… ekir kal‘asının siyâh taşı gibi esved-gûn seng-i hârâlardan çarhları ve fili ve
milleri
ve dollâbları ve göze ve revzeleri ve tahtânî ve fevkânî taşları cümle seng-i h …
Nitekim Hazret-i Yûnus aleyhi's-selâm hayâtda idi, susuz deverân edüp gice ve gündüz yüz elli tağar gendümü kendi kendinden öğüdüp dakîk-i rakîk hâsıl ederdi. Hâlâ cemî‘i değirmânın enkâz-ı bisâtları Diyârbekir kal‘asının siyâh taşı gibi esved-gûn seng-i hârâlardan çarhları ve fili ve milleri ve dollâbları ve göze ve revzeleri ve tahtânî ve fevkânî taşları cümle seng-i hârâdan enkâzlardır kim ne âteşe yanar ve ne kırılır ve ne fenâ bulur. Bir gûne seng-i hârâdır kim gûyâ Diyârbekir kal‘ası taşıdır. Niçe yüz sene deverân edüp niçe kerre yüz bin âdem ol âsiyâb-ı bî-mâdan intifâ‘ görürlerdi. Ba‘zı âdemin gendümi âsiyâb içre kalmasa hemvâre deverân ü seyerân eden seng-i tahhâna ol âdem "Yûnus Nebî hakkiyçün dur!" dese bi-emrillah dururdu. Ve yine ulbe-i âsiyâba gendüm koyup "Yûnus Nebî aşkına deverân eyle!" deseler hemân bi-emri Hudâ tahhânın seng-i âlîsi ve süflîsi deverân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 375a ·
metinde göster ·
… roşu kıbleye nâzır bir şîrîn şehr-i mu‘azzamdır kim evce ser çekmiş çan kulleli
milleri
var.
Lisân-ı Latin'de (---)(---)(---) demekdir. Bânîsi Alîna nâm bir pirinc-pirim kızı binâ etmişdir. Zamân-i Süleymân Hânî'de Hüsrev Beğ feth eyleyüp yine küffâr istîlâ edüp hâlâ dest-i küffârda kalmışdır. Hâk-i pâki Kırka sancağıyla müşâdır. Kal‘ası leb-i deryâda bir sarp kaya üzre beyâz bir küçük kal‘adır, ammâ Hırvadistân iskelesi olmağile gümrâh kâfirleri vardır, ammâ leb-i deryâda varoşu kıbleye nâzır bir şîrîn şehr-i mu‘azzamdır kim evce ser çekmiş çan kulleli milleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 146b ·
metinde göster ·
… mede. Beri tarafda leşker-i İslâm giderken hudûd-ı Alman olacak Sultân Süleymân
milleri
nümâyân oldu. 44b Ve küffâr elçisinin dahi cünûd-ı cünübleri haçlı peykerleri …
"Bizim elçi paşaya buyurursanız müşerref olalım" deyü altı atlı bir musanna‘ ve münakkaş hınto araba ve niçe hedâyâlar gelüp bizim elçi paşa birine rağbet etmeyüp hemân kös-i rıhletler çalınup Tata kapudanı değirmenleri cisrinden geçüp cümle asâkir-i İslâm alay alay olup ayak ayak Tata sahrâsı üzre sağ tarafımız nehr-i Tuna üzre cümle firkateler ve zahîre gemileri anlar dahi alay ile bâdbânların ve filandıra ve sancağ u bayrakların küşâde edüp gitmede. Beri tarafda leşker-i İslâm giderken hudûd-ı Alman olacak Sultân Süleymân milleri nümâyân oldu. 44b Ve küffâr elçisinin dahi cünûd-ı cünübleri haçlı peykerleri ve kara şapkalarıyla deryâ-misâl küffâr niçe bir arabalarıyla ve alaylarında orman gibi sırıklarıyla ve anların da Tuna üzre niçe bin kayık ve firkate gemileriyle görünüp kaynaşarak gelmeğe başladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 44a–44b ·
metinde göster ·
… ayli zamân haymesinde durup andan küffârın dahi elçisi gemilerinden çıkup hudûd
milleri
üzre gelüp ol dahi bir kara çadırda meks edüp yine paşaya "Buyursunlar" deyü ha …
Bizim elçi paşa dahi alay-ı azîmiyle ayak ayak giderek hudûd millerine iki bin adım kadar yakîn vardıkda hemân bizim elçi paşa esbâb-ı ihtişâmın arz edüp kahvealtı yemek bahânesine bir münakkaş-ı ibret-nümûn çetr-i mülemma‘ı altun toplarıyla tarfetü'l-ayn içre kurdurup cümle zer-ender-zer döşedüp paşa efendimiz ve gayri paşalar ve alaybeğleri ile serâperdesine nüzûl edüp mâ‘adâ asâkir-i İslâm cümle atları üzre pür-silâh âmâde olup durdular ve mâ-hazar mümessek ve mu‘amberîn ta‘âmlar yürüdüler. Cümle asâkire atlar üzre çörekler ve hâs u beyâz nânpâreler bezl olup ba‘de't-ta‘âm paşa mehterhâne faslı etdirüp bir hayli zamân haymesinde durup andan küffârın dahi elçisi gemilerinden çıkup hudûd milleri üzre gelüp ol dahi bir kara çadırda meks edüp yine paşaya "Buyursunlar" deyü haber gönderdikde paşa bu habere vücûd vermeyüp asker-i İslâm ile cirit oynamağa başladılar, ammâ bizim tarafımızdan Üstürgon odabaşıları kâfir elçisine varup hudûdda olan millerde kâfirin elçisin görüp paşaya gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 44b ·
metinde göster ·
… etü ve'l-gufrân Nemse çâsârı elinden Üstürgon'u ve Ustolni-Belgrad'ı aldıkda bu
milleri
Üstürgon'dan ve Ustolni'den on ikişer sâ‘at içeri Komaran'a karîb nehr-i Tuna k …
Evvelâ bu mil ta‘bîr etdikleri bir şeydir kim Sultân Süleymân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân Nemse çâsârı elinden Üstürgon'u ve Ustolni-Belgrad'ı aldıkda bu milleri Üstürgon'dan ve Ustolni'den on ikişer sâ‘at içeri Komaran'a karîb nehr-i Tuna kenârında bir mürtefî‘ depe-i toprakdan yığup üstünde bir cerge kurulur bir hayli vâsi‘ce yerdir. Lâkin bu yumru depe şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olup bizden tarafa bir çam direği ve kâfirden tarafa bir çam direği dikilidir. Bu direklerin kadleri beşer âdem boyu ancak vardır. Andan bu iki direğin tâ şu orta yerinde bir çam direği var, bu dahi âlîce sütûn-ı müntehâdır. İşte hadd-i mil dedikleri budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45a ·
metinde göster ·
… leri bu maslahat içü[n] imiş. Ammâ üstâd-ı dûrbîn-fikr-i akl-ı Arasto bu mezkûr
milleri
bir san‘at ile vaz‘ edüp dizmişler kim ortadaki mil sehel bir mürtefi‘ yokuş ba …
Meğer her kankı elçi kendi hudûdu milinden düşmanı milinden içeri girirse barışalım, deyü mürâca‘at edüp tenezzül alâmeti ve mağlûbluk nişânesi imiş. Meğer cümle âheste âheste yürüyüp bu kadar lecc-i kesîre mükâlemeleri bu maslahat içü[n] imiş. Ammâ üstâd-ı dûrbîn-fikr-i akl-ı Arasto bu mezkûr milleri bir san‘at ile vaz‘ edüp dizmişler kim ortadaki mil sehel bir mürtefi‘ yokuş başına dikilidir ve iki elçi iki başındaki millerden orta mile ne mikdâr yürüyüp geldüğü nâ-ma‘lûm olsun içün orta mili böyle âlî yere dikmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45b ·
metinde göster ·
… p almış. Anıniçün bu kal‘a sarpdır. Ve varoşu kenârında bir toprak yığılı hudûd
milleri
olan bir depe yığılıdır kim Süleymân Hân Beç ve Alman gazâsına giderken yığmışd …
Ve bu tabyaların dahi cânib-i erba‘aları derin handaklardır ve handaklardan taşrasında meterise girecek yerlerde cümle lağımlardır. Ve bu tabyalar arasında aslâ kal‘a görünmez ve hîn-i muhâsarada bu tabyalardan kal‘aya yaklaşılmaz, ammâ hîn-i muhâsarada bu tabyaların birisi ele girse kal‘a tîz feth olur. Ve mâ tekaddem Yanık kal‘ası bizde iken bu kal‘a âhıru'l-hudûd imiş, ammâ küffâr hemân bir yıldan yine zafer bulup almış. Anıniçün bu kal‘a sarpdır. Ve varoşu kenârında bir toprak yığılı hudûd milleri olan bir depe yığılıdır kim Süleymân Hân Beç ve Alman gazâsına giderken yığmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 49b ·
metinde göster ·