… Kastamonu ve Amasiyye ve Aksarây ve Niğde ve Kayseriyye ve Sivas ve Erzincân ve
Malatiyye, bu
zikr olunan kılâ‘ları ve niçe yüz büleydeleri feth edüp bir senede yedi kerre A …
Evvelâ Rûmeli'nde Üsküp kurbunda feth-i kal‘a-i Kıratova ve Üsküp ve Vidin ve Vodine ve Hıroz ve Yanbolu ve Silistre ve Uruscuk ve Yergögi ve Nigebolu ve Anadolu'da Alaşehr ve Beğşehri ve Seydîşehri ve diger Konya ve Aydın ve Saruhan ve Ayasuluk ve Milâs ve Balat ve Teke ve Menteşe ve diğer Osmâncık ve Kastamonu ve Amasiyye ve Aksarây ve Niğde ve Kayseriyye ve Sivas ve Erzincân ve Malatiyye, bu zikr olunan kılâ‘ları ve niçe yüz büleydeleri feth edüp bir senede yedi kerre Anadolu'dan Eflâk ve Boğdân'a geçüp feth etdiğiyçün Emîr Sultân Yıldırım lafzıyla mülakkab edüp "Yıldırım Hân" dediler. Ol sene İslâmbol'u derya-misâl askerle muhasara edüp zor-ı bâzû ile kadı nasb edüp icrâ-yı şer‘-i mübîn olurdu. Unkapanı'ndan tâ Gül Câmi‘e varınca yedi yüz hâne-i müslimîn ile ma‘mûr olup Aya Kapusu'nun iç yüzünde Sirkeci Tekyesi mahkeme ve Gül Câmi‘ ibâdethâneleri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234b ·
metinde göster ·
… bât ahâlîlerinin Kazak-ı Ak kefereleri havflerinden ol diyâr halkının zî-kıymet
malları bu
kal‘ada mahfûzdur. Bu kal‘a içre yetmiş kadar toprak örtülü neferât hâneleri va …
Eşkâl-i kal‘a-i Şabin Karahisâr: Evc-i âsumâna ser çekmiş bir kûh-ı bülendin tâ zirve-i a‘lâsında burc [u] bârûları ebr-i kebûd içre şekl-i müsebbâ‘ bir nazarda direksiz ve serensiz kalyon gemi gibi görünür, bir şekl-i keştî kal‘a-i üstüvârdır. Seyr [ü] temâşâ etdiğimiz kal‘alarda bu gûne kal‘a-i seng-âbâd-ı binâ-yı üstâd-ı Ferhâd bir sûr-ı Şeddâd'dır. Hakkâ ki Âl-i Osmân devletinde havâlesiz yed-i kudret ile binâ olunan on iki kal‘anın biri dahi budur kim meşhûr-ı âfâk kal‘a-i nüh-tâkdır. Heft tarafında dîvârlarının kaddi yetmişer zirâ‘-ı âlîdir. Ve cümle yetmiş burcdur ve yedi yüz bedendir ve etrâfı dâiren-mâdâr üç bin altı yüz adım ihâta eder ve cânib-i erba‘ası câh-ı cahîm-vâr gayyâ dereleri olmağıla aslâ handakı yokdur. Ve cânib-i (---) nâzır üç kat kavî demir kapuları vardır. Şeb [u] rûz müstahfızânları nevbet ile kapular mâbeyninde dîdebân [u] nigehbânlık edüp oturur. Zîrâ Karadeniz'e karîb olan kurâ ve kasabât ahâlîlerinin Kazak-ı Ak kefereleri havflerinden ol diyâr halkının zî-kıymet malları bu kal‘ada mahfûzdur. Bu kal‘a içre yetmiş kadar toprak örtülü neferât hâneleri vardır, ammâ büyûtları dardır. Susuzlukdan halkı atşân-ı zâr-ı nizârdır. Hımârlar ile suyu tâ aşağı (---) nehirden getirirler. Kayalar içre su yolları vardır. Ammâ hîn-i muhâsarada işler kal‘a içre su sarnıcı ve buğday anbârlarında niçe yüz yıllık daru ve pirinç çeltiği ile memlûdur. Lâkin iç il olmağıla cebehânesi ve sağîr ve kebîr elli altı pâre topları kal‘asına göre azdır. Neferâtının nısfını Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz timarlar ile Gönye kal‘asına ref‘ eyledi. Ve bu kal‘a içre bir müfîd ü muhtasar Ebü'l-feth câmi‘i var. Andan gayrı hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzâr yokdur. Cümle aşağı varoşdadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a ·
metinde göster ·
şehrin cânib-i erba‘asın kûh-ı bülendler ve cebel-i demâvendler ihâta edüp câni …
Eşkâl-i kal‘a-i Malatıyye: Bu şehrin cânib-i erba‘asın kûh-ı bülendler ve cebel-i demâvendler ihâta edüp cânib-i kıblesi Aspuzan dağlarıdır. Niçe yüz âb-ı zülâller cereyân eder ve cânib-i,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 193b ·
metinde göster ·
kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın almağa mâni‘ olup …
"Evvelâ hamd idelim Hâlık-ı Bîçûn'a kim benî Âdeme akl-ı küll verüp cümle hayvânâtdan evvel eşref-i mahlûk etdi kim hayr u şerri ve zarar [u] nef‘i bilüp müfsidîn ve hâsidîn ve mekkârların hiyel ü şeytanatına aldanmayup bî-garaz Müselmanlara taşra umûrun su‘âl edüp hâkimü'l-vakt olan adâlet ide. Yürü ümîddir kim bu zerre-i nâçîzin zerre kadar hatâsın sütür etmeyüp sû-i zan 261b ile deryâ-misâl askeri ser-i sa‘âdetinize cem‘ eyleyüp tarafeynde ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ola da rûz-ı mahşerde sizden su‘âl olunmaz mı ve memâlik-i Âl-i Osmân'ın Bitlîs şehri nehb ü gâret olunursa ve bu kadar evlâd [u] ıyâl haşerât-ı Ekrâd tuğyânıyla pâymâl-i rimâl olursa sa‘âdetlü pâdişâhıma ne cevâb verirsin ve sa‘âdetle bu şehrimize gelüp hânemizde mihmân oldukda bu kadar va‘de-i kerîmeler etdiğinizi ne aceb ferâmûş etdiniz Elkerîmü izâ ahede vefâ" değil midir? Ve bir gün yine bu dâ‘î-i muhlisinizin külbe-i ahzânında buyurdunuz kim "İnşâallah hân karındaşım sana Muş sancağın ihsân etdirüp yarlığ-ı belîğlerin getirdirim." buyurduğunuzdan memnûn olup cihân cihân sürûr-ı şâdân olup bu kadar ahd-i mîsâk emrine bünyâd-ı îmân u gılâz-ı şiddâd olunmuşdu kim zamân-ı hükûmetinizde ünâs-ı merd ü zen âsûde-hâl olalar. Re‘âyâ-perverlik bu mudur kim bu kadar askerle bu şehir üzre gelesin, âsûde-hâl olmak kande kalır ve kande cây-ı menâs bulunur ve bir kerre dahi buyurdunuz kim "Hân karındaşım sen benim velîni‘am efendim Sultân Murâd Hân Gâzî'nin çerâğ-ı efrûhtesi idin, Revân senesinde çok ni‘metin yedik ve hâlâ şimdi bî-hadd ü bî-hisâb ni‘met-i uzmânı tenâvül eyledik, sen dahi ehl [ü] ıyâlinle du‘â-yı hayrımızda olup devâm-ı devlet-i Sultân Mehemmed Hân ed‘iyyesine müdâvim olup zevk u safâda ol." deyü du‘â-yı hayrınızla behremend olduk mülâhazasıyla âsûde-hâl olup kavm-i Ekrâd Malazgird yaylağına çıkarken kânûn-ı pâdişâhî üzre aded-i ağnâm hakkın alalım derken hudûdumuzda olan Mehemmed Beğ Malazgird'den bu kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın almağa mâni‘ olup biz dahi öşr-i ağnâm almak murâd etdiğimizde anlar bizi dûz eylediler, biz de anları hor eyleyüp mâbeynden bir kaç âdem düşüp demleri heder olduklarına biz dahi mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfler almışızdır ve yeniçeriler dahi bâc-ı sultânî vermediklerinden mâ‘adâ sâ’ir tüccârın şütür-bârlarına bir zibidi ve zübeydî ve Zeydî ve Zeynî-mezheb yeniçeri bâc-ı sultânîmize mâni‘ olup cebren kânûn üzre bâcımız alup gulüvv-i âm ile bâğımıza silâh ile gelüp niçe âdemlerimiz mecrûh etdikleri sicill-i şer‘-i Resûl'de kayd olunup huccetleri huzûr-ı izzete gönderilir. Yine böyle iken ol zalemeler mukaddem târîh ile sultânıma varup tasdî‘ edüp anların dürûğ kelâmlarıyla yine niçe iftirâ-gûne ta‘n-âmîz kelimâtlar tahrîr etmişsüz. Mu‘ammer olun, eğer bu abd-i kemter Abdâl za‘îf-i ahkar sultânım ile hukûk-ı sâbıkamıza mağrûr olup bir bed evzâ‘ [u] etvâr bu bendelerinden sâdır oldu ise " Arapça âyeti üzre tevbeler olsun. Arapça mazmûnu üzre cemî‘i cürmümüzü afv edin kim bizim üzerimize hüsn-i nazarınız olmuşken ahd [ü] emânınızdan rücû‘ etmen. Zirâ siz halîfe-i rûy-ı zemin vüzerâlarısuz kim ve hulefâ’i'r-râşidîni'l-mürşidîn min ba‘dihî ve vüzerâ’i fî ahdih'dir. Bu âlem-i kevn-i fesâdda nizâm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ eylemesiyle bu dünyâ âsûde-hâl olmuşdur. Lutf edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn ervâhları içün ve sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh başıyçün olsun beyne'l-akrân bu hakîri şermsâr edüp münkesir-i hâtır ile huzûr-ı şerîfe küstâhâne mektûbumuz ile Zeynel Ağa'mız gönderüp hilâf-ı inhâ eyle şikâyet eyleyenlerimizi tatyîb-i hâtır edüp mâbeynimiz ıslâh edüp bu hakîri pâymâl etmeyesiz, ve's-selâm.. Bâkî olasız, bâkî."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a–261b ·
metinde göster ·