… ini seyr [ü] temâşâya Kassâb Çeşmesi nâm mahalle varup bir tüfeng menzili ba‘îd
mesâfeden
hânın meterislerin seyr [ü] temâşâ etdik.
Paşa bu mahalde yedi sekiz yüz aded "Benem diğer nîst!" diyen güzîde Van askeriyle ve iç ağalarıyla pür silâh olup Paşa tebdîl kıyâfet ordudan uğrun u akrın çıkup ordu-yı İslâm'ın cânib-i erba‘asın deverân u seyerân ederek tecessüs-i ahvâl içün niçe âdemleri Paşa söylederek kâh piyâde olup ordu bâzârı içre güzâr edüp ganîmetleri temâşâ edüp ordu-yı İslâm'ın çıt-a-çıt tınâb tınâba kondukların ve cânib-i erba‘ada çarha ve karavulların seyr [ü] temâşâ edüp murâd [u] merâmı üzre konulduğundan hazz edüp yine refîkleri yanına Paşa gelüp atına süvâr olup cânib-i garbda Bitlîs hânının meterislerini seyr [ü] temâşâya Kassâb Çeşmesi nâm mahalle varup bir tüfeng menzili ba‘îd mesâfeden hânın meterislerin seyr [ü] temâşâ etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a ·
metinde göster ·
… ı hükmünde Zirinoğlu hâkinde bir düz yerde vâki‘ bir kal‘a-i atîkdir. Bir hayli
mesâfeden
görünüp dağlar içinde yatdık. Andan yine cânib-i şarka,
Kal‘a-i Merere: Hâlâ Nemse çâsârı hükmünde Zirinoğlu hâkinde bir düz yerde vâki‘ bir kal‘a-i atîkdir. Bir hayli mesâfeden görünüp dağlar içinde yatdık. Andan yine cânib-i şarka,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 6b ·
metinde göster ·
… arı ve sekiz aded kapudanları esîr-i bend-i zencîr olduklarında hemân bir hayli
mesâfeden
kâfir kapudanlarının sekizi de bizim gece firâr eden kulağızımızı görüp Macarca …
Ve beş yüz kırk üç kadar atlı yarar katanaları ve sekiz aded kapudanları esîr-i bend-i zencîr olduklarında hemân bir hayli mesâfeden kâfir kapudanlarının sekizi de bizim gece firâr eden kulağızımızı görüp Macarca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 8a ·
metinde göster ·
… buzlar çatlayup ol gemiye yakın yerlerden buz deryâsın geçemeyüp bir hayli yer
mesâfeden
gidüp (---) günde buz deryâsının arı yakaya varup aydınlık dünyâya çıkup ukâb k …
Hattâ bir kerre giderken karanlık deryâda buza dutulmuş iki dâne Portakal gemileri Çîn'den gelüp Leh vilâyetinde Daniska iskelesi şehrine giderken buzda kalmışlar. Kâfirleri buz üzre gezerlerken buz üzre bizim atlar ile seğirddiğimiz görüp gemilerine girüp bize ol kadar buv atdılar kim, ya‘nî toplar atdılar kim niçe yüz âdemlerimizi ve niçe bin atlarımızı helâk edüp biz dahi gemileri çapmadan ferâğat edüp giderken meğer gemilerin atdıkları topların darblarından buzlar çatlayup ol gemiye yakın yerlerden buz deryâsın geçemeyüp bir hayli yer mesâfeden gidüp (---) günde buz deryâsının arı yakaya varup aydınlık dünyâya çıkup ukâb kuşlarının havfine düşüp cümle atlarımızın kuyru[k]larına ölen otlar, ya‘nî geçen yıldan kalan otlukları atlar kuyruklarına bağlayup birbirlerimizin atları kuyruklarında otları bulup kibrîtlerle yakup yorta yorta gidüp ukâb kuşlarından emîn olup âhır ukâb kuşlarının kesreti mahallerine varup gündüzün gitmek muhâl olup gündüz âteş yakarak oturup gece gece yortup (---)(---) de ka‘bemize varıruz" dediler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178b ·
metinde göster ·
… sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli
mesâfeden
ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘a …
Takyanus binâsıdır. Bir pilâv depesi-misâl bir depe üzre bir şîrîn kal‘adır. Lâkin yanına varılmaz ve içine girilmez. Allâhümme âfina, alarkadan geçen âdemi arı askeri helâk eder. Efvâh-ı nâsda böyle şâyi‘dir ki Takyanus'un mutalsam kenzi bundadır derler. Niçe bin Hindî ve Mağribîler gelüp dahme-küşâlık edelim derken bir rîh-i akîm esüp âdemi sermest edüp arı askeri helâk eder. Azîm temâşâ kal‘adır. Hattâ hakîr bir hayli mesâfeden ubûr ederken kal‘a üstünde arı bulut-misâl tayerân ederdi. Hâlâ bir ıssız kal‘acıkdır. Ne‘ûzübillâh anı ubûr edüp ana karîb bir top menzili,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y147b ·
metinde göster ·
… ansûr ve Dimyât'a gidenler bu köprüden ubûr ederler. Bir sırât-ı azîmdir, hayli
mesâfeden
nümâyândır. Anı görüp ubûr etdik. Ba‘dehu yine Nîl kenârında,
Kantaratü'l-Melikü't-Tâhir: kavs-i kuzah-vâr (---) göz bir cisr-i azîmdir. Mısır'dan Kalyûb'a ve Mansûr ve Dimyât'a gidenler bu köprüden ubûr ederler. Bir sırât-ı azîmdir, hayli mesâfeden nümâyândır. Anı görüp ubûr etdik. Ba‘dehu yine Nîl kenârında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y279b ·
metinde göster ·
… tasvîri top edüp bir san‘at ile feleğin çarhı gibi deverân etmededir. Bir hayli
mesâfeden
nazar olunsa, ol gece bu meydâna otakdan bir nûr zâhir oldu, zan olunur. Arabis …
Hattâ bu meydân-ı mevlûdda Seyyid Ahmed el-Bedevî hazretlerinin âlem ağyârdan bî-haber olduğu mahalde şehir hâricinde ibâdet etdüği mahalde bir soffa vardır, Y 290a Makâm-ı Bedevî derler, hâlâ yine ibâdetgâhdır, anda teberrüken bir gemi direğini bir sâhib-i hayr dikmişdir, kaddi seksen zirâ‘dır, bu sütûnun cânib-i erba‘asına niçe bin gemi ipleri ile germişlerdir, her gece bu iplere kırkar bin kanâdîller ile çerâğân edüp bir direkli vüzerâ otağı gibi bir azîm şey olur. Ve bu direğin tâ zirve-i a‘lâsına bin mikdâr kanâdîller ile bir çarh-ı felek tasvîri top edüp bir san‘at ile feleğin çarhı gibi deverân etmededir. Bir hayli mesâfeden nazar olunsa, ol gece bu meydâna otakdan bir nûr zâhir oldu, zan olunur. Arabistân'da bu makûle kanâdîl tezyînine eşâre ta‘bîr ederler. Kâmil kırk huddâmı vardır. Her gece onar kantâr simsim yağı yanar. Sâhibü'l-hayrât on beş gün on beş gecede yigirmi bin para vakf eylemişdir. Vâcibü's-seyr bir arûsedir kim gûyâ serâperde-i Fisagores-i Tevhîdî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y289b–Y290a ·
metinde göster ·