… emi bâzû-yı tüvânâsı üzre alup Çemensoffa'yı iki üç kerre deverân etdirirdi. Bu
mertebe bir
gürbüz er pâdişâh-ı gazanfer-fer merd [ü] server idi.
Ve niçe kerre Silihdâ[r] Mûsâ Ağa'yı şâhin gibi kemerinden kapup eyle cüssedâr âdemi bâzû-yı tüvânâsı üzre alup Çemensoffa'yı iki üç kerre deverân etdirirdi. Bu mertebe bir gürbüz er pâdişâh-ı gazanfer-fer merd [ü] server idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72a ·
metinde göster ·
… s edecek ârâmgâh vardır. Niçe şehbâz bahis ile ârâm etmeden çıkamamışdır. Tâ bu
mertebe bir
dik yokuşdur.
Leb-i deryâdaki Mehemmed Ağa câmi‘i dibindeki ol dik sokakdan baş yukaru tâ Cihângîr câmi‘i'ne varınca (---) yüz kademe taş nerdübân ile çıkılır bir daracık tarîkdir kim âdem güc ile bir sâ‘atde urûc eder. Ba‘zı kapu önlerinde teneffüs edecek ârâmgâh vardır. Niçe şehbâz bahis ile ârâm etmeden çıkamamışdır. Tâ bu mertebe bir dik yokuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132b ·
metinde göster ·
İşte bu mertebe bir kûh-ı bâlâ üzre çâr-kûşe dîvâr üzerine çâr-kûşe [ve] harpüşte kurşum örtülü kubbedir. Zîrâ ol kûh-ı bâlâ üzre ağır binâ olmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132b ·
metinde göster ·
… sım Ağazâde Mustafâ Çelebi bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim ta‘bîr olunmaz tâ bu
mertebe bir
hân-ı kadîm ve hayrât-ı azîmdir kim Arab u Acem'de Katîfe Hânı meşhûr-ı âfâkdır …
Şâm hâkinde sene (---) târîhinde Mehemmed Hân vezîrlerinden Fâtih-i Yemen Sinân Paşa evkâfıdır. Bir çöl [ü] çölistân içre kal‘a-misâl toplu ve tüfenkli bir hân-ı azîmdir. Üç yüz asker ile mütevellîsi hâkimdir. Yetmiş pâre kasaba-misâl evkâf kurâları vardır. Bu hâna on bin âdem atiyle deve katar-ı mehâriyle gelüp meks etseler yine bir cânibi hâlî kalır, tâ bu mertebe hâyrât-ı azîmdir. Gûnâ-gûn kâ‘alar ve müte‘addid hücreler ve mastabalar ve beş bin at alır ıstablı ve başka develiği ve başka harem odaları ve imâreti ve kilârı ve furûnu ve müferrâh hammâmı ve kırk aded dükkânları ve başka mütevellî sarâyı ve paşalar içün başka sarâylı bir hân-ı azîmdir kim cümle âsâr-ı binâsı kârgîr kıbâblar ile inşâ olunmuştur. Cümle rûy-ı dîvâr silâh asacak demir çengeller ile ârâste ve cümle atları kayd-bend edecek hadîd halkalar ile pîrâste ve haremin vasatında bir havz-ı azîm ile müzeyyen bî-kusûr hân-ı azîmdir ve subh [u] mesâ cemî‘i müsâfirîne her ocak başına birer bakır sini ile beşer tas lahm pâreleriyle buğday çorbası ve âdem başına birer nân ve her ocağa birer şem‘-i revgan ma‘a şem‘dân hüddâmlar getirirler ve her gice cemî‘i müsafirînin atlarına ve deve ve katırlarına birer alîk yem mukarrerdir. Murtezâ Paşa efendimize mütevellî Kâsım Ağazâde Mustafâ Çelebi bir ziyâfet-i azîm etmişdir kim ta‘bîr olunmaz tâ bu mertebe bir hân-ı kadîm ve hayrât-ı azîmdir kim Arab u Acem'de Katîfe Hânı meşhûr-ı âfâkdır. Andan yine cânib-i kıbleye 6 sâ‘atde, 28b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28a–28b ·
metinde göster ·
… a ve cümle koyunlarına beher yevm yetmiş katır yükü tuz harc olunur imiş. Tâ bu
mertebe bir
kayser-ı Rûm-ı Cem-şân imiş. Anın zamânında bu Mar‘aş eyle ma‘mûr imiş kim şehr …
Cümleden şehr içinde Alâüddevle câmi‘i haremindeki değirman gâyet serî‘ âsiyâbdır. Cümle cemâ‘at-ı kesîre bunun mîzâbından tecdîd-i vuzû‘ ederler. Bu şehrin cânib-i (---) bir yaylağ-ı kûh-ı bülend vardır. İsmine (---)(---) derler, bir cebel-i bülenddir kim vasfında lisân kâsırdır. Ol cebel-i müntehânın tâ zirve-i a‘lâsında bir havz-ı azîm vardır. Gûyâ buheyre-misâldır. İsmine Karagöl derler. Şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘at yerdir. Bu Karagöl havzı kurbunda bir sarnıc-ı azîm vardır. Tûlen ve arzen dörder yüz adımdır. Zamân-ı kadîmde Cimcime kayserin bu yaylalarda ve Göksun yaylasında yetmiş bin sürü koyunu ve keçisi ve câmûsı ve sığırı var imiş. Cümle çobânlar bu hayvânâtları sağup süd-i sûdını bu havza döküp andan şehr-i Mar‘aş'a üç sâ‘atlik yer altından beyâz mermer kâriz Cimcime sarâyında havzlara dökülüp andan cümle halka leben-i hâlis bezl olunurmuş. Mâ-bâkîsi matbah-ı Keykâvûs'unda harc olunup âyende vü revendeye südli aş bezl olunurmuş. Bu kayser Cimcime eyle dârâta mâlik imiş kim rûz-merre matbahına ve gayri levâzımâtına ve cümle koyunlarına beher yevm yetmiş katır yükü tuz harc olunur imiş. Tâ bu mertebe bir kayser-ı Rûm-ı Cem-şân imiş. Anın zamânında bu Mar‘aş eyle ma‘mûr imiş kim şehrin bir ucundan bir tarafına horos damdan dama sıçrayup bir dâma giriftâr olmazmış. Hâlâ yine bir ma‘mûr şehr-i müzeyyendir. Bu şehrin cânib-i şarkîsi dağları ardı Elbistân sahrâsıdır. Anda bir nehr cârîdir kim (---) dağlarından gelir Aksu derler, Mar‘aş ve Ayntâb'ın cümle pembe ve pirinci anda hâsıl olur. Ol nehrin beri cânibi Mar‘aş'dır. Öte tarafı Ayntâb'dır kim mâbeyninde Şîr dağı vardır. Tâ cebel-i Arafât'a müntehî bir kûh-ı bâlâdır. Bu kûhlarda ve büleydelerde cümle Türkmân kavmi sâkinlerdir kim lisân-ı kadîm kelimât ederler. İbtidâ lisânları Tatar-ı Buhârâ'dan (---)(---)(---) kalmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62a ·
metinde göster ·
… salâtın dimâğları mu‘attar olup cemâ‘atin câmi‘den taşra çıkacakları gelmez. Bu
mertebe bir
câmi‘-i mu‘attardır.
Kırâ’at olunmasıyçün başka dörd kademe soffası vardır. İki âdem yerinden kaldırmak ihtimâli yokdur. Tâ bu mertebe kelâmullah-ı azîmdir. Garâbet anda kim hattât üstâd bunu niçe tahrîr etdi, ta‘accüb-i temâşâ andadır. Ve ol kadar hüsn-i hatdır kim âyetün min âyâtillahdır. Ammâ derûn-ı câmi‘de sâ’ir ma‘bedhâneler gibi âvîze-i maslûbât-ı musanna‘âtlar yokdur. Ancak her şeb-i muzlimde niçe bin kanâdiller ile çerâğân olur fânûs-ı kanâdiller ve gûnâ-gûn müzehheb [ü] mu‘allâ şem‘dânlar vardır. Ve cânib-i etrâfında tarz-ı kadîm hurde pencerelerin kıblesi hâricinde bir şükûfezâr, gül‘izâr, lâle‘izâr bâğçesi var. Anda olan ezhârâtın râyiha-i tayyibesi cemâ‘atin bînîsin mu‘attar eder. Bunun dahi mütevellîsi cânib-i vakfdan derûn-ı câmi‘i sâf sâf fâğfûrî ve Kâşî çini soffalar ile gûnâ-gûn verd-i handânları ve benefşe ve reyhânları dizüp cümle ehl-i salâtın dimâğları mu‘attar olup cemâ‘atin câmi‘den taşra çıkacakları gelmez. Bu mertebe bir câmi‘-i mu‘attardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152b ·
metinde göster ·
Ulemâ-yı Diyârbekir: "Bizim Şat kavunu râyihasında ola", demişler. Tâ bu
mertebe bir
gûne râyihası var kim tenâvül edenün yâhûd teşemmüm edenün dimâğı pür-anber olu …
Ulemâ-yı Diyârbekir: "Bizim Şat kavunu râyihasında ola", demişler. Tâ bu mertebe bir gûne râyihası var kim tenâvül edenün yâhûd teşemmüm edenün dimâğı pür-anber olur. Ve bu Diyârbekir kavunu kırkar ellişer vukiyye geliri de vardır ve cümle sebz-gûndur. Diyâr diyâr erdiği mahalle dek hedâyâ götürürler. Ve niçe kişiler dârçîn ve karanfil ve pirinç ile Hazret-i Mu‘âviye te’lîfi zerde ta‘âmı yaparlar kim diyâr-ı Rûm'da Atina balından eyle mümessek zerde olmak ihtimâli yokdur, tâ bu mertebe mümessek kavun zerdesi olur. Ammâ karpuzu memdûh değildir. Lâkin reyhânı dahi eyle iri ağaçlar olur kim yedi-sekiz ayda çadırlara direk ve kazık yaparlar. Âteşe yaksalar sünbül-i Hıtayî gibi kokar. El-hâsıl ahâlî-i Diyârbekr'ün bu Şattu'l-Arab kenârında yedi sekiz ay zevk ü safâlarına halk-ı cihân reşk ederler, zîrâ geceleri Kadîr, rûzları ıyd-ı adhâ olup Hüseyin-i Baykara fasılları edüp, "Fânî cihândan sehel kâm aldık" zann ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208a ·
metinde göster ·
… dır, âlî yerde olmağın küçük görünür ammâ içinden bir at geçse mümkündür, tâ bu
mertebe bir
azîm altun halkadır. Anıniçün Altun Halkalı köprü derler.
Bu kantara-i vâcibü's-seyrin pesendîde bir ma‘rifet arz edüp yed-i tûlâsın ayân u beyân etdiği oldur kim tâk-ı Kisrâsının ortasına vaz‘ etdiği kined ta‘bîr etdikleri seng-i hârânın tâ vasatına bir zer-i hâlisden bir halka asmış, nehr-i Araz üzre maslûb durup bir rîh-i şedîd ol halkaya isâbet etse halka-i müdevver hareket eder. Ve ol halkanın da rezesi vardır kim âdem beli kalınlığı vardır. Ve halka kezâlik âdem uyluğu kalınlığı vardır, âlî yerde olmağın küçük görünür ammâ içinden bir at geçse mümkündür, tâ bu mertebe bir azîm altun halkadır. Anıniçün Altun Halkalı köprü derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 16a ·
metinde göster ·
… kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz, lâkin istitâ‘ımız yetdiği
mertebe bir
şemme ta‘rîf ü tavsîfine cür’et edelim.
İbtidâ bânîsi Salsal-ı Konman'dır. Anın zamânında bu kal‘anın ismi Pirgaz-ı Konman idi. Pürgaz, lisân-ı Yunan'da kal‘aya derler. Konman Salsal kralın lakabıdır. Bu kal‘anın şarkî tarafı Karadeniz kenârında Kamerü'l-kum tılsımâtı olmağile Âl-i Cengiziyân'dan bu kal‘a altında niçe kerre yüz bin âdem mürd ve kimi hürr-i şehîd olmuşdur. Ve niçe yüz devletden devlete düşmüş bir kal‘a-i ibret-nümâdır kim diller ile ta‘bîr ve kalemler ile tahrîr olunmaz, lâkin istitâ‘ımız yetdiği mertebe bir şemme ta‘rîf ü tavsîfine cür’et edelim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
ganîmet sefer olup bu sefer ganîmetinden sonra Bâğçesarây'ın ekseriyyâ evlerin …
Tâ bu mertebe bir ganîmet sefer olup bu sefer ganîmetinden sonra Bâğçesarây'ın ekseriyyâ evlerin kırmızı kiremit urdılar. Mâ-tekaddem ekseriyyâ saz örtülü evler idi. Hudâ-yı Lem-yezel Kırım diyârın dahi ziyâde amâr eyleye, zîrâ kân-ı mücâhid fî sebîlillâh yeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44a ·
metinde göster ·
… e lezîz ve kalındır, ammâ üstüne bir penez akçe bıraksan baklavaya batar. Tâ bu
mertebe bir
baklavası olur. Ve bâdemli ve darçın ve karanfilli ve za‘ferânlı lezîz zerdesi …
Ta‘rîf-i ni‘met-i me’kûlât: Cümleden baklava-yı Belgrad Rûm ve Arab u Acem'de meşhûrdur kim sûr-ı azîm ziyâfetlerinde kanlı araba tekerleği kadar bin kat güllâc ve hâs un yuf[k]asından tereyağı ve bâdem ile bir gûne baklavadır kim yerde tennûr içinde pişerler. Ol kadar büyükdür kim furuna sığmaz ve bir baklavayı üç yüz âdem yese doymaz. Tâ bu mertebe büyük ve lezîz ve kalındır, ammâ üstüne bir penez akçe bıraksan baklavaya batar. Tâ bu mertebe bir baklavası olur. Ve bâdemli ve darçın ve karanfilli ve za‘ferânlı lezîz zerdesi bir diyârda olmaz. Ve Mısır tavuğu add etdikleri kırmızı hortum burunlu tavuk kebâbı ve dolma tavuk kapaması ve sazan balığı ve mersin balığı furunu ve beyâz Latin ekmeği ve Zümon kaymağı ve yoğurdu ve (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 115b ·
metinde göster ·
… yârbekir'de, ya‘nî vilâyet-i Kara Âmid'de Mardin ve İmâdiyye kal‘ası ola. Tâ bu
mertebe bir
bî-bedel sûr-ı pür-cedel kal‘adır, ammâ ne cirmde olduğu ma‘lûmum değildir kim …
Lisân-ı Latin'de Kının (---)(---) demekdir. Bu kal‘a-i bâlâ bir sarp saru, kırmızı şahin ve zağanos yuvalı kayanın tâ zirve-i a‘lâsında evc-i semâya münkalib olmuş bir hisâr-ı üstüvârdır kim misli meğer diyâr-ı Diyârbekir'de, ya‘nî vilâyet-i Kara Âmid'de Mardin ve İmâdiyye kal‘ası ola. Tâ bu mertebe bir bî-bedel sûr-ı pür-cedel kal‘adır, ammâ ne cirmde olduğu ma‘lûmum değildir kim cânib-i erba‘asından adımlamak muhâldir, ammâ derûn-ı sûrda cümle (---) aded hâne-i fukarâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138b ·
metinde göster ·
Bir kubbe-i mînâya ve bir minâre-i ulyâya mâlikdir kim kubbesi meğer İslâmbol'da Ayasofya kubbesi ola ve minâresi gerçi bir şerîfedir, ammâ misli meğer Niksâr şehrinde Melik Gâzî câmi‘i minâresi ola. Tâ bu mertebe bir serâmed bâng-ı Muhammedî makâmıdır. Hattâ üstâd-ı bennâ icrâ-yı ma‘rifetin beyân içün bu câmi‘in harem-i azîminin tâ vasatında çınar ve servi dırahtları sâyesinde bir müdevver havz-ı musanna‘ inşâ edüp çeşm-i ibret hîrelenir bir havz-ı şâfi‘îdir. Mezkûr minârenin kadehi ne haremde ve ne san‘at-ı tasarruflarda ise bu havz dahi tâbaka'n-na‘l bi'n-na‘l ile bir mukarnazlı ve sileli(?) ve gilvili mermer havz-ı ibret-nümâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 170a ·
metinde göster ·
… i. Melek Paşa ile görüşmek oldukda hemân samûd abdâlı gibi epsem dururdu. Tâ bu
mertebe bir
Oğuzcakdır kim müddet-i medîd ömrlerinde kendü pâbûşların bilmek ihtimâli yokdu …
Veysî Çelebi eyitdi: "İnşâ’allâh sultânım bu necîb ve reşîd ma‘sûmdan çok ma‘nâ zâhir olup makbûl-i dü-cihân ola" deyü hayır du‘âlar edüp hamd-i Hudâ anların da hüsn-i nazarlarına nâ’il olup, elli seneden sonra şimdi Melek Ahmed Paşa efendimizle Bosnasarâyı mansıbından ma‘zûl olup Rûmeli mansıbına gelirken bu Üsküb nevâhîlerinden Kaçanik nâm kasabaya geldikde Veysîzâde Çelebi ile görüşmek müyesser olmuşdur, ammâ Cenâb-ı Bârî kadirdir kim bu Çelebi'nin pederi Veysî Efendi her ne kadar cihân-ârâ mütebahhirînden füsehâ-yı bulegâ-yı erbâb-ı ma‘ârifden fuzelâ-yı dehr kimesne ise oğlu Çelebi Efendi'nin o kadar aksi bir kelâma kâdir değil, gûyâ mecâzibûndan bir oğuz bülh çelebi idi. Melek Paşa ile görüşmek oldukda hemân samûd abdâlı gibi epsem dururdu. Tâ bu mertebe bir Oğuzcakdır kim müddet-i medîd ömrlerinde kendü pâbûşların bilmek ihtimâli yokdur. Hattâ bir ayağına na‘lın ve bir ayağına 172b çizme geyüp gezer ve gâhîce bir yanına sarı ve bir yanına kırmızı papuç geyüp "Bu şey benim kaydımda(?) olmamışdır" ve selâm verseler, "Ya ben ne diyeyim?" deyü yanındaki huddâmlarına su’âl eder ve ismini su’âl edenlere rub‘ sâ‘atde cevâb verir, ammâ yine ulemâ şeklinde pâk libâslar ile mülebbes bir vecîhü'l-manzar ve müşekkel ak sakallı çelebidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 172a–172b ·
metinde göster ·
… d olan bedîd aktâr nâ-bedîd olurdu. Herkes yanındaki âdemi görmeden kalup tâ bu
mertebe bir
leyle-i muzlim oldu kim gûyâ haşr [ü] neşrden bir nişân oldu.
Hikmet-i Sun‘-ı Hudâ mâh-ı Muharrem'in on dürdüncü gecesi kâmil üç sâ‘at ve dör[d] derece ve üç dakîka hasefü'l-kamer oldu kim on hatve mikdârı ba‘îd olan bedîd aktâr nâ-bedîd olurdu. Herkes yanındaki âdemi görmeden kalup tâ bu mertebe bir leyle-i muzlim oldu kim gûyâ haşr [ü] neşrden bir nişân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109b ·
metinde göster ·
… si kayasından kal‘aya bir lakoz balgam tükürsen balgam kal‘a içine düşer. Tâ bu
mertebe bir
havâleli Leve kal‘asıdır, ammâ bâğ u bâğçesi ve meyvesi çokdur.
Ve bu kal‘ada kırk elli aded dükkândan gayri bir âsâr yokdur, ammâ kal‘anın maşrık tarafındaki dağlar üzre bâğlarında kal‘aya havâlesi çokdur. Hattâ bu bâğlar dağları havâlesi kayasından kal‘aya bir lakoz balgam tükürsen balgam kal‘a içine düşer. Tâ bu mertebe bir havâleli Leve kal‘asıdır, ammâ bâğ u bâğçesi ve meyvesi çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133b ·
metinde göster ·
… î-i kal‘a cümle aşağı varoşda olup şeb [ü] rûz kal‘a kapusu mesdûd durur. Tâ bu
mertebe bir
kal‘a-i bâlâdır, ammâ hâkim kal‘adan garîbdir.
Ve kal‘a içinde benî Âdem olmamak ile yılanı çokdur. Dizdârı ve neferâtları cümle aşağıda olurlar, zîrâ her bâr bu kal‘aya bir ferd-i âferîdenin iktidârları olmaduğundan ahâlî-i kal‘a cümle aşağı varoşda olup şeb [ü] rûz kal‘a kapusu mesdûd durur. Tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır, ammâ hâkim kal‘adan garîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
… ir âdem bir kuzu yese bu âb-ı nâbdan nûş etse ol ân ol insân yine acığır. Tâ bu
mertebe bir
hâzımu'l-ifrât mâ-i zülâldir ve billûr gibi mücellâ ve berrâkdır. Ve sevâhilind …
Ammâ eyle âb-ı hayât suyu var kim bir âdem bir kuzu yese bu âb-ı nâbdan nûş etse ol ân ol insân yine acığır. Tâ bu mertebe bir hâzımu'l-ifrât mâ-i zülâldir ve billûr gibi mücellâ ve berrâkdır. Ve sevâhilinde sâkin olanlar esbâb yaykamağa aslâ sâbûn sürmeyüp niçe bin pîrehen ve haftan ve beyâz çârşeflerin gasl etdikde beyâz berk-i gül-misâli olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 10b ·
metinde göster ·
… m aşağı varoş-ı hisârdan bu kapuya bir kemândârân ok yetirdirmemişlerdir. Tâ bu
mertebe bir
kal‘a-i bâlâdır. Gerçi bir kapudur, ammâ üç kat dolama demir kapulardır.
Ve iç kal‘asının cânib-i şimâle nâzır bir küçük kapusu var kim ayyûka ser çekmiş kapudur kim aşağı varoş-ı hisârdan bu kapuya bir kemândârân ok yetirdirmemişlerdir. Tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır. Gerçi bir kapudur, ammâ üç kat dolama demir kapulardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 28b ·
metinde göster ·
Ve bu sahrâ-yı Edil'de olan karçığa ya‘nî doğan ve toykun ve sunkur ve albay va lâçîn ve bödene ve topalken ve kırgı ve küykenek nâm yırtıcı doğan gibi şâhin kuşlar bu dünyâda yokdur. Hattâ kaz kadar beşer onar kerre tülemiş toykun ve sunkur nâm doğanlar var kim yaban atın ve yaban devesi ve yaban dombayların alup yer. Eğer su’âl olunursa bir kuş bir atı ve bir deveyi ve câmûsu nice alup yer derse eyle yaranup tülemişdir kim gözleri kırmızı mercân gibi olup kendüye gıdâ olacak mertebe bir şikâr bulmayıcak hemân yaban atı ve devesine hücûm edüp ibtidâ atı sağrısından nâhunlayup ya‘nî tırnak urup arkasın yere yere atın başına konup kanatlarıyla atların ve develerin gözlerin kapayup seğirtmeğe komayup iki gözlerin oyup çıkarup amânı ve kuvvetin kesüp hâh nâ-hâh atı ve dombayı ve her ne ise yeyüp kasığından yırtup yer, ka[r]nı doyup pervâz urdukda sâ’ir kurdlar ve tilki ve çakallar ve gayri hayvânâtlar at leşlerin yemeğe başlarlar. Ammâ bu toykun ve sunkur nâm kuşlar ayu ve kurd ve tilki ve çakala ve arslana sunmazlar, zîrâ anlar yırtıcı mahlûklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 190a ·
metinde göster ·
… ve garbîsi tarafı cümle Bahr-i Sefîd bir buhayrecik gibi râygândır, ya‘nî tâ bu
mertebe bir
kal‘a-i bâlâdır.
Ammâ bu mezkûr kal‘anın eğer aşağısı ve eğer yukarusunun maşrık tarafında aslâ dîvâr yokdur. Hemân yed-i kudret 267a kal‘asıdır, zîrâ ol taraflar on minâre kaddi bâlâ yalçın kanara kayalardır kim ber-hevâ tayerân eden murğ-ı zeyrekler tırnak ilişdirecek yeri yok bir mücellâ ve musaykal kayalardır kim şâhinler ve karakuşlar ve kerkesler ve devlingeçler ba‘zı rahnedâr kayalarda âşiyâneler yapup dünemişler. El-ıyâzen billâh âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Cümle sahrâlar ve dağlar ve bâğlar cânib-i şarkda ayak altında nümâyândır. Ve cânib-i cenûbu ve kıblesi ve garbîsi tarafı cümle Bahr-i Sefîd bir buhayrecik gibi râygândır, ya‘nî tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266b–267a ·
metinde göster ·
… ve Sadrıa‘zam kolunda ol kadar ceng-i azîm eder oldu kim asâkir-i İslâma kemâl
mertebe bir
bîm ü haşyet ü dehşet hâsıl olup "Âyâ küffâr ne gün taşraya çıkup meterisleri b …
El-hâsıl murâdı üzre her gece kal‘aya imdâdların alup Göllük tarafında ve Sadrıa‘zam kolunda ol kadar ceng-i azîm eder oldu kim asâkir-i İslâma kemâl mertebe bir bîm ü haşyet ü dehşet hâsıl olup "Âyâ küffâr ne gün taşraya çıkup meterisleri basar" deyü asâkir-i muvahhidîn müterakkıblar iken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297a ·
metinde göster ·
… ürû‘ olunup bu hakîr de alâ kadri'l-imkân şikeste beste vâkıf-ı esrâr olduğumuz
mertebe bir
fetihnâme şekilli bir müsevvedâta mübâşeret etdik. İnşâallâh mahallinde tahrîr …
"Girit cezîresi etrâfında her ne kadar iskeleler var ise zabt u rabt ediniz kim aslâ bir tarafından der-i devlete Kandiye'nin müjde haberleri gitmesin tâ ki kal‘anın içinde olan cebehâneler ve mühimmât u levâzımât u zahâ’ir ve hazâ’in ve sâ’ir âlât-ı silâhı âvânîleri tahrîr olunca bir gemi bir tarafa gitmesin" deyü iskeleleri zabt edüp bir âdem bir kayıkla Girit'den bir cânibe gitmek muhâl olup ba‘dehu pâdişâh-ı âlem-penâh hazretlerine her kolun dîvân küttâblarına fermânlar sâdır olup fetihnâmeler ve müjdenâmeler ve niçe bin gûne havâdisâtlar tahrîr olmağa şürû‘ olunup bu hakîr de alâ kadri'l-imkân şikeste beste vâkıf-ı esrâr olduğumuz mertebe bir fetihnâme şekilli bir müsevvedâta mübâşeret etdik. İnşâallâh mahallinde tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305b ·
metinde göster ·
… a zencîrler ile bağlı ka‘r-ı zindâna endirüp yine ale's-sabâh çıkarırlar. Tâ bu
mertebe bir
muzlim mahpûshâne-i calenderdir.
Ve bu iç kal‘a kapusunun iç yüzünde muhtesibhâneye muttasıl çâh-ı gayyâ-yı derk-i esfelden nişân verir çâh-ı Bâbil-i Hârût-Mârût'dur yâhûd Mısır'daki Sicn-i Yûsuf'dan nişân verir bir mahpeshânedir kim görenin aklı gidüp vücûd-ı benî âdem çâk çâk olur. İçinde giriftâr-ı bend-i zencîr olanların nakilleri üzre niçe yüz ümmet-i Muhammed âh [u] enîn edüp eyitdiler kim bu sicn-i cahîm beş kat seng-i hârâdan kesme çâh-ı azîmler olup üç katı ka‘r-ı zemînde tahtânî zîr-i zemînler imiş. Ve üç katı fevkânî olup cemî‘i der-i dîvârları demir tahta kaplı olup ba‘zı hurde pençereleri beşer altışar kat kol kalınlığı demir pençereler olup cümle ümmet-i Muhammed esîrlerin her gece bu zindâna zencîrler ile bağlı ka‘r-ı zindâna endirüp yine ale's-sabâh çıkarırlar. Tâ bu mertebe bir muzlim mahpûshâne-i calenderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 317a ·
metinde göster ·
… gibi nümâyân idi. Ve yedi konak garba Akdeniz bir halîc-misâl zâhir idi. Tâ bu
mertebe bir
cebel-i bülenddir. Ana hâ’il ebr-i kebûddan gayri meğer pervâz uran murgân ola. …
Ammâ hakîr atları aşağıda bırağup bir kaç huddâmlar ile etek dermiyân ile var kuvveti bâzûya getirüp yüz bin renc [ü] anâ ile çıkup rûy-i zemîni serâser-vâr nakş-ı bûkalemûn temâşâ etdik. Sahîfe-i edîm-i arz gûyâ bir münakkaş ebrî hıtâyî varak gibi nümâyân idi. Ve yedi konak garba Akdeniz bir halîc-misâl zâhir idi. Tâ bu mertebe bir cebel-i bülenddir. Ana hâ’il ebr-i kebûddan gayri meğer pervâz uran murgân ola. Ammâ bunda dahi âdemî-zâtdan ferd-i âferîdeden kimesne yokdur. Kaydefâ ve İzmirne melikelerin sarâyları henüz üstâd elinden rehâ bulmuş nüzhet-âbâd binâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y29a ·
metinde göster ·
… os ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İncirli azharun mine'ş-şems nümâyândır. Tâ bu
mertebe bir
kûh-ı Demâvenddir.
Ve bu mezkûr Yılancık beli eyle cebel-i müntehâdır kim şitâ ve Temmûz'da ve eyyâm-ı Nevrûz'da mâh u sâl zirve-i âlâsı üzre dâ’imâ ebr-i kebûd eksik değildir. Ula şehri ve Muğla şehri sahrâları nümâyân olduğundan mâ‘adâ küşâde hevâda cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Rodos ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İncirli azharun mine'ş-şems nümâyândır. Tâ bu mertebe bir kûh-ı Demâvenddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y98a ·
metinde göster ·
metîn ü hasîn kal‘adır kim Mısır kal‘asından metîndir. Hattâ sene (---) târîhin …
Ya‘nî tâ bu mertebe bir metîn ü hasîn kal‘adır kim Mısır kal‘asından metîndir. Hattâ sene (---) târîhinde kul isyân edüp bu câmi‘e kapanırlar. Azebler kullesinden niçe balyemez top vurmuşlardır, aslâ zarar isâbet etmemişdir. Hâlâ rahne yerleri nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y94a ·
metinde göster ·
… gûnâ-gûn bardaklar ve kâse ve tâslar ile zeyn edüp nûş eden keremine göre ednâ
mertebe bir
nukra verirler. Cümle yüz kişidir. Ba‘zı piyâde mümessek tulumlu pâk sakalar va …
Esnâf-ı dükkân-ı mâ-fürûş: Bunlar kırk bin dükkândır. Âb-ı rakîk damla suyu satarlar. Ve dükkânları gûnâ-gûn bardaklar ve kâse ve tâslar ile zeyn edüp nûş eden keremine göre ednâ mertebe bir nukra verirler. Cümle yüz kişidir. Ba‘zı piyâde mümessek tulumlu pâk sakalar vardır. Bu dükkânlardan su doldurup erbâb-ı devlete âb-ı nâb su bezl eder. Pâk tâsları var, zeheb-i hâlis gibi musaykaldır. Ve gûnâ-gûn kâse ve kûze-i tûtiyâ ile mâ-i hayâtı bezl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y167a ·
metinde göster ·
Bu hakîr ol amâristânda ve mûristânda bu âsî yüzümü âsitânelerine sürüp ziyâret etdiğim kibâr-ı evliyâ ve enbiyâzâdelerin rûh-ı pür-fütûhlarıyçün birer Yâsîn-i şerîf ve ekall-i mertebe bir Fâtiha-i şerîf tilâvet edüp savâbların rûh-ı pür-envârlarına hibe edüp hedâyâmızla âşinâlık kesb etdik. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y262b ·
metinde göster ·