içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i …
Ziyâret-i bahr-i vefâ ve kân-ı şifâ, rükn-i muhterem, kutb-ı muhteşem, zâhid-i zamâne, âbid-i yegane eş-Şeyh Hazret-i Şemseddîn Muhammed b. Alî ya‘nî Hazret-i Seyyid Emîr Sultân: Hüseynî nesebdir. Buhârâ'da müştak olup edâ-yı farz içün Mekke-i Mükerreme'ye, andan Medîne-i Münevvere'ye gelüp ceddi Hazret-i Resûl'ü ziyâret ederken Medîne şürefâları "Nedir bu sende sikke-i {Âl-i} Muhammedî" deyü ta‘n [u] taarruz edüp şürefâ surresin vermezler. Hemân Hazret-i Emîr eydür "Gelin ceddimiz huzûruna varup murâfa‘a-i şer‘ olalım. Kankımız ırk-ı tâhirden ise anlar hükm buyursunlar" deyü cümle şürefâ-yı Mekkiyi Hazret-i Resûl muvâcehesine götürüp hemân Seyyid Emîr "Es-selâmu aleyke yâ Ceddî" der. Hemân Ravza-i Mutahhara içinden {"Ve aleykümü's-selâm} yâ veledî, Muhammed b. Alî" deyü sadâ-yı Resûl-i Kibriyâ gelüp "Yâ veledî, Rûh ile'r-Rûm, ma‘a'l-kandîl" buyururlar. Hemân o mahalde cümle şürefâ-yı Mekke hâk-i pây-i Emîr'e düşüp niçe yüz şürefâlar dahi bile Emîr Sultân ile Rûm'a azîmet ederler. Görseler kim havâda mu‘allak bir kandîl bile menzil-be-menzil gidüp leyle-i muzlimde üzerlerine nûr gibi şu‘le verüp tâ ki şehr-i Bursa'ya dâhil olduğu gibi ol kandîl sönüp gâ’ib oldu. Emîr Sultân cümle fukarâlarına eyitti: "Ey ihvân-ı bâ-safâlar, bizim ömrümüz, kandîl bu şehrde sönüp makâmımız bu şehr olması işâretidir" buyururlar. Hemân a‘yân-ı Bursa Emîr Sultân'ın hâk-i pâyine yüz sürüp dörd kerre yüz bin âdem mürîdi oldular. Zîrâ ol nûr-ı kandîl ile azîzin Bursa'ya dâhil olduklarını her menzîlde cümle âşıkân görüp Bursa halkı dahi üç gün üç gice o kandîli temâşâ edüp ulu sultân olduğun müşâhede etdiklerinden cümle kibâr-ı Bursa Hazret-i Emîr'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp fukara-yı (---)(---) oldular. Bizzât Yıldırım Bâyezîd Hân rikâblarında piyâde yürüyüp bey‘at-kerdeleri olduklarından mâ‘adâ Yıldırım Bâyezîd Hân Nilüfer Hânım nâm-ı cânım olan kerîme-i afîfesin Emîr Sultân'a tezvîc edüp azîm sürûr [u] şâdmânlar oldu. Diyâr-ı Rûm'da bir velvele-ârâ-yı azîz oldu kim cihânda yegâne-i asr oldu. Hattâ Yıldırım Hân Ulu Câmi‘i binâ edüp evvel cum‘a namâzı edâ olundukdan sonra Yıldırım Hân, Emîr Sultân'a eydür "İyi câmi‘ olmadı mı sultânım", der. Emîr Sultân eydür: "Katı müzeyyen câmi‘ olmuş ammâ ortasında beş on küp katresi harâm hamr gerekdir kim gelüp giden cemâ‘atler şarâb-ı mel‘ûndan şürb edüp gideler, hemân ol eksikdir" deyince Yıldırım Bâyezîd Hân eydür: "Yâ Sultânım! Bu ibâdethânedir. Hiç ne mümkündür kim böyle câmi‘de şarâb ola" deyü cevâb eydür. Hemân Emîr Sultân eydür: "Bak a Yıldırım, bu câmi‘i sen binâ edüp içine şarâb komağı irtikâb etmeği ma‘kûl görmedin, sen ki Cenâb-ı Bârî'nin yed-i kudretiyle bir katre menîden halk etdüğü tılısım-ı ism-i a‘zam ve arş [u] kürs-i kerrûbiyyândan efdal ü eşref beytullah olasın. Husûsan benî Âdem hakkında Allah "Kalbü'l-mü’mini arşullah" diye. Sen ol arşullah içre Allah'dan havf etmeden niçe gice ve gündüz şarâb-ı habîs korsun" deyince hemân Yıldırım Hân irşâd olup şarâba tevbe eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 238a ·
metinde göster ·
… ü şâhâne şâhnişînli ve billûr ve necef moranlı revzenler ile ârâste ve şâhrâh-ı
mutahhara
ile pîrâste olmuş hânedânlardır. Cümleden meşhûr sarâyları bildirir. Evvelâ,
Sitâyiş-i sarây-ı bay u gedâ-yı a‘yân: Cümle yedi sekiz yüz aded tahtânî ve fevkânî musanna‘ kırmızı kiremit örtülü şâhâne şâhnişînli ve billûr ve necef moranlı revzenler ile ârâste ve şâhrâh-ı mutahhara ile pîrâste olmuş hânedânlardır. Cümleden meşhûr sarâyları bildirir. Evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 94b ·
metinde göster ·
… kulu aklâmıdır. Ve on yük akçesi Mekke ve Medîne'ye vakf olunmuşdur kim Ravza-i
Mutahhara
tarafından her sene Kızlar Ağası âdemi gelüp on yük akçeyi Tımışvar defterdârın …
Memdûhâtından eriği ve elması ve beyâz kebesi meşhûrdur. Ve cümle re‘âyâsı Varat kulu aklâmıdır. Ve on yük akçesi Mekke ve Medîne'ye vakf olunmuşdur kim Ravza-i Mutahhara tarafından her sene Kızlar Ağası âdemi gelüp on yük akçeyi Tımışvar defterdârından alup gider, hayrât-ı azîme oldu. Andan kalkıp 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 1b ·
metinde göster ·
… amîs-i şerîfleri üzre iki kat kefenler sarup hâlâ Medîne-i Münevvere'de Ravza-i
Mutahhara
içre defn etdiler. Rahmetullâhi aleyh.
"Biz ümmî âdemiz, henüz dîn-i İslâm ile müşerref olup Allâh bir peygamber hak bilirim. Öbür dediğin sünnetleri de Buhârâ'dan bir fakîh getirüp öğrenirim" dedikde Mu‘âz ibn Cebel gazab-âlûd olup Cingiz Hân'a kelime-i tevhîdi ve îmân du‘âsın okudup bâtıl dînden çıkup hak dîne girüp Hazret-i Îsâ Allâh'ın kulu ve Meryem Ana câriyesi ve dörd kitâba inandım, dedirmeği ferâmûş edüp gazabından atlarına süvâr olup kat‘-ı menâzil ederek Medîne-i Münevvere'ye geldikde {hikmet-i Hudâ} Hazret-i Risâlet-penâh altmış üç yaşında dâr-ı fânîden dâr-ı bâkîye intikâl etmiş olup Hazret-i Resûl'ün vasıyyeti üzre na‘ş-ı şerîf-i Resûl-i Kibriyâ'yı Hazret-i Alî tenhâ yerde Hazret'i gasl edüp Hazret-i Abbâs'ın iki aded oğlu Fazl ve Kusem Hazret üzr[e] su 132a döküp Hazret-i Alî Hazret’in vücûd-ı şerîflerine el değirmeden mübârek kamîsleri üzr[e] gasl edüp kamîs-i şerîfleri üzre iki kat kefenler sarup hâlâ Medîne-i Münevvere'de Ravza-i Mutahhara içre defn etdiler. Rahmetullâhi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 131b–132a ·
metinde göster ·
… akâm ferrâşlar içeri girüp ba‘dehu bâb-ı sa‘âdeti sedd edüp bir âdem bu Ravza-i
Mutahhara
içine komak ihtimâlleri yokdur.
Netîce-i kelâm hakîr ile yedi âdem olup âsitâne tarafında ve vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve a‘yân-ı kibârın ferrâşları vardır. Anların kâ’immakâmları bu Medîne-i mutahharada hâzırlardır. Bizzât Âl-i Osmân pâdişâhının ferâşeti vekîli şeyhü'l-haremdir. Ol dahi destine bir minşefe Y 291a ya‘nî süpürge alup du‘â ve senâ ile Hazret-i Fâtıma tarafından şebeke-i Resûlullâh'ın bâb-ı şerîfin küşâde kılup cümle on iki tavâşîler ve bâlâda zikr olunan kâ’immakâm ferrâşlar içeri girüp ba‘dehu bâb-ı sa‘âdeti sedd edüp bir âdem bu Ravza-i Mutahhara içine komak ihtimâlleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y290b–Y291a ·
metinde göster ·
… râşlar birer ikişer kerre süpürüp taşra çıkardılar. Biz on beş âdem ile Ravza-i
Mutahhara
içinde kaldık. Ammâ hakîrde kalmağa cân kalmadı. Aşkımdan mest [ü] medhûş oldum …
Paşa hazretleri ve hakîr zemîn bûs edüp şefâ‘atlerin ricâ eyleyüp ferş-i şerîfin süpürmeğe mübâşeret etdik. Sâ’ir kara ağalar ile sâhib-i devlet yedi kandîl yakup hidmet etdi. Sâ’ir kâ’immakâm ferrâşlar birer ikişer kerre süpürüp taşra çıkardılar. Biz on beş âdem ile Ravza-i Mutahhara içinde kaldık. Ammâ hakîrde kalmağa cân kalmadı. Aşkımdan mest [ü] medhûş oldum. Ba‘dehu rûh-ı şerîflerinden istimdâd taleb edüp aklım başıma gelüp hakîr dahi üç kandîl ihrâk eyledim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y291a ·
metinde göster ·
… Mukaddemâ muhtasar tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu gelişde iki gün meks edüp Ravza-i
Mutahhara
câmi‘inde bir Mevlûd olmuşdur kim diller ile ta‘bîr ve tavsîf olunması bir veci …
Menzil-i kal‘a-i Medîne-i Münevvere nevverallâhu ta‘âlâ: Mukaddemâ muhtasar tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu gelişde iki gün meks edüp Ravza-i Mutahhara câmi‘inde bir Mevlûd olmuşdur kim diller ile ta‘bîr ve tavsîf olunması bir vecihle mümkin değildir vasfında âcizdir. Eğer tafs[î]l üzre ile ta‘bîr olunan vechi üzre evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y368b ·
metinde göster ·