… feth-i zafer-meserret Murâd Hân'a arz olunup Bağdâd muhâsarada iken bu haber-i
meserret
vardıkda pâdişâh-ı heft-kişver ve cümle guzât-ı müslimîn şâdumânlıklar etdiler. …
Ve bu feth-i zafer-meserret Murâd Hân'a arz olunup Bağdâd muhâsarada iken bu haber-i meserret vardıkda pâdişâh-ı heft-kişver ve cümle guzât-ı müslimîn şâdumânlıklar etdiler. {Târîh-i kapudan şüden-i Musâhib Silihdâr Mustafâ Paşa:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73b ·
metinde göster ·
… k der-şehr-i İşcerez ve sahrâ-yı İlvov be-dest-i Mehemmed Geray Hân: Bu sefer-i
meserretde
Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr yüz elli bin esîr ile bilâ-hisâb mâl-ı ganâyiml …
Ve sene (---) târîhinde çapkun-ı vilâyet-i Kazak-ı âk der-şehr-i İşcerez ve sahrâ-yı İlvov be-dest-i Mehemmed Geray Hân: Bu sefer-i meserretde Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikâr yüz elli bin esîr ile bilâ-hisâb mâl-ı ganâyimler almışlardır. Ba‘dehu sene-i mezbûrda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 83b ·
metinde göster ·
… neslinden olan Vezîr Kara Pîrî Paşa bu mahallin âb [u] hevâsın beğenüp bu câ-yı
meserretde
bir bâğçe binâ edüp bir kasaba olunmasın fermân edüp bir rabta-i ma‘mûr olduğun …
Devlet-i Bâyezîd Hân'da ve Selîm Hân-ı Evvel'de Hazret-i Ebûbekir neslinden olan Vezîr Kara Pîrî Paşa bu mahallin âb [u] hevâsın beğenüp bu câ-yı meserretde bir bâğçe binâ edüp bir kasaba olunmasın fermân edüp bir rabta-i ma‘mûr olduğundan Pîrî Paşa derler. Bin mikdârı bâğlı ve bâğçeli ma‘mûr hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123b ·
metinde göster ·
… kayık ve peremeye süvâr olmuş niçe bin pîr [ü] cüvân âşıkân-ı sâdıkân bu câ-yı
meserrete
gelüp her biri birer gûne cilvelenirler. Ba‘zı cânlar mahbûbları ile mezkûr neh …
Ve ta‘tîl günleri niçe bin kayık ve peremeye süvâr olmuş niçe bin pîr [ü] cüvân âşıkân-ı sâdıkân bu câ-yı meserrete gelüp her biri birer gûne cilvelenirler. Ba‘zı cânlar mahbûbları ile mezkûr nehre girüp şinâverlik edüp birbirlerin 145b bî-bâk dirâgûş ederler bir nehr-i mahabbetdir. Ammâ iki cânibinde olan dırahtların kökleri su içinde balık ağı şebekesi gibi olup ba‘zı cânların ayağına ol kökler geçüp "Hay deniz mâliki beni tutdu" deyüp havfından gark olur. Gâyet ihtirâz lâzımdır. Anda ise mâlik olmak ihtimâli yokdur. Yine böyle iken niçe bin dilberân mukaşşer bâdâm gül-pembe-misâl vücûd-ı nâzenînlerin nîlgûn ibrîşim fûtalara sarup mâhîler gibi gavvâslık edüp âşıklarına dil-nüvâzlık ederler. Ve herkes cavk cavk olup köşe köşe sâz u söz ile Hüseyin Baykara sohbeti ederler. Ve bu câ-yı sürûrda bir oda acemî oğlanıyla bir acemî çorbacısı hükûmet edüp bârûdhâne üzre hidmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145a–145b ·
metinde göster ·
haberi(n) kal‘a miftâhlarıyla Süleymân Hân'a irsâl olundu. Niçe kerre dahi bu Ş …
Andan dârü's-saltanatü'l-aliyye olan mahmiyye-i Kostantiniyye'ye gönderüp Pertev Paşa Sarâyında meks eder. Ba‘dehû Süleymân Hân Edirne'den bir alay-ı azîm ile İslâmbol'a Edirnekapusu'ndan dâhil oldukda Elkas Mirza alay-ı hümâyûnu Şehzâde Câmi‘i kurbunda Sultân Süleymân Hân'ı seyr [u] temâşâ edüp "Hey Âl-i Osmân hey! Sen bu şân [u] şöhret u şevket ve dârât [u] azametle niçe İrân [u] Tûrân şâhı olmayup kızılbaş-ı bed-ma‘âşı miyândan kaldırmayasın" deyüp deryâ-misâl asâkir-i Âl-i Osmân'ı görüp hayrân olur. Ba‘dehû Süleymân Hân kal‘a-i Van ve diyâr-ı Azerbaycân seferine gitdikde bu Elkas Mirza'yı bile götürüp şehr-i Tebrîz'den Lala Mustafâ Paşa vilâyet-i Şirvân üzre serdâr-ı mu‘azzam olup Elkas Mirza mukaddemâ Şirvân hâkimi olmağıla Şirvân'a bile gelirken diyâr-ı Nahşivân'ı, Revân'ı ve Gence ve Şirvân'ı harâb ve yebâb ederek gelirken Şâh Tahmas'ın fevti haberi istimâ‘ olunup yedi günde kal‘a-i Şemahı muhâsara olunup kuvvet-i bâzû ile Tahmas Şâh'ın oğlu elinden emân ile Lala Mustafâ Paşa, sene 955 târîhinde bu Şemahı kal‘asın feth edüp içine kemâkân asker ve cebehâne koyup kal‘ayı ta‘mîr u termîm eyleyüp Lala Paşa hâkim-i Şirvân oldukdan sonra Elkas Mirza'ya Şirvân hükûmetinde ülke-i Mahmûd-âbâd hânlığın ihsân edüp Elkas Mirza dahi dâğ-ı derûnundan Acem diyârların tâ Isfahân'a varınca harâb u yebâb etdüğü haberiyle Şemahı fethinin meserret haberi(n) kal‘a miftâhlarıyla Süleymân Hân'a irsâl olundu. Niçe kerre dahi bu Şirvân üzre ceng [ü] cidâller olup âhir sene 991 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Özdemiroğlu Osmân Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup Bâbü'l-ebvâbı ya‘nî Demirkapu'yu feth edüp Şemakı kal‘asın dahi amân ile kabza-i teshîre alup ta‘mîr [ü] termîm etdi. Ba‘dehû yine kızılbaş Şemahı'ya istîlâ edüp yine sene (---) de Murâd-ı Sâlis asrında Ferhâd Paşa feth etdi. Tâ Sultân Murâd-ı Râbi‘e gelince dest-i Âl-i Osmân'da idi. Ba‘dehû yine kızılbaş-ı bed-ma‘âş Şemahı'ya ve Demirkapu'ya istilâ edüp Demirkapu'dan (---) Paşa ve hândan ağazâdeler amân ile çıkup der-i devlete geldiler. Ol asrdan berü Şemahı kal‘ası dest-i Acem'de kalup hâlâ hânlıkdır. Ve kadısı ve on iki hâkimi var. Kal‘ası sâhil-i Kür nehrinde bir püşte-i âlî üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn kal‘a-i üstüvâr sengîn-binâdır. Hâlâ iç kal‘ası gâyet müstahkem ve ma‘mûr kal‘adır. Ammâ aşağı taşra kal‘ası câ-be-câ rahnedârdır. Dizdârı ve dizçöken ağası ve bin aded kal‘a neferâtları vardır. Ve şehr içre tahmînen yedi bin hâne-i ma‘mûr u âbâdân cümle taş dîvârları ve dâm u bâmları hâk-i amber-i pâk ile mestûr hânedânlardır. Ve her büyûtda birer enhâr [u] uyûnlu dârlardır. Ve bâğ u bâğçesine hadd u hasr yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 312b ·
metinde göster ·
… a nâm serdâr eliyle Hanya derler nâm bu kal‘a-yı benâmı alup asker koyup feth-i
meserreti
haberi Kayser Şâha gelüp azîm şâdmânlar oldu. Ve İbrâhîm Hânlarının Şehzâde Meh …
Ve derûn-ı kal‘ada olan imâretleri beyân eder: Evvelâ kal‘anın cümle dîvârında olan taşları cümle fil cüssesi kadar çâr-kûşe taşlardır kim hâlâ zamânemiz benî Âdemleri ol taşın bir dânesin elli âdem ilm-i cerr-i eskâl ile kaldırmağa kâdir değillerdir. Ve derûn-ı kal‘ada cümle hak-i pâk ile mestûr bâğ u bâğçesiz bin iki yüz hâne-i tarz-ı kadîmdir. Lâkin kal‘anın cenûb tarafındaki dîvâra muttasıl bir sarây-ı azîm vardır kim bunda olan ilm-i hendese üzre mi‘mâr-ı bennâ hurdekârlığı İrân-zemînin bir sarâyında yokdur. Ve bu sarâya muttasıl bir câmi‘-i kebîr var. Minâresi münhedim olmuşdur. Bu dahi ibret-nümâ bir câmi‘-i ra‘nâdır. Ve bu câmi‘ kurbunda âb [u] hevâsı latîf bir hammâmı vardır. Osmânlı tarzı binâ olunmuş ammâ bânisi ma‘lûm değildir. Ve bir çeşme-i âb-ı hayâtı var. Ve cânib-i şarka mekşûf Kayık kapusu kurbunda Özdemiroğlu câmi‘i ve hânları ve dükkânları vardır. 317b Ve kal‘adan taşra bir varoş-ı müzeyyeni vardır. Cümle bin mikdârı hâne-i zîbâlardır. Cânib-i selâsında bâğ u bâğçesi çokdur ammâ dârü'l-it‘âmı, imâreti yokdur. Câmi‘ ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârı çokdur. Gûnâ-gûn ehl-i sanâyi‘i vardır. Ammâ ekseriyyâ halkı gûnâ-gûn ibrişim mebrûm edüp kifâflanırlar. Ve câ-be-câ Kumuk halkının çoğu göbe gerevge zırh düzerler. Ekseriyyâ cümle halkı Sünnî ve Şâfi‘î-mezheblerdir. Muhteşem ve sâhib-i dârât ankâ kimesneleri yokdur. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesi çokdur. Zirâ İbn Havkal (?) kavli üzre on sekizinci ıklîm-i örfiyyedendir. Ammâ yedinci iklîm-i hakîkînın ıklîm-i hâmisi vasatında ve bahr-i Haraz kenarında vâkı‘ olmağıla hevâsı sevâhile karîbdir. Anınçün mahbûb ve mahbûbesi memdûhdır. Arz-ı beledî (---) ve tûl-ı nehârî on yedi sâ‘at ve yedi derece ve iki dakîkadır. Karşu cânibi deryâ aşrı garb tarafına Moskov hükmünde üç yüz mil ba‘îd Heşdek ve Kazan ve Alatar vilâyetleridir, dahi anların mâverâsı Deşt-i Kıpçak ve Heyhât sahrâlarıdır kim hâlâ ol sahrâ-yı ferah-fezâlara yigirmi sâldir kim Kılmah Tatarlarından Taysı Şâh ve Moyoncak Hân ve Koba Kalmah Hân beşer altışar kerre yüz bin kavm ile sahrâ-yı Heyhât'da konup göçerler. Ba‘zı sene tâ Kırım diyârına ılgar edüp şebhûn salanlar Azak kal‘ası kurbunda Gügümlü Suyu kenarında Mısır'dan ma‘zûl Gürcî Mustafâ Paşa'yı şehîd etdiler. Bu mezkur Kalmak küffârlarıdır. Gerçi küfr [ü] dalâlet ve dîn [ü] diyânet nedir bilmezler, ammâ böyle bir behâ’im makûlesi bâğî ve dağî sahrâ-nişîn mahlûk-ı pîl-tenlerdir. Ekser evkâtda bâzârlığa Bahr-i Haraz kenarında Moskov'un Kazan ve Heşdek şehirlerine gelüp emân ile yağların fürûht edüp niçeleri Moskov tüccârlarıyla gemilere süvâr olup bu Demirkapu'ya gelmeğe başladılar. Ve bu Demirkapu bender-i iskele olmağıla ta Çîn [u] Mâçîn'den ve Hıtâ vü Hoten'den ve Fağfûr u Moskov diyârlarından her sene niçe bin keştî gelüp azîm gümrük hâsıl olur. Al-i Osmân hükmünde iken iskelesinden ve eyâlet-i Şirvân'dan senevî iki yüz kırk yedi yük akçe tahsîl olup cümle nökerlerine ve eyâlet-i Şirvân'da yedi sancak sultânlarına ve sulh [u] salâh içün Dağıstân pâdişâhına hâslar ve ulûfeler verilir. Hâlâ bu nizâm [u] intizâmı Özdemiroğlu Osmân Paşa fethinde Dal Mehemmed Efendi tahrîri üzre zabt edüp adâlet ederler. Hâlâ ol tahrîr üzre eyâlet-i Şirvân yetmiş kazâdır ve yedi hânlık ve on iki sultânlıkdır. Ammâ Osmân Paşa tahrîri üzre timar ve ze‘âmet yokdur, ammâ sultânların ve gayrı hâkimlerin hâslarına vaz‘-ı yed olmayup gâyetü'l-gâye ma‘mûr u âbâdân diyâr-ı Şirvândır. "Allahu Te‘âlâ yine Âl-i Osmân'a müyesser ide" deyü cümle ahâlîsi du‘â ederler. Hattâ biz bu Demirkapu'da iken Âsitâne-i Sa‘âdet tarafından bir Gökdolak çaşıt hâna gelüp eydür: "Hânım! Geçen sene Osmânlı Akdeniz içinde cezîre-i Girid'de Yûsuf Paşa nâm serdâr eliyle Hanya derler nâm bu kal‘a-yı benâmı alup asker koyup feth-i meserreti haberi Kayser Şâha gelüp azîm şâdmânlar oldu. Ve İbrâhîm Hânlarının Şehzâde Mehemmed nâm evlâdı dünyâya gelüp yine azîm şâdmânîler olup yedi gün yedi gice azîm çerâğân-ı Kayser-zemîn oldu" deyince kızılbaşlar hazzitmeyüp Şirvân [ve] Şamâkî ve Gîlânî sünnîler zevk [u] safâ edüp raks etdiler. Zîrâ Âl-i Osmân'ın bir yeşil alem-i Resûlullah'ıyla bir serdâr-ı mu‘azzam gelmesine muntazırlardır. Allah müyesser eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 317a–317b ·
metinde göster ·
… gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i
meserret-hâl
serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın …
Müverrihân-ı İrân-zemîn olan Şerefnâme sâhibi nakli üzre bu kal‘a ibtidâ İskender-i Zülkarneyn'in hazînedârı Betlis 319a binâsıdır. Hatta Van eyâletinde Betlis kal‘ası dahi anın binâsıdır. Hulâsa-i kelâm bu kal‘a üzre niçe yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke vakf bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmünde iken mezkûr hân Âl-i Osmân havfinden şâh-ı bed-fi‘âlden tâc-ı bî-revâc giyüp hânlık pâyesiyle mülkine melîk olmuşdu. Niçe eyyâm mülkiyyet üzre Enüşirvân-misâl adâlet edüp ma‘mûr [u] âbâdân etmişken âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Lala Kara Ferhâd Paşa diyâr-ı Gürcîstân üzre yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Çıldır'ı ve yetmiş aded tevâbi‘i kal‘aları feth edüp azîmet-i kal‘a-i Tiflis ve kavm-i müflis üzre serdâr-ı mu‘azzam azîmet etdüğün mezkûr Dâvûd Hân istimâ‘ edüp kırk bin asker Tiflis kal‘asına müstahfızân koyup cenge âmâde olup kal‘a-i Tiflis'i gereği gibi metânet üzre âmâde idi. Beri tarafdan asker-i deryâ-misâl kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Şûrân sahrâsına gelüp meks-i hıyâm edüp ibtidâ hâkim-i Tiflis'e bir nâme ile resûl gönderüp ibtidâ dîne da‘vet edüp ba‘dehû kal‘ayı pâdişâha teslîm ve ba‘dehû kal‘a hâricinde harâc-güzâr re‘âyâ olasın ve illâ dîn-i mübîn uğruna kılıçdan geçüp cümle ehl [u] ıyâliniz esîr ü pâ-beste ve dil-haste olması mukarrerdir. Kânûn-ı Hazret-i Risâlet üzre nâme varınca kırâ‘at olunup mefhûmu ma‘lûm olunca cümle kefere ve fecere ve cümle Kızılbâş-ı evbâş [u] nâ-tırâş bir yere cem‘ olup müşâvere eder. Netîce-i kelâmları ol olur kim "Osmânlı bildiğinden kalmasın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş olanlar meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i meserret-hâl serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın akîblerine düşüp kal‘a-i Tiflis kurbunda nehr-i Kür'den ubûr edüp bir gün bir gice ılgar ile kal‘a-i Zekim altında kal‘a-i Tiflis hânına irüp bir sa‘b u metîn ve sengistân ve çengelistân içre bir becene-i azîm içine kal‘adan götürdükleri girân-bahâ metâ‘ları ve cümle ehl [u] ıyâlleriyle mütehassın olmuşlar. Bi-inâyetillahi Te‘alâ guzât-ı müslimîn mûr-i bî-hisâb mâra üşer gibi Gürcî ve kızılbaşın cânib-i erba‘asından hücûm edüp bir hayli ceng-i azîm olur. İçerden küffâr amân deyüp aslâ amân vermeyüp kırk bin mikdârı bed-re’y Gürcî ve kızılbaşın başların tırâş edüp bî-baş vücûdların hâke salup asâkir-i İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu altuna mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b–319a ·
metinde göster ·
… " deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i
meserreti
şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükb …
Bu şehre dâhil olduğum gün Âsitâne-i sa‘âdet tarafından Berberbaşılıkdan çıkma kapucubaşı, kırk kapucusuyla "Diyârbekir eyâletin getirdim" deyü çav çaldırup paşaya girem zann edüp mümkün olmadı. Cümle kapu halkı sekbân ve sarıca ve deli ve gönüllü ve üç yüz iç gılmânı hâzır-baş olup "kapucubaşı gelsin" deyince kırk kapucusuyla gelüp berk-i hazân gibi dir dir ditreyüp içeri girince cümle levendât paşayı ortaya alup pür-silâh durdular. Hemân Paşa "Safâ geldiniz! Ne hizmete geldiniz", "Sultanım, Diyârbekir'e giderim" dedi. Paşa eyitdi "Ya bize Diyârbekir eyâletin getirmişsin, kani emirler", "İşte emr pâdişâhındır" deyü kırk kapucu ile paşa üzerine hücûm edince paşa yerinden pertâb etmezden evvel zeber-dest iç ağaları cümle kapucuları ve kapucubaşıyı kıskıvrak bağlayup hemân paşa "İskemle ve falaka-deyenek" deyüp sekbân, sarıca cellâdları meydân-ı muhabbete girüp on-ı orada, kapucubaşıya burada, kimisi der "vasvarada" kimisi der "Sultânım durma Varvara'da deh, durma burada" deyüp feryâd [u] figâna başladılar. Cümle vilâyet a‘yânları zemîn bûs edüp "Sultânım! Bunlar emir kullarıdır. Bu size nasîhat olduğuna şükrânedir. Bunları afv edin. Irz-ı pâdişâhî var, cümlesin âzâd edin" deyü ricâ etdiler. Mercâları hayyiz-i kabûlde vakı‘ olup cümlesin âzâd etdiler. Ammâ cümlesin deyenek altında katl etse gerek idi. Bunlar şehr kadısına varup Mîr-i livâ Alî Beği mahkemeye da‘vet edüp nefîr-i âm emirleri ve hatt-ı şerîflerin çıkarup "guluvv-i âm ile cümle askerin şehr içre çevirelim" derler. Cümle şehir a‘yânı "Vallahi, bu iş bu şehirde olamaz. Anlar câna başa kalmış on bin âteş kılıç âdemlerdir. Biz anlara el kaldırırsak cümle şehri âteşe verüp mâl [u] menâlimiz alan u talan, evlâd [u] ıyâlimiz nâlân u giryân olup bu şiddet-i şitâda kande gidelim. Anlar böyle ısyân edüp dosdoğru Varvar'a gidecekleri muhakkakdır" deyü Kapucubaşıya bu gûne şâfî cevâblar verince tarfetü'l-ayn içre bu haber-i meserreti şehrliden biri paşaya getirüp paşa herîfe ihsânlar etdi. Paşa, kapucular bölükbaşısın mahkemeye gönderüp "Tiz kapucubaşı bu ânda atlanup geldiği izine gitsin. Yohsa yüzünü tulum yüzüp geldiği yire gönderirim" deyü mahkemeye bölükbaşılar ta‘yîn eyleyüp cümlesin şehrden sürdüler. Ertesi gün bu ahvâl-i pür-melâli yazup Varvar Alî Paşa'ya Aliş tatar ile gönderdi. Andan cümle ehl-i belede ihsân [u] in‘âmlar edüp müşâvere etdiler. A‘yân-ı vilâyet gördüler kim bir vezîr-i âlîşân ve bir halûk u halîm ve selîm ve zî-şân, ehl-i şehr dediler kim "Sultânım! Gâfil me-bâş, sakının İslâmbol tarafına gitmen. Varvar Alî Paşa'yı kollayarak mâbeyniniz bir konak ve iki konak olsun. Şimdi sa‘âdetle gerü dönüp lokmacılık ederek Tokat ve Kazova ve Turhal ovası ganîmet yerlerdir. Anda deverân ve seyerân ederek geşt [ü] güzâr etdün. İnşâallah günden güne cemerâtlar da gelüp hevânın şiddet-i şitâsı def‘ olup bu gûne hareket buyurun" deyüp bu re‘y [u] tedbîri vech-i ahsen görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 350b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû İpşir fermânlar yazup Varvar'ın münhedim olmuş askerinin ardı sıra İpşir kapucıbaşıları ta‘yîn olunup nefîr-i âm ile Varvar'ın askerin kırmağa başlayup günden güne Çerkeş sahrâsında yüzer ikişer yüzer âdem katl olunup mâl [u] erzâkları İpşir içün kabz olunup tevâbi‘-i İpşir'in en ednâsı bir mîr-i muhterem gibi oldu. Ve İpşir Paşa ol kadar mâl-ı Kârûn'a mâlik olup Köprülü Mehemmed Paşa'nın ve Kara Sefer Paşa'nın ve Kör Hüseyin Paşa'nın ve Hacı Efendioğlu'nun cümle mâlların Varvar zabt etmişdi. Varvar münhedim olunca cümlesinin mâlın İpşir zabt edüp hadd [u] hesâbın Cenâb-ı Bârî bilür mâl-ı gence mâlik oldu. Ammâ hakîr havfe düşüp Varvar tevâbi‘i hakkına emirler sâdır olunca hakîre telâş el verüp ba‘de'l-asr doğru İpşir Paşa'ya varup eyitdim: "Sultânım! Şimdi ortalıkda cümle asker ayak üzre. Ben aralıkda kaldım. Bana bir dest-i hattınız ihsân eyle" dedikde "İşte Varvar'a mektûblarla geldin. Yine Varvar buyurdu versin" deyü Varvar'ın leşin gösterüp şaka edüp "Tiz şuna bir buyurdu verin. Durmasın gitsin, yohsa şimdi Varvar'ın yanına korum" dedikde "Yâ ben âsî değilim ve pâye kat‘ edüp tûğ ve sancâğ ve bayrak sâhibi değilim, aşk olsun yola" deyüp İpşir Paşa vâfir hazz edüp tebessüm edüp eydür: "Sen Defterdâroğlu yanında nişlersin. Niçin yine bizim Melek Ahmed Paşa yanında olmazsın" dedikde "Vallahi Sultânım! Bir iki vezîrin mâbeyni mahsûlüyüm. Her kankısı menâsıb-ı âlîye nâ’il olursa seyâhat hâtıriyçün anınla mansıba giderim. İnşaallah şimdi Defterdâroğlu ma‘zûldür. Bu feth-i meserret haberleriyle kelleler der-i devlete vardıkda size Şâm-ı cennet-meşâm toprağı müşk-i amber-i hâm ve Şam-ı dârü's-selâm geldikde İnşâallahu Te‘âlâ size intisâb edüp Şâm-ı Şerîfe giderim" dedikde "Yok, götürmem. Hemân yine Melek Ahmed Paşa yanına var. Mehemmed Paşa yanında durma" dedikde "Sultânım! Üçünüzde dahi fark yokdur. Mehemmed Paşa efendimizin vâlidesi sizinle ve Melek Ahmed Paşa efendimizin vâlidesiyle hısm-ı kavm [ü] kabîle değil midir ve benim vâlidem de Melek efendimin vâlidesi kız karındaşı değil midir, arada müfârakat yokdur, deyü Mehemmed Paşa efendim vâlidem tarafından, İpşir Paşa efendim sikadan zevi'l-erhâm akrabâmdır deyü tefâhur kesb eder. Siz anınla ecnebî mu‘âmelesi edersiz" dediğimde "Hây gidi ışık. Üs kes bizi Defterdâroğluyla akrabâ edüp mâbeynimiz ıslâh etdi" dedikde hemân kalkup dest bûs edüp eyitdim: 366b "Habîb-i Hudâ aşkına olsun. Paşaya bir muhabbetnâmeniz ihsân edüp bu ma‘zûllığında mahzûn kalbini dilşâd ve vîrân gönlünü âbâd idün. Allah da sizin her işde mu‘în ve zahîriniz ola. Ve mâl-ı ganâ’imden İslâmbol'a gitmeğe atdan ve esvâbdan, ba‘zı sipâhlıkdan şeyler ihsân [u] in‘âm ediniz" dedikde bisâtıyla bir at ve bir çerke çadır ve yetmiş altun verdi. Zira hisseti kemâlinde idi. Abaza kavminin "Hasîs" kabîlesinden idi. Hele mektûb-ı muhabbet-üslûbuyla bir emr alup ahîrecisi Alî Ağa ile Çerkeş'de hizmetkârlarımla ve merhûm Varvar Alî Paşa'nın geldiğim gün ihsân etdüğü metâ‘lar ve katarlar ve memlûklar ile Çerkeş'den cânib-i garba 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366a–366b ·
metinde göster ·
lafzı gelüp bi-emri Hudâ târîh mukaddem olur. Ol meserret ile Murâd Hân kabr-i münevver-i Abdülvahhâb'dan taşra çıkup Silâhdar Melek Ahmed Ağa'dan bir hışt alup şehre nâzır kaya üzre nigerân ederken bi-emri Hayy [u] Kadîr bir kara kartal murgu ber-hevâ tayerân ederken Murâd Hân "Bağdâd'ı feth edersem şu murg şikârım olsun" deyü "Yâ Şeyh Süheyb! deyü tefe‘ülen bir hışt niçe atarsa bi-emri Hudâ şaşt-ber kabza hışt-ı İpşîri tayr-ı kartala isâbet edüp Hamd-ı Hudâ Bağdâd benimdir, İmâm-ı A‘zam'ı, Kızılbaş-ı evbâş elinden halâs ederim" deyü mesrûr olup hâlâ o ciridin zemîne düşdüğü yerde bir âmûd-ı müntehâ eyle bir nişângâhı vardır kim cemî‘i tîr-endâz ve kemândârânlar ol hışt menzili nişânına pota ve hekî ve âzmâyiş ve pişrev okı ile yetişmeğe âcizlerdir ve hâlâ ol nişângâh haceri üzre celî hatt ile güfte-i Cevrî Çelebi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 78b ·
metinde göster ·
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete
meserret
beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u …
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete meserret beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u] handân oldular kim zühre-i felek raksa girüp paşa efendimiz serîr-i sa‘âdetde ve dîvân-ı adâletde revnak ve nev tarâvet bulup Ramazânın 14 erba‘a gün kânûn-ı sadrıa‘zam üzre kola binüp İslâmbol mollası öni sıra dahi talî‘a ayak nâ’ibi dahi muKuddem muhtesib ağası bu tertîb üzre alay-ı azîm ile Unkapanı mahzeni cenbinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân'ın dîvânhânesinde cemî‘i Karadeniz re’îslerin ve cemî‘i habbâzânları ve cümle uncuları ve cemî‘i mühtekir navluncuları cem‘ edüp Karadeniz sâhilinde Varna ve Palçığ ve Kavarna ve Keligra ve Mankalya ve Karahırmen ve Köstence ve Toluca ve Beşdepe ve İsmâ‘îl ve Kili ve Akkirmân nâm kal‘a ve iskelelerde gılâl niçeye alındığın su‘âl edüp ana göre çaşni dutup fi'l-hâl ekmek pişirüp ba'de‘l-harc ve'l-masârıf üç yüz dirhem beyâz nân-pâre bir akçeye el verüp eyle narh verüp lahm-ı semîne yedi akçe narh verüp andan Yemiş İskelesi'nde Ebü'l-feth'in sebzehâne dîvânına gelüp cümle me’kûlât [u] meşrûbat [u] müsmirrâta narh verüp andan Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve nohud ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sultânî vererek gelüp sarâyında karâr edüp gicelerimiz kadar rûzlarımız rûz-ı ıyd olup şeb [ü] rûz umûr-ı mu‘azzamayı seyr [u] temâşâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
… ri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i
meserret
haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr …
Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
hayrile kelle ve diller dîvân-ı hümâyûna varup {Gürcî Mehemmed Paşa kelle ve di …
Bu feth-i fütûhât-ı meserret-eser-i hayrile kelle ve diller dîvân-ı hümâyûna varup {Gürcî Mehemmed Paşa kelle ve dilleri Sultân Mehemmed Hân'a arz edüp sa‘âdetlü pâdişâh safâsından} ol ân efendimiz Melek Ahmed Paşa'ya hil‘at-i fâhire ile mukarrer müjdesi gelüp paşa efendimiz istimrâr getiren Kapucubaşı Mustafâ Ağa'ya yedi kîse Rûmî ihsân edüp Balçık şehrinin ihrâk bi'n-nâr olan yerlerin ta‘mîr ü termîme başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124a ·
metinde göster ·
… ş idin, ammâ top çeküp tüfeng atup tabl döğüp varman’ deyü İpşir'den bu haber-i
meserret
Pinyaniş'e geldikde cânlarına minnet bilüp bir alây aklı gözünde kavm-i Ekrâd g …
Âhir gördü kim Acem tarafından sulha muğâyir bir şey yokdur. Âhir-ı kâr bu kerre kendüsi Van hâkimi olduğunda bu koyun sâhibi olan Pinyanişî kavmine Haleb'den haber gönderüp, ‘sizin donluğunuz ve sancağınız ve çöreğiniz ziyâde ideyim, Acem tarafın nehb ü gâret edüp sulha muğâyir iş idin, ammâ top çeküp tüfeng atup tabl döğüp varman’ deyü İpşir'den bu haber-i meserret Pinyaniş'e geldikde cânlarına minnet bilüp bir alây aklı gözünde kavm-i Ekrâd gelüp Rûmiyye'den hırsızlık ile başlar alup ve gûsfendler sürüp gitdi. Sizler İpşir'e arz etdiniz. Arzınıza iğmâz-ı ayn edüp sizler de Pinyaniş askerin ve vilâyetin top u tüfeng ile urup kırk bin koyunların nehb edüp {sürüp} üç yüz âdemlerin esîr edüp kırup bedürüstî sulha muğâyir iş olduğun Kürdler İpşir'e feryâd ile arz etdiler. İpşir Haleb'den arzı pâdişâha gönderüp ‘Pâdişâhım ben Acem üzre giderem ve senden hazîne ve asker istemem. Pâdişâhım cenâbın dahi nevrûz-ı Harzemşâhîde Revân üzre teşrîf buyurun’ deyü telhîsleri pâdişâha gelince kayser-zemîn şâhı bizim Melek Paşa'ya İpşir'in arzın gösterdikde Melek Paşa 'Hâşâ pâdişâhım, Acem sulha muhâlif bir evzâ‘ etmemişdir. Eğer sulha hilâf olduysa Ekrâd tarafından olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293a ·
metinde göster ·
… ı vekîl-harca teslîm edüp sâ’ir eşyâlarımızın dahi âdemlerimize teslîm olunduğu
meserret
mektûbları geldi.
Menzil-i diğer şehr-i Rûmiyye: Konağımıza dâhil olup yine hân ile zevk u safâya meşgûl olup niçe ziyâfetlerde bî-hisâb ihsânların aldık. Yevm-i mezbûrda Van'a giden âdemlerimiz gelüp paşaya yigirmi bin koyunu ve bizim koyunlarımızı vekîl-harca teslîm edüp sâ’ir eşyâlarımızın dahi âdemlerimize teslîm olunduğu meserret mektûbları geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299a ·
metinde göster ·
… lmiş imiş. Yine askerle Melek Hân ol hân-ı bî-cân üzre gitmededir" deyü haber-i
meserret-i
sahîh getirince,
Van'dan bir çaşıt dahi gelüp eydür: "Hânım müjde kim Van vezîri çopduğu Bitlîs hânı kaçmış imiş. Heze yine Bitlîs'e gelmiş imiş. Yine askerle Melek Hân ol hân-ı bî-cân üzre gitmededir" deyü haber-i meserret-i sahîh getirince,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 303a ·
metinde göster ·
… âme Şeyh Safî âsitânesinde Defterdâr Bâkî Paşa hattıyla mahfûzdur. Ve bu sulhun
meserretiyçün
şâh asker-i İslâm'a bin katar bâr-ı şütür zahâyir ve bin katar haml-i cemel sâ’ …
Gerçi Âzerbaycân-ı Ermen vilâyetindendir, ammâ Bağdâd'a karîbdir. Tebrîz bu Erdebil'in şimâlinde altı merhale ba‘îd yerdir. İbtidâ bânîsi Ermen meliklerinden Erdebil veled-i Erdemini binâsıdır. Sene (---) ba‘de hicreti'n-Nebeviyye Hazret-i Ömer hilâfetinde Hazret-i Sâriyetü'l-Cebel Nihâvend'i feth etdikde kefere-i fecere E[r]meniler Hazret-i Ömer havfinden bu Erdebil'i binâ etdikleri ve niçe mülûk destine girdikleri ve İrân-zemîn şâhlarının ecdâd-ı ızâmı Şeyh Safî hazretleri bu Erdebil'de medfûn olduğu ve cemî‘i imâretleri ve arz-ı beledi ve tûl-ı nehârı cümle sene 1057 târîhinde Tebrîz hânıyla geldiğimiz mahalde ale't-tafsîl tahrîr olunmuşdur. Ol cild-i (---) nazar oluna. Ammâ bu mahalde letâfeti mahalline gelüp Erdebil hânı Avşarlı Ebü'l-feth Hân ile cân sohbetleri edüp bâğçe fasılları etdik. Ammâ sene (---) Sultân Osmân hilâfetinde Serâv sahrâsında Dilâver Paşa ve Halîl Paşa asker-i İslâm ile münhezim olup Tekyelü Paşa ve Bıyıklı Vezîr Hasan Paşa ve Arslan Paşa ve Diyârbekir Beğlerbeğisi Şeyhülislâm dâmâdı Mustafâ Paşa ve gayrı niçe mîr-i mîrânlar şehîd olmuşlar iken yine Serdâr-ı mu‘azzam Defterdâr Bâkî Paşa'nın re’y-i ahseni ile var kuvveti bâzûya getirüp cümle perîşân olan asker-i İslâm'ı cem‘ edüp bu şehr-i Erdebil üzre yürüdüklerinde hemân şâh tarafından Burun Kâsım nâm nâmdâr-ı benâm gelüp bin katar deve yükü zehâyir ve akmişe-i fâhire serdâra hedâyâ getirüp Erdebil diyâr-ı İrân'ın bir tekyesidir. Ve şâh-ı şâhânların merkad-i pür-envâr âşiyânlarıdır. "Ol şehri harâb u yebâb edüp hânelerin türâb itmen!" deyü ricâ ederler ve ricâsı hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup getirdiği hedâyâ ve zahîreler ile Serdâr-ı mu‘azzam guzât-ı Müslimîni bây eder. Ve yine Erdebil altına gelüp karâr edüp nasb-ı hıyâm eder. Kızılbaş bu hâl-i pür-meserreti görüp şehr-i Erdebil'i cümle tezyîn etdi ve derûn-ı şehirde medfûn olan şâhların ecdâdı Şeyh Safî hazretlerinin ve gayrı şâhların türbelerinde ne kadar gümüş ve altun âvânî ve cevâhir kanâdîller ve zî-kıymet eşyâlar ve harîr haliçeleri cümle Âsitâneyi götürmüşlerdi. Ve yine ol mahalde şâh tarafından İbrâhîm Kulu Hân elçi gelüp Sultân Ahmed Hân asrında Nasûh Paşa sulhü üzre Âl-i Osmân beher sene iki yüz yük harîr ve yüz yük gayrı tefârûk-ı bî-nazîr virmek üzre akd-i sulh edüp şehr-i Erdebil'de üç gün üç gice çerâğân olup şâdumânlar edüp Âl-i Osmân askeriyle Acem ceyşi şehr-i Erdebil içre emiş karış katış olup zevk u safâ etdiklerin hâlâ şehr-i Erdebil'de nakl ederler. Karîbü'l-ahd olmağile bu sulh-i Erdebil hâtırımdadır ve bu sulhnâme Şeyh Safî âsitânesinde Defterdâr Bâkî Paşa hattıyla mahfûzdur. Ve bu sulhun meserretiyçün şâh asker-i İslâm'a bin katar bâr-ı şütür zahâyir ve bin katar haml-i cemel sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbât-ı et‘ıme-i nefîse ve sükkerî nakıllar ve bî-hisâb müsmirrât hedâyâlar gönderir kim Âl-i Osmân askerini bây eder. Ve Mirzâ Hüseyin nâm bir elçi-i benâm nâmeler ile der-i devlete gider. Ale'l-akîb serdâr dahi Âsitâne-i sa‘âdete gider. Bu akd-i sulh Erdebil halkı efvâhında şâyi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 306a ·
metinde göster ·
… zeyn edüp üç yaylım top ve tüfeng şâdumânları kal‘a miftâhların Süleymân Hân'a
meserret
haberleriyle irsâl eder.
Andan serdâr-ı Mu‘azzam {İbrâhîm Paşa} Bağdâd'a vardıkda Hâkim-i Bağdâd Tekyelü Mehemmed Hân cümle ehl [ü] ıyâliyle keştîlere binüp Basra taraflarına gider ve cümle nökerân-ı Acem-i Becem Diyâle nehrin ubûr edüp Derne ve Derteng câniblerinden diyâr-ı Fars'a ve şehr-i Kum u Kâşân'a yüz tutarlar. Çünki serdâr-ı vezîr-i dilîr bu ahvâli istimâ‘ edüp iki gün ılgar edüp Bismillah ile İmâm-ı A‘zam Bâbı'ndan sene 941 târîhinin şehr-i Cemâziyelevvelî'sinin yigirmi dördüncü günü Bağdâd-ı behişt-âbâda dâhil {olup} şehri bezekistân etdirüp cemî‘i burc u bârûları asker-i İslâm ile pür edüp tuğ ve alem ve sancağ u bayrağ ve filandıralar ile cümle dendân-ı bedenleri ve cümle ebrâcları zeyn edüp üç yaylım top ve tüfeng şâdumânları kal‘a miftâhların Süleymân Hân'a meserret haberleriyle irsâl eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 334a ·
metinde göster ·
… âlın alup bu intikâm haberi Murâd Hân'ın hâlet-i nez‘ine varınca Murâd Hân'a bu
meserreti
dediklerinde "İlâhî Melek Ahmed, mu‘ammer olup düşman şerrinden emîn olasın!" d …
Ve Sadrıa‘zam dahi Melek Ahmed Paşa ile "Azm-i hudûd-ı Acem!" deyüp doksan bin askerle Derne ve Derteng ve Semâvât ve Bayat ve Debâlâ ve Vâsıt ve Gerend hudûdlarına varup şâh ile hudûdlar kesüp akd-i sulhlar olup tarafeynden elçiler çıkup Kara Mustafâ Paşa der-i devlete gelüp Melek Ahmed Paşa efendimiz Diyârbekir'de kalup cânib-i Bağdâd nizâm u intizâm buldu. Ba‘dehû Melek Paşa Murâd Hân'ın fermân-ı pinhânı üzre Kürdistân'da İmâdiyye Muzûrî Hâkimi Sultân Yûsuf Hân'ı ele getirüp niçe bin âdemin katl edüp hânı kal‘a-i Diyârbekir'de haps edüp ba‘dehû bin kîse mâlın alup bu intikâm haberi Murâd Hân'ın hâlet-i nez‘ine varınca Murâd Hân'a bu meserreti dediklerinde "İlâhî Melek Ahmed, mu‘ammer olup düşman şerrinden emîn olasın!" deyü hayr du‘â edüp nîm sâ‘atden dâr-ı fenâdan dâr-ı bekâya sene 1048 târîhinin mâh-ı (---)(---)(---) merhûm olup şehr-i İslâmbol vâveylâ ile dolup Murâd Hân'ı Atmeydânı'nda pederi cenbinde defn edüp bürâder-i kîhteri olan Sultân İbrâhîm ibn Ahmed Hân'ı taht-nişîn pâdişâh-ı müstakil etdiler. Melek Ahmed Paşa Murâd Hân'ın mevtin istimâ‘ edüp "el-Hükmü lillah!" deyüp Yûsuf Hân'ın bin kisesin alup kal‘adan ıtlâk edüp yine mansıbın mukarrer eder. Yûsuf Hân da yıkılup mansıbına gider, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339a ·
metinde göster ·
Bu gazâda paşa-yı sâhib-i kerem cümle guzât-ı müslimîne yetmiş kîse ve yüz altı hil‘at-i fâhire bezl-i in‘âm edüp bu feth-i meserreti Âsitâne-i sa‘âdet'de Boynueğri Mehemmed Paşa'ya arz edüp ardı sıra karadan cümle altı yüz esîr ve altı yüz kelle paça ve yigirmi dokuz aded hatmanları haçlı bayraklarıyla üç yüz aded arabalara tahmîl olunup Âsitâne-i sa‘âdet'e vardıkda paşanın kapu kethüdâsı Zühdî Efendi Sadrıa‘zam Boynueğri'ye arz edüp ol dahi sa‘âdetlü Sultân Mehemmed Hân'a telhîs edüp alay-ı azîm ile cümle kelle ve diller ve hatmanlar bayrakların arabalar üzre ser-nigûn edüp cümle esîrler hatmanlarıyla dest ber-kafâ kayd [u] bend ile huzûr-ı pâdişâhîden boruları ve dankiyoların çalup ubûr etdiklerinde sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp cümle küffârları Tershâne-i Âmire'ye gönderüp kelleleri Bâb-ı hümâyûn önüne dökerler. Sa‘âdetlü pâdişâh safâsından kapu kethüdâsı Zühdî Efendi'ye hil‘at-i fâhire geydirüp paşaya ibka ve mukarrer içün kılıç haftân ile Mîr Mehemmed Ağa hatt-ı şerîf ile Varna altında gelüp dîvân-ı pâdişâhîde hatt-ı hümâyûn kırâ’at olunup paşa hil‘at-i pâdişâhî geyüp ve sorguc-ı şâhîyi başına takup ve şimşîri kemerine bend edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 30a ·
metinde göster ·
… irüp selâmetle hamd-i Hudâ koşumuza geldik. Hâlâ Kırım Tatarı içinde bu sefer-i
meserrete
Erkek Macar seferi derler. Hattâ bir Tatar baylık satup mâlın mîrâsyedi çelebi …
Hamd-i Hudâ, bu hakîr-i pür-taksîre dahi bu cengde elime yedi gulâm ve üç aded pençe-i âfitâbe kızlar ve yedi Macar keferesi ve on tüfeng ve on yedi aded ufak gümüş tepsi ve bir gümüş haç ve iki gümüş Macar tarzı üzengi ve bir gümüş kadeh ve niçe gûne kelepür makûlesi eşyâlar elime girüp selâmetle hamd-i Hudâ koşumuza geldik. Hâlâ Kırım Tatarı içinde bu sefer-i meserrete Erkek Macar seferi derler. Hattâ bir Tatar baylık satup mâlın mîrâsyedi çelebi gibi sefâhat edüp akçe sarf eylese "Kişi sen Erkek Macar seferinde bay olmuşsun gibi" deyü darb-ı mesel olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44a ·
metinde göster ·
… ebrûm tîrkeş ile yüz altun ihsân edüp beyne'l-akrân safâ kesb etdik. Bu gazâ-yı
meserretden
sonra Leh kralından ve Krakov kralı Varşalka'dan yigirmişer araba mâl-ı firâvân …
Bu târîh-i nâ-merbûtumuzu Hân'a arz etdikde beş esîr ve beş at ve bir semmûr kürk ve bir gümüş eğerli yorga bârgîr ve bir sırma mebrûm tîrkeş ile yüz altun ihsân edüp beyne'l-akrân safâ kesb etdik. Bu gazâ-yı meserretden sonra Leh kralından ve Krakov kralı Varşalka'dan yigirmişer araba mâl-ı firâvân ile gûnâ-gûn akmişe-i fâhireler gelüp Leh kralı nâmesinde ricâ edüp eyle tahrîr etmiş kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 44b ·
metinde göster ·
dahi Paşa'ya yazup Evliyâ Çelebi'yle bildirelim, zîrâ hâlâ Paşa efendimiz 'Ayâ …
"Bire, bu feth-i meserreti dahi Paşa'ya yazup Evliyâ Çelebi'yle bildirelim, zîrâ hâlâ Paşa efendimiz 'Ayâ nice oldular' deyü ızdırâb çeküp habere muntazırlardır" deyüp tarfetü'l-ayn içre bu meserret dahi yazılup hakîre verüp elli aded çatal atlı refîkler verüp ân-ı vâhidde cânib-i cenûbda nehr-i Perezen'i hâzır u âmâde gemilerle geçüp ılgar ile berk-i hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp andan bir gecede menzil-i Otyarık nâm mahalle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengler atup olan otları yarık edüp alev ber-alev olup birkaç tüfeng dahi atup hele ân-ı vâhidde üç pâre firkate geldikde süvâr olup tarfetü'l-ayn içre sabâh namâzından sonra Melek Ahmed Paşa'nın destin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a–61b ·
metinde göster ·
"Bire, bu feth-i meserreti dahi Paşa'ya yazup Evliyâ Çelebi'yle bildirelim, zîrâ hâlâ Paşa efendimiz 'Ayâ nice oldular' deyü ızdırâb çeküp habere muntazırlardır" deyüp tarfetü'l-ayn içre bu meserret dahi yazılup hakîre verüp elli aded çatal atlı refîkler verüp ân-ı vâhidde cânib-i cenûbda nehr-i Perezen'i hâzır u âmâde gemilerle geçüp ılgar ile berk-i hâtif gibi 61b gidüp Böremoyin nâm mahalde yem kesdirüp andan bir gecede menzil-i Otyarık nâm mahalle vakt-i şâfi‘îden evvel gelüp birkaç tüfengler atup olan otları yarık edüp alev ber-alev olup birkaç tüfeng dahi atup hele ân-ı vâhidde üç pâre firkate geldikde süvâr olup tarfetü'l-ayn içre sabâh namâzından sonra Melek Ahmed Paşa'nın destin bûs edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a–61b ·
metinde göster ·
… zamânımızda hem Bozcaada ve hem Özü kal‘ası kâfir elinden halâs oldu" deyüp bu
meserret
haberi ol ân sa‘âdetlü pâdişâha telhîs edüp hakîri yoldan gelme kıyâfetimle huz …
{Kâ’immakâm eydir}: "Elhamdülillâh zamânımızda hem Bozcaada ve hem Özü kal‘ası kâfir elinden halâs oldu" deyüp bu meserret haberi ol ân sa‘âdetlü pâdişâha telhîs edüp hakîri yoldan gelme kıyâfetimle huzûr-ı pâdişâha bile götürürken eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 63b ·
metinde göster ·
… âm Mehemmed Efendi ve Gınâyîzâde Alî Efendi eyitdiler: "Sultânım, aceb latîf ve
meserretli
vâkı‘a-i azîmdir. Hayr ola Sultânım. İnşâ’allâh Sultân ile çok mu‘ammer olup ni …
İmâm Mehemmed Efendi ve Gınâyîzâde Alî Efendi eyitdiler: "Sultânım, aceb latîf ve meserretli vâkı‘a-i azîmdir. Hayr ola Sultânım. İnşâ’allâh Sultân ile çok mu‘ammer olup niçe yıl mahabbet üzre geçinüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77a ·
metinde göster ·
… me’ser muğtenim oldular kim bir dahi böyle olmamışdır. Hemân ol sâ‘at bu feth-i
meserreti
Fazlî Paşa ve Kalga Sultân âdemleriyle sa‘âdetlü pâdişâha arz eyleyüp Kalga Sul …
Niçe bini dahi piyâde ve atlı dağlara düşüp ardları sıra bizim Tatar askeri düşüp anları kova kıra gitmede. Beri cânibde Yergöğü kal‘asında bu kadar zamândan berü mahsûr olan paşalar ve asker-i İslâmlar kal‘adan taşra çıkup secde-i şükürler edüp Kalga Sultân'a ve yalı ağasına semmûr kürkler geydirilüp hakîre dahi bir semmûr kafâsı kürk ihsân olunup Paşa askerleri dahi firâr eden küffârların akîblerine düşüp gitmede, ammâ hikmet-i Hudâ ol gece bir şiddet-i şitâ kopup bi-emr-i Hayy-i Kadîr nehr-i Tuna donup pây-ı taht olunca azamet-i Hudâ bu kadar zamândan berü Tuna'nın karşu tarafında muhâfazaya duran deryâ-misâl asker fursat bulup "Bire küffâr bozulmuş" deyince ümmet-i Muhammed buz üzre Tuna'yı 103b ubûr edüp beri Yergöğü'den geçüp üç gün üç gece dağlarda ve bellerde ve köy kendlerde biter ot ve öter horos komayup hadd [ü] hasrın cenâb-ı Kibriyâ bilir ol kadar hayvânât ve mâl-ı ganâ’im üsârâlar ile asâkir-i nusret-me’ser muğtenim oldular kim bir dahi böyle olmamışdır. Hemân ol sâ‘at bu feth-i meserreti Fazlî Paşa ve Kalga Sultân âdemleriyle sa‘âdetlü pâdişâha arz eyleyüp Kalga Sultân efendimiz ile kırk bin asker olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 103a–103b ·
metinde göster ·
gelüp hemân Serdâr Alî Paşa kös ve nefîr-i rıhletlerin çalup Budin vezîri (---) …
"Diyâr-ı Erdel'i vilâyet-i Orta Macar'ı nehb u gâret edüp kal‘a-i Vârat etrâfların berbâd ediyor" deyü haber-i meserretler gelüp hemân Serdâr Alî Paşa kös ve nefîr-i rıhletlerin çalup Budin vezîri (---) Paşa talî‘a-i asker oldukda Siyâvuş Paşa karındaşı Abaza Hüseyin Paşa çarkacı fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 123a ·
metinde göster ·
bile değil idim, ammâ şimdi bu Kinin kal‘asın gördükde nakl etdiler ve ol asırd …
Gerçi hakîr bu ceng-i meserretde bile değil idim, ammâ şimdi bu Kinin kal‘asın gördükde nakl etdiler ve ol asırda dahi bu fütûhât haberi mesmû‘umuz olup Fazl[î] Paşa efendimize hayır du‘âlar etdim, zîrâ sene (---) târîhinde Tekeli Mustafâ Paşa ile Danilova'da bozulup Fireng kâfiri elinde kırıldığımızın intikâmın ol sene-i mübârekede Gâzî Fazlî Paşa almışdır, lillâhi'l-hamd ve'l-minne.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 139a ·
metinde göster ·
… lerinin etdikleri yararlığı Rüstem ü Sâm u Nerîmân etmemişdir. Hattâ bu sefer-i
meserretde
bunların aldığı mâl-ı metâ‘ ve akmişe-i fâhire ve emti‘a-i nâdireyi bir serhad …
Anı gördüm. Nîm sâ‘atden bunların beşin dahi esîrleri olan kâfirler depeleyüp kâfirler ile bunların leşlerin serdârımız huzûruna getirdiler. Akrabâları meyyitlerin atlara tahmîl edüp selâmete çıkardılar, ammâ hakîkatü'l-hâl bu Bosna serhaddinde hâsıl olan cür’et sâhibi şecî‘ ve bahâdırân serverânlar bir serhadde yokdur. Hattâ niçe cenglerde bunlar ile hem-ınân olmuşuz, ammâ bu senenin cenginde bu serhad gâzîlerinin etdikleri yararlığı Rüstem ü Sâm u Nerîmân etmemişdir. Hattâ bu sefer-i meserretde bunların aldığı mâl-ı metâ‘ ve akmişe-i fâhire ve emti‘a-i nâdireyi bir serhad halkı almamışdır. Ve bu gazâda bunların bu küffâr-ı hâksâr-ı bed-tebâra etdikleri sitem-i elemi bir kimesne etmemişdir, zîrâ bu asâkir bir topdan düşman üzre talattum-ı deryâ-misâl temevvüc ve cûş u hurûş edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek yemîn ü yesârda cibâller içre becenelerde pinhân olmuş bakıyyetü's-süyûf olan sunûf hezîmet-me’lûfları kova kıra ve büleyde ve kasabâtların nehb u gâret ve âlân ve tâlân ve halkını nâlân edüp dârü'l-karârları olan hâne-i menhûsları ıhrâk bi'n-nâr olup içinde mest [u] medhûş bulunup mekîn olan erbâb-ı kîn ve fecere-i müşrikîn evlâd [u] ıyâlleri ile cızbız kebâbı olup hâkister olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 146a ·
metinde göster ·
Danil nâmında bir kefere ismiyle müsemmâ bir sahrâ-yı ra‘nâdır kim gûyâ sahrâ-yı Kosova'dır, ammâ lisân-ı Boşnak'da, ya‘nî Latin lisânınca Danil (---) derler. Bu gece bunda yatup cümle guzâta "gâfil mebâş" denilüp 146b cânib-i erba‘aya ve tâ kal‘a-i şibenik altlarına varınca ince karavullar konup gülbâng-ı Muhammedîler çekilüp meks oldu ve cümle kafâ kelleleri yine kâfir esîrlerimize soydurup kafâların birer ağaç kazıklara zeyn edüp derilerin alefler ile doldurup cümle esîrleri dest ber-kafâ kayd [u] bend edüp âsûde hâl yatdık, ammâ ol gece kal‘a-i şibenik binden mütecâviz balyemez toplar atdı ve beş binden mütecâviz meş‘aller yakdı ve gûnâ-gûn çırâğânlar etdi ve niçe bin aded havâyî fişekler atdı. Meğer bu gazâ-yı meserretde kırdığımız kâfirlerin rûh-ı menhûsların âteş-i şâdumânıyla yâd ve akrabâ-yı akreblerin şâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 146a–146b ·
metinde göster ·
… bu kal‘a-i Dirniş'e kal‘a-i Kinin'den yakın amâr kal‘a yokdur. Hattâ bu gazâ-yı
meserret-i
şibenik'e bu şehirde bir gece yatup şibenik cenginde cümle şehîd olan gâzîlerim …
Ve bu kal‘a-i Dirniş'e kal‘a-i Kinin'den yakın amâr kal‘a yokdur. Hattâ bu gazâ-yı meserret-i şibenik'e bu şehirde bir gece yatup şibenik cenginde cümle şehîd olan gâzîlerimiz bu Dirniş şehri mezâristânında defn etdikde akrabâları Hırvat lisân üzre ağladıkların gördükde gülmeden aklımız gitdi ve câmi‘lerinde "Âh bizim Hırvat kâneleri" deyü ibâdet edüp ağladıklarınca bu dahi mesîre idi. Ve Hırvat lisânı üzre Fâtiha terceme edüp namâzda tilâvet ederler, ammâ fasîh u belîğ terceme etmişler. Hakkâ ki lisân-ı Hırvad ve lisân-ı Latin lisân-ı kadîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147b ·
metinde göster ·
Ba‘dehû sene 984 târîhinde Gâzî Süleymân Hân aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân zahîr marazından kal‘a-i Sigetvâr döğülürken kal‘a altında Arapça emrine itâ‘at edüp Süleymân'ın mevtinden yedi gün sonra kal‘a-i Sigetvâr ve merhûm olduğu gün vilâyet-i Erdel'de kal‘a-i Göle ve kal‘a-i Yanova ve kal‘a-i Vilagoş ve niçe kal‘aları hâlî Pertev Paşa feth etdiği haber-i meserreti Sigetvâr altında gelüp pâdişâhın na‘şesin karnından yarup kazurât [u] muzahrafâtın obası içinde defn edüp cesed-i şerîfin tuz ve amber-i hâm ve misk ve gülâb ve za‘ferân ve zımrân ile perverde edüp mestûr etdiler. Hâlbuki pâdişâh-ı mağfûru ba‘de'l-feth-i kal‘a kırk üç gün pinhân edüp Sokollu âkıl Mehemmed Paşa'nın re’y [ü] tedbîriyle eyle ihfâ etdiler kim Harem-i Hümâyûn'un huddâmları bile vâkıf-ı esrâr olamadılar. İllâ Silihdâr Ca‘fer Ağa ve Moravî Alî Ağa ve pederimiz De[r]viş Mehemmed Ağa vâkıf-ı hâl idiler. Sonra bu esrârı Silihdâr Ca‘fer Ağa'yı Sokollu meyti hıfz etdiğiyçün na‘şe-i merhûm pâdişâh ile taht-ı revâna Ca‘fer Ağa bile girdi ve Rikâbdâr Mor[avî] Alî Ağa piyâde gidüp "Pâdişâhım suyu istediler" deyü içerde suyu silihdâr içerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160b ·
metinde göster ·
olan cür’et-i harâbî harâb-âbâdlık ve harâbâtlık ve gâret ve tahrîbbânlık bir s …
Ve bu sefer-i meserret-eserde olan cür’et-i harâbî harâb-âbâdlık ve harâbâtlık ve gâret ve tahrîbbânlık bir seferde olmamışdı, lâkin bu Erdel küffârının Rakofçiyle etdikleri isyân u tuğyânları dahi bir zamânda görülmemişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 23b ·
metinde göster ·
gûyâ yeni kral içün oldu, zîrâ rakîbi Kemen Yanoş mürd oldu ve kral bundan sonr …
Bu sefer-i meserret gûyâ yeni kral içün oldu, zîrâ rakîbi Kemen Yanoş mürd oldu ve kral bundan sonra müstakil kral olup bir haftada iki bin kîse, ki üç sene bâkî kalan harâcı tahsîl edüp hazîneye teslîm edüp bâkî kalan bin kîse mâl-ı pâdişâhîyi vermeğe zâmin oldu. Hakkâ ki bu re’y [ü] tedbîr cümle Serdâr-ı Ekrem Ali Paşa'nın âkıbet-endîş dûrbîn-fikrin re’y-i ahseniyle ve Melek Ahmed Paşa'nın du‘â-yı hayr berekâtıyla olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 26a ·
metinde göster ·
… dar mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldukların bu hakîr Erdel gazâsında iken bu feth-i
meserret
haberi Erdel'de Ali Paşa'ya geldiği ma‘lûmumdur.
Cümle küffâr bu şeb-hûnu görüp hâbdan cümle serâsime bîdâr olup kimi nehr-i Tuna'ya kendüyi atup kimi uryânen dağlara düşüp kimi çıplak atlarına binüp firâr edüp bu kadar bârgâh [u] büngâhları ve bu kadar mâl-ı hazâ’inleri Cânkurtaran altında kalup Cânkurtaran altında yedi bini cân kurtarmayup bî-cân olup dendân-ı tîğ-ı âteş-tâb-ı gâziyân-ı Cânkurtaran'dan geçüp bakıyyetü's-süyûflarından iki bin altmış kadar esîrleri alup kavm-i Cânkurtaran cânların ve kal‘aların kurtardıklarından mâ‘adâ bu kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldukların bu hakîr Erdel gazâsında iken bu feth-i meserret haberi Erdel'de Ali Paşa'ya geldiği ma‘lûmumdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 72a ·
metinde göster ·
… irtifâ‘-ı kadr buldu ve beyne'l-akrân mu‘azzez ve mükerrem oldu. Ve bu sefer-i
meserretde
kal‘a-i Üstürgon'dan tâc-ı İskender alınup Budin Kralı Yanoş'a ihsân olunup bu …
Budin banı Yanoş Kral, pâdişâhın rikâbına yüz sürüp hil‘at-i husrevânî ile irtifâ‘-ı kadr buldu ve beyne'l-akrân mu‘azzez ve mükerrem oldu. Ve bu sefer-i meserretde kal‘a-i Üstürgon'dan tâc-ı İskender alınup Budin Kralı Yanoş'a ihsân olunup bu kerre be-dürüstî kral-ı müstakil oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76b ·
metinde göster ·
… Mehemmed Efendi ve Na‘lıncı Dede Efendilerimiz du‘â-yı himmetleriyle bu gazâ-yı
meserretde
bulunduk. Ve şimdi bu gazâya gelirken Vulkovar nâm kal‘ada cisir başında Hindî …
Bu cengde bu Evliyâ-yı fakîr-i hakîr-i za‘îfi Cenâb-ı Bârî yârî kılup azîzimiz Üsküdârî Mahmûd Efendi ve Geysûdâr Kapânî Mehemmed Efendi ve Na‘lıncı Dede Efendilerimiz du‘â-yı himmetleriyle bu gazâ-yı meserretde bulunduk. Ve şimdi bu gazâya gelirken Vulkovar nâm kal‘ada cisir başında Hindî (---) Baba tekyesinde yatup ol azîzi vâkı‘amızda görüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106b ·
metinde göster ·
… velâ mâh-ı Muharremü'l-harâmın yigirmi üçüncü gün yevm-i Pençşembe'de bu feth-i
meserret
haberi geldik[de] geceden on bin asker dağlar içre gelecek askere istikbâle git …
Evvelâ mâh-ı Muharremü'l-harâmın yigirmi üçüncü gün yevm-i Pençşembe'de bu feth-i meserret haberi geldik[de] geceden on bin asker dağlar içre gelecek askere istikbâle gitdiler. Ve yine alaydan sonra "Ordu-yı İslâmdan top u tüfengler atılup gülbâng-ı Muhammedî çekilsin" deyü tenbîh ü te’kîd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 114a ·
metinde göster ·