… i Risâlet-penâh sa‘âdetle rahm-i mâderden rûy-ı dünyâya kadem basdıkda niçe bin
mutalsamât u
âteş-gede-i Nemrûd sönüp mutalsamlar münhedim olup bu hamsi tılsımı dahi yıkılu …
Mâhîlerinin memdûhâtların beyân eder: Evvelâ cümleden levrek balığı ve kefâl balığı gâyet kalaklı balıkdır ve kalkan balığının kalağı yokdur. Ammâ âh cânım kalkan balığı gâyet lezîzdir. Nisâ tâ’ifesi yiseler elbette hâmile kalır. Devr-i Âdem'den beri nef‘i tecrübe olunmadadır. Ve birer karışdan ziyâde kırmızı başlı kızılca tekir balığı kızılbaşlı olmağıla bu dahi lezizdir. Ve kaloz balığı ve erba‘înde uskumru balığı ve niçe bin elvân mâhîleri vardır. Ammâ memdûh olan zikr olunan balıklardır. Bunlardan ziyâde muhabbet edüp üzerine bin cân ile kurbân olup bey‘ [u] şirâsı mahallinde ceng [ü] cidâl edüp kan etdikleri mâhî cânım hapsi balığıdır. Rûz-ı hamsînde zâhir olduğiyçün hamsi balığı derler ve hamsîn gününde çıkmasının sebebi İskender-i Kübrâ asrında bir üstâd-ı kâmil gelüp ruhbân ve bıtrîklere gıda olsun içün Moloz kapusundan taşra derya içinde bir amûd üzre bir hamsi balığı sıfatında bir tuç balık tılsım edüp rûz-ı hamsînde ol mâhîden bir sadâ zâhir olunca Karadeniz'de olan cümle hamsi balıkları Tarabefzûn limanına gelüp sâhil-i bahre düşerler. Ba‘dehû Hazret-i Risâlet-penâh sa‘âdetle rahm-i mâderden rûy-ı dünyâya kadem basdıkda niçe bin mutalsamât u âteş-gede-i Nemrûd sönüp mutalsamlar münhedim olup bu hamsi tılsımı dahi yıkılup deryâya düşer. Lâkin deryâya müte‘allık tılsımât olmağıla hâlâ ameli nâfiz olup her sene yevm-i hamsînde hapsi mâhîleri karaya düşdükde yâhûd meneksile nâm kayıklarla mâl-â-mâl iskeleye geldikde balık dellâlları vardır, bu lisân ile nidâ eder: "Ey muhterûn, ey muhterûn. Esi çıfata zûn, den hurdesin, samur bâdâ taraşa, ey lefte karûn, ahnı kulup ipsarya, ala pamun, ey ümmet-i Muhammet ala pamun" deyüp bir gûne mürver ağacından boruları var. Bir kere sûr urunca azamet-i Hudâ eğer cemâ‘atle namâzı kılar istimâ‘ ederse ol ân namâzı bırağup hamsi balığına segirdirler. "Namâz bulunur ammâ hapsi bulunmaz" deyü câmi‘de imâm ve mü’ezzin dahi namâzı bozup "Ahçacuğumla bir makrama hapsi var" deyü ol nâzik sırmalı makramalara balığı koyup reftâr ederek balığın suyun akıdup giderken ba‘zılar balığın suyu akdığına acıyup "Bre palığın suyın ya ne akıdırsın, suyına bir pilavcık salsana" deyü birbirlerine 253a latîfe ederler. Yine murâd olan latîfedir. Bir kerre Çiço Hüseyin nâm bir kimesne ehliyle halet-i muhammışda ala-vere safâsında iken {balık dellâlının boru çalduğun istimâ‘ edüp} ehlinden balığın çeküp alıp uçkurun bağlayarak iskele başına gelüp hapsi balığı aldığı meşhûrdur, ammâ hakîr görmedim. Lâkin bir kerre balık meneksile borusu çalınınca (---)(---) hammâmından beş dâne uryân âdemler arak-âlûd olup har har soluyarak balık kayığına cân atup bellerindeki peştemâllarına balığı doldurup avret yerleri zâhir olur. Balıkçı bunlardan akçe isteyüp uryân âdemde akçe olmamağla balıkçıya kefîl vermiş. Balıkçı "Balık emîni kefîl ve yemîn almaz, hemân akçedür" deyince "Bre âdem, işte şu âdemler şâhid olsun imanım sana verdim" dermiş. Balıkçı da "Ben, kendim namâzlı îmânımdan bezdim, al benimki de senin olsun" demiş. Bu gûne hapsi balığı latîfeleri Tarabefzûn şehir oğlanları zurefâsı mâbeyninde darb-ı mesel olmuş latîfeler vardır. Ve yine Tarabuzun zurefâları Çiço re‘âyâlarına ulaşup derler kim, Tekerleme:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252b–253a ·
metinde göster ·
… îm olup mükemmel cebehânesiyle kul konsa cemî‘î Abaza ve Çerkezistân diyârların
mutî‘ [u]
münkâd edüp harâc-güzâr edüp eyâlet etmek emr-i sehldir. Zîrâ Çerkezistân'da ol …
Evsâf-ı kal‘a-i gevher-pâ Anapa : İskender-i Zülkarneyn, sedd-i Ye‘cüc'ü binâ etmeğe emr-i Hak ile giderken bu mahalle uğrayup âb [u] hevâsından ve sayd [u] şikârgâhından hazz edüp bu Karadeniz'in kenarında bir püşte-i vâsi‘ üzre bu kal‘ayı bir senede tıraş olmuş mücellâ seng-i gûnâ-gûn ile şekl-i muhammes bir Şeddâdî kal‘a-i zîbâ edüp sarây-ı hâssının dîvânhânesinde ayak altına la‘l ve yâkût ve zümrüd ve zeberced ve pîrûze ve cebelü'l-lakım (?) ve sadef ve akîk-i Yemenîler döşeyüp tezyîn etdiğiyçün kal‘a-i gevher-pâ-yı Anapa deyü tevârîhlerde mestûrdur. Ba‘dehû Ceneviz kralının tahtgâh-ı darü'l-bevârı olup behişt-âsâ ma‘mûr etdi. Andan sene (---) târîhinde Timur-ı bî-nûr Irak-ı dâdyânı ve şehr-i Heşdek'i ve Alatur ve Kazan'ı ve'l-hâsıl yedi yüz pâre şehr-i azîmleri harâb u yebâb etdükde Kırım diyârında Tohtamış Hân üzre gelirken bu Anapa kal‘asının varoşun harâb u yebâb edüp ancak kal‘ası kaldı. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî'nin vezîria‘zamı {Gedik Ahmed Paşa} donanma-yı hümâyûn ile Kefe Kal‘ası fethine gelirken deryâ-misâl asker ile bu kal‘ayı Ceneviz küffârı elinden feth edüp içine asker kodu. Abaza ile Çerkes kavmi hudûdu tamâm olduğu burunda Karadeniz kenarında bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuş kal‘a-i metîndir. Lâkin içinde âdemî-zâtdan kimse yokdur. Bir kaç kerre Tün Kazağı harâb etmişdir, ammâ taşrasında, aşîret-i Suğake kavminden yüz elli mikdârı sazdan evleri vardır, bu köye Kabak ta‘bîr edeler. Bu kal‘anın cânib-i şimâli Anapa dağlarıdır. Karadeniz'den aşağa giden gemiler bu dağları özleyüp Azak'a Kazak'a giderler, ulu dağlardır ve bu kal‘a ol kadar musanna‘dır kim gûyâ henüz mi‘mar [u] mühendis elinden çıkmışdır. İçinde Şuğake kavminin koyunları ve keçileri kışlar. Bu mahal Özdemiroğlu Osmân Paşa tahrîri üzre Kefe eyâletinde Taman sancağı hükmünde voyvodalıkdır. Şuğake kavmi harbe ucuyla öşr verir, üç bin mutî‘ şeklinde âsîlerdir. Beğlerinin ismi (---). Bu kal‘anın bir kapulu liman-ı azîmi var kim bin pâre gemi birer iplik ile bağlanup yatarlar. Sekiz rûzgârdan emîn liman-ı kebîrdir. Karadeniz'in cânib-i edvârında böyle liman yokdur, meğer Balıklava limanı ola. Küffâr asrında bu limândan bir gûne incü çıkarmış. Hâlâ sadefleri leb-i deryâda nümâyândır. Anınçün bu kal‘aya Gevher-kân derler. Ve hâlâ her sene Rus-ı menhûs bu limanda lenger-endaht edüp bî-bâk ü bî-pervâ ikâmet edüp gavvâslık ederek incü sadefleri çıkarırlar. Eğer bu kal‘a ta‘mîr u termîm olup mükemmel cebehânesiyle kul konsa cemî‘î Abaza ve Çerkezistân diyârların mutî‘ [u] münkâd edüp harâc-güzâr edüp eyâlet etmek emr-i sehldir. Zîrâ Çerkezistân'da olan Nogay dahi yağları metâ‘ların bu limana getirüp bender-i azîm olup gümrük hâsıl olurdu. Bir cây-ı menâs liman-ı azîmdir. Hakîr bu Anapa kal‘ası limanında Gönye yeniçeri ağasıyla yatarken Karadeniz'den donanma-yı hümâyûn nümâyân olup rûy-ı Bahr-i siyâh bâdbân-ı keştî ile zeyn olmuş. Temevvüc-i deryâ ile hikmet-i Hudâ vakt-i zuhrda bizim sâkin olduğumuz Anapa Limanı'na demir bırağup 259b üç gün ikâmet edüp cemî‘î gerüde olan bârçalar dahi gelüp derûn-ı limanda kayd-ı lenger edüp üç günde cümle keştîler sulandı. Gönye ağasıyla hakîr yeniçeri ağası kâ’immakâmı (---) Ağa'ya ma‘an buluşup cüz’î ve küllî hedâyalar verdik. Andan hakîr serdâr-ı mu‘azzam Deli Hüseyin Paşa'ya varup dest-bûs edüp hakîre bir hayme ve ta’yînât ve bahşîş ihsân edüp mü’ezzin-i enderûn zümresine ilhâk edüp kethüdâsı Veli Ağa kadırgasına süvâr olduk. Ale's-sabâh başdarda-i pâdişâhîde filandıra dikilüp vakt-i zuhrda top-ı rıhlet atılup iş bu bin elli (---) nının (---) günü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259a–259b ·
metinde göster ·
… r edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp
mutî‘ [u]
münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr o …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… nda üç yüz pâre kurâ bıtrîk ü kıssîsleriyle ve hedâ[yâ] girân-bahâlarıyla gelüp
mutî‘ u
münkâd oldular. Bunlardan mâ‘adâ küffâr ser-fürû etmeyüp cemî‘î eyâlet vüzerâla …
Ve bu kal‘a feth olduğunun altıncı günü küffâr-ı hâk-sârın Venedik donanmasıyla altı pâre Malta ve altı pâre Duka ve altı pâre Papa gemileriyle cümle yüz pâre kefere ve fecere gemileri ejder-i heft-ser gibi kal‘aya imdâd geldiler, Gördüler kim kal‘anın limanında Âl-i Osmân donanması mâl-â-mâl olup liman önünde cümle deryâ beğleri ve cümle Cezâyirli âmâde dururlar. Ve kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre alem-i Resûl ile zeyn olup cümle burc [u] bârûlar üzre guzât-ı müslimîn pür olmuş ve nâkûshâneleri minâre olmuş ve her minâre alem-i Muhammedîler ile ârâste ve cümle der-i dîvârları asker-i İslâm ile pîrâste olmuş görünce cümle küffârın zehreleri çâk olup "elvedâ‘ ey Hanya elvedâ‘" deyüp âh [u] enîn ile hâ’ib ü hâsir cânib-i Suda'ya giderken cümle donanma ve Cezâyirli, küffâr üzre avanta ederken küffâr-ı bî-karâr, karâr edemeyüp Suda'ya firâr etdiler. Beri Hanya'da cümle guzât-ı müslimîn bildiler kim henüz kal‘a-i Hanya feth olup muhassılu'l-merâmlarına ve şütür-kâmlarına vâsıl olup İbrâhîm Çelebi kalyonuyla alınan Kızlara ağasının cümle mahbûbe câriyelerini ve cümle zî-kıymet mücevher esbâblarını bulup ve cümle küheylân atları alup ve niçe yüz Mısır hazîneliği mâl ü cebehâne ve milk [u] emlâk alup sâ’ir şühedâların kanları intikâmları alınup cemî‘î düyûrlar ibâdethâne-i müslimîn oldu. Ve böyle bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn, kal‘a-i İskender-i Yunan feth olup sâ’ir diyâr-ı İslâma zamm olundu. Ve bu gazâda olan ceng [u] cidâl Azak'da ve Sultân Murâd Hân ile kal‘a-i Revân ve Bağdâd'da olmamışdır. Ammâ ol gazâlar müverrihler lisânıyla âb u tâb verüp ta‘rîf ve tavsîf eylemişlerdir. Ba‘dehû serdâr-ı mu‘azzam bu cezîre-i Girid içre tokuz pâre şehr-i mu‘azzam-misâl büleydelere ve (---) pâre kal‘alara ve cezîrenin tâ ortasında Isfakıye dağlarında olan re‘âyâ vü berâyâlara her ocakdan mu‘temedün aleyh bî-tama‘ u bî-garaz ve sâhib-i ırz âdemleri istimâletnâmeler ile her kılâ‘ ve büleydelere gönderüp "Elbette gelüp harâc-güzâr olup kal‘aların miftahların pâdişâha teslîm edüp yine evlâd ü iyâlleriniz ile dâr u diyârlarımzda huzûr edüp devâm-ı devlet-i pâdişâhîye du‘â idesiz. Ve illâ bu ahde rızâ vermeyenin cümle mâlların nehb u gâret, evlâd [u] iyâllerin esîr ve kendülerin dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçirmek mukarrerdir" deyü bu gûne istimâlet ve tenbîhnâmeler cümle cezîre içinde olan kal‘alara gidüp yedi günde Hanya kal‘asının cânib-i erba‘asında üç yüz pâre kurâ bıtrîk ü kıssîsleriyle ve hedâ[yâ] girân-bahâlarıyla gelüp mutî‘ u münkâd oldular. Bunlardan mâ‘adâ küffâr ser-fürû etmeyüp cemî‘î eyâlet vüzerâları ve mîr-i mîrânlara fermânlar sâdır olup "mâlları ve cânları cümle guzât-ı müslimînin olup öşr-i sultânîler versinler", deyü dellâllar nidâ edince el-azametullah yetmiş koldan yetmiş seksen bin guzât-ı müslimîn kol kol bu yedi yüz yetmiş mil cezîre içine müstevlî olup 273a şeb [u] rûz mücâhidîn-i fî-sebîlillah ol kadar mâl-ı ganâ’im ve altun ve gümüş ve bakır avânî metâ‘lar ve niçe âfitâb-ı meh-tâblar ve duhter-i pâkîze-ahter ü bintânlar getirüp ordu-yı İslâmı ganîmet edüp on guruşa bir mahbûb ve mahbûbe kız ve oğlan vermeğe başladılar. El-hâsıl cümle guzât-ı muvahhidîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı Kârûn'a mâlik oldular. Niçe bin garîbü'd-diyâr bu kâr-ı ganâ’imi ve bu sürûr [u] şâdmânı görüp tavattun edüp kaldı. Ve'l-hâsıl bu kal‘a-i Hanya'ya Küçük Hasan Paşa'yı ve on yedi mîr-i mîrânları ve yetmiş aded alaybeğlerin cümle ze‘âmet ve timar sahibleriyle kal‘a-i Hanya'da alıkoyup yigirmi yedi oda ile yeniçeri kethüdâsı ve on oda topcu ve on oda cebeci ve dörd aşağı bölük kalup üç bin Mısır askeri kalup cümle yetmiş yedi bin asker muhafazacı kaldı. Ve derûn-ı kal‘ada yedi bin yedi yüz sağ ve sol ve azeb-i hisâr kaldı. Ve kırk pâre yarar beğ gemileri karşu Menekşe'den asker ve zahîre geçirmeğe kaldı. Ve elli pâre Hanya firkateleri yüzer yiğidiyle kaldı. Mâh-ı mezbûrun (---) günü Serdâr-ı mu‘azzam, Musâhib-i Şehriyârî Yusuf Paşa-yı Hırvâdî cümle kal‘ada kalan vüzerâ ve a‘yân-ı kibâr ile vedâlaşup donanma-yı hümâyûn ile Âsitâne-i sa‘âdete muvâfık-ı eyyâm-ı sa‘d ile rûy-ı deryâda iki yüz pâre bâdbânın küşâde kılup cânib-i garbda Çuka adaları önünden ubûr edüp andan altmış altı mil Mora cezîresi burnunda Manya kâfiri sâkin olduğu mahalli gâret edüp andan yine Manya burnunda Kelli kal‘asını, harâbdır, anı ubûr edüp Kapuspata Burnu'n dahi ubûr edüp ve Menekşe kal‘asın ubûr edüp kal‘a-i Anapoli'de lenger ikâmet edüp anda üç gün meks olunup dördüncü gün müşâvere olunup Venedik'in İstendil cezîresin gâret etmeğe re’y [ü] tedbîr görülüp nefîr-i irtihâller çalınup Anapoli limanından taşra çıkınca Âsitâne tarafından "Gazân mübârek olsun" deyü hatt-ı şerîf ve hil’at-i pâdişâhî ve mücevher şemşîr ve mücevher hançer gelüp "Der-i devlete gelesin" deyü fermân-ı şehriyârî sâdır olup ol gün eyyâm-ı latîf ile cezîre-i İstendil'i nehb u gâret edüp az şey mâl-ı ganâ’im bulunup kal‘ası evc-i âsumâna berâber ve sa‘b u metîn ve iki aded liman-ı hasîni olup ân-ı sâ‘atde göç topları atılup lodos rûzgâriyle on günde niçe yerlere uğrayup seyr [u] temâşâ edüp kal‘a-i Sakız'a, andan (---) mil kal‘a-i İlimni'ye, andan tekrâr yine (---) mil kal‘a-i Midilli'ye, andan (---) mil yine kal‘a-i Bozca'ya varup bu zikr olunan kılâ‘ları görüp ta‘mîr u termîmine eyâlet paşaları ile biner âdem muhâfazacı koyup ve cümle cebehânelerin mükellef ve mükemmel edüp Bozcaada'dan (---) mil yine kal‘a-i Gelibolu, bunda dahi sulanup dizdârlarına "Basîret üzre olun" deyü tenbîh ü te’kîd edüp andan yine eyyâm-ı muvâfık ile iki gün iki gicede İslâmbol kurbunda Kızıl Adalar'da lenger-i ikâmet burağup üçüncü gün mâh-ı mezbûrda (---) mansûr u muzaffer Sarâyburnu'na varup huzûr-ı pâdişâhîde eyle şâdmânlar oldu kim ta‘bîr ve temdîh ve tavsîf olunmaz. Ol mahalde Fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa huzûr-ı pâdişâhîde zemîn-bûs edüp hil‘at-i fâhireler ile şeref-yâb ve hayr-du‘a-yı pâdişâhîyle behre-yâb olup bir Mısır hazinesi mâl-ı firâvân ve bî-hisâb hûr [u] gılmân misilli civân hedâyâlar verdi. Ba‘dehû münâfıkîn ve hasûdîn şerrine uğrayup (---)(---)(---)(---) fakîr Yûsuf Paşa'yı bi-gayr-i hak katl edüp na‘şe-i mübârekin İbrâhîm Hân görüp "Ne güzel beyâz teni vardır" deyü medh ve tavsîf edüp ağladı. "İlâhî Yûsuf! Sana edenler yakın zamânda senin gibi olsun" deyü bed-du‘âlar edüp Cinci Hoca nazar etdi. Ol sâ‘at cümle asker-i İslâm ve cemî‘î mahrûse-i Kostantıniyye ahalisi "vâveylâ ve vâ-veledâ" deyü feryâd [u] figâna âğâze edüp her kafadan bir sadâ-yı güft u gû olup "iyiliğe kemlik" deyü cümle halk bükâ vü nâliş etdiler. Rahmetullahi aleyhi rahmeten vâsi’a.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 272b–273a ·
metinde göster ·
münkâd olup kemâkân kabza-i teshîre geldüğü Süleymân Hân'ın ma‘lûmu olup hükûme …
İbtîdâ bânîsi sene (---) târîhinde İrân-zemîn şâhlarından Yezdcird Şâhun binâsıdır. Niçe yüz mülûk mâlik olmuş bir diyâr-ı atîkdir. Cümle eyâletinde yedi hânlık {Ba‘zılar Şâm ahı derler, niçeler Şâm âhı derler. Zîrâ ibtida bu şehr ahâlî-i Şâm ile imâr olduğundan Şemahı derler, ba‘zılar Şamakı derler. Dağıstânlılar Şemehı derler. Gîlânlı Şâm akı derler, ammâ galat-ı meşhûr evlâ olmağıla Şamakı ve Şemahı derler} 312b ve kırk sultânlık ve kırk sekiz kadılık ve kırk nâhiyesi ve yetmiş kal‘ası ve bin üç yüz şehr-misâl kendleri var bir sevâd-ı azîm ve şehr-i kadîm, diyâr-ı vâsi‘ vilâyet-i âbâdândır. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Süleymân Hân vüzerâlarından Ulama Paşa ve Karaman Paşası Pîrî Paşa nâme-i Süleymân Hân ile kal‘a-i Şemahı'ya varup cümle a‘yân-ı Şirvân-ı sünniyân bir yere cem‘ olup kal‘a-i Şemahı miftâhların Pîrî Paşa'ya teslîm edüp eyâlet-i Şirvân ale'l-umûm mutî‘ [u] münkâd olup kemâkân kabza-i teshîre geldüğü Süleymân Hân'ın ma‘lûmu olup hükûmeti Ulama Paşa'ya verildi. Ba‘dehû Şâh Tahmas[b] yedi ay Şemahı kal‘asın muhâsara edüp içinde olan sünnîler emân ile kal‘ayı şâha teslîm edüp ba‘de'l-emân amân vermeyüp cümle ibâdullahı katl edüp hükûmet-i Şirvân'ı birâder-i kihteri olan Elkas Mirza'ya verdi. Üç sene Elkas Mirza hâkim-i Şemahı olup ba‘dehû sene 954 târîhinde Elkas Mirza şâh-ı gümrâh Tahmasb'ın evzâ‘ [u] etvârından Elkas Mirza havfe düşüp hükûmet-i Şirvân'ı terk edüp niçe şecî‘ ve bahâdır, nâmdâr, kafadâr dilâverler ile girân-bahâ cevâhir makûlesi eşyâların alup bir gicede Şemahı'dan azm-i cânib-i Âl-i Osmân deyüp Heyhât sahrâsı içinden kırk günde Kefe'ye gelüp andan bir keştîye süvâr olup Edirne'de Süleymân Hân'ın pây-pûş-i şerîfin bûs edüp niçe gün mültefit-i şâhî olduğuna {Târîh-i Elkas Mirza kudûmü;
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 312a–312b ·
metinde göster ·
Galat-ı meşhûr üzre elsine-i nâsda Ahıska, Ahkıska ve Ahçıska ve Akıska ve Akhısha {ve Akısha} derler. Zîrâ cânib-i erba‘asında elsîne-i muhtelife tekellüm eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde "Eyâlet-i Çıldır'a mutasarrıf vezîrim fülân paşa" deyü tahrîr olunur. İbtidâ bu kal‘a-i metînin bânîsi sâhib-i eyvân, tâk-i kisrâ Enûşirvân-ı Gürcîstân'dır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ sa‘âdetle rahm-i mâderden müştakk olup bu edîm-i arza kadem basdıkda bu Enûşirvân üstâd-ı kâmil kâhin idi. "Hây! Âhir zamân Muhammedi sâhib-i hurûc bu gice zuhûr etdi" deyü bu kal‘a esâsına mübâşeret etdüğü İskender târîhinden Vilâdet-i Resûlullah'a gelince 882 sene olmuşdu kim bu kal‘a binâ olunup ol kadar imâristân oldu kim Enûşirvân her sene Bağdâd-ı behişt-âbâddan gelüp bu Ahıçka'da altı ay yaylağ faslı ederdi. Zîrâ hâlâ âb [u] hevâsı latîfdir. Andan sonra bu kal‘a üzre niçe bin mülûk tama‘a düşüp mâlik-i Ahıçka 321a oldukların biz mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak be-kavl-i târîh-i Şerefnâme, hicret-i Nebeviyye'nin sene (---) târîhinde Âl-i Emevîden Hişâm b. Abdülmelik hazretleri Şâm'dan deryâ-misâl asker ile Haleb ve Ayntâb ve Mar‘aş ve Malatıyye ve Diyârbekir ve Erzurûm kılâ‘ların feth ederek gelüp bu kal‘a-i Ahıçka'yı feth edüp ibtidâ dârü'l-mülk-i İslâm sedd-i Gürcîstân olan bu kal‘a-i Ahıçka'dır, andan asâkir-i bî-pâyân gönderüp Tiflis [u] Tomanis ve Gence ve Şirvân ve Bâbü'l-ebvâb'ı ve vilâyet-i Dağıstân'ı cümle feth edüp İslâm ile müşerref eden Emîrü'l-mü’minîn Halîfe Hişâm'dır. Andan yine dârü'l-mülkü olan Şâm-ı cennet-meşâma müteveccih oldular. Andan yine tâ’ife-i Gürcîstân istilâ etdi. Andan Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh, mâlik oldu. Timur Hân sâhib-i hurûc olup Kara Yûsuf üzre geldikde Kara Yûsuf, salâbet-i Timur'a tâkat getiremeyüp Kara Yûsuf Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân'a firâr edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Ahıçka'ya Sultân Uzun Hasan mâlik oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb [u] gâret etmedi. Andan sonra devlet-i Azerbaycân Şeyh Safî evlâdlarından şâh-ı İrân-zemîn olan Şâh İsmâ‘îl destine girüp bu Ahıska'yı yaylağ edüp cemî‘î Gürcîstân tümenin kendüye mutî‘ [u] münkâd edüp asr-ı Bâyezîd Hân'da vilâyet-i Âl-i Osmân'ın dâr [u] diyârların harâb u yebâb ederek tâ Arpa Çukuru nâmıyla ma‘rûf olan Sivas'a gelince yedi eyâlet yeri kabza-i tasarrufa aldı. Ol asrda Şehzâde Selîm Hân-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimi idi. Kağan arslan gibi şâh-ı bed-fi‘âl askerinin kâhîce ardın alup tîğ-i Selîm'den geçirirdi. Cenâb-ı Bârî yârî kılup taht-ı Âl-i Osmân, Selîm Hân'a erzânî oldukda ibtidâ Niyyetü'l-gazâ! deyüp Şâh İsmâ‘îl üzre deryâ-misâl asker ile gelüp bu Çıldır sahrâsında bir ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp yüz bin kızılbaş-ı evbâş, sürhserânların serleri seyf-i Muhammedî ile tırâş olup ancak Şâh kuş cânıyla cân atup cânib-i Azerbaycân'a cân düşürüp halâs olduğu cemî‘î tevârîh-i Âl-i Osmân'da mestûrdur kim tahrîri lâzım değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı mutî‘ [u] münkâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320b–321a ·
metinde göster ·
… m değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı
mutî‘ [u]
münkâd etdi.
Galat-ı meşhûr üzre elsine-i nâsda Ahıska, Ahkıska ve Ahçıska ve Akıska ve Akhısha {ve Akısha} derler. Zîrâ cânib-i erba‘asında elsîne-i muhtelife tekellüm eder benî Âdem çok olmağıla her biri bir lehce ile nâm komuşlardır ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde "Eyâlet-i Çıldır'a mutasarrıf vezîrim fülân paşa" deyü tahrîr olunur. İbtidâ bu kal‘a-i metînin bânîsi sâhib-i eyvân, tâk-i kisrâ Enûşirvân-ı Gürcîstân'dır kim Hazret-i Resûl-i Kibriyâ Muhammedü'l-Mustafâ sa‘âdetle rahm-i mâderden müştakk olup bu edîm-i arza kadem basdıkda bu Enûşirvân üstâd-ı kâmil kâhin idi. "Hây! Âhir zamân Muhammedi sâhib-i hurûc bu gice zuhûr etdi" deyü bu kal‘a esâsına mübâşeret etdüğü İskender târîhinden Vilâdet-i Resûlullah'a gelince 882 sene olmuşdu kim bu kal‘a binâ olunup ol kadar imâristân oldu kim Enûşirvân her sene Bağdâd-ı behişt-âbâddan gelüp bu Ahıçka'da altı ay yaylağ faslı ederdi. Zîrâ hâlâ âb [u] hevâsı latîfdir. Andan sonra bu kal‘a üzre niçe bin mülûk tama‘a düşüp mâlik-i Ahıçka 321a oldukların biz mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek bir mücelled kitâb olur. Ancak be-kavl-i târîh-i Şerefnâme, hicret-i Nebeviyye'nin sene (---) târîhinde Âl-i Emevîden Hişâm b. Abdülmelik hazretleri Şâm'dan deryâ-misâl asker ile Haleb ve Ayntâb ve Mar‘aş ve Malatıyye ve Diyârbekir ve Erzurûm kılâ‘ların feth ederek gelüp bu kal‘a-i Ahıçka'yı feth edüp ibtidâ dârü'l-mülk-i İslâm sedd-i Gürcîstân olan bu kal‘a-i Ahıçka'dır, andan asâkir-i bî-pâyân gönderüp Tiflis [u] Tomanis ve Gence ve Şirvân ve Bâbü'l-ebvâb'ı ve vilâyet-i Dağıstân'ı cümle feth edüp İslâm ile müşerref eden Emîrü'l-mü’minîn Halîfe Hişâm'dır. Andan yine dârü'l-mülkü olan Şâm-ı cennet-meşâma müteveccih oldular. Andan yine tâ’ife-i Gürcîstân istilâ etdi. Andan Azerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Kara Yûsuf Şâh, mâlik oldu. Timur Hân sâhib-i hurûc olup Kara Yûsuf üzre geldikde Kara Yûsuf, salâbet-i Timur'a tâkat getiremeyüp Kara Yûsuf Âl-i Osmân'dan Yıldırım Bâyezîd Hân'a firâr edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Ahıçka'ya Sultân Uzun Hasan mâlik oldu. Ba‘dehû Timur Uzun Hasan Şâh üzre geldikde Hasan Şâh âkılâne hareket edüp Timur-ı bî-nûrun pây-i semendine yüz sürüp rikâbında piyâde yürüyen on bir pâdişâh ile berâber Hasan Şâh dahi yürüyüp Hasan Şâh'a yine vilâyet-i Azerbaycân'ı ihsân edüp nehb [u] gâret etmedi. Andan sonra devlet-i Azerbaycân Şeyh Safî evlâdlarından şâh-ı İrân-zemîn olan Şâh İsmâ‘îl destine girüp bu Ahıska'yı yaylağ edüp cemî‘î Gürcîstân tümenin kendüye mutî‘ [u] münkâd edüp asr-ı Bâyezîd Hân'da vilâyet-i Âl-i Osmân'ın dâr [u] diyârların harâb u yebâb ederek tâ Arpa Çukuru nâmıyla ma‘rûf olan Sivas'a gelince yedi eyâlet yeri kabza-i tasarrufa aldı. Ol asrda Şehzâde Selîm Hân-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimi idi. Kağan arslan gibi şâh-ı bed-fi‘âl askerinin kâhîce ardın alup tîğ-i Selîm'den geçirirdi. Cenâb-ı Bârî yârî kılup taht-ı Âl-i Osmân, Selîm Hân'a erzânî oldukda ibtidâ Niyyetü'l-gazâ! deyüp Şâh İsmâ‘îl üzre deryâ-misâl asker ile gelüp bu Çıldır sahrâsında bir ceng [ü] savaş-ı perhâş edüp yüz bin kızılbaş-ı evbâş, sürhserânların serleri seyf-i Muhammedî ile tırâş olup ancak Şâh kuş cânıyla cân atup cânib-i Azerbaycân'a cân düşürüp halâs olduğu cemî‘î tevârîh-i Âl-i Osmân'da mestûrdur kim tahrîri lâzım değildir. Andan Selîm Hân bu kal‘a-i Ahıska'yı feth eyleyüp cümle Gürcîstân'ı mutî‘ [u] münkâd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320b–321a ·
metinde göster ·
… yine cânib-i şimâle 12 sâ‘at gidüp nehb [u] gâret ederek tâ Gürcîstân hudûdunun
mutî‘ [u]
münkâd olan yerlerine dek varup esîr alup geldiler. Andan kalkup yine ormanlık …
Menzil-i Zârçayırı: Batum sancağı ile Mikrilistân mâbeyninde bir çemenzâr [u] mahsûldârlı hâmûndır. Deryâ-misâl asker meks edüp cümle atların ol gice şikemleri tabl-ı semengâna dönüp istirâhat etdiler. Andan ale's-sabâh asker-i mûr, mâr-misâl ol menzilden kalkup Çoruğ nehri geçidinden Sefer Paşa Gürcîstân askeriyle geçüp Mikrilistân'ın Dadonya nâhiyesin nehb ü gârete başladı. Andan beri tarafda asker-i İslâm ejder-i heft-ser gibi Mikrilistân'a göz açdırmağa amân vermeyüp bu hâl-i pür-melâli Mikril-i la‘în ü racîm ve anîd-i pelîd ve cünd-i cünûb-ı Yezîd kâfirler dağıstân ve çengelistâna yüz dutup karârları firâra mübeddel olup dâğları giydiler. Hemân Defterdârzâde efendimizin baş bayrağı alem-i ejdehâ-peykerin yigirmi iki bölük başı bayraklarıyla iki bin iki yüz sarı sarıca arı, akûr-ı kelb-i sarîh gibi Mikrilin sarp çengelistân içre becenelerine sarılup bir yaylım kurguşunlar serpüp becene içre mütehassın olan Mikriller dahi kudurmuş yılanlar gibi gıjgırup anlar dahi derûn-ı beceneden kurşumlar serpüp tâ vakt-i zuhra dek tarafeynden ceng-i azîm olup âhir-i kâr becene feth olup içinden yedi yüz ma‘dûd esîr-i Mikril çıkup içinden pençe-i âfitâb bâkireler ve mahbûb-ı zamân gılmânlar ile ibtidâ sekbân ve sarıca askeri muğtenim oldular. Ancak guzâtdan yedi yiğit şehîd oldu. Ol gün bu mahalde ikâmet olunup dağlar içre sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olup gûyâ Mikrilistân'da rûz-ı kıyâmet zemzemesi velvelesi olup rûz-ı kıyâmetden bir nişân oldu. Ve himmet-i Seydî Ahmed Paşa ile ol gün Bâkî Paşa dahi mâl-ı ganâ’imle bây olup rdu-yı İslâm'a dâhil olunca sâ’ir guzât-ı müslimîne dahi destûr olup gürûh gürûh olup vesîleler ile dağlara ve bellere ve becenelere düşdüler. Tâ kim kal‘a-i Marava altına asker-i İslâm varup hemân Mikril küffârı kal‘anın iki kanatlı kapusun küşâde kılup içerden pâ-bürehne ve ser-bürehne ve küffâr-ı hîlekâr-ı dûzah-karâr dal-tîğ-ı Dahhâk olup cünd-i şeyâtîn-i la‘în esnâf-ı hakkâk gibi asker-i İslâmın vücûdların zeyl-i hisârdan hakk etmeğe sa‘y-ı belîğ etmeğe cidd ü cehd edüp üç buçuk sâ‘at keşâkeş, yaka çâk, savaş-ı perhâş ederken Avnik kal‘ası Beği Alî Beğ ve Velî Beğ ve Nakışlı Bölükbaşı kal‘anın cânib-i garbîsi tarafı hâlî iken üç bayrak yiğitler birer takrîb ile ve kemend-i müstemendler ile ankebût-vâr resen-bâzânlar gibi taraf taraf şehbâzlar kal‘aya urûc edince kal‘anın burc [u] bârûları üzre ezânlar okutup kal‘a içinde olan küffâra kılıç urarak kal‘a kapusun kabza-i tasarrufa alup taşra çıkan küffâr içeri giremeyüp cümlesi guzât-ı müslimîn içre tu‘me-i şemşîr oldular. Bakiyyetü's-seyfi esîr-i kayd-bend oldular. Ve'l-hâsıl bu cengde kâmil yetmiş âdam şerbet-i şehâdeti nûş edüp üç yüz kâfir esîr ve yedi yüz fecere katl olunup cesed-i murdârları dâr-ı bevârları önünde 332a püşte püşte oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn belağan-mâ-belâğ mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olup derûn-ı kal‘ada olan zî-kıymet esbâb u eskâli ve bakır-âvânî ve bisâtları kal‘adan ıhrâc edüp cümle der-i dîvâr-ı dârların harâb edüp sâ’ir binâların âteş ile tûrâb etdiler. Bu ceng-i zafer-me’serde yedi yüz kadar Aznavur gavur esîr ve beş yüz mikdârı nisvân-ı pür-isyan esîre ve iki yüz aded dûşîze-i nâçîze ve üç yüz kadar nâ-şüküfte duhter-i bed-ahter ve altı yüz mikdârı giysûdâr-ı murdâr-gulâmları serdâr-ı zafer-şi‘âra teslîm etdiler. Andan yine cânib-i şimâle 12 sâ‘at gidüp nehb [u] gâret ederek tâ Gürcîstân hudûdunun mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine dek varup esîr alup geldiler. Andan kalkup yine ormanlık içre çimşirlik dırahtistânın seyr ederek 9 sâ‘atde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 331b–332a ·
metinde göster ·
… Bu kal‘alardan mâ‘ada niçe kılâ‘-ı metîneler dahi Gürcîstân ve Mikrilistân'dan
mutî‘ [u]
münkâd olup beğleri hedâyâlar ile Seydî Ahmed Paşa'ya gelüp mülâkât oldular. Bu …
Andan kal‘a-i Neçah, andan kal‘a-i Merhur, andan Akçakal‘a, andan kal‘a-i Çik, andan kal‘a-i Penk, andan kal‘a-i Aşurd ve Küçük Akçakal‘a. Bu kal‘alardan mâ‘ada niçe kılâ‘-ı metîneler dahi Gürcîstân ve Mikrilistân'dan mutî‘ [u] münkâd olup beğleri hedâyâlar ile Seydî Ahmed Paşa'ya gelüp mülâkât oldular. Bu mezkûr kılâ‘lar cebel-i azîmler içre ve kimi püşte-i âlîler üzre mebnî çengelistân ve sengistân yerlerde olmağıla ığmâz-ı ayn ile güzer olunup lâkin civârlarında olan büleydeleri ve kurâ ve kasabâtları ve nâhiyeleri nehb ü gâret olunup ba‘zı kurâların harâb u yebâb etdiklerinden velvele-i asâkir havfinden beğleri hedâyâlar ile gelüp ordu-yı İslâm'ı ganîmet etdiler ve ba‘zı esîrleri girân-bahâ ile halâs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332b ·
metinde göster ·
münkâd olan yerlerine ticâret tarîkiyle Ketenci Ömer Paşa'nın kethüdâsı Hüseyin …
Ve Yovane nevâhîleri yedi günde bî-bâk ve bî-pervâ avlandı kim yed-i kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî gözlü mahbûb u mahbûbeler sayd [u] şikâr olundu kim her biri birer Mısır [u] Rûm harâcı değer. Andan kal‘a-i Tegrek zeylinde meks olundukda derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp derûn-ı kal‘ada olanlar bîm ü havf [u] haşyete düşüp hedâyâlar ile taşra çıkup emân istediler. Ba‘dehû emân verüp yahşî bâkireler ve mahbûb gulâmlar hedâyâları getirüp ığmâz-ı ayn olundu. Anı ubûr edüp altı aded nâhiyeler dahi gâret olunup firâvân mâl-ı ganâ’im alındı. Ammâ nevâhîlerin isimleri ma‘lûmım değildir. Bu nevâhilerin hâneleri harâb u tâlân ve halkı esîr-i nâlân olup andan ubûr edüp on bir pâre kal‘alardan hedâyâlar gelüp ordu-yı İslâm sağîr u kebîr üsârâ-yı gûnâ-gûn ile ıskarça olup mâl-ı ganâ’imi ve bakır-âvânî eşyâları asker-i İslâm yüklenmede aciz-mânde oldular. Niçe gâzîler gerüye avdet edüp nehr-i Çoruğ'a varup anda metâ‘ [u] mâl-ı ganâ’imlerin Gönye kal‘asına, andan gemiyle Tarabefzûn'a götürüp girân-bahâ ile her metâ‘ın âkılâne fürûht edüp hamd-i Hudâ sene (---) târîhinde Azak gazâsına giderken Gönye kal‘asında meks edüp Mikrilistân'ın mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine ticâret tarîkiyle Ketenci Ömer Paşa'nın kethüdâsı Hüseyin Ağa elçilik ile gitdikde ma‘an gidip Mikrilistân'ı seyr [ü] temâşâ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332b ·
metinde göster ·
Nâhiye-i Dadanlı'ya gelüp bu mahal Tortum sancâğı hâkiyle müşâ olup
mutî‘ [u]
münkâd nâhiyedir, bu mahalde emn [ü] emân olmağıla Ahıska Vezîri Sefer Paşa, Se …
Nâhiye-i Dadanlı'ya gelüp bu mahal Tortum sancâğı hâkiyle müşâ olup mutî‘ [u] münkâd nâhiyedir, bu mahalde emn [ü] emân olmağıla Ahıska Vezîri Sefer Paşa, Seydî Ahmed Paşa'dan me‘zûn olup niçe tuhaf ve tefârûk hedâyâlar verüp ve imâmı Mehemmed Efendi'yle Erzurûm Vezîri Mehemmed Paşa efendimize hedâyâlar gönderüp kendileri cümle eyâlet askeriyle ve Tomris Hân oğlu ve Elvend Hân oğlu ve Aleksandır Hân oğlu ve niçe yüz Gürcîstân beğleriyle cânib-i Çıldır'a revâne olup çalı çırpı cıldır demeden Çıldır-ı cıldırra dek vâsıl oldu. Andan Seydî Ahmed Paşa asâkir-i mansûr ile 14 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a ·
metinde göster ·
münkât edüp cümlesi bir yirde cem‘ olduklarında mâbeynlerinde âlem-i ağyârdan b …
İşbu sene bin elli altı ve elli yedi senesinin içinde bu mezkûr vezîrler bir yerde ibtidâ Kürdistân'da Şuşik kal‘ası gazâsında bulunup feth [u] fütûhâtlar eylediler. Ve Revân derneği cem‘iyyeti ve Gürcîstân ve Mikrilistân nehb u gâretinde niçe yüzaklıkları edüp niçe şebhûnlar edüp husûsan Gönye kal‘asının istihlâsına sebeb olup Mikrilistân'ı mutî‘ [u] münkât edüp cümlesi bir yirde cem‘ olduklarında mâbeynlerinde âlem-i ağyârdan bî-haber iken etdikleri şakaları ve yâğ u bâlî evzâ‘ [u] etvârları âdem görse 334a "bunlar dîvânedir", deyü hükm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333b–334a ·
metinde göster ·
… ehr. Bu kazâlardan kadıya senevî üç bin guruş hâsıl olur. Şer‘-i Resûl-i mübîne
mutî‘ [u]
münkâd kavmi vardır. Bir hâkim dahi kal‘a dizdârı ve beş yüz kal‘a neferâtları …
Üç nâhiye kazâdır ve nâhiye kazâları bunlardır kim zikr olunur: Kazâ-i Kercânis ve kazâ-i Kuruçay ve kazâ-i Şehr. Bu kazâlardan kadıya senevî üç bin guruş hâsıl olur. Şer‘-i Resûl-i mübîne mutî‘ [u] münkâd kavmi vardır. Bir hâkim dahi kal‘a dizdârı ve beş yüz kal‘a neferâtları tuzladan vazîfe-i mu‘ayyenelerin alırlar. Ve yeniçeri serdârı ve sipâh kethüdâyeri ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ve bir hâkim dahi nehr-i Furât'ın karşı tarafında bir sâ‘at ba‘id,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b ·
metinde göster ·
… le mest [ü] medhûş olup âyîn-i Mevlânâ'da çarh urup semâ‘-ı Mevlânâ ederler. Ve
mutrıbân [u]
na‘thânlar dahi kavl-i edvâr üzre cümle uşşâkâna makâm-ı uşşâk faslı ederler. V …
Âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ: Rûm u Arab u Acem'de meşhûr-ı âfâk, kutbu'l-aktâb-ı ale'l-ıtlak Sultân Celâleddîn-i Rûmî âsitânesidir kim evlâd-ı ızâmından Çelebi (---) Efendi anda medfûndur. Bu âsitâne-i ma‘bedhâne-i kadîm bir bâğ-ı İreme zâtu'l-imâd misillü bir hıyâbân-ı Acem ve bir hadîka-i ravza-i riyâz-ı kadem ortasında vâkı‘ olmuş kâr-ı kadîm bir tekye-i azîmdir. Canib-i erba‘asının revzenleri hâricinde olan gül-i gülistân kûyâhında olan andelîbânın hezâr-hezârân-ı nevâhân [u] senâhânlığın semâ‘ [u] safâ mahallinde istimâ‘ eden fukarâ-yı Mevlevîler rûhlarına gıdâ bulup aşk-ı İlâhî ile mest [ü] medhûş olup âyîn-i Mevlânâ'da çarh urup semâ‘-ı Mevlânâ ederler. Ve mutrıbân [u] na‘thânlar dahi kavl-i edvâr üzre cümle uşşâkâna makâm-ı uşşâk faslı ederler. Ve semâ‘hânenin cânib-i erba‘asında fukarâ-yı Mevlevî hücreleri ile ârâste ve matbah ve kilârhânesiyle pîrâste olmuş evkâf-ı kavî tekye-i Mevlânâdır. Ve bizzât Hazret-i Mevlânâ'nın hırka-i şerîfi ve kendi hatt-ı şerîfiyle bir kıt‘a Kelâm-ı İzzeti ve yine hattıyla Mesnevî-i Şerîf'i vardır. Ziyâretgâh-ı hâs u âmdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341b ·
metinde göster ·
… nevî ber-vech-i adâlet altı kîse-i Rûmî hâsıl olur. Cümle ahâlîsi şer‘-i şerîfe
mutî‘ [u]
münkâd âdemlerdir. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve ulemâ ve sulehâ ve a‘yân …
Bir hâkimi dahi hâkim-i şer‘-i mübîn üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâlarıdır. Bu nevâhîlerden kadıya senevî ber-vech-i adâlet altı kîse-i Rûmî hâsıl olur. Cümle ahâlîsi şer‘-i şerîfe mutî‘ [u] münkâd âdemlerdir. Şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve ulemâ ve sulehâ ve a‘yân [u] eşrâfı dahi vardır. Sipâh [u] kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi ve kapan emîni ve buhayre emîni var. Ammâ kal‘ası şehrin cânib-i 345a cenûbunda evc-i semâya ser çekmiş şekl-i murabba‘ bir seng-binâ bir küçük kal‘a-i bâlâ ve köhne-binâ-yı ulyâ olmağıla içinde âsâr-ı binâdan bir imâret olmamağıla dizdârı ve kal‘a neferâtı yokdur. Ancak hünkâr bâğçesi üstâdı vardır. Bostâncı neferleriyle kal‘a dağların ve sâ’ir koru ormanların korudup hıfz [u] hırâset edüp hükûmet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344b–345a ·
metinde göster ·
… dur. Ve gayri mahsûlâtları gâyetü'l-gâye mütekâsirdir. Bu karyede Ma‘ânoğlu'nun
mutî‘ [u]
münkâd olan şeyhleri gelüp hedâyâların arz edüp zimmetlerinde olan yüz yetmiş k …
Menzil-i karye-i Ceremât: Nehr-i Tennûr'un cânib-i garbî tarafı olmağile Zeydâniyye nâhiyesi hudûdunda yüz hâneli mutî‘ Dürüzî köyüdür, kim bunlara Kızıllı ta‘bîr ederler. Cenk mahallerinde "Hûbâr" deyü feryâd-ı gülbang çekerler. Cemî‘i büyûtlarının der-i dîvârları ve bacaları ve gaytânlarında dud ağaçları ve zeytûn ağaçları kızıl aşı ile boyanmışdır. Hikmet-i Hudâ cemî‘i dağlarında ve sahrâlarında türâbları kırmızı hâk-ı anber-pâk olduğundan Kızıllı derler ve cemî‘i sıbyân u nisvân-ı emredânının libâsları ve başlarında tâcları kırmızı güvezi makdemdir. Ekseriyyâ mahsûlâtları harîr ü zeytûndur. Ve gayri mahsûlâtları gâyetü'l-gâye mütekâsirdir. Bu karyede Ma‘ânoğlu'nun mutî‘ [u] münkâd olan şeyhleri gelüp hedâyâların arz edüp zimmetlerinde olan yüz yetmiş kîseyi dahi teslîm edüp Şâm defterdârından memhûrlu temessükâtlar aldılar. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37b ·
metinde göster ·
… cümle (---) aded hâne avârıza bağlıdır ve cümle otuz bir tekâlîf-i örfiye verir
mutî‘ [u]
münkâd re‘âyâ vü berâyâsı vardır. Beher sene taraf-ı pâdişâhîye bu şehirden cüm …
Ve bu şehrde Frenk ve Yahûdî ve Kıbtî ve Acem sâkin olmaz ve Yahûdî aslâ mu‘ammer olmaz, ticâret edüp giderler. Cümle şehrin Nasârâ harâcı (---) aded harâc-güzâr keferesi vardır ve cümle (---) aded hâne avârıza bağlıdır ve cümle otuz bir tekâlîf-i örfiye verir mutî‘ [u] münkâd re‘âyâ vü berâyâsı vardır. Beher sene taraf-ı pâdişâhîye bu şehirden cümle mâl-i pâdişâhî bin yüz kîse hâsıl olur. İki yüz kîse de vezîrine hâsıl olur. Cenâb-ı İzzet mâllarına ganîmet u bereket vermiş bir dâr-ı diyârdır. Cemî‘i müverrihler bu şehr-i Sivas'a ümmehât-ı bilâd demişler ve sevdâgerân [u] seyyâhân mâbeyninde medîne-i Rûm demişler. Acem lisânında Arpaçukuru deyü tesmiye etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 76a ·
metinde göster ·
münkâd oldular. Anın içün hâlâ üç yüz aded kefereleri kırk yedi tekâlîf-i örfiy …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim kayâsıralardan kayser Âvîh kızı Âgîn nâm bir duhter binâ edüp sene (---) târîhinde Hazret-i Ömer evlâdlarından fâtih-i Malâtiyye Emîr Ömer ibn Lokmân fethidir. Ba‘dehû Ermen kayserleri istîlâ edüp Hârûnu'r-Reşîd asrında Seyyid Ca‘fer Battâl Gâzî fethidir. Ba‘dehû yine kefere istîlâ edüp Âl-i Selçukiyân'dan Sultân Alâ’eddîn fethidir. Andan yine küffâr hurûc edüp kabza-i tasarrufa alup sene (---) târîhinde Timur hâdisesinden sonra Çelebi Sultân Mehemmed'e Ermenî tâ’ifesi amân ile kal‘ayı teslîm edüp cümle ahâlîleri mutî‘ [u] münkâd oldular. Anın içün hâlâ üç yüz aded kefereleri kırk yedi tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellemdirler. Kal‘ası nehr-i Furât kenarında bir püşte üzre şekl-i murabba Şeddâdî seng-binâ bir kal‘a-i köhne-binâdır. İç il olmağıla kal‘ası ol kadar müzeyyen değildir. Dâ’iren-mâdâr cirmi (---) ve cânib-i (---) nâzır bir kapusu var. İçinde cümle (---) hânedir. Furât'dan su alınır yolu vardır ve kifâyet mikdârı cebehânesi vardır. Süleymân Hân tahrîri üzre Sivas eyâletinde (---) ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve kal‘a neferâtları ve muhtesibi ve şehir nâ’ibi vardır. Ammâ şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı bir konak karîb kal‘a-i Malâtiyye'dedir ve cemî‘i köylerinde olan re‘âyâlarının tekâliflerin Malâtiyye muhassılı tahsîl eder. Bu şehrin ekseriyyâ imâretleri cümle kayalar üzre vâki‘ olup cümle bâğ-ı İremleri aşağı nehr-i Furât kenarında vâki‘ olmuşdur. Ve nehr-i Furât üzre ibret-nümâ Burma köprü bu şehre karîbdir. Kal‘ada ve aşağı şehirde cümle (---) bin aded hâk-i pâk ile mestûr âbâdân [u] ma‘mûr hâne-i zîbâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 81b ·
metinde göster ·
münkâd olduğundan yine hâkimine ber-vech-i te’bîd yurdluk ve ocaklık tarîkıyla …
Sebeb-i tesmiyesi lisân-ı Moğolîde per-teng karakuşa derler. Kal‘ası üzre tûcdan bir karakuş timsâli var idi. Her sene nevrûz-ı Hârezmşâhîde safîr urup cümle Ekrâd ve Mığdîsî kavmi sayhasın istimâ‘ edüp bu şehir bâzârına cem‘ olup benî Âdem ile bir hengâme-i kübrâ olurdu. Hicret-i Nebeviyyenin sene 19 târîhinde Hâlid ibn Velîd (ibn Velîd) Diyârbekir kal‘asın feth edüp ba‘dehû bu kal‘a-i Perteng'i feth edüp timsâl-i tuyûru hedm edüp cem‘iyet-i kübrâ olmaz oldu. Hâlâ ol murg tılsımı mahalli zirve-i kal‘ada ma‘lûmdur. Ol mutalsam murg ismiyle bu şehre pertengden galat-ı meşhûr evlâ olup tahfîf-i kelâm ile Pertek derler. İbtidâ bânîsi ekâsirelerden (---) binâsıdır. Anda niçe yüz sene niçe mülûke intikâl edüp Kürdistân'da Monlâ İdrîs i‘ânetiyle sene 921 târîhinde Selîm-i Evvel'e Pertek hâkimi itâ‘at edüp kal‘ayı Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya teslîm edüp mutî‘ [u] münkâd olduğundan yine hâkimine ber-vech-i te’bîd yurdluk ve ocaklık tarîkıyla hâlâ beği mutasarrıfdır kim Âsitâne-i sâ‘adet tarafından vârid olan evâmir-i pâdişâhîde bunlar elkâbına Cem-cenâb yazılur. Mîr-i livâ elkâbı yazılmaz, zîrâ hükûmetdir. Zamân-ı 84a kadîmde taht-ı hükûmetlerinde timar ve ze‘âmetden bir şey yokdur. Hâlâ ebvâb-ı mahsûlâtları kendülerine hâss ifrâz olunup hâssına göre asker cem‘ edüp sefer eşer. Beğleri inkırâz bulsa devlet-i aliyyeden sancağı âhire tevcîh olunur. Hâssı kânûn-ı Süleymân Hân üzre 380.000 akçedir. Beği hîn-i gazâda sekiz yüz askere mâlikdir. Ber-vech-i adâlet beğine senevî on kîse hâsıl olur. Yüz elli akçe kazâ-yı âsumânîdir. Kethüdâyeri ve serdârı ve müftîsi ve nakîbi yokdur, ammâ şehir subaşısı vardır. Kal‘ası nehr-i Murâd kenarında yalçın kayalı bir püşte-i ra‘nâ üzre şekl-i murabba‘ bir küçük Şeddâdî seng-tırâş bir kal‘a-i beyâz taşdır. Dizdârı ve neferâtları ve cebehânesi taraf-ı pâdişâhîden değildir, ancak beği hükm eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b–84a ·
metinde göster ·
… mutasarrıf iken sene 921 târîhinde Çıldır gazâsından sonra Selîm Şâh-ı Evvel'e
mutî‘ [u]
münkâd olup Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya miftâhların teslîm etdiklerinde taraf-ı pâ …
Bu kal‘a niçe mülûkden mülûke niçe yüz kere intikâl edüp âhir Âl-i Abbâsiyân'dan Bitlis hâkimi Abdal Hân efendimizin ecdâd-ı ızâmlarından Sultân Evhadehüllâh destine girüp niçe zamân mutasarrıf olup anların destinde iken Muş Ermenî küffârları bir takrîb ile kal‘ayı serîka edüp yedi sene mutasarrıf oldular. Ba‘dehû Ekrâd beğlerinden hâlâ hâkim-i vakt olan (---) Beğ ceddi Suhrân-cân feth edüp keyfe mâ yeşâ’ evlâd-ı evlâda mutasarrıf iken sene 921 târîhinde Çıldır gazâsından sonra Selîm Şâh-ı Evvel'e mutî‘ [u] münkâd olup Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya miftâhların teslîm etdiklerinde taraf-ı pâdişâhîden anların itâ‘atına karşılık vilâyetleri kendülere mülkiyet üzre yurdluk ve ocaklık ihsân olunan tokuz aded ocaklık sancağın biri dahi bu Çapakçur'dur. Ammâ ülkesi bir mîr-i mîrânlık kadar vâsi‘ hükûmetdir. Senevî kırk yük akçe hâsıl olup iki bin atlı ile hükûmet eder. İnkırâz bulsa devlet-i âliye tarafından sancağı âhire tevcih olunmak kânûn-ı Süleymân Hân'dır. Beğinin hâssı 337.000, ze‘âmet 5, timar 35, kânûn üzre cebelüleriyle alaybeğisi ve çeribaşı sancağı altında cümle üç yüz asker olur ve yüz elli akçe kazâ-yı âsumânîdir. Müftî ve nakîb ve kethüdâyeri ve serdârı ve dizdârı ve neferâtları yokdur. Kal‘a beğinin hükmünde olup hurde topları vardır. Aşağı varoşu nehr-i Murâd kenarından cümle hâk-ı pâk ile mestûr (---) aded hâne-i ma‘mûrlardır. Ammâ âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı Ekrâdistân'dır. Cümle (---) aded mihrâbdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 85b ·
metinde göster ·
… ndan Sinân Paşa binâsıdır kim bu şehre yigirmi sene vâlî olup Eflâk ve Boğdan'ı
mutî‘ [u]
münkâd edüp harâç-güzâr etmişdir. Bu şehr içre bundan gayri kurşumlu câmi‘ yokd …
Bu varoş-ı imâr içre şehr-i Silisre cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ cümleden şehrin cenûbîsi tarafında binâ-yı azîm Kurşumlu câmi‘, câmi‘-i selâtîn-misâl evc-i feleğe ser çekmiş bir kubbe-i azîmli minberi ve mihrâbı ve mahfili tarz-ı kadîm sâde güzeli değildir. Taşra haremi ve talebe hücreleri ile ârâste bir beyâz seng-binâ minâre-i mevzûn ile pîrâste olmuş câmi‘-i pür-nûrdur. Sene (---) târîhinde Sultân 119b vüzerâlarından Sinân Paşa binâsıdır kim bu şehre yigirmi sene vâlî olup Eflâk ve Boğdan'ı mutî‘ [u] münkâd edüp harâç-güzâr etmişdir. Bu şehr içre bundan gayri kurşumlu câmi‘ yokdur. Ancak bir kıble kapusu vardır. Ve Eski câmi‘ bir minâreli kiremit örtülü câmi‘dir. Ve Akkapu câmi‘i ve Mahkeme câmi‘i ve Bâzâryeri câmi‘i ve Harâccı câmi‘i, cemâ‘at-ı kesîrelidir. Ve Kal‘a câmi‘i Yıldırım Bâyezîd Hân'ındır. Ve Melek Ahmed Paşa Musallâsı, Tuna kenarında bir çemenzâr ibâdetgâh-ı azîmdir. Bunlardan mâ‘adası mahalle mesâcidleridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 119a–119b ·
metinde göster ·
… muzlimleri gûyâ rûz-ı rûşen olup her külbede hânende vü sâzende vü kaşmerân [u]
mutrıbân [u]
meddâhân ve avvâd u çârtâyî ve şeştârî vü berbûtî ve kânûnî vü çengî ve rebâbî …
Her şeb sâhil-i Şat kanâdîl ü fânûs u şem‘-i rîh meş‘aleler ile çerâğân olup Şatt üzre niçe bin san‘atlar ile şem‘-i revgân ve şem‘-i aselleri tahtalar üze[re] zeyn edüp bir tarafdan bir tarafa çerâğlar cereyân edüp şeb-i muzlimleri gûyâ rûz-ı rûşen olup her külbede hânende vü sâzende vü kaşmerân [u] mutrıbân [u] meddâhân ve avvâd u çârtâyî ve şeştârî vü berbûtî ve kânûnî vü çengî ve rebâbî vü mûsikârî ve tanbûrî ü santûrî ve nefîrî vü belebânî ve neyzen ü dehenkzen; hulâsa-ı kelâm cemî‘i sâzendegân u mizmeregân, cümlesi tâ vakt-ı Şâfi‘îye dek fasl-ı Baykara edüp ba‘dehû mü’ezzinân-ı müselmân asvât-ı hazînleriyle temcîd ü temhîdler tilâvet edüp cümle ehl-i tarîk u âşıkân-ı sâdıkân Fisagores-i Tevhîdî tevhîdi ederler, zîrâ ahâlî-i Diyârbekir cümle tarîk-ı Hâcegândan ve tarîk-ı Gülşenî'den olmak ile zevk ü şevk-i tevhîd vecdinden dahi hâlî değillerdir. Netice-i merâm bu bâğ-ı İrem'de gûy-gûy ve güm-güm cân sohbetleri olup devâm-ı devlet-i pâdişâhîye müdâvemet ederler. Hudâ mertebelerin âlî ede. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 208a ·
metinde göster ·
… gün tekâ‘üd edüp her gün ale't-tevâlî sabâhdan ta vakt-i gurûba varınca cemî‘i
mutrıbân u
kışmirân ve bâz-ı bâzân u serbâzân gelüp niçe bin arz-ı kâlâ edüp hândan ve paş …
Netîce-i merâm fünûnda tekmîl-i pâye edüp yed-i tûlâsın ayân etmişdir. Paşa efendimizle sarâyında on gün tekâ‘üd edüp her gün ale't-tevâlî sabâhdan ta vakt-i gurûba varınca cemî‘i mutrıbân u kışmirân ve bâz-ı bâzân u serbâzân gelüp niçe bin arz-ı kâlâ edüp hândan ve paşadan ihsân alurlardı. Hânın cemî‘i erbâb-ı ma‘ârife ve cemî‘i ulemâya i‘tibâr etdüğinden cemî‘i diyârdan tekmîl-i fünûn etmiş âdemler Bitlîs hânına gelüp eğer her cânibi ma‘mûr kimesne ise ana bâğ u bâğçeli sarâylar ve cevârîler ve bî-had u bîvâye hâneler verüp Bitlîs deresi içinde ol hezârfeni kayd [u] bend edüp tek cemî‘i ma‘rifetin ihdâsı içün hân böyle Cemşîd-hüner olmuşdur. Ve dükeli zamân selîkası ma‘rifet tahsîli tarafına düşmüşdür. Anınçün hâlâ şehr-i Bitlîs erbâb-ı ma‘ârifle pür olmuşdur. Ve hânın mehterhânesinde olan üstâd-ı kâmil zurnazen ve boruzen ve kudümzen ve zilzen bir vüzerâda değil bizzât Âl-i Osmân kârhânesinde yokdur. Zîrâ kendüsü hüner sâhibi ve ilm-i mûsıkîde fünûn-ı asr olmağile küll-i külliyât sahibi ve zencîr yigirmi dörd usullü ve şükûfe-zâr ve sabâ-darb fethiyle çalar peşrev sâhibi üstâd-ı mehterleri var kim gûyâ her biri zurnayı te’lîf eyleyen Cemşîd'dir. Vakt-i ışâda vakt-i Şâfi‘îde âlem ağyârdan bî-haber oldukda fasl etdiklerinde âdem hayât bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229a ·
metinde göster ·
Hemân paşa-yı müdebbir eydür: "Gel e kethudâ! Benim cümle otaklarım bu mahalle kurup cümle askerim bu mahalde haymeleriyle meks eylesin ve cemî‘i eyâlet-i Van'da yigirmi yedi sancak beğleri ve ocaklık hâkimleri Van'a gelüp hizmet-i pâdişâhîde bulunup bu toprağı Van deryâsına döküp bu kal‘ayı türâbdan tathîr edelim." dedikde cümle hâs u âm "Allah âsân getire, devletli vezîr!" deyüp "Bismillahirrahmânirrahîm" deyüp ibtidâ kendüleri yedi kerre eteğiyle 249a toprak taşıyınca azamet-i Allah cümle iç ağaları ve cümle Van ağaları toprak taşımağa başlayup şehirde dellâllar nidâ edüp herkes gele ve köle ve külfesi ve tobrasıyla kal‘a altındaki toprağı taşımağa başlayup deryâya dökerlerdi. Hemân paşanın serâperdesi ve cümle askerinin hayme vü hargâhları ve cümle Van askerinin bârhâne ve bâr [u] bengâhları sahrâ-yı Van'a kurulup cümle vâdî-i Van sâhil-i bahre varınca hayme-i çetr-i mülemma‘lar ile ma‘mûr u âbâdân olup der-akab pa(di)şa-yı dûrbîn-fikr destine kilk-i cevâhir-nisârın alup eyâlet-i Van'da ne kadar sancak beğleri ve ocaklık hâkimleri var ise cümlesine tuğrâ-yı garrâ çeküp yarlığ-ı belîğ-i şâhî tahrîr etdirüp "Mekke ve Medîne pâdişâhına mutî‘ u münkâd iseniz elbette hizmet-i pâdişâhîye gelüp Van kal‘ası derneğine gelesiz!" deyü her sancağa birer ağa emr-i pâdişâhîler ile cemî‘i Ekrâd ümerâlarını da‘vete gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248b–249a ·
metinde göster ·
… firâr edüp yine Âzerbaycân şâhlarından Akkoyunlu Uzun Hasan-ı Bayındırî Timur'a
mutî‘ [u]
münkâd olup Timur'un rikâbında piyâde yürüdiğiyçün diyâr-ı Âzerbaycân'ı ve şehr …
Andan sene 811 târîhinde Âzerbaycân pâdişâhlarından Karakoyunlu Yûsuf-ı Celâyirî'ye değdi. Ol dahi Timur havfinden Âl-i Osmân'ın Yıldırım Hân'ına firâr edüp yine Âzerbaycân şâhlarından Akkoyunlu Uzun Hasan-ı Bayındırî Timur'a mutî‘ [u] münkâd olup Timur'un rikâbında piyâde yürüdiğiyçün diyâr-ı Âzerbaycân'ı ve şehr-i Ahlat'ı ve kal‘a-i Van'ı Timur Hân Uzun Hasan'a ibkâ ve mukarrer etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 249b ·
metinde göster ·
… kellelerin galtân ederim ki bir beğe dahi ibret olup Van vâlîlerinin fermânına
mutî‘ [u]
münkâd olup dernek-i pâdişâhîde hâzır olalar. Van hükûmetinde bir hoşça basîret …
{Menzil-i Taht-ı Van'a} gelüp paşa serâperdesinde meks edince Hân vedâ‘ mahallinde paşanın ayağına mübârek başın sürüp Hizân beğin ricâ etdikde paşanın cânına minnet olup ricâsı hayyiz-i kabûlde olıcak hemân ol mahalde Paşa'nın hazînesine on üç bin altun ve yigirmi zırh ve bir kantar gümüş teslîm edüp bir hil‘at ile Hizân beğin âzâd edüp hâna teslîm eyledi. Ve hân Karkar beğin dahi ricâ etdikde paşa, hânı âzâr edüp "İnşâallah şimdi Van'a vardıkda dîvân edüp ol dîvân-ı pâdişâhîde kellelerin galtân ederim ki bir beğe dahi ibret olup Van vâlîlerinin fermânına mutî‘ [u] münkâd olup dernek-i pâdişâhîde hâzır olalar. Van hükûmetinde bir hoşça basîret üzre ol!" deyü hân-ı cedîde bir iş boş kesüp hân zemîn bûs edüp paşa ile vedâlaşup Bitlîs'e revâne oldu. Ertesi paşa ale's-sabâh Taht-ı Van'dan kalkup Van deryâsının cenûb tarafı kenârıyla Kuskunkıran nâm yola azîmet olunup ibtidâ dağlara piyâde Hakkarî Celüvîlerin ve sekban u sarıcaların döküp hâzır-bâş olarak Van askerinin piyâdeleri gülbâng-ı Muhammedî getirerek îd-i şerîfin evvelki günü ol sengistân içre leb-i deryâ ile 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280b ·
metinde göster ·
… hâneleri Şâm u Haleb gibi havz u şadırvânlı kahâvîlerinde hânende vü sâzende ve
mutrıbân u
kışmirân ve rakkâsân [u] mahbûbânları vardır ve gâyet müzeyyendir. Kahve-i Yeme …
Cümleden pâk u müzeyyen dükkânçeler berberler ve derziler ve sarrâclardır ve cemî‘i esvâkları sadranç nakşı tarh olunmuşdur. Ve kahvehâneleri Şâm u Haleb gibi havz u şadırvânlı kahâvîlerinde hânende vü sâzende ve mutrıbân u kışmirân ve rakkâsân [u] mahbûbânları vardır ve gâyet müzeyyendir. Kahve-i Yemen'den gayrı çay u bâdyân ve sa‘leb u mahleb ve sükker şerbeti ve leben-i hâlis pişirirler. Ve niçe bin edviye ile terkîb olunmuş mukavvî ve müferrihâtdan ma‘âcîn-i gûnâ-gûnlar bezl ederler. Her kahvede şükûfe râyihasından ahibbâ-yı dûstânların dimâğları mu‘attar olur ve her kahvenin elbette cânib-i erba‘ası 295a gül-i gülistân ve hadîka-i çemenistândır kim her kûşesi birer gûne mecma‘-ı irfândır. Beher dükkânları hemçünân kân-ı kân-ı fândır. Ve pençe-i âfitâb Selmân-ı Pâk köçekleri hamı serbendleri üzre çiçekleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 294b–295a ·
metinde göster ·
… târîh ile Telîsime'den eden hâk-i pây-ı Hüsrev-i Şîr âsafa hedâyâlar ile gelüp
mutî‘ [u]
münkâd üzerlerine Adana paşasın nigehbân koyup Bağdâd üzre gider. Hikmet-i Hudâ …
Ba‘dehû yine Acem sene 1032 târîhinde istîlâ edüp mutasarrıf iken sene 1039 sâlinde Murâd Hân-ı Râbi‘ asrında Hüsrev Paşa-yı dilîr Hemedân ve Dergezîn ve Hille ve Bâğ-ı Cinân'ı feth etdikde bu ahâlî-i Kazvîn mukaddem târîh ile Telîsime'den eden hâk-i pây-ı Hüsrev-i Şîr âsafa hedâyâlar ile gelüp mutî‘ [u] münkâd üzerlerine Adana paşasın nigehbân koyup Bağdâd üzre gider. Hikmet-i Hudâ Bağdâd'ın fethi müyesser olmayup kal‘a-i Tokad'a varup sâhib-i firâş iken Hâfız Ahmed Paşa hatt-ı şerîf ile Hüsrev Paşa'yı câme-i hâbdan şehîd edüp Rûm'a gider. Ba‘dehû İslâmbol'da kul gulüvv-i âm edüp Hâfız'ı da {huzûr-ı Murâd Hân'da} katl ederler. Bu kârlar cümle ma‘lûmumuz olmağile ale'l-ihtisâr bu gûne tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 314b ·
metinde göster ·
… Tebrîz'den kalkup birkaç menzilde şehr-i Sultâniyye'ye gelirler. Cümle ahâlîsi
mutî‘ [u]
münkâd olurlar. Andan kalkdığı gün bir kar ve dipi ve boran olur kim nüzûl eden …
Ba‘dehû Tebrîz'den kalkup birkaç menzilde şehr-i Sultâniyye'ye gelirler. Cümle ahâlîsi mutî‘ [u] münkâd olurlar. Andan kalkdığı gün bir kar ve dipi ve boran olur kim nüzûl eden berf ü bârânun kesretinden ve tîn-i siyâhun vefretinden ne nasb-ı hayemâta mekân-ı ârâmgâh var ve ne yol bellü ve ne şâhrâh var ve ne alef ve ne giyâh var. Âhir yüz bin derd-i ser çekerek cümle guzât-ı müslimîn ile kal‘a-i Karakan altında meks-i hıyâm olundukda ahâlî-i Karakan dahi kal‘anın miftâhların Süleymân Hân'a teslîm ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 334a ·
metinde göster ·
… i Basra Hüseyin Paşa ibn Efrâsiyâb Paşa'dır kim ber-vech-i ocaklık Âl-i Osmân'a
mutî‘ u
münkâd olup vezâret ile hükm-i hükûmet eder. Murtezâ Paşa kethudâsı (---)(---) …
Ba‘dehû sene 1048 târîhinde Efrâsiyâb Alî Paşa Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘e itâ‘at etdi ve ber-vech-i te’bîd eyâlet-i Basra kendüye ihsân olundu. Ammâ şimdiki halde hâkim-i Basra Hüseyin Paşa ibn Efrâsiyâb Paşa'dır kim ber-vech-i ocaklık Âl-i Osmân'a mutî‘ u münkâd olup vezâret ile hükm-i hükûmet eder. Murtezâ Paşa kethudâsı (---)(---) karındaşımızla Hüseyin Paşa'ya alây-ı azîm ile vardığımızda kethudâsı (---)(---) Ağa on bin askerle istikbâle çıkup kal‘a-i Basra'ya (---)(---) kapusundan dâhil olurken kal‘adan şâdumân topları atılup huzûr-ı Hüseyin Paşa'ya varup dest-bûsdan sonra Murtezâ Paşa hedâyâları gidüp arz olup zerre kadar makbûle geçmez şeklinde olup bizlere hayli i‘zâz [u] ikrâm edüp bir ziyâfet-i azîm oldu kim gûyâ Bitlîs Hânı, Melek Ahmed Paşa'ya ziyâfet etmişdi. Ba‘de'z-ziyâfe Murtezâ Paşa kethudâsına bir zerdûz kerrake ve hakîre bir kerrake birer eğerli at ihsân edüp Murtezâ Paşa kethudâsı Hüseyin Paşa kethudâsına ve hakîre dîvân efendisi (---)(---) efendiye mihmân olup gayrı tevâbi‘leri Abdüsselâm oğullarına müsâferete gönderüp akîbimizce hakîre bir kise Muhammedî guruş ve bir kat esvâb ve Murtezâ Paşa kethudâsına iki kise ve bir kat libâs-ı fâhire gönderüp her bâr paşa-yı âlîşân ile sohbet-i hâs edüp cemî‘i nüdemâlarıyla hüsn-i ülfet edüp ahvâl-i Basra'ya muttali‘ olup evsâfını alâ kadri'l-imkân tahrîr ü tavsîf etmeğe bezl-i ihtimâm olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 360a ·
metinde göster ·
… -mezheb ve mü’min ü muvahhid kimesnelerdir kim cümle bây u gedâsı şer‘-i şerîfe
mutî‘ u
münkâdlardır. Ve dahi hân-ı âlîşândan gayrı bir hâkimi dahi devlet-i Âl-i Osmân …
Ammâ hâlâ müsinn kimesnelerin nakli üzre yedi yüz pâre kend-i ma‘mûr kalmışdır. Ammâ cümle ahâlîsi Şâfi‘îyyü'l-mezheb ve mü’min ü muvahhid kimesnelerdir kim cümle bây u gedâsı şer‘-i şerîfe mutî‘ u münkâdlardır. Ve dahi hân-ı âlîşândan gayrı bir hâkimi dahi devlet-i Âl-i Osmân tarafından üç yüz akçe pâyesiyle kadısı 377b vardır ve mezâhib-i erba‘adan şeyhülislâmları ve nakîbi'l-eşrâfı ve şâhbenderi ve muhtesibi ve bâcdârı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 377a–377b ·
metinde göster ·
… p vakt-i seherde cümle küffâr hedâyâlarıyla Hân'ın pây-ı semendine yüzler sürüp
mutî‘ [u]
münkad olup şehirlerin halâs edüp defter-i cerâyimlerine nazar olunmayup afv ka …
Netîce-i merâm her elsine-i muhtelifede birer gûne ismi vardır. Meğer bu şehr-i mu‘azzam içinde sâkin olan müdebbir ve kâr-âzmûde âkıbet-endîş iş erleri Hân-ı âlîşânın bu kal‘ayı nehb u gâret edeceklerinin haberin alup vakt-i seherde cümle küffâr hedâyâlarıyla Hân'ın pây-ı semendine yüzler sürüp mutî‘ [u] münkad olup şehirlerin halâs edüp defter-i cerâyimlerine nazar olunmayup afv kalemiyle amân yarlığ-ı belîğ-i Cengiz Hânî yazılup Kırım askerinden üzerlerine şîrîn beğlerinden bir beğ on bin Tatar ile kadağacı koyup ahâlî-i şehir ile hüsn-i ülfet edüp ve Hân'a vezîr-i Maskov ziyâfet-i azîmler edüp hedâyâ ile ordu-yı İslâm bay oldu, ammâ mukaddemâ "Hân gelmesi" haberinde ehl-i beled havfa düşüp cemî‘i esbâb [u] eskallerinin zî-kıymetlerinin Kiyu şehri ensesinde Kiyu dağı mağârâlarına firâr edüp anda tahassun etmişler idi. Tatar-ı adû-şikâr haber alup hâh-nâ-hâh ol gârlardan niçe bin esîr ve mâl-ı ganâ’im çıkarup Kiyu şehri halkından esîr olanlara aslâ sâhib çıkmayup kal‘ayı bırağup mağârâlara dayandıklarında "Aleyhi mâ yestahik" deyüp Tatar kavmi bu kadar mâl-ı Karûn'a mâlik oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 46b ·
metinde göster ·
… rıkamış hükmünde kavm-i Zaporoska'dır. Bunlar dahi bir krala ve Kırım hânlarına
mutî‘ [u]
münkad değillerdir kim cümlesi Sirge Kazağı'yla birdirler, ammâ bunlar Cezâyirl …
Evsâf-ı kal‘a-i Kobilak: Bânîsi Kobilak nâm bir hatman binâsıdır. Lisân-ı Rusça kobilak kısrak demekdir, ya‘nî Kısrak kal‘ası derler. Bunlar dahi Sarıkamış hükmünde kavm-i Zaporoska'dır. Bunlar dahi bir krala ve Kırım hânlarına mutî‘ [u] münkad değillerdir kim cümlesi Sirge Kazağı'yla birdirler, ammâ bunlar Cezâyirli gibi on bin askerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 48b ·
metinde göster ·
Diyâr-ı Rûm'da cengâver ve dilâver ve server-i hünerver erler Sirem ve Semendire ve Köstendil sancaklarının gâzîleri meşhûrdur kim Süleymân Hân anlara du‘â etmişlerdir. Hâlâ hâkimlerine mutî‘ [u] münkad mücâhidün fî sebîlillâh gâzîyân-ı sâdıkânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 182b ·
metinde göster ·
… lle cümle 29a Sibinli cemî‘i birov ve irşek ve kapdanları ve şaglarıyla gelüp
mutî‘ [u]
münkâd olup yüz yetmiş kîse mâl-ı pâdişâhî ve yetmiş kîse serdâra ve kırk kîse …
Bu mahalle cümle 29a Sibinli cemî‘i birov ve irşek ve kapdanları ve şaglarıyla gelüp mutî‘ [u] münkâd olup yüz yetmiş kîse mâl-ı pâdişâhî ve yetmiş kîse serdâra ve kırk kîse krala verüp bu kadar tuhef hedâyâlar ile a‘yân-ı kibâr orduyu cümle tatyîb-i hâtır edüp hil‘atler geyüp Sibin'e gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 28b–29a ·
metinde göster ·
Beri tarafda mukaddemâ Budin içinden çıkup etrâf kılâ‘ları
mutî‘ [u]
münkâd etmeğe giden asâkir-i İslâma serdâr olan Kâsım Paşa Budin'in muhâsara ol …
Beri tarafda mukaddemâ Budin içinden çıkup etrâf kılâ‘ları mutî‘ [u] münkâd etmeğe giden asâkir-i İslâma serdâr olan Kâsım Paşa Budin'in muhâsara olduğun istimâ‘ edüp der-akab üç bin yeniçeri ve üç bin kendü askeri ve on bin aded Yanoş gulâm kralın kendü asker-i Macarı cümlesi kal‘a-i Peçoy'dan balyemez toplar ve niçe bin araba zahâ’irler ile bir gece ale'l-gafle cümle küffâr hâb-ı râhatda iken cümle asker mühimmât [u] levâzımâtlarıyla kal‘a-i Budin'e bî-pâk ü bî-pervâ girüp ahâlî-i Budin'e böyle imdâd ve zahâ’ir geldiğinde cümle ehl-i beled tâze cân bulur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75a ·
metinde göster ·
… in haber alup tâc-ı İskender Budin kralında olmak ile dörd aded krallar kendüye
mutî‘ [u]
münkâdlar olup Budin altında ve derûn-ı hisârda cenge âmâde oldular. Çünki Ferd …
Pes Yanoş Krala çaşıtlar gelüp Beç Kralı Ferdinand Kral'ın üç kral ile Budin üzre geleceğin haber alup tâc-ı İskender Budin kralında olmak ile dörd aded krallar kendüye mutî‘ [u] münkâdlar olup Budin altında ve derûn-ı hisârda cenge âmâde oldular. Çünki Ferdina[n]d Kral Budin kurbunda Kızıl Sahrâ nâm mahalle küffâr gelüp meks etdikde hemân Yanoş Kral ale'l-gafle Alaman Kralı Ferdinand'ı basup eyle şiş ve harba ve top ve tüfeng-i pür-ceng urur kim cümle küffâr şişden geçüp mâl [u] menâllerin bırağup kaçup dâr-ı menhûslarına giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 76b ·
metinde göster ·
… benâm ban ibn ban iki kerre yüz bin asker ile Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa'ya gelüp
mutî‘ [u]
münkâd olup yine evvelbahârda gazâ-yı Üstürgon'a sene 1014 târîhinde revâne olu …
Bu hâl üzre yedi ay kâmil savaş-ı perhâş ederken eyyâm-ı şitâ gelüp âhirü'l-emr guzât-ı müslimînde el ayak dutmadan ve hark u berf ü selc ü şiddet-i şitâdan bî-feth avdet edüp Budin'e geldikde Yeniçeri ağası olan Nakkâş Paşa-yı bî-ârın meterise girmeyüp yeniçerileri zabt etmedüğünü der-i devlete arz edüp Sadrıa‘zam Belgrad'a gelüp cemî‘i asâkir-i İslâm ile meştâ edüp evvelbahâr-ı rûz-ı nevrûz-ı Hârezmşâhî olunca Orta Macar nâmdarlarından Boçkay nâm bir benâm ban ibn ban iki kerre yüz bin asker ile Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa'ya gelüp mutî‘ [u] münkâd olup yine evvelbahârda gazâ-yı Üstürgon'a sene 1014 târîhinde revâne olup kat‘-ı menâzil ederek yer götürmez leşker-i cündullâh ile sahrâ-yı Üstürgon'da meks edüp etrâf-ı Üstürgon'un yemîn ü yesârında olan kılâ‘lardan Tata ve Papa ve Yanık ve Senmartin ve Perespirim ve Val ve Cânbeğ nâm kal‘aları ve niçe kurâ vü kasabâtları ve bukâ‘larını gâret ü hasâret etmeğile küffâr üzre tamâm galebe ve nusret ve niçe bin küffârı esîr edüp niçe felâket ederek kal‘a-i Üstürgon altına hisâbın Hallak-ı âlem bilir ol kadar mâl-ı ganâ’imle gelirler kim bir esîr bir guruşa bey‘ olunup bir kâfir kal‘asından çıkup Üstürgon imdâdına gelmeğe iktidârları olmayup ba‘dehu Serdâr-ı Mu‘azzam kal‘a-i Üstürgon'u henüz muhâsara edüp tokuz koldan meterislere girüp cenge âmâde olduklarında hemân Serdâr-ı âkıbet-endîş Solak Ali Ağa nâmında bir ağa-yı zîşânı elçilik ile kal‘a kapudanına nâme ile gönderüp nâmesinde eyle tahrîr etmişler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 92a ·
metinde göster ·
… dilâver ve server ve hünerver fetâlardır. Hattâ cümlesi şer‘-i şerîfe ol kadar
mutî‘ u
münkâdlardır kim emr-i şer‘-i Resûl-i mübînin demeden gayri bir şey demezler ve …
Hakkâ ki yarar ve nâmdâr şemşîrkâr yiğitleri var kim cümlesi hîle ve hud‘adan ârî pâk-nijâd mu‘temed ü kârdân ve cezbe-i kulûba mâlik sâhib-i hânedân bir alay halûk ve halîm ve selîm ve oğuz gâziyân, merd-i meydân dilâver ve server ve hünerver fetâlardır. Hattâ cümlesi şer‘-i şerîfe ol kadar mutî‘ u münkâdlardır kim emr-i şer‘-i Resûl-i mübînin demeden gayri bir şey demezler ve hîle yolun bilmezler. Hemân düşmana doğru varırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93a ·
metinde göster ·
… du ve herkesin yüzleri güldü ve niçe yerlerden ba‘zı kurâların kefereleri gelüp
mutî‘ [u]
münkâd oldu.
Ba‘de'n-namâz ve'n-niyâz kal‘anın cümle der [ü] dîvârları üzre cemî‘i guzât-ı muvahhidîn pür-silâh âmâde olup üç nevbet yeniçeri ocağından gülbâng-ı Muhammedî çekilüp top u tüfeng şâdumânları olup tâ vakt-i zevâle dek mehterhâne fasılları oldu ve herkesin yüzleri güldü ve niçe yerlerden ba‘zı kurâların kefereleri gelüp mutî‘ [u] münkâd oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121b ·
metinde göster ·
… r, biri Hünkâr câmi‘i ve biri Sadrıa‘zam câmi‘i oldu. Ve cümle re‘âyâları gelüp
mutî‘ [u]
münkâd olup evli evlerinde sâkin oldu.
Ve içinde ancak iki kenîsesi var, biri Hünkâr câmi‘i ve biri Sadrıa‘zam câmi‘i oldu. Ve cümle re‘âyâları gelüp mutî‘ [u] münkâd olup evli evlerinde sâkin oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133b ·
metinde göster ·
… Mehemmed Paşa ve i‘ânet-i Kaplan Paşa ile bu kal‘ayı feth edüp cümle kefereleri
mutî‘ [u]
münkâd olup amân demişler idi.
Lisân-ı Macar'da (---)(---) demekdir. Bânîsi Orta Macar kralı Palatinuş bandır. Sene 1004 târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed Hân-ı Sâlis fethi idi, yine küffâr istîlâ etmişdi, ammâ bu sene-i garrâda Eğre paşası Filibeli Pirinççi Mehemmed Paşa ve i‘ânet-i Kaplan Paşa ile bu kal‘ayı feth edüp cümle kefereleri mutî‘ [u] münkâd olup amân demişler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134a ·
metinde göster ·
… imiş, Kaplan Paşa câ-be-câ harâb etmiş. Bu varoşun beş bin kadar re‘âyâsı gelüp
mutî‘ u
münkâd olup bir hafta içinde asâkir-i Âl-i Osmân bu varoşa üşüp eyle amâr etdil …
Bu kal‘a dest-i İslâm'da iken bir küçücük hammâmı var imiş, mu‘attal dururdu. Hammâmı ve câmi‘i ve kal‘ayı ve cümle büyûtları asker-i İslâm amâra başlayup kal‘anın aşağısındaki fezâ-yı vâsi‘de tâ nehr-i İpol'a varınca bir varoş-ı azîmi var imiş, Kaplan Paşa câ-be-câ harâb etmiş. Bu varoşun beş bin kadar re‘âyâsı gelüp mutî‘ u münkâd olup bir hafta içinde asâkir-i Âl-i Osmân bu varoşa üşüp eyle amâr etdiler kim ta‘bîr olunmaz. Hattâ cümle handakın gayyâ-misâl kazup iki yerden cisirli kapular edüp dâ’iren-mâdâr on bin adım bir varoş-ı azîm çevirdiler kim palanka dîvârları üzre arabalar gezmek mümkündür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 135b ·
metinde göster ·
münkâdlardır. Bir hâkimi dahi sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesib …
Ve hâkimlerine gâyet mutî‘ [u] münkâdlardır. Bir hâkimi dahi sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve harâc ağası Budin kulu tarafından gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI mük. 137a ·
metinde göster ·