bir tâk-i bâlâ altında bir mu‘allak kalın demir vardır. Hemân dâ’imâ mu‘allak durur. Bir cânibe şeş cihetden bir yire 325b ittisâli yokdur. Hakkâ ki sihr-i i‘câz bir musanna‘ nihânî kâr-ı ibret-nümâdır. Cümle keferelerin zu‘m-ı bâtıllarıyla Hazret-i İsâ havâriyyûnu Şem‘ûn-ı Safâ'nın kerâmetiyle mu‘allak durmuş ola. Ebleh müselmânlar dahi gördükde hayrân kalup i‘tikâd ederler. Zîrâ şiddet-i rûzgâr bu hadîd amudcuğa isâbet etdikçe mütezelzil olur. Niçe Ehrimen âdamlar vaz‘-ı yed etmesinler deyü cânib-i etrâfına muhkem sunta dırahtından parmaklık çekmişler. Ammâ ma‘rifet-i amûd-ı hadîd, üstâd-ı hukemâ-yı bennâ-yı kudemâ bu demir direciğin üstünde evvel ol tâkı binâ edüp tâkin ta zirve-i âlîsi ortasına bir seng-i azîm mıknatıs komuş ve bir mıknatıs taş-ı kebîri dahi hendese üzre âlî mıknatısın aşağısı olan zemîne {komuş}, ba‘dehû bu demir direciği bu iki mıknatıs taşlarının mâbeynine vaz‘ edince iki seng-i mıknatısın mâbeyninde mu‘allak kalmışdır. Yohsa ne kerâmet-i havâriyyûn-ı Şam'ûn ve ne tılısm-ı Şemsûn'dır. Her gören engüşt-ber-dehen edüp valih [u] hayrân olur. Bu hakîr-i pür-taksîr akl-ı kâsırumla böyle mülâhaza etdim. İnşâallah mülâhazamızda sehv ü hatâ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a–325b ·
metinde göster ·
… ol guluvv-i âmda Mülakkab oğlan püzevengi İslâmbol mollasın Yeni Câmi‘de ulemâ
mâbeynine
komayup "Vurun mel‘ûnu" dediklerinde Yeni Câmi‘ nerdübanları üzre askerî tâ’ife …
Hikmet iki kerre varmak müyesser olup âhir[i] mezkûr fetret mahallinde cezîre-i Girid'den feryâdcılık ile kul kethüdâsı Kara Murâd Ağa geldikde Murâd Ağa'dan bin kîse ve bu kadar şemmâme amber ve yetmiş tahta semmûr-ı bî-nûr kürk ve iki haseki câriye-i duhter-i pâkize-ahter taleb etdiler. Hemân Murâd Ağa cümle yeniçeri odalarına ve sipâh ağalarına haber edüp cümle sipâh Atmeydânı'na ve cümle yeniçeri Etmeydânı'na cem‘ olup guluvv-ı âm ile Allah Allah diyerek cümle asâkir-i İslâm yek-dil [ü] yek-cihet olup Sultân İbrâhîm Hân-ı mazlûmu sırça sarâyda haps edüp yerine ciğer-kûşesi Mehemmed Hân'ı pâdişâh edüp cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ bî‘at edüp Mehemmed Hân müstakil pâdişâh olup Mevlevî Koca Dervîş Mehemmed Paşa vezîria‘zam olup Kara Murâd Paşa yeniçeri ağası olup Tezkireci Vezîria‘zam Ahmed Paşa ihtifâ etdi. Ertesi ale's-sabâh Ahmed Paşa'yı (---)(---) hânesinde muhtefî bulup Koca Vezîr, Şehzâdebaşı'ndaki hânesinde ma‘nûken katl edüp ale's-seher leşini at hamalları Atmeydânı'na bırağup ol guluvv-i âmda Mülakkab oğlan püzevengi İslâmbol mollasın Yeni Câmi‘de ulemâ mâbeynine komayup "Vurun mel‘ûnu" dediklerinde Yeni Câmi‘ nerdübanları üzre askerî tâ’ifesi kılıç üşürüp pâre pâre ederek leşini Ahmed Paşa na‘şesinin yanına bırakdıklarında cümle asker dahi Ahmed Paşa'nın leşine kılıç üşürüp niçe bin pâre etdiklerinde "Hezârpâre Ahmed Paşa" derler. Cümle yağın dâ’-i devâdır deyü sızı içün semin ve semenin yağmâ edüp ân-ı sâ‘atde üstühânları kaldı. Ba‘dehû Cinci Hoca'yı katl edüp üç bin kîse mâlı kalup bu kadar mâl [u] emlâkin mîrîye zabt etdiler. Hattâ hakîre verdiği atı emîr-i ahûr tarafından su’âl etdiler. Hakîr aslâ vücûd vermeyüp ata binüp İslâmbol içre reftâr ederdim. Ba‘dehû cümle musâhib-i bed-hâhların kimin katl ve kimin nefy-i beled ve kimin azl-i ebed etdiler. Hattâ musâhibe avretlerden Şekerpâre Bola vâlidemiz şekilliyi Mısır'da İbrim'e nefy etdiler. Ve Melekî Bola'yı nefy edüp sâ’ir nisvânları ve sâhib-isyân-ı bed-hâhları Eski Sarây'a nefy edüp her bir hasekiyi birer vüzerâ ve a‘yân [u] eşrâfa verdiler. Ertesi ale's-sabâh alay-ı azîm ile Sultân Mehemmed Hân'ı Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri ziyâretine götürüp anda kılıç kuşadup alay ile Mehemmed Hân'ı Edirnekapusu'ndan berü getürüp ecdâd-ı ızâmı Ebü'l-feth'i ve Sultân Bâyezîd-i Velî'yi, dedesi Sultân Ahmed Hân'ı ziyâret edüp sarây-ı âlîsinde hâs odada karâr etdi. Ertesi gün İslâmbol içre bir azîm velvele kopup "Bre Sultân İbrâhîm ırça sarâydan boşanmış, Bostâncı Ocağına varup dahl düşmüş. Cümle sarây halkı pâdişâhımızın uğurunda kırılup yine İbrâhîm Hân'ı pâdişâh ederiz" deyüp cümle ibâdullah silâhlanup Atmeydânı'nda niçe yüz bin âdem cem‘ olunca Abdürrahîm Efendi şeyhülislâm idi, andan fetvâlar alup Koca Mevlevî Vezîr ve Kara Murâd Ağa ve Emîr Paşa ve niçe iş erleri sırça sarâya varup Koca Vezîr Cellâd Kara Alî'yi hezârân deyenek ile ura ura sırça saraya koyup Cellâd Kara Alî Bismillah ile içeri sırça sarâya girince mazlûm İbrâhîm Hân "Cânım usta Alî, niye geldin" der. "Hünkârım! Cenâze namâzın kılmağa geldim" der. Hünkâr "Vallahi ben de kılarım. Yûsuf Paşa lalam Hanya'yı feth edüp geldikde sana öldürtdüm, namâzın kılmadım. İşte şimdi kılalım" dedikde hemân Cellâd Kara Alî, İbrâhîm Hân'a kelb-i akûr gibi sarılır. İbrâhîm Hân gürbüz tüvânâ er server-i hünerver olmağıla Kara Alî'yi alt edüp birbiriyle küşte-gîrlik ederken Kara Alî'nin bir şâkirdi mel‘ûn yetişüp İbrâhîm Hân'ın cân evine bir diz bendi urup İbrâhîm Hân cân havlinde iken Kara Alî kemend-bâzlığ [u] tîz-kârlık edüp yine şâkirdi hayâsına 371a sarılup ol ân sene 1058 târîhinin şehr-i Recebü'l-müreccebinin on tokuzuncu gün yevm-i ahadde mazlûm İbrâhîm Hân'ı ma‘nûkan şehîd edüp Kara Alî hacca firâr edüp na‘ş-ı İbrâhîm Hân'ın techîz u tekfînin edüp ammîsi Sultân Mustafâ merhûmun türbe-i pür-envârında yan yana defn edüp Mehemmed Hân-ı Râbî‘ Rûm'a müstakil pâdişâh-ı cem-cenâb olup cihân âsûde-hâl oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 370b–371a ·
metinde göster ·
Sene (---) târîhinde Katırcıoğlu'yla sadrıa‘zam (---) Paşa mâbeynine (---) girüp Katırcıoğlu harâmîlikden "et-tâ’ibü mine'z-zenbi kemen lâ zenbeleh" fehvâsınca tâ’ib olup kendü (---) sancağı ihsân olunup beş yüz şehbâz eskiden eli kanlı ve gözü kanlı "benem dîğer nîst" diyen şehbâzlar ile cezîre-i Girid'e geçüp Deli Hüseyin Paşa ile şeb [u] rûz "mücâhidü fî sebîlillah" olup yüz aklıkları ederdi ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 33a ·
metinde göster ·
… skeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha
mâbeynine
Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre f …
Evvelâ, ziyâret-i Hazret-i Erfahuş ibn Hazret-i Sâm ibn Nûh'dur: Hazret-i Erfahud'un ömr-i azîzleri dörd yüz altmış beş sâldır. Bi-kavli İbn Abbâs Cemşîd asrında vefât edüp bu Remle hâricinde âsûdedir. Hâlâ ziyâretgâh-ı ehl-i dilândır. Ammâ Cemşîd'in müddet-i ömrü ma‘lûm değildir. Ancak niçe müverrîhler yedi yüz yıl pâdişâh olup taht üzre oturmak ve bahs-i ilm etmek ve silâh düzmek ve yün ve ibrişim peydâ etmek gûnâ-gûn hayvânât derilerin dibâğat edüp kürk giymek ve gavvâslık etdirüp derya ka‘rından incü çıkartmak ve şehirden şehire yol açmak ve kerpiç ve kireç ve üstübeç ve müşk ve ûd u anber ü kaliye misk ve gûnâ-gûn itrıyyât bulmak ve çadır u hammâm ve nefîr u surnâ ve gözlük ve sabun ve kiriş yapmak ve halkı dörd bölük edüp birin ulemâ ve birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at edüp şehr-i Istacr'ı imâr eyleyüp tahtında karâr edüp adl [u] dâd ederken kendüye cünûn el verüp diyâr-ı Rûm'da Filibe ve Tırhala ve Maşkolor panayırları semtinde hâşâ sümme hâşâ rubûbiyyet da‘vâsında olup Cemşîd üzre Şeddâd ibn Âd hurûc edüp Cemşîd Boğazhisâr'dan Anadolu tarafına geçep deryâ-misâl asker ile Ayasuluk nâm şehr-i kadîmin sahrâsında Cemşîd ile Şeddâd oğlu ve Dahhâk ile ceng-i azîm edüp âhir Cemşîd askeri münhedim olup Cemşîd'i kayd-bend ile Dahhâk'ın huzûruna getirüp iki levha mâbeynine Cemşîd'i koyup destere ile iki pâre ederken "Erre fahışda îmân getirdim. Erre fahışd! Erre fahışd" deyü iki pâre olup mürd oldu. Ba‘zı müverrihîn {Cemşîd'in âhir nefes îmân getürmesine} îmân-ı ye’sdir, demişler. Anınçün Erfehişid ibn Sâm'a Erre Fahışıd dahi derler. Salavâtullahı ve selâmehu. Hâlâ Cemşîd Kuşadası şehri kurbunda Ayasuluk hârici şarkında medfûndur ve ziyâreti memnû‘dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47a ·
metinde göster ·
… iz dahi Şâhin Ağa'ya harâc-ı kıptîyânı zabt etdirmeyüp İpşir Paşa ile efendimiz
mâbeynine
ibtidâ bürûdet bundan hâsıl oldu. Ba‘dehû her gelen İpşir Paşa'nın Haleb'de isy …
Ba‘dehû paşa niçe menâsıb-ı âlîleri tevcîh edüp kalemiyyeleriyle yedi günde dörd bin 174b ulûfe çıkarup cümle kul mecbûr-ı hâtır oldu. Ammâ tevcîh olunan menâsıbların birisin İpşir Paşa müsellimlere zabt etdirmeyüp ba‘dehû müsellimler paşadan kalemiyyelerin şer‘ ile taleb edüp bin altmış kîse ashâbına redd olunup paşa bu kadar kîse-i Rûmî hasâre çekdi. Mâh-ı mezbûrun yigirminci günü sâbıkan ağamız olan Kulaksız Abaza Şâhin Ağa çingene harâcıyla gelüp paşa efendimiz dahi Şâhin Ağa'ya harâc-ı kıptîyânı zabt etdirmeyüp İpşir Paşa ile efendimiz mâbeynine ibtidâ bürûdet bundan hâsıl oldu. Ba‘dehû her gelen İpşir Paşa'nın Haleb'de isyân [u] tuğyânın ve deryâ-misâl asker cem‘ etmesinin haberin getirirlerdi. Niçe kerre der-i devlet tarafından hasekiler ve kozbekçiler ve serbevvâbân-ı dergâh-ı âlîler gidüp "Elbette lalam, âsitâne-i sa‘âdetime ale'l-acele gelesin" deyü müsta‘cel hatt-ı şerîfler gitdikçe Haleb'den taşra aslâ bir hatve çıkmayup deryâ-misâl asker cem‘ ederdi. Bir kerre bir telhîsi gelüp "Pâdişâhımın der-i devletine arz-ı bende-i bî-mikdâr budur kim Van diyârlarında Pinyânişi nâm ülkeden kızılbaş-ı bed-ma‘âş [u] ser-tırâş iki kerre yüz bin koyun sürüp niçe yüz a‘yân-ı Ekrâd katl edüp bu kadar kurâ ve büldân nehb ü gâret edüp sulh-ı Murâd Hân'a muğâyir gûnâ-gûn işler işlenmişdir. Bu abd-i kemter ol taraf ahvâline nigerânda olmağıla der-i devlet tarafına varmağa iktidârım yokdur. Hâlâ asker cem‘ edüp ol cânibe fermân-ı hümâyûnunuzla serdâr-ı mu‘azzam olup gitmek üzreyiz. İnşâallahü'r-rahmân pâdişâhım dahi evvel-bahârda bu câniblere deryâ-misâl asker ile atf-ı inân edüp ammün Sultân Murâd Hân'ın feth edüp yine kızılbaş aldığı Revân'ın ve Nahşivân ve Şirvân ve Azerbâycân'ın ve niçe bin bed-ma‘âşun cânın alavuz. Hâlâ kırk bin tüfeng-endâz u sekbân u sarıca gâzîleri cem‘ edüp yanımda yetmiş aded mîr-i mîrân ve yedi aded vezîr-i dilirân mevcûd olup iktizâ ederse der-i devlete bu minvâl üzre rû-mâlîde kılmak üzreyüz" deyü haber gelince der-i devletin cümle ser-i kârda olanları vâlih [ü] hayrân olup Kapudan Kara Murâd Paşa Yeniçeri ocağına fitne âteşin bırağup "Gördünüz mi kırk bin tüfeng-endâz ile sizi kırsa gerek!" deyü İslâmbol içre niçe kerre yüz bin gûne güft u gûy-ı dürûğu sahîh kîl u kâller olarak cümle erbâb-ı devlet mest-i devlet iken mest [ü] medhûş sergerdân u hayrân u giryân gezerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174a–174b ·
metinde göster ·
… kal‘ası Şat kenârında cezîre-i Dicle'den add olunur, zîrâ Furât ile nehr-i Şat
mâbeynine
cezîre-i Dicle add olunur. Âb [u] hevâsınun letâfetinden halkı gâyet zekî ve sı …
Şehr-i Diyârbekir memâlik-i Âl-i Osmân'da eyle bir diyârdır kim Hazret-i Yûnus'un du‘â-ı hayr[ı] berekâtları sebebiyle ecnâs-ı mahlûkâtun cemî‘si ile ma‘mûr oldu. Ammâ ekseriyyâ halkı Ekrâd u Türkman ve Arab u Acem'dir. Re‘âyâ vü berâyâsı cümle Ermenî'dir. Anınçün diyâr-ı E[r]men add olunur. Ve kal‘ası Şat kenârında cezîre-i Dicle'den add olunur, zîrâ Furât ile nehr-i Şat mâbeynine cezîre-i Dicle add olunur. Âb [u] hevâsınun letâfetinden halkı gâyet zekî ve sıbyânları gâyet necîb ü reşîd olup cümle halkı lisân-ı Kürdî ve Türkî ve Arabî ve Acemî ve lisân-ı Yarmenî tekellüm ederler. Talâkat-ı lisânda gâyet fusehâ-yı büleğâdan kimesneleri vardır. Ve gâyet garîb-dost u muhibb-i fukarâ âdemleri vardır. Ve cümlesi şûh u şengül ü şakrak ve nedîm ü zarîf ve nükteşinâs u tîz-fehm âdemleri vardır. Mehâbet ü salâbet ve şecâ‘atda her biri Rüstem'-akrândırlar. Ve gâyet müsinn ricâlleri ve müsinne nisvânları olur. Hakkâ ki bu vilâyetün umûmen zarâfeti gibi sâhib-i melâhatı olmaz, derler. Cümle halkı mü’min u muvahhid ve pâk-i‘tikâd u ehl-i tevhîd ve sâhib-i vera‘ âdemlerdir. Nisâ makûleleri gâyetü'l-gâye Râbi‘a-ı Adeviyye mertebesinde ehl-i perde, zâhide sâhib-i cemâle havâtînleri var. Çârsû-yı bâzârda bir fertûte pîrezen dahi yokdur. Sûk-ı sultânîde bir bint-i sagîre görseler katl ederler yâhûd pederini te’dîb ederler. Tâ bu mertebe ehl-i ırz Diyârbekir'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208b ·
metinde göster ·
… re kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş
mâbeynine
kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp …
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
Menâkıb-ı netîce: Ol zamân ki Hazret-i Alîyy-i Kerrâr kerremallahu veche sâhil-i Van'da ejderhâ ile ceng edüp su‘bânı katl idince su‘bân, yılanın bir nev‘i olmağile gecerek mürd olup pür-potur olarak su‘bânın lâşe-i murdârı Van deryâsına düşüp talattum-ı deryâ ile ejderin lâşesi Van kal‘ası kurbünde leb-i deryâya düşüp cîfe-i murdârı çürüyüp üstühânları kalur. Ba‘dehû sene 525 târîhinde Van kal‘asın binâ eden Kılıç Arslan Şâh ejderhânın kemiklerin cem‘ edüp demir zencîrler ile cümle üstühânları tertîb üzre dizüp Van kal‘asının aşağıdaki Rıbat kullesi ve Veled kullesi mâbeynine zencîrler ile ibret-nümâ içün mezkûr kemikleri âvîze edüp cümle seyyâhân-ı berr ü bihâr gelüp seyr [ü] temâşâ ederlerdi. Ta ki sekiz yüz beş târîhinde Timur Hân Mâverâü'n-nehir'den hurûc eyleyüp kal‘a-i Van'ı kâmil üç sene muhâsara eyleyüp bâğ diküp meyvesin yeyüp âhir fethi müyesser olmayup hâ’ib ü hâsir gider oldukda Hindistân'e tehî dest gitmemek içün mezkûr ejderhânın kemiklerin aşağı kal‘a dîvârından alup on katar develere kemikleri tahmîl edüp Hindistân'a götürüp hâlâ anda (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) râygândır, derler. Ammâ hakîr Hindistân'a varmamak ile görmedim. Allahümme yessir bi'l-hayr ve'l-âfiye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 244a ·
metinde göster ·
… r polâd-ı Nahşevânî'dir. Aslâ ağacı yokdur ve üstâd-ı bennâ bu kapuyu iki kal‘a
mâbeynine
pinhân etmişdir kim aslâ görünmez. Gûyâ kal‘a-i Bâbü'l-ebvâb'dır. Bu kal‘a içre …
Ba‘dehû Süleymân-ı zamân nâm bir azîmü'ş-şân bir hân bu kal‘ayı tevsî‘ edüp cânib-i şarkîsinde sehel havâlesi olmağile ol havâleye hâ’il Süleymân Beğ bir kal‘a-i Süleymânî inşâ etmiş kim her taşı fil-i Menkûsî cüssesindedirler ve her seng-i hârâsının tûlu yigirmi ayak uzunluğun dîvâra koyup uçlarını rûy-ı dîvâra komuş ve darabât-ı kûp-ı top te’sîr etmesin içün kal‘a dîvârın kaplıbağa arkası gibi şak yapmış. Ne kadar top ursalar aslâ gülle te’sîr etmeyüp kayar. Hattâ sene 1060 târîhinde Şemsî Paşa oğlu {Mehemmed Emîn Paşa} yigirmi gün bu kal‘ayı döğüp bir taşı koparamayup hâ’ib ü hâsir rücû‘ eder ve rüsvâ-yı âm olup gider. Ve cümle kal‘aların kapuları ağaç üzre hadîd kaplu kapulardır kim âteş eylesen ağacı yanup demirleri dökülür ammâ bu kal‘a-i Hoşâb kapusunun her kanadı üçer yüz kantar polâd-ı Nahşevânî'dir. Aslâ ağacı yokdur ve üstâd-ı bennâ bu kapuyu iki kal‘a mâbeynine pinhân etmişdir kim aslâ görünmez. Gûyâ kal‘a-i Bâbü'l-ebvâb'dır. Bu kal‘a içre hâkim Mahmûdî İbrâhîm Beğ'den gayrı kimesne olmazdır. Gâyet küçük kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin iki yüz adımdır. İçinde bir zâviyesi ve beğe mahsûs bir hammâmcığızı vardır. Gılâl anbârları ve zîr-i zemînleri ve müstevfâ cebehânesi ve on pâre şâhî topları vardır. Suyu bârân-ı rahmetden cem‘ {olur su sahrınçları vardır}. Ve kal‘anın bir kayası fil hortumu gibi taşra uzanmış bir kayadır. Merhûm Süleymân Beğ ol kayalar üzre Süleymânî san‘atlar ile demir çarhlar eyleyüp yüz kulaç demir zencîrler ile aşağıda cereyân eden nehr-i Hoşâb'dan san‘at-ı dollâb ile su çekdikleri Aşağı Rabât halkı çârsûdan seyr ederler, garîb temâşâgâh-ı kal‘a-i seyrângâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286a ·
metinde göster ·
… yâlce vâki‘ olmuşdur ve mezkûr kûh-ı İşnuviye şehr-i Rûmiyye ve şehr-i İşnuviye
mâbeynine
vâki‘ olmuşdur kim Rûmiyye ve Dümbülî hudûdudur. Ve İşnuviye'den cânib-i şimâle …
Hârûnu'r-Reşîd'in duhter-i pâkîze ahteri tahsîl-i mizâc içün Irâk-ı Arab'dan İşnuviye yaylağına gelüp bu mahalde bu şehri inşâ eder. Ba‘dehû Moğol tâ’ifesi harâb eder. Ba‘dehû sene 882 de Uzun Hasan Şâh imâr eder. Âzerbaycân şehirlerinden Dümbülî hâkimi hükmünde başka sultânlıkdır kim iki bin askere mâlikdir. Kal‘ası harâbdır. Şehrezûl ve Harîr ve Ardalân Ekrâdlarının havflerinden şehrinin dâ’iren-mâdâr etrâfında hafirler kazılmıştır. Köşebendlerde tedribeler vaz‘ olunup ma‘mûr u mazbût şehirdir. Dâ’iren-mâdâr etrâfı dokuz bin adım ihâta eder. Cümle hâneleri pespâye kâr olunmuşdur. Şehr-i Rûmiyye'nin cânib-i garbîsi ve cenûbîsine meyyâlce vâki‘ olmuşdur ve mezkûr kûh-ı İşnuviye şehr-i Rûmiyye ve şehr-i İşnuviye mâbeynine vâki‘ olmuşdur kim Rûmiyye ve Dümbülî hudûdudur. Ve İşnuviye'den cânib-i şimâle iki günde serî‘an Rûmiyye şehrine varılır ammâ Dümdümî hilâf kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 297b ·
metinde göster ·
… sul iki menzil yer kalup biz yine nehr-i Zab-ı Alî'nin kenârınca şark ile şimâl
mâbeynine
9 sâ‘atde,
Karye-i Urbân: Nehr-i Zarb kenârında kırk hâneli köydür ammâ bin aded kara çadırlı Mavâl Urbânı sâkinlerdir kim câmûsu ve keçi ve bakar ve at ve develeri bî-hisâbdır. Andan ale's-sabâh kalkup Zarb'ı altun cisr-i ibret-nümûnun yedi göz üzre ubûr edüp yine çölistân içre semt-i şimâle giderken sol tarafımızda kal‘a-i Musul iki menzil yer kalup biz yine nehr-i Zab-ı Alî'nin kenârınca şark ile şimâl mâbeynine 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374a ·
metinde göster ·
… mâline karîb kal‘a-i Baytanûr'dur. Bu iki kal‘ateyn İmâdiyye ile Hakkarî ülkesi
mâbeynine
vâki‘ olmuşdur. Ve bu İmâdiyye'nin cânib-i garbîsinde kal‘a-i Dühük'dür.
Der-sitâyiş-i eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i İmâdiyye: Evvelâ bu kal‘a-i İmâdiyye kûh-ı bâlâlar içre sa‘b u sengistân u çengelistân cebel-i âlîler içre sa‘bu'l-mürûr râhlar ile ubûr olunur bir püşte-i şâhika üzre eflâke kad çekmiş bir sûr-ı siver gibi bir sedd-i Kahkahâ hisâr-ı ra‘nâdır. Cânib-i erba‘ası mahsûldâr kûh-ı bâlâlardır. Kal‘asının aşağı dereleri serâpâ bâğ-ı İrem-misâl ravza-i Rıdvân'dan nişân verir mahsûldâr bâğ-ı cinânlardır. Ve bu kal‘anın cânib-i şarkîsinde (---) menzilde kal‘a-i Akra'dır ve cânib-i şimâlinde dörd menzilde vilâyet-i Hakkarî hânıyla müşâdır kim Çölümerk kal‘ası pây-ı taht-ı hân-ı Hakkarî'dir. Anın şimâlinde iki menzilde kal‘a-i Pîzân'dır kim Hakkarî hânı karındaşı Hüsrev Paşa bu kal‘a-i Pîzân'da olur. Ve bu İmâdiyye'nin şarkıyla şimâli arasında ara yatıda kal‘a-i Şuhoy'dur. Anın şimâline karîb kal‘a-i Baytanûr'dur. Bu iki kal‘ateyn İmâdiyye ile Hakkarî ülkesi mâbeynine vâki‘ olmuşdur. Ve bu İmâdiyye'nin cânib-i garbîsinde kal‘a-i Dühük'dür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 377b ·
metinde göster ·
… etdikde Timur Hân'a Yûsuf Celayir'i vermediğiyçün Yıldırım ile Timur Hân 20a
mâbeynine
adâvet girmesine sebeb bu Tokat kal‘asında Yûsuf Celayir'in mütehassın olması s …
Ba‘dehû yine ol sene Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu'dan Kara Yûsuf Kara Celayirî Timur'dan Yıldırım Hân'a firâr edüp bu Tokat kal‘asına Yûsuf Celayir kapanup Timur ceyş-i azîm ile gelüp Tokat'ı döğe döğe bir taşın koparamayup hâ’ib [ü] hâsir avdet edüp Yûsuf Celayir'i Timur Yıldırım Hân'dan taleb etdikde Timur Hân'a Yûsuf Celayir'i vermediğiyçün Yıldırım ile Timur Hân 20a mâbeynine adâvet girmesine sebeb bu Tokat kal‘asında Yûsuf Celayir'in mütehassın olması sebebiyle olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19b–20a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı havâ-yı dil-sitân: Gerçi bu şehir yedi sekiz aded dereler
mâbeynine
vâki‘ olmuşdur, ammâ poyraz rûzgârı tarafı küşâde olmağile havâsı gâyet latîfdi …
Der-beyân-ı havâ-yı dil-sitân: Gerçi bu şehir yedi sekiz aded dereler mâbeynine vâki‘ olmuşdur, ammâ poyraz rûzgârı tarafı küşâde olmağile havâsı gâyet latîfdir. Ve şitâsı i‘tidâl üzre olduğundan meyvesi firâvândır ve halkı gâyet ten-dürüstlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 23b ·
metinde göster ·
vâki‘ olmuş bir zayyık vâdî içre kurşumlu imâristânlı ma‘mûr şehr-i müzeyyen ol …
Evsâf-ı kal‘a-i Pravadi: Hakkâ ki iki kaya mâbeynine vâki‘ olmuş bir zayyık vâdî içre kurşumlu imâristânlı ma‘mûr şehr-i müzeyyen olduğu mukaddemâ sene 1061'de tavsîf olunmuşdur, ammâ şimdi bu şehre bir kefere ve fecere ve Rus-ı menhûs Eflâk ve Boğdan askeriyle alay-ı camapur edüp girilmişdir kim diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz, gûyâ bir taklîd-i zıll-ı hayâl idi. Andan yine cânib-i şimâle,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101a ·
metinde göster ·
… ama göre çeşme-i cânfezâları azdır, lâkin bu şehir iki nehr-i mecma‘ü'l-bahreyn
mâbeynine
vâki‘ olmağile hemân üç bin aded sakkâlar atlar ve katırlar ve arkaları sular t …
Bu şehr-i mu‘azzama göre çeşme-i cânfezâları azdır, lâkin bu şehir iki nehr-i mecma‘ü'l-bahreyn mâbeynine vâki‘ olmağile hemân üç bin aded sakkâlar atlar ve katırlar ve arkaları sular taşıyup bu şehri saky ederler. (---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 114b ·
metinde göster ·
… yüz kadar cürd atlı pür-silâh âdemler ile Düşeniçse'den cânib-i garbî ve cenûbî
mâbeynine
gidüp,
Menzil-i kasaba-i Düşeniçse: Sene 1062 Silisre vilâyetinden Rûmeli'ne Melek Ahmed Paşa efendimiz[le] geldikde bu kasaba memdûhdur, ammâ şimdi bu gelişimizde birkaç gün meks etmek iktizâ etdi, zîrâ yollar muhâtara olduğundan Melek Ahmed Paşa efendimizin bizde olan Arnavudistân'dan getirdiğimiz emânet mâllar başımıza belâ olup ol ecilden kasaba-i Düşeniçse'de tekâ‘üd etdik, ammâ bir gün ahâlî-i vilâyetden üç yüz kadar cürd atlı pür-silâh âdemler ile Düşeniçse'den cânib-i garbî ve cenûbî mâbeynine gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 39a ·
metinde göster ·
"Melek Paşa lalam, benim halam ile çekişdiler mi? Eyle olur er ü avret
mâbeynine
kimse giremez, ammâ ben sizi yine barışdırır, görüşdürürüm" deyü latîfe-gûne ke …
"Melek Paşa lalam, benim halam ile çekişdiler mi? Eyle olur er ü avret mâbeynine kimse giremez, ammâ ben sizi yine barışdırır, görüşdürürüm" deyü latîfe-gûne kelimâtlar olup Paşa arzdan çıkup ba‘de'd-dîvân sarâyına geldi ve salât-ı ebvâbeyni kıldı ve âsûde-hâl durdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44b ·
metinde göster ·
vâkı‘ olmuş a‘lâ demir dutar limandır, ammâ kıble ve inbat ve maşrık rûzgârları …
Ve bir liman-ı latîfi var, iki kayanın mâbeynine vâkı‘ olmuş a‘lâ demir dutar limandır, ammâ kıble ve inbat ve maşrık rûzgârlarında muhâlif limandır kim gemiler gomana halatlarına ve demirlerine i‘timâd ederse birkaç demir bırağup Allâh'a sığınup yata, inşâallâh selâmet bulur, zîrâ mezkûr rûzgâr-ı zor-kârlara bu limanın ağzı açıkdır. Andan ihtirâz olunur. Andan yine Karadeniz kenârınca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50b ·
metinde göster ·
… u kerre bu kal‘ayı bu kadar zamân balyemez toplar ile döğüp gülleleri iki direk
mâbeynine
girüp gâ’ib olmuş. Tâ bu mertebe metîn palankadır.
Nehr-i Tuna kenârında bir vâsi‘ fezâda çâr-kûşe ve çâr tabyalı gâyet metîn ü müstahkem dolma rıhtım Şeddâdî palankadır, ammâ her meşe ağacı direkleri birer âdem güc ile kucaklar kalın meşe ve pelîd ağaçlarıdır kim bu kadar zamândan berü âbnûs ağacına dönmüş direklerdir. Hattâ küffâr bu kerre bu kal‘ayı bu kadar zamân balyemez toplar ile döğüp gülleleri iki direk mâbeynine girüp gâ’ib olmuş. Tâ bu mertebe metîn palankadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… azı lodos tarafına altı mîl ba‘îd Venedik körfezi içinde cânib-i şimâl ile şark
mâbeynine
girmiş yüz mîl bir boğaz dahi vardır kim nihâyeti Venedik'in 154b Kotur kal‘a …
Ve bu Nova boğazı lodos tarafına altı mîl ba‘îd Venedik körfezi içinde cânib-i şimâl ile şark mâbeynine girmiş yüz mîl bir boğaz dahi vardır kim nihâyeti Venedik'in 154b Kotur kal‘asıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 154a–154b ·
metinde göster ·
Ve cümle iki kapusu var. Biri Budin Kapusudur kim cânib-i şark ile şimâl
mâbeynine
nâzır dörd kat kârgîr kemerli eğri büğrü sokaklı metîn ve kavî cedîd ü hadîd ka …
Ve cümle iki kapusu var. Biri Budin Kapusudur kim cânib-i şark ile şimâl mâbeynine nâzır dörd kat kârgîr kemerli eğri büğrü sokaklı metîn ve kavî cedîd ü hadîd kapulardır. Bu kapu üzre de olan kullede bir teferrücgâh haşeb köşkü var, cümle erbâb-ı dilân anda sohbet-i hâs ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 14a ·
metinde göster ·
… geldin, bin atına" deyüp bilâ rikâb esb-i sabâ-sür‘atime süvâr olup ağavâtları
mâbeynine
girüp alay-ı azîm ile Budin'e girirken ahâlî-i Budin'in sığâr [u] kibârları ve …
"Hele safâ geldin, bin atına" deyüp bilâ rikâb esb-i sabâ-sür‘atime süvâr olup ağavâtları mâbeynine girüp alay-ı azîm ile Budin'e girirken ahâlî-i Budin'in sığâr [u] kibârları ve Nemse kralı tarafından gelen elçi kefereleri anlar dahi temâşâya çıkup bir alay-ı ihtişâm ile Budun'a dâhil olurken azamet-i Hudâ koca Budun'un dörd pâre kal‘ası top şâdımânından âteş-i Nemrûd içre kalup zemîn ü âsumân medfa‘-ı dûdından şeb-i muzlim gibi Gerz-İlyâs dağları ve Ardala bâğları inil inil inledi, ammâ meğer çâsâr elçisi {âdemleri çaşıtlığa gelüp} bizim elçi paşanın askerin ve alayın gözden geçirüp Budin vezîrinin verdiği ta‘[y]înâtı ve elçi paşanın askerini görüp hemân {kâfirler paşaya eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 42b ·
metinde göster ·
Ve kal‘a bir ada burnunda iken kal‘anın cânib-i garbındaki varoş ile kal‘a
mâbeynine
bir handak-ı azîm kesüp içinden nehr-i Tuna'yı akıtdı. Hemân kal‘anın vücûdunun …
Ve kal‘a bir ada burnunda iken kal‘anın cânib-i garbındaki varoş ile kal‘a mâbeynine bir handak-ı azîm kesüp içinden nehr-i Tuna'yı akıtdı. Hemân kal‘anın vücûdunun cânib-i selâsı Tuna içinde ada kaldı. Ve cânib-i müsellesi şarampavlı handakdır ve ancak cânib-i garba nâzır bir kapusu var varoşa çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 46a ·
metinde göster ·
… den açılup kelle içinde beyni enseden tarafa nümâyân olup kellenin içi kulaklar
mâbeynine
dek sulu kan ve sümük gibi ba‘zı ahlât ile memlû olup beyni yanında tüfeng kurş …
Andan yine menganeyi burdukça herîfin kellesi kabağı bi-emrillâhi te‘âlâ kellenin diş diş kined yerlerinden açılup kelle içinde beyni enseden tarafa nümâyân olup kellenin içi kulaklar mâbeynine dek sulu kan ve sümük gibi ba‘zı ahlât ile memlû olup beyni yanında tüfeng kurşumu kâğızıyle durur. Meğer beş dirhem çakmaklı tüfeng kurşumu imiş, beyninin zarı yanında durup kırmızı kan ile mülemma‘ olup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… e garîbeleri seyr [ü] temâşâ edüp yine şehr-i Kazan'dan garb ile yıldız rûzgârı
mâbeynine
bir gün bir gece yine Heyhât sahrâsı içre kavm-i Heşdek obaların temâşâ ederek …
Ziyâretgâh-ı Peşeng ibn Tûr: Bu dahi Kazan şehr[i] hâricinde âsûdedir. Andan niçe ziyâretler ve niçe bin âsâr-ı acîbe ve garîbeleri seyr [ü] temâşâ edüp yine şehr-i Kazan'dan garb ile yıldız rûzgârı mâbeynine bir gün bir gece yine Heyhât sahrâsı içre kavm-i Heşdek obaların temâşâ ederek gidüp Kalmık Tatarları havfin dahi çeküp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171b ·
metinde göster ·
… ıa‘zamın güzergâhı olan yolları geçüp andan Gördüs sahrâsıyla iki deryâ körfezi
mâbeynine
vâki‘ olmuş mahsûllü fezâları ve ma‘mûr [u] âbâdân kurâları dahi geçüp,
Andan 7 sâ‘at cenûba ağaçlı ve ormanlı tathîr olmuş Âl-i Osmân askerinin ve sadrıa‘zamın güzergâhı olan yolları geçüp andan Gördüs sahrâsıyla iki deryâ körfezi mâbeynine vâki‘ olmuş mahsûllü fezâları ve ma‘mûr [u] âbâdân kurâları dahi geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 257b ·
metinde göster ·
… în ü ma‘mûr meterisler olup cemî‘i asâkir-i İslâ[m] Kızıl tabya ile leb-i deryâ
mâ-beynine
yedi yüz yerden meterisleri rûy-ı arza kazup Ferhâd gibi kûhkenlikler edüp gûnâ …
Ve bâğ u bâğçeli ve müte‘addid odalı ve hammâm ve şâzrevânlı sarâylar yapılup evvelki ordudan mu‘azzam ve müzeyyen ve metîn ü ma‘mûr meterisler olup cemî‘i asâkir-i İslâ[m] Kızıl tabya ile leb-i deryâ mâ-beynine yedi yüz yerden meterisleri rûy-ı arza kazup Ferhâd gibi kûhkenlikler edüp gûnâ-gûn sıçan yolları îcâd edüp kırk altı aded yere siperler edüp azîm balyemez toplar koyup sene 1079 (---) da Kızıl tabya nâm kûh-ı Elburz'a yapışmağa şürû‘ olunup azîm siperler binâ olundu kim on bir adedi gûyâ kûh-ı Elburz kûh-ı Demâvend ve sedd-i iskenderler yapılup Kızıl tabyaya havâle olup her birinin üstlerine kırkar ve yigirmişer aded balyemez top-ı kal‘a-kûblar koyup Kızıl tabyayı subh [u] mesâ döğe döğe niçe balyemez topların falyaları aşınup mukaddemâ evsâfı tahrîr olunan tophâneye münkesir topları getirüp yine yerlerine ma‘a'z-ziyâde musanna‘ yeni balyemez toplar dökülüp yevmen fe-yevmen yine kal‘a-i Kandiye'yi döğerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 294a ·
metinde göster ·
… mi yedi yıldan berü Deli Hüseyin Paşa zamânından beri mi cümle okları iki dîvâr
mâbeynine
dağlar gibi yığmışlar. Ol kadar nâzük ve hadeng-i peykân-ı sehm-i kazâlar yığıl …
Ammâ ok ve yaylar ancak elli dâne çıkdılar, zîrâ cemî‘i kâfiristânda bu sünnet-i Resûlullâh olan ok yay yokdur. İllâ Kalmık küffârında ve İsfaç Tatarında vardır. Ammâ bizim asâkir-i İslâmın taşradan kal‘a içre atdıkları üç yılda mı yohsa yigirmi yedi yıldan berü Deli Hüseyin Paşa zamânından beri mi cümle okları iki dîvâr mâbeynine dağlar gibi yığmışlar. Ol kadar nâzük ve hadeng-i peykân-ı sehm-i kazâlar yığılmış kim hisâbın Hudâ-yı Zü'l-celâl bilür. Hamd-i Hudâ yine bu oklar bizim asâkir-i İslâma müyesser oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305b ·
metinde göster ·
… â’iren-mâdâr dörd yüz adımdır ve gâyet metîn Şeddâdî taş binâdır. Şark ile garb
mâbeynine
nâzır bir kapusu var. İçinde dizdâr evi var, gayri şey yokdur. Ve dizdârı ve cü …
Kal‘ası evc-i âsımâna berâber Kahkahâ-vâr bir kal‘a-i bâlâdır kim Rûmeli'nde eyle bir kal‘a-i bî-hemtâ yokdur. Meğer Mora cezîresinde Gördüs kal‘ası ola, yâhûd Benefşe kal‘ası ola. Ammâ bunun cirmi dâ’iren-mâdâr dörd yüz adımdır ve gâyet metîn Şeddâdî taş binâdır. Şark ile garb mâbeynine nâzır bir kapusu var. İçinde dizdâr evi var, gayri şey yokdur. Ve dizdârı ve cümle yüz elli neferâtları Sayada iskelesi emîninden ulûfelerin alırlar. Ve bu kulların hâneleri kal‘adan iki bin [adım] aşağı nehr-i Yenice ve nehr-i Kuryeleş ikisi birbirine mahlût olduğu yerde[dir],
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 353b ·
metinde göster ·
… laşup ve yigirmi tüfeng-endâz bahâdır refîkler alup Alâ’iyye'den kıble ile şark
mâbeynine
leb-i deryâ ile gidüp,
Ve bu şehrin ahibbâlarından ve hâl sâhibi mazınne-i kirâme kimesneler ile mülâkat olup hayır du‘âların alup Süleymâniyye imâmı Emîr Efendi ve Abdülhalîm Efendi ve dizdârân ağalar ile ve el-Hâc Alî Ağa ile vedâlaşup ve yigirmi tüfeng-endâz bahâdır refîkler alup Alâ’iyye'den kıble ile şark mâbeynine leb-i deryâ ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y140b ·
metinde göster ·
nâzır bir kapusu var. Gayri cânibinde kapusu yokdur. İbtidâ handak kenârında bi …
Ve bu iç kal‘anın cenûbiyle kıble mâbeynine nâzır bir kapusu var. Gayri cânibinde kapusu yokdur. İbtidâ handak kenârında bir kulle vardır. Anda kapudan içeri girüp yokuş yukaru ve handak üzre (---) göz kâ[r]gîr cisrile ubûr edüp andan ikinci kapu ki kal‘anın ana dîvârında Dizdâr kapusudur. Dâ’imâ dizdârlar bu kapu mâbeyninde mahpûs gibi oturur. Taşra çıksa katl ederler. Meğer paşalar beyâz buyurdı ile da‘vet edeler. El-hâsıl bu kapudan taşra çıkmağa kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y170b ·
metinde göster ·
vâki‘ olmuşdur. Ammâ bu hakîr sene 1059 târîhinde diyâr-ı Rûm'da şehr-i Mar‘ayş …
Bu âsitâne Kunaytıra ile Hazret-i Eyyûb ziyâreti mâbeynine vâki‘ olmuşdur. Ammâ bu hakîr sene 1059 târîhinde diyâr-ı Rûm'da şehr-i Mar‘ayş'a uğradığımızda Mar‘aş'a karîb kıblesi tarafına Sof dağının tâ nihâyetinde Hazret-i Ukkâşe kabri var ve bir âb-ı hayât kuyusu var. Andan nûş eden hafakân marazından halâs olur. Azîm ziyâretgâh-ı ünâsdır. Belki o Mar‘aş'daki makâmı olup bu Kunaytıra kurbundaki kabr-i pür-envârı ola. Kuddise sırruh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y238b ·
metinde göster ·
… erlerinde i‘tibâr etdiklerinin biri dahi Hacerü'l-Esved ile Beyt-i şerîfin bâbı
mâbeynine
Mültezem derler, bir kulaç mikdârı yerdir, ana hâlâ Mültezem derler. Vech-i tes …
Ve Hazret-i Resûlü's-sakaleyn'in Mekke hacerlerinde i‘tibâr etdiklerinin biri dahi Hacerü'l-Esved ile Beyt-i şerîfin bâbı mâbeynine Mültezem derler, bir kulaç mikdârı yerdir, ana hâlâ Mültezem derler. Vech-i tesmiyesi oldur kim du‘â iltizâm olunduğıyçün mültezem derler. Ve zamân-ı câhiliyyetde kadı ve hâkim yoğiken müdde‘î müdde‘un-aleyh bu mahalle gelüp bu Mültezem hacerine râyegân el ururlardı. Zâlim ise cür’et edüp el urmazdı. Gayret edüp el ursa helâk olurdu. Mazlûm olan el urup halâs olurdu. Bu mahalde beddu‘â ve hayr du‘â etseler, kabûl olurdu. Ve keziben el urup yemîn eden derhâl ukûbetin bulurdu. Mültezem demesinin aslı budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y344a ·
metinde göster ·
… bâs ve'l-Ebtah bir cebel vardır kim cebel-i Arafât'ın cânib-i şarkîsi ve şimâli
mâbeynine
vâki‘ olmuşdur, Cebel-i Mehîb derler, anda bir uyûn-ı câriye var idi, anı Zübey …
Tâ ki Âl-i Abbâsiyân hilâfetinde Hârûnü'r-Reşîd'in Sittiye ehli Zübeyde Hâtûn farîza-i nüsük-i Beytullâh edâ-yı hac edüp bir sene deryâ-misâl askerile şehr-i Mekke'de mücâvir kalup beyne'l-Abbâs ve'l-Ebtah bir cebel vardır kim cebel-i Arafât'ın cânib-i şarkîsi ve şimâli mâbeynine vâki‘ olmuşdur, Cebel-i Mehîb derler, anda bir uyûn-ı câriye var idi, anı Zübeyde Hâtûn niçe bin kûhken Ferhâdlar ile ol cebel-i âlîyi dere ve depeyi nakb edüp niçe uyûnlar zâhir olup cümlesin bir yere cem‘ edüp ilm-i hendese üzre o uyûn-ı zülâlin cereyânına göre ol kûh-ı bâlâları Ferhâdî külünkler ile lağımlar ederek ve ba‘zı yerlerin üstâd bennâlar kârgîr Horasânî ile binâ ederek cebel-i Arafât'a getirdiler. Anda iki bürke-i azîmler binâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y355b ·
metinde göster ·
… i beyâz mermer amûdlardır. Yigirmisi amelî pâyelerdir kim anlar harem ile câmi‘
mâbeynine
vâki‘ olmuşdur, ammâ sütûnları küçükdür. Ve cümle dörd yüz kemerler üzre yeşil …
Ve câmi‘ içi cümle yüz yigirmi beyâz mermer amûdlardır. Yigirmisi amelî pâyelerdir kim anlar harem ile câmi‘ mâbeynine vâki‘ olmuşdur, ammâ sütûnları küçükdür. Ve cümle dörd yüz kemerler üzre yeşil ve reng-âmîz tahta tavandır, kubbeler değildir. Ve kaddi üç âdem yüksekliğidir. Sâ’ir câmi‘ler gibi kârgîr binâ-yı âlîler değildir. Ammâ rûhâniyyet var, içine giren çıkmak istemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y90b ·
metinde göster ·