kal‘a-i köhnedir. Dizdârı ve neferâtları vardır. Ammâ cebehâne ve neferâtıyla o …
Evsâf-ı kal‘a-i Vona : Ceneviz frengi binâsıdır. Sene (---) târîhinde Uzun Hasan Azerbaycân pâdişâhiyken Gümüşhâne ve Bayburd ve Canha kal‘aların feth edüp bu Vona kal‘asın dahi feth edüp sene (---) târîhinde Âl-i Selçûkıyân destine girdi, andan sene (---) târîhinde Ebü'l-Feth Sultân Mehemmed fethidir. Canik sancağı hükmünde subaşılıkdır. Kal‘ası leb-i deryâda (---) üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i köhnedir. Dizdârı ve neferâtları vardır. Ammâ cebehâne ve neferâtıyla ol kadar ma‘mûr değildir. Cânib-i (---) nâzır (---) kapusu vardır. Serdârı ve yüz elli akçe kadısı vardır. Ol kadar a‘yânı yokdur. Cümle (---) mahalle ve cümle (---) hânedir ve cümle (---) mihrâbdır. (---) câmi‘i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve hammâmı ve hânları ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Halkı ekseriyyâ Urum ve Vona. Etrâki meşhûrdur. Ammâ bir güzel demir dutar liman-ı azîmi var. Bir mürsel üzre gemiler demir bırakmadan yatmak mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 247b ·
metinde göster ·
… r sene Âl-i Osmân elinde durmuşdur. Hâlâ Bağdâd yolu üzre bir püşte üzre şekl-i
müdevver bir
kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım seng-binâ ve iki kapu …
Evsâf-ı kal‘a-i Kehrevân-ı Azerbaycân: Sene (---) târîhinde Avşar hânlarından Seyfi Kulu Hân Şah Tahmasb asrında Süleymân Hân havfinden binâ etmişdir. Ne Âl-i Osmân'a ne âl-i şâh-ı şâhâna tâbi‘ değil idi. Âhir sene (---) târîhinde Tebrîz'den Koca Ferhâd Paşa Bağdâd'a giderken bu Kehrevân Sultânı Meymendî Hân-ı Avşarî, Ferhâd Paşa askerinin önünden ardından guzât-ı müslimîni nehb u gâret edüp kal‘asına mütehassın olurdu. Âhir Ferhâd Paşa ı‘mâz-ı ayn edüp selâmetle Bağdâd-ı behişt-âbâda vâsıl olunca derhâl Solak Ferhâd Paşazâde Bağdâd askeriyle üzerine gelüp on yedi gün kal‘asın toplayup fethi müyesser olmayup bî-feth vilâyet-i Şehrezûl'a gelüp Ferhâd Paşa Bağdâd'da serdâr-ı mu‘azzam kaldı. Beri tarafda bu Kehrevân Hâkimi Meymendî Hân şîrînleyüp Bağdâd'dan Tebrîz'e gelen tüccârdan ve guzâtdan âdem geçirmeyüp ol vâsi‘-mezheb ve bed-meşreb niçe bin ehl-i İslâm'a mühîn-i bî-dînlik edüp bir kerre kırk elli bin tülüngî asker cem‘ edüp Tebrîz-i dilâvîzin cânib-i erba‘asın nehb ü gâret ederken Tebrîz'den Ca‘fer Paşa ale'l-gafle on iki bin cengâver-i dilâver [u] server ile kal‘a-i Tebrîz'den çıkup bu yağî ve bâğî Hân-ı Meymendî'ye bir kılıc-ı Osmânî urup askerinin meymenetin 305b bozup cümle Yezîdî Ekrâdı ve Türkmân'ın bozup Meymendi Hân-ı bî-meymenet ancak öz başıyla kal‘a-i Kehrevân'ına firâr edüp Ca‘fer Paşa yedi bin kelle ve beş bin dil ile on bin kadar at ve katar ve deve ve sâ’ir ganâ’imiyle sâlîmîn ve gânîmîn kal‘a-i Tebrîz'e gelüp top u tüfenk şâdmânları edüp ertesi gün yetmiş bin asker ile kal‘a-i Kehrevân üzre yedi pâre balyemez ve kırk pâre şâhı-bilmez alay toplarıyla üç günde kal‘a-i Kehrevân'ı muhâsara edüp bi-inâyetillah üçüncü günde fethi müyesser olup derûn-ı kal‘ada Meymendî Hân'ı dipdiri kayd-bend ile Tavâşî Ca‘fer Paşa'nın huzûruna getirdiklerinde ibtidâ bir kulağın kesüp eline verüp "Mel‘ûn! Tebrîz'de bir tavâşî hâkim neye kâdir olup nitse gerek?" deyü Tebrîz ülkesin tılâva geldikde Tavâşî Ca‘fer "İşte seni askerin ile kırıp akabince kal‘anı muhasara ve feth edüp kulağını keser ve benim gibi seni tavâşî eder" deyü "cellâd" der. Der-ân cellâd-ı {bî-amân} gelüp mâbeyne muslıhîn girüp "Hayâsın kesmeden mâl-ı mâye-i {sermâye}sin kesmek iyidir" deyü bin kîse ve bin yük pârecesin alup ba‘dehû kal‘a kapusu üzre Hân-ı Meymendi salb edüp "Hakkından geldim", deyü bir tarafda şâha i‘lâm edüp bir tarafdan hânın başın kesüp kal‘a miftâhlarıyla ve iki yüz deve mâl-ı ganâ’imle miftâhları Sultân Murâd Hân-ı Sâlis'e gönderüp hâlâ derûn-ı kal‘ada Murâd Hân nâmına bir câmi‘ var. On bir sene Âl-i Osmân elinde durmuşdur. Hâlâ Bağdâd yolu üzre bir püşte üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım seng-binâ ve iki kapusu vardır. Cânib-i şimâle Tebrîz kapusu ve cânib-i cenûba Erdebîl kapusu var. Hâlâ sultânlıkdır kim bin askere mâlikdir. Ve kadısı ve kelenteri ve münşî ve darûgası vardır. Ammâ taşra varoşu bâğ u bâğçe ve gül-i gülistânlı yedi bin hâk-ı pâk ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır. Cümle altmış mihrâbdır. Lâkin on bir yerde cum‘a kılınur imiş. Hâlâ cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Ve yedi hammâmı ve on bir hânı ve sekiz yüz dükkânı var. Cümle sanâyi‘den mevcûddur. Lâkin kalemkârî, çit yorgan ve çârşaf yüzleri memdûh-ı âlemdir. Bâğı ve bâğçesi cihânı bezemişdir. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbe-i surhserân civân-ı hoş-elhân-ı nevâhân hânende ve sâzendeleri vardır. Bu şehrden cânib-i cenûba 5 sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305a–305b ·
metinde göster ·
… rbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi
müdevver bir
şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı ola …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… lok (---)(---) demekdir. Bu kulle bu kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i
müdevver bir
küçük kullecikdir kim içinde mahpûs olup kalmış elli aded neferâtları vardır. U …
Lisân-ı Boşnak'da Porolok (---)(---) demekdir. Bu kulle bu kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i müdevver bir küçük kullecikdir kim içinde mahpûs olup kalmış elli aded neferâtları vardır. Uskok derdinden aslâ taşra çıkamazlar. Suları sarnıçdır. Zahîrelerin mâh-be-mâh 137b askerle Hilevne'den getirirler. Üç şâhî topları ve cebehâneleri var. Bunlar âyende vü revendeleri götürüp getirmeğe me’mûrlardır ve bu mahalle kâfir gelse bu kulleden top atup haber etdiklerinde Hilevne şehrinden cümle guzât atlanup bu kulle mahalline gelürler, ammâ metîn kulle-i hasîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137a–137b ·
metinde göster ·
… ğup kal‘ası ve şehri ıhrâk olundu, ammâ kal‘ası bir dağ dibinde havâleli şekl-i
müdevver bir
kal‘a-i ra‘nâ idi. Ve handakı mâl-â-mâl su idi. Ve bir varoş-ı azîmi var idi ki …
Erdel krallarına tâbi‘dir, lâkin Saz Macarı kavmi hükmündedir. İçinde Nemse çâsârı tarafından asker olmak ile itâ‘at etmeyüp kal‘ayı hâlî bırağup kal‘ası ve şehri ıhrâk olundu, ammâ kal‘ası bir dağ dibinde havâleli şekl-i müdevver bir kal‘a-i ra‘nâ idi. Ve handakı mâl-â-mâl su idi. Ve bir varoş-ı azîmi var idi kim gûnâ-gûn sarâylar ve hân ve kiliseler ile ârâste ve bâğ u bâğçe ve çârsû-yı bâzâr ile pîrâste bir şehr-i şîrîn iken ıhrâk bi'n-nâr olurken ol kadar mâl-ı ganâ’im ve zahâ’irler bulundu kim asâkir-i İslâm sîr-i muğtenim oldular. Bunda dahi dağlarda ve bâğlarda üç yüz yiğit ile esîr ve mâl-ı ganâ’imler çıkarup ordu-yı İslâm'da fürûht edüp üç yüz yiğit ile üçer guruş hissemend olup çekdiğimiz âlâm-ı şedâ’id hebâya gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4b ·
metinde göster ·
… e ağzinda bir mürtefi‘ toprakli bir âlî bayir üzre vâki‘ olmuş tula binâ şekl-i
müdevver bir
kal‘a-i ra‘nâdir kim gûyâ kuğu gibi beyâz münevver bir kapulu ve yedi kenîseli …
Serdâr-i zafer-şi‘âr kal‘a-i Kihalom altinda Rûmeli ve Anadolu vel-hâsil-i kelâm seksen yedi bin askerle kalup kral ile yek-dil [ü] yek-cihet olup hazîne-i pâdişâhî cem‘ine mukayyed olup tahsîl olan mâl-i pâdişâhî ve hazâ’in-i serdâr-i mu‘azzami ve gayri mâl-i vüzerâlari cümle kal‘a-i Kihalom içine koyup Hisim Mehemmed Paşa'yi ve Çatalbaş Paşa'yi ve Yentür Hasan Paşalari cümle askerleriyle kal‘a içine koyup muhâfazaci ta‘yîn etdi, ammâ nezâketle kal‘a kabza-i teshîre alinup cümle asker kal‘a altinda tinâb tinâba meks edüp kal‘aya seyr[e] gitdiler. Zîrâ bu kal‘a-i Kihalom gâyet sa‘b ve metîn hisâr-i üstüvârdir kim diyâr-i Erdel'in kilididir. Bir zemîn(?) vâdîde vâki‘ olmuşdur kim Saz Macari hâkiyle Seykel vilâyeti ve Erdel hâki arasinda üç vilâyet hudûdunda inşâ olunmuş gâyet latîf ve sîn kal‘a-i rengîn ve sengîn Şeddâdî binâ-yi metîn bir sûr-i (...). Zemîni eyledir kim iki dere ağzinda bir mürtefi‘ toprakli bir âlî bayir üzre vâki‘ olmuş tula binâ şekl-i müdevver bir kal‘a-i ra‘nâdir kim gûyâ kuğu gibi beyâz münevver bir kapulu ve yedi kenîseli ve mükemmel cebehâneli havâlesiz iki kat kal‘a-i şîrîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26b ·
metinde göster ·
… d kiremit örtülü müfîd [ü] muhtasar fukarâ hâneleridir. Bir kârgîr binâ kubbesi
müdevver bir
câmi‘i ve bir hammâmı ve bir hânı ve yigirmi aded hurde dükkânları cümle Örenli …
Nehr-i Tunca kenârında henüz vîrâna yüz dutmuş bir vâsi‘ çemenzâr fezâ-yı lâlezârda kasabacıkdır. Özü eyâletinde Kırkkilise beği hâssı olup voyvadalıkdır ve yüz elli akçe pâyesiyle kadılıkdır. Ve nevâhîleri yigirmi beş pâre ma‘mûr kurâlıkdır. Ve cümle üç yüz aded kiremit örtülü müfîd [ü] muhtasar fukarâ hâneleridir. Bir kârgîr binâ kubbesi müdevver bir câmi‘i ve bir hammâmı ve bir hânı ve yigirmi aded hurde dükkânları cümle Örenli Gazzâz Mehemmed Çelebi hayrâtıdır. Hattâ câmi‘inin kapusu üzre çâr-kûşe beyâz mermer üzre Sultân Bâyezîd-i Velî üstâdı şeyh hazretleri hattıyla câmi‘in vemine'l-acâ’ib târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 41a ·
metinde göster ·
… sancağı hâkinde ve nehr-i Yadra kenârında evc-i semâya berâber kaya üzre şekl-i
müdevver bir
seng-tırâş kârgîr binâ cümle ebrâcları metîn ve kıble tarafına nâzır bir kapulu …
Hâlâ Ebü'l-feth tahrîri üzre İzvornik sancağı hâkinde ve nehr-i Yadra kenârında evc-i semâya berâber kaya üzre şekl-i müdevver bir seng-tırâş kârgîr binâ cümle ebrâcları metîn ve kıble tarafına nâzır bir kapulu küçük kal‘acıkdır, ammâ sa‘b hisâr-ı üstüvârdır kim misli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168a ·
metinde göster ·
… bi sivridir kim bu kal‘a-i Kolşad bu püşte-i âlînin tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i
müdevver bir
Şeddâdî handaksız cümle etrâfı çâh-ı gayyâ gibi kal‘a-i bâlâdır. 168b
Ve kal‘a binâ olunan yalçın kaya kıble tarafına eğridir ve kayası yumurta gibi sivridir kim bu kal‘a-i Kolşad bu püşte-i âlînin tâ zirve-i a‘lâsında şekl-i müdevver bir Şeddâdî handaksız cümle etrâfı çâh-ı gayyâ gibi kal‘a-i bâlâdır. 168b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168a–168b ·
metinde göster ·
… etîn ve müstahkemdir. Bir yalçın kırmızı kaya üzre beyâz kuğu gibi durur şekl-i
müdevver bir
kal‘a-i bâlâdır. İçinde bin kadar tahta örtülü evleri ve bir manastırı var, amm …
Lisân-ı Nemçe'ce (---) demekdir. Bânîsi Laslo Kral'dır. Sene 936 târîhinde Süleymân Hân Beç'i muhâsara etdikde Kâsım Voyvada kırk bin yiğit ile ale'l-gafle bu kal‘a-i Anperan'ı basup feth edüp mâl-ı ganâ’imden bir şey almayup cümle küffârların dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirüp varoşunu ihrâk bi'n-nâr eder, ammâ kal‘ası gâyet metîn ve müstahkemdir. Bir yalçın kırmızı kaya üzre beyâz kuğu gibi durur şekl-i müdevver bir kal‘a-i bâlâdır. İçinde bin kadar tahta örtülü evleri ve bir manastırı var, ammâ çârsû-yı bâzârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 74a ·
metinde göster ·
Kal‘ası Karadeniz kenârında bir yalçın kaya üzre şekl-i
müdevver bir
kârgîr binâ bir kal‘a-i zîbâdır, ammâ içinde hâlâ âdem ve âdemî-zâtdan bir kime …
Kal‘ası Karadeniz kenârında bir yalçın kaya üzre şekl-i müdevver bir kârgîr binâ bir kal‘a-i zîbâdır, ammâ içinde hâlâ âdem ve âdemî-zâtdan bir kimesne yokdur. Ancak taşrasında yüz aded saz örtülü Şağakeli Çerkezi kabağı var. Enseleri Anapa dağlarıdır. Ve bu kal‘a ol kadar musanna‘ tarz-ı kadîm kal‘adır kim gûyâ henüz üstâd-ı mühendis mi‘mâr elinden çıkmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 150b ·
metinde göster ·
kulle-i metîn musavverdir. Ve zemînden elli arşın yüksekdir. Ve batıya nâzır bi …
Dâ’iren-mâdâr cirmi yüz elli adım şekl-i müdevver bir kulle-i metîn musavverdir. Ve zemînden elli arşın yüksekdir. Ve batıya nâzır bir küçücük sâfî demir kapusu var, ya‘nî ağacı yok hadîd bâb-ı kavîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 186b ·
metinde göster ·
… az günleri sâkin olacak tahtgâhı imiş. Hâlâ kal‘ası bir sivri püşte üzre şekl-i
müdevver bir
küçük kal‘adır. Ammâ bunda olan hammâm kubbesi kadar beyâz mermer taşlar bir ka …
Bu dahi Kavala hudûdunda Bereketli kazâsı nâhiyesinde fethi sene (---) târîhinde Gâzî Evrenos'un olup Feylekos Hakîm'in yaz günleri sâkin olacak tahtgâhı imiş. Hâlâ kal‘ası bir sivri püşte üzre şekl-i müdevver bir küçük kal‘adır. Ammâ bunda olan hammâm kubbesi kadar beyâz mermer taşlar bir kal‘ada yokdur, illâ Şâm eyâletinde Bâlbek ovasında Ba‘lebeke kal‘ası taşları ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 217a ·
metinde göster ·
Eşkâl-i kal‘ası: Havâleli bir kayalı ve bir depeli zemîn-i mürtefi‘ üzre şekl-i müdevver bir küçük kal‘acıkdır. Derûn-ı hisârda yigirmi aded kiremit örtülü daracık dârları var. Bir câmi‘i ve bir kal‘a kapusu var, gayri şey yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 259b ·
metinde göster ·
… elvinye sancağı hâkinde ve Ergiri kazâsı hükmünde bir sivri depecik üzre şekl-i
müdevver bir
taş binâ bir küçük sûr-ı üstüvârcıkdır, ammâ cirmi ma‘lûmum değildir, add etmed …
Lisân-ı Arnavudca bu kal‘aya (---)(---) derler. Sene (---) târîhinde bunu dahi Bâyezîd-i Velî asrında serdâr Gedik Ahmed Paşa feth eylemişdir. Bu dahi Delvinye sancağı hâkinde ve Ergiri kazâsı hükmünde bir sivri depecik üzre şekl-i müdevver bir taş binâ bir küçük sûr-ı üstüvârcıkdır, ammâ cirmi ma‘lûmum değildir, add etmedim. Ancak dizdârı ve yüz aded neferâtları vazîfe-i mu‘ayyenelerin Sayada emîninden alırlar. Gâyet bahâdır ve şecî‘ ve fetâ Arnavud yiğitleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 353b ·
metinde göster ·
… şlerdir. Simav şehrinin ensesinde cânib-i cenûbda bir mürtefi‘ kaya üzre şekl-i
müdevver bir
Şeddâdî sengîn binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Ammâ sene (---) târîhinde Timur-ı bî-n …
Zamân-ı kadîmde İskender-i kübrâ asrında Batâlise-i Rûm krallarından Batlîmûs binâsıdır. Tevârîhâtlarda Fındıcak kal‘ası deyü tahrîr etmişlerdir. Simav şehrinin ensesinde cânib-i cenûbda bir mürtefi‘ kaya üzre şekl-i müdevver bir Şeddâdî sengîn binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Ammâ sene (---) târîhinde Timur-ı bî-nûr Yıldırım Hân'a rağmen ba‘zı yerlerin münhedim etmeğile hâlâ bu kal‘a içinde hâneler yokdur. Sene (---) târîhinde Germiyanoğlu vezîri Babık(?) Beğ Simavna nâm bir Urum kralı elinden feth etmeğile Simav derler. Bir rivâyetde sîmâb'dan galat Simav derler. Ya‘nî Gümüş suyu demek ola. Hakîkat suları gümüş-misâl berrâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y21b ·
metinde göster ·
… a muttasıl Bâğçederesi demek ile ma‘rûf bir cebel-i müntehânın dâmeninde şekl-i
müdevver bir
Şeddâdî kârgîr binâ bir kal‘a-i azîmdir. Dâ’iren mâdâr cirmi sekiz bin sekiz yü …
Ve kal‘ası Bozdağ'a muttasıl Bâğçederesi demek ile ma‘rûf bir cebel-i müntehânın dâmeninde şekl-i müdevver bir Şeddâdî kârgîr binâ bir kal‘a-i azîmdir. Dâ’iren mâdâr cirmi sekiz bin sekiz yüz seksen adımdır. Lâkin iç el olmak ile kal‘aya muhtâc olmayup vîrâna yüz dutmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y26a ·
metinde göster ·
Sene 1007 târîhinde Celâlî Karayazıcı ve karındaşı Deli Hasan havfinden fermân-ı şehriyârî ile ahâlî-i vilâyet cem‘ olup fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed-i Sâlis asrında müceddeden bu kal‘ayı binâ eden kimesneler ile kelimât edüp anların nakliyle tahrîr etdik. Karîbü'l-ahd binâ olunmuşdur. Be-dest-i vâlî Macar Alî Paşa. Bir düz vâsi‘ sahrânın tâ ayne'l-fi‘linde kerpiçden şekl-i müdevver bir alçak dîvârlı ve (---) kapulu (---) kulleli kal‘a-i müfîd [u] muhtasardır. Ammâ dâ’iren mâdâr mazgal delikleri vardır. Ve dâ’iren mâdâr cirmi sekiz bin altı yüz adımdır. Ve cümle kulleleri kiremit örtülü birer toplu ma‘mûr burclardır. Ammâ iç el olmak ile dizdârı ve neferâtları yokdur. Lâkin ta‘mîri ve termîmi içün evkâfı çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y29b ·
metinde göster ·
… de paşa hâssıdır. Kal‘ası leb-i deryâda bir püşte üzre (---)(---) yerde şekl-i
müdevver bir
şîrîn Şeddâdî kal‘a-i üstüvârdır. Ve etrâf cirmi bin altmış adımdır.
Kütâhiyye eyâleti hâkinde Cezâyir kaleminde kapudan paşa hükmünde paşa hâssıdır. Kal‘ası leb-i deryâda bir püşte üzre (---)(---) yerde şekl-i müdevver bir şîrîn Şeddâdî kal‘a-i üstüvârdır. Ve etrâf cirmi bin altmış adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y40b ·
metinde göster ·
… el mayna olsun deyüp ârâm eyleyüp kal‘ayı temâşâ etdik. Yalçın kaya üzre şekl-i
müdevver bir
küçük kal‘adır, cirmi yedi yüz adımdır.
Evsâf-ı kal‘a-i Isbat: Mâ-tekaddem Malta küffârı Venedik elinden alup harâb etmiş. Ba‘dehu Menteşe oğulları feth edüp ma‘mûr etmişler. Hâlâ Menteşe hâkinde Kara bâğlar kazâsı nâm bir burunda evc-i âsumâna ser çekmiş bir sarı kayayı kûh-ı Bîsütûn üzre henüz üstâd elinden çıkmış bir metîn kal‘adır. Limanında lenger-endâz olup rûzgâr sehel mayna olsun deyüp ârâm eyleyüp kal‘ayı temâşâ etdik. Yalçın kaya üzre şekl-i müdevver bir küçük kal‘adır, cirmi yedi yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y104a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı kal‘a-i Firişke: Bir yalçın kaya üzre şekl-i
müdevver bir
küçük kal‘acıkdır. Kıbleye nâzır bir kapusu vardır. Cânib-i erba‘ası câh-ı gayy …
Evsâf-ı kal‘a-i Firişke: Bir yalçın kaya üzre şekl-i müdevver bir küçük kal‘acıkdır. Kıbleye nâzır bir kapusu vardır. Cânib-i erba‘ası câh-ı gayyâdır. İçinde bir kaç fukarâ evleri vardır. Serdârı ve dizdârı ve neferâtı yokdur. Anı ubur edüp yine şarka bir sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y142a ·
metinde göster ·
Ve bu kal‘adan taşra bir kat kal‘a dahi çevrilmişdir. Ortahisâr derler şekl-i
müdevver bir
metîn kal‘adır. Ve başka handakı vardır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi bin yedi yüz ad …
Ve bu kal‘adan taşra bir kat kal‘a dahi çevrilmişdir. Ortahisâr derler şekl-i müdevver bir metîn kal‘adır. Ve başka handakı vardır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi bin yedi yüz adımdır. Ve cümle kırk kulledir. Ve iki kapudur. Garb tarafına Delikapusu, kıble tarafına Bâzâr kapusu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y145a ·
metinde göster ·
… eb-i deryâdan ba‘îd bir düz sahrânın ortasında bir amelî yığma depe üzre şekl-i
müdevver bir
küçük köhne taş kal‘acıkdır. İçinde ba‘zı Urum evleri var, ammâ aşağı varoşda ü …
Evsâf-ı kal‘a-i Tırmır: Leb-i deryâdan ba‘îd bir düz sahrânın ortasında bir amelî yığma depe üzre şekl-i müdevver bir küçük köhne taş kal‘acıkdır. İçinde ba‘zı Urum evleri var, ammâ aşağı varoşda üç yüz Urum evleridir. Cümlesi Sûhte Mahmûd Paşa'nın re‘âyâsıdır. Ve hâkimleri subaşısıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y152a ·
metinde göster ·
… bu vasf etdiğimiz şehr-i ma‘mûrenin tâ ortasında bir kudret kayası üzre şekl-i
müdevver bir
içkal‘a-i zîbâ-yı âlîdir ve gâyet metîndir. Ve handakı kenârınca dâ’iren-mâdâr …
Ve bu vasf etdiğimiz şehr-i ma‘mûrenin tâ ortasında bir kudret kayası üzre şekl-i müdevver bir içkal‘a-i zîbâ-yı âlîdir ve gâyet metîndir. Ve handakı kenârınca dâ’iren-mâdâr cirmi bin üç yüz adımdır. Ve handakı kırk arşın enli ve yigirmi arşın amîk kesme kaya handakdır. Ve handak içinden tâ kal‘anın esâsına varınca kaplıbağa-misâl münharif eğri binâdır. Her taşı fîl cüssesi misâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y164a ·
metinde göster ·
… ıdır. Kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin tâ ortasında bir amelî yığma depe üzre şekl-i
müdevver bir
taş binâ, kal‘a içinde âdemî zâdı yokdur.
Sene (---) târîhinde hulefâ-i Eyyûbiyân binâsıdır. Kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin tâ ortasında bir amelî yığma depe üzre şekl-i müdevver bir taş binâ, kal‘a içinde âdemî zâdı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y167b ·
metinde göster ·
… irmi ayak taş nerdübân ile çıkılır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dörd yüz adım şekl-i
müdevver bir
kal‘a-i münevveredir, zîrâ bunda olan mühendis tasarrufât-ı şîrînkârlığın bir k …
Ve şarka nâzır bir kapusu var yigirmi ayak taş nerdübân ile çıkılır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi dörd yüz adım şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevveredir, zîrâ bunda olan mühendis tasarrufât-ı şîrînkârlığın bir kal‘ada görmedim. Ve handakı içi mâl-â-mâl dud bâğçesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y179b ·
metinde göster ·
… ve şehirden bir sâ‘atde çıkılır. Ol cebel-i müntehânın zirve-i a‘lâsında şekl-i
müdevver bir
sengîn-bünyâd bir kal‘a-i köhne-âbâddır. Ammâ hîn-i fetihde Melikü't-Tâhir Efre …
Ve kal‘ası evc-i âsımâna ser çekmiş bir kal‘a-i âlîdir. Aşağı derelerden ve şehirden bir sâ‘atde çıkılır. Ol cebel-i müntehânın zirve-i a‘lâsında şekl-i müdevver bir sengîn-bünyâd bir kal‘a-i köhne-âbâddır. Ammâ hîn-i fetihde Melikü't-Tâhir Efrenc elinden feth etmede üsret çeküp ba‘zı yerlerin münhedim etmiş. Hâlâ Y 199a içinde keçi ve koyun kışlar. Benî âdemden ve imâretden bir şey yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y198b–Y199a ·
metinde göster ·
bürkedir, bir sâ‘atde devr olur. Âb-ı hayât suyu vardır. Şimâl ve garb cânibi s …
Üçüncü, Bürketü'r-Ratıl: Şekl-i müdevver bir bürkedir, bir sâ‘atde devr olur. Âb-ı hayât suyu vardır. Şimâl ve garb cânibi sâfî bâğçelerdir, şark ve kıble ve cenûb cânibi serâpâ kat-ender-kat sarây-ı Y 133a âlîlerdir. Cümleden Darbhâneci Mehemmed Çelebi'nin sarâyı, gûyâ bâğ-ı İrem'dir, azîm şâzrevânları vardır ve bir firkatesi vardır. Ve Seyyid Ahmed Cizî sarâyı ve Hasan Bekrî sarâyı ve niçe âbâdân sarâylar vardır. Âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ve buna âyende vü revende kayıklar çok gelüp giderler, Bulağ'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y132b–Y133a ·
metinde göster ·
bürkedir. Cânib-i erba‘ası üçer dörder kat hâne-i ma‘mûrelerdir. Bir cânibinde …
Altıncı, Bürketü'l-Tabbâğîn: Âbidîn Beğ mahallesinde şekl-i müdevver bir bürkedir. Cânib-i erba‘ası üçer dörder kat hâne-i ma‘mûrelerdir. Bir cânibinde tabbâğlar kârhânesi vardır. Bu bürke dahi âb-ı zülâl olduğundan lezîz mâhîleri vardır. Bu bürkeye mahsûs kabakdan kayıkları vardır, sayyâd-ı mâhîler süvâr olup şebekeler ile balıkları der-kenâr edüp sığıya çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y133a ·
metinde göster ·
… deriyye'ye otuz mîl karîb bir taşlı sivri burun üzre cirmi altı yüz adım şekl-i
müdevver bir
küçük kal‘adır, ammâ sedd-i Ebûhûr'dur. Cânib-i erba‘asın Akdeniz döğer bir alç …
Bundan sonra bu Ebûkîr kal‘asın binâ etmişdir. İskenderiyye'ye otuz mîl karîb bir taşlı sivri burun üzre cirmi altı yüz adım şekl-i müdevver bir küçük kal‘adır, ammâ sedd-i Ebûhûr'dur. Cânib-i erba‘asın Akdeniz döğer bir alçak ve yalçın kaya üzredir. Lodosa nâzır bir kat demir kapusu vardır. Önü kesme yalçın kaya handak üzre asma cisirdir, her gece cisri kaldırup kal‘a kapusuna siper edüp kapuyu sedd ederler. Ve bu kapu kemeri üzre beyâz mermerde hüsn-i hatt-ı celî Y 330a ile bu târîh tahrîr olunmuşdur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y329b–Y330a ·
metinde göster ·
… bdüssamed nâmiyle şöhre-i şehr olmuşdur. Q 295b Nîl kenârında şekl-i P 292b
müdevver bir
küçük kal‘adır. Cirmi yüz adımdır ve kaddi elli arşın taş-binâ bir kulle-i kavî …
Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed Hân asrında Tavâşî Müteferrika Ca‘fer Ağa öz mâliyle hasbeten lillâh binâ edüp dizdâr-ı mü’ebbed olmuşdur. Ammâ kal‘a-i Abdüssamed nâmiyle şöhre-i şehr olmuşdur. Q 295b Nîl kenârında şekl-i P 292b müdevver bir küçük kal‘adır. Cirmi yüz adımdır ve kaddi elli arşın taş-binâ bir kulle-i kavîdir. Ba‘dehu taşrasına bir tabya-i azîm zamm edüp kal‘a dahi metîn olmuş. Cümle elli pâre topları var, ammâ iri toplar bu tabya üstünde boğaz ağzına nâzırdır. Dizdârı ve elli neferâtları var. Kârları balık ve bıldırcın kuşu sayd ederler. Bir kumsal yerde vâki‘ olmuşdur. Bir kapusu kıbleye nâzırdır. İçinde kırk elli hücrecikleri var. Müte’ehhil kimse yokdur, cümle halkı mücerredlerdir. Bir zâviyesi var. Bu kulle dörd tabakadır. Ve cânib-i erba‘asında handakı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y349a ·
metinde göster ·
… l‘a dîvârı gibi evlerinin dîvârları vâki‘ olup yigirmi aded tahta kapulu şekl-i
müdevver bir
şehr-i münevverdir. Cümle beş bin hâne-i ma‘mûr-ı âbâdândır ve gâyet sık kat-en …
şehri Nîl'den beş yüz adım ba‘îd bir vâsi‘ sahrâda cânib-i erba‘ası kal‘a dîvârı gibi evlerinin dîvârları vâki‘ olup yigirmi aded tahta kapulu şekl-i müdevver bir şehr-i münevverdir. Cümle beş bin hâne-i ma‘mûr-ı âbâdândır ve gâyet sık kat-ender-kat âlî ve müzeyyen büyûtlardır. Cümle hânelerden ma‘mûr u kebîr kâşif sarâyıdır, yetmiş hücre ve hammâmlı ve dîvânhâneli ve sarây meydânlı bir beyt-i vâsi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y361b ·
metinde göster ·
Zülyezen binâsıdır. Nîl'in cânib-i şarkında İsvân tarafında boğaz ağzında şekl-i müdevver bir rabât-ı kavîdir. İçinde kabâ’il-i Karh Urbânı sâkindir. Cirmi ma‘lûmum değildir. Ancak cânib-i şarka tahta kapusu nâzırdır. İçinde beş yüz mikdârı bûriyâ ve bî-riyâlı hasırdan ve kamışdan evleri ve bir köhne câmi‘i var. Dizdârı ve neferâtı ve gayrı imârâtı yokdur. Zamân-ı kadîmde bu kal‘adan karşu tarafdaki kayalarda olan gâr-ı yetîmânlara zencîr bağlayup âyende vü revende keştîlerden bâc alırmış. Hâlâ silsile kayd edecek yerleri nümâyândır. Bu Ebvâb kal‘asın dahi geçüp Nîl kenârınca cenûba taşlı ve çakıllı yerlerde altı sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y389a ·
metinde göster ·
… n verüp bize hayli ta‘zîm edüp konak verdi. Kal‘ası bir yalçın kaya üzre şekl-i
müdevver bir
Şeddâdî-binâ küçük kal‘adır. İçinde yüz mikdâr kamışdan hâneleri var.
Nîl'in cânib-i garbîsinde bir kal‘a-i metîndir. Cümle refîklerimiz beri tarafında meks edüp hakîr gemi ile Nîl'i ubûr edüp hâkimine vardık. Kör Hüseyin Beğ tarafından bir esmerü'l-levn bir âdemdir. Hakîr mektûbların verüp bize hayli ta‘zîm edüp konak verdi. Kal‘ası bir yalçın kaya üzre şekl-i müdevver bir Şeddâdî-binâ küçük kal‘adır. İçinde yüz mikdâr kamışdan hâneleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y395b ·
metinde göster ·
Şeddâdî kal‘a-i sagîredir. Y 396b Bu dahi Hüseyin Kan'ın hükmündedir, kâyimma …
Nîl içre bir cezîrede şekl-i müdevver bir Şeddâdî kal‘a-i sagîredir. Y 396b Bu dahi Hüseyin Kan'ın hükmündedir, kâyimmakâmı Kan Ca‘dân'dır, beş yüz askere mâlikdir. Ve kal‘ası üç katdır, ne cirmde olduğu hâtırdan dûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y396a–Y396b ·
metinde göster ·
küçük vîrân kal‘acıkdır. Cirmi bin adımdır. Ve bir câmi‘i, gayrı imâret yokdur. …
Nîl'in şarkîsinde tûbdan şekl-i müdevver bir küçük vîrân kal‘acıkdır. Cirmi bin adımdır. Ve bir câmi‘i, gayrı imâret yokdur. Andan ale's-sabâh altı sâ‘at Nîl kenârınca mahsûldâr sahrâlar içre giderek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y408b ·
metinde göster ·