… i dîv-dest ve Ferhâd-vârlardır ammâ fârisü'l-hayl değillerdir. Gözleri siyâh ve
müdevverdir ve
kaşları gâyet gürdür. Bunlara sâ’ir Ekrâdlar sekiz bıyıklı derler. Zîrâ iki bıy …
Ekseriyyâ halkı kasîrü'l-kâme ve başı kelem-ser ve gerdeni yok, hemân başı gûyâ omuzundan bitmişdir ammâ omuzları vâsi‘ ve sîne-i pür-kîneleri arîz ü kemerleri kalın, bâzûları ve baldırları yoğun ve ayakları vâsi‘, gerçi dîv-dest ve Ferhâd-vârlardır ammâ fârisü'l-hayl değillerdir. Gözleri siyâh ve müdevverdir ve kaşları gâyet gürdür. Bunlara sâ’ir Ekrâdlar sekiz bıyıklı derler. Zîrâ iki bıyığı ve iki kaşı ve iki burnu deliğinden ve iki kulağı deliklerinden cümle bıyık gibi kıllar bittiğinden beyne'l-ekrâd bu kavme sekiz bıyıklı derler ve cemî‘i vücûdları kara koyun pöstekisi gibidir ve ağızlarına pabuç sığar at dişli âdemlerdir. Hakîkat-i kelâm bir garîbü'l-heykel turfe ve acîbe-likâ mehîb ü dîv-çehre herîflerdir, ammâ gulâmları on seneye bâliğ olunca nâ-bâliğ körpedir, ammâ on yaşından güzer etse yigirmisinde güzeşte imiş yiğit gibi tüğlü Yezîd-çehre olurlar ve gâyet kâtillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 215b ·
metinde göster ·
… ur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i
müdevverdir ve
ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran be …
Ammâ 230a bunun kubbe-i mînâsı kâşî ile rengîndir ve niçe bin âvîzeler ile müzeyyen olmuş bir kubbe-i metîndir. Andan içeri hammâm-ı germâbdır kim âdem dâhil olsa gûyâ nûr içre girmiş olur. Zîrâ eflâke ser çekmiş kubbe-i âlîsinin etrâfında aslâ der-i dîvârdan eser yokdur. Hemân bu kubbe-i azîm cümle amûd-ı müntehâlar üzre vaz‘ olunmuş bir kubbe-i müdevverdir ve ol amûdların mâbeynleri cümle tahta tahta ibret-nümâ billûr ve necef u moran berrâk ve mücellâ câmlardır kim bu câmlara âfitâb-ı âlem-tâb urdukda hammâm içi nûrun alâ nûr olur. Ve bu hammâmlardan taşra cümle bâğ-ı İrem'dir kim niçe bin hezârın hezârân nâle ve feryâdları istimâ‘ olunup âdem gasl ederken bülbüller pençelerine gıd urduğu temâşâ olunur ve cemî‘i dırahtların şükûfeleri ve mürğân-ı hoş-elhân-ı hoş-nevânın âşiyânları seyr olunur. Zemîninde olan nebâtât-ı giyâhât ve sâ’ir şükûfelerin kadd-i kâmet-i renkleri temâşâ olunur. Ve bu hammâmın ortasında bir havz-ı azîmi var, cânib-i erba‘asında fevvâreler pertâb edüp ortadaki fıskiyye ta kubbedeki tasda nihâyet bulup andan aşağı ser-nigûn mâ-i germâ havz içre dökülür. Bu havz içre la‘l-gûn gül varakları ve karanfil bergleri gâsilîn vücûdlarına yapışup râyiha-i tayyibeden bîni-i insân mu‘attar olur. Ve her halvetde dahi kulleteynler mukarrerdir ve bu dahi eyle musanna‘ ruhâm döşenmişdir kim âdemin çeşmi hîrelenir. Zîrâ kuş gözü misâl yeşim ve pîrûze ve balgamî ve kehribâ ve aynu's-semek ve akîk ve yemenî ve silân makûlesi taşlar ile ruhâm olmuş ibret-nümâ bir hammâm-ı rûşenâdır. Ve mezkûr camlar mâbeyninde olan amûdlarda muttasıl balgamîden ve somakîden ve seng-i yarekandan ve seng-i ferahdan ve fağfûr-ı Çîn'den kurnalar var kim her üstâd-ı mermer-bür her birinde birer gûne tîşe-kârlık etmiş kim âdem hayrân olur. Cümle lüleleri altun ve gümüşdür ve taslar kezâlik ve fevvâreler dahi cümle sîm-i hâlisdendir. Ve âb u hevâsı ol kadar latîfdir kim âdem hayât-ı câvidân bulur. Ve gûnâ-gûn âvîzelere ve çarhlara ve tıhtab-ı maslûb tas-ı ser-nigûnlara şadırvânlar isâbet etdikçe ol dollâb-ı musanna‘âtlar deverân etmededir. Bu dahi bir temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b–230a ·
metinde göster ·