… ı şehinşâh inşâ edüp esnâf-ı sanâyi‘ [u] bedâyi‘ kârıyla bir câmi‘-i murassa‘ u
mülemma
‘ olup nazîre-i beyt-i ma‘mûr semâ’-ı sâbi‘ ve envâ‘-ı vakâyı‘ râyi‘ ile müreffa …
Ve bu tahrîr olunan hayrâtlardan mâ‘adâ Âl-i Osmâniyândan mülûk-i selâtîn-i selefin her biri birer hayrât zamîme edüp Sultân Ahmed Hân pâdişâhlara mahsûs mihrâbın sol tarafında bir maksûre-i secdegâh-ı şehinşâh inşâ edüp esnâf-ı sanâyi‘ [u] bedâyi‘ kârıyla bir câmi‘-i murassa‘ u mülemma‘ olup nazîre-i beyt-i ma‘mûr semâ’-ı sâbi‘ ve envâ‘-ı vakâyı‘ râyi‘ ile müreffa‘ ve müvessa‘ kılınup numûne-i kubbe-i felek-i nuh-pâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 36b ·
metinde göster ·
… na akup balyemez top ise nısf sâ‘atde dolup fi'l-hâl keçe ile sarılmış bir gûne
mülemma
‘ yağlı çamur vardır, tuç ırmağı yolun anınla sed edüp andan yukaruda bir gayrı …
Hemân kim ibtidâ âteşden tuç deryâsın halâs mahalline gelince cümle (---)(---) sâ‘at olduğu sâ‘at muvakkıt haber edüp dökücübaşı ve gayrı üstâdlar keçe esbâbları ile tuç deryâsı ağzın demir çapalar ile "Allâh Allâh" deyüp açdıklarında tuç deryâsı âteş gibi akmağa başlayınca yüz adım yerde olan âdemlerin yüzlerine ve esbâblarına gûyâ alev yapışır. Ba‘zı temâşâcılar ve vüzerâlar üzerlerine beyâz çarşaf alup sadâ-yı gülbâng-i Muhammedîye rehâ buldurunca iki taraf niçe yüz kurbânları zibh etdükçe tuç deryâsı âteş gibi yokuş aşağı akup en nihâyetindeki top kâlıbına akup balyemez top ise nısf sâ‘atde dolup fi'l-hâl keçe ile sarılmış bir gûne mülemma‘ yağlı çamur vardır, tuç ırmağı yolun anınla sed edüp andan yukaruda bir gayrı top yolun açup ana dolmağa başlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131b ·
metinde göster ·
… bir arslan gazaba gelüp halka hücûm etse derhâl arslancı elindeki ceyrân etiyle
mülemma
‘ dârûyu burnuna dutunca hemân şem etdüği dem, dem-beste olup mest olup bu gûne …
Bu arslancıyân cümle pür-silâh olup ellerinde ceyrân etinden afyonlu ve dârûlu ma‘cûnlar ile her biri ellerinde Bağdâd kargısı asâlar ile her arslanın boğazında dörd zencîr kim her biri pranka kalınlığı altun ve gümüş mutallâ demir zencîrlerdir. On aded arslan ve beş aded bebr ve on iki aded kaplan ve niçe kurd ve sırtlan ve niçe tilki ve çakalları dahi birer âdem keşân-ber-keşân çeküp ubûr ederler. Kaçan kim bir arslan gazaba gelüp halka hücûm etse derhâl arslancı elindeki ceyrân etiyle mülemma‘ dârûyu burnuna dutunca hemân şem etdüği dem, dem-beste olup mest olup bu gûne zabt ederler, yohsa aslâ zabtı mümkün değildir. Bu uslûb üzre bunlar dahi ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169a ·
metinde göster ·
… rhem gelir. Kirde kebâbıyla kestâneyi yarup şişde kebâb ile pişüp kebâb yağıyla
mülemma
‘ olup nevr olur, âdem yemeden doymayup şehîd olur demek mertebesi lezîz kestâne …
Evvelâ kırk gûne emrûdu "Sicill-i şer‘-i şerîf"de mestûrdur. Ve âbdâr engür-i gûnâ-gûnu ve kaysısı ve âbdâr kirazı ve kestânesi rub‘-ı meskûnda olmak ihtimâli yokdur kim her bir dânesi kırkar dirhem gelir. Kirde kebâbıyla kestâneyi yarup şişde kebâb ile pişüp kebâb yağıyla mülemma‘ olup nevr olur, âdem yemeden doymayup şehîd olur demek mertebesi lezîz kestânesi vardır. Ve yedi gûne dudu meşhûr-ı âfâkdır ve dud bâğları vardır kim Filedâr sahrâsını zeyn etmişdir. Zîrâ Bursa'nın mahsûl-i azîmi ipekdir. Bu diyârda olan ipek, Acem diyârının Lahîcan'ında ve Şirvân'ında olımazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 231b ·
metinde göster ·
… med Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i
mülemma
‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yâ …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… harc-ı râh ve elli katar katır ve elli katar cemel-i rahmet ve bir otağ çetr-i
mülemma
‘ ile iki kat semmûr hil‘at-ı fâhire ihsân edüp İbrâhîm Hân'ın hayr du‘âsıyla Sa …
Ba‘dehû sene (---) târîhinde Civân-kapucubaşı Mehemmed Paşa'yı sadâretden ma‘zûl edüp cezîre-i Girid'e serdâr-ı mu‘azzam edüp Defterdâr Sâlih Paşa'yı sadrıa‘zam edüp anlar dahi ibtidâ karındaşı Murtazâ Paşa'ya vezâretle ve tuğrâ-yı garrâ ile Budin eyâletin ihsân eyledi. Ve ol hafta hazînedârlığından çıkma İbrâhîm Çelebi'ye eyâlet-i Bağdâd-ı behişt-âbâdı ihsân eyledi. Ve ol sene-i mezbûrun mah-ı Receb'inde Sâlih Paşa'nın efendisi oğlu Çelebi Mehemmed Paşa kim sinirinden maslûb Defterdârzâde Mehemmed Paşa'dır, niçe menâsıb-ı dîvân zabt edüp ve silâhdâr ağasıyken Sâlih Paşa vezâretle yeniçeri ağalığı ihsân edüp kabûl etmediğinden tuğrâ-yı garrâ ile serdâr-ı mu‘azzam olup eyâlet-i Erzurûm ihsân olundu. Bu hakîr Evliyâ Erzurûm gümrüğüne kâtib ve mü’ezzinbaşı ve musâhib olduk. Bir paşa-yı mekâdir-şinâs ve hulvu'l-lisân, halûk-ı nâs ve bir nîk u bahâdır ve her fünûnda mâhir ü sühan-perdâz ve şâ‘ir bir paşa-yı celîlü'ş-şân ve fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân ve sâhibü'l-kerem ve'l-himem ve şecî‘ ü dilîr paşa-yı sâhibü'r-re’y idi. Hamd-i Hudâ me’mûlümüzden ziyâde in‘âm [u] ihsânları ile behre-mend ve ber-murâd edüp hayme ve hargâhımızla Erzurûm seyâhatine âmâde olduk. Ol gün huzûr-ı Sultân İbrâhîm Hân'da hil‘at-i pâdişâhî ile şerefyâb oldukda zemîn-bûs etdikde İbrâhîm Hân buyurdılar kim "Lala bu hatt-ı şerîfime amel eyleyüp kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ısyân [u] tuğyânı olursa tuğrâ-yı garrâ-keş-i düstûr-ı mükerremimsin. Tâ Revân altına varınca cümle Anadolu eyâletlerinin asker-i İslâm'ı senin fermân-berindir" deyü Paşa-yı âlî-tebârın eline pâdişâh-ı zî-şân dest-ber-dest hatt-ı şerîf verüp beş kîse altun harc-ı râh ve elli katar katır ve elli katar cemel-i rahmet ve bir otağ çetr-i mülemma‘ ile iki kat semmûr hil‘at-ı fâhire ihsân edüp İbrâhîm Hân'ın hayr du‘âsıyla Sarâyburnu'nda Üsküdar'[a] ubur olunup Ağaçayırı nâm mahalde hayme ve hargâhımızla meks olundu. Ol gün hünkâr silâhşorlarından Çerkez Terzi Mustafâ Ağa müsellem olup Erzurûm'a ılgar ile Malatiyyeli Silâhdâr Süleymân Paşa üzre gitdi. Paşa-yı sâhib-tedbîr Üsküdar'da meks ederken fermân-ı şerîfle hazînedârı olan Atlı Dilber nâm çelebiyi ma‘zûl edüp makâmına Paşa'nın akrabâlarından Alî Ağa hazinedâr oldu. Bir hafta-i kâmil Üsküdar'da tedârikimiz ve cümle levâzımâtlarımız görülüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276a ·
metinde göster ·
… r pâresi gibi oldu. Bu kadar mümessek ni‘met-i nefîse içre iki vezîr ni‘met ile
mülemma
‘ olup cümle ni‘met sarhoş kusmuğuna dönüp üstleri ve başları ve aşları ve işler …
Evvelâ cümleden biri; Ketenci Ömer Paşazâde Urfa'dan ma‘zûl Erzurûm'da dernek muhâfazasında iken etdüğü şûh-ı şengülliği budur kim; pâk, pâkize, müte‘azzım ve muhteşem ve müdebbir ve âkıbet-endîş, lâubâlî, âyine-vâr mücellâ, dil-i uşşâk gibi pür-safâ ve küşâde-meşreb bir âdemdir. Kendüden ba‘zı evzâ‘ı görülürdü kim ol ahvâl-i garîbeler zencîr-keş mecnûn-ı Melâmiyyûndan sâdır olmazdı. Hattâ Gönye gazâsından geldikden sonra cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve ümerâlar ile sımât-ı Muhammedî başında ta‘âm yerken Seydî Ahmed Paşa ile Bâkî Paşa esnâ-yı kelâmda azğaşup bu kadar huzzâr-ı meclis var iken ta‘âmı bırakup yaka yakaya gelüp, "Kalk Evliyâ! Biz iki paşa güleş ederiz. Bizi salavâtla. Aç karnına bir eyi gürüş edüp sonra ta‘âm yiyelim" deyince hemen hakîr nola deyüp "Şast ber-kabza, çekilmiş yay oku gibi hâzırum", deyüp sofra başından ayak üzre kalkup "Allah, Allah! Hâce-i âlem, seyyid-i kâ’inât ve mefhar-i mevcûdât ber-cemâl-i kemâl Muhammed Mustafâ-râ salavât. Engürü'de er yatır, Rûm'da, Sarı Saltık, tan giyer ve tumman çeker. Pîrimiz Hazret-i Mahmûd, pîr-i yâr-ı velî aşkına iki vezîrdir. İkisinin dahi dutduğun Allah öğer, dîn [u] imân ile gide" deyüp bu iki zor-âver ve vezîr-i dilâvereyn-i servereyn-i hünervereyn-i vali-i mihtereynler birbirleriyle koç koç gağ olup keşân-ber-keşân yaka çâk rûyları otâğ içre hâk yaka yakaya olup pehlivân-âsâ küşte-gîrlik edüp Bâkî Paşa zeber-dest ve pîl-ten bir dilâver ü server u zor-âver olmağıla Seydî Paşa'yı zorına dutup Seydî Paşa'ya galebe sadedinde iken iki hamle mâbeynden hatâ geçüp Seydî Paşa dahi gayret-i akrân çeküp var kuvveti bâzûya getirüp yan başı hânesinden dağ pâresi-misâl Bâkî Paşa'yı sımmât-ı Muhammedî içine eyle atdı kim yetmiş aded zî-kıymet Mertebânî ve fağfûr çinî, çin-ender-çîn kırk pâre iken cümle hurd-ı haşhâş-misâl niçe bin pâre olup her pâresi gûş-vâr ve mısır pâresi gibi oldu. Bu kadar mümessek ni‘met-i nefîse içre iki vezîr ni‘met ile mülemma‘ olup cümle ni‘met sarhoş kusmuğuna dönüp üstleri ve başları ve aşları ve işleri harâb [u] yebâb olup vezîr iken vizir olup zerve olup bî-meze işkembe çorbası oldular. Cümle huzzâr-ı meclis, mîr-i mirân, ümerâ ve a‘yânlar vâlih [u] hayrân [u] cey‘ân olup herkes haymelerine gitmek sadedinde iken sâhib-i hayme Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz "Tiz gayrı ta‘âm" deyüp der-‘akab yine gayrı yire elli aded sîm-i hâlis suhûnlar ile sükkerî ter ü tâze ta‘âmlar gelüp bu iki vezîre birer kat libas-i fâhireler ihsân etdikde Bâkî Paşa "Ben yenildim, karnım doydu" deyü ta‘âm yimeyüp gidince ol sâhib-i kerem Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz on altı aded gümüş sahanlar ile ve cümle sofra âvânı ve gümüş sinisiyle ve kâseler ve peşkîr ve leğen-ibrikle çâşnigîrbaşına teslîm edüp Bâkî Paşa'nın otâğına gönderdi. Ve on iki sahan ve cümle alât-ı sîm-âvâniyle Seydî Ahmed Paşa'nın otâğına gönderüp "Cümlesin karındaşım Bâkî Paşa'ya ve Seydî Paşa'ya hibe eyledim" deyü çâşnigîrbaşına tenbîh eyledi ve akîbince Çukâdar Behlül Ağa ile Seydî Paşa'ya bir semmûr ve Silâhdâr Filibeli Mehemmed Ağa ile Bâkî Paşa'ya birer semmûr kürk gönderüp "Sakının, birer şey verirse alman. Yohsa kelleniz tenlerinizden cüdâ ederim" deyü tenbîh buyurdular. Cümle huzzâr-ı meclis Defterdârzâde'nin keremkârlığına âlem-i hayretde kaldılar. Bu keremi meğer Ca‘fer-i Bermekkî ve Hâtem-i Tâyyî etmiş ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334a ·
metinde göster ·
… i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine
mülemma
‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
‘ iki yüz hâneli bâğ u bâğçeli ma‘mûr ze‘âmet köyüdür. Andan yine cânib-i cenûba …
Karye-i Arnavudlar: Kefere ve müslim ile mülemma‘ iki yüz hâneli bâğ u bâğçeli ma‘mûr ze‘âmet köyüdür. Andan yine cânib-i cenûba âbâdân içre ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133b ·
metinde göster ·
‘ imiş kim mehterbaşı Van sarâyı meydânına kurup Paşa gördükde, "Bu bir gûne tar …
Meğer dörd yükü bir çetr-i mülemma‘ imiş kim mehterbaşı Van sarâyı meydânına kurup Paşa gördükde, "Bu bir gûne tarz [u] tarh üzre dikilmiş bir oba kim cihân şâhlarına serâperde-i Süleymânî ve hayme-i Efrâsiyâb ve sâ’ir yaban-ı hâkânî bile eyle değildir." deyü meddâhlar eyle tavsîf etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 284b ·
metinde göster ·
… ulunmuşdur. Anınçün hâk-i Bağdâd'da fitne vü fesâd eksik olmayup türâbı kan ile
mülemma
‘ olmuş bir deşt-i Kerbelâ'da vâki‘ olmuş kal‘adır.
Der-baht-ı tâli‘-i imâristân: Bu şehr-i Bağdâd burc-ı cedîde esâsı vaz‘ olunmuşdur. Ve beyt-i Zühal'i türâbîde bulunmuşdur. Anınçün hâk-i Bağdâd'da fitne vü fesâd eksik olmayup türâbı kan ile mülemma‘ olmuş bir deşt-i Kerbelâ'da vâki‘ olmuş kal‘adır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342a ·
metinde göster ·
… seriyyâ Fârisî ve Arabî ve Kürdî ve Türkmanî lehcesi üzre fesâhat u belâğat ile
mülemma
‘ bir hoş kelimâtları vardır. Kavm-i avânı lisân-ı Ermenî ve Hindce dahi bilirle …
Der-beyân-ı ahâlî-i lisân-ı ıstılâhât: Bu kavm-i Bağdâd'ın tekellümleri ekseriyyâ Fârisî ve Arabî ve Kürdî ve Türkmanî lehcesi üzre fesâhat u belâğat ile mülemma‘ bir hoş kelimâtları vardır. Kavm-i avânı lisân-ı Ermenî ve Hindce dahi bilirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 342b ·
metinde göster ·
Bir kesin hânesinde hûn-ı Hüseyin kalmasa deşt-i Kerbelâ'da İmâm Hüseyin'in şehîd olduğu mahalden hâk-i Kerbelâ getirdüp elbette bir müslim şehîd etdiklerinde türâb-ı Kerbelâ'yı ol hûn ile mülemma‘ edüp mahall-i iktizâda buhûr edüp yakarlar. Tâ bu mertebe mel‘ûn Yezîdî-i Dâsnî'dir. Lisân-ı Kürd'de Dâsnî (---) demekdir, ya‘nî müntehâ kavm-i gâzîyândır, ammâ hikmet-i Hudâ bu kavm-i melâ‘înin içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 2b ·
metinde göster ·
Sa‘âdetlü pâdişâh cümle musâhibleriyle bu kal‘a kurbunda çetr-i
mülemma
‘ sahâbesin kurup sa‘âdetle karâr-dâde oldukda el-azametullâh bu Anadolu ve karş …
Sa‘âdetlü pâdişâh cümle musâhibleriyle bu kal‘a kurbunda çetr-i mülemma‘ sahâbesin kurup sa‘âdetle karâr-dâde oldukda el-azametullâh bu Anadolu ve karşı Rûmeli kal‘alarından birbirleriyle ceng eder şeklinde kal‘anın zîr [ü] bâlâsı ve burc-ı ra‘nâsından ol kadar toplar atdılar kim zemîn u âsumânı dûd-ı bârûd-ı siyâh kesîf edüp zemînde felek deryâda semek dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90b ·
metinde göster ·
… kaç kerre hançer urup hamd-i Hudâ keferenin kellesin keserken üstüm necâset ile
mülemma
‘ iken bu kerre kızıl kana müstağrak oldum.
Hemân hakîr dal-hançer olup keferenin bir hançer-i zü'l-fecâm gerdenine ve sîne-i pür-kînesinde memesine birkaç kerre hançer urup hamd-i Hudâ keferenin kellesin keserken üstüm necâset ile mülemma‘ iken bu kerre kızıl kana müstağrak oldum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b ·
metinde göster ·
… rmi yedi bin askeriyle serâperde-i Âsafî'de meks eyleyüp hakîre dahi bir çetr-i
mülemma
‘ döşeyüp şeb [ü] rûz şeref-i sohbetleriyle müşerref, zevk u safâlar ve sayd [u] …
Sührâb Mehemmed Paşa bu sahrâda yigirmi yedi bin askeriyle serâperde-i Âsafî'de meks eyleyüp hakîre dahi bir çetr-i mülemma‘ döşeyüp şeb [ü] rûz şeref-i sohbetleriyle müşerref, zevk u safâlar ve sayd [u] şikârlar ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159b ·
metinde göster ·
… n askeriyle kal‘anın cânib-i cenûbîsi tarafında Uzun Varoş önünde meks-i çetr-i
mülemma
‘ edüp ol gün küffârın yeni binâ etdiği tabyasın feth edüp meterislere girirler …
Çünkim yine Yemişçi Hasan Paşa kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek Budun'a gelince vâlî-i Budin olan Tavîl Mehemmed Paşa talî‘a-i asker olup Ustolni-Belgrad altına gelüp Rûmeli ve Budin askeriyle kal‘anın cânib-i cenûbîsi tarafında Uzun Varoş önünde meks-i çetr-i mülemma‘ edüp ol gün küffârın yeni binâ etdiği tabyasın feth edüp meterislere girirler ve Battâl nâm kapuya varınca meterisleri yürüdürler ve kal‘ayı döğmeğe mübâşeret edüp cenge âheng ederler, zîrâ "Merhûm Süleymân Hân bu kal‘ayı Battâ[l] kapudan feth etmişdir ve bu kal‘aya her bâr zevâl ol tarafdan olur" buyurur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 13b ·
metinde göster ·
… irhem çakmaklı tüfeng kurşumu imiş, beyninin zarı yanında durup kırmızı kan ile
mülemma
‘ olup durur.
Andan yine menganeyi burdukça herîfin kellesi kabağı bi-emrillâhi te‘âlâ kellenin diş diş kined yerlerinden açılup kelle içinde beyni enseden tarafa nümâyân olup kellenin içi kulaklar mâbeynine dek sulu kan ve sümük gibi ba‘zı ahlât ile memlû olup beyni yanında tüfeng kurşumu kâğızıyle durur. Meğer beş dirhem çakmaklı tüfeng kurşumu imiş, beyninin zarı yanında durup kırmızı kan ile mülemma‘ olup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a ·
metinde göster ·
… sinde dahi bir demir kandîl içinde şîr-i revgan memlû olup bir gûne mülebbes ve
mülemma
‘ ve musanna‘ fitil ile bir kandîl-i çerâğân iken benî âdemlerin nazarları bu ka …
Bir köşesinde dahi bir demir kandîl içinde şîr-i revgan memlû olup bir gûne mülebbes ve mülemma‘ ve musanna‘ fitil ile bir kandîl-i çerâğân iken benî âdemlerin nazarları bu kandîldâna ta‘alluk edince yâhûd rîh-ı akîm isâbet edince kandîl sönüp ve yedi aded taşların âteşleri de teskîn olup hammâm-ı kudret buzhâne gibi olup ilâ yevminâ hâzâ âteş-i germâ-germ ile meshûn bir germâ-yı nazargâhdır. Lâkin yine hasta girse bi-emri Hudâ şifâ bulur. Hattâ bu hakîrin Kâzım nâm bir gulâmı gâyet müşevveşü'l-hâl iken bu humma-i nazargâha girüp tendürüst oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 230b ·
metinde göster ·
… dan ol âteş taşları kızup câmi‘ içindeki ol şeb-çerâğ kandîlleri kızup neft ile
mülemma
‘ olmuş fetîleler yanup câmi‘ içi münevver olurmuş. Cümle kefereler buna tılsımâ …
Ve bu sütûnlar üzre kıble olan yerde ûd ağacından Fahrî oyması-misâl bir kubbe-i âlî binâ olunmuş sâfî münakkaş zerkâr-ı halkâr kubbe-i mînâdır kim gören âdemin aklı perîşân olur. Bu ûd ağacından mebnî kubbede hakîm Eflâtûn-ı ilâhî şeb çerâğdan bir kandîl asmış. Câmi‘in gün doğusu tarafındaki dîvârda kâğız gibi incecik hayâl harekân mermerleri ya‘nî âteş taşları vaz‘ edüp âfitâb-ı âlemtâb kulle-i felekden baş gösterdikde ber-hevâ mürtefi‘ oldukça şemsin şiddet-i hârından ol âteş taşları kızup câmi‘ içindeki ol şeb-çerâğ kandîlleri kızup neft ile mülemma‘ olmuş fetîleler yanup câmi‘ içi münevver olurmuş. Cümle kefereler buna tılsımât deyü i‘tibâr edüp kudret nûru kandîli derlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 251b ·
metinde göster ·
… -yı İslâmda niçe kerre yüz bin hayme vü hargâh bâr [u] büngâhdan bir sağ çetr-i
mülemma
‘ kalmayup niçe bin at ve katâr u mehâr dağlara firâr etdiklerinden mâ‘adâ niçe …
"Herkes bu gece meterislere girsinler" deyü fermân olunca el-azametullâh ol gece ol şeb-i târîk-i zulmetde âdem deryâsı Kandiye kal‘ası görünmeyen yerlerden ibtidâ bism-i İlâh ile meterise başlayup küffâr-ı hâkisâr derûn-ı kal‘adan İslâm leşkerinin kazmaları ve kürekleri sâ‘ikasın istimâ‘ edince allâhümme âfinâ mel‘ûn küffâr tobrasında yılan bulmuş hekîme dönüp tâ vakt-i sabâha dak ân-ı vâhid ve derîce ve dakîka durmayup ale'l-ittisâl niçe kerre yüz bin tüfeng ve niçe bin top ve niçe bin havân ve kazan kumbara ve niçe kerre yüz bin aded havân taşı evc-i semâdan bârân-ı la‘net gibi yağup bir ferd-i âferîde bir kırât bir meteris kazmağa kâdir olmayup cümle guzât târumâr-ı misâl-i mûr-ı mâr olup her biri bir kaya altında siperlenüp ordu-yı İslâmda niçe kerre yüz bin hayme vü hargâh bâr [u] büngâhdan bir sağ çetr-i mülemma‘ kalmayup niçe bin at ve katâr u mehâr dağlara firâr etdiklerinden mâ‘adâ niçe kerre yüz bin hımârlar kerrenây-ı Acem-vâr segâh makâmında âğâze ederek anlar dahi deşt-i Hâmûn kûhları penâh edinüp anırarak birer tarafa gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288a ·
metinde göster ·
… kethudâsı Zülfikâr Ağa sarâyları ortasındaki meydânda kefereler içün bir çetr-i
mülemma
‘ kurup anda kondurup rûz merre ellişer aded nertebânî ta‘âm-ı mümessek sükkerî …
Kaplan Paşa ve Haleb vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa Göllük'den Sadrıa‘zam koluna gelüp Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ile Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa sarâyları ortasındaki meydânda kefereler içün bir çetr-i mülemma‘ kurup anda kondurup rûz merre ellişer aded nertebânî ta‘âm-ı mümessek sükkerî taşıyup aç köpekler gibi yerlerdi. Hattâ açlıkdan çıkmış küffârlar böyle mümessek ve mu‘amberîn ta‘âmları 302a yeyince bir kaçı ishâle uğrayup fesâd-ı ma‘îde ile hasta olup kal‘aya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301b–302a ·
metinde göster ·
… mle zer-ender-zer atlâs ve dîbâ ve şîb ü zerbâf ile bir nakş-ı bûkalemûn çetr-i
mülemma
‘ kurdu kim gûyâ serâperde-i Süleymânî idi.
İbrâhîm Paşa dahi kal‘a mukâbilinde Kuşaklı Manastır kurbunda bir topdan mahfûz yerde İbrâhîm Paşa bir müşâvere haymesi kurdu kim cümle zer-ender-zer atlâs ve dîbâ ve şîb ü zerbâf ile bir nakş-ı bûkalemûn çetr-i mülemma‘ kurdu kim gûyâ serâperde-i Süleymânî idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 302a ·
metinde göster ·
… ü kubbe-i serâmed kârgîr binâ-yı âlî içinde âsûde olup misk [ü] amber-i hâm ile
mülemma
‘ ve mu‘attar olmuş bir kabr-i münevverdir kim cemî‘i züvvârânın demâğları mu‘at …
Der-vasf-ı kubbe-i âşiyân-ı pür-envâr: Bir kurşum örtülü kubbe-i serâmed kârgîr binâ-yı âlî içinde âsûde olup misk [ü] amber-i hâm ile mülemma‘ ve mu‘attar olmuş bir kabr-i münevverdir kim cemî‘i züvvârânın demâğları mu‘attar olup cemî‘i selef pâdişâhları ve cümle Âl-i Osmân vüzerâları ve cümle Kırım hânları ve Kırım sultânları birer altunlu ve cevâhirli ve gümüşlü murassa‘ kanâdîller ve gûnâ-gûn maslûbât âvîzeler (âvîzeleri) bu âsitâneye hedâyâ gönderüp bu kabr-i şerîfi eyle tezyîn etmişlerdir kim diller ile vasf olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 379a ·
metinde göster ·
… Sen lihyenden birkaç kıl ver. Havvâ dahi saçından birkaç kıl versin. Çamur ile
mülemma
‘ edüp hânenizde bir âşiyân edüp sizin sâye-i himâyenizde hoş geçüp tenâsül bula …
"Yâ Âdem! Hizmetim mukâbelesinde sizden ricâm oldur kim benim etim gâyet lezîz olduğundan cemî‘i yılan u çıyan bana hasımdır, evlâdlarım yiyüp tenâsül bulmam. Sizden ricâm oldur kim siz kande sâkin olursanız benim âşiyânım hânelerinizde olsun. Yâ Âdem! Sen lihyenden birkaç kıl ver. Havvâ dahi saçından birkaç kıl versin. Çamur ile mülemma‘ edüp hânenizde bir âşiyân edüp sizin sâye-i himâyenizde hoş geçüp tenâsül bulayım" deyü ricâ edüp ricâsı kabûl olup kırlankıca Âdem ve Havvâ kıllar verüp kırlankıc ol mûyları tıyn ile tahmîr edüp beyt-i Âdem'de bir âşiyân-ı sagîre binâ etdi. İlâ hâze'l-ân tuyûr-ı kırlankıc âdem sâkin olduğu hânelerde olmasının aslı oldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y1b ·
metinde göster ·
… üp küffârları katl edüp ravza-i Resûl'ü dâ’iren-mâdâr demir ve tuç ve rusâs ile
mülemma
‘ sandûka içine koyup ibtidâ Medîne-i münevvereye kal‘a inşâ eden bu Nûreddîn-i …
Bunlar altı neferdir. İbtidâları Hazret-i Nûreddîn-i şehîd'dir kim küffâr Hazret-i Resûl-i kibriyâ aleyhi efdalü's-salavâti kabrinden çıkarırken Nûreddîn-i şehîd şâm pâdişâhı idi. Hazret vâkı‘asına girüp "Yetiş yâ Nûreddîn" deyüp kabr-i Resûlullâh'a yetişüp küffârları katl edüp ravza-i Resûl'ü dâ’iren-mâdâr demir ve tuç ve rusâs ile mülemma‘ sandûka içine koyup ibtidâ Medîne-i münevvereye kal‘a inşâ eden bu Nûreddîn-i şehîd ibn Aksunkur el-Bersakî'dir. şâm [ve] Irâk ve Âzerbaycân ve Basra ve Lahsa ve Sis ve Tarsûs ve Adana'ya mâlik oldular. Ammâ bu âl-i Atabeğiyân altı fırka oldular. Her tabakası altışar neferdir. İbtidâ bir sınıfı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y20a ·
metinde göster ·
… kûs-ı husrevânîler verdi. Ve üç direkli ve kırk sütûn üzre sâyebânlı bir çetr-i
mülemma
‘ verdi.
Ve üç yüz murassa‘ kemer kuşaklı Y 57a iç oğlanları ihsân eyledi. Ve on iki cevâhir eğerli yedek ihsân eyledi. Ve on ikişer kat mehterhâne hibe eyledi. Ve yedi kat kûs-ı husrevânîler verdi. Ve üç direkli ve kırk sütûn üzre sâyebânlı bir çetr-i mülemma‘ verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y56b–Y57a ·
metinde göster ·
‘ etdi kim çeşmler hîrelenir. Ve Medîne'de bî-hisâb hayrât [u] hasenâtlar etdird …
Ve Medîne-i münevverede Hazret-i Risâlet'in kabr-i şerîfi üzre cevâhirle zerdûz bir çetr-i mülemma‘ etdi kim çeşmler hîrelenir. Ve Medîne'de bî-hisâb hayrât [u] hasenâtlar etdirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y57b ·
metinde göster ·
Ammâ Abaza ve Çerkes lisânı ağır lisân olmağile Arabî ile ve Türkî ile
mülemma
‘ kendülere mahsûs bir gûne ıstılâhât [u] ibârât peydâ edüp ahâlî-i Mısır içinde …
Ammâ Abaza ve Çerkes lisânı ağır lisân olmağile Arabî ile ve Türkî ile mülemma‘ kendülere mahsûs bir gûne ıstılâhât [u] ibârât peydâ edüp ahâlî-i Mısır içinde isti‘mâl olunur. Ammâ gayrı diyârda aslâ isti‘mâl olunmaz, ancak Mısır'a mahsûs bir gûne ıstılâhâtdır kim beyân olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y73a ·
metinde göster ·
… yle iken fârûk yılanları ile ceng-i azîm ederek niçe binini sayd edüp fârûk ile
mülemma
‘ olmuş zenbîllere koyup mest [ü] medhûş olurlar. Yine böyle iken zenbîllerin ağ …
Evvelâ kurs ta‘bîr etdiklerin nice şeydir beyân oluna. Evvelâ bu kurs yılanın vücûdundan hâsıl olur. Bu Sultân Kalavân evkâfından vazîfehârân kırk nefer kimesnelerdir kim yılda bir kerre hizmet ederler. Cîze nâhiyesinde Habîroğlu kurâlarında sâkin olurlar bir ocakdır. Yılda bir kerre mâh-ı Temmûz'da tiryâk-ı fârûk yılanı sayd ederler. Ammâ kaçan kim yılan sayd edecekleri mahal oldukda cümlesi bir yere cem‘ olup serâpâ kalın keçeden esbâblar geyerler. Ancak gözleri görünür, yüzlerin dahi setr ederler. Uzun sırıklar üzre beyâz keçe pâreleri bağlayup Behnîsâ ve Feyyûm ve cebel-i Ahzar câniblerine varup fârûk yılanları olduğu mahalle sabâh sovuğunda varırlar kim şiddet-i hâr olmadan yılanlar bî-cândır. Yine böyle iken fârûk yılanları ile ceng-i azîm ederek niçe binini sayd edüp fârûk ile mülemma‘ olmuş zenbîllere koyup mest [ü] medhûş olurlar. Yine böyle iken zenbîllerin ağızların dikerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y120b ·
metinde göster ·
… rarken hekîmbaşı huddâmları ve sayyâdları cümlesin bir yere cem‘ edüp fârûk ile
mülemma
‘ sarı ihrâmlar vardır, anların içine koyunca cümle yılanlar harekâtdan kalup sâ …
Yılanların kimi sağa ve kimi sola âdem boyu pertâb edüp gıjgırarak safîr urarak kendülerin dîvâra urarak cân havliyle sıçrarken hekîmbaşı huddâmları ve sayyâdları cümlesin bir yere cem‘ edüp fârûk ile mülemma‘ sarı ihrâmlar vardır, anların içine koyunca cümle yılanlar harekâtdan kalup sâkin oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y121b ·
metinde göster ·
… sâblar cem‘ olup bu yılan muzahrafâtlarına mezkûr (...) elenmiş ince tuzu saçup
mülemma
‘ ederken kassâbın biri elin çeküp bir âh-ı serd çekdi ve vâveledâ deyü feryâd e …
Bu katl olunan yılanların derilerin ve bağırsakları ve yumurtaları dağlar gibi yığılup kassâblar cem‘ olup bu yılan muzahrafâtlarına mezkûr (...) elenmiş ince tuzu saçup mülemma‘ ederken kassâbın biri elin çeküp bir âh-ı serd çekdi ve vâveledâ deyü feryâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122b ·
metinde göster ·
… ğırlar. Ba‘dehu bu kassâblar yumurtaları ve ciğerleri ve bağırsaklarını tuz ile
mülemma
‘ ederken mezkûr dürüst kat‘ olmayan yılandan herîfin parmağına zehir te’sîr eyl …
Meğer katl olunan yılanların birinin başı ve kuyruğu bir çalışda dürüst kesilmeyen yılanların birisi sehven yılan yumurtaları ve muzahrafâtları içine sehven bırağırlar. Ba‘dehu bu kassâblar yumurtaları ve ciğerleri ve bağırsaklarını tuz ile mülemma‘ ederken mezkûr dürüst kat‘ olmayan yılandan herîfin parmağına zehir te’sîr eylemiş. Bâlâda tahrîr olunduğu üzre herîfe mu‘âlece edüp halâs eylediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y122b ·
metinde göster ·
… eşt [ü] serencâmım nakl etdim. On vukiyye yılan maslûkası ve bir hokka zeyt ile
mülemma
‘ yılan yağı verdi. Beş altı gün yılan maslûkasın isti‘mâl etdim. Ol kadar tendü …
Ale's-sabâh yine timarhâneye varup hekîmbaşıya sergüzeşt [ü] serencâmım nakl etdim. On vukiyye yılan maslûkası ve bir hokka zeyt ile mülemma‘ yılan yağı verdi. Beş altı gün yılan maslûkasın isti‘mâl etdim. Ol kadar tendürüst oldum kim lahm [u] şahmım üzre fındık kırılırdı. Ol kadar seng-ten oldum ve niçe nef‘lerin dahi müşâhede etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y124b ·
metinde göster ·
… adasında müteferrikabaşı niçe yüz hayme vü hargâhlar Y 156a kurup bir çetr-i
mülemma
‘ içinde paşaya hân-ı bî-imtinânı keşîde kılup ba‘de't-ta‘âm üç kîse ve üç tavâş …
Andan Ravza adasında müteferrikabaşı niçe yüz hayme vü hargâhlar Y 156a kurup bir çetr-i mülemma‘ içinde paşaya hân-ı bî-imtinânı keşîde kılup ba‘de't-ta‘âm üç kîse ve üç tavâşî ve üç mu‘teber at çeküp paşadan bir hil‘at-ı fâhire ile dilşâd olup mansıbı kendüye mukarrer olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y155b–Y156a ·
metinde göster ·
Bu dîvânda Selîm Hân tahtında Y 181a ber-karâr olunca taşra çetr-i
mülemma
‘ ve sâyebânlar içinde tabıllara turralar ile darblar urulup çengî harbî usûller …
Bu dîvânda Selîm Hân tahtında Y 181a ber-karâr olunca taşra çetr-i mülemma‘ ve sâyebânlar içinde tabıllara turralar ile darblar urulup çengî harbî usûller harbîce çalınırken beri tarafda ibtidâ emîr-i hac paşa ve kâyimmakâm paşa ve defterdâr paşa ve ebü'l-kelâm ve sâ’ir ümerâlar dahi musâfaha edüp taşra çıkarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y180b–Y181a ·
metinde göster ·
… âsına ve Tophâne'ye ve Sebîl-i Allâm fezâları ve Gavriyye vâdîleri cümle çetr-i
mülemma
‘ ve sahâbeler ile lâlezâr-misâl gûnâ-gûn çadırlar ile tezyîn olup ordu-yı Dârâ …
Ve bu günlerde Mısır içinde bir hânede ve bir kesde bir çadır ve çerge ve otağ kalmayup Âdiliyye sahrâsına ve Tophâne'ye ve Sebîl-i Allâm fezâları ve Gavriyye vâdîleri cümle çetr-i mülemma‘ ve sahâbeler ile lâlezâr-misâl gûnâ-gûn çadırlar ile tezyîn olup ordu-yı Dârâ şâh mânendi olur. Üç gün üç gece meks olunup şeb [u] rûz eyle şâdumânîler olur kim geceleri niçe kerre yüz bin kanâdîl ve meş‘ale ve fânûs-ı cihân ile çerâğân olup geceleri leyle-i Kadir olup rûzları rûz-ı ıyd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y186a ·
metinde göster ·
… a gılâl gemisi P 236b başına beşer para alur ve re’îsler gılâle toz ve toprak
mülemma
‘ etdikleriyçün hakk-ı sükût re’îs başına onar yigirmişer kırkar ve ellişer guru …
Ve anbâr emîninden paşaya on yedi kîse ve yedi Q 239b tavâşî ve üç küheylân uryân at paşa Mısır'a dâhil olunca hedâyâ verir, hâliyedir. Ve iki kîse paşa kethudâsına verir, ve bir at ve bir tavâşî dahi verüp cümle on tokuz kîse küşûfiyye olur. Ammâ anbâr emîni üç bin para gılâl gemisi P 236b başına beşer para alur ve re’îsler gılâle toz ve toprak mülemma‘ etdikleriyçün hakk-ı sükût re’îs başına onar yigirmişer kırkar ve ellişer guruş alır. Ve kerreteyn ta‘bîr ederler, ya‘nî ikinci gelişde her re’îsden beşer onar guruş sükker bahâ alır. Ve bir kîse tarrâsbaşılığı ve bir kîse keyyâlbaşılığı ve bir kîse Kıbtî kitâbetlerin fürûht eder. Ve sâ’ir tayârât şeytanâtından cümle elli kîse olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y218b ·
metinde göster ·
… irer birer ayak yolu deliklerinden baş gösterüp taşra çıkdıklarında necâset ile
mülemma
‘ mel‘ûnlara yapışmak mümkün değil, hemân taşra çıkanı boklu hınzîr gibi nobut v …
Derhâl serdâr-ı nâmdâr-ı maslahat-güzâr kehrîzin şehirden taşra çıkacak menfezin horâsânî-binâ ile sedd edüp âsitânenin şâfi‘î havuzunun suyun kehrîz yollarına koyverüp kuyuların sâkıye sığırlarına hay edüp sâkıye suyu ile kerîz yolları pür olup cümle eşkıyâ necâset içinde gark olmadan havf edüp birer birer ayak yolu deliklerinden baş gösterüp taşra çıkdıklarında necâset ile mülemma‘ mel‘ûnlara yapışmak mümkün değil, hemân taşra çıkanı boklu hınzîr gibi nobut ve balta ve kılıçlar ile depeleyerek üç yüz beş mel‘ûnu katl etdiler. Ammâ mel‘ûn Avâroğlu avret sûretine girüp mukaddem firâr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y288b ·
metinde göster ·
… kilim ve külbeden mâ‘adâ üç bin yedi yüz çadır ve çerge ve otak-ı nühtâk çetr-i
mülemma
‘ cem‘ oldu, deyü hisâb olunmuşdur. Andan mâ‘adâ sâ’ir fukarâların külbe-i ahzân …
Bu haber efvâh-ı nâsa şâyi‘ olunca Mısır halkına ise zevk [ü] safâya müte‘allık destûr-ı şâhî olunca azamet-i Hudâ var kuvveti bâzûya getürüp mu‘âmele ile akçe alup ömrün zevk [ü] safâ ile cahcahunda ve sürûr [u] şâdumânda geçirmek ve teferrüc etmek yanlarında lâ-şey’dir. Cümle eyâlet-i Mısır'ın ve şâm [u] Haleb'in ve Arab u Acem'in a‘yân-ı eşrâfı bu sene Bedevî mevlûduna eyle cem‘ olmuşdur kim Urbân obalarından ve kilim ve külbeden mâ‘adâ üç bin yedi yüz çadır ve çerge ve otak-ı nühtâk çetr-i mülemma‘ cem‘ oldu, deyü hisâb olunmuşdur. Andan mâ‘adâ sâ’ir fukarâların külbe-i ahzânları hisâbın Çalab-ı bîçûn bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y290a ·
metinde göster ·
… lât [u] meşrûbât masnû‘âtının memdûhâtından evvelâ hâs u beyâz dühn-i hâlis ile
mülemma
‘ mutabbakı ya‘nî katmer gözlemesi bir diyâra mahsûs değildir, illâ Mahalle-i Ke …
Bu şehrin me’kûlât [u] meşrûbât masnû‘âtının memdûhâtından evvelâ hâs u beyâz dühn-i hâlis ile mülemma‘ mutabbakı ya‘nî katmer gözlemesi bir diyâra mahsûs değildir, illâ Mahalle-i Kebîr. Ve beyâz etmeği ve tahînesi ve peyniri meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y358a ·
metinde göster ·
Ertesi gün râh hedâyâları yürüdü. Evvelâ yigirmi deve yükü arpa ve darı ile
mülemma
‘ baksumât misilli yenice pişmiş ekmek ve elli sindiyân Zengî mızrak ve yigirmi …
Ertesi gün râh hedâyâları yürüdü. Evvelâ yigirmi deve yükü arpa ve darı ile mülemma‘ baksumât misilli yenice pişmiş ekmek ve elli sindiyân Zengî mızrak ve yigirmi fîl kalkanı ve yigirmi çift fîl dişi ve on çift gergerdân şâhası ve bir izâr keler derisi ve bir izâr alaca misk kedisi derisi. Ve on kız ve on gulâm-ı Habeşî, ellerinde birer kutu ile geldiler, her kutuda amber ü misk ve seylân u akîk ve zeberced ve kallemisk ve pânzehir ve aynü's-semek makûlesi taşlar ile mâl-â-mâl. Ve bir tâvûsî nâka getirdiler kim gûyâ bir hûrî idi, lahm [u] şahmı yerinde gûyâ Burâk-ı Refref idi. Ve taht-ı hükûmetinde olan kılâ‘ hâkimlerine rüsûmlar verdi. Bu kadar ihsânları alup kabûl etdik,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y418a ·
metinde göster ·