… âhîde nâmeleri Sultân Ahmed'in dest-i şerîfine verüp zemîn-bûs eder. Ol mahalde
nâmeyi
tercümân kırâ‘at etdükde yine Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Sünbül …
"İmdi pâdişâhım! Geçen günlerdeki meşveretimiz üzre hamd-i Hudâ celâlî dikeni kırılup cezîre-i Girid gazâsına cidd ü cehd edüp ibtidâ Venedik Penç Pirim'ine bir mu‘temed elçi ile bir nâme gönderüp Girid cezîresini hüsn-i rızâlarıyla taleb edin, görelim ne zuhûr eder" deyince Mahmûd Efendi'nin bu gûne nasîhat-âmîz Girid fethi terğîbinden {Sultân Ahmed Hân} hazz edüp fi'l-hâl nâmeler tahrîr olunup Kurd Çavuş nâm bir mütekellim ve fasîhu'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân kimseye nâmeleri ve niçe tuhaf hedâyâları verüp yedi günde ılgar ile Bosna'ya, andan iki günde Venedik destinde kal‘a-yı Dadırya, andan gemiyle karşu Venedik'e geçip bir gün Nazarta nâm mahalde yatup ertesi gün alay-ı azîm ile Venedik kralı olan Penç Pirim'e buluşup dîvân-ı bed-âyînlerinde nâme kırâ’at olunup mefhûmu ma‘lûmları olup ale'l-ittifâk cümlesi "N'ola, cezîre-i Girid'i Âl-i Osmân istemiş, verelim, başımız üstüne" deyü ta‘ahhüd edüp bir nâme tahrîr edüp elçiye hayli ri‘âyet edüp Âsitâne tarafına Kurd Çavuş'u gönderüp tokuzuncu günde elçi Çavuş kurd gibi maslahat görüp geldikde dîvân-ı pâdişâhîde nâmeleri Sultân Ahmed'in dest-i şerîfine verüp zemîn-bûs eder. Ol mahalde nâmeyi tercümân kırâ‘at etdükde yine Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Sünbül Alî Efendi ve Şeyhülislâm (---) Efendi ve Mu‘abbir İbrâhîm Efendi ve Doğanî Efendi ve Şârih-i Mesnevî Mevlevî İsmâ‘îl Efendi ve Kâsımpaşa Mevlevîhânesi Şeyhi Cenûbî Abdî Efendi ve Dervîş Ömer Gülşenî ve Güzelce Gülâbî Ağa ve Kuzu Alî Ağa ve Abdî Ağa ve bu hakîr dahi hâzır idim" deyüp pederimiz böyle takrîr etdi. Ba‘dehû bu mezkûrûnun huzûrlarında nâme-i bî-me’âli huzûr-ı pâdişâhîde kırâ’at olunup ibtidâ sernâmelerinde böyle tahrîr etmişler kim
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 274a ·
metinde göster ·
… mâ‘at / Zuhûr oldu niçe dürlü kerâmet / Sahâbe kim yazup vermişdi nâme / Okuyup
nâme[y]i
erdi temâme / Mübârek su dahi dinledi anı / Ki suyun gûyiyâ var cism [ü] cânı / …
Götürdü çûn bular mektûbu Rûm'aGelüp gösterdiler Harkil-ı şûmaPınarbaşına cem‘ oldu ulularGeh Ashâb u [geh] ahbâb u velîler 18aDediler varalım nehrin başınaBizimle görelim nehrin işi neKim anda cem‘ olup cümle kibârıDurup saf saf kamu şeyh u sığârıDu‘âlar eyleyüp anda cemâ‘atZuhûr oldu niçe dürlü kerâmetSahâbe kim yazup vermişdi nâmeOkuyup nâme[y]i erdi temâmeMübârek su dahi dinledi anıKi suyun gûyiyâ var cism [ü] cânıTamâmen okudu mektûbu kârîİşidüp su o dem kıldı karârı
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b–18a ·
metinde göster ·
nehr etdi tefhîm / Kabûl etdi kelâmı oldu teslîm / Niçe etmeye ta‘zîm ol kelâmı …
Ki gûyâ nâme[y]i nehr etdi tefhîmKabûl etdi kelâmı oldu teslîmNiçe etmeye ta‘zîm ol kelâmıLisân-ı hâl ile duydu selâmıNiçe dürlü beşâret oldu andaDil ehline işâret oldu andaHem anda niçe hikmet oldu zâhirResûlün ümmeti kıldı tefâhürPes andan su yine akup yürüdiIyânen "Allah Allah Hû!" der idiPes andan sonra gün günden az akdıAcebler gördü her kim ana bakdıAçıldı pes o Harkile OvasıGöründü herkesin mülk-i esâsıYerine vardı herkes anda ma‘mûrRe‘âyâ ü berâyâ oldu mesrûr
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… kayseri olan Cimcime'ye ve Mar‘aş ahâlîsine bir nâme yazup Esved ibn Mıkdâd ile
nâmeyi
Cimcime kaysere gönderdikde kırâ’at edüp "Evvel bir Allah, sânîyen Muhammed lev …
Bu şehr-i cedîdin cânib-i kıblesinde hâlâ bağlar olduğu zemîninde Mâr‘aş-ı kadîm şehr-i azîm imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları nümâyândır. Sebeb-i vîrânî oldur kim Hazret-i Ömer radiyallahu anh zamân-ı hilâfetlerinde bizzât kendüleri Kuds-i şerîfi feth edüp "Âyâ kayser-zemin niçe ola?" deyü birkaç bin guzât-ı muvahhidîn ve hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Alî ile Haleb'e ve Ayntâb'a ve Kayseriyye'ye ve Mar‘aş âhir-i arz-ı mukaddesedir deyü gelüp Mar‘aş kayseri olan Cimcime'ye ve Mar‘aş ahâlîsine bir nâme yazup Esved ibn Mıkdâd ile nâmeyi Cimcime kaysere gönderdikde kırâ’at edüp "Evvel bir Allah, sânîyen Muhammed lev-lâk, sâlisen Çâr-yâr-ı güzîn nâmemiz vusûl buldukda evvelâ dîn-i mübîni kabûl edesiz, sânîyen kal‘ayı teslîm edesiz, sâlisen harâc kabûl edesiz" deyü nâmeyi bu gûne istimâ‘ etdiklerinde derhâl Mar‘aş kavmi şehri hâlî bırağup Şîr dağına firâr ederler. Mıkdâd ibn Esved bu hâli gördüği minvâl üzre Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Alî'ye i‘lâm etdikde cümle sahâbe-i kirâm bir yere cem‘ olup "Mar‘aş hâlî ve vîrân kala deyü bed-du‘â edüp yine Kudüs'e ve Medine'ye giderler. Ol sebebden eski Mar‘aş harâb olup ba‘dehû sene (---) târîhinde Alâüddevle Zülkadiriye ya‘nî Mar‘aş sâhibi olup bu Mar‘aş'ı imâr edüp müfîd ü muhtasar bu kal‘ayı bir vâdinin meyânında cebel-i Şîr dâmeninde Omzı-keçili nâm bir püşte üzre Mar‘aş kal‘asın binâ eder. Ba‘dehû Süleymân Şâh mücedded bu kal‘a binâ edüp içine er koyup eyâlet-i Mar‘aş'a mutasarrıf olduğu mukaddemen mastûr [u] mufassaldır. Ve cebel-i Şîr'den bu şehre 62a bir ayn-ı câriye revân olur. İsmine Bunarbaşı derler. Bir mesîregâh u teferrücgâh yerdir. Şehrin cümle erbâb-ı ma‘ârifi anda cilvelenirler. Ol şu şehre girüp sekiz aded âsiyâb-ı dakîk devrân etdirir. Ve şehir kıble cânibinde Elmalı köyü tarafından bir nehir dahi şehrin bâğçeleri içre cereyân ederek on altı göz değirman dahi döndürür. Bu yigirmi dört göz değirmân cümle vakıfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 61b–62a ·
metinde göster ·
bu gûne istimâ‘ etdiklerinde derhâl Mar‘aş kavmi şehri hâlî bırağup Şîr dağına …
Bu şehr-i cedîdin cânib-i kıblesinde hâlâ bağlar olduğu zemîninde Mâr‘aş-ı kadîm şehr-i azîm imiş. Hâlâ âsâr-ı binâları nümâyândır. Sebeb-i vîrânî oldur kim Hazret-i Ömer radiyallahu anh zamân-ı hilâfetlerinde bizzât kendüleri Kuds-i şerîfi feth edüp "Âyâ kayser-zemin niçe ola?" deyü birkaç bin guzât-ı muvahhidîn ve hazret-i Düldül-süvâr Esedullah Alî ile Haleb'e ve Ayntâb'a ve Kayseriyye'ye ve Mar‘aş âhir-i arz-ı mukaddesedir deyü gelüp Mar‘aş kayseri olan Cimcime'ye ve Mar‘aş ahâlîsine bir nâme yazup Esved ibn Mıkdâd ile nâmeyi Cimcime kaysere gönderdikde kırâ’at edüp "Evvel bir Allah, sânîyen Muhammed lev-lâk, sâlisen Çâr-yâr-ı güzîn nâmemiz vusûl buldukda evvelâ dîn-i mübîni kabûl edesiz, sânîyen kal‘ayı teslîm edesiz, sâlisen harâc kabûl edesiz" deyü nâmeyi bu gûne istimâ‘ etdiklerinde derhâl Mar‘aş kavmi şehri hâlî bırağup Şîr dağına firâr ederler. Mıkdâd ibn Esved bu hâli gördüği minvâl üzre Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Alî'ye i‘lâm etdikde cümle sahâbe-i kirâm bir yere cem‘ olup "Mar‘aş hâlî ve vîrân kala deyü bed-du‘â edüp yine Kudüs'e ve Medine'ye giderler. Ol sebebden eski Mar‘aş harâb olup ba‘dehû sene (---) târîhinde Alâüddevle Zülkadiriye ya‘nî Mar‘aş sâhibi olup bu Mar‘aş'ı imâr edüp müfîd ü muhtasar bu kal‘ayı bir vâdinin meyânında cebel-i Şîr dâmeninde Omzı-keçili nâm bir püşte üzre Mar‘aş kal‘asın binâ eder. Ba‘dehû Süleymân Şâh mücedded bu kal‘a binâ edüp içine er koyup eyâlet-i Mar‘aş'a mutasarrıf olduğu mukaddemen mastûr [u] mufassaldır. Ve cebel-i Şîr'den bu şehre 62a bir ayn-ı câriye revân olur. İsmine Bunarbaşı derler. Bir mesîregâh u teferrücgâh yerdir. Şehrin cümle erbâb-ı ma‘ârifi anda cilvelenirler. Ol şu şehre girüp sekiz aded âsiyâb-ı dakîk devrân etdirir. Ve şehir kıble cânibinde Elmalı köyü tarafından bir nehir dahi şehrin bâğçeleri içre cereyân ederek on altı göz değirman dahi döndürür. Bu yigirmi dört göz değirmân cümle vakıfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 61b–62a ·
metinde göster ·
Eyâlet-i Konya ve eyâlet-i Mar‘aş halkı ve niçe boy Türkmânları bu yaylada cilvelenüp birbirlerinden haberleri yokdur. Bu cebel-i âlîde olan nebâtât [u] giyâhât [u] ezhârât ahşâbât-ı işpeçar bir diyâr yaylağında yokdur. İllâ Erzurûm ensesinde Bingöl yaylasında bî-hadd u hasr haşîşât vardır. Ve niçe bin kaynak uyûn-ı câriyeler var kim her biri birer âb-ı hayâtdan nişân verir. Böyle bir kûh-ı vâsi‘dir. Hattâ sene 922 târîhinde Selîm Şâh-ı evvel İrân-zemîn şâhı Şâh İsmâ‘îl üzre sefere giderken Zülkadıriyye sâhibi Sultân Alâüddevle Mısır'da Sultân Gavrî tahrîkiyle bu Alâüddevle Âl-i Osmân askerinin ilerisin ve gerisin nehb [u] gâret etdükde Selîm Hân Sultân Gavrî'ye nâmeler gönderüp "Şu Alâüddevle'yi zabt edin memerr-i asâkir-i İslâm üzre rehzenlikler eder, hakkından gelin yohsa hakkından gelirim" deyü nâme gönderdikde Gavrî nâmeyi kırâ’at edüp nâmesinde "Hakkından gelmeğe kâdir isen gel" deyüp Selîm Hân'a nâme gönderir. Bir nâme dahi Alâüddevle'ye gönderüp "Göreyim seni Şâh İsmâ‘îl'e niçe imdâd edersin" dedikde Selîm Hân Çıldır sahrâsında Şâh İsmâ‘îl ile cenk ederken görse yigirmi bin kırmızı şâlvârlı Mısır silâhşörü pür-silâh cündi ve yigirmi bin Alâüddevle'nin Zülkadirli ve Mamaylı ve Pehlivânlı ve Yeni-elli Türkmân askeri ve şâh askeri, Selîm Şâh'ı askeriyle ortaya alup kıra kıra inhizâm sadedinde iken Cenâb-ı Bârî yârî kılup nesîm-i nusret Selîm Hân tarafına esüp cümle Mısrîleri ve Türkmâniyânları ve şâh askerin cümle dendan-ı tîğdan geçirüp Şâh İsmâ‘îl ancak yetmiş aded kimesne ile Âzerbâycân'a cân atup Selîm Hân şâh-ı İrân-zemînin yedi aded mîr-i mîrânlık yerlerin feth edüp der-i devlete geldi. Andan mezâhib-i erba‘a şeyhülislâmlardan fetvâ-yı habl-i metînler alup Mısır Sultânı Gavrî Kızılbaş'a imdâd etdiğiyçün üzerine sefer edüp Selîm Hân Kayseriyye'ye geldüği mahalde hâkim-i Mar‘aş Alâüddevle bu Göksun yaylasında yüz bin asker cem‘ edüp Selîm Hân'ın Mısır üzre gitmemesine âmâde olup gûnâ-gûn rahzenlikler ederken Selîm Hân vezîria‘zamı olan Tavâşî Sinân Paşa'yı ve vezîr Ayas Paşa'yı kırk bin asker ile Göksun yaylasına gönderüp Alâüddevle ile bir ceng-i perhâş [u] savaş etdiler kim Âl-i Osmân'ın on bir ceng-i azîminin biri dahi bu Göksun cengidir. Âhir bi-emri Hudâ Sinân Paşa mansûr [u] muzaffer olup Sultân Alâüddevle'yi yetmiş boy beğleriyle ve yetmiş aded ümerâlarıyla cümle katl edüp Selîm Hân'a kellelerin nâmeler ile Gavrî'ye gönderüp, "İşte haklarından geldim hâzır ol vaktına!" deyü haber gönderdikde yüz bin asker ile Merc-i Dâbik sahrâsında münhedim olup Mısır'a firâr eder. Hâlâ üstühân-ı Mısrîler vâdi-i Merc-i Dâbik'da püşte püşte yığılıdır ve Türkmân uzuvları Göksun yaylasında yığın yığındır kim hâlâ kabr-ı Alâüddevle ve yetmiş bin Türkmân bu Göksun'da medfûndur. Diller ile ta‘bîr ve kalemlerle tahrîr olunmaz. Vasıfdan müberrâ bir yaylağ-ı ra‘nâdır. Andan yine cânib-i garba (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 63a ·
metinde göster ·
gönderüp kendüsü Amasiyye'den dörd aded evlâdın alup yedi yüz müsellah askeri i …
Bâyezîd-i derdmend ü müstemend oğlu Orhân ile at başı beraber bakiyyetü's-seyf yedi yüz kimesne ile Amasiyye-i gâsiye deyüp cân atdı. Ol gice Kuduz Ferhâd-ı bed-nihâd ve Aka Seyfeddîn nâm bî-dîn ve niçe yüz bed-nâm u bed-asl u nâ-fercâm hâ’inler Şehzâde Bâyezîd'in ırkına girüp "Sana hâlâs Acem şâhına firâr etmeden gayri çâre yokdur" deyü iğvâlar edüp Şehzâde Bâyezîd babası Süleymân Hân'a bir nâme-i muhabbet-üslûb içinde "Benim şekâvetime sebeb Lala Mustafâ Paşa ve Rüstem Paşa mel‘ûnlar olmuşdur. Rûz-ı mahşerde hakkımdır, işte benim pederim pâdişâhım işte şâh-ı Aceme havfımdan firâr etdim" deyü Süleymân Hân'a nâmeyi gönderüp kendüsü Amasiyye'den dörd aded evlâdın alup yedi yüz müsellah askeri ile cemî‘i girân-bahâ âvân-ı cevâhirlerin alup Sivas üstünden Revân u İsfahân deyüp giderken Temerrüd Alî Paşa Sivas beğlerbeğisi iken şehzâde havfından Sivas kal‘asına kapandı ve mukaddemâ "Şehzâde Bâyezîd ol tarafa varırsa yol verme!" deyü emr-i şerîfler vârid olmuşdu ve Toykun Paşa birâderi Mustafâ Paşa Malâtiyye hâkimi idi ve niçe beğler ve paşalar Bâzeyîd Hân'ın ardına düşdüler ve başına zenbûr gibi üşdüler ve niçe yerde döğüşdüler, ammâ bir mîr-i mîrân şehzâdeye zafer bulamayup Sâ‘at Çukuru nâm mahalde hâlâ Şehzâde Bâyezîd'in kırdığı askerlerin mezârları ma‘lûmdur. Zîrâ şehzâde 77b Konya'da münhezim olup Amasiyye'den sonra on iki bin cân ve başdan geçmiş ölüm eri "Benem diger nîst!" diyen âdemler cem‘ eyleyüp azm-i İrân-zemîn etmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77a–77b ·
metinde göster ·
… izde olan Ekrâd-ı eşirrâlarınız zabt u rabt idesiz", deyü ricânâme tahrîr etdi.
Nâmeyi
hâkim-i Âmid kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmu oldukda bir nâme ile âdem gönderüp, " …
Bu Sultân (---)(---) evlâd-ı evlâda Diyârbekr'e mâlik-i mülk olup tâ Sultân Selîm-i Evvel asrında Diyârbekir hâkimi el-melikü'l-muzaffer Sultân (---)(---) idi. Selîm Hân Çıldır gazâsına giderken bu Diyârbekir Ekrâdları rehzenlik edüp cüyûş-ı müslimîne Kemâh ve Tercân ve Bâybûrd ve Çânhâ kal‘aları râhlarında hayli rahne verirler. Selîm Hân'a bu ahvâl-i pür-melâl mün‘akis olup fi'l-hâl Diyârbekir hâkimine bir muhabbetnâme ile dergâh-ı âlî kapucıbaşısın gönderüp nâme-i hümâyûnunda: "Benim karındaşım, lutf edüp taht-ı hükûmetinizde olan Ekrâd-ı eşirrâlarınız zabt u rabt idesiz", deyü ricânâme tahrîr etdi. Nâmeyi hâkim-i Âmid kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmu oldukda bir nâme ile âdem gönderüp, "Eğer Şâh İsmâ‘îl'den intikâm alabilirsen, menim dahi Diyârbekr'ümün iki yüz bin tüfeng-endâz Kürd'imden intikâm alasın" deyü nâmesi geldikde Selîm Hân eydür: "Elsinetü'l-halk aklamu'l-hakdır".. Diyârbekir hâkimi bize icâzet vermiş kim ‘Diyârbekrimün Ekrâdından intıkâm alasın’ demiş. Olmaya; illâ hayr", deyüp azm-i râh-ı gazâ-yı Çıldır edüp isti‘ânet-i Cenâb-ı Bârî yârı olup şâh-ı bed-fi‘âli münhedim edüp mansûr u muzaffer yine Erzurûm'a gelüp yüz bin asker-i İslâm'a Bıyıklı Mehemmed Paşa'yı serdâr-ı mu‘azzam edüp kat‘–ı menâzil ederek kal‘a-i Diyârbekr'i muhâsara edüp yetmiş gün neberd-i azîm edüp Dağkapusu ve Mardinkapusu câniblerinden tarabât-ı top-ı kûpdan rûy-ı dîvâr niçe yerden rahnedâr olup guzât-ı müslimîn yürüyüş sadedinde iken gördüler kim Mardin tarafından bir azîm asker gelir. Talî‘a-i askerden bir kaç âdem ileri ordu-yı İslâm'a gelüp mektûbları serdâr-ı mûma-ileyh Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya verüp kırâ’at etdikde serdâr safâsından raks edüp eydür: "Ey gâzîyân, Çıldır cenginde bize imdâda gelen Amâdiye hâkimi Monlâ İdrîs hazretleri kırk bin askerile yine imdâda gelirmiş. Ol nümâyân olan asker odur. Hemân gelüp ordu-yı İslâm'un bir tarafında meks etsinler", deyü fermân edüp ol ân asker-i Mollâ İdrîs gelüp emân vermeyüp meterise girerler. Bu hâli derûn-ı kal‘ada olan kavm-i Ekrâd görüp "Emân, ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyüp kal‘a-i Diyârbekr'i bâ-sulh vezir-i rûşen-zamîr Bıyıklı Mehemmed Paşa'ya verdiler, bâ-i‘ânet-i Monlâ İdrîs-i Amâdî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 199a ·
metinde göster ·
… e Harîr ü Ardalân vilâyetlerinden ve Hakkarî içinden Van'a tiz gel, dedi. Ve bu
nâmeyi
ve bu cevâhir eğerli atı ve bu yelegendez atı ve bu cevâhir hançer-i zülficâmı …
Ve dahi ol Rûmiyye hânı esfehü's-süfehâ olan Genc Alî Hân ile hüsn-i zindegâne edüp, "Bir gün mukaddem Pinyanişî'nin kırk bin koyunun tahsîl idesin. Zîrâ ben de yakında Van'dan ma‘zûl olup Âsitâne'ye giderim ve bu eğerli atı ve bu yelegendez atı hâna hedâyâ götürüp iltiyâmı elden koma ve elbette koyunları tahsîl etmeden gâfil olma ve Murtazâ Paşa karındaşımın karındaşın haps eden Dümbülî hânına bu atı ve bu mektûb-ı berâtı verüp elbette Murtezâ Paşa karındaşın halâs idesin ve bu cevâhirli kılıcı ve bu cevâhir hançeri ve cevâhir çârkâb tîrkeşi Murtezâ Paşa 285b oğlumuza hedâyâ götürüp bu mektûblarımızı teslîm eyle. Ammâ Bağdâd'da çok eğlenme. Hemân avdetde Şehrizol'dan ve Hak Ahmed kal‘asından ve Zâlim yaylasından ve Harîr ü Ardalân vilâyetlerinden ve Hakkarî içinden Van'a tiz gel, dedi. Ve bu nâmeyi ve bu cevâhir eğerli atı ve bu yelegendez atı ve bu cevâhir hançer-i zülficâmı Tebrîz hânı olan Kırçıl Kaytamaz Hân'a verüp ana cümleden ziyâde i‘zâz u ikrâm u iltiyâm eyle. Zîrâ bir müdebbir-i kâr-âzmûde İrân-zemîn şâhı vezîridir. Biz Bağdâd'da iken Kandehar seferine sipehsâlâr-ı ceyş oldu ve sonra hânlar hânı oldu ve şimdi ma‘zûl olup bizim gibi o da vezîria‘zamlıkdan ma‘zûl olup bize karşılık vilâyet-i Âzerbaycân-ı Tebrîz'de hânlar hânı oldu. Hatta bizim Bitlîs Hânı üzre hareket etdiğimizden diyâr-ı Acem'de hayli gulgule olup ihtirâz üzre oldular. Hân ile ceng etdiğimiz ahvâli ve sebeb-i cengi elbette sana su’âl ederler. Ayne'l-yakîn hâsıl etdiğin üzre takrîr eyle." deyü düstûr verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 285a–285b ·
metinde göster ·
… nyaniş kavmiyle mâbeynlerin sulh etmişim’, deyü bir nâme yazarım. Senin çaparın
nâmeyi
Alî Ağa'ya tapşırır. Alî Ağa da nâmemiz Güzelce Şâh'a gösterüp her tarafdan iş …
"Menim hânım, cânım. Şimdi hemân cümle sultânlar bu şehirde iken anlardan ve gayrı âdemlerden yigirmi bin koyunu {dahi} tahsîl edüp bugün mena teslîm edüp ve mena dahi ri‘âyet edüp ‘Kırk bin koyun tamâm olduğun ale'l-acele paşaya çapar ile huccetleri gönderem ve Tebrîz hânına dahi varak tahrîr edüp Genc Alî Hân'dan kırk bin {koyunu} tahsîl etmişem’ deyü i‘lâm ederim ve eğer murâd edinirseniz Şâh eşiğine giden Alî Ağa karındaşıma dahi ‘Kırk bin koyunu Alî Hân'dan alup teslîm etmişdir ve Pinyaniş kavmiyle mâbeynlerin sulh etmişim’, deyü bir nâme yazarım. Senin çaparın nâmeyi Alî Ağa'ya tapşırır. Alî Ağa da nâmemiz Güzelce Şâh'a gösterüp her tarafdan iş âsân-vech ile hâsıl olur. Hemân saded bâkî kalan yigirmi bin koyundadır, ve's-selâm." dediğimde hemân hân elim öpüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 292b ·
metinde göster ·
bî-bâk ü bî-pervâ kırâat edüp eydür, "Evliyâ akam! Van vezîri karındaşımız buyu …
Hemân Melek Ahmed Paşa efendimizin mektûbların verüp eline alup bûs edüp serine koyup "Aleykümüsselâm" deyüp nâmeyi bî-bâk ü bî-pervâ kırâat edüp eydür, "Evliyâ akam! Van vezîri karındaşımız buyurmuşlar kim eğer Rûmiyye hânının talavladığı kırk bin koyun tahsîl olup Evliyâ akaya teslîm olmazsa nakz-ı ahd İrân-zemîn tarafından olup biz dahi ana göre tedârik iderük deyüpdür. Pes Osmânlı tedâriki oldur kim bir alây urguncu askerdir, İrân-zemîn memleketin âlân u tâlâna gelirler! İşitmişsen hemî, Kebut bahtlı Hindîvâne kuhanlı Rûmiyye hânı çelebisi! Pes siz ne hayırmânde çelebisen kim kayser-zemîn hânlarından senin hakkına böyle şikâyetler gele. Men sana her bâr biti civermezmiydim ki ey sefîh mâder-i bahtây-ı nâdürüst ü celef zenî sakınasın kim intihâ-yı serhadsin, Osmânlıyla hüsn-i zindegâne edüp nîk-nâm kazanasın, deyü sana varak yazdım. Sen kim, şâh yanında menim ammilerim vardır, deyü mağrûr olup top u tüfengünle Osmânlı serhaddin urursun. Çünki cülâver ve dilâver fetâsın. Giresin Hind ile Kandehâr'da ceng idesin {yahûd} menim gibi şehr-i Gîlân'da Moskov kâfiri keştîleriyle ceng edesin. İşte Evliyâ akam, ol cengde hâzırım idi, henim şâhid-i âdilim idi." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 301b ·
metinde göster ·
… rdünüz. Elbette şer‘-i Muhammedî'yi ve kânûn-ı Şeyh Safî'yi icrâ etdirirsiz. Bu
nâmeyi
ve huccetleri güzelce şâha gönderüp bu fakîr nâ-murâd hânı âzâd eder. Mukaddemâ …
Hakîr eyitdim: "Hâşâ sümme hâşâ, siz hânım huccet-i şer‘iyyeleri gördünüz. Elbette şer‘-i Muhammedî'yi ve kânûn-ı Şeyh Safî'yi icrâ etdirirsiz. Bu nâmeyi ve huccetleri güzelce şâha gönderüp bu fakîr nâ-murâd hânı âzâd eder. Mukaddemâ siz dahi şâh eşiğindeki ağanıza gûsfendlerin tahsîl olduğun anlara ve sultânıma bildirmişdim." dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302a ·
metinde göster ·
… nu üzre kıyâm-ı kad tâm reftâr ile varup bî-bâk banın yed-i nâ-pâkine mektûb ve
nâmeyi
verüp, ban mektûbları eline aldıkda öpüp başına koyup ba‘dehû tilmaşlara, ya‘nî …
mazmûnu üzre kıyâm-ı kad tâm reftâr ile varup bî-bâk banın yed-i nâ-pâkine mektûb ve nâmeyi verüp, ban mektûbları eline aldıkda öpüp başına koyup ba‘dehû tilmaşlara, ya‘nî tercümânlara verüp terceme ederek okunup nâme tamâmında mefhûmu nâme anlanup eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161b ·
metinde göster ·
… anço Hüseyin Ağa ve Façatlı Ali Ağa Seykel'den gelüp, "Kâfir(in) itâ‘at etmeyüp
nâmeyi
pâre pâre edüp biz gücile halâs oldu[k]. Ve Kuta nâm Seykel boğazında bir dağda …
Kenâr-ı nehr-i Kokol: Andan yine kenâr-ı nehr-i Kokol: Bu mahalde Seykel vilâyetine elçilik ile giden Budinli Ömer Ağa ve Varatlı Panço Hüseyin Ağa ve Façatlı Ali Ağa Seykel'den gelüp, "Kâfir(in) itâ‘at etmeyüp nâmeyi pâre pâre edüp biz gücile halâs oldu[k]. Ve Kuta nâm Seykel boğazında bir dağdan bir dağa üç kat tabur-ı azîm eyleyüp içine yigirmi bin tüfeng-endâz kâfirler diksek" [deyü] elçiler haberin getirüp müşâvere-i azîm olup kral ve cemî‘i serhad a‘yânları Seykel vilâyetlerin harâb u yebâb etmeğe netîce-i kelâm verdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19b ·
metinde göster ·
… ladlı Hasan Ağa'ya verüp ol dahi Pojon kal‘ası üzre çâsârın Beç kal‘asına varup
nâmeyi
krala verüp ol dahi "Sem‘an ve tâ‘a" deyü Sadrıa‘zama üç günde mektûbları gelüp …
"Baş üstüne pâdişâh-ı Rûm ne ki murâd edindi dahi ziyâde harâc ve dahi ziyâde hudûd verelim, hemân dostluk edelim" deyüp gelen nâme Cânpoladlı Hasan Ağa'ya verüp ol dahi Pojon kal‘ası üzre çâsârın Beç kal‘asına varup nâmeyi krala verüp ol dahi "Sem‘an ve tâ‘a" deyü Sadrıa‘zama üç günde mektûbları gelüp Sadrıa‘zam şâd [u] handân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 30a ·
metinde göster ·
sol tarafında olan cümle ümerâlarına ve papasları ve iş erlerine ve cümle erbâb …
Andan kral nâmeyi sol tarafında olan cümle ümerâlarına ve papasları ve iş erlerine ve cümle erbâb-ı dîvânlara gösterince anlar dahi başların açup ser ber-zemîn edüp somurdanup "Marya Kot" deyü du‘âlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
dîvânhânenin sağ tarafı köşesinde bir âlî maksûrecik üzre nâmeyi anasına göster …
Andan nâmeyi dîvânhânenin sağ tarafı köşesinde bir âlî maksûrecik üzre nâmeyi anasına gösterüp anası dahi ayak üzre kalkup ellerin ve kolların ve boynu ve belin eğerek hamd edüp du‘âlar etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
Andan nâmeyi dîvânhânenin sağ tarafı köşesinde bir âlî maksûrecik üzre
nâmeyi
anasına gösterüp anası dahi ayak üzre kalkup ellerin ve kolların ve boynu ve be …
Andan nâmeyi dîvânhânenin sağ tarafı köşesinde bir âlî maksûrecik üzre nâmeyi anasına gösterüp anası dahi ayak üzre kalkup ellerin ve kolların ve boynu ve belin eğerek hamd edüp du‘âlar etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
Evvel ve âhir Maskov krallarına tâbi‘ elli bin kadar küffâr-ı Kazak'dır. Hân bunlara nâme ile bir elçi gönderüp nâmeyi kırâ’at etmeden kabûl etmeyüp "Hân bildiğinden kalmasın" deyü elçimizi kovdular. Derhâl Hân dahi Özü nehrin âsân vech ile ubûr edüp yıldız cânibine Berabaş Kazağı vilâyetin alan u tâlân ederek becenelerinde olan kâfirleri esîr ederek cânib-i garba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 111b ·
metinde göster ·
bûs edüp Hüseyin Paşa kendü eliyle bir semmûr kürk ve üzerine zer-ender-zer hil …
"Emir sultânımındır" deyüp derhâl bir hil‘at-i fâhire ve bir semmûr kürk ile nâme ve hatt-ı şerîfi alup yetmiş seksen mikdârı asker ile şerîf Sa‘d'ın hânesine varup cemî‘i şürefâları da‘vet edüp cümlenin huzûrunda nâme-i pâdişâhîyi ve mektûb-ı vezîr-i a‘zamı verüp kırâ’at olundukda şerîf Sa‘d nâmeyi bûs edüp Hüseyin Paşa kendü eliyle bir semmûr kürk ve üzerine zer-ender-zer hil‘at-i fâhire geydirüp ibtidâ paşa bî‘at etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y313b ·
metinde göster ·
Hazret-i Ömer tarafına gönderüp beri tarafda Amr ibnü'l-Âs "Mütevekkilen alallâ …
"Yâ Amr! Bu Arîş arz-ı Mısır'ın iki menzil dâhilindedir" deyü şehâdet edince Hazret-i Ömer'e nâmeler tahrîr edüp heccânlar ile nâmeyi Hazret-i Ömer tarafına gönderüp beri tarafda Amr ibnü'l-Âs "Mütevekkilen alallâh" deyüp Mısır üzre müteveccih oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y15a ·
metinde göster ·
Ömer ibnü'l-Hattâb Nîl-i Mısır'a göndermişdir. Ey Nîl! Eğer senin taşduğın kend …
Ma‘nâsı: Bu nâmeyi Ömer ibnü'l-Hattâb Nîl-i Mısır'a göndermişdir. Ey Nîl! Eğer senin taşduğın kendü kuvvet [ü] kudretinle ise taşma, geçdik, bizim sana Y 148a ihtiyâcımız yokdur. Ve eğer taşduğun Hak sübhânehu ve ta‘âlânın kudretiyle ise tîz taş" demekdir. Ve bu kelâmlardan sonra, âyet[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y147b–Y148a ·
metinde göster ·