… kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından
mutâflarda
dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başı …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
Tavsîf-i esvâk-ı sultânî: Cümle altı yüz aded müzeyyen çârsû-yı hüsn-âbâd dekâkinlerdir kim gâyet ma‘mûr u müzeyyendir. Sarrâchânesi cümleden şîrîndir ve gâyet musana‘ sarrâc bisâtı işlenir mutâfları dahi memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83a ·
metinde göster ·
Ve bu mezkûr mağâralarda ve zîr-i zemînlerde şehrin
mutâfları
ve urgancıları ip bükerler. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm gâr-ı yetîmânlardır. Ve …
Ve bu mezkûr mağâralarda ve zîr-i zemînlerde şehrin mutâfları ve urgancıları ip bükerler. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm gâr-ı yetîmânlardır. Ve âb-ı hayât buz pâre kuyuları vardır. Ve bu Macar hisârında yigirmi aded dükkânlarından aşağı yüz elli adım kıbleye nâzır dörd kat kemer kapular var, ammâ bu kapuların mâbeynlerindeki kemerleri kasden karanlık etmişlerdir kim eğer taşradan gelen düşman içeri girirken gözleri görmeyüp yürüyüş edemeyeler, ammâ bu mahallerde oturanlar taşradan gelenleri görüp düşmanı ururlar. Ve yol üzre şâhâne topları dururlar, hîn-i iktizâda düşmanlara ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37a ·
metinde göster ·
… lar göremezler. Ve bu aşağı kal‘ada olan dükkânlar cümle kazancılar ve câ-be-câ
mutâflardır
.
Ve bu kal‘a içinde cümle yetmiş seksen mikdârı kiremit örtülü sehel ma‘mûr evlerdir. Mâ‘adâ hemân bir şâhrâh üzre cümle seksen aded vâsi‘ dükkânlardır kim bir yoldur, gayri tarîk-i âmm yokdur, zîrâ bir tarafı kal‘anın Çekebeni kayalarıdır ve bir tarafı kal‘a altından cereyân eden nehr-i (---) dir. Ammâ üstâd-ı Ferhâd-ı kûhken bu aşağı kal‘adan ve yukaru kal‘anın Çekebeni kayalarından oyup kesme kaya nerdübânlar ile bir minâre kaddi kal‘a dîvârı su kenârı olmak ile kal‘a temelin su döğer. Ba‘zı yerlerinden suya ener, yetmiş seksen kademe taş nerdübânlar ile enilüp Kazancılar çârsûsu kapusu dibinde bir azîm su kullesi var, tâ suyun içinde binâ olunmuşdur, tâ Çekebeni kayaları içinden oyma yolları var kim yukaru kal‘adan aşağı su kullesine enince bin altmış ayak kesme taş nerdübânlardır kim hîn-i muhâsarada bu kayalar içindeki yollardan su taşıyup mahsûr olanlar aslâ suya zarûret çekmezler. Ve bu yolları düşmanlar dahi görmezler, ammâ Kazancılar çârsûsu kayalarından aşağı su yolları alçakdır, ammâ bu yolları dahi düşmanlar göremezler. Ve bu aşağı kal‘ada olan dükkânlar cümle kazancılar ve câ-be-câ mutâflardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 358a ·
metinde göster ·
… asına sebeb olup hâlâ Uzkurlu varoşu derler. Ve Kazancılar çârsûsundan şarka tâ
Mutâflar
başına varınca kâmil iki bin adımdır ve iki kat şâhrâh yoldur. Ve yemîn ü yesâr …
Ve bu Kazancılar kapusu ndan taşra merhûm u mağfûrun-leh Uzkurlu (---) bir çârsû-yı azîm binâ edüp bu mahallin bir varoş-ı azîm olmasına sebeb olup hâlâ Uzkurlu varoşu derler. Ve Kazancılar çârsûsundan şarka tâ Mutâflar başına varınca kâmil iki bin adımdır ve iki kat şâhrâh yoldur. Ve yemîn ü yesârları serâpâ her esnâfdan pâk ü pâkîze dükkânlardır. Ekseriyyâ dekâkînler cümle Uzkurluoğlu evkâflarıdır kim cümle yedi yüz aded dükkânlardır, ammâ bezzâzistânları yokdur. Lâkin yine cümle metâ‘-ı akmişe-i nâdir[e] ve dîbâ ve şîb ü zerbâf-ı fâhireler cümle mevcûddur. Ekseriyyâ bohçacısı gâyet çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 358a ·
metinde göster ·
… ncuğazlardır. Ve cümle iki yüz aded Kal‘aönü meydânında dükkânlardır. Ekseriyyâ
mutâfları
ve pâypûşçuları çokdur. Ve Çârsû-yı hüsn içre gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâ sâyedâr …
Ve cümle iki aded hâncuğazlardır. Ve cümle iki yüz aded Kal‘aönü meydânında dükkânlardır. Ekseriyyâ mutâfları ve pâypûşçuları çokdur. Ve Çârsû-yı hüsn içre gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâ sâyedâr eşcârından mâ‘adâ âbdâr ve lezîz tut dırahtları ve üzüm asmaları ile bu çârsû-yı hüsn sâyedâr olmuşdur kim cümle dırahtlar tertîb üzre dikilüp sûk-ı sultânîyi tezyîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 364a ·
metinde göster ·
… zheb ulu sultândır. Ve mutâflık edüp kifâf-ı nefs edinirlerdi. Ve gazâzların ve
mutâfların
zu‘mu oldur ki "Bizim pîrimiz İmâm Muhammed-i Gazâlî'dir" derler. Ni‘metullâh t …
Ve kal‘a kapusu mâbeyninde İmâm Muhammed-i Gazâlî, tâbi‘îndendir. Niçe bin te’lîfât[ı] var. İmâm-ı ekberdir. Ammâ mezheb sâhibi olmağa Hazret-i Risâlet-penâh vâkı‘asında destûr vermemişlerdir. Şâfi‘iyyü'l-mezheb ulu sultândır. Ve mutâflık edüp kifâf-ı nefs edinirlerdi. Ve gazâzların ve mutâfların zu‘mu oldur ki "Bizim pîrimiz İmâm Muhammed-i Gazâlî'dir" derler. Ni‘metullâh tarîkındandır. Ammâ galatdır. Pîr oldur ki Hazret-i Risâlet-penâh yâhûd Hazret-i Alî yâhûd Selmân-ı Fâris belin bağlayup sâhib-i seccâde etmiş ola, pîr oldur. Mahallinde îrâd olunur. Ve cümle Ayntâb halkının zu‘m-ı hüsünleri İmâm Muhammed-i Gazâlî ve birâderleri Ahmed Gazâlî, Ayntâb kal‘asında medfûnlardır, tevâtür ile meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y165b ·
metinde göster ·
bir ma‘rifetde olmağile çadırcılara mutâf şilte ve şilye matbah olmağile mutâfl …
Esnâf-ı mutâfân: Kolancılar gibi mutâflar bir ma‘rifetde olmağile çadırcılara mutâf şilte ve şilye matbah olmağile mutâflar çadırcılara yamakdır. Dükkân iki yüz, nefer altı yüz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y172b ·
metinde göster ·
… tâflar bir ma‘rifetde olmağile çadırcılara mutâf şilte ve şilye matbah olmağile
mutâflar
çadırcılara yamakdır. Dükkân iki yüz, nefer altı yüz.
Esnâf-ı mutâfân: Kolancılar gibi mutâflar bir ma‘rifetde olmağile çadırcılara mutâf şilte ve şilye matbah olmağile mutâflar çadırcılara yamakdır. Dükkân iki yüz, nefer altı yüz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y172b ·
metinde göster ·