… câmi‘ içre guzât-ı müslimînin demâğları mu‘attar olup ân-ı sâ‘atde bir müfîd ü
muhtasar
mihrâb ü minber ve mahfil ü minâre ile ol makâm-ı behişt-irtisâmı ibret-nümâ-yı …
Ammâ Ebü'l-feth Gâzî Ayasofya ismiyle müsemmâ kenîseyi temâşâ etdükde gördü kim bu makâm bir binâ-yı azîm ve bünyân-ı metîn-i kadîmdir ki mühendis-i hired [u] hurdedân ve mi‘mâr Ağnados nâm tab‘-ı selîm [u] sâhib-iz‘ân bu binânın metâneti erkânında hayrân ve bu bünyânın tarh-ı esâs ve ref‘-i kubbesin gören vâlih [ü] ser-gerdân olur. Hemân Gâzî Mehemmed Hân bu mâ‘bed-i kadîmi telvîsât [u] müzahrafât-ı hûn-ı keşîşândan ve esnâm [u] evsândan derûn-ı deyri tathîr edüp niçe bin yerde amberdânlar ve micmerdânlar ile ûd [u] amberler yakup câmi‘ içre guzât-ı müslimînin demâğları mu‘attar olup ân-ı sâ‘atde bir müfîd ü muhtasar mihrâb ü minber ve mahfil ü minâre ile ol makâm-ı behişt-irtisâmı ibret-nümâ-yı huld-ı berîn bir câmi‘-i müslimîn edüp ibtidâ yevm-i cum‘ada cemî‘i guzât-ı müslimîn hâzır olup salâlar kırâ’at olunup mü’ezzinân Arapça âyetin savt-ı hazîn ile âgâze edince hemân Akşems[eddîn] ve Kara Şemseddîn hazretleri kalkup Sultân Mehemmed'in koltuğuna girüp Akşemseddîn imâmesin Ebü'l-feth'in ser-i sa‘âdetine geydirip imâmesi üzre bir ablak turna teli sokup ve eline bir uryân kılıç verüp sağ tarafında Akşemseddîn, sol tarafında Kara Şemseddîn ta‘zîm [u] tekrîm ile Mehemmed Hân'ı minbere çıkarup dâvûdî bülend âvâz ile Elhamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn deyince cümle guzât-ı müslimîne bir hâlet el verüp bir gırîv ü feryâd-ı şâdumânî etdiler. Kâ‘ide-i uslûb-ı hatîb üzre hutbeyi edâ edüp nüzûl etdükde teberrüken ve teyemmünen Akşemseddîn hazretleri Sultân Mehemmed Hân'dan me’zûn olup imâmet etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 30b ·
metinde göster ·
… ât andan def‘-i atşân edüp ba‘dehu Şem‘ûn Halîfe ol câ-yı ma‘hûdda bir ma‘bed-i
muhtasar
bir ibâdethâne edüp mürûr-ı eyyâmdan sonra Pozantin Kıral ol uyûn-ı câriye üzre …
Sebeb-i imâreti ol idi kim Hazret-i Îsâ halîfelerinden Havâriyyûn Şem‘ûn İslâmbol'a gelüp ol câ-yı ferah-fezâda ibâdete meşgûl olup cemî‘i vahşî hayvânâtlar ile hüsn-i ülfet edüp ol mahlûklara su vermek içün zemîni hafr edüp ol kazdığı yerden bir âb-ı hayvân zâhir oldu kim hakkâ âb-ı 32b hayvân olup cümle hayvânât andan def‘-i atşân edüp ba‘dehu Şem‘ûn Halîfe ol câ-yı ma‘hûdda bir ma‘bed-i muhtasar bir ibâdethâne edüp mürûr-ı eyyâmdan sonra Pozantin Kıral ol uyûn-ı câriye üzre mezkûr deyr-i kebîri binâ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32a–32b ·
metinde göster ·
… câmi‘i ve yedi aded hânları ve yedi mesâcidleri ve bir tekyesi ve bir müfîd [ü]
muhtasar
küçük hammâmı Kara Çavuş yeniçeri ağası binâsıdır. Ve yüz aded esvâk-ı muhtasar …
Ebü'l-feth asrında Rûmeli cânibine sefer oldukda tâ’ife-i topcıyân bu mahalde haymeleri ile meks etdikleriyçün Topcular derler. Bir mürtefi‘ ferah-fezâ yerde bâğ u bâğçeli bin mikdârı sarây-ı âlîler ve gayrı hânelerdir. Nişâncı Paşa câmi‘i ve yedi aded hânları ve yedi mesâcidleri ve bir tekyesi ve bir müfîd [ü] muhtasar küçük hammâmı Kara Çavuş yeniçeri ağası binâsıdır. Ve yüz aded esvâk-ı muhtasarı vardır, ammâ yine cümle eşyâ mevcûddur. Hevâsının letâfetinden mâ‘adâ âbı dahi Kırkçeşme suyudur kim âb-ı hayâtdan nişân verir. Ammâ cümle sarâylardan Melek Ahmed Paşa sarâyı gûyâ bir hadîka-i kerrûbiyândır. Kadîm-i eyyâmda (---)(---) binâsıdır kim gûyâ bir kal‘adır. Müte‘addid kâ‘alar ve maksûreler ve hücreler ve hammâmlar ile ârâste olmuş bir gül [ü] gülistân bostânlı bâğçedir. Bunda bir havz-ı azîm vardır kim aşren-fe-aşr bir havz-ı latîfdir. Başka subaşısı ve Eyyûb nâ’ibi hükmündedir. Ve Gürcî Paşa sarâyı ve Defterdâr Nişâncı Paşa sarâyı çeşmesi târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117b ·
metinde göster ·
Ebü'l-feth binâsıdır zîrâ Ayasofya'dan putları çıkarup bu Okmeydânı'nda hâlâ pu …
Ve mesîregâh [u] teferrücgâh tekyeler: Cümle (---) ammâ cümleden atîk tekye-i Tîr-endâzân; ibtidâ müfîd [ü] muhtasar Ebü'l-feth binâsıdır zîrâ Ayasofya'dan putları çıkarup bu Okmeydânı'nda hâlâ puta sepedi mahalline koyup haftada iki gün cümle guzât-ı müslimîn putlara oklar atdıklarıyçün hâlâ puta oku derler bir gûne sehm-i kazâdır. Ol asırda kemândârân [u] kemânkeşân sohbet etmeleriyçün bu tekye binâ olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 126a ·
metinde göster ·
… nce tokuz pâre kasabât şehirlerin ve bâğ u bâğçelerin alâ kadri'l-imkân müfîd ü
muhtasar
tahrîr edüp itmâmı müyesser oldu.
Hamd-i Hudâ İslâmbol'un Anatolu tarafında olan Kavak boğazından berü bu mahalle gelince tokuz pâre kasabât şehirlerin ve bâğ u bâğçelerin alâ kadri'l-imkân müfîd ü muhtasar tahrîr edüp itmâmı müyesser oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144b ·
metinde göster ·
… i ile tahrîr olunmuşdur. Ammâ hakîr kesret-i kitâbetden kaçup bu gûne müfîd [ü]
muhtasar
tahrîr etdik. Zîrâ bu kârhâne imâretler cümle ahâlî-i İslâmbol'a ma‘lûmdur. Amm …
Bu bâlâda tahrîr olunan kârhâneler ve cümle emânetler mîrîdir. Anıniçün bir yerde tahrîr olunmuşdur. Ammâ Sultân Murâd Hân tahrîrinde her kârhâne ve âsitâneler ne cânibde ve şâhrâh üzre vâkı‘ olup selef pâdişâhlarından kimin binâsıdır ve kimin ihdâsıdır, cümle kânûn [u] kâ‘ideleri ile tahrîr olunmuşdur. Ammâ hakîr kesret-i kitâbetden kaçup bu gûne müfîd [ü] muhtasar tahrîr etdik. Zîrâ bu kârhâne imâretler cümle ahâlî-i İslâmbol'a ma‘lûmdur. Ammâ inşâ’allâh bu müsevvedâtımız tas[h]îha geçdikde her kârhâne ve hayrâtları mahalliyle tahrîr ederiz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153a ·
metinde göster ·
… a ibtidâ bu tabl çalınmışdır. Ve selef-i pâdişâhlarına mahsus sarây-ı müfîd [u]
muhtasar
bu kal‘adadır. Tâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e gelince pâdişâhların sarâyı bu i …
İç kal‘ada cümle iki bin hâne-i zîbâlardır ve kat-ender-kat sarây-ı âlîlerdir, ammâ bâğı ve bâğçeleri yokdur, teng büyûtlardır ve yedi mahalle ve yedi mihrâbdır ve bir hammâmdır. Çarsû-yı bâzârı yigirmi aded dükkânlardır. Câmi‘-i Sultân Orhân bundadır, tûlen ve arzen yüz on ayak câmi‘dir ve bir tabakalı bir minâresi vardır. Orhân Gâzî bunda medfûn olup Orhân Davulu dedikleri kırmızı kılıflı tabl-ı kebîr bu câmi‘in bir tâkinde asılıdır. Devlet-i Âl-i Osmân'da ibtidâ bu tabl çalınmışdır. Ve selef-i pâdişâhlarına mahsus sarây-ı müfîd [u] muhtasar bu kal‘adadır. Tâ Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e gelince pâdişâhların sarâyı bu idi. Gâhîce Gâzî Hudâvendigâr Murâd Hân-ı Evvel Edirne'yi sene (---) târîhinde feth edüp Edirne Sarâyı'nda sâkin idi. Ebü'l-feth sene (---) târîhinde İslâmbol'u feth edüp taht-ı sâlis olup Bursa'ya ve Edirne Sarâyı'na rağbet kalmayup Bursa Sarâyı hâlâ mu‘attaldır, ammâ ser-âbdarları, bennâları ve bostâncıları vardır. Ve bu İç kal‘anın cümle şâh-râhları hacer-i kebîrler ile pâk u pâkîze kaldırımlar düşelidir. Ve cümle hâneleri tarz-ı kadîm, ba‘zısı kâfirden kalmış hânelerin taş ve tula dîvârlarında üstâd-ı bennâ birer san‘at ile târihler tahrîr etmişler kim, gûyâ birer kıt‘a hüsn-i hatlardır. Ol hâneler ne kadar zamândır binâ olduğu târîhlerinden ma‘lûmdır ve cümle 223a hâneleri kârgîr binâ-yı zibâ ve serâpâ la‘l-gûn kiremit ile sütûhları mestûrdır ve cemî‘î hânelerin birer gûne serv-misâl musanna‘ ocakları var kim, biri birinden mevzûn şeş-hâne ve müdevver dûd-keşleri vardır. Ve câ-be-câ kal‘a içre servi ve ceviz dırahtları ve rez {üzüm} şecerleri vardır. Ve âb [u] hevâsı latîf mürtefi‘ zemîn olmağıla kal‘a halkı ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 222b–223a ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i kaplıca-i Kükürdlü : Bu dahi bir müfîd [u]
muhtasar
binâlı ılıcadır, ammâ gâyet ıssıdır ve gâyetü'l-gâye kükürdlüdür. Ammâ nef‘i ol …
Der-sitâyiş-i kaplıca-i Kükürdlü : Bu dahi bir müfîd [u] muhtasar binâlı ılıcadır, ammâ gâyet ıssıdır ve gâyetü'l-gâye kükürdlüdür. Ammâ nef‘i ol mertebedir kim bir âdem Banaz ve Honaz kasabası halkı gibi giciyik yâhud kızıl uyuz olsa bu kükürdlü germ-âbında başka dellâklar vardır, uyuz ahvâlin katî a‘lâ bilüp uyuzlukdan haberdâr olmuşlardır. Anlar cereb olan âdemlere pâk kîseler sürüp kükürdlü halvetine girüp nîm sâ‘at tahammül edene aşk olsun. Taşra çıkup bir eski gömlek giyüp bir gün bir gicede tâ ki acâyibât görüp sun‘-ı Hudâ'yı müşâhede ede. Cümle vücûdunun derisi kara kara soğan zarı gibi soyulup, vücûdu dürr-i yekdâye dönüp sîm-ten sîmîn beden olup Kükürdlü kaplıcası bu mertebe nâfi‘dir. Suyun her bâr içse dahi nâfi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b ·
metinde göster ·
… i Kaplıca gibi cümle imâreti kurşum örtülü binâ-yı azîmdir. Mâ-tekaddem binâ-yı
muhtasar
imiş. Süleymân Hân gelüp niçe kerre görüp nikrîs marazından şifâ bulup sadrıa‘z …
Evsâf-ı Yeni Kaplıca: Bir kapalı yerde vâkı‘ olmuş, bu dahi Eski Kaplıca gibi cümle imâreti kurşum örtülü binâ-yı azîmdir. Mâ-tekaddem binâ-yı muhtasar imiş. Süleymân Hân gelüp niçe kerre görüp nikrîs marazından şifâ bulup sadrıa‘zamı olan Sarı Rüstem Paşa'ya "Şunda bir binâ-yı azîm ile bir hammâm binâ eyle" deyü fermân etdikde sene (---) târîhinde bu Yeni Kaplıca'yı Rüstem Paşa binâ etmişdir. Semerkand, Belh, Buhârâ ve Lûristan ve Moltan seyyâhları, böyle musanna‘ binâ-yı metin ve azîm hammâm görmedik, derler. Câmekânı bir vâsi‘ sahrâ üzre kubbe-i azîmlerdir kim gûya kubbe-i eflâkdir. Bin âdem alır câmekân bir mekân-ı kebîrdir. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 227b ·
metinde göster ·
… : Şehr-i Sinobîdir. Bunlar gâyetü'l-gâye serî‘u'l-kalem olduklarından bir günde
muhtasar
Kitâb-ı Kudûrî'yi yazmışlardır kim makdûr-ı beşer değildir. Ve Fıkh-ı Ekber'e m …
Ve Mevlânâ İlyâs b. İbrâhîm: Şehr-i Sinobîdir. Bunlar gâyetü'l-gâye serî‘u'l-kalem olduklarından bir günde muhtasar Kitâb-ı Kudûrî'yi yazmışlardır kim makdûr-ı beşer değildir. Ve Fıkh-ı Ekber'e mu‘teber şerhi vardır. Bursa'da Zeynîler cenbinde âsûde.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 239a ·
metinde göster ·
… u şehrin cânib-i cenûbu hâricinde bâğlar içre nîm sâ‘at ba‘îd yerde bir müfîd ü
muhtasar
kâr-ı kadîm ile mebnî bir ılıcası vardır. Gâyetü'l-gâye şiddet-i suhûnet üzredi …
Germâb-ı Bolu: Bu şehrin cânib-i cenûbu hâricinde bâğlar içre nîm sâ‘at ba‘îd yerde bir müfîd ü muhtasar kâr-ı kadîm ile mebnî bir ılıcası vardır. Gâyetü'l-gâye şiddet-i suhûnet üzredir. Lâkin cereb zahmetine gâyet nâfi‘dir. Ve âbından nûş edenin ma‘idesin ıslah edüp vücûdun pembe-misâl eder. Niçe gûne nef‘i müşâhede olunmuş bir ılıcadır. Şehrin sağîr ve kebîri araba araba bu ılıcaya gidüp ten-dürüst olurlar. Meşhûr-ı âfâk germâb-ı Hallâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 278a ·
metinde göster ·
… iksar: Şehrin cânib-i kıblesi hâricinde haylice mesâfe bâğlar kenarında müfîd ü
muhtasar
binâlı bir ılıcadır, ammâ suyu gâyet nâfi‘dir. Ehl-i beledin sıbyân [u] nisvânı …
Evsâf-ı germâb-ı Niksar: Şehrin cânib-i kıblesi hâricinde haylice mesâfe bâğlar kenarında müfîd ü muhtasar binâlı bir ılıcadır, ammâ suyu gâyet nâfi‘dir. Ehl-i beledin sıbyân [u] nisvânı cümle esbâbların anda gasl ederler. Gâyet latîf ve lezîz âb-ı hayâtdır. Aslâ kükürd râyihası yokdur. Âdemin vücûdunda suyu yâğ gibi kayar. Cüzzâma ve berasa ve nikrîse ve cerebe nâfi‘ olduğundan cânib-i erba‘a büleydelerinden her sene mâh-ı temmûzda niçe bin araba erbâb-ı maraz gelüp bir ay ayş ve suyundan nûş edüp sıhhat [u] ifâkatla herkes vatanına giderler. Meşhûr-ı âfâk hamme-i zîbâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283a ·
metinde göster ·
… ultân Ahmed asrında celâlî havfinden binâ olunmuş bir mütehassın olacak müfîd u
muhtasar
kal‘acikdir. Cânib-i şimâle bir kapusu vardır. İçinde hânesi ve dizdârı ve nefe …
Kal‘a-i Dirmiri: Sene (---) târîhinde Sultân Ahmed asrında celâlî havfinden binâ olunmuş bir mütehassın olacak müfîd u muhtasar kal‘acikdir. Cânib-i şimâle bir kapusu vardır. İçinde hânesi ve dizdârı ve neferâtı yokdur. Bu mahalde paşa ile üç yüz atlı ılgar edüp dağ u taş aşup 12 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284b ·
metinde göster ·
… az ve bunda at ve hımâr çıkamaz. Fâtih-i Revân Murâd Hân-ı Râbi‘ içün müfîd [u]
muhtasar
bir cihân-nümâ kasrı var. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu kasrda Revân'a giderken …
Eşkâl [u] ecrâm-ı Hasankal‘ası: Pasin sahrâsının şimâl cânibinde (---)(---) dağının dâmeninde başka bir evc-i âsumâna ser çekmiş yalçın kaya üzre iç kal‘ası vardır kim cânib-i şarkîsinde Ilıcalar tarafından aşağı bakmaya âdemin zehresi çâk olur. Cümle sahrâya göğüs vermiş bir mehâbetli kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş kal‘a-i hasen-i hüsündâr, sengîn-bünyâd-ı üstüvârdır. İçinde dizdâr ve imâm ve mü’ezzinden gayrı kimesne olmaz ve bunda at ve hımâr çıkamaz. Fâtih-i Revân Murâd Hân-ı Râbi‘ içün müfîd [u] muhtasar bir cihân-nümâ kasrı var. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu kasrda Revân'a giderken silâhdâr olup silâhdar nişâncı oldu kim Koca Nişâncı nâmıyle şöhret bulmış idi. Silâhdârlıkdan sebeb-i azli, Murâd Hân'ın gice, üzerindeki yorganı şerâre-i şem‘den ihrâk olup azl olundu. Bu iç kal‘a dâiren-mâdâr bin adımdır ve aslâ handakı yokdur. Garba nâzır bir demir kapusu var ammâ bu iç kal‘anın şimâli tarafında havâlisi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 290b ·
metinde göster ·
… da bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve yedi câmi‘li ve hân [u] hammâmlı ve müfîd [u]
muhtasar
esvâk-ı şâhîli ve cümle bîd-i ser-nigûn, çınarlar ile müzeyyen râhlı kend-i müz …
Menzil-i kend-i Sehlân: Tebrîz hânı hâssıdır. Bir düz sahrâda bin hâneli ve bâğ u bâğçeli ve yedi câmi‘li ve hân [u] hammâmlı ve müfîd [u] muhtasar esvâk-ı şâhîli ve cümle bîd-i ser-nigûn, çınarlar ile müzeyyen râhlı kend-i müzeyyendir kim cümle Tebrîz halkının bu kend-i imâristânda bâğ u bostânda kasr-ı alîleri ve teferrücgâh hâneleri vardır. Lâkin bu kendin dahi ahâlîsi Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinirler ammâ bunlar dahi mel‘ûn Râfizîler'dir. Ammâ âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Bundan kalkup giderken sağ tarafımızda Şam-ı Gazan-ı Muhammed Şâh kubbesi eflâke ser çekmiş altı sâ‘at yerde nümâyân idi. Rûhiyçün bir Fâtihâ tilâvet edüp bir çemenzâr yerde sehl meks edüp Tebrîz'e âdem gönderdik. Üç sâ‘atden atlara süvâr olup pür-silâh Tebrîz elçisi ile at başı berâber olup 297b anın nökerleri esbâb-ı ihtişâmlarıyla önleri sıra hakîrin kırk aded tevâbi‘leri dahi önümüz sıra giderken karşudan deryâ-misâl bir asker nümâyân olup geldiler. Meğer Tebrîz hânının kethüdâsı istikbâlimize çıkup anınla rikâb rikâba 9 sâ‘atde alay-ı azîm ile şehr-i Tebrîz'e mâh-ı (---) günü dâhil olup şehrin çârsû-yı bâzârında niçe yüz bin benî Âdem deryâ-misâl temâşâya çıkup hakîr dahi onları temâşâ ederek şehrin bir ucundan Hân sarâyına kâmil iki sâ‘atde varup Hân-ı âlî-şân Kelp Alî Hân karşu çıkup dîvânhane-i âlîsinde zanû-be-zânû karâr edüp bir dîvân-ı azîm edüp kös-i hâkâniyân ve kerrenây-ı Efrâsiyâb ve nefîr ve sûrnây-ı Çemşîdî üç nevbet çalınup ber-dârât-ı azamet-ihtişâm kâlây [u] metâ‘ların arz etdiler kim başı cığalı ve serbend tâclı havârici pür-silâh, kat-ender-kat olup çâker-i gulâm-vâr dest-beste âmâde dururlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297a–297b ·
metinde göster ·
… adar mezheb-i Kaderî neferâtları vardır. Câmi‘i ve mesâcidleri ve bir müfîd [ü]
muhtasar
hammâmı vardır. Çârsû-yı bâzârı ve hânları ve gayrı imâretleri ve bâğ u bâğçesi …
Evsâf-ı kal‘a-i Bârdûz: Kars hâkinde Kerîmeddîn Hâtûn binti Akkoyunlı el-Melik İzzeddîn bînâsıdır kim kal‘anın atebe-i ulyâsı cenbinde celî hat ile târîhi mestûrdur. Kal‘ası bir dere kenarında çâr-kûşe seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâcıkdır. Dizdârı ve yüz elli kadar mezheb-i Kaderî neferâtları vardır. Câmi‘i ve mesâcidleri ve bir müfîd [ü] muhtasar hammâmı vardır. Çârsû-yı bâzârı ve hânları ve gayrı imâretleri ve bâğ u bâğçesi yokdur. Andan yine kıbleye (---) sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 323a ·
metinde göster ·
… l‘ada cümle üç yüz aded bâğsız ve bâğçesiz hâk-i amber-i pâk ile mestûr müfîd u
muhtasar
hânelerdir. Bir câmi‘i var. Çârsû-yı bâzârı ve hân ve hammâmları ve gayrı imâre …
Ba‘dehû Süleymân Hân tahrîrinde Erzurûm eyâleti hükmünde paşanın hâss-ı hümâyûndan ifrâz olma, hâkimi subaşıdır ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Ve cümle (---) nâhiye kurâları vardır. Senevî kadıya altı kîse ve subaşıya on kise hâsıl olur hükûmetdir. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve yüz elli aded erbâb-ı timar kal‘a neferâtları ve bir muhtesib ağası ve şehir nâ’ibi hâkimleri vardır. Kal‘ası bir düz bâğ u bâğçeli ormanistânî bir düz sahrâ-yı ferah-fezânın 341b ortasında şekl-i murabba‘ bir taş binâ bir küçücük kal‘a-i ra‘nâdır. Ammâ der-i dîvârları gâyet alçakdır. Ve cânib-i erba‘asında kulleleri metânet üzre değil, kâr-ı kadîm bir kal‘a-i köhnedir. Handakı dahi dâiren-mâdâr alçakdır. Abaza, Erzurûm'da ısyân etdikde handakın tathîr edüp burc [u] bârûların ta‘mîr ü termîm edüp muhâfaza etdiler, ammâ çâre olmayup bi'z-zarûrî kal‘ayı Abaza Paşa'ya teslîm eylediler. Bu kal‘anın dâiren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Ve cânib-i (---) nâzır bir demir kapusu vardır. Taşra varoş-ı şehre andan handak üzre cisr ile ubûr olunur. Derûn-ı kal‘ada cümle üç yüz aded bâğsız ve bâğçesiz hâk-i amber-i pâk ile mestûr müfîd u muhtasar hânelerdir. Bir câmi‘i var. Çârsû-yı bâzârı ve hân ve hammâmları ve gayrı imâretleri yokdur. Zîrâ kal‘a içi teng mahaldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341a–341b ·
metinde göster ·
… fendimiz timarlar ile Gönye kal‘asına ref‘ eyledi. Ve bu kal‘a içre bir müfîd ü
muhtasar
Ebü'l-feth câmi‘i var. Andan gayrı hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzâr yokdur. Cüml …
Eşkâl-i kal‘a-i Şabin Karahisâr: Evc-i âsumâna ser çekmiş bir kûh-ı bülendin tâ zirve-i a‘lâsında burc [u] bârûları ebr-i kebûd içre şekl-i müsebbâ‘ bir nazarda direksiz ve serensiz kalyon gemi gibi görünür, bir şekl-i keştî kal‘a-i üstüvârdır. Seyr [ü] temâşâ etdiğimiz kal‘alarda bu gûne kal‘a-i seng-âbâd-ı binâ-yı üstâd-ı Ferhâd bir sûr-ı Şeddâd'dır. Hakkâ ki Âl-i Osmân devletinde havâlesiz yed-i kudret ile binâ olunan on iki kal‘anın biri dahi budur kim meşhûr-ı âfâk kal‘a-i nüh-tâkdır. Heft tarafında dîvârlarının kaddi yetmişer zirâ‘-ı âlîdir. Ve cümle yetmiş burcdur ve yedi yüz bedendir ve etrâfı dâiren-mâdâr üç bin altı yüz adım ihâta eder ve cânib-i erba‘ası câh-ı cahîm-vâr gayyâ dereleri olmağıla aslâ handakı yokdur. Ve cânib-i (---) nâzır üç kat kavî demir kapuları vardır. Şeb [u] rûz müstahfızânları nevbet ile kapular mâbeyninde dîdebân [u] nigehbânlık edüp oturur. Zîrâ Karadeniz'e karîb olan kurâ ve kasabât ahâlîlerinin Kazak-ı Ak kefereleri havflerinden ol diyâr halkının zî-kıymet malları bu kal‘ada mahfûzdur. Bu kal‘a içre yetmiş kadar toprak örtülü neferât hâneleri vardır, ammâ büyûtları dardır. Susuzlukdan halkı atşân-ı zâr-ı nizârdır. Hımârlar ile suyu tâ aşağı (---) nehirden getirirler. Kayalar içre su yolları vardır. Ammâ hîn-i muhâsarada işler kal‘a içre su sarnıcı ve buğday anbârlarında niçe yüz yıllık daru ve pirinç çeltiği ile memlûdur. Lâkin iç il olmağıla cebehânesi ve sağîr ve kebîr elli altı pâre topları kal‘asına göre azdır. Neferâtının nısfını Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz timarlar ile Gönye kal‘asına ref‘ eyledi. Ve bu kal‘a içre bir müfîd ü muhtasar Ebü'l-feth câmi‘i var. Andan gayrı hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzâr yokdur. Cümle aşağı varoşdadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a ·
metinde göster ·
… amîk uçurum kayalar dibinden cereyân eden nehr-i Kerkük kenarında bir müfîd [u]
muhtasar
hânı vardır. Ve bu kal‘a Şebin Karahisâr hâkinde subaşılıkdır. Ve Koylıhisâr ne …
Derûn-ı kal‘ada yetmiş aded hurdece hâneleri vardır. Bir câmi‘i var. Enderûn [u] bîrûnında aslâ çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâm ve imâret ve medreseden bir âsâr-ı binâ yokdur. Ammâ bâğı ve bâğçesi ve cevizliği gâyet çokdur. Aşağı gayyâ deresi kadar amîk uçurum kayalar dibinden cereyân eden nehr-i Kerkük kenarında bir müfîd [u] muhtasar hânı vardır. Ve bu kal‘a Şebin Karahisâr hâkinde subaşılıkdır. Ve Koylıhisâr nevâhîlerinden Paşa efendimizi bunda bulup Şebin Karahisâr meyvelerinden hedâyâlar verüp Karahisâr evsâfın nakl edüp sa‘b [u] metîn olduğuna ta‘accüb etdi. Andan kalkup yine cânib-i şimâle bir kûh-ı balaya urûc edüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344a ·
metinde göster ·
Cümle on bir mihrâbdır. Çârsû içinde (---) câmi‘i, cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir. Mazanne-i kirâme bir imâm-ı hümâmı var, lâkin müferrah câmi‘leri yokdur. Müfîd ü muhtasar bir büleydedir. Gerçi dârü'ş-şifâsı yokdur ammâ hevâsının letâfeti halkına dârü'ş-şifâ olmuşdur. Bir hammâmı ve bir hânı ve bir tekyesi ve üç mekteb-i sıbyânı var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b ·
metinde göster ·
Cümle on yedi mihrâbdır. Çârsû içinde (---) câmi‘i bir minâreli müfîd ü muhtasar câmi‘dir (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) mâ‘adâ mesâcidlerdir. Medrese ve dârü'l-hadîsi yokdur. Amma on üç mekteb-i sıbyânı vardır. Çârsû-yı bâzârı ol kadar yokdur. Ve bir müfîd ve muhtasar hammâmı vardır. Ve üç hânı ve altı kahve dükkânı vardır. Ammâ hevâsı gâyet latîfdir. Lâkin suyu memdûh değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
… on üç mekteb-i sıbyânı vardır. Çârsû-yı bâzârı ol kadar yokdur. Ve bir müfîd ve
muhtasar
hammâmı vardır. Ve üç hânı ve altı kahve dükkânı vardır. Ammâ hevâsı gâyet latî …
Cümle on yedi mihrâbdır. Çârsû içinde (---) câmi‘i bir minâreli müfîd ü muhtasar câmi‘dir (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) mâ‘adâ mesâcidlerdir. Medrese ve dârü'l-hadîsi yokdur. Amma on üç mekteb-i sıbyânı vardır. Çârsû-yı bâzârı ol kadar yokdur. Ve bir müfîd ve muhtasar hammâmı vardır. Ve üç hânı ve altı kahve dükkânı vardır. Ammâ hevâsı gâyet latîfdir. Lâkin suyu memdûh değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
… rafına nâzır kapusuna gidecek râh-ı sa‘bın aşağısında çârsûya karîb bir müfîd ü
muhtasar
yerde medfûndur. Kaddesenallahu bi-sırrihi'l-azîz. Andan kalkup cânib-i şimâle …
Ziyâret-i Kazancı Baba Sultân: Kal‘anın ancak bir sarp yolu vardır. Batı tarafına nâzır kapusuna gidecek râh-ı sa‘bın aşağısında çârsûya karîb bir müfîd ü muhtasar yerde medfûndur. Kaddesenallahu bi-sırrihi'l-azîz. Andan kalkup cânib-i şimâle 7 sâ‘atde yine kar ve boran çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
… kenarında bin hâneli, bâğsız ve bâğçesiz, câmi‘li ve hammâmı ve suk-ı sultânîsi
muhtasar
bir kasaba-i ma‘mûrdur. İçinden nehr-i (---) cereyân eder. Bu kasabanın iki baş …
Evsâf-ı menzil-i kasaba-i azîm Istanoz: Engürü paşasının subaşılığı hükmünde yüz eli akçe nâhiye kazâlarından Murtatova nâhiyesi hudûdunda iki cânibi evc-i âsumâna çıkmış daracık derenin kenarında bin hâneli, bâğsız ve bâğçesiz, câmi‘li ve hammâmı ve suk-ı sultânîsi muhtasar bir kasaba-i ma‘mûrdur. İçinden nehr-i (---) cereyân eder. Bu kasabanın iki başında azîm kapuları var imiş. Sultân Mehemmed-i Sâlis asrında Celâlî Karayazıcı, kapuları kal‘ edüp şehri nehb ü gâret etmiş. Eğer ol kapular ta‘mîr olunsa bu kasabaya bir tarafdan zafer mümkün değildir. Zîrâ iki tarafı kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş yalçın yalama kızıllu ve sarı şâhin ve zağanos ve miskî kartal âşiyânları kanâre kayalardır kim âdem bakmağa cür’et edemez. Van ve Şebin ve Mardin kal‘ası kayaları gibi mehîb ü muhavvif ibret-nümâ kayalardır. Kimi kûh-ı Bî-sütûn gibi altı boşdur, kimi ejderhâ gibi yukarıdan aşağı süzülmüş, kimi arslan-sıfat, kimi fil cüssesi gibi gûnâ-gûn acebe-heybet kayalardır. Bu kasabanın ekseriyyâ re‘âyâları Ermenilerdir. Bin aded sûf ve muhayyer işlenir dezgâh vardır, derler ammâ dere içi olmağıla hevâsı gâyet ıssıdır. Lâkin latîf muhayyeri olur, memdûhdur ve Ermeni kızları meşhûrdur. Ve mağaraları var kim içinde biner ad[ed] atlar bağlansa müstevfâ sığa[r]. Ve zamân-ı kadîmde bir yalçın kaya üzre harâbe kal‘acığı vardır. Hikmet-i Hudâ bu şehre girdiğimiz gün âdem deryâsı cem‘ olmuş. Meğer ip cânbâzlarının teferrücleri var imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b ·
metinde göster ·
… razına mübtelâ olup bu hummâda ifâkat bulduğu içün bu uyûn-ı hârra üzre müfîd ü
muhtasar
bir kubbe ve câmekân ve bir havz-ı azîm binâ edüp iki yerden mermer esed başı e …
Evsâf-ı germâb: Şehr-i Ilgın'ın hârici garbında ve bayır dibinde bir uyûn-ı hârradır. Sultân Alâ’eddîn nikrîs marazına mübtelâ olup bu hummâda ifâkat bulduğu içün bu uyûn-ı hârra üzre müfîd ü muhtasar bir kubbe ve câmekân ve bir havz-ı azîm binâ edüp iki yerden mermer esed başı eşkâlinden âb-ı germâb havza cereyân eder. Gâyet mu‘tedilü's-suhûndur. Ba‘zı kimesneler gözeler içre sovudup nûş ederler. Gâyet azb u şîrîndir. Cüzzâm ve felç ve barasa ve hafakâna ve zâtü'l-cenbe, bi-emr-i Hudâ gâyet nâfi‘dir. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 9b ·
metinde göster ·
… e depeli sengistân ve sa‘b çengelistân yerleri aşup Çifte Hân nâm bir müfîd [u]
muhtasar
iki aded hanlardır. Bu mahalde bir dere içre,
Bunun emsâli niçe yüz yaylaları Rûmeli'nde seyr [u] temâşâ etdik ammâ Erzurûm'un Bingöl yaylası gibi Adana'nın bu Ramazânoğlu yaylası gibi yaylağ-ı azîm görmemişim. Eğer bunda olan kabâyil-i Türkmân'ın aşâyir [u] kabâyilleri isimlerini tahrîr eylesek başka bir mücelled olur. Ammâ ekseriyya Adana ve Tarsûs ve Sis ve Misis ve Tartûs ve Silifke kavmleri yaylalanır kim her birinin hudûdları ve kadı ve nâ’ibleri ve hâkimleri ve câmi‘ ve yayla evleri ve bâğçe evleri ve çârsû-yı bâzârları ve hân ve hammâmları vardır. Yetmiş kerre yüz bin koyun yaylasına çıkup koyun hakkı alınır deyü meşhûrdur. Bunda olan âb-ı hayâtlar ve yayla kirazları ve yoğurdu ve kaymağı ve tereyağı bir diyârda yokdur. Çârsû-yı bâzârı serâpâ çam tahtasından ve çam kabuğu ile mestûr dekâkîn-i muhtasarlardır. El-hâsıl vasfında meddâhlar kâsırdır. Murtezâ Paşa efendimiz bir sâhib-i tabî‘at kimesne olmağıla üç gün burada zevk [u] safâlar edüp gûnâ-gûn şükûfe-i ezhârâtın râyiha-i tayyibesi dimâğlarımız mu‘attar edüp atlarımız yonca ve terfil ve ayrık nebâtât [u] giyâhâtı tenâvül etmeden ham-şikam olup üç günde her biri birer Dâbbetü'l-arz'a dönüp paşaya bu yayla halkından kâmil üç bin koyun ve yedi at hedâyâlar gelüp anda yine cânib-i kıbleye yokuş aşağı dere ve depeli sengistân ve sa‘b çengelistân yerleri aşup Çifte Hân nâm bir müfîd [u] muhtasar iki aded hanlardır. Bu mahalde bir dere içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b ·
metinde göster ·
ile bir humma-i nâfi‘dir. Suyu kemâl-i i‘tidâldedir. Cemî‘i yayla halkı bu ılıc …
Germâb-ı Çift Hân: 19a Kârgîr binâ bir kubbe-i muhtasar ile bir humma-i nâfi‘dir. Suyu kemâl-i i‘tidâldedir. Cemî‘i yayla halkı bu ılıcaya çimüp hayât-ı câvidânî bulur. Çifte Hân'ı ve bu ılıcayı ubûr edüp 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b–19a ·
metinde göster ·
bir ârâmgâh hân-ı menzilgâhdır. Ammâ bî-emân yerdedir. Ekseriyyâ Adana halkı bu …
Menzil-i Sultân Hânı: Bu dahi müfîd [u] muhtasar bir ârâmgâh hân-ı menzilgâhdır. Ammâ bî-emân yerdedir. Ekseriyyâ Adana halkı bu mahalle yaylağa çıkup âb-ı hayât şeker pınarları vardır kim câna hayât verir. Andan yine cânib-i kıbleye dereli ve depeli ermiş ve yokuş derdi yerleri aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… idüp ol mahalde, ziyâret-i Uzun Dede Sultân, bir tekye-i ziyâretgâhdır. Müfîd ü
muhtasar
bir âsitânedir. Birkaç fukarâ-yı Bektâşiyânı vardır.
Anı geçüp yine kıble tarafına gidüp ol mahalde, ziyâret-i Uzun Dede Sultân, bir tekye-i ziyâretgâhdır. Müfîd ü muhtasar bir âsitânedir. Birkaç fukarâ-yı Bektâşiyânı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 21a ·
metinde göster ·
… r Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü
muhtasar
bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâ …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
hammâmı vardır. Derûn-ı hammâm cümle zift ile döşenmiş bir gûne râyiha-i tayyib …
Ve şehrin taşrasında müfîd ü muhtasar hammâmı vardır. Derûn-ı hammâm cümle zift ile döşenmiş bir gûne râyiha-i tayyibesi şemm olunup hammâm-ı hoş-bûdur. Ammâ yevm be-yevm bu hammâmı kum gark etmededir. Zîrâ İskender-i Zülkarneyn bu şehirde sâkin iken reml içün bir tılsımât etdirmişdi. Hâlâ ol mutalsam harâb olup kum deryâsı bu şehri gark etmededir. Bu hammâm kurbunda leb-i deryâda limana nâzır bir sarây-ı azîm harâbe var kim anda olan ibret-nümâ binâ-yı garîbe meğer Ayasluk'da ve İdincik şehirlerinde ola. İskender sarâyı nâmıyla meşhûr-ı âfâkdır. 41b Bu şehri seyr [u] temâşâ ederken iskele başında Sinân Paşa câmi‘inde cum‘a namâzına âmâde iken bir pâre azîm galyon on iki pâre yelkenlerin küşâde kılup orsa bayrakların ve haçlı peykerlerin açup ra‘dvâr gıjgırup Akka limanına dâhil olmada.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41a–41b ·
metinde göster ·
… ının tâ ortasındaki harâbistân içre kumlukda bir alçak kubbeli ve bir müfîd [ü]
muhtasar
âsitâneli âşiyâne içinde ziyâret-i Hazret-i Sâlih İbn (---) salavâtullahi aleyh …
Evvelâ Akye kal‘asının tâ ortasındaki harâbistân içre kumlukda bir alçak kubbeli ve bir müfîd [ü] muhtasar âsitâneli âşiyâne içinde ziyâret-i Hazret-i Sâlih İbn (---) salavâtullahi aleyhi ve selâme. Bu kal‘a bunların na‘ş-ı şerîfi berekâtına binâ olunup âbâdân olmuşdur. Bu kal‘aya bir kerre küffâr istîlâ eyledikde cesed-i Hazret-i Sâlih'i kaldırup İşpaniye'da Medîne-i kübrâya ya‘nî Kızılelma'ya götürmek murâd edindiklerinde derûn-ı kabrden bir sayha-i elîm zâhir olup vaz‘-ı yed eden küffârların cümlesi ol sayhadan helâk olup cümlesi İskender'in harâb olan sarâyı kurbunda medfûnlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 42b ·
metinde göster ·
… ahfûzdur. Derûn-ı kal‘ada cümle hâk-i pâk ile mestûr bâğsız ve bâğçesiz müfîd ü
muhtasar
neferât hâneleri vardır. Bir câmi‘i ve buğday anbarları ve 48a cebehâne mahze …
Eşkâl-i kal‘a-i Gazze: Kadîm-i evvelde binâ olunan kal‘asının Buhtunnasr harâb etmeğile sene (---) târîhinde kal‘asının bânîsi (---) Leb-i deryâdan cânib-i şarka bir sâ‘at ba‘îd kumistân içre şekl-i murabba‘ bir küçücük taş bina bir kal‘a-i ra‘nâdır. Dîvârının kaddi yigirmi zirâ‘-i bennâdır. Ve cümle (---) burcdur. Ve cümle (---) bedendir. Ve cânib-i kıbleye mekşûf bir demir kapusu var ammâ etrâfında handak (---) ve dâ’iren mâdar cirmi (---) adımdır. Bu kal‘anın dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları dâ’ima mevcûd olup nigehbânlık ederler. Zîrâ gâyet muhâtara Urbân serhaddi olmağıla düşmanı çokdur. Ve derûn-ı kal‘ada cümle Gazze a‘yânının ve sâ’ir kurâ halkının zî-kıymet eşyâları bu kal‘ada mahfûzdur. Derûn-ı kal‘ada cümle hâk-i pâk ile mestûr bâğsız ve bâğçesiz müfîd ü muhtasar neferât hâneleri vardır. Bir câmi‘i ve buğday anbarları ve 48a cebehâne mahzenleri ve müstevfâ cebehânesi ve a‘lâ latîf şâhî topları vardır. Bu kal‘anın kıblesi tarafında şehr-i azîm varoşdur. Ve kal‘a kapusu önünde yol aşırı bir mescidi var, üç vakit namâz edâ olunur ve cemâ‘at-i kesîreli mesciddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 47b–48a ·
metinde göster ·
… ziyâret etmezler. Niçesi muhabbet-i Resûl-i Hudâ içün ziyâret ederler. Müfîd ü
muhtasar
âsitânesi vardır.
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Hâşim ibn Abdümenâf ibn Kusay ibn Kilâb ibn Mürre ibn Ka‘b ibn Lüvey ibn Gâlib ibn Fehr ibn Mâlik ibn en-Nezr'dir kim, bunlar bizzât Hazret-i Seyyidi'l-kevneyn'in cedd-i a‘lâlarıdır. Ammâ bu Gazze'de medfûn Hazret-i Hâşim, Resûl-i Kibriyâ'nın ikinci dedesidir, kim Resûl'ün pederi Abdullah'dır, babası Abdülmuttalib'dir. Anın pederi bu Haşim'dir. Gazze'ye zamân-ı cehâletde gelüp merhûm oldukda dahi şa‘şa‘a-i Muhammedî yok iken kıble Kuds-i Şerîf olmağıla kabri Kudüs'e yan yanı vâki‘ olmuşdur. Niçe tevârîhde bu Hâşim Gazze'de hâkim olduğundan bu şehre Gazzetü'l-Hâşim derler. Ba‘zılar cehâletine haml edüp ziyâret etmezler. Niçesi muhabbet-i Resûl-i Hudâ içün ziyâret ederler. Müfîd ü muhtasar âsitânesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 49a ·
metinde göster ·
… nâları ve nehr-i Furât'dan tur‘aları hâk-i rimâl-i pâk ile memlû olmuş, müfîd ü
muhtasar
bir kasabadır kim hâlâ Ayntâb'a bir konakdır ve Ayntâb'ın cânib-i kıblesindedir …
(---) hâkinde nehr-i Murâd'ın cânib-i garbında çölistân içre bir kûh-ı bülendin zeylinde (---)(---) hâneli bâğsız ve bâğçesiz câmi‘ ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr kasabadır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Dâ’imâ Birecik'e ilhâk olup nâhiye olur. Hârûnu'r-Reşîd asrında bu dahi şehr-i ma‘mûr imiş. Âsâr-ı binâları ve nehr-i Furât'dan tur‘aları hâk-i rimâl-i pâk ile memlû olmuş, müfîd ü muhtasar bir kasabadır kim hâlâ Ayntâb'a bir konakdır ve Ayntâb'ın cânib-i kıblesindedir. Piyâde âdem bir günde varır ve gelir. Andan yine cânibi şarka 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53b ·
metinde göster ·
Tekyesi ve mekteb-i sıbyânı ve iskele başında hânı ve hammâmı ve müfîd ü
muhtasar
çârsû-yı bâzârı vardır, ammâ Haleb ve Bağdâd iskelesi olmağıla cümle zî-kıymet …
Tekyesi ve mekteb-i sıbyânı ve iskele başında hânı ve hammâmı ve müfîd ü muhtasar çârsû-yı bâzârı vardır, ammâ Haleb ve Bağdâd iskelesi olmağıla cümle zî-kıymet eşyâlar mevcûddur. Ve Birecik sahrâsına Vâdiyü'z-Zeytûn derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53b ·
metinde göster ·
… rı var. Ve kal‘a kapusunun iç yüzünde (---)(---) câmi‘i var. Minâresiz müfîd ü
muhtasar
bir câmi‘dir. Bundan gayri mesâcid ve hân u hammâm ve çârsû-yı bâzârdan bir imâ …
Bu iç kal‘ada cümle yigirmi aded hânedir. Dizdâr ağa bunda sâkin olur. Ve cümle iki yüz aded neferâtları var. Cebehânesi ve buğday 55b anbârları su sarnıçları var. Ve kal‘a kapusunun iç yüzünde (---)(---) câmi‘i var. Minâresiz müfîd ü muhtasar bir câmi‘dir. Bundan gayri mesâcid ve hân u hammâm ve çârsû-yı bâzârdan bir imâret yokdur. Ve derûn-ı kal‘a olmak ile hâneleri bâğsız ve bâğçesiz neferât hâneleri küçükdür. Ve Hazret-i İbrâhîm'i Nemrûd-ı la‘în âteşe atduğu âteş-gede-i Nemrûd mancınıkı bu kal‘a içre iki amelî sütûn-ı müntehâlar bu kal‘adadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 55a–55b ·
metinde göster ·
… r. Derûn-ı kal‘ada gayri âsâr-ı binâ yokdur, ammâ aşağı sâhil-i nehirde müfîd ü
muhtasar
bir kasabası vardır. Câmi‘i ve hânı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Ammâ imâret ve …
Dizdârı ve neferâtları ve derûn-ı kal‘ada kırk aded hâk ile mestûr neferâthâneleri ve gılâl anbârları ve bir câmi‘-i muhtasarı ve kayalar içre aşağı Furât'a nâzil olunur nerdübânlı su yolları var. Derûn-ı kal‘ada gayri âsâr-ı binâ yokdur, ammâ aşağı sâhil-i nehirde müfîd ü muhtasar bir kasabası vardır. Câmi‘i ve hânı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Ammâ imâret ve medrese ve dârü'l-hadis hammâmı ve gayri mu‘azzam binâları yokdur. Câ-be-câ dud bâğçeleri çokdur. Cümle ahîlîsi Türkmândır. Bu kal‘a dibinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 59a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i eş-Şeyh Hazret-i Câbirü'l-Ensârî Kuddise sırruhu: Bir müfîd [u]
muhtasar
kubbede medfûndur. Ammâ bu hakîr Mısır İskenderiyyesi hâricinde Remle hurmalığı …
Ziyâret-i eş-Şeyh Hazret-i Câbirü'l-Ensârî Kuddise sırruhu: Bir müfîd [u] muhtasar kubbede medfûndur. Ammâ bu hakîr Mısır İskenderiyyesi hâricinde Remle hurmalığı içre bir Câbirü'l-Ensârî ziyâret etdim. Ol ashâb-ı güzîndir. Câmi‘i ve tekyesi atebesinde târîhiyle müstûrdur, amma bu Cüllâb'daki Câbirü'l-Ensârî nemene kimesne idüğü ma‘lûmum değildir. Ba‘dehû Cüllâb'dan yine cânib-i şimâle (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 60a ·
metinde göster ·
… e Alâüddevle Zülkadiriye ya‘nî Mar‘aş sâhibi olup bu Mar‘aş'ı imâr edüp müfîd ü
muhtasar
bu kal‘ayı bir vâdinin meyânında cebel-i Şîr dâmeninde Omzı-keçili nâm bir püşt …
Bu şehr-i cedîdin cânib-i kıblesinde hâlâ bağlar olduğu zemîninde Mâr‘aş-ı kadîm şehr-i azîm imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları nümâyândır. Sebeb-i vîrânî oldur kim Hazret-i Ömer radiyallahu anh zamân-ı hilâfetlerinde bizzât kendüleri Kuds-i şerîfi feth edüp "Âyâ kayser-zemin niçe ola?" deyü birkaç bin guzât-ı muvahhidîn ve hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Alî ile Haleb'e ve Ayntâb'a ve Kayseriyye'ye ve Mar‘aş âhir-i arz-ı mukaddesedir deyü gelüp Mar‘aş kayseri olan Cimcime'ye ve Mar‘aş ahâlîsine bir nâme yazup Esved ibn Mıkdâd ile nâmeyi Cimcime kaysere gönderdikde kırâ’at edüp "Evvel bir Allah, sânîyen Muhammed lev-lâk, sâlisen Çâr-yâr-ı güzîn nâmemiz vusûl buldukda evvelâ dîn-i mübîni kabûl edesiz, sânîyen kal‘ayı teslîm edesiz, sâlisen harâc kabûl edesiz" deyü nâmeyi bu gûne istimâ‘ etdiklerinde derhâl Mar‘aş kavmi şehri hâlî bırağup Şîr dağına firâr ederler. Mıkdâd ibn Esved bu hâli gördüği minvâl üzre Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Alî'ye i‘lâm etdikde cümle sahâbe-i kirâm bir yere cem‘ olup "Mar‘aş hâlî ve vîrân kala deyü bed-du‘â edüp yine Kudüs'e ve Medine'ye giderler. Ol sebebden eski Mar‘aş harâb olup ba‘dehû sene (---) târîhinde Alâüddevle Zülkadiriye ya‘nî Mar‘aş sâhibi olup bu Mar‘aş'ı imâr edüp müfîd ü muhtasar bu kal‘ayı bir vâdinin meyânında cebel-i Şîr dâmeninde Omzı-keçili nâm bir püşte üzre Mar‘aş kal‘asın binâ eder. Ba‘dehû Süleymân Şâh mücedded bu kal‘a binâ edüp içine er koyup eyâlet-i Mar‘aş'a mutasarrıf olduğu mukaddemen mastûr [u] mufassaldır. Ve cebel-i Şîr'den bu şehre 62a bir ayn-ı câriye revân olur. İsmine Bunarbaşı derler. Bir mesîregâh u teferrücgâh yerdir. Şehrin cümle erbâb-ı ma‘ârifi anda cilvelenirler. Ol şu şehre girüp sekiz aded âsiyâb-ı dakîk devrân etdirir. Ve şehir kıble cânibinde Elmalı köyü tarafından bir nehir dahi şehrin bâğçeleri içre cereyân ederek on altı göz değirman dahi döndürür. Bu yigirmi dört göz değirmân cümle vakıfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 61b–62a ·
metinde göster ·
vardır. Günden güne imâr olmadadır, zîrâ Sivas'dan Zile'ye ve Tokad'a giderken …
Bir düz vâdîde Sivas nâhiyesinde bâğsız ve bâğçesiz turâb ile mestûr bin hâneli müselmân ve Ermenîler sâkin nev-binâ bir şehr-i ra‘nâdır. Sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ Bağdâd'a müteveccih oldukda vezîr-i sânî Kara Mustafâ Paşa binâsıdır. Bir câmi‘i ve bir hammâmı ve iki mesâcidi ve bir mekteb-i sıbyânı ve bir kârgîr binâ mu‘azzam hânı var. Cümle bu imâretler kiremit ile mestûrdur ve hânına yüz tavla at alır bir kârbânsarây-ı mu‘azzamdır ve hânın önündeki şâhrâhın yemîn [u] yesârında kırk elli aded esvâk-ı muhtasar vardır. Günden güne imâr olmadadır, zîrâ Sivas'dan Zile'ye ve Tokad'a giderken mâbeyninde elzem-i levâzımından menzilgâh-ı lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 90a ·
metinde göster ·