: Yine Altımermer'de bir amûd üzre tuçdan bir cüvân ve bir mahbûbe-i zamân birbi …
Tokuzuncu tılısm-ı mudhik: Yine Altımermer'de bir amûd üzre tuçdan bir cüvân ve bir mahbûbe-i zamân birbirleri ile sîne-ber-sîne kucuşup dururlardı. Kaçan kim er ve avret hânelerinde birbirleriyle cidâl edüp bürûdet üzre olduklarında ya er kişi, ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etdükde elbette ol gece mâbeynlerine mahabbet çivisi girüp bu tılısmı icrâ eden Aristetalis Hekîm'in rûhu şâd ve mahabbet edenlerin gamgîn gönülleri âbâd olurdu. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
… e pençeviş ve karatavuk ya‘nî talak kebâbı pişirüp ubûr ederler. Gâyet mashara,
mudhik
Arnavudlardır. Bunlara şehir oğlanları "a a‘ â, a a‘ â" deyü ulaşırlar. Anlar d …
Esnâf-ı çevrenân-ı Ârnâbûdân: Dükkân (---), neferât 400, bunlar her bozahânede birer köşede tennûrları vardır. Dâ’imâ bozahâne erbâblarına ciğer ve kara talak ve böbrek ve pençeviş ve yürek ve şirden ve ciğer köftesi kebâbı pişirir kirli ve paslı nâ-pâk kavmdir. Ammâ garîb ü gurebâ ta‘âmıdır. Bunlar dahi seyishâneler üzre pençeviş ve karatavuk ya‘nî talak kebâbı pişirüp ubûr ederler. Gâyet mashara, mudhik Arnavudlardır. Bunlara şehir oğlanları "a a‘ â, a a‘ â" deyü ulaşırlar. Anlar dahi "a a‘ â Çelepi pişmiş kalkmış şişmiş sülice(?) bağırsak yer misin?" derler, turfe kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 170a ·
metinde göster ·
âdemleri uryân olup cümle vücûduna yağ sürüp ellerinde üfürülmüş rûzgâr ile mem …
Esnâf-ı yağcıyân-ı gûnâgûn: [Dükkân] 185, neferât 300, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---)(---) bâlâda yağkapanı emîninin alayında gümrük alınan yağ bâzergânları tahrîr olunmuşdu. Ammâ bunlar yağ tâcirleridir kim sâhib-i dükkânlardır. Bunlar dükkânların elvân elvân ezhârât [ü] şükûfeler ile zeyn edüp niçe husrevânî küpler içre ve kalaylı taştlar içre Mayak ve Perezen ve Kerş ve Taman ve Kefe ve Kili ve Akkirman yağların katremîz şîşeler içre arabaların zeyn edüp ubûr ederken ba‘zı mudhik âdemleri uryân olup cümle vücûduna yağ sürüp ellerinde üfürülmüş rûzgâr ile memlû tulumlar ile seyrâncıların üzerine vardıkca temâşâcılar gerüye kaçup şâhrâhı küşâde ederler. Ba‘zısı yağlı tulumlar ile halkı yağlayarak gûnâ-gûn şakalar ederek yağ tulumların kızaklar üzre çekerek pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 179a ·
metinde göster ·
… yyât gazelleri gûnâ-gûn evzâ‘ [u] etvârlarıyla taklîd ederler kim niçe bin gûne
mudhik
kelâmlardır.
Bu dahi bir tahtırevân üzre sûretlerin halka gösterüp alayda giderdi. Hâlâ İslâmbol mukallidleri içre bu tasvîr fâlcısının indiyyât gazelleri gûnâ-gûn evzâ‘ [u] etvârlarıyla taklîd ederler kim niçe bin gûne mudhik kelâmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… dar hânende ve sâzende ve mutrıbân, rakkâsân, pîşekâr dâ’irezân ve mukallidân-ı
mudhik
ve kaşmerân var ise ve ne kadar veled-i zinâ zengâr ü nebtîz rind-i cihân feleğ …
--İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde ne kadar hânende ve sâzende ve mutrıbân, rakkâsân, pîşekâr dâ’irezân ve mukallidân-ı mudhik ve kaşmerân var ise ve ne kadar veled-i zinâ zengâr ü nebtîz rind-i cihân feleğe kemend atmış şehir oğlanları var ise anları beyân eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
… ndegân ve sâzendegân ve mutrıbân ve rakkâsân [ve] pîşekârân [ve] dâ’irezân [ve]
mudhik
u mukallidân-ı kaşmerân ve nebtîz rind-i cihân yetmiş tâsdan geçmiş semm-i helâ …
Evvelâ şehr-i İslâmbol'da selâtîn-i Âl-i Osmân'ın bir sûr-ı hümâyûnu yâ bir feth-i fütûh-ı şâdimânîlerinde ve destûr-ı şâhî 209a günlerinde ve gayrı a‘yân [u] eşrâfın sûr-ı hitânlarında iki üç yüz âdem hânendegân ve sâzendegân ve mutrıbân ve rakkâsân [ve] pîşekârân [ve] dâ’irezân [ve] mudhik u mukallidân-ı kaşmerân ve nebtîz rind-i cihân yetmiş tâsdan geçmiş semm-i helâhil-misâl şehir oğlanları bir yere cem‘ olup mezkûr sûrlarda bir gün bir gece iki gün beş gün oynayup her gecesine sâhib-i hâneden bir kîse guruş alırlar ve sûrda mevcûd bulunan yârân-ı bâ-safâdan her oyun esnâsında dâ’ire ile pârsâ edüp sabâha dek ba‘zı sûrda bin guruş tahsîl eder oyunkâr üstâd-ı kâmiller vardır. Anlar iki üç yüz kimse olmağile anlara kol ta‘bîr ederler, temâşâgâh kavmdir. Eğer bunları dahi manzûrumuz olduğu mertebe vasf etsek sitâyişnâme-i mutrıbân nâmında bir dîvân olur. Bu esnâf-ı bâzbâzân-ı pehlivânân on iki koldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b–209a ·
metinde göster ·
… fasîhü'l-lisân, erbâb-ı ma‘ârif-i hezârfen, üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve
mudhik
ve mutrıbları ve şakîleri vardır. Husûsan Süğlün Şâh'ı ve Mahmûd Şâh'ı ve Edirn …
Sekinci, Akîde kolu: Neferât 200, serkârları Pehlivân Eyyûb'dur kim şâ‘ir ve kâtib ve ârif ve zarîf hânende ve seyyâh idi. İslâmbol halkının bu kâra iltifâtların görüp üç bin iryal pâymâl-i rimâl edüp bir kol peydâ etdi kim vâhidün ke‘elf oldu. Hüsn-i ülfeti olup ni‘meti mebzûl olduğundan cümle erbâb-ı ma‘ârif 209b başına çevzinüp bir cem‘iyyet-i kübrâ edüp bir ayda Sultân İbrâhîm Hân ma‘lûmu oldu. Zîrâ cümle fasîhü'l-lisân, erbâb-ı ma‘ârif-i hezârfen, üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve mudhik ve mutrıbları ve şakîleri vardır. Husûsan Süğlün Şâh'ı ve Mahmûd Şâh'ı ve Edirneli Ahmed'i ve Çerkes Şâh'ı ve Nâzlı Yûsuf'u, kaçan bu mehpâre cüvânlar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve zerdûz ve çârkâb eteklikler ile meydân-ı mahabbetde tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi çevelân [u] reftâr etdiklerinde âdem dem-beste olup ol dem meftûn olur. Zîrâ her birinin mergûle mergûle fetîle fetîle çim-ender-çim ve ham-ender-ham müşk-bâr, amber-bû geysûların perîşân etdikde kâkül-i perîşânları gibi gören âşıkların dahi akılları târumâr olur. Ve bir bâğçe ve bâğçevân Gürcî taklîdi te’lîf etdiler kim acâyibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a–209b ·
metinde göster ·
… vad Çorbacı'yı bu Şengül Çelebi taklîd etdikde âdem gülmeden burnu kanardı. Bir
mudhik
cân idi ammâ gâyet müselmân idi. Ancak o fende bulunmuş, beyt:
"Varun evime haber edin, ehl [ü] iyâlim beni kurtarsınlar ha" deyüp feryâd [ü] figânile bu Hacivad Çorbacı'yı bu Şengül Çelebi taklîd etdikde âdem gülmeden burnu kanardı. Bir mudhik cân idi ammâ gâyet müselmân idi. Ancak o fende bulunmuş, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212a ·
metinde göster ·
… özlü ve ahmer yüzlü mahbûb olup herkes ile ülfet etmeden haz edüp bir kaşmer ve
mudhik
ve bir güler çehreli yârândan oğlan oldu. Ammâ kelimâtı anlanılmaz, lâkin yine …
Ammâ hikmet-i Hudâ, günden güne mu‘ammer oldukça bir gûne kıp kırmızı bir dilber oldu kim yüzünün nûru berk ururdu. Bir gûne kırmızı gözlü, kedi sözlü ve ahmer yüzlü mahbûb olup herkes ile ülfet etmeden haz edüp bir kaşmer ve mudhik ve bir güler çehreli yârândan oğlan oldu. Ammâ kelimâtı anlanılmaz, lâkin yine her âdem ile hüsn-ı ülfet edüp halûk olmağile zamîr-şinâs olup her ne kadar kelâm-ı fasîh [u] belîğ ve ne kadar rumûz u künûz ve ne kadar işâret eyleseler cümle rumûz-ı fesâhatleri ve nükte-âmîz kelimâtları söyleseler işâretden anlardı. Ve yigirmisine bâliğ oldukda ba‘zı zamân gâ’ib bir şey su’âl etseler bir kerre başın aşağı endirüp bir kerre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… unların mâbeyninde bir gûne lehce-i mahsûsa lisânları var kim şütürbe kürbe bir
mudhik
lisândır kim mahallinde tahrîr olunur. Cenâb-ı Bârî bu kavmi hıfz-ı emânda ide, …
Ve bu tâ’ifenin asılları ecnâs-ı mütenevvi‘adan tenâsül bulmağile bunların mâbeyninde bir gûne lehce-i mahsûsa lisânları var kim şütürbe kürbe bir mudhik lisândır kim mahallinde tahrîr olunur. Cenâb-ı Bârî bu kavmi hıfz-ı emânda ide, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
"İlahî Minkârîzâde Ördek{zâde} ve Tatzâde olup pat burun oğlu {gibi} olasın" deyü latîfe edüp zemmâm ü nemmâm ve dehhâllıkdan fâriğ olup bir âlüfte vü âşüfte sâhib-i şaka ve ehl-i vefâ bir kimesne olup, nitekim bu Varna ve Hacıoğlu ve Mankalya'da muhâfazada idik her bâr efendimiz Melek Ahmed Paşa ile hüsn-i ülfet edüp lâubâli kelimâtlar ederdi, zîrâ bu Paçavra Kadı Sultân Murâd-ı Râbi‘e kebîrü'l-enf olup bir şekl-i kabîh-i mudhik olduğundan duhûl etdiği cild-i evveldeki fasl-ı ibret-nümâda sergüzeşt [ü] serencâm-ı acîbesi {ile} mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31a ·
metinde göster ·
… nden delikler delüp değirmenlerin suları cümle nehr-i Pileve'den gelir bir gûne
mudhik
değirmenlerdir kim bu dahi aslâ bir diyârda yokdur. Ve bu değirmenlerin üstünde …
İbret-nümâ-yı garîbe oldur kim bu nehr-i Pileve kal‘anın eşiğinden akduğu kayaların altı serâpâ mağârâlardır ve ol gârlar içinde niçe göz su değirmenleri vardır kim bu kayaların üstünden delikler delüp değirmenlerin suları cümle nehr-i Pileve'den gelir bir gûne mudhik değirmenlerdir kim bu dahi aslâ bir diyârda yokdur. Ve bu değirmenlerin üstündeki kayalardan nehr-i Pileve akduğun temâşâ etmek içün değirmenler önünde çemenzâr soffalar üzre Cenâb-ı Kibriyâ'nın sun‘unu müşâhede etmek içün seyyâhân-ı berr u bihâr ve ârifân-ı dâr [u] diyâr bu mastabalarda oturup nehr-i Pileve'nin deryâ gibi üzerlerinden geçdiğin seyr [ü] temâşâ ederler. Bu nehr-i azîm gûyâ değirmen kayalarından aşağı atıldıkda gûyâ benî Âdem üzre Âl-i Osmân otağı gibi pâk billûr gibi nehr-i kebîr cereyân etdikde nehrin altında niçe yüz âdem soffalarda oturup im‘ân-ı nazar ile nazar eden "Subhâne'l-hallâku'l-bâkî" deyüp engüşt ber-dehen eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151b ·
metinde göster ·
… gemi üzre değirmenler çokdur, ammâ bu Mitroviçse değirmenleri gâyet musanna‘ ve
mudhik
çarhlı ve çakıldaklı âsiyâb-ı dakîk-i rakîklerdir.
Der-vasf-ı acâ’ib-i san‘at-ı garîbe: Bu şehrin Sava nehri üzre ikişer aded gemiler üzre un değirmenleri var. Gerçi nehr-i Tuna üzre Silisre ve Urusçuk ve Nigebolı kal‘aları önünde gemi üzre değirmenler çokdur, ammâ bu Mitroviçse değirmenleri gâyet musanna‘ ve mudhik çarhlı ve çakıldaklı âsiyâb-ı dakîk-i rakîklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
… ûne yassı başlı ve yassı burunlu gözleri depesinde olur bir gûne şekl-i acîb ve
mudhik
garîb tavuğu olur kim vâcibü's-seyrdir. Hattâ tüğleri koyun tüğü gibi kıvırcıkd …
Evvelâ cümleden biri Hindistân'dan gelir Hind tavuğu ve Mısır tavuğu ve Yenidünyâ'dan gelir bir gûne yassı başlı ve yassı burunlu gözleri depesinde olur bir gûne şekl-i acîb ve mudhik garîb tavuğu olur kim vâcibü's-seyrdir. Hattâ tüğleri koyun tüğü gibi kıvırcıkdır, ammâ kanatları yine tavuk cenâhları gibidir, lâkin ayakları uzun olmağile suda gezüp ve kâhîce suya dalup çıkar, ammâ ayakları yine tavuk tırnaklı olmağile suda şinâverlik edemez. Ve dahi kazı ve ördeği gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 127a ·
metinde göster ·
ibret-nümâ un değirmeni vardır, aslâ ve kat‘â ne at ve ne sığır çevirir. Dörd a …
Ve Komaran kapusunun iç yüzünde bir mudhik ibret-nümâ un değirmeni vardır, aslâ ve kat‘â ne at ve ne sığır çevirir. Dörd aded yerde dörd göz değirmândir kim cümle çarhların hammâm kubbesi kadar sâ‘at şakulası gibi şakulalar cümle değirmenin çarhların deverân etdürüp âdem yapışmadan unlar öğünüp üçer dörder kat elekler içine unlar dökülüp yine çarhlar hareket etdikçe üç dörd gûne unlar öğünür. Ve bu çarhların ekseriyyâ âletleri cümle demirdir, ammâ dollâbları serâpâ ağaçdandır. Bu âletleri bir ma‘sûm çevirse bilâ-usret fırlak gibi çevirir acâ’ib ü garâ’ib tasnî‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
Der-sıfat-ı eşkâl-i zemîn-i Çayniçe: Bu rabtanın zemîni gibi bir turfa
mudhik
ve maskara ve mahûf u muhâtaralı dereli ve depeli bir garîb ü acîb zemînli şehi …
Der-sıfat-ı eşkâl-i zemîn-i Çayniçe: Bu rabtanın zemîni gibi bir turfa mudhik ve maskara ve mahûf u muhâtaralı dereli ve depeli bir garîb ü acîb zemînli şehir görmedim. Hattâ bu kasaba-i âbâdânın üç tarafı evc-i semâya urûc etmiş mehîb dağlar üzre âsumâne kad-keşân olmuş dıraht-ı müntehâları ve kiraz şecereleri ile zeyn olmuş dağlar ve niçe yerleri sâfî hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
… ânı yaparlar. Nîm sâ‘atde bir mûm fitîlini kesmeğe şam‘dânın içinden bir şekl-i
mudhik
bir Arab çıkup mûmun fitîlin elindeki mıkrâs ile kesüp yine şam‘dânın altında p …
San‘at-ı ibret-nümâ: Bir gûne mûm şam‘dânı yaparlar. Nîm sâ‘atde bir mûm fitîlini kesmeğe şam‘dânın içinden bir şekl-i mudhik bir Arab çıkup mûmun fitîlin elindeki mıkrâs ile kesüp yine şam‘dânın altında pinhân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… eti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir
mudhik
hayvândır.
İbtidâ bu şehirde beyâz ve siyâh semmûrun sağların gördük. Hemân Rûm'un sansarı gibi bir mahlûkdur ve gâyet enîs ü mûnis hayvândır kim şehir oğlancıkları omuzlarında gezdirüp beslerler, ammâ beyâz semmûru gâyet mahbûb oluyor. Ve beyâz kakum dahi gâyet çokdur. Kedi gibi evlerde beslerler. Bu dahi kediden küçük mahbûb ve münîs cândır. Ve cumran nâm sincâb gibi tüğlü ve ol kıt‘ada ve cüssede bir mahlûk var, ammâ kuyruğu sincâb gibi uzun değildir. Lâkin ol kadar şûh ve şengül ve şakrak hayvândır kim kaçan karnı aç olsa kendü kendüye âdemler önünde taklalar ve rakslar ve perendeler atup ol kadar perendebâz ve lu‘bedebâzlıklar eder kim âdem gülmeden hayrân olur, ammâ karnı doydukdan sonra batıyyü'l-hareke olup âdem yanına gelmez ve gâyet müstağnî olur. Hattâ incecik çubuk ile ursan feryâd edüp oynamaz, kedi gibi mırlar ve âdemden ırağ bir yerde yatır. Necâseti Habeş vilâyetinin zebat kedisi gibi necâseti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir mudhik hayvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
… mmâ bu re‘âyânın beyâz keçeden şapka geyerler ammâ depeleri sehel sivridir. Bir
mudhik
çehre-i acîb lûlî mashara şapka ve inbisatlı keferelerdir.
Diğer temâşâ[-yı] ibret: Bu şehrin bir gûne dahi re‘âyâ kefereleri var. Freng şapkası gibi manlifke Eflâtûniyye şapkası geyerler, ammâ Frengin siyâh şapkadır, ammâ bu re‘âyânın beyâz keçeden şapka geyerler ammâ depeleri sehel sivridir. Bir mudhik çehre-i acîb lûlî mashara şapka ve inbisatlı keferelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 237a ·
metinde göster ·
… rın târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a
mudhik
aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Ve bir turfe esbâb geyerler, ammâ cümle beyâz abâ kebe olup saçak saçak püsküllüdür. Belleri ince etekleri bol ve yenleri dar esvâb-ı turfe geyüp cümle merd [ü] zenânları başlarına beyâz sarık sararlar, ammâ avretleri siyâh saçların târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a mudhik aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276b ·
metinde göster ·
… em gelir tennûr zağarcıkları ve seyishâne köpecikleri olur kim rûy-ı arzda eyle
mudhik
ve kaşmer ve cerî ve gazûb ev bekçisi kelb-i mu‘allemcikleri olur kim bir diyâr …
Ve cümleden meşhûr Vetirne'nin kırbo nâm küçücük Kirmastı şehri mastısı gibi kırbo köpecikleri yüz ve yü[z] elli dirhem gelir tennûr zağarcıkları ve seyishâne köpecikleri olur kim rûy-ı arzda eyle mudhik ve kaşmer ve cerî ve gazûb ev bekçisi kelb-i mu‘allemcikleri olur kim bir diyârda olmaz. Ve elması ve ayvası dahi memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 377a ·
metinde göster ·
… ir. Ve Leccî Çelebi ve Nevmî Çelebi ve Nevmîzâde Şûmî Çelebi beyne'z-zurafâ bir
mudhik
ve rind-ferzend âdemdir. Ve Mez‘î Çelebi ve Veznî Efendi ve Uzâmî Efendi ve Meş …
Ve bu şehirde hânedân sâhibleri çokdur. Ve halkı gâyet zekiyyü't-tab‘ erbâb-ı ma‘ârif ve müfessir ve muhaddis çelebiler gâyet çokdur. Cümleden dîvân sâhibi Abûsî Çelebi ilm-i arûzda bî-bedel zat-ı şerîf çelebidir. Ve Leccî Çelebi ve Nevmî Çelebi ve Nevmîzâde Şûmî Çelebi beyne'z-zurafâ bir mudhik ve rind-ferzend âdemdir. Ve Mez‘î Çelebi ve Veznî Efendi ve Uzâmî Efendi ve Meşrebî Çelebi. Bu makûle mahlaslı erbâb-ı ma‘ârifden şu‘arâ çelebileri vardır. Ammâ ulemâ ve sulehâlarına ve ehl-i takvâ hâl sâhibi sâhib-i sülûk ve ehl-i vera‘ âdemlerine aşk olsun. Bu şehir bu sulehâların âb-ı ruyına ganîmet olup ma‘mûr [u] âbâdân olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y17a ·
metinde göster ·
… dan bir İblîs-i pür-telbîs sûreti etmişler kim görenin gülmeden aklı gider, bir
mudhik
eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler seng-sâr edüp bu kadar bin yılda …
Hakîkat bir uzun mezâr üzre bir beyâz mermerden bir mehîb cüssedâr âdem sûreti edüp iki ketiflerinde birer ejderhâ kelleleri edüp Dahhâk'ın nâ-mübârek başını ısırır şekilli tasvîr olunmuşdur. Ve "Dahhâk-i Mârî'nin omuzlarında bu ejderhâların hâsıl olmasına sebeb şeytândır" deyü anın dahi eşkâlin bir siyâh kara yüzlü ve kör gözlü kanatlı melek sûretinde kara kayadan bir İblîs-i pür-telbîs sûreti etmişler kim görenin gülmeden aklı gider, bir mudhik eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler seng-sâr edüp bu kadar bin yıldan berü taş yiye yiye bir gözün dahi çıkarmışlar. Allâhu a‘lem, ol gözin dahi çıkaran İsmâ‘îl nâm ola. Bu kadar zamândan berü hacerâta siper-i lâ‘net olmağile perr ü bâlinden ve pâyleri ve kolundan bir vücûdu kalmamış. Allâhu a‘lem Mekke'de Mîne bâzârında yetmiş bin huccâcın recemât hacerlerinin darbı bu İblîs tasvîrine dahi isâbet etmiş gibi. Ve bu eşkâl-i İblîs Ayasuluk'da Dahhâk mezârı önünde pâymâl-i rimâl olup yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a ·
metinde göster ·
… rler. Ancak kuyrukları ve tüğleri yok, yohsa çehreleri maymûn-sıfatdır. Ammâ ne
mudhik
kavimdir. Bu âdemler Yemen vilâyetlerinden bâdem ve akîk u Yemenî ve bileği taş …
Ve şehr-i Demmâre ve kal‘a-i Habbe âdemlerinden kıp kırmızı âdemler, ammâ gözleri sarı. Bunlar dahi nahîf ü kadîd âdemlerdir. Ba‘zılar Hudâ hakkıyçün Y 320a maymûna benzerler. Ancak kuyrukları ve tüğleri yok, yohsa çehreleri maymûn-sıfatdır. Ammâ ne mudhik kavimdir. Bu âdemler Yemen vilâyetlerinden bâdem ve akîk u Yemenî ve bileği taşı getirirler. Ve bunun emsâli niçe ecnâs-ı mahlûkullâh var kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319b–Y320a ·
metinde göster ·
… se, timsâh elinden halâs olmayup hâh-nâ-hâh öldürüp timsâhın ciğerin yer. Gâyet
mudhik
ve hiyel ü şeytanata mâlik elleri ve ayakları kısa bir mahlûkdur.
Acîbe-i mudhike: Nîl kelbi derler bir hayvân vardır, hemân zabu ya‘nî sırtlan kurdu gibi alaca Y 164b tüğlü bir hayvândır, Nîl'de ve berde ta‘ayyüş edüp gezer. Timsâha gâyet hasımdır. Timsâhın yavruların dutup yer. Eğer bu timsâh yavruların yemese Nîl'de timsâhdan geçilmezdi. Ve iri timsâhların koltuğu altına bir kerre girirse, timsâh elinden halâs olmayup hâh-nâ-hâh öldürüp timsâhın ciğerin yer. Gâyet mudhik ve hiyel ü şeytanata mâlik elleri ve ayakları kısa bir mahlûkdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y164a–Y164b ·
metinde göster ·
… üşâbeheti var bir hayvân-ı mûnisdir, bir turfe şakrakoz ve mahrakoz ve kakrakoz
mudhik
bir hayvândır. Hattâ ba‘zı evlerde beslerler, âdem ile gâyet ülfet eder hayvând …
Mısır'da şeker kamışı olduğu yerde gelinciğe müşâbeheti var bir hayvân-ı mûnisdir, bir turfe şakrakoz ve mahrakoz ve kakrakoz mudhik bir hayvândır. Hattâ ba‘zı evlerde beslerler, âdem ile gâyet ülfet eder hayvândır. Hattâ Feyyûm şehri bâğlarında gâyet çokdur. Ol olduğu yerde anın râyihasından yılan ve çıyan kaçar, aslâ durmaz. Zîrâ râyihasından hemân yılan helâk olur, ammâ insâna râyihasının nef‘i vardır, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y231b ·
metinde göster ·
… yruğu hotaslı sığırlara ve hımârlara ve şâh-ı gedâ atlara süvâr olmuş kaşmer ve
mudhik
ü mukallidler gûnâ-gûn şakalar ederek ubûr ederler.
Ve sünnet olacak sıbyânların önlerince kınâlı ve hasırdan yancıklı ve tilki kuyruğu hotaslı sığırlara ve hımârlara ve şâh-ı gedâ atlara süvâr olmuş kaşmer ve mudhik ü mukallidler gûnâ-gûn şakalar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y245a ·
metinde göster ·
Ve mutarraş çâr-darb eş-şeyh Muhammed-i Menfalûtî: Bir yağ-u-balî
mudhik
ve âlüfte ve âşüfte ayyâr-ı tarrâr görünür, ammâ hâfız-ı Kelâmullâh ve niçe ker …
Ve mutarraş çâr-darb eş-şeyh Muhammed-i Menfalûtî: Bir yağ-u-balî mudhik ve âlüfte ve âşüfte ayyâr-ı tarrâr görünür, ammâ hâfız-ı Kelâmullâh ve niçe kerre keşf [ü] kerâmetleri ma‘lûmumuz olmuşdur. Cümleden biri Kamaniçse kal‘ası fethin vakt [ü] sâ‘ati ve derîce ve dakîkasiyle elli sekiz gün mukaddem rüyâ tarîkıyla tebşîr eyledi. Mecâzibûndan bir budalâ tekellüfden berî mutarraş bir cândır. Bu cândân me’zûn olup bu şehirden üçüncü gün hareket edüp cenûb tarafına altı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y368a ·
metinde göster ·
… tmekden ferâmûş etdik. El-hâsıl-ı kelâm Hallâk-ı âlem hayvânâtlarda maymun gibi
mudhik
ü müdrik mahlûk halk etmemişdir. Ammâ menhûsdur; gerçi temâşâsı def‘-i gam eder …
içre giderek dağı ve taşı ve sahrâ-yı bî-ma‘âşı gûnâ-gûn maymunlar ve şebekler ve sa‘dânlar ve zankalalar dutmuş. Herbiri birer gûne masharalık edüp ağaçlarda bizi temâşâ edüp kimi ‘ah ‘ah kimi kah kah kimi vah vah deyü takla ve perendebâzlık ve gûnâ-gûn lu‘bedebâzlık ederlerdi. Meşakkat-i râhı bunları temâşâ etmekden ferâmûş etdik. El-hâsıl-ı kelâm Hallâk-ı âlem hayvânâtlarda maymun gibi mudhik ü müdrik mahlûk halk etmemişdir. Ammâ menhûsdur; gerçi temâşâsı def‘-i gam eder, ammâ beslemede mûris-i fakr alâmeti vardır; lâkin temâşâsında âlem vardır. Fîl dahi müdrik hayvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y435a ·
metinde göster ·
… yerler. Ve diri balığı ve tuzlanmış salamura balığı dahi yerler. Bir turfe-likâ
mudhik
köse keçilerdir. Ve lahm [u] şahmları misk [ü] amber-i hâm gibi râyiha-i tayyib …
Bu cezîrenin cümle keçileri incü sadefi içinden çıkan lakoz eti yerler. Ve diri balığı ve tuzlanmış salamura balığı dahi yerler. Bir turfe-likâ mudhik köse keçilerdir. Ve lahm [u] şahmları misk [ü] amber-i hâm gibi râyiha-i tayyibesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y437a ·
metinde göster ·
… ağlar içre fukarâ evleri ve tağ külbeleri gibi evleri var. Turfa-hey’et mecmû‘a
mudhik
maymunları vardır. Cümleden sumbe nâm bir gûne bozca maymun olur, ol kadar kaşm …
Ve dağlarındaki rengâreng maymunları ağacların yapraklarından külâhlar yapup başlarına geyüp birbirleri ile şaka ederler. Gûyâ benî âdem gibi tasarruf sâhibleridir. Ve dağlar içre fukarâ evleri ve tağ külbeleri gibi evleri var. Turfa-hey’et mecmû‘a mudhik maymunları vardır. Cümleden sumbe nâm bir gûne bozca maymun olur, ol kadar kaşmer ve mudhikdir kim her cünbüşü evzâ‘ u etv[â]rı âşub-ı mahzdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·
şakalar ederler kim mürde dili şâd [u] handân ederler. Bir tarafda dahi mahbûb …
Ve mutrıbân-ı kaşmerân gûnâ-gûn mudhik şakalar ederler kim mürde dili şâd [u] handân ederler. Bir tarafda dahi mahbûb pençe-i âfitâb rakkâs civânân çerh urup raks etdükde perîşân kâküller gibi dil-i âşık dilşâd u handân eder ve dahi perîşân hâl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·