… iki üç kerre deverân etdirirdi. Bu mertebe bir gürbüz er pâdişâh-ı gazanfer-fer
merd [ü]
server idi.
Ve niçe kerre Silihdâ[r] Mûsâ Ağa'yı şâhin gibi kemerinden kapup eyle cüssedâr âdemi bâzû-yı tüvânâsı üzre alup Çemensoffa'yı iki üç kerre deverân etdirirdi. Bu mertebe bir gürbüz er pâdişâh-ı gazanfer-fer merd [ü] server idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
… bir muhammes etmişdir. Ammâ kendüler bir sebük-rûh âlüfte ve âşüfte meşreb bir
merd [ü]
ferd idi. Âhir bin otuz üç hilâlinde gülşen-i hayâtı varağı hâke düşüp Kesegen …
el-Mevlâ Mehemmed bin Yûsuf eş-şehîr Bahşı Efendi: Vilâyet-i Hamîd belîdelerinden Isbarta şehrindendir. Hakkında (---) zâde hiciv-gûne Etrâk lehcesi ile "Deli Bahşı gadı oluyor" deyü bir muhammes etmişdir. Ammâ kendüler bir sebük-rûh âlüfte ve âşüfte meşreb bir merd [ü] ferd idi. Âhir bin otuz üç hilâlinde gülşen-i hayâtı varağı hâke düşüp Kesegen Dede mekâbirinde medfûndur. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 112a ·
metinde göster ·
… . Bu iskelelerin deryâ aşırı karşu tarafı Hâsköy ve Pîrî Paşa kasabalarıdır kim
merd ü
zen fark olunur mikdârı mâbeynehümâları bahr-i mâlihdir. Ve bu şehrin dahi suba …
Bu câ-yı ma‘mûrun dörd aded iskelesi vardır. Biri Yâvedûd iskelesi, biri Defterdâr iskelesi, biri Zâl Paşa iskelesi, biri Hoca Efendi iskelesi. Bu iskelelerin deryâ aşırı karşu tarafı Hâsköy ve Pîrî Paşa kasabalarıdır kim merd ü zen fark olunur mikdârı mâbeynehümâları bahr-i mâlihdir. Ve bu şehrin dahi subaşı ve kadısı vardır. Eyyûb mevleviyyeti nahîyesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 118a ·
metinde göster ·
… ammâmdır. Bu dahi Ebü'l-feth Gâzî binâsıdır. Ammâ âb [u] hevâsı gâyet latîfdir.
Merd [ü]
zenân içün çifte çifte hammâmdır. Haste-hâl olan girse bi-emrillâh şifâ bulur. …
Ve cümle (---) aded hammâmdır. Bu dahi Ebü'l-feth Gâzî binâsıdır. Ammâ âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Merd [ü] zenân içün çifte çifte hammâmdır. Haste-hâl olan girse bi-emrillâh şifâ bulur. Andan gayrı altı yüz sarây hammâmı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 119b ·
metinde göster ·
… ba‘de'l-ışâ tablları döğülüp kapuları sedd olur. Taşrada kalan giremez ve giren
merd ü
ferd ve ehl-i derd çıkamaz. Tâ ki sabâh olunca kapusu küşâde olup herkes kârına …
Evsâf-ı hân-ı mücerredân: Cümlesi (---) aded bekâr ve garîbü'd-diyâr sâhib-i kâr kimselerin odalarıdır. Başka bevvâbları ve odabaşıları vardır. Her gice ba‘de'l-ışâ tablları döğülüp kapuları sedd olur. Taşrada kalan giremez ve giren merd ü ferd ve ehl-i derd çıkamaz. Tâ ki sabâh olunca kapusu küşâde olup herkes kârına ve dükkânına gidüp meşgûl {olurlar}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b ·
metinde göster ·
… r. Bi-emrillah Aşkemseddîn hazretlerinin du‘â-yı hayr berekâtları sebebiyle bir
merd [ü]
zene ve bir mûr [u] mâra bi-emr-i Hudâ aslâ zarar isâbet etmez. Hemân ol kaya n …
Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle sekiz mahalle add olunur. Hikmet-i Hudâ bu mahalleler cümle yalçın kayalar altına vâkı olup pâre pâre kayalar her bâr şehre uçup düşer. Bi-emrillah Aşkemseddîn hazretlerinin du‘â-yı hayr berekâtları sebebiyle bir merd [ü] zene ve bir mûr [u] mâra bi-emr-i Hudâ aslâ zarar isâbet etmez. Hemân ol kaya nereye uçarsa anda hûrd olup kalır. Bu kayalar altında cümle iki yüz hânelerdir. Ammâ medrese ve dârü'l-hadîsi yokdur. Yigirmi mikdârı mekteb-i sıbyânı vardır. Çârsû içinde üç aded kiremit ile mestûr hâneleri vardır. Ve yine derûn-ı sûkda bir latîf hammâm-ı hoş-hevâsı vardır ve deresi içinde firâvan âb-ı revân üzre deverân eder âsiyâb-ı mâları vardır. Ve cümle yetmiş beş dükkânı vardır. Ekseriyyâ nâzük at çulu ve tobra işlediklerinden Torbalı Gönlük derler. Bunda aslâ Yahûdi kefere tavattun edemez. Hemân ol gün mürd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 368a ·
metinde göster ·
… yı kudemâ "Abdüsselâ" ve Bî-rûhu's-sanem" derler. Yaylalarda benî Âdem şeklinde
merd ü
zenli müşekkel şevârib ve lıhyeli kadd [u] kâmet sâhibi bir gûne haşayiş-i zîrû …
âyeti nassı kâtı‘ı tefsîrinde Âdem ve Şîs ve İsâ ile tefsîr etmişler. Ammâ ba‘zı müverrihîn ve müfessirîn "Belî Hazret-i Âdem ihtilâm olup zemînde bir evlâdı zâhir oldu. Ammâ ana hukemâ-yı kudemâ "Abdüsselâ" ve Bî-rûhu's-sanem" derler. Yaylalarda benî Âdem şeklinde merd ü zenli müşekkel şevârib ve lıhyeli kadd [u] kâmet sâhibi bir gûne haşayiş-i zîrûhdur kim hukemâlar edviye içün ka‘r-ı zemînden çıkarırken niçesi denîsi ile cimâ‘ ederken bulunmuşdur. Kâküllerin taraklayup mahbûb çehre sağîr ü kebîr bir gûne mukavvî haşîşdir. Zîrâ menî-i Âdem Safî'den halk olunan budur, Hazret-i Şîs değildir deyü tahkîk ederler. Kavl-i sahîh, Hazret-i Âdem cezîre-i Serendil'de iken kırlangıç kuşu Âdem'e gelüp sakalı telinden Cidde'de Havvâ'ya götürüp Havvâ'nın geysûları telinden Âdem'e getirüp kırlangıç tayrı vâsıtalığiyle az müddetde Hazret-i Âdem Havvâ ana ile cem‘ olup Havvâ hâmile kalup ibtidâ edîm-i arzda rahm-ı mâderden müştakk olan Hazret-i Şîs Nebî'dir kim Âdem'den sonra nebî-yi sânî Şîs'dir ve cemî‘i enbiyâya eb-i sânîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37a ·
metinde göster ·
… re mebnî olmağıla urûcunda usret çekilmek ile derûn-ı kal‘ada benî Âdem'den bir
merd [ü]
zen yokdur. Kırkkilise sancağı hâkinde Burgaz kazâsı hükmünde aşağı kal‘a altın …
Der-medh-i kal‘a-i Eski Poloz: Edirne tekürü akrabâlarından Poloz nâm bir ruhbânın bu mahalde bir deyri var idi. Anın sebebiyle bu kal‘ayı Edirne kralı binâ edüp lisân-ı Yunaniyân üzre Pürgaz-ı Poloz derler. Poloz ve Meleyoroz ve Mavramoloz ve Zarbçayoroz lisân-ı Urûm'da cümle papas ve bıtrîk ismidir. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Edirne'den evvel Gâzi Hudâvendigâr muhâsara edüp fethinde usret çeküp ba‘de'l-feth kal‘asının câ-be-câ burc [u] bârûların münhedim etmişdir, ammâ ta‘mîr [u] termîmi seheldir. Havâlesiz bir püşte-i âli üzre şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuş seng-binâ bir sûr-ı köhne bir kapulu kal‘adır ammâ cebel-i âlî üzre mebnî olmağıla urûcunda usret çekilmek ile derûn-ı kal‘ada benî Âdem'den bir merd [ü] zen yokdur. Kırkkilise sancağı hâkinde Burgaz kazâsı hükmünde aşağı kal‘a altında iki yüz hâneli kefere köyüdür. Sengistân yerler olmağıla lezîz ve âbdâr şıralu engürü olur. Andan cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
… kûyâh-ı sebzezâr ve lâle-ızâr u sayd [u] şikârlı korudur. Ferd-i âferîdeden bir
merd ü
zen bir haşebin almağa kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı vakf …
Ve teferrücgâh-ı Babadağı: Cümle on bir aded mesîregâhdır. Evvelâ şehrin şarkında Kulle bâğları ve Bekir Ağa hânesi ensesinde Yarbağları ve Dede Saltık Sultân korusu bir azîm hıyâbân u çınaristân ve çengelistân ü kûyâh-ı sebzezâr ve lâle-ızâr u sayd [u] şikârlı korudur. Ferd-i âferîdeden bir merd ü zen bir haşebin almağa kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı vakfullah binâlara haşeblerin kat‘ ederler. Anda Sarı Saltık Sultân'ın niçe bin koyunu ve sığırı ve sıpası ve atları ve kısrakları ve taylakları mâl-â-mâldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
Evvelâ cümleden meşhûr-ı âfâk olan diyâr-ı Rûm-ı Yunan'da Konya Merâmı ve Adalya'da İstanâz bâğı ve Mısır'da Feyyûm bâğı ve Şâm'da Mencik bâğı ve Darende'de Darende bâğı ve Malâtıyye'de Aspuzan bâğı; cümle bunlar meşhûr-ı âfâk olup manzûrumuz olduğu üzre evsâfları tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu Diyârbekir sâhil-i Şattu'l-Arab'da olan Reyhân bâğı ve müşebbek bostânı Rûm u Arab u Acem'de nazîri yokdur. Kaçan kim evvel-bahâr faslında Şattu'l-Arab'un tuğyânı mahalli ubûr edüp mâ’-ı zülâli ber-karâr cereyân etmeğe başladıkda Diyârbekir ahâlîsinin bây [u] gedâsı cümle ehl [ü] ıyâlleriyle sâhil-i Şatt'a rıhlet edüp kenâr-ı bahrde âbâ vü ecdâdlarından irsile intikâl etmiş hudûdlarında hayme vü hargâhlariyle meks edüp bostânlarına kavun ve karpuz ve gûnâ-gûn sebzevât ve şükûfe eküp kâr ederler. Ammâ bunda bir gûne reyhân ekerler kim herkesün hudûdu kenârında eküp bir ayda gûyâ olup mızrak kaddi oldukda ol reyhândan 208a içerisi görünmek ihtimâli yokdur. Ve Şattu'l-Arab kenârında cümle külbe-i ahzânlarının der-i dîvârları ve bâbları ve sütûhları cümle reyhândandır. Ve cümle reyhânın yine kökleri zemînde olup cemî‘i bergleri sebz-gûn olup durmadadır ve dâ’imâ zemînden tarâvet bulup büyümededir. Bir hâne reyhân dîvârından görünmek ihtimâli yokdur. Tâ bu mertebe sık reyhânlı külbe-i reyhânlardır kim şeb [u] rûz içinde sâkin olan merd [ü] zenânun dimâğları reyhân ve sâ’ir gül [ü] gülistân [ve] ergavânistân [u] sünbülistânından mu‘attar olur. Ve her bâğun harem bâğları dahi böyle reyhândan külbe-i seyrânlardır. Ve her külbede havz u şadırvânlar cümle Şat nehrindendir. Her bâğ u bostânlar mâ-beyninde Şatt'ı tur‘a tur‘a ve fırka fırka edüp müşebbek bostânlara cereyân etdirmişlerdir. Kâmil yedi ay bu Şat kenârında gece gündüz bir hây [u] hûy ve sâz [u] işret edüp Hüseyn-i Baykara zevkleri ederler. Ve yine cemî‘i ehl-i sanâyi‘ bu bostân faslında kâr [u] kisblerine meşgûl olup cemî‘i ma‘kûlât [u] meşrûbât mevcûddur. Niçe bin âdem şehre çıkup gûnâ-gûn kâr edüp yine ba‘de'l-asr gürûh-gürûh kenâr-ı Şat'da bâğlarına gelüp zevk u safâya meşgûl olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 207b–208a ·
metinde göster ·
… silâh müzeyyen olmuşdur. Cemî‘i dîdebânlar bu bâb-ı azîmde dîdebânlık edüp bir
merd ü
zen kal‘aya girmek ihtimâli yokdur. Zîrâ bir kerre niçe yüz merd-i fetâ zen-i f …
Andan aşağı top delikleri var ammâ sonradan delmişler. Cümle dîvârları köşe köşe çıkup her dirsek kulleleri birbirlerin gözler ve her kulle üzre dîdebânhâneler vardır. Ve cânib-i cenûba aşağı şehre nüzûl eder üç kat demir kapusu vardır kim kapu mâbeynlerinde âlât-ı silâh müzeyyen olmuşdur. Cemî‘i dîdebânlar bu bâb-ı azîmde dîdebânlık edüp bir merd ü zen kal‘aya girmek ihtimâli yokdur. Zîrâ bir kerre niçe yüz merd-i fetâ zen-i fertûte şeklinde kal‘aya girüp kılıç urup feth etdiklerinden hâlâ derûn-ı kal‘aya avret bile komazlar, meğer âşinâlarından bir hâtûn-ı mestûre ola. Bu kapudan gayrı dervezesi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a ·
metinde göster ·
… r'in neftî boyası bir diyâra mahsûs değildir. Cümle boyahâneleri hânlıkdır, bir
merd ü
zen müdâhale edemezler. 225a
Der-beyân-ı çârsû-yı bâzâr-ı bezzâzistân: Cümle bin iki yüz dükkândır. Cümleden mükellef ve mükemmel aşağı varoş-ı kal‘ada Hüsrev Paşa çârsûsu, iki başı demir kapulu serâpâ kârgîr kemer binâlar ile mebnî çârsû-yı ma‘mûrdur kim gûyâ Bursa'nın Gelincik bâzârıdır ve yine bir a‘lâ kârgîr binâ bezzâzistânı vardır ve iki yerde debbâğhâne çârsûsu vardır kim bu Bitlîs'de işlenen elvân sahtiyân ve gûnâ-gûn danedâr sağrı rub‘-ı meskûnda yokdur ve boyahânesi kezâlik üstâd-ı sabbâğlardır kim İspir'in neftî boyası bir diyâra mahsûs değildir. Cümle boyahâneleri hânlıkdır, bir merd ü zen müdâhale edemezler. 225a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 224b–225a ·
metinde göster ·
… mrine bünyâd-ı îmân u gılâz-ı şiddâd olunmuşdu kim zamân-ı hükûmetinizde ünâs-ı
merd ü
zen âsûde-hâl olalar. Re‘âyâ-perverlik bu mudur kim bu kadar askerle bu şehir ü …
"Evvelâ hamd idelim Hâlık-ı Bîçûn'a kim benî Âdeme akl-ı küll verüp cümle hayvânâtdan evvel eşref-i mahlûk etdi kim hayr u şerri ve zarar [u] nef‘i bilüp müfsidîn ve hâsidîn ve mekkârların hiyel ü şeytanatına aldanmayup bî-garaz Müselmanlara taşra umûrun su‘âl edüp hâkimü'l-vakt olan adâlet ide. Yürü ümîddir kim bu zerre-i nâçîzin zerre kadar hatâsın sütür etmeyüp sû-i zan 261b ile deryâ-misâl askeri ser-i sa‘âdetinize cem‘ eyleyüp tarafeynde ceng ü cidâl ve harb ü kıtâl ola da rûz-ı mahşerde sizden su‘âl olunmaz mı ve memâlik-i Âl-i Osmân'ın Bitlîs şehri nehb ü gâret olunursa ve bu kadar evlâd [u] ıyâl haşerât-ı Ekrâd tuğyânıyla pâymâl-i rimâl olursa sa‘âdetlü pâdişâhıma ne cevâb verirsin ve sa‘âdetle bu şehrimize gelüp hânemizde mihmân oldukda bu kadar va‘de-i kerîmeler etdiğinizi ne aceb ferâmûş etdiniz Elkerîmü izâ ahede vefâ" değil midir? Ve bir gün yine bu dâ‘î-i muhlisinizin külbe-i ahzânında buyurdunuz kim "İnşâallah hân karındaşım sana Muş sancağın ihsân etdirüp yarlığ-ı belîğlerin getirdirim." buyurduğunuzdan memnûn olup cihân cihân sürûr-ı şâdân olup bu kadar ahd-i mîsâk emrine bünyâd-ı îmân u gılâz-ı şiddâd olunmuşdu kim zamân-ı hükûmetinizde ünâs-ı merd ü zen âsûde-hâl olalar. Re‘âyâ-perverlik bu mudur kim bu kadar askerle bu şehir üzre gelesin, âsûde-hâl olmak kande kalır ve kande cây-ı menâs bulunur ve bir kerre dahi buyurdunuz kim "Hân karındaşım sen benim velîni‘am efendim Sultân Murâd Hân Gâzî'nin çerâğ-ı efrûhtesi idin, Revân senesinde çok ni‘metin yedik ve hâlâ şimdi bî-hadd ü bî-hisâb ni‘met-i uzmânı tenâvül eyledik, sen dahi ehl [ü] ıyâlinle du‘â-yı hayrımızda olup devâm-ı devlet-i Sultân Mehemmed Hân ed‘iyyesine müdâvim olup zevk u safâda ol." deyü du‘â-yı hayrınızla behremend olduk mülâhazasıyla âsûde-hâl olup kavm-i Ekrâd Malazgird yaylağına çıkarken kânûn-ı pâdişâhî üzre aded-i ağnâm hakkın alalım derken hudûdumuzda olan Mehemmed Beğ Malazgird'den bu kadar asker çeküp Ekrâd'ı himâyete alup Ekrâd'ın koyun hakkın almağa mâni‘ olup biz dahi öşr-i ağnâm almak murâd etdiğimizde anlar bizi dûz eylediler, biz de anları hor eyleyüp mâbeynden bir kaç âdem düşüp demleri heder olduklarına biz dahi mezâhib-i erba‘adan fetvâ-yı şerîfler almışızdır ve yeniçeriler dahi bâc-ı sultânî vermediklerinden mâ‘adâ sâ’ir tüccârın şütür-bârlarına bir zibidi ve zübeydî ve Zeydî ve Zeynî-mezheb yeniçeri bâc-ı sultânîmize mâni‘ olup cebren kânûn üzre bâcımız alup gulüvv-i âm ile bâğımıza silâh ile gelüp niçe âdemlerimiz mecrûh etdikleri sicill-i şer‘-i Resûl'de kayd olunup huccetleri huzûr-ı izzete gönderilir. Yine böyle iken ol zalemeler mukaddem târîh ile sultânıma varup tasdî‘ edüp anların dürûğ kelâmlarıyla yine niçe iftirâ-gûne ta‘n-âmîz kelimâtlar tahrîr etmişsüz. Mu‘ammer olun, eğer bu abd-i kemter Abdâl za‘îf-i ahkar sultânım ile hukûk-ı sâbıkamıza mağrûr olup bir bed evzâ‘ [u] etvâr bu bendelerinden sâdır oldu ise " Arapça âyeti üzre tevbeler olsun. Arapça mazmûnu üzre cemî‘i cürmümüzü afv edin kim bizim üzerimize hüsn-i nazarınız olmuşken ahd [ü] emânınızdan rücû‘ etmen. Zirâ siz halîfe-i rûy-ı zemin vüzerâlarısuz kim ve hulefâ’i'r-râşidîni'l-mürşidîn min ba‘dihî ve vüzerâ’i fî ahdih'dir. Bu âlem-i kevn-i fesâdda nizâm-ı intizâm cemî‘i hükkâmın ahde vefâ eylemesiyle bu dünyâ âsûde-hâl olmuşdur. Lutf edüp Hazret-i Risâlet-penâh ve Çâr-yâr-ı güzîn ervâhları içün ve sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh başıyçün olsun beyne'l-akrân bu hakîri şermsâr edüp münkesir-i hâtır ile huzûr-ı şerîfe küstâhâne mektûbumuz ile Zeynel Ağa'mız gönderüp hilâf-ı inhâ eyle şikâyet eyleyenlerimizi tatyîb-i hâtır edüp mâbeynimiz ıslâh edüp bu hakîri pâymâl etmeyesiz, ve's-selâm.. Bâkî olasız, bâkî."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a–261b ·
metinde göster ·
… ür: "Gelin kızlarım siz de oğlan kuzularımla tevhîde girin" derler. Hemân cümle
merd ü
zen tevhîd ü tezkîre karışdıklarında bir kerre azîz Şeyh Safî mumu söndürüp mer …
Netîce-i kelâm mum söndürme sene (---) târîhinde Hazret-i Şeyh Safî şehr-i Erdebil'de kutbu'l-aktâb mertebesine kadem basdıkda bir gün câzibe-i İlâhî ile vecde gelüp niçe bin ümmet-i Muhammedi tevhîd-i Muhammedîye da‘vet eder ve cümle tevhîde hâzır olanların ehl [ü] ıyâllerin dahi tevhîde da‘vet edüp cümle nisvân burka‘ları ve sarâveşleri ve dutakları ile ve ellerinde eldîvânlarıyla gelüp bir kûşede bu kadar havâtînler tevhîde meşgûl olurlar. Ba‘de'l-gurûb olup ol şeb-i muzlimde {Şeyh Safî bir şem‘-i münevver âşikâre edüp} eydür: "Gelin kızlarım siz de oğlan kuzularımla tevhîde girin" derler. Hemân cümle merd ü zen tevhîd ü tezkîre karışdıklarında bir kerre azîz Şeyh Safî mumu söndürüp merd ü zen karış katış olup kâmil yedi sâ‘at tevhîd-i sultânî olup Şeyh Safî "Ve salli alâ cemî‘i enbiyâ’i ve'l-mürselîn" deyüp el yüze sürüp eydür: "Herkes bu karanlıkda yanında olanları kucaklayup hânesine gitsin" buyurduklarında be-keşf-i kerâmet-i Şeyh Safî cümle halk ol cahrahûn(?) karışıklığında kendi ehlini ve kızını kucaklamış bulunup hânelerine giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296b ·
metinde göster ·
… d ü zen tevhîd ü tezkîre karışdıklarında bir kerre azîz Şeyh Safî mumu söndürüp
merd ü
zen karış katış olup kâmil yedi sâ‘at tevhîd-i sultânî olup Şeyh Safî "Ve salli …
Netîce-i kelâm mum söndürme sene (---) târîhinde Hazret-i Şeyh Safî şehr-i Erdebil'de kutbu'l-aktâb mertebesine kadem basdıkda bir gün câzibe-i İlâhî ile vecde gelüp niçe bin ümmet-i Muhammedi tevhîd-i Muhammedîye da‘vet eder ve cümle tevhîde hâzır olanların ehl [ü] ıyâllerin dahi tevhîde da‘vet edüp cümle nisvân burka‘ları ve sarâveşleri ve dutakları ile ve ellerinde eldîvânlarıyla gelüp bir kûşede bu kadar havâtînler tevhîde meşgûl olurlar. Ba‘de'l-gurûb olup ol şeb-i muzlimde {Şeyh Safî bir şem‘-i münevver âşikâre edüp} eydür: "Gelin kızlarım siz de oğlan kuzularımla tevhîde girin" derler. Hemân cümle merd ü zen tevhîd ü tezkîre karışdıklarında bir kerre azîz Şeyh Safî mumu söndürüp merd ü zen karış katış olup kâmil yedi sâ‘at tevhîd-i sultânî olup Şeyh Safî "Ve salli alâ cemî‘i enbiyâ’i ve'l-mürselîn" deyüp el yüze sürüp eydür: "Herkes bu karanlıkda yanında olanları kucaklayup hânesine gitsin" buyurduklarında be-keşf-i kerâmet-i Şeyh Safî cümle halk ol cahrahûn(?) karışıklığında kendi ehlini ve kızını kucaklamış bulunup hânelerine giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 296b ·
metinde göster ·
… üdür." deyü mezmûm olmuşlar. Ba‘dehû bu Rûmiyye'de medfûn Şeyh Sâlih hazretleri
merd ü
zen bir yere cem‘ olup tevhîd edüp mum söndürmeği men‘ etmişdir. Hâlâ Acem'de d …
Ba‘dehû kendülerinden sonra niçe halîfeleri mum söndürüp ehl ü ıyâlleri bulmada hatâ edüp "Acem mum söndürücüdür." deyü mezmûm olmuşlar. Ba‘dehû bu Rûmiyye'de medfûn Şeyh Sâlih hazretleri merd ü zen bir yere cem‘ olup tevhîd edüp mum söndürmeği men‘ etmişdir. Hâlâ Acem'de dahi vardır. Ammâ Hudâ âlimdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 297a ·
metinde göster ·
… tînden cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye sürseler ve suya ilkâ edüp âbından marîz olan
merd ü
zen nûş etseler bi-emrillahi Ta‘âlâ şifâ bulur. Ammâ kavm-i Acem bu kerâmet-i H …
Mutalsam-ı ibret-nümâ-yı diğer: Nehr-i Nihâvend kûh-ı Elvend'den tulû‘ edüp şehr-i Nihâvend'in mezâri‘âtların saky edüp iner. Cânib-i şimâlde niçe yüz {aded} kendleri rüşş edüp Rûmiyye buhayresine rîzân olur. Nihâvend'e karîb bu nehir kenârında bir gûne ahmerü'l-levn müdevver (müdevver) {Akdeniz'de cezîre-i İlimni'nin} tîn-ı mahtûmı gibi bir yağlı tîn bulunur. Ol tînden cemî‘i emrâz-ı muhtelifeye sürseler ve suya ilkâ edüp âbından marîz olan merd ü zen nûş etseler bi-emrillahi Ta‘âlâ şifâ bulur. Ammâ kavm-i Acem bu kerâmet-i Hazret-i Ömer'le hâsıl olmuşdur, deyü nef‘ini inkâr ederler. Hâlâ ki cümle Sünniyânlar şehir şehir götürüp şifâ bulurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 307b ·
metinde göster ·
… âsı bürûdet üzredir ammâ yây u pâyistânı mahalliyle olduğundan cümle ahâlîsinin
merd [ü]
zenânı ve pîr [ü] cüvânı ve cemî‘i devâbât u hayvânı şahm u lahm sâhibi olup te …
Ve hevâ-yı hûb-ı câvidân: Büldânlar içre bu şehr-i Hemedân'ın hevâsı bürûdet üzredir ammâ yây u pâyistânı mahalliyle olduğundan cümle ahâlîsinin merd [ü] zenânı ve pîr [ü] cüvânı ve cemî‘i devâbât u hayvânı şahm u lahm sâhibi olup ten-dürüst ünâsı ve devâbbı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b ·
metinde göster ·
… dakı ve cisri yokdur. Zîrâ bu mahalde Şattu'l-Arab deryâdır kim arzı üç mildir,
merd ü
zen fark olunmaz ol kadar arîz Şatt'dır. Ve Basra kal‘asının bu Şatt tarafı gây …
Ve Basra'nın üç tarafında handakı vardır. Ammâ Şatt tarafında handakı ve cisri yokdur. Zîrâ bu mahalde Şattu'l-Arab deryâdır kim arzı üç mildir, merd ü zen fark olunmaz ol kadar arîz Şatt'dır. Ve Basra kal‘asının bu Şatt tarafı gâyet metânet üzre mebnîdir. Ve cümle Basra kapusu (---) aded bâb-ı haşeblerdir. Bu bâblara nâzır metîn ü kavî ebrâclar vardır. Evvelâ Bağdâd tarafına Müşrâk kapusu paşalara cirid meydânı ve ıydeyn-i şerîfeynde sıbyânlar ve fetâlar içün Salıncak ve Dollâb meydânı bu kapu tarafındadır. Ve Varoş Cisri kapusu, cânib-i (---) ve Kurna kapusu, taraf-ı (---) mekşûfdur ve Rabât kapusu, Bağdâd tarafına meftûhdur. Ve Mühennâvî kapusu, cânib-i Şatt aşrı Gürdelen'e meftûhdur. Ve Bahr kapuları cânib-i şarka küşâdedir. Ve Hasan-ı Basrî kapusu, taraf-ı kıbleye nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360b ·
metinde göster ·
… etdim, ammâ görmedim, ammâ bu türbe etrâfında olan arslanlar bir ferd-i âferîde
merd ü
zene zarar etmeyüp türbeye benî âdem varsa arslanlar çöle giderler.
El-hâsıl ulu sultândır kim ziyâretgâh-ı hâss u âmmdır. Ve her bâr merkad-i pâk-i pür-envârında Hasanî ve Hüseynî arslanlar gelüp ziyâret etdiklerin niçe bin âdemler görmüşlerdir. Hattâ "Bir esed dâ’imâ merkad-i şerîfin türbedâr ile bekler" dediler, ammâ niçe kerre varup ziyâret etdim, ammâ görmedim, ammâ bu türbe etrâfında olan arslanlar bir ferd-i âferîde merd ü zene zarar etmeyüp türbeye benî âdem varsa arslanlar çöle giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 1b ·
metinde göster ·
… ir mareke-i esrâr idi kim bir merd-i âferîdenin bu esrâr-ı hafiyyesine 6b bir
merd ü
zen vâkıf-ı esrâr olamadılar.
Garâ’ib ü acîbe-i kelâm budur kim bu bir mareke-i esrâr idi kim bir merd-i âferîdenin bu esrâr-ı hafiyyesine 6b bir merd ü zen vâkıf-ı esrâr olamadılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6a–6b ·
metinde göster ·
… ca gılmânlarında ser-i mûdan bir eser olmayup henüz mahbûbu'l-kulûb çağına erer
merd ü
zeni hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr …
Der-sûret-i çîn-i meh-cebîn-i mahbûbe ve mahbûbân: Ol kadar pençe-i âfitâb gılmân u nisvân ve bintânları olur kim yigirmi sene[ye] bâliğ olunca gılmânlarında ser-i mûdan bir eser olmayup henüz mahbûbu'l-kulûb çağına erer merd ü zeni hüsn-i cemâlde ve lütf-i i‘tidâlde olup kelimâtları mevzûn ve dişleri dürr-i meknûn mahbûbları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 87a ·
metinde göster ·
… ârlar ve hacılardır. Bunlar dahi Boşnakça kelimât edüp serhadli esbâbları geyüp
merd [ü]
zenânı mü’eddeb gezerler. Ve dâ’imâ intihâ-i serhadlere yiğitleri çete ve potur …
Ve gâyet ganîme vilâyetdir. Cümle halkı kış geceleri birbirlerine ziyâfet-i azîmler ederler. Cümle gâzîler ve tüccârlar ve hacılardır. Bunlar dahi Boşnakça kelimât edüp serhadli esbâbları geyüp merd [ü] zenânı mü’eddeb gezerler. Ve dâ’imâ intihâ-i serhadlere yiğitleri çete ve poturaya gider. Bu hakîr dahi bu şehri alâ kadri'l-imkân seyr-i temâşâ edüp kal‘a yoklamasından üç yüz guruş alup yine refîkler ile tekrâr kıble tarafına 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 82a ·
metinde göster ·
… letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet çokdur. Ve cümle âşık perestlerdir. Eğer
merd ü
zenlerinin esbâbları çukadır. Başlarında cümle kalpaklardır, ammâ Tatar börkler …
Âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesi gâyet çokdur. Ve cümle âşık perestlerdir. Eğer merd ü zenlerinin esbâbları çukadır. Başlarında cümle kalpaklardır, ammâ Tatar börkleri gibi değildir, bir gayri tarz-ı surâhî kalpak geyerler. Eğer kavm-i Heşdek'in ve millet-i nasârâ-yı Maskov'un avretlerinin yüzleri açık gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 171a ·
metinde göster ·
Der-sûret-i çîn meh-cebîn-i mahbûbe-i mahbûbân: Merd [ü] zenân-ı cüvânân-ı perî rûyları gâyet çokdur. Evvelâ cümle dilberânları gâyet garîb-dost olup semmûr Boşnak kalpağı geyüp Rûmeli gâzîleri gibi sıkma çuka dolamaları gümüş düğmeli ve çakşırları yine gümüş kopçalı ve kubâdî ve pâbuçlu ve serhaddî kontoşlu dilberânları olur. A‘yân-ı eşrâf ihtiyârları yine gûnâ-gûn çuka ferrâce ve semmûr kürk kontoşlar geyüp destâr-ı Muhammedî sararlar. Ba‘zı elfâzlarında "varmısık, gelmısık" deyü ziyâdece tekellüm ederler. {Ekseriyyâ re‘âyâları Rûm, Bulgar ve Çıtak ve Yörük kavmidir kim beyâz abâ ve kebeler geyerler.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 220a ·
metinde göster ·
Ve bir turfe esbâb geyerler, ammâ cümle beyâz abâ kebe olup saçak saçak püsküllüdür. Belleri ince etekleri bol ve yenleri dar esvâb-ı turfe geyüp cümle merd [ü] zenânları başlarına beyâz sarık sararlar, ammâ avretleri siyâh saçların târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a mudhik aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276b ·
metinde göster ·
Ve bu şehir gerçi böyle dere içre vâki‘ olmuşdur, ammâ âb [u] hevâsı rûh-efzâ ve sevâhildir. Ve mahbûb ü mahbûbesi çokdur, ammâ kân-ı sulehâ olmağile merd [ü] zenânı mü’eddeb ve mü’eddebelerdir, zîrâ niçe kibâr-ı evliyânın nazarı ta‘alluk etmiş bir dâr-ı fuzalâdır. Ve hâlâ tâlib-i ilmi ve sâhib-i hilmi çok e‘izze-i kirâmdan kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y87a ·
metinde göster ·
… mihmânlara ve gayrilere Râzık-ı bî-te‘ab Hudâ-yı kerîm tarafından hâs u âmma ve
merd [ü]
zenâna ve pîr [ü] cüvâna nân-ı bî-imtinânı ve çorba-yı firâvânı ve summât-ı bî- …
Ve mâl-ı sadakâtlar ile matbah-ı Keykâvus'unda ni‘met-i firâvân tabh olunup bay [u] gedâya belki kâ’inen menkâne bu tekyegâhı her gâh bi-hasbi'l-merâm ârâmgâh edinen dervîş-i dilrîş-i hırka-pûşâna ve Baba'yı Y 88b her subh [u] şâm ziyâret eden mihmânlara ve gayrilere Râzık-ı bî-te‘ab Hudâ-yı kerîm tarafından hâs u âmma ve merd [ü] zenâna ve pîr [ü] cüvâna nân-ı bî-imtinânı ve çorba-yı firâvânı ve summât-ı bî-kusûru dervîşân-ı abdalâna bast edüp şeb [u] rûz ni‘met-i Baba bu makâmda bî-minnet tenâvül olunur. Ba‘de't-ta‘âm fukarâ-yı ibâdullâh ol makâmda edâ-yı evkât-ı hamse ve zikr-i tevhîd iştigâliyle hoş-hâl olurlar. Dâ’imâ böyle bir nazargâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y88a–Y88b ·
metinde göster ·
… sıl olur, erkekli ve dişili bir otdur, saçı ve sakalı vardır. Pîr [ü] civânı ve
merd [ü]
zenânı var bir otdur kim aceb sun‘-ı Hudâ'dır. Lisân-ı Arab'da "yebrûhu's-sanem …
Bir kavilde "Belî, Hazret-i Âdem'in düşü azup menîsi yere düşdükde Hallâk-ı âlem bir ot halk etdi kim hâlâ ol ot Bingöl yaylasında ve Erceyş ve Demâvend [ve] kûh-ı Elburz ve Bursa'da cebel-i Ruhbân misilli yaylalarda âdem sıfatında hâsıl olur, erkekli ve dişili bir otdur, saçı ve sakalı vardır. Pîr [ü] civânı ve merd [ü] zenânı var bir otdur kim aceb sun‘-ı Hudâ'dır. Lisân-ı Arab'da "yebrûhu's-sanem" ve "abdüsselâm" derler. Ba‘zı hukemâ bu otu edviye içün ma‘âcinlere korlar, gâyet mukavvî ahşâbdır. Hazret-i Âdem'in zemîne düşen menîsinden bu giyâh hâsıl olmuşdur. Yohsa Hazret-i şîs değildir" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y1b ·
metinde göster ·
zen "Lâ-ilâhe illallâh Âdem Safiyullâh" kelimesi idi. Y 2a şîs enîs-i munîs-i …
Ol asırda akd-i nikâh-ı merd [ü] zen "Lâ-ilâhe illallâh Âdem Safiyullâh" kelimesi idi. Y 2a şîs enîs-i munîs-i gam-güsârı olan hûrî ile şâm-ı cennet-meşâm hâkinde Havrân nevâhîlerine varup anda sâkin oldular. Hûrândan galat Havrân derler. Bâlâdaki cild-i (---) mufassal tahrîr olunmuşdur. Ve Hazret-i Âdem iptidâ Serendîb'i mekân edindi. Mekân-ı evveli Bin[göl] yaylasında mekân-ı Serendîl Hazret-i Âdem'in mekân-ı Serendîb, ikinci mekânı cebel-i Arafât, üçüncü mekânı izn-i Rabbü'l-İzzet ile Q 160a Mekke-i mükerreme yerine gelüp vatan edindiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y1b–Y2a ·
metinde göster ·
… lli râb vardır ya‘nî evli hânlarıdır, mücerred âdem komazlar. Avret ve oğlan ve
merd [ü]
zenân bir yerdedir, mahrem nâ-mahrem yokdur, bir turfe kârhânedir kim içine gir …
Bunlardan mâ‘adâ Mısır içinde sekiz yüz elli râb vardır ya‘nî evli hânlarıdır, mücerred âdem komazlar. Avret ve oğlan ve merd [ü] zenân bir yerdedir, mahrem nâ-mahrem yokdur, bir turfe kârhânedir kim içine girenin burnunun orta direği düşüp âdem Şâm cinnine döner. Ne‘ûzu billâh cümle fellâhîn ve Hazarî kavimleri sâkindir, gayrı kavmi dahi komazlar. Kat-ender-kat mukassî hücrelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y119a ·
metinde göster ·
nisvânı ale's-sabâh kadem-i şerîfin istikbâline çıkup muntazır olurlar. Sultân …
Fî'l-hâl Sultân Ahmed bir hatt-ı şerîf ile Murâd Re’îs'i Mısır vezîrine irsâl eder. Anlar dahi Kademü'n-Nebî'yi Kayıtbay'dan kal‘ ederken bir ra‘d u berk ve rîh-i sarsarlar esüp kadem-i şerîfi çıkarmadan ferâgat edüp vukû‘u üzre der-i devlete arz edüp yine müstakıllen bir hatt-ı şerîf ile bir ser-bevvâbân-ı Dergâh-ı âlî gelüp Kayıtbay kubbesinde bin En‘âm-ı şerîf tilâvet edüp âhir kadem-i şerîfi İskenderiyye'den kadırga ile Murâd Re’îs yüz bin renc [ü] anâ ve âlâm [u] şedâyid çekerek yedi ayda Sultân Ahmed'e haberi varup ol gece kadem-i şerîfi Y 136b Sultân Ahmed Eyyûb Sultân'a gönderüp asker-i âl-i Osmân'a alay-ı azîm tenbîh olunup İslâmbol'un pîr [ü] civânı kebîr [ü] sıbyânı ve merd [ü] nisvânı ale's-sabâh kadem-i şerîfin istikbâline çıkup muntazır olurlar. Sultân Ahmed kânûn-ı pâdişâhî üzre alay-ı azîm ile Ebâ Eyyûb-ı Ensârî'ye varup pây-i şerîfe yüz sürüp ser-i sa‘âdetleri üzre koyup gezdirirken bi'l-bedâhe nutk-ı şerîflerinden bu ebyât-ı dürerbâr-ı cevâhir-nisâr sâdır olur. Kıt‘a:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y136a–Y136b ·
metinde göster ·
Bu alay dahi bâlâda paşanın alay ile Mısır'a girdiği gibidir, ammâ bu alayda ulemâ ve sulehâ ve şürefâ ve tavâşî ağavâtlar vardır. İbtidâ alay yürümezden evvel sabâhdan yâhûd bir iki gün mukaddem Mısır'ın a‘yân [u] eşrâfı ve pîr [ü] cüvânı ve merd [ü] nisvânı dükkânlar dutup yollar üzre iç kal‘adan tâ Bulağ'a varınca kat-ender-kat iki sâ‘at yer âdem deryâsı gibi pür olup paşanın gelmesine muntazır olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y151a ·
metinde göster ·
… u Mısır'ın şâhrâhının her tarafında kat-ender-kat pîr [u] cüvân, sağîr ü kebîr,
merd [ü]
nisvân istikbâle durup paşa bunlara selâm verdikçe nisvân tâ’ifesi zılgıt na‘ra …
Ba‘de't-ta‘âm paşa âdet-i kadîmesi üzre ke'l-evvel cümle asâkir-i Mısır ile esb-i sabâ-reftârları ile alay-ı sâlis ederek saf saf, mevc mevc, fevc fevc, alay alay, bölük bölük asâkir-i İslâm kavânîn [ü] kâ‘ideleri üzre ale't-tertîb çifte çifte atbaşı berâber muhteşemâne şevket [ü] vakâr ile gürûh gürûh ubûr ederler. Paşa dahi pâdişâhâne selîmîsi üzre iki otağasını ser-i sa‘âdetine zeyn kılup semmûr kabaniçse üzre murassa‘ tîrkeş ile ubûr edüp bu Mısır'ın şâhrâhının her tarafında kat-ender-kat pîr [u] cüvân, sağîr ü kebîr, merd [ü] nisvân istikbâle durup paşa bunlara selâm verdikçe nisvân tâ’ifesi zılgıt na‘rası ederler, ve ihtiyârlar ve şeyh u şâblar,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y156a ·
metinde göster ·
… evlûd-ı azîm olur kim vâhidün ke-elfdir. Ve niçe kerre yüz bin sıgâr u kibâr ve
merd [ü]
zenân cem‘ olup deşt-i sahrâ(yı) hadden bîrûn ve kıyâsdan efzûn benî âdem cem‘ …
Ve âdem deryâsı gelüp cemî‘i âyende vü revendeye ni‘met mebzûl olup bir mevlûd-ı azîm olur kim vâhidün ke-elfdir. Ve niçe kerre yüz bin sıgâr u kibâr ve merd [ü] zenân cem‘ olup deşt-i sahrâ(yı) hadden bîrûn ve kıyâsdan efzûn benî âdem cem‘ olup taraf taraf ziyâretlere giderler. Zîrâ bu mahalde niçe bin sahâbe-i kirâm ve kibâr-ı evliyâullâhlar medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y224a ·
metinde göster ·
A‘yân havâtînleri selâmiyye takye geyerler. Ve ayaklarında âsumânî pâypûç ve âsumânî iç edik ve ba‘zılar sarı pâypûş ve sarı iç edik geyerler. Ve hımârlara süvâr olup sokak sokak gezerler. Müşk [ü] amber râyihası esvâk-ı sultânîyi mu‘attar eder. Ammâ cemî‘i diyârın mahbûb [u] mahbûbeleri memdûh-ı âlemdir, ammâ bi-emrillâh Mısır'ın merd [ü] zenânında mahbûb u mahbûbe olmaz, aceb hikmetdir. Meğer ba‘zı devlet-mend âdemler Behce ve Hınâdî ve Hazarî Urbânından kızlar alırlar, ve Rûm'dan mümtâz [u] müstesnâ mahbûbe duhter-i pâkîze-ahter nâ-şüküfte gonca-fem bâkireler getürürler kim herbiri birer Mısır hazînesi değer sâhib-cemâl ve latîfü'l-i‘tidâl hûb-manzar ve perî-peyker hadden efzûn şems-i tâbân-misâl hüsn-i cemâl sâhibi mahbûbeleri olur kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y243a ·
metinde göster ·
… kîk cârî olur. Ba‘de'l-mevlûd ol âb-ı latîf üzre bay u gedâ ve pîr [ü] civân ve
merd [ü]
zenân ve cümle kibâr-ı meşâyihân Y 271b cem‘ olup du‘â vü senâ etdükçe kan ke …
Ve niçe yüz bin kayasa ve kayık ehl-i züvvârı götürüp getirmede. Ve haymeler ile çârsû-yı bâzârda ayş [u] işret olunmada. Bir cem‘iyyet-i kübrâ olur kim gûyâ ıyd-ı Hârezmşâhîdir. Mâh-ı Temmûz'da bundan gayrı yerde böyle cem‘iyyet-i kübrâ olmazdır. Zîrâ Ebû Hüreyre hazretlerinin merkad-i pür-envârı kubbe-i nühtâkının cânib-i şarkîsinde bir âb-ı latîf çıkar, ana Ayn-ı Hirre derler, gûyâ kedi gözü gibi mücellâ ve berrâk olduğundan Ayn-ı Hirre derler. Ebû Hüreyre hazretlerinin kerâmetiyle hurûc etmişdir. Âsitâne-i Ebû Hüreyre'de olan niçe bin hirreler bu âb-ı nâbdan nûş edüp bi-emrillâh def‘-i cû‘ ve def‘-i atşân eder. Yohsa ol kadar bin gürbelerin bir yerden ta‘yînleri yokdur, ancak ol su ile kifâflanırlar, anıniçün Ayn-ı Hirre derler. Eyyâm-ı Temmûz'da kırk gün kan cereyân eder. Zîrâ Ebû Hüreyre gazâ-yı Mısır'da mecrûh olduğu sâ‘at kanı yere düşdükde bu âb zemînden kan cereyân eder. Tâ ki kırk gün tamâm olup ol cerâhatden Ebû Hüreyre şehîd olduğu sâ‘at beyâz ve koyu cereyân eder. Hâlâ ile'l-ân mevlûd günlerine gelince mâh-ı Temmûz'da kızıl kan akar. Ol günde hâ’iza hâtûnlar kanlı suyundan nûş edüp hayızdan kesilirler. Tâ ki mevlûd günleri olunca bi-emrillâh kan dinüp âb-ı rakîk cârî olur. Ba‘de'l-mevlûd ol âb-ı latîf üzre bay u gedâ ve pîr [ü] civân ve merd [ü] zenân ve cümle kibâr-ı meşâyihân Y 271b cem‘ olup du‘â vü senâ etdükçe kan kesilüp zülâl-i musaffâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y271a–Y271b ·
metinde göster ·
zenânının avret yerlerinde birer pâre meşin vardır, ammâ yine hareket eylese he …
Ammâ bu kavmin cümlesi uryândır. Ancak merd [ü] zenânının avret yerlerinde birer pâre meşin vardır, ammâ yine hareket eylese her uzuvları âşikâre olur. Hayvân mesâbesinde bir alay mahlûk-ı Hudâ'dır. Müddet-i medîd-i ömürlerinde su içmemiş âdemleri vardır, cümle deve südü içüp darı ekmeği yerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y310a ·
metinde göster ·
… -i Bathâ'dan olduğıyçün kabâ’il-i Y 362b Urbân şeyh Bath derler. Ziyâretgâh-ı
merd [ü]
zenândır.
Evvelâ şeyh-i millet ve kutb-ı devlet Hazret-i eş-şeyh Alî Bath-ı Millet: Mekke'de vâdî-i Bathâ'dan olduğıyçün kabâ’il-i Y 362b Urbân şeyh Bath derler. Ziyâretgâh-ı merd [ü] zenândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y362a–Y362b ·
metinde göster ·
zenân ve sıbyân cem‘iyyet ile sâhil-i Nîl'e varup nobutlar ile Nîl'i ura ura su …
Bu tur‘a içine timsâhlar girmeden havf ederler. Zîrâ bu tur‘a Nîl'den ayrılduğı mahalde bir amûdda timsâh tılısmı vardır. Hemân timsâh bu tur‘aya girince karnı üstüne gelüp mürd olur. Ol ecilden timsâh harâmzâdeler Nîl'in kırmızı çamurlu akduğı mahalde âdem cüssesi kadar ve dahi küçük sengîn taşlar yudup Y 371b ağır olur, kâmil kırk gün Nîl dibinde cezîreler mâbeyninde erba‘în çeküp yatır. Ol mahalde ibâdullâhın evlâdları ve hayvânâtları bî-pâk [ü] bî-pervâ Nîl kenârına varup def‘-i atşân ederler. Ammâ gayrı zamân merd [ü] zenân ve sıbyân cem‘iyyet ile sâhil-i Nîl'e varup nobutlar ile Nîl'i ura ura su alırlar. Mel‘ûn timsâh ba‘zı mahalde fırsat bulup atları ve develeri kapup Nîl'e çeküp cezîrelerde tenâvül eder. Gâyet zorlu mel‘ûndur, illâ karada mahâreti yokdur, zîrâ elleri ve kıç ayakları kuvvetsizdir; mahâreti Nîl'de kuyruğuyladır. Ba‘zı âdemi bütün yudar. Küçük ma‘sûmları hod evlâ bi't-tarîk yudar. Ammâ ba‘zı mel‘ûnu mezkûr tur‘a-i Reml şiddeti mahallinde toparlayup tur‘aya dâhil olunca te’sîr-i tılısmâtdan mürd olup fellâhîn derilerin kapularına mıhlarlar. Bu tur‘ayı ubûr edüp yine cenûba 7 sâ‘at gidüp Nîl'den ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y371a–Y371b ·
metinde göster ·
… i beher sene üç kerre kuzular, ammâ gâyet nahîf ü za‘îf kuzuları hâsıl olur. Ve
merd [ü]
zenânı on senede bâliğ olur. Yedi ayda ve sekiz ayda vaz‘-ı haml etdükde ikiz d …
Hikmet-i Hudâ, havâsının letâfetinden zenânesi ve hayvânları senede ikişer ikişer doğurur. Ammâ âdemden gayrı behâyimleri beher sene üç kerre kuzular, ammâ gâyet nahîf ü za‘îf kuzuları hâsıl olur. Ve merd [ü] zenânı on senede bâliğ olur. Yedi ayda ve sekiz ayda vaz‘-ı haml etdükde ikiz doğar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y408b ·
metinde göster ·