: Yine Altımermer'de bir amûd üzre tuçdan bir cüvân ve bir mahbûbe-i zamân birbi …
Tokuzuncu tılısm-ı mudhik: Yine Altımermer'de bir amûd üzre tuçdan bir cüvân ve bir mahbûbe-i zamân birbirleri ile sîne-ber-sîne kucuşup dururlardı. Kaçan kim er ve avret hânelerinde birbirleriyle cidâl edüp bürûdet üzre olduklarında ya er kişi, ya zen kişi ol amûdu dirâgûş etdükde elbette ol gece mâbeynlerine mahabbet çivisi girüp bu tılısmı icrâ eden Aristetalis Hekîm'in rûhu şâd ve mahabbet edenlerin gamgîn gönülleri âbâd olurdu. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 16b ·
metinde göster ·
… r tomar-ı dırâz olur. Nasreddîn letâyifâtları gibi cümle şakaları mükallidîn ve
mudhikîn
mâbeyninde meşhûrdur kim a’yân [u] kibâr beyninde fasl olunur. Ammâ tehî dîvâne …
Bu gûne evsâfların tahrîr eylesek bir tomar-ı dırâz olur. Nasreddîn letâyifâtları gibi cümle şakaları mükallidîn ve mudhikîn mâbeyninde meşhûrdur kim a’yân [u] kibâr beyninde fasl olunur. Ammâ tehî dîvâne değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 115b ·
metinde göster ·
… ek niçe âdemlerin esbâb-ı ihtişâmları ve yüzleri ve gözleri katrân olup bu gûne
mudhiklik
ederek mevc mevc ubûr ederler, ammâ gâyet mashara kavmdir.
Esnâf-ı ziftciyân u katrâncıyân: Dükkân 70, neferât 110, bunlar dahi pür-silâh dükkânlar üzre zift ve iricna ve çam sakızı ve katrân satarak ubûr ederken niçe piyâde âdemleri katrânlı tulumlar ile seyrâncılar içine girüp halkı birbirlerine katup "yol verin" deyü feryâd edüp şakalar ederek niçe âdemlerin esbâb-ı ihtişâmları ve yüzleri ve gözleri katrân olup bu gûne mudhiklik ederek mevc mevc ubûr ederler, ammâ gâyet mashara kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 162b ·
metinde göster ·
… e pençeviş ve karatavuk ya‘nî talak kebâbı pişirüp ubûr ederler. Gâyet mashara,
mudhik
Arnavudlardır. Bunlara şehir oğlanları "a a‘ â, a a‘ â" deyü ulaşırlar. Anlar d …
Esnâf-ı çevrenân-ı Ârnâbûdân: Dükkân (---), neferât 400, bunlar her bozahânede birer köşede tennûrları vardır. Dâ’imâ bozahâne erbâblarına ciğer ve kara talak ve böbrek ve pençeviş ve yürek ve şirden ve ciğer köftesi kebâbı pişirir kirli ve paslı nâ-pâk kavmdir. Ammâ garîb ü gurebâ ta‘âmıdır. Bunlar dahi seyishâneler üzre pençeviş ve karatavuk ya‘nî talak kebâbı pişirüp ubûr ederler. Gâyet mashara, mudhik Arnavudlardır. Bunlara şehir oğlanları "a a‘ â, a a‘ â" deyü ulaşırlar. Anlar dahi "a a‘ â Çelepi pişmiş kalkmış şişmiş sülice(?) bağırsak yer misin?" derler, turfe kavmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 170a ·
metinde göster ·
âdemleri uryân olup cümle vücûduna yağ sürüp ellerinde üfürülmüş rûzgâr ile mem …
Esnâf-ı yağcıyân-ı gûnâgûn: [Dükkân] 185, neferât 300, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---)(---) bâlâda yağkapanı emîninin alayında gümrük alınan yağ bâzergânları tahrîr olunmuşdu. Ammâ bunlar yağ tâcirleridir kim sâhib-i dükkânlardır. Bunlar dükkânların elvân elvân ezhârât [ü] şükûfeler ile zeyn edüp niçe husrevânî küpler içre ve kalaylı taştlar içre Mayak ve Perezen ve Kerş ve Taman ve Kefe ve Kili ve Akkirman yağların katremîz şîşeler içre arabaların zeyn edüp ubûr ederken ba‘zı mudhik âdemleri uryân olup cümle vücûduna yağ sürüp ellerinde üfürülmüş rûzgâr ile memlû tulumlar ile seyrâncıların üzerine vardıkca temâşâcılar gerüye kaçup şâhrâhı küşâde ederler. Ba‘zısı yağlı tulumlar ile halkı yağlayarak gûnâ-gûn şakalar ederek yağ tulumların kızaklar üzre çekerek pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 179a ·
metinde göster ·
… şüp cümle halk birbirine girüp hâlleri ve esbâbları harâb olup azîm temâşâ olup
mudhikâne
acîbeler görülür.
Ve kâğızdan niçe yüz aded kal‘alar yapup birbirleriyle birer sâ‘at ceng-i azîm edüp âteş-feşânlıklar ederler. Ve yine fişekden eşkâl-i papaslar ve Freng ve Yahûdîler ve Kızılbaş sûretleri birbirleriyle ceng-i azîm ederler. Ve yine fişekden eşkâl-i at ve katır ve deve ve sığır ve fîl [ve] câmûs ve hımâr ve kelb [ve] hınzîr sûretleri peydâ edüp bunlara âteş etdikce bu sûretlerin içinde pinhân olan üstâdlar halk üzre yürüyüp âteş havfından temâşâcılara bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve hayâtda olan hımârlara ve kelb-i akûr ve ayulara ve kurdlara ve hınzîrlere fişekleri bağlayup âteş etdiklerinde fakîr hayvânlar cânları acısından niçe bin temâşâcıların içine düşüp cümle halk birbirine girüp hâlleri ve esbâbları harâb olup azîm temâşâ olup mudhikâne acîbeler görülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
… yyât gazelleri gûnâ-gûn evzâ‘ [u] etvârlarıyla taklîd ederler kim niçe bin gûne
mudhik
kelâmlardır.
Bu dahi bir tahtırevân üzre sûretlerin halka gösterüp alayda giderdi. Hâlâ İslâmbol mukallidleri içre bu tasvîr fâlcısının indiyyât gazelleri gûnâ-gûn evzâ‘ [u] etvârlarıyla taklîd ederler kim niçe bin gûne mudhik kelâmlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… dar hânende ve sâzende ve mutrıbân, rakkâsân, pîşekâr dâ’irezân ve mukallidân-ı
mudhik
ve kaşmerân var ise ve ne kadar veled-i zinâ zengâr ü nebtîz rind-i cihân feleğ …
--İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde ne kadar hânende ve sâzende ve mutrıbân, rakkâsân, pîşekâr dâ’irezân ve mukallidân-ı mudhik ve kaşmerân var ise ve ne kadar veled-i zinâ zengâr ü nebtîz rind-i cihân feleğe kemend atmış şehir oğlanları var ise anları beyân eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205b ·
metinde göster ·
… ndegân ve sâzendegân ve mutrıbân ve rakkâsân [ve] pîşekârân [ve] dâ’irezân [ve]
mudhik
u mukallidân-ı kaşmerân ve nebtîz rind-i cihân yetmiş tâsdan geçmiş semm-i helâ …
Evvelâ şehr-i İslâmbol'da selâtîn-i Âl-i Osmân'ın bir sûr-ı hümâyûnu yâ bir feth-i fütûh-ı şâdimânîlerinde ve destûr-ı şâhî 209a günlerinde ve gayrı a‘yân [u] eşrâfın sûr-ı hitânlarında iki üç yüz âdem hânendegân ve sâzendegân ve mutrıbân ve rakkâsân [ve] pîşekârân [ve] dâ’irezân [ve] mudhik u mukallidân-ı kaşmerân ve nebtîz rind-i cihân yetmiş tâsdan geçmiş semm-i helâhil-misâl şehir oğlanları bir yere cem‘ olup mezkûr sûrlarda bir gün bir gece iki gün beş gün oynayup her gecesine sâhib-i hâneden bir kîse guruş alırlar ve sûrda mevcûd bulunan yârân-ı bâ-safâdan her oyun esnâsında dâ’ire ile pârsâ edüp sabâha dek ba‘zı sûrda bin guruş tahsîl eder oyunkâr üstâd-ı kâmiller vardır. Anlar iki üç yüz kimse olmağile anlara kol ta‘bîr ederler, temâşâgâh kavmdir. Eğer bunları dahi manzûrumuz olduğu mertebe vasf etsek sitâyişnâme-i mutrıbân nâmında bir dîvân olur. Bu esnâf-ı bâzbâzân-ı pehlivânân on iki koldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 208b–209a ·
metinde göster ·
… fasîhü'l-lisân, erbâb-ı ma‘ârif-i hezârfen, üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve
mudhik
ve mutrıbları ve şakîleri vardır. Husûsan Süğlün Şâh'ı ve Mahmûd Şâh'ı ve Edirn …
Sekinci, Akîde kolu: Neferât 200, serkârları Pehlivân Eyyûb'dur kim şâ‘ir ve kâtib ve ârif ve zarîf hânende ve seyyâh idi. İslâmbol halkının bu kâra iltifâtların görüp üç bin iryal pâymâl-i rimâl edüp bir kol peydâ etdi kim vâhidün ke‘elf oldu. Hüsn-i ülfeti olup ni‘meti mebzûl olduğundan cümle erbâb-ı ma‘ârif 209b başına çevzinüp bir cem‘iyyet-i kübrâ edüp bir ayda Sultân İbrâhîm Hân ma‘lûmu oldu. Zîrâ cümle fasîhü'l-lisân, erbâb-ı ma‘ârif-i hezârfen, üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve mudhik ve mutrıbları ve şakîleri vardır. Husûsan Süğlün Şâh'ı ve Mahmûd Şâh'ı ve Edirneli Ahmed'i ve Çerkes Şâh'ı ve Nâzlı Yûsuf'u, kaçan bu mehpâre cüvânlar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve zerdûz ve çârkâb eteklikler ile meydân-ı mahabbetde tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi çevelân [u] reftâr etdiklerinde âdem dem-beste olup ol dem meftûn olur. Zîrâ her birinin mergûle mergûle fetîle fetîle çim-ender-çim ve ham-ender-ham müşk-bâr, amber-bû geysûların perîşân etdikde kâkül-i perîşânları gibi gören âşıkların dahi akılları târumâr olur. Ve bir bâğçe ve bâğçevân Gürcî taklîdi te’lîf etdiler kim acâyibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a–209b ·
metinde göster ·
… vad Çorbacı'yı bu Şengül Çelebi taklîd etdikde âdem gülmeden burnu kanardı. Bir
mudhik
cân idi ammâ gâyet müselmân idi. Ancak o fende bulunmuş, beyt:
"Varun evime haber edin, ehl [ü] iyâlim beni kurtarsınlar ha" deyüp feryâd [ü] figânile bu Hacivad Çorbacı'yı bu Şengül Çelebi taklîd etdikde âdem gülmeden burnu kanardı. Bir mudhik cân idi ammâ gâyet müselmân idi. Ancak o fende bulunmuş, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 212a ·
metinde göster ·
… sam olur. Meselâ cemî‘i meyhânelerde ne kadar sâzendeler ve mutrıbân, kaşmerân,
mudhikân
, cüvân-mergân var ise bozacıbaşı ve hamr emîni akîblerince niçe bin def ü kudüm …
Ardları sıra bozacıbaşı esbâb-ı ihtişâmiyle müsellah küheylân at üzre ve sağ yanında hamr emîni esbâb-ı muhteşemânesiyle küheyl at üzre ensesinde yüz aded pür-silâh pençe-i âfitâb kafâdâr iç gulâmlarıyla mehterhânesiz ubûr ederler, ammâ mehterhâneden ziyâde bir hây-hû ile geçer kim âdemin kulakları asam olur. Meselâ cemî‘i meyhânelerde ne kadar sâzendeler ve mutrıbân, kaşmerân, mudhikân, cüvân-mergân var ise bozacıbaşı ve hamr emîni akîblerince niçe bin def ü kudüm ve nefîr ve balaban ve tanbûrî ve santûrî ile ahşama karîb alayköşkü dibinden arz-ı mahâret ederek ubûr etdiler. (---)(---)(---)(---) Âhir, nihâyet,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 215a ·
metinde göster ·
… özlü ve ahmer yüzlü mahbûb olup herkes ile ülfet etmeden haz edüp bir kaşmer ve
mudhik
ve bir güler çehreli yârândan oğlan oldu. Ammâ kelimâtı anlanılmaz, lâkin yine …
Ammâ hikmet-i Hudâ, günden güne mu‘ammer oldukça bir gûne kıp kırmızı bir dilber oldu kim yüzünün nûru berk ururdu. Bir gûne kırmızı gözlü, kedi sözlü ve ahmer yüzlü mahbûb olup herkes ile ülfet etmeden haz edüp bir kaşmer ve mudhik ve bir güler çehreli yârândan oğlan oldu. Ammâ kelimâtı anlanılmaz, lâkin yine her âdem ile hüsn-ı ülfet edüp halûk olmağile zamîr-şinâs olup her ne kadar kelâm-ı fasîh [u] belîğ ve ne kadar rumûz u künûz ve ne kadar işâret eyleseler cümle rumûz-ı fesâhatleri ve nükte-âmîz kelimâtları söyleseler işâretden anlardı. Ve yigirmisine bâliğ oldukda ba‘zı zamân gâ’ib bir şey su’âl etseler bir kerre başın aşağı endirüp bir kerre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… e‘azzımâne hareket ederdi kim fesâhat ve belâğat ile kelimât ederken bir ferdin
mudhikâne
kelâmına tebessüm etmeyüp dendânın kimse görmüş değildi. Hulâsa-i kelâm Bâkî Pa …
Ammâ Bâkî Paşa Husrevânî kûp-misâl sâhib-i şikem idi. Ammâ bu dahi silâhşör ve cündî idi. Lâkin kendüye değme bir at tahammül edemezdi. Ammâ yine çâpük süvâr, sebük-rûh 334b idi kim gûyâ rûh-ı Mesîh idi. Ve mudhıkâne şütür-kürbe-gûne evzâ‘ [u] etvârları hadden efzûn idi. Ammâ gâzî ve mücâhidû fî-sebîlillahdır. Hattâ kendüleri Kars hâkimiyken Revân hânları ve Acem Sultânları ve Gürcîstân beğleri elinden ve dilinden zâr-ı zebûn olmuşlardı. Hattâ bir kerre nısfu'l-leylde kal‘a-i Karsdan üç yüz yiğit ile gâ’ib olup üç günden sonra Gürcîstân'ın âsî olan yerlerinden üç yüz esîr-i mûğ-bece gılmân [u] bintânlar ile sâlimîn ve gânimîn kal‘a-i Kars'a dâhil oldu. Böyle bir Rüstem-resân, Sam-akrân-ı zamândır. Bu Bâkî Paşa'nın Seydî Ahmed Paşa ile Şuşik kal‘ası cenginde etdiklerini ne Sâm u Nerimân ve ne Zâl-ı Köstehem etmemişdir. Gerçi bu gûne şütür-kürbe etvârları var idi ammâ re‘âyâ vü berâyâya adl [u] insâfı adl-i Ömer-misâl idi. Ve ilm u fazîletde gûyâ musannif ve mü‘ellif Teftazânî hazretleri idi. Sehâ ve keremi Hâtem-i Tay'da yok idi. Bu hasletler ile kimesnede ola "el-İlmu ve'l-mâlu yesturâni kulle aybin" mazmûnunca cümle evzâ‘ u etvâr-ı ahlâk-ı zemîmesin ilm ü sehâ setr eder. Husûsan şecâ‘ati ile cihân-ârâ bir er [ü] server idi. Ammâ bu gûne şütür-kürbe şakaları tenhâsında sikadan olan nüdemâları beyninde ederdi. Yohsa dîvân-ı pâdişâhîde ol kadar metânet üzre kelimât edüp müte‘azzımâne hareket ederdi kim fesâhat ve belâğat ile kelimât ederken bir ferdin mudhikâne kelâmına tebessüm etmeyüp dendânın kimse görmüş değildi. Hulâsa-i kelâm Bâkî Paşa'nın hilkati böyle idi. Âyet: Arapça .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334a–334b ·
metinde göster ·
… âhase-i ilm ve kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidân-ı
mudhikân
ve kimi sâz u kimi söz ile taraf taraf Hüseyin Baykara fasılları ederler.
Ve bu çemenistânda selef sâhib-i hayrâtları gûnâ-gûn çemenzâr mastabalar ve müte‘addid soffalar ve matbah-ı Keykâvûslarında mâ-i cârîler ile kebâb âsiyâbları etmişler kim niçe yüz şişlere koyunları sancup çarhlara koyup dollâbların mâ-i câriyeler deverân etdirerek a‘lâ latîf ter ü tâze kebâbları olur ve her köşe-i mesîregâhda gûnâ-gûn sohbetler olup kimi mübâhase-i ilm ve kimi ebyât-ı eş‘âr ve kimi meddâhân-ı kıssahân kimi mukallidân-ı mudhikân ve kimi sâz u kimi söz ile taraf taraf Hüseyin Baykara fasılları ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196b ·
metinde göster ·
… unların mâbeyninde bir gûne lehce-i mahsûsa lisânları var kim şütürbe kürbe bir
mudhik
lisândır kim mahallinde tahrîr olunur. Cenâb-ı Bârî bu kavmi hıfz-ı emânda ide, …
Ve bu tâ’ifenin asılları ecnâs-ı mütenevvi‘adan tenâsül bulmağile bunların mâbeyninde bir gûne lehce-i mahsûsa lisânları var kim şütürbe kürbe bir mudhik lisândır kim mahallinde tahrîr olunur. Cenâb-ı Bârî bu kavmi hıfz-ı emânda ide, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
… ı dîvânın re’yiyle sipâh ocağından Kara Abdullâh nâm bir müksiri'l-kelâm ve bir
mudhikân
hümâmı elçilik ile bu camapur askerine gönderüp vardıkda,
Yine cümle erbâb-ı dîvânın re’yiyle sipâh ocağından Kara Abdullâh nâm bir müksiri'l-kelâm ve bir mudhikân hümâmı elçilik ile bu camapur askerine gönderüp vardıkda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6a ·
metinde göster ·
… nâze namâzına, "Sihirbâz er kişi niyyetine" deyü Türk lehcesiyle mashariyyât ve
mudhikâne
turrehât-ı kelimâtlar ederek Monla Mehemmed'in beynisi ile yüzüm gözüm ve esvâb …
Hemân hamd-i Hudâ edüp bilâ-rikâb süvâr olup hân huzûruna gûnâ-gûn şaka ederek ve Monla Muhammed'in cenâze namâzına, "Sihirbâz er kişi niyyetine" deyü Türk lehcesiyle mashariyyât ve mudhikâne turrehât-ı kelimâtlar ederek Monla Mehemmed'in beynisi ile yüzüm gözüm ve esvâblarım evgâr u mülevves hâna selâm verüp, "Gazânız kutlu ola" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 11b ·
metinde göster ·
Zurnazan Mustafâ Paşa eydir: "Hele hey sultânım, mühür bende birkaç gün kalaydı gam yemezdim. Hemân mührü koynumda bir kerre yokladım gördüm ki durur, elim koynumdan çıkardım, ‘ver mührü’ dediler. Ol ânda yine mührü aldılar ve gitdiler. İşte beni bu Erzurûm'a atdılar. Hele varır görürsün, mührü Haleb'e Boynueğri'ye gönderdiler. Yakında anın da mührile boynun doğruldurlar" deyü mudhikâne kelimâtlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19a ·
metinde göster ·
"İlahî Minkârîzâde Ördek{zâde} ve Tatzâde olup pat burun oğlu {gibi} olasın" deyü latîfe edüp zemmâm ü nemmâm ve dehhâllıkdan fâriğ olup bir âlüfte vü âşüfte sâhib-i şaka ve ehl-i vefâ bir kimesne olup, nitekim bu Varna ve Hacıoğlu ve Mankalya'da muhâfazada idik her bâr efendimiz Melek Ahmed Paşa ile hüsn-i ülfet edüp lâubâli kelimâtlar ederdi, zîrâ bu Paçavra Kadı Sultân Murâd-ı Râbi‘e kebîrü'l-enf olup bir şekl-i kabîh-i mudhik olduğundan duhûl etdiği cild-i evveldeki fasl-ı ibret-nümâda sergüzeşt [ü] serencâm-ı acîbesi {ile} mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31a ·
metinde göster ·
garîbe: İç ağalarından Abaza Merşan Yûsuf ve Abaza Arıt Alî ve Abaza Kamış Velî …
Hikmet-i Hudâ-yı mudhike-i garîbe: İç ağalarından Abaza Merşan Yûsuf ve Abaza Arıt Alî ve Abaza Kamış Velî bunlar bostâncılar imiş. Tecdîd-i vuzû‘ etmeğe paşa yanından taşra çıkup âbdest almağa bu Abazalar çömelüp dururlar, ammâ bunlar aslâ Türkçe bilmezler. Abaza lisân-ı lehcesiyle bunlar kâfire derler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 143a ·
metinde göster ·
… nden delikler delüp değirmenlerin suları cümle nehr-i Pileve'den gelir bir gûne
mudhik
değirmenlerdir kim bu dahi aslâ bir diyârda yokdur. Ve bu değirmenlerin üstünde …
İbret-nümâ-yı garîbe oldur kim bu nehr-i Pileve kal‘anın eşiğinden akduğu kayaların altı serâpâ mağârâlardır ve ol gârlar içinde niçe göz su değirmenleri vardır kim bu kayaların üstünden delikler delüp değirmenlerin suları cümle nehr-i Pileve'den gelir bir gûne mudhik değirmenlerdir kim bu dahi aslâ bir diyârda yokdur. Ve bu değirmenlerin üstündeki kayalardan nehr-i Pileve akduğun temâşâ etmek içün değirmenler önünde çemenzâr soffalar üzre Cenâb-ı Kibriyâ'nın sun‘unu müşâhede etmek içün seyyâhân-ı berr u bihâr ve ârifân-ı dâr [u] diyâr bu mastabalarda oturup nehr-i Pileve'nin deryâ gibi üzerlerinden geçdiğin seyr [ü] temâşâ ederler. Bu nehr-i azîm gûyâ değirmen kayalarından aşağı atıldıkda gûyâ benî Âdem üzre Âl-i Osmân otağı gibi pâk billûr gibi nehr-i kebîr cereyân etdikde nehrin altında niçe yüz âdem soffalarda oturup im‘ân-ı nazar ile nazar eden "Subhâne'l-hallâku'l-bâkî" deyüp engüşt ber-dehen eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151b ·
metinde göster ·
garîbe oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları …
Ammâ mudhike-i garîbe oldur kim, bu kavmin avratları cümle meneviş çukadan bostâncı külâhları gibi sivri sivri çuka takyeler geyüp yüzleri açık gîsûları perîşân durhallı(?) ve bir hâlli(?) mashara heybet avratlardır ve cümlesi şayak gibi beyâz abâ sıkma dolama geyüp çiftde ve çubukda Ferhâd gibi çalışır kağan arslan zenânelerdir. Ba‘dehû bu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180b ·
metinde göster ·
Kara Dağ nâm bir sengistân-ı bî-amân içinde çâr-kûşe bin seng binâ metîn ve burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenleri sedd-i hasîn bir kapulu ve kesme kaya handaklı bir kal‘a-i cedîddir. İçinde dizdârı ve yedi yüz aded yarar ve bahâdır pâ-bürehne ve ser-bürehne kotur şehbâz ve dilâver ve zorâver u şehnâz yiğitleri var, şeb [ü] rûz Kotur kâfirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl etmede mücâhid fî-sebîlillâh gâzîlerdir, ammâ libâsları gâyet mudhikâne libâslardır, sevâhil diyâr olmağile âb [u] hevâsı letâfetinden halkının kadd [ü] kâmetleri çınar-ı bâlâlar gibi serâmed fidâyî yiğitlerdir. Başları Adana kabağı kadar büyükdür ve bâzûları tohuma gelmiş dolma kabağı kadar kalın bâzûları var ve sîne-i pür-kîneleri husrevânî küp gibi güm gü[m] sadâ verir vâsi‘ [ü] arîz sadr-ı mücessemleri var, ya‘nî merd-i kelâm bu mertebe cüssede olan gâzîler ol kadar ten-dürüst ve zinde ve cüst ü çapük ü çâlâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a ·
metinde göster ·
… gemi üzre değirmenler çokdur, ammâ bu Mitroviçse değirmenleri gâyet musanna‘ ve
mudhik
çarhlı ve çakıldaklı âsiyâb-ı dakîk-i rakîklerdir.
Der-vasf-ı acâ’ib-i san‘at-ı garîbe: Bu şehrin Sava nehri üzre ikişer aded gemiler üzre un değirmenleri var. Gerçi nehr-i Tuna üzre Silisre ve Urusçuk ve Nigebolı kal‘aları önünde gemi üzre değirmenler çokdur, ammâ bu Mitroviçse değirmenleri gâyet musanna‘ ve mudhik çarhlı ve çakıldaklı âsiyâb-ı dakîk-i rakîklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a ·
metinde göster ·
… ûne yassı başlı ve yassı burunlu gözleri depesinde olur bir gûne şekl-i acîb ve
mudhik
garîb tavuğu olur kim vâcibü's-seyrdir. Hattâ tüğleri koyun tüğü gibi kıvırcıkd …
Evvelâ cümleden biri Hindistân'dan gelir Hind tavuğu ve Mısır tavuğu ve Yenidünyâ'dan gelir bir gûne yassı başlı ve yassı burunlu gözleri depesinde olur bir gûne şekl-i acîb ve mudhik garîb tavuğu olur kim vâcibü's-seyrdir. Hattâ tüğleri koyun tüğü gibi kıvırcıkdır, ammâ kanatları yine tavuk cenâhları gibidir, lâkin ayakları uzun olmağile suda gezüp ve kâhîce suya dalup çıkar, ammâ ayakları yine tavuk tırnaklı olmağile suda şinâverlik edemez. Ve dahi kazı ve ördeği gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 127a ·
metinde göster ·
ibret-nümâ un değirmeni vardır, aslâ ve kat‘â ne at ve ne sığır çevirir. Dörd a …
Ve Komaran kapusunun iç yüzünde bir mudhik ibret-nümâ un değirmeni vardır, aslâ ve kat‘â ne at ve ne sığır çevirir. Dörd aded yerde dörd göz değirmândir kim cümle çarhların hammâm kubbesi kadar sâ‘at şakulası gibi şakulalar cümle değirmenin çarhların deverân etdürüp âdem yapışmadan unlar öğünüp üçer dörder kat elekler içine unlar dökülüp yine çarhlar hareket etdikçe üç dörd gûne unlar öğünür. Ve bu çarhların ekseriyyâ âletleri cümle demirdir, ammâ dollâbları serâpâ ağaçdandır. Bu âletleri bir ma‘sûm çevirse bilâ-usret fırlak gibi çevirir acâ’ib ü garâ’ib tasnî‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 131b ·
metinde göster ·
Der-sıfat-ı eşkâl-i zemîn-i Çayniçe: Bu rabtanın zemîni gibi bir turfa
mudhik
ve maskara ve mahûf u muhâtaralı dereli ve depeli bir garîb ü acîb zemînli şehi …
Der-sıfat-ı eşkâl-i zemîn-i Çayniçe: Bu rabtanın zemîni gibi bir turfa mudhik ve maskara ve mahûf u muhâtaralı dereli ve depeli bir garîb ü acîb zemînli şehir görmedim. Hattâ bu kasaba-i âbâdânın üç tarafı evc-i semâya urûc etmiş mehîb dağlar üzre âsumâne kad-keşân olmuş dıraht-ı müntehâları ve kiraz şecereleri ile zeyn olmuş dağlar ve niçe yerleri sâfî hadîka-i ravza-i rıdvân misilli bâğlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
… ânı yaparlar. Nîm sâ‘atde bir mûm fitîlini kesmeğe şam‘dânın içinden bir şekl-i
mudhik
bir Arab çıkup mûmun fitîlin elindeki mıkrâs ile kesüp yine şam‘dânın altında p …
San‘at-ı ibret-nümâ: Bir gûne mûm şam‘dânı yaparlar. Nîm sâ‘atde bir mûm fitîlini kesmeğe şam‘dânın içinden bir şekl-i mudhik bir Arab çıkup mûmun fitîlin elindeki mıkrâs ile kesüp yine şam‘dânın altında pinhân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… eti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir
mudhik
hayvândır.
İbtidâ bu şehirde beyâz ve siyâh semmûrun sağların gördük. Hemân Rûm'un sansarı gibi bir mahlûkdur ve gâyet enîs ü mûnis hayvândır kim şehir oğlancıkları omuzlarında gezdirüp beslerler, ammâ beyâz semmûru gâyet mahbûb oluyor. Ve beyâz kakum dahi gâyet çokdur. Kedi gibi evlerde beslerler. Bu dahi kediden küçük mahbûb ve münîs cândır. Ve cumran nâm sincâb gibi tüğlü ve ol kıt‘ada ve cüssede bir mahlûk var, ammâ kuyruğu sincâb gibi uzun değildir. Lâkin ol kadar şûh ve şengül ve şakrak hayvândır kim kaçan karnı aç olsa kendü kendüye âdemler önünde taklalar ve rakslar ve perendeler atup ol kadar perendebâz ve lu‘bedebâzlıklar eder kim âdem gülmeden hayrân olur, ammâ karnı doydukdan sonra batıyyü'l-hareke olup âdem yanına gelmez ve gâyet müstağnî olur. Hattâ incecik çubuk ile ursan feryâd edüp oynamaz, kedi gibi mırlar ve âdemden ırağ bir yerde yatır. Necâseti Habeş vilâyetinin zebat kedisi gibi necâseti kokar, keferelerde makbûldür. Kedi gibi et ve ekmek dahi yer cumran nâm bir mudhik hayvândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 167b ·
metinde göster ·
… mmâ bu re‘âyânın beyâz keçeden şapka geyerler ammâ depeleri sehel sivridir. Bir
mudhik
çehre-i acîb lûlî mashara şapka ve inbisatlı keferelerdir.
Diğer temâşâ[-yı] ibret: Bu şehrin bir gûne dahi re‘âyâ kefereleri var. Freng şapkası gibi manlifke Eflâtûniyye şapkası geyerler, ammâ Frengin siyâh şapkadır, ammâ bu re‘âyânın beyâz keçeden şapka geyerler ammâ depeleri sehel sivridir. Bir mudhik çehre-i acîb lûlî mashara şapka ve inbisatlı keferelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 237a ·
metinde göster ·
… etrâfını keçeler ile örtüp keçe içre bir tağar âteş yakar, bir temâşâ dıraht-ı
mudhikdir
. Ve dahi,
Hikmet-i Hudâ Âl-i Osmân diyârında bundan gayri yerde kahve ağacı yokdur. Kal‘a kapusunun önünde yol aşırı Cerrâh Alî Çelebi dükkânının ardındaki bâğçesinde bir kahve ağacı var. Her sene bî-hisâb mahsûl verir. Eğer eşkâl-i dırahtı su’âl olunursa hemân Rûm diyârlarında hâsıl olan bir nâr ağacı gibi alçak ve küçük ağacı olur, gûyâ Yemen diyârındaki gibi ağaçdır. Ammâ nazar ta‘alluk etmesin içün kimseye göstermez ve kış eyyâmlarında etrâfını keçeler ile örtüp keçe içre bir tağar âteş yakar, bir temâşâ dıraht-ı mudhikdir. Ve dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 268a ·
metinde göster ·
… rın târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a
mudhik
aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Ve bir turfe esbâb geyerler, ammâ cümle beyâz abâ kebe olup saçak saçak püsküllüdür. Belleri ince etekleri bol ve yenleri dar esvâb-ı turfe geyüp cümle merd [ü] zenânları başlarına beyâz sarık sararlar, ammâ avretleri siyâh saçların târumâr edüp üzerine beyâz bir Keşâni sarığın geydikde bir hey’et-i mecmû‘a mudhik aceblülü eşkâl-i garîbe olur kim görenler gülmeden vâlih [ü] hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276b ·
metinde göster ·
… ârsû-yı bâzârlarda her diyârın hânendegân sâzendegân rakkâs-ı mutrıbân kaşmerân
mudhikân
meddâhân gazelhânları ve pehlivân-ı kûştegîrân kemândârân dilîrân dilberân-ı ma …
Ve cemî‘i rûy-i arzda ne kadar lu‘bedebâz ve bâzbâzânlar var ise meydânlar ve hayemâtlarda hokkabâz ve surâhîbâz ve cânbâz ve kumârbâz ve sûretbâz ve kâsebâz ve gürzbâz ve kûzebâz ve zorbâz ve resenbâz ve şu‘lebâz ve kuklabâz ve şebbâz ve hayâlbâz ve hîlebâz ve perendebâz ve sinibâz ve kadehbâz ve şîşebâz ve âteşbâz ve tâsbâz ve kadehbâz ve taşbâz ve çemberbâz ve şemşîrbâz ve ayubâz ve maymûnbâz ve keçibâz ve hımârbâz ve matrakbâz ve kemendbâz ve yılanbâz ve kumârbâz ve kuşbâz ve kayışbâz ve kâğıdbâz ve âyînebâz ve çanakbâz ve kellebâz ve'l-hâsıl cemî‘i dünyânın erbâb-ı ma‘ârif bâzbâzânları ve cemî‘i ilm-i sîmyâya mâlik veled-i zinâları bu cem‘iyyet-i kübrâda bulunup cemî‘i hayemâtlarda ve çârsû-yı bâzârlarda her diyârın hânendegân sâzendegân rakkâs-ı mutrıbân kaşmerân mudhikân meddâhân gazelhânları ve pehlivân-ı kûştegîrân kemândârân dilîrân dilberân-ı mahbûb-ı zemânları ve âşıkân-ı sâdıkân gûyendegân bintân-ı zenânları bile cümle bu bâzâr-ı hüsnde mevcûd olup bir cem‘iyyet-i kübrâ olur kim bunu görmeyen ve Mısır'da Nîl kesimin görmeyen ve Mısır kurbunda Şeyh Seyyid Ahmedü'l-Bed[ev]î ve eş-Şeyh İbrâhîm Dessûkî mevlûdların görmeyen bu cihânda ifnâ-yı vücûd edüp çok şey gördüm demesin. Bu cem‘iyyet-i âlînin geceleri Kadr ve rûzları rûz-ı fîrûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 376a ·
metinde göster ·
… em gelir tennûr zağarcıkları ve seyishâne köpecikleri olur kim rûy-ı arzda eyle
mudhik
ve kaşmer ve cerî ve gazûb ev bekçisi kelb-i mu‘allemcikleri olur kim bir diyâr …
Ve cümleden meşhûr Vetirne'nin kırbo nâm küçücük Kirmastı şehri mastısı gibi kırbo köpecikleri yüz ve yü[z] elli dirhem gelir tennûr zağarcıkları ve seyishâne köpecikleri olur kim rûy-ı arzda eyle mudhik ve kaşmer ve cerî ve gazûb ev bekçisi kelb-i mu‘allemcikleri olur kim bir diyârda olmaz. Ve elması ve ayvası dahi memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 377a ·
metinde göster ·
… ir. Ve Leccî Çelebi ve Nevmî Çelebi ve Nevmîzâde Şûmî Çelebi beyne'z-zurafâ bir
mudhik
ve rind-ferzend âdemdir. Ve Mez‘î Çelebi ve Veznî Efendi ve Uzâmî Efendi ve Meş …
Ve bu şehirde hânedân sâhibleri çokdur. Ve halkı gâyet zekiyyü't-tab‘ erbâb-ı ma‘ârif ve müfessir ve muhaddis çelebiler gâyet çokdur. Cümleden dîvân sâhibi Abûsî Çelebi ilm-i arûzda bî-bedel zat-ı şerîf çelebidir. Ve Leccî Çelebi ve Nevmî Çelebi ve Nevmîzâde Şûmî Çelebi beyne'z-zurafâ bir mudhik ve rind-ferzend âdemdir. Ve Mez‘î Çelebi ve Veznî Efendi ve Uzâmî Efendi ve Meşrebî Çelebi. Bu makûle mahlaslı erbâb-ı ma‘ârifden şu‘arâ çelebileri vardır. Ammâ ulemâ ve sulehâlarına ve ehl-i takvâ hâl sâhibi sâhib-i sülûk ve ehl-i vera‘ âdemlerine aşk olsun. Bu şehir bu sulehâların âb-ı ruyına ganîmet olup ma‘mûr [u] âbâdân olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y17a ·
metinde göster ·
… dan bir İblîs-i pür-telbîs sûreti etmişler kim görenin gülmeden aklı gider, bir
mudhik
eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler seng-sâr edüp bu kadar bin yılda …
Hakîkat bir uzun mezâr üzre bir beyâz mermerden bir mehîb cüssedâr âdem sûreti edüp iki ketiflerinde birer ejderhâ kelleleri edüp Dahhâk'ın nâ-mübârek başını ısırır şekilli tasvîr olunmuşdur. Ve "Dahhâk-i Mârî'nin omuzlarında bu ejderhâların hâsıl olmasına sebeb şeytândır" deyü anın dahi eşkâlin bir siyâh kara yüzlü ve kör gözlü kanatlı melek sûretinde kara kayadan bir İblîs-i pür-telbîs sûreti etmişler kim görenin gülmeden aklı gider, bir mudhik eşkâldir. Ammâ bu İblîs'in temâşâsına gelenler seng-sâr edüp bu kadar bin yıldan berü taş yiye yiye bir gözün dahi çıkarmışlar. Allâhu a‘lem, ol gözin dahi çıkaran İsmâ‘îl nâm ola. Bu kadar zamândan berü hacerâta siper-i lâ‘net olmağile perr ü bâlinden ve pâyleri ve kolundan bir vücûdu kalmamış. Allâhu a‘lem Mekke'de Mîne bâzârında yetmiş bin huccâcın recemât hacerlerinin darbı bu İblîs tasvîrine dahi isâbet etmiş gibi. Ve bu eşkâl-i İblîs Ayasuluk'da Dahhâk mezârı önünde pâymâl-i rimâl olup yatır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a ·
metinde göster ·
… rler. Ancak kuyrukları ve tüğleri yok, yohsa çehreleri maymûn-sıfatdır. Ammâ ne
mudhik
kavimdir. Bu âdemler Yemen vilâyetlerinden bâdem ve akîk u Yemenî ve bileği taş …
Ve şehr-i Demmâre ve kal‘a-i Habbe âdemlerinden kıp kırmızı âdemler, ammâ gözleri sarı. Bunlar dahi nahîf ü kadîd âdemlerdir. Ba‘zılar Hudâ hakkıyçün Y 320a maymûna benzerler. Ancak kuyrukları ve tüğleri yok, yohsa çehreleri maymûn-sıfatdır. Ammâ ne mudhik kavimdir. Bu âdemler Yemen vilâyetlerinden bâdem ve akîk u Yemenî ve bileği taşı getirirler. Ve bunun emsâli niçe ecnâs-ı mahlûkullâh var kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y319b–Y320a ·
metinde göster ·
… Nîl atı ve Nîl'de ri‘âde balığı ve hâssa ve mazarratları ve timsâh hâssaları ve
mudhike-i
acîbe-i Nîl kelbi ve Kalyûb'da Bi’r-i Hâmân Vezîr ve alay-ı azîm-i muhtesib gec …
(---) varakda 50 ve kâğızda, tılısmât-ı Ümmü'l-kıyâs ve hikâye-i garâyib-i timsâh ve sakankûr ve te’sîr-i helâk ve Nîl atı ve Nîl'de ri‘âde balığı ve hâssa ve mazarratları ve timsâh hâssaları ve mudhike-i acîbe-i Nîl kelbi ve Kalyûb'da Bi’r-i Hâmân Vezîr ve alay-ı azîm-i muhtesib gecesi kalemler ile tahrîr olunmaz bir temâşâdır, anı bildirir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y455a ·
metinde göster ·
… bâz ve ayıbâz ve kıssahân ve kaşmerân ve arayıcıyân ve'l-hâsıl cümle bâzbâzân-ı
mudhikân
ve cümle kömlükde arayıcılar ve hurdeciler ve'l-hâsıl bir nukra hâsıl olacak şe …
Ammâ bâlâda tahrîr olunan küttâb efendilerden bir kalem dahi hurde emîni aklâmıdır, bir garîb ü acîb kalem olmağile cümleden gerü tahrîr olundu. Evvelâ Mısır içinde ne kadar hokkabâz ve sürâhîbâz ve kâsebâz ve zorbâz ve perendebâz ve şebbâz ve resenbâz ve âteşbâz ve kûzebâz ve tabakbâz ve sinibâz ve kellebâz ve kuklabâz ve çağanebâz ve kumarbâz ve kayışbâz ve kas‘abâz ve varakbâz ve âyinebâz ve cânbâz ve resenbâz ve kuşbâz ve mührebâz ve hımârbâz ve yılanbâz ve gürzbâz ve matrakbâz ve maymunbâz ve hayâlbâz ve horosbâz ve simyâbâz ve sıçanbâz ve ayıbâz ve kıssahân ve kaşmerân ve arayıcıyân ve'l-hâsıl cümle bâzbâzân-ı mudhikân ve cümle kömlükde arayıcılar ve hurdeciler ve'l-hâsıl bir nukra hâsıl olacak şey cümle hurde emîni kâtibi hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y63a ·
metinde göster ·
… mâşâya gelen halk içre bu hayvânlar rehâ içün girüp cümle halkı birbirine katup
mudhikâne
bir temâşâdır.
Ve fişengden eşkâl-i papaslar ve Freng ve Yahûdî ve Kızılbaş sûretleri birbiriyle ceng-i azîm ederler. Ve eşkâl-i at ve hımâr ve hınzîr ve perî ve dîvler ve sahîh hımârlara ve kelblere fişengi zeyn edüp âteş ederler, temâşâya gelen halk içre bu hayvânlar rehâ içün girüp cümle halkı birbirine katup mudhikâne bir temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y154b ·
metinde göster ·