… cezîre-i Mecdeddîni ve bakrânı ve âlû-yı zerdî ve emrûd-ı zenânesi, bu envâ‘-ı
meyveler
Şam'da dahi olmaz, meğer İslâmbol'da ola, meşhûrdur.
Der-vasf-ı me’kûlât u müsmirrât: Niçe bin elvân fevâkihesi var ammâ necm-i halef emrûdu, peygamber emrûdı ve sibet mîlânîsi ve zerdâlu-yi hulvîni ve necm-i Ahmedi ve engûr-i hurdesi ve razakîsi ve melikîsi ve tabarzesi ve cezîre-i Mecdeddîni ve bakrânı ve âlû-yı zerdî ve emrûd-ı zenânesi, bu envâ‘-ı meyveler Şam'da dahi olmaz, meğer İslâmbol'da ola, meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b ·
metinde göster ·
… a şecerü'l-Vakvak nâmında niçe dıraht-ı azîm halk etmişdir. Anda benî Âdem gibi
meyveler
hâsıl olup cemî‘isi başlarından maslûb imiş. Bi-emri Hudâ bu şecerenin âdem-mis …
San‘at-ı diğer-i hâk-i Âdem: Yine Cenâb-ı Hallâk-ı Ezel sun‘un ızhâr içün tîn-i Âdem-i Safî'nin bekâyâsından cezîre-i Hindistân'da şecerü'l-Vakvak nâmında niçe dıraht-ı azîm halk etmişdir. Anda benî Âdem gibi meyveler hâsıl olup cemî‘isi başlarından maslûb imiş. Bi-emri Hudâ bu şecerenin âdem-misâl meyveleri kemâlin buldukda vak vak deyü feryâd ederek kırk günden zemîne düşüp bir gûne mahlûklar ol vakvakı tenâvül ederler, bu dahi tîn-i Âdem'den halk olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… e Kadrî Paşa'dan ve Dutsak Alî Paşa'dan üç vezîre belağan mâ-belağ hedâyâlar ve
meyveler
gitmede, ammâ günden güne üç vezîrin ve bu kadar beğlerbeğilerin ve sâ’ir ümerâ …
Ve her gün birbirlerine mahabbet üzre varup gelüp cân sohbetleri etmede ve her gün Murtazâ Paşa'dan ve Kadrî Paşa'dan ve Dutsak Alî Paşa'dan üç vezîre belağan mâ-belağ hedâyâlar ve meyveler gitmede, ammâ günden güne üç vezîrin ve bu kadar beğlerbeğilerin ve sâ’ir ümerâların askerleri nefîr-i âm havfinden ve paşalarının sıhhat [u] selâmetle Haleb'de mu‘azzez ü mükerrem olup günâhları afv olunmak içün Âsitâne'ye arz oldukların cümle sekbân u sarıcalar işidüp Haleb'e girmeyenler birer ikişer girirek gürûh gürûh ve bölük bölük pes u perdeden kal‘a-i Haleb'e ve taşra varoşa sepişüp derûn-ı Haleb nezâketle celâlî haşerâtlarıyla ıskarça oldular. Ve taşradan zahîre anların zulmünden gelmemek ile kaht [u] galâ etdiler. Ve re‘âyâ vü berâyâ eliyle gelen me’kûlât [u] meşrûbâtları ucuz bahâ ile sûret-i hakdan görünüp ale'l-gasb aldıklarından re‘âyâ metâ‘ getirmez oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73a ·
metinde göster ·
… rken azamet-i Hudâ erik ve elma ve emrûd ve kızılca ve yer vişnesi ve çilek nâm
meyveler
dağlarda pâymâl-i rimâl olup yatup bu ni‘met-i fâkiheleri yeyüp 3 sâ‘atde gidüp …
Bu kal‘adan Hacı Paşa elli yiğit refîk kulağız alup cânib-i garba Bakvan dağları içre giderken azamet-i Hudâ erik ve elma ve emrûd ve kızılca ve yer vişnesi ve çilek nâm meyveler dağlarda pâymâl-i rimâl olup yatup bu ni‘met-i fâkiheleri yeyüp 3 sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 16a ·
metinde göster ·
Ve memdûhâtından ayvası ve emrûdu elması ve eriği gibi âbdâr
meyveler
Kırım diyârında yokdur, zîrâ âb [u] hevâsı ve binâsı latîf şehirdir, zîrâ bu şe …
Ve memdûhâtından ayvası ve emrûdu elması ve eriği gibi âbdâr meyveler Kırım diyârında yokdur, zîrâ âb [u] hevâsı ve binâsı latîf şehirdir, zîrâ bu şehir Çadır yaylası dâmeninde vaz‘ olunmuşdur. Ammâ bu Akmescid Kırım diyârının şekl-i müsellesi ortası olup Tataristân'ın güzîde yerleri budur kim sırf Tatarlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 133b ·
metinde göster ·
… kestânesi ve kızılcık ve 324a bâdemi ve'l-hâsıl cemî‘i Eskidünyâ ve Yenidünyâ
meyveler
dırahtları mevcûd olduğundan mâ‘adâ yeni dünyânın niçe kerre yüz bin gûne şükûf …
Hattâ bir salkım üzümde yetmiş gûne dâne verir üzüm ağaçları ve bir söğüd ağacında elma ve şeftâlû verir ağaçlar ve niçe kerre yüz bin tud ağaçlarının her birinde envâ‘ından tut meyvesi hâsıl olur dud ağaçları ve her salkımı kırkar ellişer vukıyye gelir engûrü ve seksen gûne âbdâr emrûd ağaçları ve kırk gûne elması ve gûnâ-gûn âbdâr kirazları ve vişne ve kaysısı ve âbdâr âlûları ve alû[-yı] buhârâî ve âlû-yı mardini ve âlû-yı berekâtlısı ve ceviz ve kestânesi ve kızılcık ve 324a bâdemi ve'l-hâsıl cemî‘i Eskidünyâ ve Yenidünyâ meyveler dırahtları mevcûd olduğundan mâ‘adâ yeni dünyânın niçe kerre yüz bin gûne şükûfeleri ve Rûm ve Arab u Acem ve Hind ü Sind ve Frengistân ve Hoten ve Hıtâ ve Çîn ü Fağfûr ve Mâçîn vilâyetlerinin şükûfeleri ile bu bâğ-ı Arhonoz müzeyyen olmuşdur. Cümleden biri yüz yigirmi hâneli mâvî ve beyâz ve yeşil sünbülleri olur kim bu dünyâda görülmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323b–324a ·
metinde göster ·
… drıa‘zam kayıklar ile vâfir hedâyâlar ve kirazlar ve vişneler ve gûnâ-gûn âbdâr
meyveler
ve kemer suları gelüp andan yine ertesi gün nefîr-i rıhletler çalınup seksen mî …
Menzil-i cezîre-i Istandiye sâhilinde lenger-endâht olup yatdık, ammâ cânım kalyonlar bu muhâlif rûzgâr-ı zorkâra aslâ bakmayup rûzgâr-ı feleğe karşu koyup İslâmbol'a teveccüh etdiler, ammâ yine Sadrıa‘zam bu Istandiye adasında bir gün bir gece meks edüp kıyıca muhâlif giden kadırgalar gelüp yine cem‘-i vefîr olup karşu Kandiye vezîrinden ve a‘yân [u] eşrâflarından Sadrıa‘zam kayıklar ile vâfir hedâyâlar ve kirazlar ve vişneler ve gûnâ-gûn âbdâr meyveler ve kemer suları gelüp andan yine ertesi gün nefîr-i rıhletler çalınup seksen mîl muvâfık eyyâm ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 329b ·
metinde göster ·
verüp acele ile yola revâne olup anı gördük, huccâc kal‘a-i Nahil'den kalkup nî …
Hakîre bu bâğlarda vâfir meyveler verüp acele ile yola revâne olup anı gördük, huccâc kal‘a-i Nahil'den kalkup nîm râhda nısfü'l-leyl mâhtâbda râst gelüp mülâkât olduk. Ve sabâha karîb rada edüp ihvân-ı bâ-safâlara safâ nazar Tûr meyveleri bezl edüp cümle ahibbâ pesend etdiler. Vakt-i şâfi‘îde yine cânib-i garba tağlı ve taşlı ve muğaylân ve zıbrulu(?) ve misvâk ağaçlı dereler içre 9 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y381a ·
metinde göster ·