Ve bunda hizmet eden bostâncılar cümle sâhib-i sülûk sulehâ-yı ümmetden kimesnelerdir ve elbette ber-hordâr olurlar. Zîrâ İslâmbol feth olunca Akşemseddîn hazretleri bu câ-yı dil-küşâda sâkin olup cümle merdân ve erba‘în çıkarırdı ve hidmet edenlere hayr du‘â ederdi. Anıniçün huddâmları ber-hordâr-ı ömr olurlar. Ve bizzât Ebü'l-feth mübârek dest-i şerîfleri ile yedi servi dikmişdir. Cümleden serâmed mevzûn u hemvâr sebiz-gûn serv(er)lerdir. Ve bir serv dahi {Akşemseddîn hazretleri} mübârek dest-i şerîfleri ile diküp hâsıl etmişdir. Bi-emrillâhi Ta‘âlâ âdetullâh bunun üzerine cârîdir kim serv dırahtı sebiz-gûn olur. Ammâ bu serviyi Akşemseddîn dikmek ile ak serv hâsıl olmuşdur. Hâlâ zamânımızda temâşâgâhdır kim Çimşîrlik havzının kurbünde idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 124b ·
metinde göster ·
… olup tahtırevânlar üzre dükkânların niçe gûne kütâne ve zergerdân ve miyâne ve
merdâne ve
zenâne ve lorta ve rûzgâr ölüsü ve sarây ve kurd ağzı ve tilleli ve kubâdî ve s …
İslâmbol içre pabuccu bekârı 195b perkâr [u] cengkâr yiğitlerdir. Cümlesi pâ-bürehne ve ser-bürehne pür-silâh olup tahtırevânlar üzre dükkânların niçe gûne kütâne ve zergerdân ve miyâne ve merdâne ve zenâne ve lorta ve rûzgâr ölüsü ve sarây ve kurd ağzı ve tilleli ve kubâdî ve serhadli ve paşmaklar ile dükkânların zeyn edüp ve pabuc içinde bir pabuc ve çizme içinde bir çizme dahi ve dörd pabuc taban tabana bir yerde ve beş paşmak bir yerde ve âdem kaddi içine iki âdem sığar çizmeleri ve gayrı eşyâları dükkânlarında arz-ı kâlâ ederek pür-silâh ellerinde tuç ve câm ve tıhtâb ve çimşîr muştalar ile ubûr ederken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 195a–195b ·
metinde göster ·
… de beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli
merdsin ve
yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" de …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… aviyyü'l-bünye idi ve savtı bülend idi ve kitifleri vâsi‘ ve şîrâne ve bâzûları
merdâne ve
kemeri ince ve tabanları vâsi‘ce ve her harekât [u] sekenâtları pâdişâhâne idi.
Evvelâ hân-ı âlîşân yedi yüz yetmiş fünûnda yed-i tûlâ sâhibi ferîd-i asr ve garîbü'l-heykel kimesnedir. Hilye-i eşkâli oldur kim evvelâ kasîrü'l-kâme ve gerdeni kısa ve esmerü'l-levn ve burnu sehel minkârîce ve alnı vâsi‘ gök ala gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve gûşları iri ve bıyıkları gür ve sakalı kırgıl, ol asır ki bin altmış târîhi idi, sinni yetmiş seneye yetmiş idi. Ammâ zinde ve kaviyyü'l-bünye idi ve savtı bülend idi ve kitifleri vâsi‘ ve şîrâne ve bâzûları merdâne ve kemeri ince ve tabanları vâsi‘ce ve her harekât [u] sekenâtları pâdişâhâne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b ·
metinde göster ·
Melik Şemkin ve Melik Behistivân ve Melik Kapus ve Melik Menûçehr ve Melik Enûş …
Cemî‘i müverrihân-ı cihân kavilleri üzre bu sûr-ı ibret-nümûn olan İmâdiyye hakkında müttefekun aleyh olup eyle tahrîr ü terkîm eylemişlerdir. Ba‘de't-Tûfân-ı Hazret-i Nûh Necî bu mahallere karîb cebel-i Cûde üzre necât bulup keştî-i Nûh'dan çıkan benî Âdem bu edîm-i arza istîlâ edüp her biri bir diyâra perîşân olup cây-ı vatan edindiler. Ammâ bu İmâdiyye gârlarında ibtidâ vatan edinen Âl-i Amâlika'dan Keyûmers oğlu Behdînân bu İmâdiyye kûhunda tavattun edinüp üç yüz sene kâmil mu‘ammer olup evlâd-ı evlâdı tenâsül buldu. Anınçün bu kûh-ı İmâdiyye'ye vilâyet-i Behdînân derler. Ba‘dehû niçe mülûkdan mülûka bu İmâdiyye intikâl edüp âhir Hazret-i İsâ asrından sonra Âl-i Benî Ziyâd'a nakl edüp Melik Merdâvenc ve Melik Şemkin ve Melik Behistivân ve Melik Kapus ve Melik Menûçehr ve Melik Enûşirvân nâmân melikler cümle cehele-i dalâlet-âyînlerden olup bu İmâdiyye'ye ve Irâk u Medâyin'e mâlikler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 376b ·
metinde göster ·
… geri dönüp kâfir iki asker arasında kalup cümle kefere kayalar arasına sepişüp
merdâne ve
dilîrâne hakkâ ki ey ceng etdiler.
Hemân bizim Yûsuf Kethüdâ'mız ibtidâ "Allâh Allâh" deyüp at bırağınca cümlemiz dal-sâtûr-ı Muhammedî olup aç kurd koyuna sunar gibi ve sunar zağar gibi kâfirin ardına düşünce kâfir gördü kim kendü câniblerinden Türk askeri gelir. Hemân kıranlarındaki yayanları kovmadan ferâgat edüp bizüm üzerimize döndüler. Hemân cümle kâfirle alak bulak olup anlar bizlere, biz anlara bizler sokup kırarken ileri kaçan yayalarımız dahi geri dönüp kâfir iki asker arasında kalup cümle kefere kayalar arasına sepişüp merdâne ve dilîrâne hakkâ ki ey ceng etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144a ·
metinde göster ·
akrabâ-yı yâr-ı sâdıkım ve mahrem-i râzımsın, ey mahallinde yetişdin" deyüp hak …
"Evliyâm, hakkâ ki merdsin ve akrabâ-yı yâr-ı sâdıkım ve mahrem-i râzımsın, ey mahallinde yetişdin" deyüp hakîre ol ân bir kat libâs-ı merdân ve bir serâser hil‘at-i sultân geydirüp bir kîse guruş-ı Bundukan in‘âm u ihsân edüp niçe gûne hayr du‘âlar edüp hüddâmlarıma onar altun ve birer çuka ve kumaş ihsânlar edüp dest bûsiyle şeref-yâb olup Ya‘kûb Çavuş nâm benâm-ı hümâm velî-ni‘am hânesinde mihmân olup üç gün Sofya şehrinde mukîm olup hamd-i Hudâ yüzümüz ağıyla emâneti teslîm etdiğimde gûyâ kûh-ı Demâvend bârından halâs olup mesrûr [u] handân oldum ve beyne'l-akrân efendimiz yanında mümtâz oldum. Üçüncü gün Sofya'dan İslâmbol'a gidecek mahalde efendimiz raht u bahtıyla hakîre bir küheylân mu‘teber at, misâl-i sâfinâtü'l-ciyâd esb-i sabâ-sür‘at ihsân edüp süvâr oldum. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40b ·
metinde göster ·
… e mahrem-i râzımsın, ey mahallinde yetişdin" deyüp hakîre ol ân bir kat libâs-ı
merdân ve
bir serâser hil‘at-i sultân geydirüp bir kîse guruş-ı Bundukan in‘âm u ihsân ed …
"Evliyâm, hakkâ ki merdsin ve akrabâ-yı yâr-ı sâdıkım ve mahrem-i râzımsın, ey mahallinde yetişdin" deyüp hakîre ol ân bir kat libâs-ı merdân ve bir serâser hil‘at-i sultân geydirüp bir kîse guruş-ı Bundukan in‘âm u ihsân edüp niçe gûne hayr du‘âlar edüp hüddâmlarıma onar altun ve birer çuka ve kumaş ihsânlar edüp dest bûsiyle şeref-yâb olup Ya‘kûb Çavuş nâm benâm-ı hümâm velî-ni‘am hânesinde mihmân olup üç gün Sofya şehrinde mukîm olup hamd-i Hudâ yüzümüz ağıyla emâneti teslîm etdiğimde gûyâ kûh-ı Demâvend bârından halâs olup mesrûr [u] handân oldum ve beyne'l-akrân efendimiz yanında mümtâz oldum. Üçüncü gün Sofya'dan İslâmbol'a gidecek mahalde efendimiz raht u bahtıyla hakîre bir küheylân mu‘teber at, misâl-i sâfinâtü'l-ciyâd esb-i sabâ-sür‘at ihsân edüp süvâr oldum. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40b ·
metinde göster ·
… eddâdî taş binâ handaklı ve bir kapulu ve bir câmi‘li ve dizdârı ve üç yüz aded
merdüm-hisârı ve
mükellef hâneleri ve kifâyet mikdârı dükkânları ve bir hânı var, lâkin hammâmı …
Andan yine Kopan sancağında Kopan'a 4 sâ‘at karîb kal‘a-i Dünyol, şekl-i müseddes Şeddâdî taş binâ handaklı ve bir kapulu ve bir câmi‘li ve dizdârı ve üç yüz aded merdüm-hisârı ve mükellef hâneleri ve kifâyet mikdârı dükkânları ve bir hânı var, lâkin hammâmı ve gayri imâretleri yokdur.} Niçe yüz pâre kılâ‘ların dahi küffârları bir yere cem‘ olup Raba suyu kenârlarına gitmek üzreler iken bize râst gelüp yüz yetmiş yiğidimiz şehîd olup bu kadar şehîdlerimiz gücile alup kaça kaça işte şimdi geldik. Siz bu kadarca âdemler ile kanda kan içine gidersiz, sakının Balatin gölünden gitmen. Cihânı küffâr dutmuş" deyü cevâb vericek cümle kal‘a ağaları da Balatin gölü yolundan gitmeğe rızâ vermeyüp gerü Seğitvar kal‘ası taraflarına gitmeğe karâr verüp âmâde olduk, ammâ bu mahalde buhayre-i Balatin var, cemî‘i Macaristân ve Frengistân'da meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 10a ·
metinde göster ·
… Mehemmed Hân-ı Râbi‘ hayrâtı olup gâyet ma‘mûr olmuş. Hâlâ dizdârı ve yüz nefer
merdüm-hisârı ve
müstevfâ cebehâneleri var ve hâkim-i şer‘i Seğitvar kadılığı nâ’ibidir.
Ve palanka dîvârları ve handakı dahi metîn ve müstahkem oldu. Mukaddemâ türbe-i mehbıt-ı pür-envâr ve câmi‘ ve mescid ve medrese ve hân ve hammâm ve tekye ve dekâkîn hayrâtları cümle Selîm Hân-ı Sânî'nin iken bu sene-i mübârekde cümle Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘ hayrâtı olup gâyet ma‘mûr olmuş. Hâlâ dizdârı ve yüz nefer merdüm-hisârı ve müstevfâ cebehâneleri var ve hâkim-i şer‘i Seğitvar kadılığı nâ’ibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 11b ·
metinde göster ·
… sipâh kethudâyeri ve Budin yeniçerisi serdârı ve kal‘a dizdârı ve beş yüz nefer
merdüm-hisârı ve
on iki bölük neferât ağavâtları ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve şehir …
Kânûn üzra hîn-i seferde cebelüleri ile üç bin altmış aded müsellah ve mükemmel askeri olur. Ve yüz elli akçe şerîf kazâdır ve nâhiyesi yetmiş altı pâre kurâdır. Nakîbi ve şeyhülislâmı ve sipâh kethudâyeri ve Budin yeniçerisi serdârı ve kal‘a dizdârı ve beş yüz nefer merdüm-hisârı ve on iki bölük neferât ağavâtları ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve şehir kethudâsı ve mi‘mâr ağası ve a‘yân-ı eşrâfı cümle mevcûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 12a ·
metinde göster ·
yeniçeri serdârı ve kethudâyeri ve emîni ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethu …
Ve aşağı dizdâr ve yukaru dizdâr ve iki bin merdüm-hisâr ve yeniçeri serdârı ve kethudâyeri ve emîni ve muhtesibi ve bâcdârı ve şehir kethudâsı ta‘yîn edüp kal‘anın cemî‘i cebehânesin kemâ-kân koyup Serdâr-ı mu‘azzam İbrâhîm Paşa'yı İlok kal‘ası fethine gönderüp kendüleri bizzât sa‘âdetle deryâ-misâl askeri alup Mihaç gazâsına giderler. Ammâ hakkâ ki kal‘a-i Varadin nehr-i Tuna kenârında iç kal‘ası evc-i semâya ser çekmiş bir püşte-i âlî üzre şekl-i müseddes bir Şeddâdî sa‘b kal‘a-i kadîmdir kim müverrihân-ı Macar İskender-i Rûmî zamânında binâ olunmuşdur deyü tahrîr etmişler. Cümle yedi kulle-i azîmleri var ve cümle dendân-ı bedenleri mevzûn ve cânib-i (---) bir kapusu var ve derûn-ı hisârda cümle iki yüz tahta örtülü bâğçesiz daracık evleri vardır. Süleymân Hân Câmi‘i ve cebehânesi ve gılâl anbârları,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32a ·
metinde göster ·
… ve yetmiş kadar tahta örtülü hâneleri ve ve bir câmi‘i ve dizdârı ve elli kadar
merdüm-hisârı ve
kifâyet kadar cebehâneleri var. Bu dahi Sirem livâsı hâkinde İlok kazâsı niyâbe …
Lisân-ı Macar'da (---)(---) Su demekdir. Sene 927 Süleymân Hân asrında dest-i Rüstem Paşa feth edüp münhedim etmişdir. Ba‘dehu elzem-i levâzımından olmak {ile} ağaç palankadan bir müfîd [ü] muhtasar kal‘a olmuşdur. Nehr-i Tuna sâhilinde şekl-i murabba‘ bir kapulu ve yetmiş kadar tahta örtülü hâneleri ve ve bir câmi‘i ve dizdârı ve elli kadar merdüm-hisârı ve kifâyet kadar cebehâneleri var. Bu dahi Sirem livâsı hâkinde İlok kazâsı niyâbetidir. Defterhâne-i pâdişâhîde bu Keyviz kal‘asının ismi Kerevik kal‘asıdır. Zamân-ı kadîmde ma‘mûr imiş. Hâlâ yine câmi‘i ve mesâcidleri ve medresesi ve mektebleri ve tekyeleri 32b ve hammâmı ve hânları ve iskele başında mahzenleri ve kifâyet kadar dükkânları, bunun dahi bâğ ve bâğçeleri hadden efzûndur. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîf iskele (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32a–32b ·
metinde göster ·
… r. Ve Budin yeniçerisi serdâr ve kethudâyeri ve kal‘a dizdârı ve yüz elli nefer
merdüm-hisârı ve
muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve şehir kethudâsı ve kapudanı ve mi‘mâr ağ …
Ve hâlâ kânûn-ı Süleymân Hân üzre bu kal‘a Budin eyâletinde Sirem-mânend-i bâğ-ı İrem sancağı toprağında Budin askeri tarafından zabt olunur on yük akçeye iltizâm emînlikdir. İskelesinde Budun ağalarından bir muhteşem ağa yetmiş seksen hidmetkârıyla hükûmet eder. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân-ı kibâr-ı eşrâfı vardır. Ve kânûn üzre yüz elli akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve Budin yeniçerisi serdâr ve kethudâyeri ve kal‘a dizdârı ve yüz elli nefer merdüm-hisârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve şehir kethudâsı ve kapudanı ve mi‘mâr ağası ve yedi aded kal‘a ağaları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 32b ·
metinde göster ·
… kılıç tîmâr ve alaybeği ve çeribaşı henüz ta‘yîn olunup dizdârı ve üç yüz aded
merdüm-hisârı ve
topçuları ve cebecileri ve Budin yeniçerisi serdârları konup yüz elli akçe pâye …
Beğinin hâssı 400.000 akçe olup 5 kılıç ze‘âmet ve 216 kılıç tîmâr ve alaybeği ve çeribaşı henüz ta‘yîn olunup dizdârı ve üç yüz aded merdüm-hisârı ve topçuları ve cebecileri ve Budin yeniçerisi serdârları konup yüz elli akçe pâyesiyle Budin'den henüz bir âriyetî kadı gelüp şehir henüz amâra başlandı. Meğer mukaddemâ sene 1073 Uyvar altına Ahmed Geray Sultân Kazak askeriyle gelirken bu kal‘ayı harâb u yebâb ve ihrâk-ı kebâb etmişler. Hâlâ henüz amâr etmeğe mübâşeret olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 41b ·
metinde göster ·
… lli akçe şerîf kazâdır. Eğre yeniçerisi serdârı ve kal‘a dizdârı ve seksen aded
merdüm-hisârı ve
muhtesibi ve bâcdârı ve gümrük emîni ve harâc ağası ve mi‘mâr ağası vardır. Kal …
Kal‘ası Segedin sancağı hâkinde nehr-i Tuna kenârında iki kat sa‘b ve metîn kal‘a-i kavîdir ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Eğre yeniçerisi serdârı ve kal‘a dizdârı ve seksen aded merdüm-hisârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve gümrük emîni ve harâc ağası ve mi‘mâr ağası vardır. Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında çâr-kûşe iki kat hisâr-ı üstüvâr ve azîm iskeledir. Cemî‘i Baçka ve Laşka vilâyetlerinin bender-i azîm iskelesi olmak ile tokuz yüz akçe Eğre kulu aklâmıdır. Bu şehrin karşu Tuna nehri kenârı Bata iskelesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78b ·
metinde göster ·
… kal‘a dizdârı ve iç el olup intihâ-i serhad olmamak ile ancak seksen aded nefer
merdüm-hisârı ve
sipâh kethudâyeri ve Budin ve Eğri yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve …
Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve kal‘a dizdârı ve iç el olup intihâ-i serhad olmamak ile ancak seksen aded nefer merdüm-hisârı ve sipâh kethudâyeri ve Budin ve Eğri yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve gümrük emîni ve harâc emîni ve mi‘mâr ağası ve subaşısı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
… â-yı ümmetden âdemlerdir kim yine cümlesi serhadli esbâbı gibi kalpak geyerler.
Merdânı ve
zenânı gâyet mü’eddeb gezerler. Ni‘metleri mebzûl bir alay oğuz tâ’ifelerdir.
Ammâ bu şehrin âb [u] hevâsı latîf olduğundan cemî‘i serhadlerin uşşâkları mâbeyninde Baç mahbûbu memdûh-ı âlemdir. Ve gâyet ganîmet şehirdir. İskelesi kıble cânibine iki sâ‘at ba‘îd Tuna kenârındadır. Karşu Tuna kenârında Budin yolu üzre Sirem sancağı hâkinde palanka-i Sotin bir bayır üzre nümâyândır. Bu Baç halkı dahi kavm-i Boşnak ve Poturca kelimât edüp cümle ticâret ile geçinir sulehâ-yı ümmetden âdemlerdir kim yine cümlesi serhadli esbâbı gibi kalpak geyerler. Merdânı ve zenânı gâyet mü’eddeb gezerler. Ni‘metleri mebzûl bir alay oğuz tâ’ifelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b ·
metinde göster ·
… ında şekl-i murabba‘ bir dolma dîvârlı palankadır. Dizdârı ve seksen aded 80a
merdüm-hisârı ve
yeniçeri serdârı ve Baç kazâsı nâ’ibi var, gayri hâkimleri yokdur. Ve cümle dör …
Bânîsi ma‘lûm değildir. Lâkin kâr-ı kadîm bir rabât-ı azîm imiş. Sehel harâba yüz dutup ol kadar amâr değildir, ammâ fâtihi Süleymân Hân asrında be-dest-i Vezîr Ahmed Paşa sene (---) târîhinde Macar elinden feth etmişdir. Hâlâ Süleymân Hân'ın tahrîri üzre Segedin sancağı hâkinde voyvadalıkdır. Kal‘ası nehr-i Tuna kenârında şekl-i murabba‘ bir dolma dîvârlı palankadır. Dizdârı ve seksen aded 80a merdüm-hisârı ve yeniçeri serdârı ve Baç kazâsı nâ’ibi var, gayri hâkimleri yokdur. Ve cümle dörd aded mihrâbdır. Biri Süleymân Hân câmi‘idir. Mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle yüz seksen kadar kiremitli olduğu kadar fukarâ hâneleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 79b–80a ·
metinde göster ·
emîni ve inâbeti var, gayri hâkimleri kal‘a-i Titel'dedir. Derûn-ı hisârda bir …
Kal‘a dizdârı ve yigirmi nefer merdüm-hisârı ve emîni ve inâbeti var, gayri hâkimleri kal‘a-i Titel'dedir. Derûn-ı hisârda bir kenîseden bozma bir câmi‘i ve birkaç müfîd [ü] muhtasar dükkânları var, ammâ bâğçeleri çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 80a ·
metinde göster ·
muhtesibi ve Eğre yeniçerisi serdârı ve gümrük emîni Tımışvar kulu tarafından y …
Lisân-ı Latin'de (---) demekdir. Bânîsi Erdel kralı Yunak İstifan'dır. Niçe kerre dest-i Âl-i Osmân'a girüp çıkup âhır-ı kâr sene 958 târîhinde Süleymân-ı zamân asrında Koca Mehemmed Paşa fethidir. Çanad sancağı hükmünde voyvadalıkdır, ammâ Allâhu a‘lem evkâf-ı Mehemmed Paşa-yı Tavîl'dir. Beçkerek kazâsı niyâbetidir. Dizdâr ve kırk aded merdüm-hisârı ve muhtesibi ve Eğre yeniçerisi serdârı ve gümrük emîni Tımışvar kulu tarafından yedi yük akçe iltizâma zabt eder. Muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 82a ·
metinde göster ·
… n-mâdâr beş yüz adım cirmli palanka-i müstahkemdir. İçinde dizdârı ve elli aded
merdüm-hisârı ve
cebehânesi ve şâhî şâhâne topları ve beş dükkâncığı ve bir mükellef hâncuğazı v …
Hâlâ Varat hâkinde nehr-i Kara Kiriş kenârında cânib-i erba‘ası ormanlık içinde şekl-i murabba‘ bir metîn ve rıhtım dolma dîvârlı dâ’iren-mâdâr beş yüz adım cirmli palanka-i müstahkemdir. İçinde dizdârı ve elli aded merdüm-hisârı ve cebehânesi ve şâhî şâhâne topları ve beş dükkâncığı ve bir mükellef hâncuğazı var. Ve mezkûr Fekte Batur manastırı hâlâ Hüseyin Paşa {Sultân Mehemmed} câmi‘i etdi. Ve kal‘a kapusu cânib-i garba mekşûf ağaç kapudur. Ve bir sık orman-ı mişeyistânlı zemîne vâki‘ olmağile gâyet mahûf u muhâtara yer olduğundan her bâr Macar katanası keferesi eksik değildir, zîrâ Yanova ile Varat arasında gâyet memerr-i nâsdır. Ve bu kal‘a handakından akan nehr-i Kara Kiriş tâ Erdel vilâyetinde Kolojvar kal‘ası dağlarından ve Şiçevar kal‘ası derelerinden cereyân ederek gelüp bu Fekte Batur kal‘asına uğrayup andan mezkûr Göle kal‘asını reyy edüp andan Eğre eyâletinde Sonlok kal‘ası mâbeyninde nehr-i Tise'ye mahlût olur. Ol kadar latîf su değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 85a ·
metinde göster ·
… nâ edüp katana eşkıyâları aşağı şehri gâret etmiş olur. Dizdârı ve yigirmi aded
merdüm-hisârı ve
dörd aded şâhî topları ve kifâyet mikdârı cebehâneleri var.
Ammâ bu kal‘a cânib-i erba‘asında altışar ve yedişer konak yerden görünür. Batı ve kıble tarafları sahrâ-yı bî-pâyânlı kal‘a-i bâlâdır. Ve bu Virse kal‘asının aşağısında bir gölcüğez kenârında şekl-i murabba‘ dolma ve rıhtım bir musanna‘ palankası var, cirmi kâmil dörd yüz adımdır kim sene (---) târîhinde Fâtih-i Tımışvar Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa Erdel küffârı katanası içün bu aşağı varoş palankasın binâ edüp katana eşkıyâları aşağı şehri gâret etmiş olur. Dizdârı ve yigirmi aded merdüm-hisârı ve dörd aded şâhî topları ve kifâyet mikdârı cebehâneleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 93a ·
metinde göster ·
… ûn üzre sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yigirmi nefer
merdüm-hisârı ve
yüz elli akçe pâyesiyle kadısı ve muhtesibi ve emîni ve bâcdârı ve şehir kethud …
Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth asrında Gâzî (---) Beğ Sırf kâfiri elinden feth edüp mürûr-ı eyyâm ile harâb oldukda sene (---) târîhinde Fâtih-i Varat Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis fermânıyla temel-i kadîmi üzre müceddeden nehr-i Tuna kenârında şekl-i murabba‘ bir dolma rıhtım binâ bir palanka-i ra‘nâ inşâ etmeğile ismine Yeni Palanka derler, ammâ binâ-yı evveli kadîmdir. Derûn-ı hisârda bir ünkâr câmi‘i ve elli aded tahta örtülü hâneleri var. Ancak paşanın sarâyı serâpâ kiremit örtülüdür. Ve hâlâ Modova beği bunda sâkin olur. Hâlâ Mehemmed Hân-ı Sâlis tahrîri üzre Tımışvar eyâletinde Modova beğinin tahtıdır. İki tuğlu paşalara dahi sadaka olunmuş latîf sancakdır. Beğinin hâssı 260.080 akçedir. Ve cümle zu‘amâsı 13 neferdir. Ve cümle erbâb-ı tîmârı 123, çeribaşı ve yüzbaşı ve alaybeğisi vardır. Hîn-i seferde kânûn üzre mezkûr zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârların cebelüleri beğinin tevâbi‘iyle cümle beş bin aded güzîde asker olup Tımışvar muhâfazasına me’mûrlardır. Kânûn üzre sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yigirmi nefer merdüm-hisârı ve yüz elli akçe pâyesiyle kadısı ve muhtesibi ve emîni ve bâcdârı ve şehir kethudâsı ve yedi nefer kal‘a ağaları vardır, ammâ şeyhülislâm ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 93a ·
metinde göster ·
… da voyvadalıkdır. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve elli aded
merdüm-hisârı ve
emîni ve harâc emîni ve bâcdâr[ı] ve muhtesibi ve mi‘mârbaşısı ve kal‘a meremmâ …
Rûmeli'nde Dimetoka karası kurbunda bir Güvercinlik kal‘ası dahi var, ammâ harâbdır, içinde benî âdem yokdur, ammâ bu Tuna Güvercinliği ma‘mûr kal‘adır. Sene (---) târîhinde Ebü'l-feth fethidir, be-dest-i sa‘îd ü şehîd Koca Mehemmed [Mahmûd] Paşa, dest-i Sırf'dan dest-i kuvvet-i bâzû ile feth edüp hâlâ Budin eyâletinde Semendire sancağı toprağında voyvadalıkdır. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve elli aded merdüm-hisârı ve emîni ve harâc emîni ve bâcdâr[ı] ve muhtesibi ve mi‘mârbaşısı ve kal‘a meremmâtına me’mûr mîrâhûr ağası ve yedi nefer kal‘a ağaları ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle kadısı ve yüz kırk aded nâhiye kurâsı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 94a ·
metinde göster ·
… ancakda sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yüz elli aded
merdüm-hisârı ve
azebân ağaları ve martolosân ağaları ve gümrük emîni ve muhtesibi ve bâcdârı ve …
Kânûn üzre bu sancakda sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yüz elli aded merdüm-hisârı ve azebân ağaları ve martolosân ağaları ve gümrük emîni ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve mi‘mâr ağası ve şehir kethudâsı vardır. Ve şer‘-i Resûl-i mübîn tarafından şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle kadısı ve yetmiş pâre nâhiye kurâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 95b ·
metinde göster ·
… anı beş firkate ile deryâda gezer. Ve yeniçeri ocağından dizdârı ve üç yüz aded
merdüm-hisârı ve
cümle tuğ sâhibi sekiz aded kal‘anın ağaları vardır. Bir aceb kânûn kâ‘[id]e-i …
Ve iki yüz âdem ile Kefe kapudanı beş firkate ile deryâda gezer. Ve yeniçeri ocağından dizdârı ve üç yüz aded merdüm-hisârı ve cümle tuğ sâhibi sekiz aded kal‘anın ağaları vardır. Bir aceb kânûn kâ‘[id]e-i atîkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 139a ·
metinde göster ·
… da bir âlî püşte üzde sa‘b kulle-i bâlâdır. İçinde ancak bir dizdârı ve on aded
merdüm-hisârı ve
kifâyet mikdârı cebehânesi var. Sene (---) târîhinde Kantemur Hân Âl-i Osmân'a …
Der-kayd-ı kal‘a-i varoş-ı Topraklı: Bunda bir bayır üzre bu Topraklı şehrini muhâfaza içün şehre havâle bir şekl-i müdevver kârgîr binâ bir kulle-i bâlâsı var, cirmi kâmil iki yüz adımdır. Cânib-i garba bir âlîce yerinde ancak bir demir kapusu var. Ve demir kapulu top mazgalı delikleri var, ammâ etrâfında handakı yokdur. Hemân leb-i d[er]yâda bir âlî püşte üzde sa‘b kulle-i bâlâdır. İçinde ancak bir dizdârı ve on aded merdüm-hisârı ve kifâyet mikdârı cebehânesi var. Sene (---) târîhinde Kantemur Hân Âl-i Osmân'a isyân etdiği asırda (---) kapudan paşa bu Kefe limanına donanma-i hümâyûn ile lenger-endâht oldukda bu kulle-i serâmedi inşâ etmişdir, ammâ hakkâ ki yerinde bir bî-bedel kulle etmişdir. Lâkin henüz şeb [ü] rûz kapusu mesdûd durur. Bu kullenin hâlâ cânib-i erba‘ası mezâristândır. Ana karîb mezkûr Ahmed Efendi tekyesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 141a ·
metinde göster ·
… leri vardır, ammâ müftî ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur. Kal‘a dizdârı ve üç yüz aded
merdüm-hisârı ve
muhtesib ve emîni ve bâcdârı ve yeniçeri serdârı vardır. Lâkin sipâh kethudâyer …
El-hâsıl bu Taman şehrinin enderûn [u] bîrûnunda cümleten tokuz mihrâbdır. Beşi salât-ı cum‘a edâ olunur cevâmi‘lerdir. Gayrileri ümmeten dörd aded mahalle mesâcidleridir. Ve âmmeten bin yüz aded toprak örtülü sâde binâ hânedânlardır. Ve hemeten üç medresedir. Ve yekûneten yedi mektebdir. Ve barıten üç aded tekyedir. Cem‘aten iki hammâmdır kim kal‘adadır. Ve dükeleten beş aded hâncıklar ve kişkeneklerdir. Bu Tatarşa ıstılâhlı bu kadar imâretleri vardır, ammâ müftî ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur. Kal‘a dizdârı ve üç yüz aded merdüm-hisârı ve muhtesib ve emîni ve bâcdârı ve yeniçeri serdârı vardır. Lâkin sipâh kethudâyeriyle gayri hâkimleri yokdur. Ve tarîk-i âmlarında dahi aslâ kaldırımları yokdur. Ve bâğ u bâğçesinin dahi bu cezîrede ve bu şehirde vücûdu yokdur, zîrâ hevâsı gâyet bürûdet üzredir ve suları acıdır. Cümle kuyulara muhtâclardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 145a ·
metinde göster ·
… aded kurâlardır. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve kırk aded
merdüm-hisârı ve
muhtesibi ve bâcdârı vardır, ammâ şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur, zîrâ …
Nâhiyesi (---) aded kurâlardır. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve kırk aded merdüm-hisârı ve muhtesibi ve bâcdârı vardır, ammâ şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı yokdur, zîrâ şehr-i mu‘azzam değildir. Kal‘asını izn-i pâdişâhî ile Hamza Beğ ta‘mîr ü termîm edüp kırk kîse masrûf edüp yine kırk yük akçe kal‘a içün vakf eylemişdir kim kal‘a kullarına vakıfdır kim bu kal‘a kullarının vazîfe-i mu‘ayyeneleri taraf-ı pâdişâhîden değil Hamza Beğ evkâfından verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 241b ·
metinde göster ·
Ve sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve elli aded
merdüm-hisârı ve
şehir kethudâsı ve şehir subaşısı ve harâc emîni ve muhtesib ağası ve bâcdârı v …
Ve sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve elli aded merdüm-hisârı ve şehir kethudâsı ve şehir subaşısı ve harâc emîni ve muhtesib ağası ve bâcdârı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân-ı kibâr-ı kübbâr ve eşrâfı gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246a ·
metinde göster ·
… dan vâlîsi elli bin guruş tahsîl eder ve kal‘anın dizdâr ağası ve yüz elli aded
merdüm-hisârısı ve
muhtesib ağası ve bâcdâr ağası ve harâc ağası ve emîn ağası ve şehir kethudâsı …
Hâlâ Rûmeli eyâletinde kapudan paşa hükmünde (---) sancağı hâkinde Mekke ve Medîne vakfı olup Kızlarağası nezâretinde maktû‘-ı kalem ve mefrûzu'l-kadem hâss-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûndur. Şer‘-i Resûl-i mübîn tarafından üç yüz akçe pâyesiyle kadısı ve (---) aded nâhiye kurâsı ve müftîsi ve nakîb-i şürefâsı ve sipâh kethudâyerisi ve yeniçeri serdârısı ve dâru's-sa‘âde ağası tarafından vâlîsi elli bin guruş tahsîl eder ve kal‘anın dizdâr ağası ve yüz elli aded merdüm-hisârısı ve muhtesib ağası ve bâcdâr ağası ve harâc ağası ve emîn ağası ve şehir kethudâsı ve mi‘mâr ağası ve şehir subaşısı ve Urûmlar üzre bir patirgâh keferesi var, gayri hâkimleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 251a ·
metinde göster ·
… şrâfı ve sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve iki yüz aded
merdüm-hisârı ve
muhtesib ağası ve bâcdârı ve harâc ağası ve şehir kethudâsı ve mi‘mâr ağası ve …
Ammâ şimdi Mora yetmiş yük akçe muhassıllığı ile başka eyâlet olup vezâret etdiler. Ve bu şehr-i Gördüs paşa hâssı voyvadalığıdır. Ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Meğara kazâsından alçakdır. Cümle 306 aded nâhiye kurâlarıdır. Ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve iki yüz aded merdüm-hisârı ve muhtesib ağası ve bâcdârı ve harâc ağası ve şehir kethudâsı ve mi‘mâr ağası ve niçe yüz aded a‘yân-ı kibârları ve beğ ve beğzâdeler ve paşalar ve paşazâdeler var. Cümleden (---) paşa ve alaybeği ve Zekeriyyâ Efendi ve Azîz Efendi ve Ca‘fer Efendi ve Bekü(?) ve İbrâhîm Beğzâde ve Alî Kethudâ ve Azîz Efendizâde Ahmed Ağa ve Mustafâ Efendi ve oğlu Alaybeği, bu mezkûrûndan mâ‘adâ niçe yüz aded hânedân sâhibleri velî-ni‘am a‘yân-ı kibârlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 257b ·
metinde göster ·
… i ve nakîbi ve kethudâyeri ve yeniçeri serdâr[ı] ve kal‘a dizdârı ve (---) aded
merdüm-hisârı ve
muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve mi‘mârbaşısı ve şehir kethudâsı ve on ik …
Sene 977 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis asrında be-dest-i Kılıç Alî Paşa binâ etmiş bir kal‘a-i zîbâdır kim Mora eyâletinde voyvadalıkdır ve Moton kazâsı nâhiyesidir. Ve müftîsi ve nakîbi ve kethudâyeri ve yeniçeri serdâr[ı] ve kal‘a dizdârı ve (---) aded merdüm-hisârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve harâc emîni ve mi‘mârbaşısı ve şehir kethudâsı ve on iki aded kal‘a ağaları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 267a ·
metinde göster ·
… ve yeniçeriyân serdârı ve a‘yân-ı kibârı ve kal‘a dizdârı ve yigirmi dörd aded
merdüm-hisârı ve
muhtesib ağası ve gümrük emîni ve harâc emîni ve bâcdârı ve mi‘mâr ağası ve şeh …
Ve nakîbü'l-eşrâfı ve aşağı şehir nâ’ibi ve sipâh kethudâyeri ve yeniçeriyân serdârı ve a‘yân-ı kibârı ve kal‘a dizdârı ve yigirmi dörd aded merdüm-hisârı ve muhtesib ağası ve gümrük emîni ve harâc emîni ve bâcdârı ve mi‘mâr ağası ve şehir kethudâsı ve (---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
Ve mahbûb u mahbûbesi yokdur. Halkının reng-i rûyları zerd-rûlardır. Ve
merdâne ve
zenânelerinin libâsları serâpâ çuka elvân ferrâcelerdir. Ve tâze yiğitleri bald …
Ve mahbûb u mahbûbesi yokdur. Halkının reng-i rûyları zerd-rûlardır. Ve merdâne ve zenânelerinin libâsları serâpâ çuka elvân ferrâcelerdir. Ve tâze yiğitleri baldırı çıplak levendâne Cezâyirli tarzı sıkma yelek ve pala bıçak ve başlarında fes geyüp reftâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y32a ·
metinde göster ·
… ahkem burc [u] bârûlu kal‘a-i ra‘nâlardır. Ve başka dizdârları ve yüzer neferât
merdüm-hisârları ve
cebehâneleri vardır. Ve limana nâzır azîm topları vardır, dâ’imâ küffâr havfind …
Ve şehri leb-i deryâda iki burun ortasında bir kumsal yerde şehr-i müzeyyendir. Ve mezkûr iki burunda deryâ içre iki metîn liman kal‘aları inşâ olunmuş kim herbiri metîn ü müstahkem burc [u] bârûlu kal‘a-i ra‘nâlardır. Ve başka dizdârları ve yüzer neferât merdüm-hisârları ve cebehâneleri vardır. Ve limana nâzır azîm topları vardır, dâ’imâ küffâr havfinden âmâdedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y190a ·
metinde göster ·
… ferâgat etdi. Bunlar altı neferdir. Bunlara müverrihîn Âdil derler. Evvelâ Âdil
Merdâvunc ve
Âdil şemkîn ve Âdil Behsân (---) Behset Bûden ve Âdil Kâpûs ve Âdil Menûçehr ve …
Memâlik-i Horâsân ve Cürcân ve Taberistân ve Irâk'a mutasarrıflar idi. Hattâ Enûşirvân Bağdâd'dan Yemen memleketlerine azîmet etmeğe himmet etmişdi, ammâ Yemen tübba‘ları kendüye mutî‘ olup ferâgat etdi. Bunlar altı neferdir. Bunlara müverrihîn Âdil derler. Evvelâ Âdil Merdâvunc ve Âdil şemkîn ve Âdil Behsân (---) Behset Bûden ve Âdil Kâpûs ve Âdil Menûçehr ve Âdil Enûşirvân. Müddet-i saltanatları {(---) sene}. Hattâ efvâh-ı nâsda Hazret-i Risâlet-penâh buyurmuşlar ki; (---) buyururlar (---) kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y19b ·
metinde göster ·