ba‘îde olmağile götürmesi müşkildir. Bir kaç büyük ekmekleri dahi İslâmbol moll …
Ve dahi dükkânlarında niçe gûne beyâz Ramazân pideleri ve somunlar ve lavaşa yufka ekmekler edüp mezkûr büyük ekmeklerin bir kaçın Alayköşkü dibinde pâdişâh huzûrunda yağmâ etdirirler. Zîrâ İslâmbol monlâsı hânesine varınca mesâfe-i ba‘îde olmağile götürmesi müşkildir. Bir kaç büyük ekmekleri dahi İslâmbol mollâsı hânesinde yağmâ etdirirler. Zîrâ cümle alay anda nihâyet bulup târumâr olup her esnâf ağaları ve şeyhlerin yine alay ile hânesine getirüp herkes hânelerine gider. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 159b ·
metinde göster ·
… ib-i garbîsi şehr-i Rûmiyye'ye bir fersah yerdir. Ammâ bu buhayre Erdebîl'e bir
mesâfe-i
ba‘îdedir. Erdebîl ile buhayre mâbeyni hıyâbân ve çengelistân ve ma‘mûr [u] aba …
Evsâf-ı buhayre-i Erdebîl: Cânib-i (---) bir âb-ı hayât buhayredir kim rûy-ı âbında niçe yüz pâre keşti-i sayyâd-ı mâhîleri var. Cânib-i şarkîsi Tebriz'e karîbdir. Cânib-i garbîsi şehr-i Rûmiyye'ye bir fersah yerdir. Ammâ bu buhayre Erdebîl'e bir mesâfe-i ba‘îdedir. Erdebîl ile buhayre mâbeyni hıyâbân ve çengelistân ve ma‘mûr [u] abadân kend [ü] büldânlar ile müzeyyendir. Bu buhayre içre yetmiş aded elvân mâhîleri olur kim gûyâ her biri birer Mâ’ide-i Mûsâ'dır. Ve bu buhayre içre olan kayıklar bâzargânları ve erbâb-ı hâcâtları metâ‘larıyla alup murâd [u] merâmları kendlerine ve cânib-i garbda Rûmiyye ve Dumdumî ve Dumbulî şehirlerine götürüp kâr eder. Bu buhayrenin dâiren-mâdâr edvârı Van deryâsından büyükdür kim on günde piyâde âdem devr eder. Van deryâsı semm-i helâhildir ammâ bu âb-ı hayâtdır. Ve umkı yetmiş kulaçdır. Bu buhayre Hazret-i Risâlet-penâh rahm-i mâderden müştak olduğu şeb tâk-i Kisrâ ve cümle esnâm-ı Mekke ve Ayasofya kubbesi münhedim olduğu gice bu buhayre zâhir olup cânib-ı etrâfında sağîr ve kebîr kırk beş aded uyûn-ı câriyeler munsab olur. Cümleden nehr-i Seylân, Erdebîl'i rey edüp ba‘dehû bu buhayreye gelir ve nehr-i Kehrân dahi katılır. Gayrı enhârın ismi ma‘lûmum değildir ve manzûrumuz olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
… beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli
mesâfe-i
ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır …
Ecrâm-ı kal‘a-i Bâb-ı hadîd: Sebeb-i tesmiyesi oldur kim bânî-i evveli olan İskender-i Zülkarneyn bu sedde bir demir kapu inşâ edüp nigehbânlar komuş idi. Tâ Enûşirvân asrına gelince ol bâb, hadîd olmağıla Demirkapu nâmıyla müsemmâ bir kal‘a-i üstüvârdır. Ba‘dehû bânî-i sânisî Enûşirvân'dır. Ba‘dehû bânî-i sâlisi Yezdcird Şâh'dır. Bânî-i râbi‘-i Şâh İsmâ‘îl'dir. Bânî-i hâmisi Özdemirzâde Osmân Paşa'dır kim ilâ yevminâ-hâzâ sedd-i Kahkahâ bir kal‘a-i metîndir. Kûh-ı Argın ve kûh-ı Düneb dâmenlerine vâki‘ olmuşdur. Bir cânib-i garba Bahr-i Haraz kenarına vâki‘ olup cümle esâs dîvârını talattum-ı deryâ döğer. Bu dîvârları Yezdcird Şâh'dan sonra Haraz Şâh binâ etdüğün leb-i deryâda İskele kapusu üzre Fârisî ebyât ile târîhi tahrîr olunmuşdur. Ve yine bu deryâ cânibinde İskender'in binâ etdüğü sedd-i hâytlar deryâda müstağrak olduğu nümâyândır. Ammâ arîz [u] azîm, dîvâr-ı kadîm imiş. Mülûk murâd edinse ol dîvârdan kal‘aya gelince liman olmak mümkün idi. Hâlâ burc [u] bârûları bahr içre âşikâredir. Bu deryâ tarafı dîvârı kûh-ı bâlâya varınca tûlu bir ok menzili deryâ kenarıdır ve deryâdan yine kal‘a ensesindeki kûha 317a varınca kal‘anın arzı bir puta oku menzilidir. Bu kal‘a ilm-i hendese üzre bir püşte-i âlîde şekl-i muhammes binâ olunmuşdur kim bu hakîrin, gerçi dahi kesret-i seyâhati yokdur ammâ bu tarh [u] tarz üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn ve havâleden emîn kal‘a görmedim ve üstâd-ı mühendis [ve] bennâ-yı âkıbet-endîş bu kal‘ayı üç bölük inşâ etmiş ve cümle üç aded metîn ve kavî üç kat hakkâ ki demir kapulardır. Kal‘anın bir bölüğü şark cânibine, safh-ı cebele hâ’ildir. İkinci kapu şehr içine meftûhdur. Ve cânib-i kûh-ı Argın'a hâ’il olan dîvârda iki kapu vardır ve aşağı şehre mekşûf iki bâb-ı kavî dahi vardır. Biri Müskür kapusudur kim cânib-i şarkda nâhiye-i Müskür'e mekşûf olduğiyçün Bâb-ı Müskür derler. Bundan hurûc edenler at arabalarıyla üç günde kal‘a-i Şemahı'ya ererler. Ve bir kapu dahi cânib-i cenûba, Deşt-i Kıpçağ'a ve Kırım ve Çerkezistân'a Dağıstân'a gider. Dağıstân'a at arabası işlemez amma Moskov'un Türk kal‘asına ve vilâyet-i Kazan'a ve Deşt-i Kıpçağ'a cümle at arabaları işler. Ve bu kal‘anın üçüncü bölüğü cânib-i bahre düşmüşdür. İçinde ol kadar âbâdân yokdur. Henüz Karçığa Hân kal‘a müstahfızânları ve dizçökenler içün hâneler binâ ederdi ve Gîlân ve Bakü tarafından gelen tüccâr-ı sevdâgerlerin at arabaları bu hisâriçe bölüğünde mâl-â-mâl olup durur. Zîrâ bu diyârda taş ve sarp râh [u] güzergâh olmamağile cümle at arabaları işler. Ve deryâdan niçe bin keştîler işler. Anınçün ganîmetdâr diyâr bir kal‘a-i üstüvârdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın dâiren-mâdârında ve enderûn [u] bîrûnında cümle (---) aded kapulardır. Ve kal‘anın şekl-i murabba‘ı dâiren-mâdâr on bir bin altmış adımdır. Ve yetmiş kulle-i azîmlerdir kim her birinde gurebân [u] mücerredân içün birer medrese ve birer mescid mukarrerdir. Talebelerine Bakü kal‘asından çerâğ içün siyâh neft ta‘ayyün edüp rûz [u] şeb matbah-ı Keykâvûs'dan çobra-i gendümlerin suhte ve atlara merreteyn bezl-i it‘âm ederler. Bir nezâketle ulemâya kal‘ayı hıfz [u] hırâset etdirirler. Ve bu mezkûr yetmiş kulleden mâ‘adâ kal‘anın etrâfında cümle yedi bin altmış dendân-ı bedendir. Her şeb-i muzlimde ve gayr-ı mâhtâbda neft yağıyla kal‘ayı çerâğân ederler. Zîrâ eğer berren ve eğer bahren on üç kavm-i adüvv-i cânîsi vardır. Evvelâ deryâda Moskov Kazağı kâfiri gemilerle her bâr gelüp taşra nevâhîleri gâret eder. Ammâ zeyl-i hisâra gelemez. Leb-i deryâda yetmiş pâre balyemez topları vardır. Cümlesi Âl-i Osmân toplarıdır kim, mücellâ ve musaykalı şa‘şa‘asından âdemin reng-i rûyları nümâyândır. Ve bir hasm-ı kavîsi cânib-i garbîsinde Âl-i Osmân ve Tatar-ı Kırım ve Kalmahdır. Ve cânib-i cenûbunda Çerâkise kavmidir. Ve kıble cânibinde adüvv-i ekberi Dağıstân'ın Kumuk kavmidir. dahi cânib-i şarkîsine meyyâl düşmanı Tomris Hân ülkesi Gürcîstânıdır. Ol ecilden her şeb suhtevât ve dizçöken nökerât ve neferât ve çıplaklar burc [u] bârûlar üzre "Hudâ hûb" deyü feryâd edüp keşik beklerler. Ve cümle düşmanlarının havf [u] haşyetinden kal‘aya hâ’il bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden kûh-ı Düneb nâmıyla bir cebel-i âlî vardır, çengelistân ve hıyâbândır, anda şeb [u] rûz elli nefer nigehbân-ı tülüngiyân âmâde durup bu kal‘a üzre bir tarafdan bir yâğı ve bâğî ve zâğî urguncu asker zâhir ü bâhir olsa hemân ol kûhda yığılmış hizemlere âteş urup ahâlî-i kal‘ayı âgâh ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 316b–317a ·
metinde göster ·
… bülend kal‘aya havâledir ammâ beynehümâ nehr-i Çoruğ cereyân edüp top ermez bir
mesâfe-i
ba‘îde cebel-i âlîdir ve şehr içindeki câmi‘ ensesindeki evc-i âsumâna peyveste …
Anda ziyâret-i Abdülvehhâb Gâzî medfûndur kim ziyâretgâh ve mesîregâh-ı hâs [u] âmdır. Bu kûh-ı bülend kal‘aya havâledir ammâ beynehümâ nehr-i Çoruğ cereyân edüp top ermez bir mesâfe-i ba‘îde cebel-i âlîdir ve şehr içindeki câmi‘ ensesindeki evc-i âsumâna peyveste olmuş kayaya nısf sâ‘atde urûc olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 328a ·
metinde göster ·
… hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden
mesâfe-i
ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan mü …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
… sahrâda vâkı‘ olup kûh-ı İrem-i Merâm bu şehrin cânib-i garbîsinde (---) sâ‘at
mesâfe-i
ba‘îdedir. Bu şehrin enderûn [u] bîrûnunda cümle sağîr ü kebîr (---) ile mestûr …
Evsâf-ı imârethâ-yı Konya : Bu şehr-i mu‘azzam cebel-i Merâm'ın cânib-i şarkîsinde bir düz sahrâda vâkı‘ olup kûh-ı İrem-i Merâm bu şehrin cânib-i garbîsinde (---) sâ‘at mesâfe-i ba‘îdedir. Bu şehrin enderûn [u] bîrûnunda cümle sağîr ü kebîr (---) ile mestûr hâne-i zîbâlardır. (---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 11b ·
metinde göster ·
… rdır. Haftada bir azîm bâzârı durur. Bu şehrin (---) tarafı hâricinde bir hayli
mesâfe-i
ba‘idede,
Bir düz sahrâda (---) çayı kenarında ensesi Ashâb-ı Kehf dağlı, bâğçe ve bâğlı, bin mikdâr hâneli, türâb-ı pâk ile mestûr şehirdir. Mar‘aş paşası hâssı olmağıla subaşılıkdır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (---) kurâdır. Kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Ekseriyyâ ahâlîsi Türkmândır. Bu şehrin cânib-i şarkîsi zamân ile âbâdân imiş. Ancak zulümden bu kadar ma‘mûrdur. Câmi‘-i ve hânı ve hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Haftada bir azîm bâzârı durur. Bu şehrin (---) tarafı hâricinde bir hayli mesâfe-i ba‘idede,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 73a ·
metinde göster ·
… düp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir
mesâfe-i
ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i …
Bu Hasan Paşa firârından sonra Ak Alî Ağa Türkmân ağalığın zabt u rabt etmeden havf edüp Türkmân ağalığı mâbeynde kalup zümre-i sipâhdan Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar kadîmden erbâb-ı hizmet olup Bozulus ve Karaulus ve At keşân ve Üsküdar Türkmân ağalıklarına nâmzâd çıkup zorbalık tarîkiyle birer nân-pâreye nâ’il olalım deyü mîrîye niçe yüz kiseler geçmişken bunları dahi avk [u] te’hîr ederek bunlar dahi başları havfinden ve cânları acısından bir gicede İslâmbol'dan gâ’ib olup Üsküdar'a geçüp firâr etdiler. Beri tarafda Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı paşaya gelüp "Bunlar dahi âsî ve Celâlî ve Cemâlî'dir. Bre meded sultânım, bunlara amân vermeyüp katl edüp mâl [u] mâmeleklerin kabz edin. Yoksa İpşir Paşa'ya ve Hasan Ağa'ya varırlarsa iş muhtel ü müşevveş olur. Elbette katl edin" dediklerinde paşa-yı deryâ-dil eydür: "Mâlları ile bir alay ehl-i hizmet, bî-garaz müselmân ve ehl-i ırz [ü] bî-hırs âdemler! Hasan Ağa'dan ibret almadınız mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka verüp ol dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı Celâlî etdiniz. Şimdi bu Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize yanarım, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde der-akab Daşnık İmirzâ ve Hanifi Halîfe bu güft [u] gûyı istimâ‘ edüp ol ân "Üsküdar'dan altı yüz aded atlı ile Üsküdar'dan ılgâr ile Dil İskelesi'ne varup anda bir gicede Dil deryâsın ubûr edüp Haleb altına Celâlî Hasan Ağa ile İpşir Paşa yanına firâra karâr verüp gitmededir" deyü paşaya haber gelüp niçe gûne efvâh-ı nâsda güft [u] gûlar oldu. Ol sâ‘at bu ahvâl-i pür-melâl ocak ağalarına mün‘akis olup yine paşaya gelüp fakîr Hanîfî Halîfe ve Daşnık İmirza'nın katline fermân isteyüp paşa dahi bi'z-zarûrî telhîs edüp katllerine hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn sâdır olup derhâl Bektâş Ağa'dan iki yüz cebe vü cevşene müstağrak küheyl atlı ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş'dan üç yüz cebeli ve cevşenli cılfidan atlı ve Çelebi Kethüdâ'dan kâmil beş yüz cengâver dilâver, server, hünerver silâhına kâdir cirîd-endâz, "Benem diger nîst" diyen şehbâzlar ve bizim paşadan yedi yüz Abaza ve Çerkez ve Gürcî iş görmüş silâhşör ve cündî yarar nâmdârlar âmâde oldu. Ve silâhdâr ve sipâhiyândan 99b dahi beş yüz aded müsellah fetâlar cem‘ olup cümle-i cümele iki bin beş yüz salt küheylân atlı fârisü'l-hayl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı Abdullah Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zindeliğim muhill olmağıla sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup Abdullah Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin sandalları ve kayıkları ve mavunaları cümle üç bin askeri bir gicede İslâmbol'a geçirüp andan ılgar ile Gekbezî'ye, andan ibrâm-ı tâm ile bir günde Dil'i geçüp andan Derbend'i ubûr edüp anda ahâlî Hanifi Halîfe'yi su’âl edüp "İki gündür, bundan yedi yüz cirid atlılar ile gelüp ikişer günlük yemlerin akçeleriyle alup ve me’kûlât [ü] meşrûbâtların alup dağlarda yatmak üzre yola revâne oldular ve yollarda ulûfeye gelen sipâhîleri girü döndürüp asker cem‘ ederek gidiyorlar" deyü cevâb-ı nâ-sevâb etdiler, hikmet haberin Lokmân'dan aldılar. "Bre yakîn imiş dahi asker-i haşerât cem‘ etmeden irelim ve yetişelim" deyü Derbend'den ılgar ile kal‘a-i İznik'e varup anda ikişer gicelik yemler ve zâd-ı rahleler alup yine ılgar ile mütevekkilen-alallah deyüp giderken Bektâş Ağalıdan ve Yeniçeri Ağalıdan niçe yüz küheylân semiz atlar şiddet-i hârdan ve çapgın-ı ılgardan kalup niçe âdemler piyâde İznik'de kaldılar. Niçesi dağlarda atları yanında kaldılar. Biz asker ile İznik'i geçüp bir mahall-i çemenzârda yemler kesdirüp ol mahalde âyende vü revendelerden haber alınup "Lefke'de binden mütecâviz âdem olup yemler alup Söğüd kasabasına doğru revâne oluyorlar" dediklerinde, "Bre kalk a!", deyü alay çavuşları feryâd edüp yine ılgar ile Lefke kasabasın ubûr edüp yine haber aldık kim Lefke ile Söğüd mâbeyninde "Ahmed Beğ Çeşmesi nâm bir fezânın şarkî cânibinde bir pirinç çeltikliği başında kimi ormanda kimi çadırlarla hırmânda harbendeleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara Abdullah Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak ma‘kûldur, deyü hatm-i kelâm ile Fâtiha tilâvet olunup nısfu'l-leylde kalkup âheste-reviş cümle asker kulağızla gitmede. Hakîr çarha askeriyle ileri ılgar edüp hakîkatü'l-hâl vakt-i Şâfi‘îden evvel ol mahall-i ma‘hûdeye ince karavulumuz varup yetmiş seksen kadar hayme ü hargâhlar ile ârâste bir hayli ordu görüp girü avdet edüp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir mesâfe-i ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î dâhil olmasına müterakkib olup ba‘zı iğdiş atlı olanlarla hakîr ileri vardım ki iğdiş at aykır at gibi süheyl urup kişneyüp düşmeni âgâh etmez. Bu minvâl üzre ileri varup âlem-i ağyârdan bî-haberler, herkes birer dıraht-ı müntehânın zıll-ı himâyesinde nefîr-i hâb çalup Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın görüp kimi haymelerde hâb-ı nâzda, kimi hıyâbân içre hem-nâzda ammâ çoğu çengelistân içre kemîngâh edinmiş yatarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a–99b ·
metinde göster ·
… ir. İçe uyûn-ı sağîreler munsabb olarak deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir
mesâfe-i
ba‘îdeden gelirse ana mahlût olanlar tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup c …
Evvelâ ihvân-ı bâ-safâya hafî olmaya, bu abd-i pür-hatâ, ya‘nî Evliyâ-yı bî-riyâ, manzûru olduğu üzre ve cemî‘i nehirlerin menba‘ı ibtidâ cüz’îdir. İçe uyûn-ı sağîreler munsabb olarak deryâ olup ummân olur. Ammâ kankı nehir mesâfe-i ba‘îdeden gelirse ana mahlût olanlar tufeyl olup ba‘îdden gelen serçeşme olup cümlesi ba‘îdden gelen su ismiyle müsemmâ olur. Ammâ hikmet-i Hudâ bu Şatt'ın başı dörd yerden tulû‘ edüp dördü de birbirlerine karîbdir. Eyâlet-i Diyârbekir'de cümle anlara Şat derler. Gerçi cemî‘i enhârlara şat tesmiye olunur ve cemî‘i nehr-i azîmler Akdeniz'e ve Karadeniz'e ve bahr-i Harez'e ve bahr-i Ummân ve bahr-i Okyanus'a ve bahr-i Muhît'e mahlût oldukları mahalle merace'l-bahreyn derler ve her nehr-i azîme şat derler ammâ bu nehr-i Şattu'l-Arab Diyârbekir'dekidir kim nehr-i Furât bu mâ-i Şat ile hayât bulup deryâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 204b ·
metinde göster ·
… ye vakf ederler ve bu nehr-i Dîr ile nehr-i Mürre'nin mâbeynehümâsı dörd menzil
mesâfe-i
garîbedir. Andan,
Nehr-i sânî Dîr: Bu nehr-i Şatt'ın cânib-i garbîsinden çıkup arz-ı Irâk'ı saky edüp çölde gâ’ib olur. Ve ziyâret-i kabr-i münevver-i Hazret-i Muhammedü'l-Hanefî, bu nehr-i Dîr'in Şatt'dan müteşâ‘ib olduğu mahalde bu ayn-ı Dîr'in sâhilinde ulu ziyâretgâhlı bir âsitâne-i azîmdir kim hemân âsitâne-i İmâm Alî gibidir. Bin hâneli bir kasaba-i ma‘mûredir kim ekseriyyâ ahâlîleri Teberrâ’î ve Râfızî ve Şî‘îlerdir. Bu tâ’ife-i mezmûmdan biri fevt olsa akreb-i akrebleri ol merhûmu bu âsitâne cenbinde defn edüp cümle mâlını Muhammed Hanefî'ye vakf ederler ve bu nehr-i Dîr ile nehr-i Mürre'nin mâbeynehümâsı dörd menzil mesâfe-i garîbedir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 206b ·
metinde göster ·
… âri‘âtların saky ederek İbn Ömer cezîresi üstünde cânib-i şarkîsinde beş fersah
mesâfe-i
ba‘îdede nehr-i Dicle'ye ya‘nî nehr-i Şatt'a dâhil olan âb-ı hayâtın biri dahi …
Çârsû-yı bâzârı azdır. Bu kal‘anın cânib-i erba‘asında uyûn-ı câriyeler cereyân edüp en uluca aynına Ayn-ı havz derler. İskender-i Kübrâ nûş edüp bir havz-ı azîm binâ etdiğiyçün Ayn-ı havz derler, hakkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir billûr-misâl mâ-i zülâldir. Bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i ravza-i Rıdvânları reyy edüp iner, nehr-i Şatt'a dâhil olur. Ve bu kal‘a-i Mefârikîn hâkinde nehr-i azîm Basinka'dır. Gerçi kal‘aya ba‘îddir ammâ bu hâkden tulû‘ edüp niçe kurâ vü kasabâtların mezâri‘âtların saky ederek İbn Ömer cezîresi üstünde cânib-i şarkîsinde beş fersah mesâfe-i ba‘îdede nehr-i Dicle'ye ya‘nî nehr-i Şatt'a dâhil olan âb-ı hayâtın biri dahi bu nehirdir. Ve bu Mefârikîn dağlarından niçe uyûn-ı câriyeler hurûc edüp ve uyûn-ı bî-şumârlar ictimâ‘ olup kal‘a-i Hısînkeyfâ'da Cezîre ve Musul'da birbirlerine vâsıl olurlar. Ve Zarbeyn-i Alî ve Zarbeyn-i Esfeleyn müstemed olup bu ikisi bilâd-ı Ermenî'de olan uyûnlardan sonra Zarbeyn bir nehr-i şedîd ve kaviyyü'l-cereyân olup dâ’imâ ra‘d-âsâ gürleyerek cereyân etdüğinden müverrihân-ı Irâk zârib-i mahbût (?) derler, kal‘a-i Tikrit'e ve Bağdâd ve Vâsıt ve Batâyıh'da dahi niçe enhârlar Şatt'a mahlût olduğu bâlâda re’s-i Şat mahallinde tahrîr olunmuşdur. Ve kal‘a-i Mefârikîn'in âb u hevâsının letâfetinden Kürd mahbûbları meşhûrdur. Ve engürü dahi memdûhdur. Ve kal‘anın cânib-i şimâli dağlardır ve dağlar üzre bâğlardır. Anınçün halkı kaviyyü'l-bünye olup sağlardır. Ve kal‘anın kıble tarafı sahrâlardır kim (---) menzilde kal‘a-i Hısînkeyfâ'ya varır ve cânib-i şarkîsinde cisr-i Batmân'ı ubûr edüp bir günde kal‘a-i Hazzo'ya varır. Cânib-i şimâle dağları aşup kal‘a-i (---) varır ve cânib-i kıblesinde bir günde sür‘at ile Cizre'ye varılır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a ·
metinde göster ·
… p bir tarafdan bir tarafa tâk-i Kisrâ'dan nişân verir bir göz inşâ etmişdir kim
mesâfe-i
ba‘îdeden zıhgîr gibi nümâyândır. Cisrin bir çenesinden bir çenesine varınca kâ …
Üstâd-ı bennâ "Bu nehr-i mecnûn üzre bir göz cisr olmakdan gayrı ilâç yokdur", deyüp bu cisrin tarafeynine ol kadar metânet üzre vâsi‘ ve arîz rıhtım ve ıskara esâslar bırağup bir tarafdan bir tarafa tâk-i Kisrâ'dan nişân verir bir göz inşâ etmişdir kim mesâfe-i ba‘îdeden zıhgîr gibi nümâyândır. Cisrin bir çenesinden bir çenesine varınca kâmil yüz yetmiş üç adımdır. Gerçi diyâr-ı Hersek'de Mostar köprüsü de bir gözdür ammâ bu cisr-i Batmân hendese-i batmanda gâyet ağır mosta[r]dır. Zîrâ bunda olan metânet ve istihkâm ve bunda olan hendese-i zerâfet ve nezâfet-i tâm bir cisr-i benâmda yokdur. İmdi ey ihvân-ı vefâ Hudâ âlimdir, bu ömr-i girân-mâyeyi hâlâ seyâhatde ifnâ etmedeyiz, ammâ böyle bir mehîb u mahûf kantara görmedim. Hey’et ve hikmet okuyan ihtimâlci yârânlar bu cisrden geçmek ihtimâli yokdur. Niçesi tulumlar ile kelek ve pot yapdırup ubûr eder. Zîrâ ta zirve-i a‘lâsına çıkdıkça cisrin kendiri bâr-ı sakîl olmasın içün üstâd-ı bennâ cisrin zirvesin incecik etmiş. Ol mahalden aşağı âdem bakmağa cür’et idemez, ammâ aşağıları gâyet vâsi‘dir ve iki tarafında kal‘a kapuları gibi demir kapuları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b ·
metinde göster ·
… le âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne isâbet etmeyüp
mesâfe-i
ba‘îdeden bir kârbân-ı şütürbân cânib-i Revân'a revân olunur zann olur. Cümle s …
İbret-nümâ-yı sanâyi‘-i Lem-yezel: Mukaddemâ zikri sebkat eden Van deryâsı zemîninde Nemrûd-ı la‘înin binâ etdüği kûh-ı bâlâya Nemrûdîler develer ile taş taşırlarken bi-emri Hâlık-ı Kahhâr yetmiş kadar develeri yükleri gibi taş eyleyüp şütürbânları dahi cümle seng-i hâr olup cümle develer katar katar tertîb üzre yükleriyle dizilmişler. Kimi çökmüş durur, kimi ber-pâ durur. Sârbânları kezâlik kimi ber-pâ kimi münhedim olmuş durur. Hâlâ cümle şekl [ü] şemâ’illeriyle ve kadd [ü] kâmetleriyle âmâde dururlar. Üç bin yedi yüz seneden berü birine bir rahne isâbet etmeyüp mesâfe-i ba‘îdeden bir kârbân-ı şütürbân cânib-i Revân'a revân olunur zann olur. Cümle seng-i hârâdan nişân verir çakmak taşlarıdır, ammâ garâ’ib andadır kim ol azamet ıssı Allah bunlara hışm etdikde sârbânlar develerin taş olduğun gördüklerinde keç gerdân ve keç rû olup yüzlerin hevâya çevirüp el açup dergâh-ı Hakk'a tazarru‘ [u] nâliş eder şekilli birer hey’et-i garîbe vü acîbe eşkâle varmışlar kim kimi secde etmiş, kimi ser-nigûn yatmış, kimi yan yatup bir gözüyle âsumâna nigerân eder şekilli seng-i hârâ olmuş âdemler var kim âdem em‘an nazar ile nazar etse hayrân kalup Hak Celle ve Alâ'nın gazabı ne idüği müşâhede olunur. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
… taşra komuş. On âdem kaddi bâlâda kaya içre durur kemiklerdir kim yoldan hayli
mesâfe-i
ba‘îdededir.
Ol yâr-ı muvâfıklar dahi be-ser [ü] çeşm deyüp hakîre vesîle olup bir sâ‘at dahi şimâle gidüp Muş sahrâsı yoluna gider bir râh-ı azîme gitmeyüp ol mahalde bir yalçın kaya üzre rubu‘ sâ‘at ubûr edüp vardık. Sun‘-ı Hudâ-yı azîm mezkûr yalçın minâre-misâl kad çekmiş kayaya bir âdemi zencîrler ile sarmışlar. Hâlâ ancak üstühânları kalmış. Ne uzvu ve ne zencîrler çürümemiş. Gûyâ henüz üstâd elinden çıkmış zencîrdir ve beyâz üstühânlardır, ammâ ol uzuvların incikleri ve kol kemikleri yedişer sekizer arşın gelir kalın ve tavîl kemiklerdir ve başı küçük hammâm halveti kubbesi kadar vardır. Gözlerinin deliklerine birer âdem girer ve çıkar. Hatta ayneyni deliklerinde miskî kartallar âşiyân etmişler. Meğer bu üstühân-ı pâk Hazret-i İbrâhîm aleyhisselâma imân getirenlerden bir mü’min ü muvahhid kimesne imiş. Nemrûd-ı la‘în bu şahsı âteşe göyündürmek içün bu kayaya kayd [u] bend edüp altına âteş yakdıkda Cenâb-ı Bârî bu merdin vücûdunun ba‘zı yerin kayaya der-âğûş etdirüp niçe yerleri kaya ile yek pâre ve yek renk olup ancak incikleri ve kolunun biri ve başı {kayadan taşra nümâyândır kim ol Settâr Allah} sun‘un ızhâr içün ol Hayyu'l-ebed ol kemikleri taşra komuş. On âdem kaddi bâlâda kaya içre durur kemiklerdir kim yoldan hayli mesâfe-i ba‘îdededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a ·
metinde göster ·
… ol uyûn pertâb etdikde sâ‘ikasından âdemin kulağı asamm olup sadâsı iki fersah
mesâfe-i
ba‘îdeden istimâ‘ olunur. Bu ayn bir haylice cereyân edüp gâ’ib olur. Eğer âdem …
Ve mine'l-acâ’ib, ibret-nümâ-yı garîb: Kal‘a-i Erzurûm ve kal‘a-i Ahlat ile bu Sübhân dağı mâbeynehümâlarında bir temâşâgâh-ı mahûf vardır. Allahümme afvenâ, ana Ayn-ı Çemenzâr derler, yalçın kayalardan tulû‘ edüp seng-i hârâlardan aşağı ol uyûn pertâb etdikde sâ‘ikasından âdemin kulağı asamm olup sadâsı iki fersah mesâfe-i ba‘îdeden istimâ‘ olunur. Bu ayn bir haylice cereyân edüp gâ’ib olur. Eğer âdem eğer gayrı hayvânât bu sudan nûş etseler ol ân âdem merhûm olup devâbât makûlesi mürd olurlar. Semm-i helâhilden nişân verir bir sudur, dediler. Bu hakîr yakîn geçdik ammâ görmedik. Hatta Kenzikli Hacı Cârullah nâm bir sâhibü'l-hayrât kendi hikâyet etdi kim "Bu ayn-ı hummenin yemîn ü yesârında gurûbuna varınca ol kadar dağî hayvân üstühânları var kim hadd ü hasrın Hudâ bilür. Âhir-ı kâr Hacdan geldiğim sene mâlımdan üç bin guruş hasbeten-lillah harc edüp bu ayn-ı hummenin tulû‘undan gurûbuna varınca iki tarafında kârgîr kireç cibis ile metîn dîvârlar etdim ki hayvânâtlar nûş edüp helâk olmayalar" deyü sâhibü'l-hayrât el-Hacı Cârullah hikâyet etdi. Ve bu aynın yemîn ü yesârında asla nebâtât u giyâhât ve imârâtdan bir nişân yokdur, dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243b ·
metinde göster ·
… yigirmişer karış ve otuzar kırkar karış balyemez toplar komuş kim ta dörd sâ‘at
mesâfe-i
ba‘îdede Erdemit bâğlarında düşman görünce mezkûr toplar Van sahrâsında âdem ve …
El-hâsıl bu Van kayası içre altı yüz aded gârın birisi dahi tehî değildir. Cümle cebehâne ve âlât-ı mühimmât ve levâzımât ile pür olmuş kehflerdir. Hatta Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân çok feth [ü] fütûhâtda bulunup kal‘alar feth etmeğile vukûf tahsîl eyleyüp taşradan kal‘aya ve kal‘adan taşra düşman üzre top atılup niçe kal‘a döğüleceğin ve kal‘adan atılan toplar düşmana ne yüzden zarar isâbet ideceğin bilüp Van kal‘asının ta zirve-i a‘lâsına yigirmişer karış ve otuzar kırkar karış balyemez toplar komuş kim ta dörd sâ‘at mesâfe-i ba‘îdede Erdemit bâğlarında düşman görünce mezkûr toplar Van sahrâsında âdem ve kırk mil deryâsında gemi gezdirmez. Bu kerre düşman bir lu‘bla kal‘a altına girse bu bâlâdaki uzun topların gülleleri mesâfe-i ba‘îdeye gidüp zîr-i kal‘ada olan düşmana zarar etmez mülâhazasıyla koca Süleymân Hân mezkûr mağaraların niçesi kalyon karnındaki top deliklerine mânend delikler delüp her bir gârda birer gûne san‘at-ı usret ile toplar çıkarmış kim âdem gördükde engüşt ber-dehen edüp dem-beste ve hayrân olur. Bir sıra böyle balyemez topları kürsi gibi düşman ve cümle gûne mühimmâtların her top-ı kûb yanına cebehâneleriyle güllelerin hâzır etmiş. Bu toplardan aşağı bir kat dahi olan kehfleri yine delüp birer kat âdem sığar ve taş gülle atar şayka toplar dizmiş. Anların dahi mühimmâtların imâr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b ·
metinde göster ·
… kerre düşman bir lu‘bla kal‘a altına girse bu bâlâdaki uzun topların gülleleri
mesâfe-i
ba‘îdeye gidüp zîr-i kal‘ada olan düşmana zarar etmez mülâhazasıyla koca Süleym …
El-hâsıl bu Van kayası içre altı yüz aded gârın birisi dahi tehî değildir. Cümle cebehâne ve âlât-ı mühimmât ve levâzımât ile pür olmuş kehflerdir. Hatta Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân çok feth [ü] fütûhâtda bulunup kal‘alar feth etmeğile vukûf tahsîl eyleyüp taşradan kal‘aya ve kal‘adan taşra düşman üzre top atılup niçe kal‘a döğüleceğin ve kal‘adan atılan toplar düşmana ne yüzden zarar isâbet ideceğin bilüp Van kal‘asının ta zirve-i a‘lâsına yigirmişer karış ve otuzar kırkar karış balyemez toplar komuş kim ta dörd sâ‘at mesâfe-i ba‘îdede Erdemit bâğlarında düşman görünce mezkûr toplar Van sahrâsında âdem ve kırk mil deryâsında gemi gezdirmez. Bu kerre düşman bir lu‘bla kal‘a altına girse bu bâlâdaki uzun topların gülleleri mesâfe-i ba‘îdeye gidüp zîr-i kal‘ada olan düşmana zarar etmez mülâhazasıyla koca Süleymân Hân mezkûr mağaraların niçesi kalyon karnındaki top deliklerine mânend delikler delüp her bir gârda birer gûne san‘at-ı usret ile toplar çıkarmış kim âdem gördükde engüşt ber-dehen edüp dem-beste ve hayrân olur. Bir sıra böyle balyemez topları kürsi gibi düşman ve cümle gûne mühimmâtların her top-ı kûb yanına cebehâneleriyle güllelerin hâzır etmiş. Bu toplardan aşağı bir kat dahi olan kehfleri yine delüp birer kat âdem sığar ve taş gülle atar şayka toplar dizmiş. Anların dahi mühimmâtların imâr etmiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b ·
metinde göster ·
… Ammâ la‘în Kel Rüstem Hân İrân-zemîn askeriyle bu kal‘a altına çöküp bir hayli
mesâfe-i
ba‘îdeden toprak süre süre handak kenârlarına gelüp amelî türâb ile meterise gi …
Ve bu bâlâda tahrîr olunan kulle-i metînelerin önlerinde bir kat dahi alçak hisâriçe dîvârı gâyet kalın ve rıhtım ve Şeddâdî dîvârdır kim serâpâ mazgal delikleriyle ârâste ve köşe-bendler ile pîrâste olmuş hisâriçe ta‘bîr etdikleri dîvâr-ı pesenddir. Ammâ bu dîvâr üzre asla top yokdur ve bu dîvârın iç yüzünde zîr-i zemîn içre kârgîr binâ yollar vardır kim hîn-i muhâsarada düşman bu kal‘aya toprak sürse mezkûr yollardan handak içre sürülen türâbı kal‘ada mahsûr olanlar uğurlayup kal‘ayı gark-ı türâbdan halâs ederler. Mezkûr hisâriçe yolların üç tarafında dahi dâ’iren-mâdâr Yalı kapusundan ta Tebrîz kapusuna varınca kal‘ayı handak ihâta etmişdir. Elli altmış âdem oğlu handak ihâta etmişdir, ammâ alçakdır. Zîrâ çayırlı ve çemenzârlı alçak zemîn-i mahsûldâr bir tarafından düşman muhâsara edüp meterise girilmek muhâldir. Zîrâ bir zirâ‘ mikdârı meteris kazılsa su çıkar. Ammâ la‘în Kel Rüstem Hân İrân-zemîn askeriyle bu kal‘a altına çöküp bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden toprak süre süre handak kenârlarına gelüp amelî türâb ile meterise girmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 252b ·
metinde göster ·
ba‘îdedir. Bu iki kûhun mâbeyni bir gayyâ deresi gibi teng ü Kepân boğazdır. Bu …
Bu Meteris nâm mahal Bitlîs şehrinin şarkîsi tarafında Rahova'ya çıkup Van'a gidecek mahalde Kassâb Çeşmesi nâm derenin ağzında cânib-i şimâlinde Dehdîvân dağı ya‘nî on aded kûh-ı bâlâlardır kim biri gâyet âlîli olmağile ana Dehdîvân-ı bâlâ derler. Anın mukâbelesinde mezkûr Kassâb Çeşmesi deresinin cenûbuna da Dîvân-ı pes derler bir kûh-ı bülenddir. Anın akîbinde kûh-ı Âvîh derler bir kûh-ı bâlâdır ve dahi yedi aded kûh-ı elvend-misâl cibâl-i âlîlerdir ammâ mezkûr Dehdîvân-ı âlînin zirvesinden Dehdîvân-ı pestün tepesine varınca bir top-ı tavîl menzili mesâfe-i ba‘îdedir. Bu iki kûhun mâbeyni bir gayyâ deresi gibi teng ü Kepân boğazdır. Bu Dehdîvânların tâ depelerinden aşağı dere içine varınca bir dağdan bir dağa yedişer kat sedd-i Nemrûdlar gibi meteris dîvârları edüp cümle meterisler kat-ender-kat âdem deryâsı olup cümle âlât-ı silâhlarıyla âmâde olup meterisler içre kavm-i Ekrâd-ı Rujikiyân karınca gibi kaynarlar ve yedi kat meterislerde niçe bin elvân filandıra ve bayrağ u tuğ ve sancağ u alemlerle zeyn olmuş kim kûh-ı Dehdîvân lâlezâr-ı gülistân-misâl olmuş ve cümle meterislerin yüzleri bizim ordu tarafında Rahova sahrâsına nâzırlardır kim ol tarafdan bir âdem gelmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a ·
metinde göster ·
… ğ-ı gûnâ-gûnlar ile zeyn olmuş. Paşa-yı {dûrbîn-fikr} eline dûrbînin alup hayli
mesâfe-i
ba‘îde 264b olan yerleri dûrbîn ile temâşâ edüp ne cânibden bu şehre yürüyüş …
Ve Bitlîs'e girecek dere ağzın sedd-i İskender ile ol kadar metîn etmiş kim andan dahi bir kuş uçamaz ve büyük Dehdîvân üzre hânın vezîri makâmında Çâker Akası yüz elli bayrak tüfeng-endâz ile çıt-a-çıt olup başka kal‘a-misâl bir meteris etmiş kim gûyâ sedd-i Kahkahâ'dır. Ve karşu alçak Dehdîvân'da kezâlik zirve-i a‘lâsında kal‘a-i Demâvend-vâr bir meteris edüp hânın ikinci akası Arab Halîl Ağa kapanup anda dahi mûr-ı mâr-misâl asâkir-i kerrâr âmâdelerdi. Paşa-yı mubassır im‘an-ı nazar ile nazar edüp "Bu tarafdan bunlara zafer mümkin değildir." deyüp Dehdîvân-ı âlî tarafında dağlar içre gidüp kâh esb-süvâr ve kâh piyâde reftâr ile gûnâ-gûn müşâvere-i güftâr ederek bir kûh-ı bülendin zirvesine urûc etdik kim meğer ana kûh-ı Taklaban derlermiş. Hakîkat andan bir kerre düşen takla atarak kendüyi Bitlîs şehrinde bulur. Bu kûh-ı bâlâdan aşağı nazar etdiğimizde el-azametullah Bitlîs şehrinin cânib-i etrâfın âdem deryâsı ihâta edüp pür-silâh âmâde dururlar. Ve kal‘a-i Bitlîs'in burc u bârûları toplar ile ârâste ve asâkir-i firâvân ile pîrâste olup cümle dendân-ı bedenleri sancağ u bayrağ-ı gûnâ-gûnlar ile zeyn olmuş. Paşa-yı {dûrbîn-fikr} eline dûrbînin alup hayli mesâfe-i ba‘îde 264b olan yerleri dûrbîn ile temâşâ edüp ne cânibden bu şehre yürüyüş ideceğin gözden geçirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264a–264b ·
metinde göster ·
… rceyeş bahri ve Âdilcevâz bahri derler. Bu dahi eyledir. Ammâ Tebrîz bu deryâya
mesâfe-i
ba‘îde olup Rûmiyye karîb olmağile Rûmiyye bahri denmeğile ma‘rûf bir buhayre-i …
Sitâyiş-i Buhayre-i Rûmiyye-i Kübrâ: Bu buhayreye niçeler bahr-i Rûmiyye ve bahr-i Dümbülî ve bahr-i Debîl ve bahr-i Tebrîz derler. Zîrâ etrâfında vâki‘ olan bilâdların ismiyle müsemmâ bir buhayredir. Van deryâsına Vastân bahri ve Erceyeş bahri ve Âdilcevâz bahri derler. Bu dahi eyledir. Ammâ Tebrîz bu deryâya mesâfe-i ba‘îde olup Rûmiyye karîb olmağile Rûmiyye bahri denmeğile ma‘rûf bir buhayre-i mâlih-i mevsûfdur. Böyle bir buhayredir kim rûy-ı deryâsında niçe yüz sayyâd-ı mâhî kayıkları vardır. Ba‘zı âyende vü revende tüccâr-ı sevdâgerân götürür ve getirir keştîleri vardır. Cânib-i şarkîsi şehr-i Tebrîz'dir ve taraf-ı garbîsi şehr-i Rûmiyye ve kal‘a-i Dümbülî'dir ve niçe kendlerdir. Ammâ cenûbunda şehr-i kadîm Erdebil'e hayli mesâfe-i ba‘îdedir. Bu buhayrenin dâ’iren-mâdâr etrâfı Van deryâsından büyükdür. Van deryâsın bir âdem sür‘at ile sekiz günde devr eder ammâ bu on iki günde devr olunur. Ve umkı yetmiş kulaçdır. Ve müverrihân-ı İrân-zemîn ve müverrih Mıkdısî bu buhayre içün {eyle} tahrîr eylemişler kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ-yı Mustafâ Mekke-i Mükerreme'de rahm-i mâderden müştâkk olduğu gice Tâk-i Kisrâ ve Ayasofya Kubbesi münhedim olup ol gice bu buhayre yerinde olan Pâncüm şehri ka‘r-ı zemîne geçüp bu buhayre zâhir olur, deyü yazmışlar. El-ilmü indallah.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
ba‘îdedir. Bu buhayrenin dâ’iren-mâdâr etrâfı Van deryâsından büyükdür. Van der …
Sitâyiş-i Buhayre-i Rûmiyye-i Kübrâ: Bu buhayreye niçeler bahr-i Rûmiyye ve bahr-i Dümbülî ve bahr-i Debîl ve bahr-i Tebrîz derler. Zîrâ etrâfında vâki‘ olan bilâdların ismiyle müsemmâ bir buhayredir. Van deryâsına Vastân bahri ve Erceyeş bahri ve Âdilcevâz bahri derler. Bu dahi eyledir. Ammâ Tebrîz bu deryâya mesâfe-i ba‘îde olup Rûmiyye karîb olmağile Rûmiyye bahri denmeğile ma‘rûf bir buhayre-i mâlih-i mevsûfdur. Böyle bir buhayredir kim rûy-ı deryâsında niçe yüz sayyâd-ı mâhî kayıkları vardır. Ba‘zı âyende vü revende tüccâr-ı sevdâgerân götürür ve getirir keştîleri vardır. Cânib-i şarkîsi şehr-i Tebrîz'dir ve taraf-ı garbîsi şehr-i Rûmiyye ve kal‘a-i Dümbülî'dir ve niçe kendlerdir. Ammâ cenûbunda şehr-i kadîm Erdebil'e hayli mesâfe-i ba‘îdedir. Bu buhayrenin dâ’iren-mâdâr etrâfı Van deryâsından büyükdür. Van deryâsın bir âdem sür‘at ile sekiz günde devr eder ammâ bu on iki günde devr olunur. Ve umkı yetmiş kulaçdır. Ve müverrihân-ı İrân-zemîn ve müverrih Mıkdısî bu buhayre içün {eyle} tahrîr eylemişler kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ-yı Mustafâ Mekke-i Mükerreme'de rahm-i mâderden müştâkk olduğu gice Tâk-i Kisrâ ve Ayasofya Kubbesi münhedim olup ol gice bu buhayre yerinde olan Pâncüm şehri ka‘r-ı zemîne geçüp bu buhayre zâhir olur, deyü yazmışlar. El-ilmü indallah.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
ba‘îdede bir sahrâ-yı azîmde vâki‘ olmuş şekl-i muhammes bir Şeddâdî seng beyâz …
Rûmiyye deryâsının kıblesi tarafında hayli 298b mesâfe-i ba‘îdede bir sahrâ-yı azîmde vâki‘ olmuş şekl-i muhammes bir Şeddâdî seng beyâz bir kal‘a-i mümtâzdır. Bir düz yerde vâki‘ olmağile handak-i amîki vardır. Dâ’iren-mâdâr yedi bin adımdır. Ve kırk bir metîn ebrâcları var ve üç kapusu var. Cânib-i garba Harîr kapusu, zîrâ Kürdistân'ın Harîr dağları ol tarafdadır ve cânib-i şimâle Rûmiyye kapusu ve cânib-i cenûba Erdebil kapusu. Şehr içre cümle bin aded bihter hâneleri vardır. Heme türâb-ı pâk ile mestûr tahtânî ve fevkânî hâne-i ma‘mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 298a–298b ·
metinde göster ·
… lmemişdir kim sedd-i Irâk-ı Dâdyân'dır ve cânib-i erba‘asında birer merhale yer
mesâfe-i
ba‘îdeden bu kal‘a-i Bağdâd'a nazar olunsa bi-emrillahi Ta‘âlâ bir mehâbet ü sa …
Evvelâ kal‘a-i Bağdâd-ı İremezât-ı hâk-i Irâk'ın çöl [ü] çölistân berr [ü] beyâbânı içre Kamerü'l-Kum çölü gibi ve Deşt-i Kıpçak hâmûnu gibi bir vâdî-i tepe içre vâki‘ olmuş Şattu'l-Arab'ın cânib-i şarkîsinde sâhil-i Şatt'da 340a şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki‘ seng-i beyâz ve tula-i feyyâz ve kireç ve cibir ve kec ve cıbıs ve Horasânî ile mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir sûr-ı üstüvârdır kim bu kevn-i kec-rev-i gerdûn-ı devvâr-ı kec-reftârda eyle bir sedd-i İskender-vâr ve bir rabât-ı mu‘azzam hisâr-ı üstüvâr bu felek-i rûy-ı zemînde deyyâr görülmemişdir. Niçe yüz sa‘b püşteler üzre evc-i semâya müntehî kal‘a-i serâmedler vardır. Ammâ bu bir pest sahrâda bî-havâle olup cümle kârı benî Âdem destiyle inşâ olunduğu cihetden pest zemînde böyle bir kirmân ve bunun gibi bir pürgaz-ı sedd-i îmân {kal‘a} görülmemişdir kim sedd-i Irâk-ı Dâdyân'dır ve cânib-i erba‘asında birer merhale yer mesâfe-i ba‘îdeden bu kal‘a-i Bağdâd'a nazar olunsa bi-emrillahi Ta‘âlâ bir mehâbet ü salâbet üzre nümâyişli bir kirmen-i kirmândır kim bi'l-mehâbe gören düşmanların zehresi çâk olur ve harâb etmeğe sa‘y edenlerin vücûdu hâk olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın nazargâh-ı bâtınîsidir kim hayr du‘âları berekâtıyla {Bağdâd} imâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339b–340a ·
metinde göster ·
… ret'in nutk-ı dürer-bârlarıyla binâ olunduğiyçün hâlâ eyle mehâbet ü salâbet ve
mesâfe-i
ba‘îdeden nümâyişli bender-i şehr-i mu‘azzam bu edîm-i arzda inşâ olunmamışdır.
Ve Hazret-i Risâlet buyurdukları üzre "Dâr-ı Nu‘mân ola!" dedikleriyçün Hazret-i Nu‘mân ibn Sâbit kim Hazret-i İmâm-ı A‘zam'dır, bu şehr-i Bağdâd'ın {Kûfe şehrinde} vücûda gelüp dîn-i Muhammedî'yi âşikâre etmişdir. Ve Hazret'in "Dâr-ı nu‘mân-ı dârü'l-hilâfe ola!" buyurduklarından şehr-i na‘îm ve ma‘mûr u müzeyyen ve ganîmet şehr-i dârü'l-hilâfe olmuşdur. Ve Hazret'in nutk-ı dürer-bârlarıyla binâ olunduğiyçün hâlâ eyle mehâbet ü salâbet ve mesâfe-i ba‘îdeden nümâyişli bender-i şehr-i mu‘azzam bu edîm-i arzda inşâ olunmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340a ·
metinde göster ·
… -i Şatt'a karşu kıble tarafı ka‘be hâki Kuşlar kal‘ası cânib bir kurşum menzili
mesâfe-i
ba‘îdede nehr-i azîm olmağile bu tarafdan Bağdâd'ın bâk u pervâsı yokdur ve bu …
Ve bu mahalde derûn-ı Bağdâd'da şiddet-i hârdan emân bulmak içün sarâylar vardır. Ba‘zı zamân Şatt, Bağdâd içre girüp bu serdâbları mâl-â-mâl olur. Zîrâ Bağdâd'ın cümle imâreti Şat kenârı semtine vâki‘ olmuşdur kim cemî‘i burc [u] bârûlar üzre Şatt'a nâzır hânedânlardır. Ve bu tarafda kal‘a-i Bağdâd'ın aslâ havfi yokdur. Zîrâ nehr-i Şatt'a karşu kıble tarafı ka‘be hâki Kuşlar kal‘ası cânib bir kurşum menzili mesâfe-i ba‘îdede nehr-i azîm olmağile bu tarafdan Bağdâd'ın bâk u pervâsı yokdur ve bu tarafda imâreti çokdur. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340b ·
metinde göster ·
… kös-i hâkânî vardır. Kaçan üstâd-ı kös-zen köse velvele ve debdebe etdikce bir
mesâfe-i
çölistân-ı Bağdâd'dan istimâ‘ 341a olunur. Zîrâ üç ayak nerdübân ile çıkılır …
Evvelâ ba‘de'l-ışâ ve vakt-i Şâfi‘îde sekizer kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî faslı olur kim Mısır mehterleri faslından mükemmel fasıl ederler ve bir serhadde böyle mükellef mehterhâne yokdur. Cümle kırk neferdir. Kaçan kim İçkal‘ada fasıl etdiklerinde Şatt aşrı Kuşlar kal‘asında ve İmâm-ı A‘zam kal‘asında râygân istimâ‘ olunur. Ammâ bir mefret kös-i hâkânî vardır. Kaçan üstâd-ı kös-zen köse velvele ve debdebe etdikce bir mesâfe-i çölistân-ı Bağdâd'dan istimâ‘ 341a olunur. Zîrâ üç ayak nerdübân ile çıkılır bir bakırdan işlenilmiş kös-i azîmdir kim Bağdâd kösü Rûm u Arab u Acem'de meşhûr[dur].
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 340b–341a ·
metinde göster ·
… mmâ yigirmi bin Sahâbe-i kirâm ve Muhâcirîn ü Ensâr ve Erbâb-ı Soffa "Bu sâha-i
mesâfe-i
Kerbelâ-yı pür-belâda şehîd olmuşlardır." deyü yazmışlar ve yigirmi bin dahi ga …
Netîce-i kelâm bu hâdise-i Kûfe niçe Hadîka'larda ve siger-i tevârîhlerde mastûrdur. Tafsîli lâzım değildir. Âhirü'l-emr sene 61 târîhinin yevm-i Âşûrasında İmâm Hüseyin askeri cümle Kerbelâ'da şehîd olup İmâm Hüseyin giriftâr olup müddet-i ömrü 56 seneye bâliğ iken (---)(---)(---) bî-dîn şehîd edüp re’s-i şerîfin kat‘ etdi. Ve dahi İmâm Hüseyn'in iki evlâdı ve dörd nefer bürâderleri ve bir karındaşı evlâdı ve beş aded ammîsi evlâdları cümle şehîd olup re’s-i şerîfleri kat‘ olundu. Ammâ be-kavl-i İbn Şahne Ravzatü'l-Menâzır nâm kitâbda tahrîr etmiş kim ınde ehli'l-hadîs mu‘temedün anh muktezâsınca {Hazret-i İmâm Hüseyin tarafında olan cümle asâkir-i Hüseyin} yüz on dörd bin nefer Sahâbe-i güzîndir. Ammâ yigirmi bin Sahâbe-i kirâm ve Muhâcirîn ü Ensâr ve Erbâb-ı Soffa "Bu sâha-i mesâfe-i Kerbelâ-yı pür-belâda şehîd olmuşlardır." deyü yazmışlar ve yigirmi bin dahi gayrı Tâbi‘în şehîd olmuş demişler ve niçe Hadîka'larda dahi eyle yazmışlar. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349b ·
metinde göster ·
ba‘îdeden seng-binâ bir kal‘a-i metîn-i ra‘nâ nümâyân idi. Ahâlî-i vilâyetin ta …
Menzil-i ülke-i Oraman: Bir dere kenârında hakkâ ki orman hıyâbânlı bâğ u bâğçeli ve câmi‘ ü hân u hammâmlı çârsûsuz bir ma‘mûr u âbâdân bin beş yüz hâneli belde-i ma‘mûrdur. Bu kendin hâyilindeki kûh-ı bülend üzre kal‘a-i Cihân Şâh nâm bir kal‘a-i tamâm vardır kim Âzerbaycân şâhlarından Cihân Şâh binâ etmeğile anın ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i bâlâdır. Ma‘mûr u âbâdândır ammâ bu mahalde sayd-ı şikâre taraş ve tola ve çapar ve araş zağarlar ile ve Bağdâd ve Urfa küçüğü tazılarımızla şikâra gidüp kal‘a-i Cihân Şâh'ı temâşâ edemedik ammâ mesâfe-i ba‘îdeden seng-binâ bir kal‘a-i metîn-i ra‘nâ nümâyân idi. Ahâlî-i vilâyetin takrîri üzre bunu da Süleymân Hân asrında Cihân Beğ nâm bir mîr-i hümâm bu kal‘ayı yine Baltacı Mehemmed Paşa'ya teslîm-i miftâh edüp mutî‘ olur. Ammâ ahâlîsi cümle Ekrâd-ı Şâfi‘îdir. Mîr-i aşîretlerinin ismi Şems-i Alî'dir. Ellerinde hatt-ı şerîfleri var kim, "Eğer Acem ve eğer Osmânlı gâlib olup Şehrezûr zor-ı bâzû ile her kimde ola bu kavim ana tâbi‘ ola." deyü ellerinde yarlığ-ı belîğleri var ve ülkenin cânib-i şarkîsinde Hemedân ve Dergezîn-i Acem beş konak yakındır. Cânib-i kıblesinde dahi kal‘a-i Musul beş menzil yerdir. Ve cânib-i şimâlinde kal‘a-i İmâdiyye dahi beş menzil zemîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374a ·
metinde göster ·
… mâni‘ olur. Ammâ bu teferrücgâhlar İmâdiyye kal‘asının cânib-i etrâfında birer
mesâfe-i
ba‘îde kûh-ı bülendlerde ve dere vü depelerde vâki‘ olup atlar ile gidilüp kekl …
Ve yetmiş aded mesîregâhları kûhlar içre ayn-ı zülâller kenârlarında vardır kim eğer her birin birer birer ta‘rîf ü tavsîf etsek Seyâhatnâme-i müsevvedâtımızı tahrîr etmeğe mâni‘ olur. Ammâ bu teferrücgâhlar İmâdiyye kal‘asının cânib-i etrâfında birer mesâfe-i ba‘îde kûh-ı bülendlerde ve dere vü depelerde vâki‘ olup atlar ile gidilüp keklik ve turaç ve çil ve süglün sayd-ı şikârına gidildikde varılır mesîregâhlardır. Ve kûh-ı bâlâlarında kaplan ve hirre-i beyâbânî ve kepş-i Ucânî ve âhû-yı kûhî saydı teferrücü olur kim bu dahi bir diyâra mahsûs değildir. Ve bu mesîregâh-ı sayd-ı şikârlarda ol kadar keklik [ve]turaç süglün avlanır kim kâmil altı ay bu İmâdiyye şehrinde av eti tenâvül olunur, niçe bunun emsâli şikârgâh-ı mesîregâh-ı hıyâbân-ı kûyâh yerleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 381a ·
metinde göster ·
… -ı Şakakîyândır. Ve bu Kargaçamı nâm mahallin cânib-i garbîsi çölünde bir hayli
mesâfe-i
ba‘îde yerde bir azîm katran gölü vardır. Anda dahi niçe bin zî-rûh kısmı gark …
Ve bu ma‘dende nice ceyran u erneb ve gâv-ı beyâbânî ve hımâr-ı berrî ve niçe bin gurâb-ı vahşî gark olduğundan Kargaçamı derler. Ma‘mûr [u] âbâdândan pür-nişândır ammâ hâlâ harâb [u] virândır. Ve mesken-i Ekrâd-ı Şakakîyândır. Ve bu Kargaçamı nâm mahallin cânib-i garbîsi çölünde bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerde bir azîm katran gölü vardır. Anda dahi niçe bin zî-rûh kısmı gark olur. Bu katrandan dahi niçe bin deve yükü kara katranı vilâyet vilâyet taşırlar. Bu dahi ma‘âdin-i azîmdir kim vâcibü's-seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405a ·
metinde göster ·
… i. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıblemizdir." deyü ziyâretine beher sene
mesâfe-i
ba‘îde diyârlardan gelirler imiş ve cemî‘i kavm-i milel dahi gelüp seyr ederler …
Ve Hazret-i Şemuyil ve Şem‘ûn ve Semmûn ve Melik Rac‘im ibn Süleymân Nebî içün bu dörd kimesne içün dahi ihtilâf-ı kesîre edüp nebî ve nebî değildir, demişler. Ammâ müverrihân-ı Acem Hazret-i Hızır'ın peygamber olup hâlâ hayâtda olduğuna zâhib olup bu Dicle nehri sâhilindeki şehirde tevellüd eylediğin tahkîk eylemişlerdir. Ve bu şehr-i Hızır'ın ma‘mûr u âbâdânlığın ol kadar ta‘rîf ü tavsîf etmişler kim şehr-i Medâyin'den ve şehr-i Kûfe'den imâr idi demişler. Hatta du‘â-yı hayr [u] berekât-ı Hızır Nebî ile bu şehir eyle imâr imiş kim Cenâb-ı Kibriyâ rûy-ı arzda ahcârât [u] eşcârât [u] müsmirrâtdan ve sâ’ir hûş-ı elhân [u] hûş-ı tuyûrdan gayret-nemâ sun‘-ı Hudâ'dan her ne var ise bu Hızır Nebî şehrinde mevcût idi. Hatta kavm-i Amalâk "Bu şehir bizim kıblemizdir." deyü ziyâretine beher sene mesâfe-i ba‘îde diyârlardan gelirler imiş ve cemî‘i kavm-i milel dahi gelüp seyr ederlermiş. İllâ kavm-i Yahûd gelmeyüp Sıfet şehrine giderlermiş. Hâlâ bilâ-teşbîh tâ’ife-i Yahûd'un ka‘beleri Sıfet şehridir kim sehel imâr kalmışdır. Ammâ bu şehr-i Hızır Sıfet şehrinden ziyâde ma‘mûr u İremezât misilli ziyâretgâh imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 407a ·
metinde göster ·
… n olup Papşen hânı sol tarafımızda kaldı, ammâ bizi kovan mel‘ûn ekrâdlar hayli
mesâfe-i
ba‘îdede kalup gerüde dökülerek gelmede idiler, ammâ biz de cân atup Tatar gibi …
Tâ ki kulle-i felekden âfitâb-ı âlem-tâb rûy-ı zemînde yatan kara bir mızrak kaddi pertev urdukda Ahlat kal‘ası da nümâyân olup Papşen hânı sol tarafımızda kaldı, ammâ bizi kovan mel‘ûn ekrâdlar hayli mesâfe-i ba‘îdede kalup gerüde dökülerek gelmede idiler, ammâ biz de cân atup Tatar gibi yortup kal‘a-i Ahlad'a bî-cân u bî-mecâl cân atup, Arapça âyetin tilâvet edüp kal‘aya girince hemân hakîr piyâde olup kal‘a kapusun sedd etdikde dîdebânlar eyitdiler: "Bire nedir aslı" dediklerinde, "Hân askeri bizi kovup gelirler" dediğimde, bevvâblar dahi kapuları bir hoş sedd edüp âlât [ü] silâha yapınup bizler iç kal‘ada yeniçeri ocağımızda olan Dizdâr Alî Beşe hânesine cân atup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 14a ·
metinde göster ·
… atıda varılır, ammâ şehr-i Marzifon ve kasaba-i Gümüş anlardan birer konak dahi
mesâfe-i
ba‘îdedir ve Tokat'ın cânib-i garbîsinde yine ara yatıda kal‘a-i Çorum ve Kazov …
Evvelâ şehr-i Tokat'ın cânib-i şarkîsinde bir menzilde Yenişehir, andan yine bir merhalede Sivas şehri karîbdir. Sivas {ile} Tokat mâbeyni ara yatıdır. Ve Sivas şehrinin şehr-i Tokat cenûbîsine vâki‘ olmuşdur ve şehr-i Zile Tokat'ın şarkî şimâline meyyâl yine ara yatıdır. Ve kal‘a-i Turhal ve kal‘a-i Amasiyye Tokat'ın be-dürüstî şimâline yine ara yatıda varılır, ammâ şehr-i Marzifon ve kasaba-i Gümüş anlardan birer konak dahi mesâfe-i ba‘îdedir ve Tokat'ın cânib-i garbîsinde yine ara yatıda kal‘a-i Çorum ve Kazova kazâsı vâki‘ olmuşdur, ammâ Turhal kal‘asından Zile kal‘ası mâbeyni bir konakdır, lâkin kal‘a-i İskilip uzakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 24b ·
metinde göster ·
ba‘îdeden gelmeğe muhtâc ve taş topa dayanmaz ve tula binâ bârânın kesretinden …
"Bu diyârda taş mesâfe-i ba‘îdeden gelmeğe muhtâc ve taş topa dayanmaz ve tula binâ bârânın kesretinden ve handaklarında olan nehr-i azîmin vefretinden ağaç palanka metîn etmişler ve zemîni oynak çamurlu yer olmak ile taş binâ birkaç yıla varmayup ka‘r-ı zemîne geçer" deyü üstâd-ı bennâ-yı âkıbet-endîş-i zevi'l-ukul bu kal‘ayı palankadan inşâ etmiş, ammâ ilm-i hendese üzre var makdûrun sarf edüp ol bennâ-yı bânî bu kal‘ada kasd-ı tasarruflar etmiş kim im‘ân-ı nazar ile nazar eden atlas-ı felekde eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118b ·
metinde göster ·
Bu mahalde dahi kal‘a dibinden nehr-i Kiriş cereyân edüp cânib-i erba‘ası dıraht-ı azîmler ile hıyâbân-ı bî-amân ve çengelistân yerlerdir. Bu menzîl-i mahûfda nehr-i Kiriş kenârında Serdâr-ı mu‘azzam Köse Alî Paşa efendimiz deryâ-misâl asker ile tınâb tınâba niçe bin aded hayme vü hargâh ile meks edüp cânib-i erba‘alarına ve dıraht-ı müntehâlar başlarına mesâfe-i ba‘îde ordu-yı İslâm'dan taşra karavullar koyup "Tatar Hân ve gayrı asâkir-i Âl-i Osmân cem‘ ola" deyü müterakkıblar iken bu hakîr ol menzilde Serdâr-ı mu‘azzam Alî Paşa efendimizin otağ-ı nüh-tâk-ı gerdûn vakârına 123a varup hâk-i pâyına yüzüm sürdükde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 122b–123a ·
metinde göster ·
ba‘îdesine ince karavullar fermân olunup serdâr-ı ekremin sağında Anadolu Beğle …
Ve yemîn ü yesârın mesâfe-i ba‘îdesine ince karavullar fermân olunup serdâr-ı ekremin sağında Anadolu Beğlerbeğisi Çavuşzâde Mehemmed Paşa sol tarafında Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa zi'l-cenâheyn-vâr, iki deryâ-misâl askerin kalbinde serdâr-ı muzaffer kırk oda kapukullarıyla ve dörd aded aşağı bölük sipâhiyânlarıyla ve yigirmi aded mîr-i mîrânlar ile ve yüz yigirmi aded mîr-i livâlarla sahrâ-yı Vârat'a vardıkda sâf u sâf ve mevc u mevc ve fevc u fev[c] asker-i bî-pâyân şukka-i alemlerin kaldurup sancağ u bayrağ ve tuğ u sünü yalmanlarından ve zırh [u] zereh-külâh ve cebe vü cevşen şa‘şa‘asından âfitâb-ı âlem-tâbın pertevi müzmahill olup cemî‘i mîr-i mîrân ve ümerâların tabl [u] kudûm ve nefîr ve sûrnâlarının savtından eflâk-ı semâ ra‘d-vâr güm güm gümleyüp cümle guzât-ı müslimîn ejder-i heft-ser gibi gürleyüp tekbîr-i sadâ-yı Allâh Allâh ile birbirlerin cenge terğîb ederek Vârat kal‘ası nümâyân oldukda derûn-ı kal‘adan Gâzî Seydî Ahmed Paşa tabl-ı alemin döğerek çıkup cânib-i şimâle kendünün ordusuna gidüp bârgâhında meks edince bu ahvâl-i pür-melâl cümle asâkir-i İslâma girân gelüp asker mâbeyninde bir güft ü gû olup eyitdiler,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123a ·
metinde göster ·
… hrin zemîni kıble cânibi sahrâ-yı bî-pâyândır. şimâlî ve garbî tarafı bir hayli
mesâfe-i
ba‘îde yerde Dıragovişta yaylağıdır kim andan Karasu nâm bir âb-ı hayât hurûc e …
Ve şehrin zemîni kıble cânibi sahrâ-yı bî-pâyândır. şimâlî ve garbî tarafı bir hayli mesâfe-i ba‘îde yerde Dıragovişta yaylağıdır kim andan Karasu nâm bir âb-ı hayât hurûc edüp sahrâdan cereyân ederek {kasaba-i} Boboşova'da Cermata nâm karye dibinde nehr-i Cermat'a girir. Cermat Dobniçse'den gelir. Nehr-i (---) mahlût olur. Gâyet mahsûldâr sahrâ-yı Köstendil'dir, ammâ şehri ol kadar ma‘mûr değildir. Cümle on bir mahallecikdir. Durhanzâde mahallesi ve Eski mahalle ve Bana mahallesi (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Meşhûr mahallâtlar bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 174a ·
metinde göster ·
Lisân-ı Macarca (---)(---) demekdir. Biz bu kal‘ayı
mesâfe-i
ba‘îdeden görünce kâfir kal‘ası zann edüp dahi ileri vardık. Bir yeni minâreyi …
Lisân-ı Macarca (---)(---) demekdir. Biz bu kal‘ayı mesâfe-i ba‘îdeden görünce kâfir kal‘ası zann edüp dahi ileri vardık. Bir yeni minâreyi henüz bennâlar inşâ ediyorlardı. Meğer bu kal‘a bizim Âl-i Osmân'ın sene (---) târîhinde bu seraskerimiz Ali Paşa kal‘a-i Varat'ı feth edince bu kal‘a dahi amân ile feth olup zamîme-i diyâr-ı İslâm'dan olmuş ve Varat paşasının hâss-ı hümâyûnundan voyvadalığı olup nâhiye niyâbeti olmuş. Ve Varat Paşası Sinân Paşa'nın âdemleri bizi görünce gaş olup hayrân kalup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5b ·
metinde göster ·
… dir. Lisân-ı Macar'da (---) demekdir, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Bu kal‘ayı
mesâfe-i
ba‘îdeden görüp kal‘ası kıble tarafında bir sevâd-ı azîm gibi musanna‘ manastır …
Erdel'e tâbi‘dir. Lisân-ı Macar'da (---) demekdir, ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Bu kal‘ayı mesâfe-i ba‘îdeden görüp kal‘ası kıble tarafında bir sevâd-ı azîm gibi musanna‘ manastırları ve nâkûshâneleri ve hâneleriyle nümâyân olup ana bir mîl karîb yine nâhiye-i Sakmar'da meks olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 11b ·
metinde göster ·
ba‘îdeden seyr [ü] temâşâ edüp cümle guzât ile bir top menzili alarkada meks ed …
Bu kal‘ayı hayli mesâfe-i ba‘îdeden seyr [ü] temâşâ edüp cümle guzât ile bir top menzili alarkada meks edüp ba‘dehu derûn-ı kal‘aya iki aded iş görmüş fasîh Macarca bilir âdemler gönderdik. Nîm sâ‘atden sonra kal‘a cânibinden bir toz belürdü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 12b ·
metinde göster ·
… cânib-i erba‘ası tâ Kaşa yaylağı dâmenlerine varınca tûlen ve arzen dörd sâ‘at
mesâfe-i
ba‘îde zemînlere varınca bâğ u bâğçe ve müşebbek bostân ve cinîn ve gaytânlardı …
Bu şehrin cânib-i erba‘ası tâ Kaşa yaylağı dâmenlerine varınca tûlen ve arzen dörd sâ‘at mesâfe-i ba‘îde zemînlere varınca bâğ u bâğçe ve müşebbek bostân ve cinîn ve gaytânlardır kim "Cümlesi elli bin aded bâğ öşür verir" deyü birovları nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 13b ·
metinde göster ·
ba‘ide cânib-i garba giderken bir alay gâziyân-ı mücâhidâ[n] bir yere cem‘ olup …
Evvelâ şehr-i Kaşa-i bâğ-ı İremden bir mesâfe-i ba‘ide cânib-i garba giderken bir alay gâziyân-ı mücâhidâ[n] bir yere cem‘ olup "Allâhu Ekber Arapça " deyüp ta‘accüb-künân söyleşirler. Hakîr dahi at depüp ileri vardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15b ·
metinde göster ·
… Paşa efendimiz serdâr-ı ekreme eydir: "Ma‘kûl budur, ki bu küffâr ordudan hayli
mesâfe-i
ba‘îde yerde Kemen Yanoş'un geleceği taraflarda meks edüp bir ayak atlarında ko …
Melek Ahmed Paşa efendimiz serdâr-ı ekreme eydir: "Ma‘kûl budur, ki bu küffâr ordudan hayli mesâfe-i ba‘îde yerde Kemen Yanoş'un geleceği taraflarda meks edüp bir ayak atlarında konup göçsün, ammâ içlerinde bizim askerden Çatalbaş Paşa ve Doğancıbaşı 25b İbrâhîm Paşa ve Karaman eyâleti gâzîleri ale'l-umûm bile konsun ve kraldan ileri Tatar askeri konup göçsün" dedikde Melek Paşa'nın bu müşâveresine taraf taraf ma‘kûl denildikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 25a–25b ·
metinde göster ·
… yaylasına Destpot kral yaylası muttasıldır kim Tatarbâzârcığı şehrinden ve niçe
mesâfe-i
ba‘îde büldânlardan nümâyân o da bir kûh-ı âbâdân ve bir kân-ı Yörükândır. Hele …
Ve bu Rila yaylasına Destpot kral yaylası muttasıldır kim Tatarbâzârcığı şehrinden ve niçe mesâfe-i ba‘îde büldânlardan nümâyân o da bir kûh-ı âbâdân ve bir kân-ı Yörükândır. Hele sıhhatle Samakov belin aşup [b]aş aşağı 4 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 40a ·
metinde göster ·